TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
ŞÜKRÜ AYDIN BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2015/10260)
Karar Tarihi: 11/12/2018
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Engin YILDIRIM
Üyeler
:
Celal Mümtaz AKINCI
Muammer TOPAL
M. Emin KUZ
Rıdvan GÜLEÇ
Raportör
:
Fatih HATİPOĞLU
Başvurucu
:
Şükrü AYDIN
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru; tutukluluğun kanunda öngörülen azami süreyi aşmasınedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının, yargılamanın makul süredebitirilememesi nedeniyle de adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarınailişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 10/6/2015 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan önincelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölümtarafından yapılmasına karar verilmiştir.
5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, başvuru hakkında görüş sunulmayacağınıbildirmiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
6. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve UlusalYargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgelerçerçevesinde ilgili olaylar özetle şöyledir:
7. Başvurucu, Sakarya Cumhuriyet Başsavcılığınca (Başsavcılık)yürütülen soruşturma kapsamında 3/9/2009 tarihinde gözaltına alınmış ve Sakarya2. Sulh Ceza Mahkemesinin 4/9/2009 tarihli kararı ile kasten öldürmeyeazmettirme suçundan tutuklanmıştır.
8. Başsavcılığın 25/12/2009 tarihli iddianamesi ile başvurucununkasten öldürme ve 10/7/1953 tarihli ve 6136 sayılı Ateşli Silahlar ve Bıçaklarile Diğer Aletler Hakkında Kanun'a muhalefet etme suçlarından cezalandırılmasıistemiyle aynı yer Ağır Ceza Mahkemesinde kamu davası açılmıştır.
9. İddianame Sakarya 2. Ağır Ceza Mahkemesince (Mahkeme)28/12/2009 tarihinde kabul edilerek E.2009/412 sayılı dosya üzerindenkovuşturma aşaması başlamıştır. Mahkeme tensiple birlikte başvurucununtutukluluk hâlinin devamına da karar vermiştir.
10. Mahkeme 22/1/2010 tarihinde yaptığı ilk duruşmadabaşvurucunun savunmasını almış ve bazı tanıkları dinlemiştir.
11. Mahkeme 7/9/2010 tarihinde yaptığı dokuzuncu duruşmada başvurucununkasten öldürmeye azmettirme suçundan müebbethapis ve ağırlaştırılmış müebbet hapis, 6136 sayılı Kanun'a muhalefet etmesuçundan 1 yıl 6 ay hapis ve adli para cezası ile cezalandırılmasına karar vermiştir.
12. Anılan kararın temyizi üzerine Yargıtay 1. Ceza Dairesi 26/3/2012 tarihli ilamıyla hükmünbozulmasına karar vermiştir.
13. Bozma ilamından sonra Sakarya 2. Ağır Ceza MahkemesininE.2012/158 sayılı dosyası üzerinden yargılamaya devam olunmuş, Mahkemece ilkduruşma 7/6/2012 tarihinde yapılmıştır. Mahkeme 12/3/2013 tarihinde yaptığıaltıncı celsede başvurucunun kasten öldürmeye azmettirme suçundan 18 yıl hapisve ağırlaştırılmış müebbet hapis cezalarıyla cezalandırılmasına, 6136 sayılıKanun'a muhalefet etme suçundan ise beraatine vetutukluluk hâlinin devamına karar vermiştir.
14. Temyiz üzerine karar Yargıtay 1. Ceza Dairesi 21/10/2014tarihli ilamıyla hükmün bozulmasına karar vermiştir.
15. Bozma üzerine Sakarya 2. Ağır Ceza Mahkemesinin E.2014/379sayılı dosyası üzerinden yargılamaya devam olunmuş, Mahkemece ilk duruşma29/1/2015 tarihinde yapılmış, 12/5/2015 tarihinde yapılan dördüncüduruşmada ise başvurucunun kasten öldürmeye azmettirme suçlarından 15 yıl hapisve müebbet hapis cezalarıyla cezalandırılmasına karar verilmiştir. Mahkemehükümle birlikte başvurucunun tutukluluk durumunun devamına da karar vermiştir.
