TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
SÜLEYMAN KOÇLAR BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2017/16996)
Karar Tarihi: 29/9/2020
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Hasan Tahsin GÖKCAN
Üyeler
:
Serdar ÖZGÜLDÜR
Burhan ÜSTÜN
Muammer TOPAL
Selahaddin MENTEŞ
Raportör
:
M. Emin ŞAHİNER
Başvurucu
:
Süleyman KOÇLAR
Vekili
:
Av. İsmail ERTÜRK
I. BAŞVURUNUNKONUSU
1. Başvuru, yargı kararının icra edilmemesi nedeniylemülkiyet ve mahkemeye erişim haklarının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
II. BAŞVURUSÜRECİ
2. Başvuru 25/1/2017 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yöndenyapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlikincelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabuledilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüş bildirilmesine gerek olmadığınıbildirmiştir.
III. OLAY VEOLGULAR
7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyleolaylar özetle şöyledir:
8. Başvurucu, İzmir'in Dikili ilçesine bağlı Çandarlı köyündebulunan 1 ada 1088 parselde kayıtlı bulunan 21.500 m² tarla vasfındaki arazinin250 m²lik bölümünün malikidir.
9. İzmir 1 No.lu Kültür ve Tabiat Varlıklarını KorumaKurulunun (Kurul) 10/3/1993 tarihli kararıyla taşınmazın bulunduğu alan1/7/1983 tarihli ve 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu'nun6. maddesi uyarınca 1. derecede doğal sit alanı olarak belirlenmiştir.
10. Başvurucu 29/6/2001 tarihli ve 4076 sayılı HazineyeAit Taşınmaz Malların Değerlendirilmesi ve Katma Değer Vergisi KanunundaDeğişiklik Yapılması Hakkında Kanun'un 6. maddesi uyarınca trampa işlemlerindekullanılmak üzere taşınmazın bedelini gösterir sertifika almak için 16/2/2005tarihinde Millî Emlak Genel Müdürlüğüne başvurmuştur. Genel Müdürlük, mezkûrbaşvuruyu talebi öncelikle Kültür ve Turizm Bakanlığına yapılması gerektiğigerekçesiyle reddetmiştir.
11. Başvurucu, akabinde Kültür ve Turizm Bakanlığı KültürVarlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğüne başvurmuş ve taşınmazın trampaprogramına alınarak uygun herhangi bir Hazine arazisiyle takas edilmesini talepetmiştir. Genel Müdürlük, mezkûr başvuru üzerine cevap yazısında ilgiliarazinin takas kapsamına alınabilmesi için gerekli 1/1000 ölçekli imar planınınbulunmadığını, söz konusu imar planının hazırlanabilmesi ve takas programınınbaşlatılabilmesi için kurum eşgüdümünde bir irdeleme çalışması yapılmasıgerektiğini, bu irdeleme çalışmasının gerçekleştirilmesinden sonra takasbaşvurusunun değerlendirmeye alınacağını bildirmiştir.
12. Başvurucu, müteakiben 6/9/2006 tarihinde Kültür veTurizm Bakanlığına 2863 sayılı Kanun'un 15. maddesinin (a) bendi uyarıncataşınmazının kamulaştırılması talebiyle başvurmuştur. İlgili Bakanlık 18/9/2006tarihli kararı ile mezkûr talebin reddine karar vermiştir.
13. Başvurucu bu defa kamulaştırma talebine dairbaşvurusunun reddine ilişkin Bakanlık işleminin iptali talebiyle İzmir 3. İdareMahkemesinde (Mahkeme) dava açmıştır. Başvurucu dava dilekçesinde mülkiyethakkının zedelendiğini, mülkiyet hakkının korunabilmesi için sertifika hakkıverilmesi gerekirken verilmediğini, bu durumun Anayasa'ya ve diğer yasalaraaykırı olduğunu ileri sürmüştür.
14. Mahkeme 10/1/2008 tarihli kararıyla davayıreddetmiştir. Kararın gerekçesinde davalı idare tarafından söz konusutaşınmazın kamulaştırılmasının önümüzdeki yıllarda ödenekler çerçevesindedeğerlendirileceği belirtilmiştir.
15. Temyiz edilen karar 20/10/2010 tarihinde DanıştayAltıncı Dairesince (Daire) onanmıştır. Bu karara karşı başvurucunun yaptığıkarar düzeltme başvurusu neticesinde Daire 4/6/2012 tarihli kararı ile karardüzeltme talebini kabul etmiş ve somut olayda başvurucuya ait taşınmazınKurulun 10/3/1993 tarihli kararı gereği 1. derecede doğal sit alanı olarak ilanedildiği, sit alanı ilan edilmesinden uzun yıllar geçmesine rağmen herhangi birişlem yapılmadığı ve bu nedenle de başvurucunun mülkiyet hakkının süresibelirsiz bir zaman diliminde kısıtlandığı gerekçesiyle kararı bozmuştur.
16. Bozma kararına uyan Mahkeme 19/10/2012 tarihlikararıyla bozma gerekçeleri doğrultusunda davayı kabul etmiştir. Bu kararDairenin 19/6/2015 tarihli kararı ile onanmıştır. Söz konusu nihai kararbaşvurucuya 29/9/2015 tarihinde tebliğ edilmiştir.
17. Başvurucu bu defa da Mahkeme ilamının yerinegetirilmesi için 1/11/2016 tarihinde Çevre ve Şehircilik Bakanlığınabaşvurmuştur. Başvuru üzerine Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Tabiat VarlıklarınıKoruma Genel Müdürlüğü 28/11/2016 tarihli cevap yazısında taşınmazın Hazinetaşınmazı ile değiştirilebilmesini teminen İzmir Valiliği Çevre ve Şehircilik İlMüdürlüğü tarafından inceleme ve araştırma yapılarak rapor hazırlanması yönündekarar verildiği belirtilmiştir. İzmir Valiliği Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğüise 28/11/2016 tarihli yazısında; trampa işleminin 2863 sayılı Kanun'un 15.maddesi çerçevesinde değerlendirilebilmesi için bilgi ve belgelerin toplanmasıgerektiği, bilgilerin tam ve eksiksiz olduğunun tespiti halinde konunun Çevreve Şehircilik Bakanlığı Tabiat Varlıklarını Koruma Genel Müdürlüğüneiletileceği ifade edilmiştir.
