TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
S.S.TEOS TATİL KÖYÜ ALTYAPI KOOPERATİFİ BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2017/20651)
Karar Tarihi: 21/10/2020
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Kadir ÖZKAYA
Üyeler
:
M. Emin KUZ
Rıdvan GÜLEÇ
Yıldız SEFERİNOĞLU
Basri BAĞCI
Raportör
:
Eren Can BENAKAY
Başvurucu
:
S.S. Teos Tatil Köyü Altyapı Kooperatifi
Vekili
:
Av. Tuncay AKINCI
I. BAŞVURUNUNKONUSU
1. Başvuru, taşınmazın kadastro mahkemesince tespitharici bırakılması dolayısıyla uğranılan zararın tazmin edilmesi istemiyleaçılan davanın zamanaşımı gerekçesiyle reddedilmesi nedeniyle mahkemeye erişimhakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
II. BAŞVURUSÜRECİ
2. Başvuru 12/4/2017 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yöndenyapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlikincelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabuledilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için AdaletBakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüş bildirmemiştir.
III. OLAY VEOLGULAR
7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle veUlusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) üzerinden erişilen bilgi ve belgelerçerçevesinde olaylar özetle şöyledir:
8. İzmir'in Urla ilçesi Yağcılar köyü Yukarı Demircili veÖmerali mevkii 512 parsel numaralı 14.880 m² yüz ölçümlü ve arsa niteliğindekitaşınmaz, O.Y. adına kayıtlı iken 5/12/1970 tarihinde başvurucu Sınırlı SorumluTeos Tatil Köyü Alt Yapı Kooperatifi (başvurucu) tarafından satın alınmıştır.
9. Başvurucuya ait Aralık 1970 tarihli ve 7 sıra numaralıtapu kaydı kadastro sırasında revizyon görerek 392 parsel olarak başvurucuadına tahdit ve tespiti yapılmıştır. Kadastro tespitine itiraz üzerine UrlaKadastro Mahkemesinin 13/5/1982 tarihli kararıyla taşınmaz sahil şeridindeolması nedeniyle tespit harici bırakılmıştır. Karar 17/8/1983 tarihindekesinleşmiştir.
10. Başvurucu, taşınmazın kadastro mahkemesince tespitharici bırakılmasına karar verildiğini belirterek mülkiyet kaybı nedeniylefazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile 20.000 TL tazminatın tahsilinekarar verilmesi istemiyle 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk MedeniKanunu'nun 1007. maddesi uyarınca 27/5/2011 tarihinde tazminat davası açmıştır.
11. Urla Asliye Hukuk Mahkemesi 10/4/2014 tarihindedavayı kabul etmiştir. Mahkeme kararında, mülkiyet hakkı ve tapu kütüğüne güvenilkesi gereği bu tür davalarda zamanaşımı ve hak düşürücü süreninuygulanamayacağı belirtilmiş; başvurucunun mülkiyet hakkından mahrumbırakıldığına, bu hakla kamu yararı arasında makul ve adaletli bir oran kurmak gerektiğineişaret edilmiştir.
12. Temyiz edilen karar Yargıtay 20. Hukuk Dairesince(Daire) 17/11/2015 tarihinde bozulmuştur. Kararın gerekçesinde özetle;
i. Taşınmazın Urla Kadastro Mahkemesinin 13/5/1982tarihli ve E.1978/41, K.1982/89 sayılı ilamıyla tespit harici bırakılmasınakarar verildiği belirtilmiştir.
ii. 4721 sayılı Kanun'un 1007. maddesine dayanılarakaçılan davalar için 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Borçlar Kanunu'nun 146.maddesindeki (22/4/1926 tarihli ve 818 sayılı mülga Borçlar Kanunu'nun 125.maddesi) on yıllık genel zamanaşımı süresinin uygulanacağı, Urla KadastroMahkemesinin 13/5/1982 tarihli kararının 17/8/1983 tarihinde kesinleştiğindenon yıllık zamanaşımı süresinin dolduğu ifade edilmiştir.
