TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
S.S.A. BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2013/2355)
Karar Tarihi: 7/11/2013
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Serruh KALELİ
Üyeler
:
Mehmet ERTEN
Zehra Ayla PERKTAŞ
Erdal TERCAN
Zühtü ARSLAN
Raportör
:
Şebnem NEBİOĞLU ÖNER
Başvurucu
:
S. S. A.
Vekili
:
Av. Cemalettin MUTLU
I. BAŞVURUNUNKONUSU
1. Başvurucu, hakkında birtakımbasın yayın organlarında çıkan haber ve yayınlar nedeniyle, ilgililer hakkındayaptığı şikâyet neticesinde kovuşturmaya yer olmadığına karar verildiğinibelirterek, Anayasa’nın 15., 17., 19., 20., 21. 22.,26., 36. ve 40. maddelerinde tanımlanan haklarının ihlal edildiğini ilerisürmüştür.
II. BAŞVURUSÜRECİ
2. Başvuru, 1/4/2013tarihinde İstanbul 13. Asliye Hukuk Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Dilekçeve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinde Komisyona sunulmasına engelbir eksikliğin bulunmadığı tespit edilmiştir.
3. Birinci Bölüm ÜçüncüKomisyonunca 10/7/2013 tarihinde, Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 33. maddesinin (3) numaralı fıkrası uyarınca,kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına, dosyanın Bölümegönderilmesine karar verilmiştir.
III. OLAY VEOLGULAR
A. Olaylar
4. Başvuru dilekçesindekiilgili olaylar özetle şöyledir:
5. Başvurucu vekili tarafındanİstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına (12/4/1991 tarih ve 3713 sayılı TerörleMücadele Kanunu 10. madde ile görevli) verilen 11/9/2012 tarihli dilekçe ile, başvurucunun İstanbul Terörle Mücadele Şube MüdürYardımcılığına atanmasının akabinde Akşam gazetesinin internet sitesindebaşvurucu hakkında “terör artık işkencecipolise emanet”, “davalar rütbealmaya engel değil” gibi başlıklar taşıyan haberler yayınlandığı,haber içeriklerinde başvurucunun kimliğinin açıklandığı belirtilerek, ilgililerhakkında 3713 sayılı Kanun’un 6. maddesi uyarınca işlem yapılması talepedilmiştir.
6. İstanbul CumhuriyetBaşsavcılığınca 17/10/2012 tarih ve 2012/1883soruşturma numaralı evrak kapsamında ek kovuşturmaya yer olmadığına kararverilmiş, hakaret ve iftira suçları yönünden görevsizlik kararı verilerek dosyaBakırköy Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmiştir.
7. Başvurucu tarafından, ek kovuşturmayayer olmadığına dair verilen karar aleyhine yapılan itiraz, Bursa 6. Ağır CezaMahkemesinin 31/1/2013 tarih ve 2013/127 Değişik İşsayılı kararı ile kesin olarak reddedilmiştir.
8. İtirazın reddine dair karar 7/3/2013 tarihinde başvurucu vekiline tebliğ edilmiştir.
B. İlgiliHukuk
9. 3713 sayılı Kanun’un “Açıklama ve yayınlama” başlıklı 6. maddesişöyledir:
“İsim ve kimlik belirterek veya belirtmeyerek kime yönelikolduğunun anlaşılmasını sağlayacak surette kişilere karşı terör örgütleritarafından suç işleneceğini veya terörle mücadelede görev almış kamugörevlilerinin hüviyetlerini açıklayanlar veya yayınlayanlar veya bu yollakişileri hedef gösterenler bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ilecezalandırılır.
Terör örgütlerinin; cebir, şiddet veya tehdit içerenyöntemlerini meşru gösteren veya öven ya da bu yöntemlere başvurmayı teşvikeden bildiri veya açıklamalarını basanlar veya yayınlayanlar bir yıldan üç yılakadar hapis cezası ile cezalandırılır.
Bu Kanunun 14 üncü maddesine aykırı olarak muhbirlerinhüviyetlerini açıklayanlar veya yayınlayanlar bir yıldan üç yıla kadar hapiscezası ile cezalandırılır.
Yukarıdaki fıkralarda belirtilen fiillerin basın ve yayınyoluyla işlenmesi hâlinde, basın ve yayın organlarının suçun işlenişine iştiraketmemiş olan yayın sorumluları hakkında da bin günden beşbingüne kadar adlî para cezasına hükmolunur.”