18. Başvurucu 25/1/2017 tarihinde bireysel başvurudabulunmuştur.
IV. İLGİLİHUKUK
A. Ulusal Hukuk
19. 2863 sayılı Kanun'un ''Kamulaştırma'' kenarbaşlıklı 15. maddesinin ilgili kısımları şöyledir:
“Taşınmaz kültür varlıkları ve bunlarınkorunma alanları, aşağıda belirlenen esaslara göre kamulaştırılır:
...
Sit alanı ilan edilen ve 1/1000 ölçeklionanlı koruma amaçlı imar planında kesin inşaat yasağı getirilen korunmasıgerekli taşınmaz kültür ve tabiat varlıklarının bulunduğu parseller, (…) başkaHazine arsa veya arazileri ile müstakil veya hisseli olarak değiştirilebilir.Sit alanı ilan edildiği tapu kütüğüne şerh edilen taşınmazları, miras ve ölümebağlı tasarruflar dışında, sonradan edinenlerin talepleri değerlendirilmez.Ancak, Bakanlık izniyle gerçekleştirilen kazıların yapıldığı alanlarda bulunanparsellerde, maliklerin başvurusu ve kabulüne ilişkin koşul parsele yönelikuygulanır ve 1/1000 ölçekli onanlı koruma amaçlı imar planı şartı aranmaz. Buparsellerin üzerinde bina veya tesis varsa malikinin başvurusu üzerine rayiçbedeli, 2942 sayılı Kanunun 11 inci maddesi hükümlerine göre belirlenereködenir. Bu bentle ilgili usul ve esaslar Maliye Bakanlığının uygun görüşüalınarak Bakanlıkça çıkarılan yönetmelikle belirlenir.''
20. 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama UsulüKanunu'nun 28. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
"1. Danıştay, bölge idaremahkemeleri, idare ve vergi mahkemelerinin esasa ve yürütmenin durdurulmasınailişkin kararlarının icaplarına göre idare, gecikmeksizin işlem tesis etmeye veyaeylemde bulunmaya mecburdur. Bu süre hiçbir şekilde kararın idareye tebliğindenbaşlayarak otuz günü geçemez.
...
3. Danıştay, bölge idare mahkemeleri,idare ve vergi mahkemeleri kararlarına göre işlem tesis edilmeyen veya eylemdebulunulmayan hallerde idare aleyhine Danıştay ve ilgili idari mahkemede maddive manevi tazminat davası açılabilir.
4. (Değişik: 21/2/2014-6526/18 md.)Mahkeme kararlarının süresi içinde kamu görevlilerince yerine getirilmemesihâlinde tazminat davası ancak ilgili idare aleyhine açılabilir."
21. 9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflasKanunu'nun 28. maddesi şöyledir:
"Taşınmaz davalarında davacınınlehine hüküm verildiği takdirde mahkeme davacının talebine hacet kalmaksızınhükmün tefhimi ile beraber hulasasını tapu sicili dairesine bildirir. İlgilidaire bu ciheti hükmolunan taşınmazın kaydına şerh verir. Bu şerh, Türk MedeniKanununun 1010 uncu maddesinin ikinci fıkrası hükmüne tâbidir.
Taşınmaz davası üzerine verilen kararileride davacının aleyhine kesinleşirse mahkeme, derhal bu hükmün hulasasını datapu sicili dairesine bildirir. "
22. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk MuhakemeleriKanunu'nun 367. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:
"Kişiler hukuku, aile hukuku vetaşınmaz mal ile ilgili ayni haklara ilişkin kararlar kesinleşmedikçe yerinegetirilemez."
23. Anayasa'nın "Kamulaştırma" kenarbaşlıklı 46. maddesi şöyledir:
"Devlet ve kamu tüzelkişileri; kamuyararının gerektirdiği hallerde, gerçek karşılıklarını peşin ödemek şartıyla,özel mülkiyette bulunan taşınmaz malların tamamını veya bir kısmını, kanunlagösterilen esas ve usullere göre, kamulaştırmaya ve bunlar üzerinde idarîirtifaklar kurmaya yetkilidir.
Kamulaştırma bedeli ile kesin hükmebağlanan artırım bedeli nakden ve peşin olarak ödenir. Ancak, tarım reformununuygulanması, büyük enerji ve sulama projeleri ile iskân projeleriningerçekleştirilmesi, yeni ormanların yetiştirilmesi, kıyıların korunması veturizm amacıyla kamulaştırılan toprakların bedellerinin ödenme şekli kanunlagösterilir. Kanunun taksitle ödemeyi öngörebileceği bu hallerde, taksitlendirmesüresi beş yılı aşamaz; bu takdirde taksitler eşit olarak ödenir.
Kamulaştırılan topraktan, o toprağıdoğrudan doğruya işleten küçük çiftçiye ait olanlarının bedeli, her halde peşinödenir.
İkinci fıkrada öngörülentaksitlendirmelerde ve herhangi bir sebeple ödenmemiş kamulaştırma bedellerindekamu alacakları için öngörülen en yüksek faiz uygulanır."
B. UluslararasıHukuk
1. MülkiyetHakkı Yönünden
24. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), yargıkararlarının icra edilmemesini veya icrasının gecikmesini genellikle mülktenbarışçıl yararlanma hakkına müdahale olarak kabul etmektedir (Burdov/Rusya,B. No: 59498/00, 7/5/2002, § 40). AİHM yargı kararının uygulanmamasının adilyargılanma hakkı yanında mülkiyet hakkının da ihlaline yol açtığı sonucunavarmıştır (Burdov/Rusya, §§ 33-42). Bunun yanında müdahalenin mülkiyetinkullanımının kontrolü çerçevesinde yoksun bırakma sonucuna yol açtığıdeğerlendirilen bir başvuruda AİHM, yargı kararının uygulanmaması nedeniylekanunilik ölçütü yönünden mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir (Süzerve Eksen Holding A.Ş./Türkiye, B. No: 6334/05, 23/10/2012, §§ 142-155). Öteyandan AİHM'e göre Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) 6. maddesiile ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesi devlete, yargı kararlarının uygulanmasıbakımından etkili bir sistem kurma yükümlülüğü getirmektedir (Fuklev/Ukrayna,B. No: 71186/01, 7/6/2005, § 84).