13. Karar düzeltme istemi Daire tarafından 4/5/2016tarihinde reddedilmiştir.
14. Mahkeme, bozma kararına uymuş ve 16/12/2016 tarihindedavayı zamanaşımından reddetmiştir. Kararın gerekçesinde 17/8/1983 tarihindenbaşlayarak on yıllık zamanaşımı süresinin dolduğu üzerinde durulmuştur.
15. Kararın temyizi üzerine Dairenin 13/6/2017 tarihlikararı ile hüküm onanmıştır.
16. Karar düzeltme talebi Daire tarafından 28/6/2018tarihinde reddedilmiştir.
17. Nihai karar 13/7/2018 tarihinde tebliğ edilmiştir.
18. Başvurucu 12/4/2017 tarihinde bireysel başvurudabulunmuştur.
IV. İLGİLİHUKUK
19. İlgili hukuk için bkz. Yaşar Çoban [GK], B.No: 2014/6673, 25/7/2017, §§ 37-47.
V. İNCELEME VE GEREKÇE
20. Mahkemenin 21/10/2020 tarihinde yapmış olduğutoplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucunun İddiaları
21. Başvurucu; Kadastro Mahkemesince taşınmazının haksızbir şekilde tescil harici bırakıldığını, parsel numarasının değiştirildiğini veyüz ölçümünün düşürüldüğünü ileri sürmüştür. Başvurucu; Yargıtay HGK'nın18/11/2009 tarihli kararı gözönünde bulundurularak açmış olduğu davasındazamanaşımı süresinin 18/11/2009 tarihinden itibaren başlatılması gerektiğini,açmış olduğu davasının zamanaşımı nedeniyle reddedildiğini belirtmiştir. Sonuçolarak başvurucu, mahkemeye erişim hakkının ve mülkiyet hakkının ihlaledildiğini ileri sürmüştür.
B. Değerlendirme
22. Başvuru konusu ile ilgili ilkeler daha önce AnayasaMahkemesi tarafından 25/7/2017 tarihli kararda ortaya konulmuştur (YaşarÇoban, §§ 54-75). Başvurucu, mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ilerisürmüşse de bütün şikâyetleri adil yargılanma hakkı kapsamında mahkemeye erişimhakkı yönünden incelenmiştir.
1. Kabul Edilebilirlik Yönünden
23. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabuledilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığıanlaşılan mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabuledilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
2. Esas Yönünden
a. HakkınKapsamı ve Müdahalenin Varlığı
24. Anayasa'nın 36. maddesinin birinci fıkrasındaherkesin yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddiada bulunma vesavunma hakkına sahip olduğu belirtilmiştir. Dolayısıyla mahkemeye erişimhakkı, Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan hak arama özgürlüğününbir unsurudur. Diğer yandan Anayasa'nın 36. maddesine adil yargılanmaibaresinin eklenmesine ilişkin gerekçede, Türkiye'nin taraf olduğu uluslararasısözleşmelerle de güvence altına alınan adil yargılanma hakkının madde metninedâhil edildiği vurgulanmıştır. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ni (Sözleşme)yorumlayan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Sözleşme'nin 6. maddesinin(1) numaralı fıkrasının mahkemeye erişim hakkını içerdiğini belirtmektedir (ÖzbakımÖzel Sağlık Hiz. İnş. Tur. San. ve Tic. Ltd. Şti., B. No: 2014/13156,20/4/2017, § 34).
25. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan hakarama özgürlüğü, bir temel hak olmanın yanında diğer temel hak veözgürlüklerden gereken şekilde yararlanılmayı ve bunların korunmasını sağlayanen etkili güvencelerden biridir. Bu bakımdan davanın bir mahkeme tarafındangörülebilmesi ve kişinin adil yargılanma hakkı kapsamına giren güvencelerdenfaydalanabilmesi için ilk olarak kişiye iddialarını ortaya koyma imkânınıntanınması gerekir. Diğer bir ifadeyle dava yoksa adil yargılanma hakkınınsağladığı güvencelerden yararlanmak mümkün olmaz (Mohammed Aynosah, B.No: 2013/8896, 23/2/2016, § 33).