16. Başvurucu hükümle birlikte verilen tutukluluğun devamıkararına itiraz etmiş, itirazı inceleyen Sakarya 3. Ağır Ceza Mahkemesi27/5/2015 tarihli kararı ile itirazı kesin olarak reddetmiştir.
17. Başvurucu 10/6/2015 tarihinde bireysel başvurudabulunmuştur.
18. Temyiz üzerine hüküm Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 28/12/2015 tarihli ilamıylaonanarak kesinleşmiştir.
IV. İLGİLİ HUKUK
19. 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun "Azmettirme" kenar başlıklı 38.maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:
"(1) Başkasını suç işlemeye azmettirenkişi, işlenen suçun cezası ile cezalandırılır."
20. 5237 sayılı Kanun'un"Kasten öldürme" kenar başlıklı 81. maddesi şöyledir:
"Bir insanı kasten öldüren kişi, müebbethapis cezası ile cezalandırılır. "
21. 5237 sayılı Kanun'un"Nitelikli hâller" kenar başlıklı 82. maddesinin (1)numaralı fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:
"Kasten öldürme suçunun;
...
h) Bir suçu gizlemek, delillerini ortadankaldırmak veya işlenmesini kolaylaştırmak ya da yakalanmamak amacıyla,
...
İşlenmesi halinde, kişi ağırlaştırılmışmüebbet hapis cezası ile cezalandırılır. "
22. 6136 sayılı Kanun'un 13. maddesinin birinci fıkrasışöyledir:
"Bu Kanun hükümlerine aykırı olarakateşli silahlarla bunlara ait mermileri satın alan veya taşıyanlar veyabulunduranlar hakkında bir yıldan üç yıla kadar hapis ve otuz günden yüz günekadar adlî para cezasına hükmolunur."
23. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun "Tutuklulukta geçecek süre"kenar başlıklı 102. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:
"Ağır ceza mahkemesinin görevine girenişlerde, tutukluluk süresi en çok iki yıldır. Bu süre, zorunlu hallerde,gerekçesi gösterilerek uzatılabilir; uzatma süresi toplam üç yılıgeçemez."
24. Aynı Kanun'un 104. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:
"Soruşturma ve kovuşturma evrelerinin heraşamasında şüpheli veya sanık salıverilmesini isteyebilir."
25. 26/9/2004 tarihli ve 5235 sayılı Adlî Yargı İlk DereceMahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve YetkileriHakkında Kanun'un 12. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
"Kanunların ayrıca görevli kıldığı hâllersaklı kalmak üzere, … on yıldan fazla hapis cezalarını gerektiren suçlarlailgili dava ve işlere bakmakla ağır ceza mahkemeleri görevlidir."
26. 5271 sayılı Kanun'un "Tazminatistemi" kenar başlıklı 141. maddesinin (1) numaralı fıkrasınınilgili kısmı şöyledir:
"Suç soruşturması veya kovuşturmasısırasında;
a) Kanunlarda belirtilen koşullar dışındayakalanan, tutuklanan veya tutukluluğunun devamına karar verilen,
...
Kişiler, maddî ve manevî her türlüzararlarını, Devletten isteyebilirler."
27. 5271 sayılı Kanun'un "Tazminatisteminin koşulları" kenar başlıklı 142. maddesinin (1)numaralı fıkrası şöyledir:
"Karar veya hükümlerin kesinleştiğininilgilisine tebliğinden itibaren üç ay ve her hâldekarar veya hükümlerin kesinleşme tarihini izleyen bir yıl içinde tazminat istemindebulunulabilir."