25. AİHM, başvurucu lehine kesinleşmiş bir yargı kararınınsonradan yeniden gözden geçirme suretiyle değiştirilerek başvurucununtaşınmazından yoksun bırakılmasının mülkiyet hakkının ihlaline yol açtığınıkabul etmiştir (Brumarescu/Romanya [BD], B. No: 28342/95, 28/10/1999, §§66-80). AİHM ihlalin giderimi bakımından ise eski hâle getirme kuralıçerçevesinde aynen iadesi gerektiğini belirtmiştir (Brumarescu/Romanya[BD] (A.T.), B. No: 28342/95, 23/1/2001, § 22). AİHM bu kararda hükûmetinbaşvurucunun yeni bir dava açabileceği yönündeki savunmasını ise kabul etmemiştir(Brumarescu/Romanya (A.T.), § 22).
26. Öte yandan AİHM ölçülülük bağlamında dile getirdiği iyiyönetişim ilkesinin kamu yararı kapsamında bir konu söz konusu olduğundakamu makamlarının uygun zamanda, uygun yöntemle ve her şeyden önce tutarlıolarak hareket etmesini gerektirdiğini vurgulamıştır (Bogdel/Litvanya,B. No: 41248/06, 26/11/2013, § 65; Krstić/Sırbistan, B. No:45394/06, 10/12/2013, § 78). Ancak AİHM'e göre eski bir yanlışındüzeltilmesi gereği, meşruiyeti kamu otoritesinin eylemine dayalı olarak bireytarafından iyi niyetle kazanılmış yeni bir hakka orantısız bir şekilde müdahaleedilmemelidir. Başka bir ifadeyle kendi prosedürlerine uymayan ya da onlarabağlı kalmayan devlet makamlarının yanlış davranışlarından fayda eldeetmelerine ya da yükümlülüklerinden kaçmalarına izin verilmemelidir (Bogdel/Litvanya,§ 66). AİHM mülkiyetin hatalı olarak başkasına devredilmekle yoksun bırakılmayayol açılan müdahaleler yönünden iyi yönetişim ilkesinin kamu makamlarınahatalarını uygun bir biçimde düzeltme yükümlülüğü getirdiği gibi ayrıca iyiniyetli mülk sahibine yeterli bir tazminat ödenmesini veya uygun bir başkagiderim sağlanmasını da gerektirdiğini kabul etmiştir (Bogdel/Litvanya,§ 66; Moskal/Polonya, 69; Pincová ve Pinc/Çek Cumhuriyeti, B. No:36548/97, 5/11/2002, § 53; Toşcuţă ve diğerleri/Romanya, B.No: 36900/03, 25/11/2008, § 38).
2. AdilYargılanma Hakkı Yönünden
27. AİHM yerleşik içtihadına göre Sözleşme'nin 6.maddesinin birinci paragrafının herkesin bir mahkeme veya yargı yeri önüne getirilenmedeni hak ve yükümlülüklerine ilişkin herhangi bir iddiada bulunma hakkınıgüvence altına aldığını tekrarlamaktadır. Bu yolla medeni uyuşmazlıklarlailgili mahkemeye başvurma hakkına ilişkin erişim hakkının bir yönünü oluşturanmahkeme hakkı somutlaştırılmaktadır. Bununla birlikte bir taraf devletin içhukuk sistemi, nihai ve bağlayıcı bir yargının kararının (davanın) birtarafın(ın) zararına olacak şekilde hükümsüz/etkisiz kalmasına izin verirse buhak aslından yoksun hâle gelebilir. AİHM'e göre Sözleşme'nin 6. maddesininbirinci paragrafının yargı kararlarının uygulanmasını korumaksızın davacılaragaranti edilen -yargılamanın adil, kamuya açık ve makul süreli olması gibi-usule ilişkin güvenceleri detaylarıyla tanımlaması gerektiği tasavvur edilemez.Bu maddeyi yalnızca mahkemeye erişim ile yargılamaların yürütülmesi ilgiliolarak yorumlamak, taraf devletlerin Sözleşme'yi onayladıkları esnada saygıduymayı taahhüt ettikleri hukukun üstünlüğü ilkesine aykırı durumlara yolaçabilir. Dolayısıyla AİHM herhangi bir mahkeme tarafından verilen bir kararınicra edilmesinin 6. maddenin amaçları bakımından yargılamanın ayrılmazbir parçası olarak kabul etmiştir (Hornsby/Yunanistan, B. No: 18357/91,19/3/1997, § 40; Burdov/Rusya, § 34).
28. Mahkeme hakkı, bir mahkeme kararı vasıtasıylayalnızca hak sahipliğinin tanınmasını güvence altına alan teorik bir hakdeğildir; aynı zamanda kararın icra edileceğine dair meşru bir beklentiyi deiçerir. Davacıların etkili bir şekilde korunması ve evvelki hukuki durumun yenidentesis edilmesi, idari yetkililerin bağlayıcı bir hükme riayet etmeyükümlülüğünü zorunlu kılmaktadır (Apostol/Gürcistan, B. No: 40765/02,28/11/2016, § 54).
29. Davaya taraf olan kişinin etkin korunması ve hukukauygunluğun sağlanması, idarenin kendisi hakkında verilebilecek nihai yargıkararlarına uymasını gerektirmektedir. İdare yargı kararını uygulamayıreddediyor, ihmal ediyor ya da onu uygulamayı geciktiriyorsa bu durumda davadataraf olan kişinin davanın safahatı süresince yararlandığı Sözleşme’nin 6.maddesinde öngörülen teminatlar her türlü varlık nedenini kaybetmektedir (Süzerve Eksen Holding A.Ş./Türkiye, § 115).