26. Anayasa Mahkemesi bireysel başvuru kapsamında yaptığıdeğerlendirmelerde mahkemeye erişim hakkının bir uyuşmazlığı mahkeme önünetaşıyabilmek ve uyuşmazlığın etkili bir şekilde karara bağlanmasınıisteyebilmek anlamına geldiğini ifade etmiştir (Özkan Şen, B. No:2012/791, 7/11/2013, § 52).
27. Somut olayda başvurucu tarafından açılan davanınzamanaşımından reddedilerek esasının incelenmemesi nedeniyle başvurucununmahkemeye erişim hakkına yönelik bir müdahalenin bulunduğu görülmektedir.
b. Müdahaleninİhlal Oluşturup Oluşturmadığı
28. Anayasa Mahkemesince Yaşar Çoban kararındaYargıtayın 18/11/2009 tarihinden önceki içtihadının devletin tapu sicilinintutulmasından doğan sorumluluğunun tapu kütüğünün oluşumu sırasında yapılanhataları kapsamadığı yolunda olduğu, Yargıtay HGK'nın 18/11/2009 tarihlikararından sonra içtihadın değiştiği belirtilmiştir. Bu içtihatta 4721 sayılıKanun'un 1007. maddesinde öngörülen sorumluluğun kadastro görevlilerinindayanaksız ya da gerçek hukuksal duruma uymayan kayıt düzenlemelerini vetaşınmazın niteliğinde yanlışlıklar yapmalarını da kapsadığı belirtilmiştir.Yargıtay hukuk daireleri de bu tarihten sonra Yargıtay HGK'nın bu içtihadıdoğrultusunda karar vermiştir. Nitekim Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) deYargıtay HGK'nın bu içtihadından sonra yeni bir iç hukuk yolu oluştuğunu kabulederek kabul edilemezlik kararları vermiştir (Yaşar Çoban, §§ 45, 46,68). Anayasa Mahkemesi de daha önceki kararlarında Yargıtay içtihadınadayanarak 4721 sayılı Kanun'un 1007. maddesinde öngörülen tazminat yolununkadastro tespiti aşamalarındaki işlemlerden doğan zararların telafisi yönündende etkili olduğu sonucuna ulaşmıştır (Nazmiye Akman, B. No: 2013/1012,16/4/2013, § 25; Ahmet Hilmi Serter, B. No: 2014/10954, 17/11/2016, §§41, 42; Hatice Avcı ve diğerleri, B. No: 2014/9788, 22/9/2016, §§74-76).
29. Yargıtay 4721 sayılı Kanun'un 1007. maddesi uyarıncaaçılacak tazminat davalarının11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk BorçlarKanunu'nun 146. maddesi (818 sayılı mülga Kanun'un 125. maddesi) gereğince onyıllık genel zamanaşımı süresine tabi olduğunu kabul etmektedir. Buna göre kadastrotespiti nedeniyle mülkiyet kaybının kesinleştiği tarihten itibaren on yıliçinde tazminat davasının açılması gerekmektedir (Yaşar Çoban, § 69).
30. Somut olayda başvurucunun taşınmazı Urla KadastroMahkemesinin 13/5/1982 tarihli kararıyla tescil harici bırakılmıştır. Daire,Urla Kadastro Mahkemesinin 13/5/1982 tarihli kararının kesinleştiği tarih olan17/8/1983 tarihinden itibaren 6098 sayılı Kanun'un 146. maddesindeki (818sayılı mülga Kanun'un 125. maddesi) on yıllık genel zamanaşımı süresi içindedava açılması gerekirken 2011 yılında açılan davada genel zamanaşımı süresiningeçtiğine ve bu nedenle davanın reddi gerektiğine hükmetmiştir.