V. İNCELEME VE GEREKÇE
28. Mahkemenin 11/12/2018 tarihinde yaptığı toplantıda başvuruincelenip gereği düşünüldü.
A. Tutukluluğun KanundaÖngörülen Azami Süreyi Aştığına İlişkin İddia
1. Başvurucunun İddiaları
29. Başvurucu, 5 yıl 10 aydan fazla süredir tutuklu olduğunu vekanunda öngörülen azami beş yıllık sürenin aşılması nedeniyle tutukluluğundevamına karar verilmesinin hukuka aykırı olduğunu ileri sürmüştür.
2. Değerlendirme
30. Anayasa'nın 19. maddesi şöyledir:
"Herkes, kişi hürriyeti ve güvenliğinesahiptir.
Şekil ve şartları kanunda gösterilen:
Mahkemelerce verilmiş hürriyeti kısıtlayıcıcezaların ve güvenlik tedbirlerinin yerine getirilmesi; bir mahkeme kararınınveya kanunda öngörülen bir yükümlülüğün gereği olarak ilgilinin yakalanmasıveya tutuklanması; bir küçüğün gözetim altında ıslahı veya yetkili merci önüneçıkarılması için verilen bir kararın yerine getirilmesi; toplum için tehliketeşkil eden bir akıl hastası, uyuşturucu madde veya alkol tutkunu, bir serseriveya hastalık yayabilecek bir kişinin bir müessesede tedavi, eğitim veya ıslahıiçin kanunda belirtilen esaslara uygun olarak alınan tedbirin yerinegetirilmesi; usulüne aykırı şekilde ülkeye girmek isteyen veya giren, ya dahakkında sınır dışı etme yahut geri verme kararı verilen bir kişininyakalanması veya tutuklanması; halleri dışında kimse hürriyetinden yoksunbırakılamaz.
Suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunankişiler, ancak kaçmalarını, delillerin yok edilmesini veya değiştirilmesiniönlemek maksadıyla veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu kılan ve kanundagösterilen diğer hallerde hâkim kararıyla tutuklanabilir. Hâkim kararı olmadanyakalama, ancak suçüstü halinde veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerdeyapılabilir; bunun şartlarını kanun gösterir."
31. Başvurucunun kanuni tutukluluk süresinin aşıldığına ilişkin şikâyetininAnayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrası çerçevesinde değerlendirilmesigerekir.
a. Başvuru YollarınınTüketilmesi Hakkında
32. Tutukluluk hâli sona ermiş olan başvurucuların -devam edentutukluluk hâlinden farklı olarak- tutukluluğun kanunda öngörülen azami süreyiya da makul süreyi aştığı şikâyetleri yönünden iddia edilen ihlalin tespitinive tazminat ödenmesini sağlayabilecek bir hukuk yolu mevcut ise öncelikle buyolu tüketmeleri gerekir. 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinin (1) numaralıfıkrası ile öngörülen tazminat yolu; bir yandan başvurucuların maruz kaldığıtutukluluk nedenleri ve süresinin uzunluğunun tespiti, diğer yandan dauğranılan zararın tazmini imkânı sağladığından anılan şikâyetler açısındanerişilebilir ve elverişli bir çözüm olanağı, makul ölçüde bir başarı imkânısunmaktadır (Hamit Kaya, B. No:2012/338, 2/7/2013, §§ 46-48).
33. Bununla birlikte tüketilmesi gereken başvuru yollarının herşeyden önce ulaşılabilir olması gerekmektedir. Dolayısıyla mevzuatta bu yollarayer verilmesi tek başına yeterli değildir. Anayasa Mahkemesi, tutukluluğunmakul süreyi aştığı iddiasına ilişkin olarak bireysel başvurunun kararabağlandığı tarih itibarıyla tazminat talebinde bulunulması için kanundaöngörülen sürenin geçtiği durumlarda bu tazminat yolunun ulaşılabilirolmadığını ve tüketilmesinin gerekmediğini belirtmiştir (Abdullah Akyüz [GK], B. No: 2013/9352,2/7/2015, §§ 45-50).