30. AİHM, infaz usulleri ve idari sistemi ne kadarkarmaşık olursa olsun devletin Sözleşme gereğince herkesin kendi lehine verilmiş,uygulanması zorunlu ve bağlayıcı yargı kararlarının makul bir süredeuygulanması hakkını teminat altına alma yükümlülüğü altında olduğunuvurgulamıştır. Aynı şekilde hiçbir devlet makamı, örneğin bir yargı kararıylatespit edilen bir borcun ödenmemesine mali veya diğer kaynakların eksikliğinibahane gösteremez. AİHM ilgililerin bir yargı kararının uygulanmasını mümkünkılacak veya hızlandıracak bazı usule ilişkin girişimlerde bulunmak zorundakalabileceklerini ancak kişilerden beklenen iş birliği yükümlülüğünün mutlakgereklilik düzeyini aşmaması gerektiğini ve her hâlde bu yükümlülüğün idareyi,aleyhine verilen kararı infaz etmek için Sözleşme’de öngörüldüğü şekildeelindeki bilgilere dayanarak, kendiliğinden ve öngörülen zamanda hareket etmezorunluluğundan muaf tutmaması gerektiğini belirtmiştir (Süzer ve EksenHolding A.Ş./Türkiye, §§ 116, 117).
31. AİHM her halükârda, devlet aleyhine bir yargı kararıaldırmış bir kişinin kararın cebri icrasını sağlamak için ayrı bir dava açmakzorunda olmadığını vurgulamıştır. AİHM'e göre verilen bir yargı kararınınuygulanmasını teminat altına almak, bu zorunlu ve bağlayıcı kararın zamanındauygulanmasını sağlamak, bu kararın kesinleştiği ve infaz edilebilir hâlegeldiği tarihten itibaren uygulamak kamu makamlarının öncelikli görevidir. Bukararlar, davalı devletin ilgili makamına kurallara uygun olarakbildirilmelidir; böylece bu yetkili makam kararı uygulamak için gerekli tümgirişimlerde bulunmalı veya yargı kararlarının infazı konusunda yetkili birdiğer devlet kurumuna bu kararı iletmelidir. Cebren veya ihtiyari infazusullerinin çakıştığı veya karmaşık olduğu hâllerde bu durum özellikleönemlidir zira kişi bu konuda hangi makamın yetkili olduğu konusunda haklıolarak şüpheye düşebilir (Süzer ve Eksen Holding A.Ş./Türkiye, § 118).
V. İNCELEME VEGEREKÇE
32. Mahkemenin 29/9/2020 tarihinde yapmış olduğutoplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. MülkiyetHakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
1. Başvurucununİddiaları
33. Başvurucu; idarece sit alanı ilan edilen yer içintakas yoluyla sertifika verilmesi veya bu yerin kamulaştırılması gerektiğini,idarenin eylemsizliğinden kaynaklanan belirsizlik nedeniyle 1. derece doğal sitalanı içinde yer alan taşınmazı üzerindeki mülkiyet hakkının kullanılamaz hâlegetirildiğini, taşınmazına yönelik inşaat ve devir yasağının uzun bir süredirdevam ettiğini, mahkeme kararının yerine getirilmesi talebiyle yaptığıbaşvurunun da trampa işleminin 2863 sayılı Kanun'un 15. maddesi çerçevesindedeğerlendirilebilmesi için bilgi ve belgelerin toplanması gerektiği, bilgilerintam ve eksiksiz olduğunun tespiti halinde konunun Çevre ve Şehircilik BakanlığıTabiat Varlıklarını Koruma Genel Müdürlüğüne iletileceği gerekçe gösterilipsonuçsuz bırakıldığını belirterek mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ilerisürmüştür.
2. Değerlendirme
34. Anayasa'nın "Mülkiyet hakkı" kenar başlıklı35. maddesi şöyledir:
"Herkes, mülkiyet ve mirashaklarına sahiptir.
Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla,kanunla sınırlanabilir.
Mülkiyet hakkının kullanılması toplumyararına aykırı olamaz."
a. KabulEdilebilirlik Yönünden
35. Somut olayda başvurucunun kamulaştırma talebine dairbaşvurusunun reddine ilişkin Bakanlık işleminin iptali talebiyle açtığı davalehine sonuçlanmış ve bu karar Danıştayca onararak kesinleşmiştir. Başvurucu,lehe olan mahkeme ilamının yerine getirilmesi için 1/11/2016 Çevre veŞehircilik Bakanlığına başvurmuştur. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı TabiatVarlıklarını Koruma Genel Müdürlüğü 28/11/2016 tarihli cevap yazısında, taşınmazınHazine taşınmazı ile değiştirilebilmesini teminen İzmir Valiliği Çevre veŞehircilik İl Müdürlüğü tarafından inceleme ve araştırma yapılarak raporhazırlanması yönünde karar verildiğini belirtmiştir. İzmir Valiliği Çevre veŞehircilik İl Müdürlüğü ise 28/11/2016 tarihli yazısında, trampa işleminin 2863sayılı Kanun'un 15. maddesi çerçevesinde değerlendirilebilmesi için bilgi vebelgelerin toplanması gerektiğini, bilgilerin tam ve eksiksiz olduğunun tespitihâlinde konunun Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Tabiat Varlıklarını Koruma GenelMüdürlüğüne iletileceğini ifade etmiştir.
36. Bireysel başvuru yoluyla Anayasa Mahkemesinebaşvurabilmek için öncelikle olağan kanun yollarının tüketilmiş olması gerekir(Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt, B. No: 2012/403, 26/3/2013, §§ 16,17).