31. Başvurucu tarafından taşınmazının tescil haricibırakılmasından sonra dava açılmamıştır. Dolayısıyla Dairenin kararına göre enson 1993 yılında dava açılmış olması gerekmektedir. Ancak anılan tarihtekiYargıtay içtihadı 4721 sayılı Kanun'un 1007. maddesinin tapu kütüğünün oluşumusırasında yapılan hataları kapsamadığı biçimindedir. Diğer bir ifadeyle otarihteki içtihat itibarıyla 4721 sayılı Kanun'un 1007. maddesinde düzenlenensorumluluk davası, başvurucuların tazminat iddiasını incelemeye ve gerekirsebaşvurucular lehine tazminata hükmedilmesine elverişli bir yol değildir. Budava, Yargıtay HGK'nın 18/11/2009 tarihli içtihadından sonra başvurucularıntazminat talebinin incelenmesi bakımından etkili ve elverişli hâle gelmiştir (YaşarÇoban, § 71).
32. Yaşar Çoban kararında ifade edildiği üzere18/11/2009 tarihinde oluşan bu hukuki yol için zamanaşımı süresinin bu tarihekadar dolduğunun tespit edilmiş olması 4721 sayılı Kanun'un 1007. maddesindeöngörülen tazminat yolunu etkisizleştirmektedir. Sonradan oluşan bir hukukyoluna ilişkin zamanaşımı süresinin kişinin bu yola başvurmasını kesin olarakimkânsız hâle getirecek bir tarihte başlayacağının kabulü, sınırlamanın istisnaolduğu ilkesiyle bağdaşmamaktadır. Bununla birlikte 6098 sayılı Kanun'un 146. maddesi(818 sayılı mülga Kanun'un 125. maddesi) gereğince on yıllık zamanaşımısüresinin hukuki güvenlik ve istikrarın sağlanması amacına matuf olduğugözetildiğinde bu sürenin tamamen gözardı edilmemesi gerektiği de açıktır.Başvurucuların dava açma hakkını kullanabilmesindeki bireysel yarar ile hukukigüvenlik ve istikrar ilkesinin sağlanmasındaki kamu yararı arasında davaaçmanın süreye bağlanmış olmasını anlamsız kılmayacak şekilde bir dengekurulmalıdır. Bu denge kurma çabasının on yıllık zamanaşımı süresinin bu hukukiyolun oluştuğu 18/11/2009 tarihinden itibaren yeniden işleyeme başlayacağınınkabulünü zorunlu kılmadığının altı çizilmelidir. Aksi takdirde zamanaşımısüresinin öngörülmesi anlamsız hâle gelecek ve kamu yararı ile bireysel yarararasında gözetilmesi gereken denge kamu yararı aleyhine bozulmuş olacaktır.Önemli olan husus 18/11/2009 tarihinden önce zamanaşımı süresi dolmuşbulunanlar yönünden 4721 sayılı Kanun'un 1007. maddesi kapsamında davaaçılabilmesine imkân tanınmış olmasıdır (Yaşar Çoban, §§ 72, 73).
33. Yaşar Çoban kararında 18/11/2009tarihinden önce zamanaşımı süresi dolan başvurucuların dava açabilmelerinimümkün kılacak makul bir süre öngörülmesi gerektiği belirtilmiş ve bu süreninne kadar olacağının takdiri derece mahkemelerine ve Yargıtaya bırakılmıştır.Ancak anılan karar sonrasında derece mahkemeleri ve Yargıtay tarafından18/11/2009 tarihinden önce zamanaşımı süresi dolan başvurucuların davaaçabilmelerini mümkün kılacak ve öngörülebilir makul bir süre belirlenmediğianlaşılmaktadır.