34. Somut olayda hakkındaki mahkûmiyet hükmü 28/12/2015tarihinde kesinleşen başvurucunun bireysel başvurunun karara bağlandığı tarihitibarıyla tazminat talebinde bulunması için 5271 sayılı Kanun'un 142.maddesinde öngörülen dava açma süresi geçmiş bulunmaktadır. Bu nedenle sözkonusu tazminat yolunun başvurucu yönünden ulaşılabilir olmadığı ve dolayısıylabaşvurucunun mağduriyetini giderebilecek nitelikte tüketilmesi gereken birbaşvuru yolunun bulunmadığı açıktır (benzer yöndeki bir değerlendirme için bkz. Halas Aslan, B. No: 2014/4994, 16/2/2017,§ 49).
b. Şikâyetin İncelenmesi
(1) Genelİlkeler
35. Anayasa'nın 19. maddesinin birinci fıkrasında, herkesin kişiözgürlüğü ve güvenliği hakkına sahip olduğu ilke olarak konduktan sonra ikincive üçüncü fıkralarında, şekil ve şartları kanunda gösterilmek şartıylakişilerin özgürlüğünden mahrum bırakılabileceği durumlar sınırlı olaraksayılmıştır. Dolayısıyla kişinin özgürlük ve güvenlik hakkının kısıtlanmasıancak Anayasa'nın anılan maddesi kapsamında belirlenen durumlardan herhangibirinin varlığı hâlinde söz konusu olabilir (MuratNarman, B. No: 2012/1137, 2/7/2013, § 42).
36. Anayasa'nın "Temelhak ve hürriyetlerin sınırlanması" kenar başlıklı 13. maddesinde; temel hak vehürriyetlerin özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasa'nın ilgili maddelerindebelirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabileceği, busınırlamaların Anayasa'nın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeni ile laikCumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamayacağı hükmebağlanmıştır. Anayasa'nın 19. maddesindeki kişi hürriyeti ve güvenliği hakkınınsınırlanabileceği durumların şekil ve şartlarının kanunda gösterilmesi ölçütü,Anayasa'nın 13. maddesindeki temel hak ve hürriyetlerin ancak kanunlasınırlanabileceğine dair kural ile uyumludur (MuratNarman, § 43).
37. Kişi hürriyeti ve güvenliğine ilişkin sınırlamaların kanundabelirtilen esas ve usule uygunluğunu sağlama yükümlülüğü ilke olarak idariorganlara ve derece mahkemelerine aittir. Anayasa'nın 19. maddesinin amacıbireyi keyfî bir şekilde özgürlüğünden alıkoymaya karşı korumak olup maddedeöngörülen istisnai hâllerde kişi özgürlüğüne getirilecek sınırlamalarınmaddenin amacına uygun olması ve keyfî uygulamaya yol açmaması gerekir. Bunedenle Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan hürriyettenyoksun bırakmanın şekil ve şartlarının kanunda gösterilmesi kuralı gereğincebaşvurucunun tutukluluk durumunun kanuni dayanağınınbulunup bulunmadığının; kanunun özgürlükten yoksun kılmaya izin verdiğihâllerde ise hukuk devleti ilkesi gereği, keyfîliğiönlemek için uygulanmasında yeterli ölçüde erişilebilir, kesin ve öngörülebilirolup olmadığının Anayasa Mahkemesince incelenmesi gerekir (Murat Narman, § 44).
38. Tutuklamaya ilişkin hükümler 5271 sayılı Kanun'un 100. vedevamı maddelerinde düzenlenmiştir. Anılan maddeye göre kişi ancak hakkında suçişlediğine dair kuvvetli şüphenin varlığını gösteren olguların ve bir tutuklamanedeninin bulunması hâlinde tutuklanabilir. Maddede tutuklama nedenlerininneler olduğu da belirtilmiştir (MuratNarman, § 45).