IV. İNCELEME VEGEREKÇE
10. Mahkemenin 7/11/2013 tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun1/4/2013 tarih ve 2013/2355 numaralı bireysel başvurusu incelenip gereğidüşünüldü:
A. Başvurucununİddiaları
11. Başvurucu, Akşam gazetesininbasılı nüshalarında ve internet sitesinde kendisinin temel haklarını ihlal edernitelikte haber ve köşe yazıları yayınlandığını, belirtilen haberlerle ilgiliolarak yaptığı şikâyet sonucunda eksik incelemeye ve hatalı değerlendirmeyedayalı olarak şüpheliler hakkında kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildiğini,hakkındaki haberlerin “işkenceci”,“tecavüzcü” gibi ifadelerle vekışkırtıcı bir üslupla kamuoyuna sunulduğunu, yapılan yayın ve 3713 sayılıKanun’un 6. maddesinin etkin şekilde uygulanmaması nedeniyle kimliğinin ifşaedildiğini ve bu sebeple terör örgütlerinin açık hedefi haline geldiğinibelirterek, Anayasa’nın 15., 17., 19., 20., 21. 22.,26., 36. ve 40. maddelerinde tanımlanan haklarının ihlal edildiğini ilerisürmüştür.
B. Değerlendirme
1. Anayasa’nın 36. Maddesi Yönünden
12. Başvurucu, hakkındayayınlanan haberlerle ilgili olarak yaptığı şikâyet sonucunda eksik incelemeyeve hatalı değerlendirmeye dayalı olarak şüpheliler hakkında kovuşturmaya yerolmadığına dair karar verildiğini belirterek, Anayasa’nın 36. maddesindetanımlanan hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
13. Anayasa’nın 148. maddesininüçüncü fıkrası şöyledir:
“Herkes, Anayasada güvence altına alınmış temel hak veözgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamındaki herhangi birininkamu gücü tarafından, ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesinebaşvurabilir. Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun yollarının tüketilmişolması şarttır.”
14. 30/11/2011 tarih ve 6216 sayılıAnayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un, “Bireysel başvuru hakkı” kenar başlıklı 45.maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:
“Herkes, Anayasada güvence altına alınmış temel hak veözgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve buna ek Türkiye’nin tarafolduğu protokoller kapsamındaki herhangi birinin kamu gücü tarafından, ihlaledildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvurabilir.”
15. Anılan Anayasa ve Kanunhükmüne göre, Anayasa Mahkemesine yapılan bir bireysel başvurunun esasınınincelenebilmesi için, kamu gücü tarafından müdahale edildiği iddia edilenhakkın Anayasa’da güvence altına alınmış olmasının yanı sıra Avrupa İnsanHakları Sözleşmesi (AİHS) ve Türkiye’nin taraf olduğu ek protokollerininkapsamına da girmesi gerekir. Bir başka ifadeyle, Anayasa ve AİHS’nin ortakkoruma alanı dışında kalan bir hak ihlali iddiasını içeren başvurunun kabuledilebilir olduğuna karar verilmesi mümkün değildir (B. No: 2012/1049, 26/3/2013, § 18).
16. Anayasa’nın “Hak aramahürriyeti” kenar başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
“Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmaksuretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ileadil yargılanma hakkına sahiptir.”
17. AİHS’nin “Adilyargılanma hakkı” kenar başlıklı 6. maddesinin ilgili kısmışöyledir:
“Herkes medeni hak ve yükümlülükleri ileilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalarkonusunda karar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkemetarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarakgörülmesini istemek hakkına sahiptir. ….”
18. Anayasa’nın 36. maddesininbirinci fıkrasında herkesin meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyleyargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanmahakkına sahip olduğu belirtilmiştir. Anayasa’da adil yargılanma hakkınınkapsamı düzenlenmediğinden bu hakkın kapsam ve içeriğinin, Sözleşme’nin “Adil yargılanma hakkı” kenar başlıklı 6.maddesi çerçevesinde belirlenmesi gerekir (B. No: 2012/13, 2/7/2013,§ 38).
19. Sözleşme’nin adil yargılanmahakkını düzenleyen 6. maddesinde adil yargılanmaya ilişkin hak ve ilkelerin “medeni hak ve yükümlülükler ile ilgiliuyuşmazlıkların” ve bir “suçisnadının” esasının karara bağlanması esnasında geçerli olduğubelirtilerek hakkın kapsamı bu konularla sınırlandırılmıştır. Bu ifadeden, hakarama hürriyetinin ihlal edildiği gerekçesiyle bireysel başvuruda bulunabilmekiçin, başvurucunun ya medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili bir uyuşmazlığıntarafı olması ya da başvurucuya yönelik bir suç isnadı hakkında karar verilmişolması gerektiği anlaşılmaktadır (B. No: 2012/917, 16/4/2013,§ 21).