34. Bu durumda yukarıda açıklanan ilkeler doğrultusunda18/11/2009 tarihinden önce zamanaşımı süresi dolmuş olan somut başvuruya konudavanın bu tarihten sonra makul bir süre içinde açılıp açılmadığının tespitedilmesi gerekmektedir. Belirlenecek bu sürenin dava açılmasını mümkün kılacakyeterliliğe sahip ve öngörülebilir olması gerektiğinde kuşku bulunmamaktadır.Fakat bu süre, dava açma hakkının kullanabilmesindeki bireysel yarar ile hukukigüvenlik ve istikrar ilkesinin sağlanmasındaki kamu yararı arasındaki dengeyide bozmamalıdır. Hesaplamada uyuşmazlığın dava edilebilmesini süreye tabi kılanzamanaşımı düzenlemesi de dikkate alınmalıdır. Nitekim uyuşmazlık içinbelirlenen on yıllık zamanaşımı süresi kadar veya daha fazla bir sürenin öngörülmesihâlinde hukuki güvenlik ve istikrar ilkesinin zedeleneceği açıktır. Ayrıca budava, Yargıtay HGK'nın 18/11/2009 tarihli içtihadından sonra tazminat talebininincelenmesi bakımından etkili ve elverişli hâle geldiğinden bu tarihten hemensonra davanın açılmasını beklemek de hakkaniyete uygun düşmeyecektir. Zira busüre, Yargıtay HGK içtihadının toplum tarafından bilinebilir hâle geleceği birzaman diliminden daha kısa da olmamalıdır.
35. Sonuç olarak 4721 sayılı Kanun'un 1007. maddesikapsamında 18/11/2009 tarihinden önce zamanaşımı süresi dolmuş bulunan tazminattalepleri hakkında bu tarihten itibaren makul bir süre içinde davaaçılabileceğinin kabulü gerekmektedir. Bu sürenin ne kadar olacağınıntakdirinin derece mahkemelerine ve özellikle içtihat mahkemesi konumunda olanYargıtaya ait olduğu kuşkusuz olmakla birlikte somut olayda derecemahkemelerinin bu yönde bir değerlendirmeye yer vermedikleri ve dava açılmasınımümkün hâle getirebilecek şekilde makul bir süre tespiti yoluna gitmediklerianlaşılmaktadır. Derece mahkemeleri başvurucu tarafından 27/5/2011 tarihindeaçılan davada 18/11/2009 tarihinden önce zamanaşımı süresinin dolduğunu tespitetmişlerdir. Yukarıda yer verilen değerlendirmeler de dikkate alındığında18/11/2009 tarihinden 1 yıl 6 ay 8 gün sonra açılan davanın makul kabuledilebilecek bir sürede açıldığı sonucuna varılmıştır. Bu nedenle başvurucutarafından açılan davanın 18/11/2009 tarihinde etkili hâle gelen hukuk yolununbu tarihten önce tüketilmesi gerektiği gerekçesiyle zamanaşımından reddedilmesisuretiyle başvurucuya yüklenen külfet, kamu yararı ile bireyin mahkemeye erişimhakkı arasında kurulması gereken adil dengeyi başvurucu aleyhine bozmuş vemahkemeye erişim hakkına yapılan müdahaleyi orantısız kılmıştır.
36. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 36. maddesindegüvence altına alınan mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine kararverilmesi gerekir.
M. Emin KUZ bu görüşe farklı gerekçe ile katılmıştır.
C. 6216 SayılıKanun'un 50. Maddesi Yönünden
37. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa MahkemesininKuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. maddesinin ilgili kısmışöyledir:
“(1) Esas inceleme sonunda,başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlalkararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması içinyapılması gerekenlere hükmedilir…
(2) Tespit edilen ihlal bir mahkemekararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yenidenyargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılamayapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminatahükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir.Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlalkararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünsedosya üzerinden karar verir.”
38. Başvurucu, ihlalin tespiti ile yeniden yargılamayakarar verilmesi talebinde bulunmuştur.
39. Anayasa Mahkemesinin Mehmet Doğan kararındaihlal sonucuna varıldığında ihlalin nasıl ortadan kaldırılacağı hususunda genelilkeler belirlenmiştir (B. No: 2014/8875, 7/6/2018, [GK]). Mahkeme diğer birkararında ise bu ilkelerle birlikte ihlal kararının yerine getirilmemesininsonuçlarına da değinmiş ve bu durumun ihlalin devamı anlamına geleceği gibiilgili hakkın ikinci kez ihlal edilmesiyle sonuçlanacağına da işaret etmiştir (AligülAlkaya ve diğerleri (2), B. No: 2016/12506, 7/11/2019).