39. 5271 sayılı Kanun'un 102. maddesinde ise soruşturma vekovuşturma evrelerinde kişilerin tutulabileceği azami kanuni sürelerdüzenlenmiştir. Buna göreağır ceza mahkemesiningörevine giren işlerde tutukluluk süresinin en çok iki yıl olduğu ve bu süreninzorunlu hâllerde gerekçesi gösterilerek uzatılabileceği ancak uzatma süresinintoplam üç yılı geçemeyeceği belirtilmiştir. Dolayısıyla uzatma süreleri dâhiltoplam tutukluluk süresinin azami beş yıl olabileceği anlaşılmaktadır (Murat Narman, § 46).
40. Kişi hakkında birden fazla suça ilişkin olan bir yargılamakapsamında tutukluluk süresi her bir suç için ayrı ayrı uygulanamayacak,uygulanan tutuklama tedbiri yargılama sürecinin bütünü açısından sonuçdoğuracaktır (Burak Döner, B. No:2012/521, 2/7/2013, § 48).
41. Kişi serbest bırakılmadan yargılanmakta olduğu davada ilkderece mahkemesi kararıyla mahkûm olmuşsa kişinin hukuki durumu bir suç isnadına bağlı olarak tutuklu olmakapsamından çıkacak ve mahkûmiyet tarihi itibarıyla tutukluluk hâli sonaerecektir. Zira mahkûmiyete karar verilmiş olmakla, isnat olunan suçunişlendiği, bundan failin sorumlu olduğunun sübuta erdiği kabul edilmekte ve bunedenle sanık hakkında hürriyeti bağlayıcı cezaya hükmedilmektedir.Mahkûmiyetle birlikte kişinin kuvvetli suç şüphesi ve bir tutuklama nedeninebağlı olarak tutukluluk hâli sona ermektedir. Bu açıdan mahkûmiyet kararınınkesinleşmiş olması ayrıca gerekmez. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) veYargıtay, mahkûmiyet kararı sonrası tutulma hâlini tutukluluk olarak nitelendirmemektedir (Mehmetİlker Başbuğ, B. No: 2014/912, 6/3/2014, § 49, Korcan Pulatsü, B. No: 2012/726,2/7/2013, § 30).
42. Bir suç isnadına bağlıolarak tutuklulukta geçen sürenin başlangıcı; başvurucunun ilk kezyakalanıp gözaltına alındığı durumlarda bu tarih, doğrudan tutuklandığıdurumlarda ise tutuklama tarihidir. Sürenin sonu ise kural olarak kişininserbest bırakıldığı ya da ilk derece mahkemesince hüküm verildiği tarihtir (Murat Narman, § 66).
43. Mahkûmiyet sonrasında sanığın tekrar bir suç isnadına bağlı olaraközgürlüğünden yoksun bırakıldığını kabul etmek için, diğer bir ifadeyle sanığınilk derece yargılamasında yeniden tutuklustatüsünde olduğunu söyleyebilmek için temyiz incelemesi sonunda mahkûmiyetkararının bozulması ve davayla ilgili yeni bir hüküm verilmesi amacıyla ilkderece mahkemesinde yargılama yapılması gerekir. Yargıtay Dairesince temyizsürecinde hükümle ilgili bir karar verilmeden, tespit edilen eksikliğingiderilmesi amacıyla dava dosyasının mahkemesine gönderilmesi sanığınözgürlüğünden yoksun bırakılmasını yeniden birsuç isnadına bağlı hâle getirmez (AliKederli, B. No:2014/16355, 30/12/2014, § 30).
44. Anayasa'da yer alan hak ve özgürlükler ihlal edilmediğisürece derece mahkemelerinin kararlarındaki kanunun yorumuna ya da maddi veyahukuki hatalara dair hususlar bireysel başvuru incelemesinde ele alınamaz.Tutukluluk konusundaki kanun hükümlerinin yorumu ve somut olaylara uygulanmasıda derece mahkemelerinin takdir yetkisi kapsamındadır. Ancak kanun veyaAnayasa'ya bariz şekilde aykırı yorumlar ile delillerin takdirinde açık bir keyfîlik bulunması hâlinde hak ve özgürlük ihlalinesebebiyet veren bu tür kararların bireysel başvuruda incelenmesi gerekir.