37. Anayasa Mahkemesi daha önce çeşitli kararlarındabaşvurucu lehine olan bir mahkeme kararının uygulanmamasının söz konusu olduğudurumlarda başvurucunun bu işleme karşı ayrı bir icra takibi yapmaya ve davaaçmaya zorlanmasının beklenemeyeceğini belirtmiştir (benzer yöndekideğerlendirmeler için bkz. Kenan Yıldırım ve Turan Yıldırım, B. No:2013/711, 3/4/2014, § 47; Üças Gıda Pazarlama ve Tekstil San. ve Tic. Ltd.Şti., B. No: 2014/16633, 6/12/2017, § 39). Somut olayda da anılankararlardaki bu ilkelerden ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmamaktadır.
38. Diğer taraftan bireysel başvurular sonrasında31/7/2018 tarihli ve 30495 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 25/7/2018 tarihlive 7145 sayılı Kanun'un 20. maddesiyle 9/1/2013 tarihli ve 6384 sayılı Avrupaİnsan Hakları Mahkemesine Yapılmış Bazı Başvuruların Tazminat Ödenmek SuretiyleÇözümüne Dair Kanun'a geçici madde eklenmiştir.
39. 6384 sayılı Kanun'a eklenen geçici maddeye göreyargılamaların uzun sürmesi ve yargı kararlarının geç veya eksik icra edilmesiya da icra edilmemesi şikâyetiyle Anayasa Mahkemesine yapılan ve bu maddeninyürürlüğe girdiği tarih itibarıyla Anayasa Mahkemesi önünde derdest olanbireysel başvuruların başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle verilen kabuledilemezlik kararının tebliğinden itibaren üç ay içinde yapılacak müracaatüzerine Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Tazminat Komisyonu Başkanlığı (TazminatKomisyonu) tarafından incelenmesi öngörülmüştür.
40. Anayasa Mahkemesi de yargı kararlarının geç veyaeksik icra edildiği ya da hiç icra edilmediği iddiasıyla 31/7/2018 tarihindenönce gerçekleştirilen bireysel başvurulara ilişkin olarak Tazminat Komisyonunabaşvuru imkânı tanıyan bu hukuk yolunu tüketilmesi gereken etkili bir başvuruyolu olarak görmüştür (Ferat Yüksel, B. No: 2014/13828, 12/9/2018, §§26-36).
41. Ancak somut olayda başvurunun konusu yargı kararınadayalı bir para alacağının ödenmesine ilişkin değildir. Başvurucu, mülkiyethakkı kapsamında bir taşınmazın kamulaştırılması gerektiğine ilişkin yargıkararının icra edilmediğinden yakınmaktadır. Buna karşın 6384 sayılı Kanun'un1. maddesinde yargı kararlarının icrasına ilişkin başvuruların tazminat ödenmeksuretiyle çözümünün amaçlandığı belirtilmektedir.
42. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabuledilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığıanlaşılan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilirolduğuna karar verilmesi gerekir.
b. EsasYönünden
i. MülkünVarlığı
43. Anayasa'nın 35. maddesiyle güvenceye bağlananmülkiyet hakkı, ekonomik değer ifade eden ve parayla değerlendirilebilen hertürlü mal varlığı hakkını kapsamaktadır (AYM, E.2015/39, K.2015/62, 1/7/2015, §20).Bu bağlamda mülk olarak değerlendirilmesi gerektiğinde kuşku bulunmayanmenkul ve gayrimenkul mallar ile bunların üzerinde tesis edilen sınırlı aynihaklar ve fikrî hakların yanı sıra icrası kabil olan her türlü alacak damülkiyet hakkının kapsamına dâhildir (Mahmut Duran ve diğerleri, B. No:2014/11441, 1/2/2017, § 60). Anayasa'nın 35. maddesi kapsamındaki mülkiyethakkının ihlal edildiğini ileri süren başvurucu, böyle bir hakkın varlığınıkanıtlamak zorundadır (Cemile Ünlü, B. No: 2013/382, 16/4/2013, § 26).
44. Somut olayda uyuşmazlık konusu taşınmazın kamulaştırılmasıtalebine dair başvurunun reddine ilişkin Kültür ve Turizm Bakanlığı işlemininiptali talebiyle açılan dava neticesinde İzmir 3. İdare Mahkemesi, kamulaştırmaişlemlerinin geciktirilmeksizin sonuçlandırılması gerekirken davalı idaretarafından söz konusu taşınmazın kamulaştırılmasının önümüzdeki yıllardaödenekler çerçevesinde değerlendirileceğinden bahisle tesis edilen işlemihukuka aykırı görüp iptal etmiştir. Bununla birlikte 6100 sayılı Kanun'un 367.maddesinin (2) numaralı fıkrasında ayni hakka ilişkin kararın kesinleşmedikçeyerine getirilmeyeceği düzenlenmiştir. Söz konusu hüküm ise Dairenin 19/6/2015tarihli kararıyla onanmıştır. Dolayısıyla söz konusu kararın kesinleşmetarihinden itibaren uygulanabilir hâle geldiği açıktır. Bu durumda başvurucununkesinleşmiş ve icra edilebilir nitelikteki yargı kararına istinadentaşınmazının kamulaştırılacağına ve kamulaştırma neticesinde de kamulaştırmabedelinin ödeneceğine yönelik meşru bir beklentisi bulunmaktadır. Nihayetindebaşvuru konusu olayda ilgili taşınmazın da başvurucu adına tapuda kayıtlıolduğundan mülkün varlığında bir tereddüt bulunmamaktadır.
ii. MüdahaleninVarlığı ve Türü
45. Anayasa’nın 35. maddesinde bir temel hak olarakgüvence altına alınmış olan mülkiyet hakkı kişiye -başkasının hakkına zararvermemek ve yasaların koyduğu sınırlamalara uymak koşuluyla- sahibi olduğu şeyidilediği gibi kullanma ve ondan tasarruf etme, onun ürünlerinden yararlanmaolanağı verir (Mehmet Akdoğan ve diğerleri, B. No: 2013/817, 19/12/2013,§ 32). Dolayısıyla malikin mülkünü kullanma, mülkün semerelerinden yararlanmave mülkü üzerinde tasarruf etme yetkilerinden herhangi birinin sınırlanmasımülkiyet hakkına müdahale teşkil eder (Recep Tarhan ve Afife Tarhan, B.No: 2014/1546, 2/2/2017, § 53).