40. Bireysel başvuru kapsamında bir temel hakkın ihlaledildiğine karar verildiği takdirde ihlalin ve sonuçlarının ortadankaldırıldığından söz edilebilmesi için temel kural mümkün olduğunca eski hâlegetirmenin yani ihlalden önceki duruma dönülmesinin sağlanmasıdır. Bunun içinise öncelikle ihlalin kaynağı belirlenerek devam eden ihlalin durdurulması,ihlale neden olan karar veya işlemin ve bunların yol açtığı sonuçların ortadankaldırılması, varsa ihlalin sebep olduğu maddi ve manevi zararlarıngiderilmesi, ayrıca bu bağlamda uygun görülen diğer tedbirlerin alınmasıgerekmektedir (Mehmet Doğan, §§ 55, 57).
41. İhlalin mahkeme kararından kaynaklandığı veyamahkemenin ihlali gideremediği durumlarda Anayasa Mahkemesi, 6216 sayılıKanun’un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası ile İçtüzük’ün 79. maddesinin (1)numaralı fıkrasının (a) bendi uyarınca, ihlalin ve sonuçlarının ortadankaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere kararın bir örneğinin ilgilimahkemeye gönderilmesine hükmeder. Anılan yasal düzenleme, usul hukukundakibenzer hukuki kurumlardan farklı olarak, ihlali ortadan kaldırmak amacıylayeniden yargılama sonucunu doğuran ve bireysel başvuruya özgülenen bir giderimyolunu öngörmektedir. Bu nedenle Anayasa Mahkemesi tarafından ihlal kararınabağlı olarak yeniden yargılama kararı verildiğinde, usul hukukundakiyargılamanın yenilenmesi kurumundan farklı olarak ilgili mahkemenin yenidenyargılama sebebinin varlığını kabul hususunda herhangi bir takdir yetkisibulunmamaktadır. Dolayısıyla böyle bir karar kendisine ulaşan mahkemenin yasalyükümlülüğü, ilgilinin talebini beklemeksizin Anayasa Mahkemesinin ihlal kararınedeniyle yeniden yargılama kararı vererek devam eden ihlalin sonuçlarınıgidermek üzere gereken işlemleri yerine getirmektir (Mehmet Doğan, §§58-59; Aligül Alkaya ve diğerleri (2), §§ 57-59, 66-67).
42. İncelenen başvuruda 18/11/2009 tarihinde etkili hâlegelen hukuk yoluna ilişkin makul bir süre içinde dava açıldığı hâlde davanınzamanaşımından reddedilmesinden dolayı mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğisonucuna varılmıştır. Dolayısıyla ihlalin mahkeme kararından kaynaklandığıanlaşılmaktadır.
43. Bu durumda mahkemeye erişim hakkının ihlalininsonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukukiyarar bulunmaktadır. Yapılacak yeniden yargılama ise bireysel başvuruya özgüdüzenleme içeren 6216 sayılı Kanun'un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrasınagöre ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasına yöneliktir. Bu kapsamdayapılması gereken iş yeniden yargılama kararı verilerek Anayasa Mahkemesiniihlal sonucuna ulaştıran nedenleri gideren, ihlal kararında belirtilen ilkelereuygun yeni bir karar verilmesinden ibarettir. Bu sebeple kararın bir örneğininyeniden yargılama yapılmak amacıyla dosyanın ilgili mahkemeye gönderilmesinekarar verilmesi gerekmektedir.
44. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 257,50 TL harç ve3.000 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 3.257,50 TL yargılamagiderinin başvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkiniddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınanmahkemeye erişim hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
C. Kararın bir örneğinin mahkemeye erişim hakkınınihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmaküzere Urla Asliye Hukuk Mahkemesine (E.2016/328 ve K.2016/792) GÖNDERİLMESİNE,
D. 257,50 TL harç ve 3.000 TL vekâletücretinden oluşan toplam 3.257,50 TL yargılama giderinin başvurucuyaÖDENMESİNE,
E. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucununHazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içindeyapılmasına; ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihtenödeme tarihine kadar geçen süre için yasal faiz UYGULANMASINA,
F. Kararın bir örneğinin bilgi için Yargıtay 20. Hukuk DairesineGÖNDERİLMESİNE,
G. Kararın bir örneğinin Adalet BakanlığınaGÖNDERİLMESİNE 21/10/2020 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.