45. Ayrıca suç ve sanık sayısı, davanın karmaşık olması gibietkenler tutukluluk süresinin makul olup olmadığı konusundaki değerlendirmedeele alınabilecek etkenler olup bunların kanuni tutukluluk süresininbelirlenmesinde esas alınması mümkün değildir. Normun lafzı ve amacı, tutuklamatedbirinin ceza adalet sistemi içindeki yeri ve 5271 sayılı Kanun'un 102.maddesindeki düzenleme ile kişi özgürlüğüne yönelik sınırlamaların daryorumlanması hususları birlikte değerlendirildiğinde aksine bir sonuca varmakmümkün görünmemektedir (Burak Döner, §49).
(2) İlkelerinOlaya Uygulanması
46. Somut olayda başvurucu, isnat edilen suçlar nedeniyle3/9/2009 tarihinde gözaltına alınmış ve daha sonra tutuklanmıştır. Tutukluolarak devam eden yargılamada ilk mahkûmiyet kararının açıklandığı 7/9/2010tarihinde tutukluluk hâli sona ermiştir. Temyiz üzerine Yargıtay 1. CezaDairesinin 26/3/2012 tarihli bozmailamıyla yeniden suç isnadına bağlı tutma başlamıştır. Mahkemece verilen12/3/2013 tarihli ikinci hükümle suç isnadına bağlı tutma sona ermiş ancakYargıtay 1. Ceza Dairesinin 21/10/2014 tarihli bozma ilamıyla tekrar suçisnadına bağlı olarak tutma başlamış, nihayetinde Mahkemece 12/5/2015 tarihinde verilen ve Yargıtay 1.Ceza Dairesinin 28/12/2015 tarihli ilamıyla onanarak kesinleşen üçüncühükümle birlikte suç isnadına bağlı olarak tutma sona ermiştir.
47. Buna göre başvurucu, gözaltına alındığı 3/9/2009 tarihi ileilk hüküm tarihi olan 7/9/2010 tarihleri arasında 1 yıl 4 gün, 26/3/2012tarihli ilk bozma ilamı ile ikinci hükmün verildiği 12/3/2013 tarihleriarasında 11 ay 16 gün, ikinci bozma ilamı ile üçüncü hükmün verildiği21/10/2014-12/5/2015 tarihleri arasında 6 ay 21 gün, toplamda ise 2 yıl 6 ay 11gün tutuklu kalmıştır.
48. Somut olayda 3/9/2009 tarihinde gözaltına alınan ve dahasonra tutuklanan başvurucu, 5271 sayılı Kanun'un yukarıda belirtilen hükümleriuyarınca tutukluluk için öngörülen azami sürenin aşıldığı iddiasıyla tahliyetalebinde bulunmuştur. Gerek davaya bakangerekseitirazı inceleyen mahkemeler tutukluluğun devamına karar vermişlerdir.
49. Başvurucu 3/9/2009 tarihinde gözaltına alınmış ve 4/9/2009tarihinde tutuklanmıştır. Başvurucunun suç isnadına bağlı olarak tutulduğu süre2 yıl 6 ay 11 gündür. Başvurucu, ağır ceza mahkemelerinin görevine giren kastenöldürmeye azmettirme suçundan yargılanmıştır. Buna göre 5271 sayılı Kanun'un102. maddesinin (2) numaralı fıkrasında öngörülen azami tutukluluk süresi 5yıldır. Dolayısıyla 2 yıl 6 ay 11 gün tutuklu kalan başvurucu yönünden kanundaöngörülen azami süre dolmamıştır.
50. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun kanunda öngörülen azamitutukluluk süresinin aşılması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkınınihlal edildiği iddiasına ilişkin olarak bir ihlalin olmadığı açık olduğundanbaşvurunun bu kısmının açıkça dayanaktanyoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesigerekir.