46. Başvuru konusu olayda başvurucunun kamulaştırmatalebine dair başvurusunun reddine ilişkin Bakanlık işleminin iptali talebiyleaçılan davada Mahkeme, davanın kabulüne karar vererek dava konusu işlemi iptaletmiş ve bu karar Danıştayca onanarak 19/6/2015 tarihinde kesinleşmiştir.Bununla birlikte Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Tabiat Varlıklarını Koruma GenelMüdürlüğü, trampa işleminin 2863 sayılı Kanun'un 15. maddesi çerçevesindedeğerlendirilebilmesi için bilgi ve belgelerin toplanması gerektiği, bilgilerintam ve eksiksiz olduğunun tespiti halinde konunun değerlendirileceğigerekçesiyle kamulaştırma işleminin hâlihazırda yerine getirilmeyeceğinibildirmiştir. Buna göre dava konusu taşınmazın bulunduğu alan 1. derecede doğalsit alanı olarak belirlendiğinden başvurucu mezkûr taşınmaz üzerinde tasarruftabulunamamaktadır. Diğer yandan başvurucu taşınmazının kamulaştırılmaması sonucukamulaştırma bedelinden mahrum kalmıştır. Dolayısıyla yargı kararına rağmenkamulaştırma işleminin gerçekleştirilmemesinin mülkiyet hakkına müdahale teşkilettiği kuşkusuzdur.
iii. Müdahaleninİhlal Oluşturup Oluşturmadığı
(1) Genelİlkeler
47. Anayasa’nın 13. maddesi şöyledir:
"Temel hak ve hürriyetler, özlerinedokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplerebağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanınsözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerineve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."
48. Anayasa’nın 35. maddesinde mülkiyet hakkı sınırsızbir hak olarak düzenlenmemiş, bu hakkın kamu yararı amacıyla ve kanunlasınırlandırılabileceği öngörülmüştür. Mülkiyet hakkına müdahalede bulunulurkentemel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasına ilişkin genel ilkeleridüzenleyen Anayasa'nın 13. maddesinin de gözönünde bulundurulmasıgerekmektedir. Dolayısıyla mülkiyet hakkına yönelik müdahalenin Anayasa'yauygun olabilmesi için müdahalenin kanuna dayanması, kamu yararı amacı taşımasıve ayrıca ölçülülük ilkesi gözetilerek yapılması gerekmektedir (Recep Tarhanve Afife Tarhan, § 62).
49. Anayasa Mahkemesi mülkiyet hakkına yönelik nihai biryargı kararının uygulanmamasının ihlale yol açtığını daha önce çeşitlikararlarında kabul etmiştir. Buna göre ilgili mahkeme kararını uygulamaklagörevli kamu makamları, bu kararın uygulanmasını engellemekte ya da kararınuygulanması için gerekli özeni göstermemekteyse bu durumun Anayasa'nın 35.maddesinin ihlali anlamına geldiği sonucuna yol açtığını vurgulamıştır (KenanYıldırım ve Turan Yıldırım, §§ 55-75; Mehmet Hocaoğlu, B. No:2013/3207, 15/10/2015, §§ 59-74).
50. Diğer taraftan Necdet Çetinkaya (B. No:2013/7725, 24/3/2016) başvurusunda ortaklığın giderilmesi davasında yapılanyargılama neticesinde satışına karar verilen taşınmazın yapılan ihale sonucubaşvurucu tarafından mülkiyetinin edinilmesi söz konusudur. Bu başvuruya konuolayda da tapu müdürlüğü ortaklığın giderilmesi davasında Hazinenin tarafolmaması sebebiyle tescil talebini reddetmiştir. Anayasa Mahkemesi başvurucununtaşınmazın ihale bedelini ödediği ve tescilden önce mülkiyetini kazandığı hâldebaşvurucunun ihale yoluyla edindiği taşınmazın Hazinenin payı dışındaki diğerpayları yönünden başvurucu adına tescil işleminin yapılmamasının mülkiyethakkına yapılan ölçüsüz bir müdahale olduğu sonucuna varmıştır (NecdetÇetinkaya, §§ 64-73).
(2) İlkelerinOlaya Uygulanması
51. Somut olayda başvurucunun 1. derecede doğal sit alanıolarak belirlenen alanda bulunan taşınmazının kamulaştırılması talebininreddine ilişkin Bakanlık işleminin iptalini teminen açtığı dava kabul edilmişve karar kesinleşmiştir. Bununla birlikte başvurucunun yargı kararının yerinegetirilmesini teminen Çevre ve Şehircilik Bakanlığı nezdinde yaptığı başvuru,trampa işleminin 2863 sayılı Kanun'un 15. maddesi çerçevesinde değerlendirilebilmesiiçin bilgi ve belgelerin toplanması gerektiği, bilgilerin tam ve eksiksizolduğunun tespiti hâlinde konunun değerlendirileceği gerekçesiyle sonuçsuzbırakılmış ve hâlihazırda mahkeme kararı yerine getirilmemiştir.
52. İdare başvurucuya hitaben cevap yazısında her nekadar kesinleşmiş yargı kararının yerine getirilmesini teminen gerekli bilgi vebelgelerin toplanmasının akabinde gerekli işlemlerin gerçekleştirileceğinibildirmiş ise de uzun bir süre geçmiş olmasına karşın hâlihazırda idarenin bu taahhüdünügerçekleştirmediği görülmektedir. Buna göre yargı kararının yerinegetirilmesinin temini yönünden idarece gerekli inisiyatifin sergilenmediği veözenin gösterilmediği anlaşılmaktadır.