20. Avrupa İnsan HaklarıMahkemesi (AİHM) içtihatlarına göre, Sözleşme’nin 6. maddesinin (1) numaralıfıkrası ceza davasına katılan tarafın şikâyeti için uygulanabilmekle beraber(Bkz. Perez/Fransa, B. No: 47287/99, 12/2/2004, § 70-71), sırf sanığın cezalandırılması isteği veşahsi öç alma saikiyle şikâyette bulunulması durumu,Sözleşme’nin 6. maddesinin koruma alanı dışında kalmaktadır (Bkz. Sigalas/Yunanistan, B. No: 19754/02, 22/09/2005,§ 29). Böyle bir hakkın koruma alanına girilebilmesi için ceza davasında medenihak talebine imkân veren bir sistemin benimsenmiş veya ceza davası sonucundaverilen kararın hukuk davası açısından etkili ya da bağlayıcı olmasıgerekmektedir.
21. Hukuk sistemimiz açısından, 4/12/2004 tarih ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nunyürürlüğe girmesi ile ceza muhakemesinde şahsi hak iddiasında bulunma imkânıortadan kalkmış olup, başvurucunun ceza muhakemesi sürecinde medeni haklarınıileri sürme imkânı bulunmamaktadır. Ayrıca somut olayda başvurucunun isteğininüçüncü kişinin cezalandırılmasıyla sınırlı olduğu, verilen kovuşturmaya yer olmadığınadair kararın etkilerinin ceza muhakemesi süreci ile sınırlı olduğu vebaşvurucunun iddiaları göz önünde bulundurulduğunda hukuk yargılaması açısındanbağlayıcı bir etkisi bulunmadığı anlaşılmaktadır.
22. Açıklanan nedenlerle,Anayasa’nın 36. maddesine dayanan ihlal iddiasının konusunun, Anayasa’dagüvence altına alınmış ve AİHS kapsamında yer alan temel hak ve özgürlüklerinkoruma alanı dışında kaldığı anlaşılmakla, başvurunun bu kısmının, diğer kabuledilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin “konu bakımından yetkisizlik” nedeniyle kabul edilemezolduğuna karar verilmesi gerekir.
2. Anayasa’nın 17. Maddesi Yönünden
23. Başvurucu, Akşam gazetesininbasılı nüshalarında ve internet sitesinde kendisi hakkında “işkenceci” ve “tecavüzcü” gibi ifadelerle yayınlanan haberler nedeniyleAnayasa’nın 17. ve 20. maddelerinde tanımlanan haklarının ihlal edildiğiniileri sürmüş olmakla beraber, belirtilen ihlal iddiasının mahiyeti gereğisadece Anayasa’nın 17. maddesi açısından değerlendirme yapılması uygungörülmüştür.
24. Anayasa’nın 148. maddesininüçüncü fıkrası şöyledir:
“Herkes, Anayasada güvence altına alınmış temel hak veözgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamındaki herhangi birininkamu gücü tarafından, ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesinebaşvurabilir. Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun yollarının tüketilmişolması şarttır.”
25. 6216 sayılı Kanun’un, “Bireysel başvuru hakkı” kenar başlıklı 45.maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:
“İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmaliçin kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının tamamının bireyselbaşvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir”
26. Anayasa’nın 17. maddesininbirinci fıkrası şöyledir:
“Herkes, yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma vegeliştirme hakkına sahiptir.”
27. Anayasa’nın 148. maddesininüçüncü fıkrası ile 6216 sayılı Kanun’un 45. maddesinin (2) numaralı fıkrasında,bireysel başvuruda bulunulmadan önce, ihlal iddiasının dayanağı olan işlem,eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş olan idari ve yargısal başvuruyollarının tamamının tüketilmiş olması gerektiği belirtilmiştir. Temel hakihlallerini öncelikle derece mahkemelerinin gidermekle yükümlü olması, kanun yollarınıntüketilmesi koşulunu zorunlu kılar (B. No: 2012/1027, 12/2/2013,§ 19-20; B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 26).