FARKLIGEREKÇE
Taşınmazın kadastro mahkemesince tescil haricibırakılmasından dolayı uğranılan zararın tazmin edilmesi talebiyle açılandavanın zamanaşımından reddedilmesi sebebiyle mahkemeye erişim hakkının ihlaledildiğine karar verilmiştir.
Kararın gerekçesinde; Yargıtayın 18/11/2009 tarihlikararından önceki içtihadı devletin tapu sicilinin tutulmasından doğansorumluluğunun tapu kütüğünün oluşumu sırasında yapılan hataları kapsamadığıyolunda iken içtihat değişikliği ile 4721 sayılı Kanunun 1007. maddesindeöngörülen tazminat yolunun bunlar yönünden de etkili hâle geldiği, on yıllıkzamanaşımı süresinin bu içtihat değişikliği ile oluşan hukukî yol için18/11/2009 tarihinde yeniden işlemeye başlayacağı söylenemese de, bu tarihtenönce zamanaşımı süresi dolan başvurucuların dava açmalarını mümkün kılacakmakul bir süre öngörülmesi gerektiği belirtilerek, somut olayda başvurucularınmezkûr içtihat değişikliğinden 1 yıl 6 ay 8 gün sonra açtıkları davanın makulkabul edilebilecek bir sürede açıldığı sonucuna varılmış ve davanınzamanaşımından reddedilmesinin kamu yararı ile bireyin mahkemeye erişim hakkıarasında kurulması gereken adil dengeyi başvurucu aleyhine bozarak anılan hakkayapılan müdahaleyi orantısız kıldığı gerekçesiyle ihlal kararı verilmiştir (§§28-36).
Oybirliğiyle alınan ihlal kararına katılmakla birlikte,somut olayda zamanaşımından reddedilen davanın mezkûr içtihat değişikliğinden 1yıl 6 ay 8 gün sonra açıldığı ve bu sürenin makul olduğu belirtilerek ihlalsonucuna varılmasının isabetli olmadığını düşünüyorum.
Bilindiği gibi, konuya ilişkin ilke kararımızda,18/11/2009 tarihinden önce zamanaşımı süresi dolan davalar bakımından,Yargıtayın içtihat değişikliğinden sonra ortaya çıkan ve AİHM ile AnayasaMahkemesi tarafından da etkili bir hukuk yolu olduğu kabul edilen 4721 sayılıKanunun 1007. maddesi kapsamında tazminat davası açılmasını mümkün kılacakmakul sürenin ne kadar olacağının takdirinin derece mahkemelerine ve özellikleiçtihat mahkemesi konumunda olan Yargıtaya ait olduğunda kuşku bulunmadığıbelirtilmiştir (Yaşar Çoban [GK], B. No: 2014/6673, 25/7/2017, § 73).
İncelenen başvuruya konu red kararının, yukarıdabelirtilen ilke kararımızdan önce verildiği (16/12/2016) ve onandığı(13/6/2017) dikkate alındığında, makul sürenin belirlenmesinde takdiryetkisinin derece mahkemelerine ve özellikle Yargıtaya ait olduğuna ilişkintespitten ayrılmanın uygun olmadığı açıktır.
Somut başvuruda da içtihat değişikliğinden başvuruya konudavanın açılmasına kadar geçen sürenin makul olup olmadığı Mahkememizcedeğerlendirilmeden, bu değerlendirmenin derece mahkemelerince yapılması gerektiğive bu süreye ilişkin bir inceleme yapılmadan zamanaşımı sebebiyle davanınreddine karar verilmesinin mahkemeye erişim hakkına yapılan müdahaleyiorantısız kıldığı gerekçesiyle ihlal kararı verilmesinin ilke kararımıza uygunolacağı düşüncesiyle çoğunluğun kararına farklı gerekçeyle katılıyorum.
Üye
M. Emin KUZ