53. Başvurucu, öncelikle taşınmazından yararlanamamasınedeniyle uğradığı zararın ortadan kaldırılması talebiyle hukuk kurallarınınkendisine sağladığı tüm imkânları kullanmıştır. Bu kapsamda başvurucu,bulunduğu alan 1. derecede doğal sit alanı olarak ilan edilmesi nedeniyleüzerinde dilediği şekilde tasarrufta bulunamadığı taşınmazı için Kültür veTurizm Bakanlığı Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğüne başvurmuş vetaşınmazın trampa programına alınarak uygun herhangi bir Hazine arazisiyletakas edilmesini talep etmiştir. Genel Müdürlük, cevap yazısında ilgiliarazinin takas kapsamına alınabilmesi için gerekli 1/1000 ölçekli imar planınınbulunmadığını, söz konusu imar planının hazırlanabilmesi ve takas programınınbaşlatılabilmesi için kurum eş güdümünde bir irdeleme çalışması yapılmasıgerektiğini, bu irdeleme çalışmasının gerçekleştirilmesinden sonra takasbaşvurusunun değerlendirmeye alınacağını bildirmiştir. Başvurucu akabinde 2863sayılı Kanun'un 15. maddesinin (a) bendi uyarınca taşınmazının kamulaştırılmasıtalebiyle Kültür ve Turizm Bakanlığı nezdinde başvuru yapmış, talebinin reddiişlemine karşı dava açmış ve davayı da kazanmıştır. Bu durumda başvurucu,yukarıda da belirtildiği üzere taşınmazı üzerindeki kısıttan kurtulmak amacıylakanunun tanıdığı tüm imkânları usulünde ve zamanında kullanmıştır. Buna mukabilidare ise başvurucunun mahkeme kararıyla ortaya konulan hakkının tesisinoktasında gerek yasal gerekse de taahhüt ettiği görevlerini yerinegetirmemiştir. Bu kapsamda idare, somut olarak 1/1000 ölçekli imar planınınhazırlanabilmesi ve takas programının başlatılabilmesi için kurum eş güdümündeherhangi bir irdeleme çalışması yapmamış ve başvurucunun yargı kararının yerinegetirilmesi talebine karşı verdiği cevap yazısında taahhüt ettiği hususlarıgerçekleştirmemiştir.
54. Sonuç olarak mahkeme karar gerekçesinde debelirtildiği üzere somut olayda başvurucuya ait taşınmazın sit alanı ilanedilmesinden uzun yıllar geçmesine rağmen herhangi bir işlem yapılmamış ve bunedenle de başvurucunun mülkiyet hakkının süresi belirsiz bir zaman dilimindekısıtlanmıştır. Üstelik anılan kararın kesinleşmesinden itibaren beş yılı aşkınbir süre geçmesine rağmen hâlâ herhangi bir işlem yapılmamakla başvurucununmülkiyet hakkı üzerindeki kısıntı devam etmektedir. Bu durumda somut olaydakamu makamlarının koordinasyon ve iş birliği eksikliğinin bulunduğu ve idarecemahkeme kararının kesinleşmesinden itibaren beş yılı aşkın bir sürenin geçmişolmasına karşın çözüme yönelik bir girişime tanık olunamadığı gerçeği dikkatealındığında yargı kararının uygulanmamasına kamu makamlarının özensiz tutum vedavranışlarının yol açtığı, başvurucuya ise atfedilebilecek bir kusurunbulunmadığı görülmektedir.
55. Nihayetinde bulunduğu alan 1. derecede doğal sitalanı olarak ilan edilmesi nedeniyle taşınmaz üzerinde oluşan mülkiyet kısıtı,başvurucunun elinde olmayan sebeplerle ve bütünüyle kamu makamlarının tutum veişlemlerinden kaynaklanmıştır. Buna mukabil meydana gelen sonuçtan takasişlemiyle taşınmaz tahsisinde bulunmak ya da yargı kararına istinaden zorunlukamulaştırma işlemini gerçekleştirip kamulaştırma bedeli ödemek durumundakalmayan yine kamu makamları yararlanmıştır. Bu olgulara rağmen ve yargıkararının nihai hâle geldiği 19/6/2015 tarihinden bu yana beş yılı aşkın birsüre boyunca uygulanmamasının Anayasa Mahkemesince yargı kararlarınınuygulanması çerçevesinde daha önce ortaya konulan ilkelere göre kanunilikölçütü yönünden mülkiyet hakkının ihlaline yol açtığı sonucuna varılmıştır.
56. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 35. maddesindegüvence altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar verilmesigerekir.
B. MahkemeyeErişim Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
1. Başvurucununİddiaları
57. Başvurucu, lehine olan kesinleşmiş yargı kararınınuygulanmaması nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ilerisürmüştür.
2. Değerlendirme
58. Anayasa'nın "Hak arama hürriyeti" kenarbaşlıklı 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
"Herkes, meşru vasıta ve yollardanfaydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia vesavunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir."
59. Anayasa’nın 138. maddesinin son fıkrası şöyledir:
"Yasama ve yürütme organları ileidare, mahkeme kararlarına uymak zorundadır; bu organlar ve idare, mahkemekararlarını hiçbir suretle değiştiremez ve bunların yerine getirilmesinigeciktiremez."
a. KabulEdilebilirlik Yönünden
60. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabuledilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığıanlaşılan adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabuledilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
b. EsasYönünden
61. Anayasa Mahkemesi daha önce yargı kararlarınınuygulanmasını Anayasa’nın 36. maddesinde ifade edilen adil yargılanma hakkınınunsurlarından biri olan mahkemeye erişim hakkı çerçevesinde değerlendirmiştir.Buna göre Anayasa'nın 36. ve 138. maddeleri uyarınca yargı kararlarının ilgilikamu otoritelerince zamanında yerine getirilmediği bir devlette bireylerinyargı kararıyla kendilerine sağlanan hak ve özgürlükleri tam anlamıyla kullanabilmelerimümkün değildir. Dolayısıyla devlet, yargı kararlarının zamanında yerinegetirilmesini sağlayarak bireyler aleyhine oluşabilecek hak kayıplarınıengellemekle ve bu yolla bireylerin kamu otoritelerine ve hukuk sistemine olangüven ve saygılarını korumakla yükümlüdür. Bu sebeple hukuk devletinin birgereği olarak bireylerin kamu otoritesi ile hukuk sistemine olan güven vesaygılarını koruma adına vazgeçilemez bir görev ifa eden yargının kararlarınınzamanında yerine getirilmeyerek sonuçsuz bırakılması kabul edilemez. Sonuçolarak hukuk sisteminde, nihai mahkeme kararlarını taraflardan birinin aleyhinesonuç doğuracak şekilde uygulanamaz hâle getiren düzenlemeler bulunması veyamahkeme kararlarının icrasının herhangi bir şekilde engellenmesi hâllerindemahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği anlamına geleceği kabul edilmiştir (AhmetYıldırım, B. No: 2012/144, 2/10/2013, § 28; Arman Mazman, B. No:2013/1752, 26/6/2014, § 61).