28. Ancak belirtilen hükümlerdeyer verilen olağan başvuru yolları ibaresinin, başvurucunun şikâyetleriaçısından makul bir başarı şansı sunabilecek ve bir çözüm sağlayabileceknitelikte, kullanılabilir ve etkili başvuru yolları olarak anlaşılmasıgerekmektedir. Ayrıca, başvuru yollarını tüketme kuralı ne kesin ne şeklîolarak uygulanabilir bir kural olup, bu kurala uygunluğun denetlenmesinde somutbaşvurunun koşullarının dikkate alınması esastır. Bu anlamda, yalnızca hukuksisteminde bir takım başvuru yollarının varlığının değil, aynı zamanda bunlarınuygulama şartları ile başvurucunun kişisel koşullarının gerçekçi bir biçimdeele alınması gerekmektedir. Bu nedenle başvurucunun, kendisinden başvuruyollarının tüketilmesi noktasında beklenebilecek her şeyi yerine getiripgetirmediğinin başvurunun özellikleri dikkate alınarak incelenmesi gerekir(Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. İlhan/Türkiye, 22277/93, 27/7/2000, § 56-64).
29. Bireyin şeref ve itibarı,Anayasa’nın 17. maddesinde yer alan “manevivarlık” kapsamında yer almaktadır. Devlet, bireyin manevi varlığınınbir parçası olan şeref ve itibara keyfi olarak müdahale etmemek ve üçüncükişilerin saldırılarını önlemekle yükümlüdür. Ancak Devletin, bireylerin maddive manevi varlığına yönelik olarak üçüncü kişilerce yapılan müdahalelere karşıetkili mekanizmalar kurma çerçevesindeki pozitif yükümlülüğü, mutlaka cezaisoruşturma ve kovuşturma yapılmasını gerekli kılmaz. Üçüncü kişilerin haksızmüdahalelerine karşı bireyin korunması hukuk muhakemesi yoluyla da mümkündür.Nitekim üçüncü kişilerce şeref ve itibara yapılan müdahaleler için ülkemizdehem cezai hem de hukuki koruma öngörülmüştür. Hakaret ceza hukuku anlamındasuç, özel hukuk anlamında ise haksız fiil olarak nitelendirilmekte ve tazminatdavasına konu edilebilmektedir. Dolayısıyla bir bireyin, üçüncü kişilerce şerefve itibarına müdahale edildiği iddiasıyla, hukuk davası yoluyla da bir giderimsağlaması mümkündür (B. No: 2013/1123, 2/10/2013, §35.)
30. Bir ihlal iddiasına ilişkinolarak başvurulabilecek birden fazla etkili başvuru yolunun bulunmasıdurumunda, kural olarak başvurucunun aynı amacı taşıyan başvuru yollarınıntamamının tüketilmesi beklenemez (Benzer yöndeki AİHM kararları için bkz. Kozacıoğlu/Türkiye, B. No: 2334/03, 19/2/2009, §40; Jasinskis/Letonya, B. No: 45744/08, 21/12/2010, § 50 ve 53-54).
31. Ancak hukuka veya sözleşmeyeaykırı bir fiil nedeniyle başkasına verilmiş olan zararın tazmin edilmesiyükümlülüğünü ifade eden hukuki sorumluluk, ceza hukuku alanında suç diyeadlandırılan insan davranışına göre daha geniş bir hukuka aykırı davranışgrubunu kapsamakta olup, bir eylemin suç teşkil edebilmesi için ilgili kanundaaçıkça tanımlanması gerekirken haksız fiil için böyle bir sınırlamaya yerverilmemesi, ceza hukuku alanında taksire dayalı sorumluluğun istisnai niteliktaşımasına rağmen, kasten veya taksirle başkalarına verilen zararın hukukisorumluluk kapsamında giderim imkânının daha fazla olması, ceza hukuku alanındaobjektif sorumluluğa yer verilmezken hukuki sorumluluk alanında objektifsorumluluk esasının da etkin şekilde uygulanması, hukuki sorumluluk alanındaaynı maddi vakıalar çerçevesinde daha düşük bir ispat standardı kullanılarakkişisel sorumluluğun söz konusu olabilmesi, hukuk sistemimizde cezamuhakemesinde şahsi hak iddiasında bulunma imkânı ortadan kaldırılırken, hukukisorumluluk alanındaki tazmin yükümlülüğünün asıl gayesinin zarar göreninzararının telafi edilmesi olduğu nazara alındığında, özellikle somut başvuruyakonu ihlal iddiasına yönelik uyuşmazlıklar açısından, hukuki tazmin yolunundaha yüksek başarı şansı sunabilecek, kullanılabilir ve etkili bir başvuru yoluolduğu anlaşılmaktadır.
32. Diğer taraftan bireyin şeref ve itibarınayönelik hakaret içerikli söylemlerden kaynaklanan zararların Devletin pozitif yükümlülükleri çerçevesinde giderimineilişkin olarak Avrupa Konseyi ve Birleşmiş Milletlerin karar organlarınınhakaretin suç olmaktan çıkarılarak özel hukuk alanında yaptırıma tabitutulmasını tavsiye eden birçok kararı bulunmaktadır (B.No:2013/1123, 2/10/2013, § 37-39).