B. Adil YargılanmaHakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
1. Başvurucunun İddiaları
51. Başvurucu, altı yıla yakın süredir devam eden yargılamanedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
2. Değerlendirme
52. 9/1/2013 tarihli ve 6384 sayılı Avrupa İnsan HaklarıMahkemesine Yapılmış Bazı Başvuruların Tazminat Ödenmek Suretiyle Çözümüne DairKanun'a göre kurulan Komisyon, aynı Kanun'un 2. maddesi uyarınca ceza hukukukapsamındaki soruşturma ve kovuşturmalar ile özel hukuk ve idare hukukukapsamındaki yargılamaların makul sürede sonuçlandırılmadığı ya da mahkemekararlarının geç veya eksik icra edildiği yahut icra edilmediği iddialarıylaAvrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) yapılan başvuruları incelemekle görevlidir.
53. 31/7/2018 tarihli ve 30495 sayılı Resmî Gazete'deyayımlanarak yürürlüğe giren 25/7/2018 tarihli ve 7145 sayılı Kanun'un 20.maddesiyle 6384 sayılı Kanun'a eklenen geçici 2. maddeye göre benzer iddialarlaAnayasa Mahkemesine yapılan ve münhasıran bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihitibarıyla Anayasa Mahkemesinde derdest olan bireysel başvuruların da Komisyontarafından incelenerek karara bağlanması öngörülmüştür.
54. Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrasının son cümlesişöyledir:
"Başvuruda bulunabilmekiçin olağan kanun yollarının tüketilmiş olması şarttır."
55. 6216 sayılı Kanun'un "Bireyselbaşvuru hakkı" kenarbaşlıklı 45. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:
"İhlale neden olduğuileri sürülen işlem, eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari veyargısal başvuru yollarının tamamının bireysel başvuru yapılmadan öncetüketilmiş olması gerekir."
56. Anılan Anayasa ve Kanun hükümlerine göre bireysel başvuruyoluyla Anayasa Mahkemesine başvurabilmek için olağan kanun yollarınıntüketilmiş olması gerekir. Temel hak ve özgürlüklere saygı, devletin tümorganlarının anayasal ödevi olup bu ödevin ihmal edilmesi nedeniyle ortayaçıkan hak ihlallerinin düzeltilmesi idari ve yargısal makamların görevidir. Bunedenle temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiğine ilişkin iddialarınöncelikle hukuk sisteminde mevcut idari merciler ve/veya derece mahkemeleriönünde ileri sürülmesi, bu makamlar tarafından değerlendirilmesi ve bir çözümekavuşturulması esastır (Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt, B. No: 2012/403,26/3/2013, § 16).
57. Anayasa Mahkemesi yakın zamanda verdiği Ferat Yüksel (B. No: 2014/13828, 12/9/2018) kararında AdaletBakanlığı İnsan Hakları Tazminat Komisyonuna (Tazminat Komiyonu)başvuru yolunun düzenleniş şekli itibarıyla ulaşılabilir, makul bir başarışansı sunma ve yeterli giderim sağlama kapasitesine sahip olup olmadığınıbelirtmiş ve bireysel başvuru yoluna başvurmadan önce tüketilmesi gerekenetkili bir hukuk yolu olduğu sonucuna varmıştır.
58. Somut olayda bu içtihattan ayrılmayı gerektiren bir durumsöz konusu değildir. Buna göre (Tazminat Komisyonuna) başvuru yolu tüketilmedenyapılan başvurunun incelenmesinin bireysel başvurunun ikincil niteliği ile bağdaşmayacağısonucuna varılmıştır.
59. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemiş olması nedeniylekabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. 1. Tutukluluğun kanunda öngörülen azami süreyi aşmasınedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkiniddianın açıkça dayanaktan yoksun olmasınedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkiniddianın başvuru yollarının tüketilmemiş olmasınedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA11/12/2018 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.