62. Somut olayda da bu ilkelerden ayrılmayı gerektirenbir durum bulunmamaktadır. Mülkiyet hakkının ihlal edildiği sonucuna varılankısımda yapılan değerlendirmeler esas alındığında başvurucu lehine olan nihaive kesinleşmiş nitelikteki yargı kararının uygulanmaması nedeniyle aynı zamandamahkemeye erişim hakkının da ihlaline yol açılmıştır.
63. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 36. maddesindegüvence altına alınan mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine kararverilmesi gerekir.
C. 6216 SayılıKanun'un 50. Maddesi Yönünden
64. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa MahkemesininKuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. maddesinin ilgili kısmışöyledir:
“(1) Esas inceleme sonunda,başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlalkararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması içinyapılması gerekenlere hükmedilir…
(2) Tespit edilen ihlal bir mahkemekararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yenidenyargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasındahukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veyagenel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılamayapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığıihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden kararverir.”
65. Başvurucu, maddi ve manevi tazminat talebindebulunmuştur.
66. Anayasa Mahkemesinin Mehmet Doğan kararında ihlalsonucuna varıldığında ihlalin nasıl ortadan kaldırılacağı hususunda genelilkeler belirlenmiştir (B. No: 2014/8875, 7/6/2018, [GK]). Mahkeme diğer birkararında ise bu ilkelerle birlikte ihlal kararının yerine getirilmemesininsonuçlarına da değinmiş ve bu durumun ihlalin devamı anlamına geleceği gibiilgili hakkın ikinci kez ihlal edilmesiyle sonuçlanacağına da işaret etmiştir(Aligül Alkaya ve diğerleri (2), B.No: 2016/12506, 7/11/2019).
67. Bireysel başvuru kapsamında bir temel hakkın ihlaledildiğine karar verildiği takdirde ihlalin ve sonuçlarının ortadankaldırıldığından söz edilebilmesi için temel kural mümkün olduğunca eski hâlegetirmenin yani ihlalden önceki duruma dönülmesinin sağlanmasıdır. Bunun içinise öncelikle ihlalin kaynağı belirlenerek devam eden ihlalin durdurulması,ihlale neden olan karar veya işlemin ve bunların yol açtığı sonuçların ortadankaldırılması, varsa ihlalin sebep olduğu maddi ve manevi zararlarıngiderilmesi, ayrıca bu bağlamda uygun görülen diğer tedbirlerin alınmasıgerekmektedir (Mehmet Doğan, §§ 55, 57).
68. Anayasa Mahkemesi başvurucunun lehine olan yargıkararının idarece uygulanmaması nedeniyle mülkiyet ve mahkemeye erişimhaklarının ihlal edildiği sonucuna varmıştır. Dolayısıyla somut başvurudaihlalin idari işlemden kaynaklandığı anlaşılmaktadır.
69. İhlalin sonuçlarının giderilmesi için yargı kararınınuygulanması gerekmektedir. İhlal kararının yerine getirilmesisorumluluğu Çevre ve Şehircilik Bakanlığına düşmektedir. Bu sebeple kararın birörneğinin ihlalin sonuçlarının giderilmesi için Çevre ve Şehircilik Bakanlığınagönderilmesine karar verilmesi gerekir.
70. Diğer taraftan somut olay bağlamında kararın Çevre veŞehircilik Bakanlığına gönderilmesine karar verilmesi ihlale yol açan yargılamasürecine muhatap olan başvurucunun bu sürede uğradığı bütün zararlarıgidermemektedir. Nitekim ilgili yargı kararı kesinleştiği 19/6/2015 tarihindenitibaren beş yılı aşkın bir süre geçmesine rağmen uygulanmış değildir.Dolayısıyla eski hâle getirme kuralı çerçevesinde ihlalin bütünsonuçlarıyla ortadan kaldırılabilmesi için mülkiyet ve mahkemeye erişimhaklarının ihlali nedeniyle yalnızca ihlal tespitiyle ve kararın idareyegönderilmesi suretiyle giderilemeyecek olan manevi zararları karşılığında-yargı kararının infaz edilmediği süre gözetilerek- başvurucuya net 15.000 TLmanevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.
71. Anayasa Mahkemesinin maddi tazminata hükmedebilmesiiçin başvurucunun uğradığını iddia ettiği maddi zarar ile tespit edilen ihlalarasında illiyet bağı bulunmalıdır. Başvurucunun bu konuda herhangi bir belgesunmamış olması nedeniyle maddi tazminat talebinin reddine karar verilmesigerekir.
72. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 257,50 TL harç ve3.000 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 3.257,50 TL yargılama giderininbaşvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. 1. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianınKABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
2. Mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkiniddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. 1. Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınanmülkiyet hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
2. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınanmahkemeye erişim hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
C. Yargı kararının en kısa sürede icra edilmesi içinkararın bir örneğinin Çevre ve Şehircilik Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE,
D. Başvurucuya net 15.000 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE,tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,
E. 257,50 TL harç ve 3.000 TL vekâlet ücretinden oluşantoplam 3.257,50 TL yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,
F. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucununHazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içindeyapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihtenödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
G. Kararın bir örneğinin Adalet BakanlığınaGÖNDERİLMESİNE 29/9/2020 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.