33. Başvuruya konu olayda,başvurucu tarafından, hakkında birtakım basın yayın organlarında yayınlananhaberler nedeniyle ilgililer hakkında 3713 sayılı Kanun’un 6. maddesi uyarıncaişlem yapılması talebiyle şikâyette bulunulduğu, yürütülen soruşturma sonucundailgililer hakkında bu suç yönünden kovuşturmaya yer olmadığına karar verildiği,hakaret ve iftira suçları yönünden görevsizlik kararı verilerek dosyanınBakırköy Cumhuriyet Başsavcılığına gönderildiği, ancak başvurucu tarafındansomut başvuru açısından daha etkili bir giderim yolu olan hukuk davası açma yolunagidilmediği anlaşılmaktadır.
34. Yukarıda yer verilentespitler çerçevesinde, üçüncü kişilerce şeref ve itibara yapılan müdahalelerile ilgili olarak bir taraftan hakaret ve iftira suçları yönünden görevsizlikkararı verilerek dosyanın Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığına gönderildiği, yanibu suçlar yönünden ceza soruşturmasının devam ettiği, diğer taraftan başvurucutarafından yalnızca ceza muhakemesi yoluna başvurulmuş olduğu nazaraalındığında, Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek için tümbaşvuru yollarının tüketilmesi koşulunun yerine getirildiği söylenemez.
35. Açıklanan nedenlerle,başvurucu tarafından üçüncü kişilerce şeref ve itibara karşı yapılanmüdahaleler ile ilgili olarak yalnızca ceza muhakemesi yoluna başvurulduğu vesomut başvuru açısından daha etkili bir giderim yolu olan hukuk davası açmaimkânı kullanılmaksızın bireysel başvuruda bulunulduğu anlaşıldığından, başvurununbu kısmının “başvuru yollarınıntüketilmemesi” nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesigerekir.
3. Diğer İhlal İddiaları Yönünden
36. Başvurucu ayrıca hakkındayapılan yayınlar nedeniyle, Anayasa’nın 15., 19., 21.22., 26. ve 40. maddelerinde tanımlanan haklarının ihlal edildiğini ilerisürmüştür.
37. 6216 sayılı Kanun’un, “Bireysel başvuruların kabul edilebilirlik şartları veincelenmesi” kenar başlıklı 48. maddesinin (2) numaralı fıkrasışöyledir:
“Mahkeme, Anayasanın uygulanması ve yorumlanması veya temelhakların kapsamının ve sınırlarının belirlenmesi açısından önem taşımayan vebaşvurucunun önemli bir zarara uğramadığı başvurular ile açıkça dayanaktanyoksun başvuruların kabul edilemezliğine karar verebilir.”
38. Başvuruya konu ihlaliddiasıyla ilgili deliller sunarak olaya ilişkin iddialarını ve hangi Anayasahükmünün ihlal edildiğine ilişkin açıklamalarda bulunmak suretiyle hukukiiddialarını kanıtlama yükümlülüğü başvurucuya ait olmasına rağmen, başvurucutarafından soyut şekilde birtakım Anayasa hükümlerine atıfta bulunulmak vebaşvuruya konu yayın organı dışındaki bir dergiye ait birtakım yayın nüshalarısunulmakla birlikte, belirtilen hükümlerin nasıl ihlal edildiğine ilişkin biraçıklama ve özellikle ihlal iddiasına konu yayın nedeniyle yaşam hakkınıntehlikeye girdiğine dair kanıtlamada bulunulmadığı anlaşıldığından, başvurununbu kısmının diğer kabul edilebilirlik şartları yönünden incelenmeksizin “açıkça dayanaktan yoksun olması” nedeniylekabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
V. HÜKÜM
A. Başvurucunun;
1. Anayasa’nın 36. maddesinin ihlal edildiğine yönelikiddiasının “konubakımından yetkisizlik”,
2. Anayasa’nın 17. maddesinin ihlal edildiğine yönelikiddiasının “başvuru yollarının tüketilmemesi”,
3. Anayasa’nın 15., 19., 21., 22., 26.ve 40. maddelerinin ihlal edildiğine yönelik iddialarının “açıkça dayanaktan yoksun olması”,
nedenleriyle KABULEDİLEMEZ OLDUĞUNA,
B. Başvurucunun, kamuya açık belgelerde kimliğinin gizli tutulmasıyönündeki talebinin kabulüne,
C. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde bırakılmasına,
7/11/2013 tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar verildi.