TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
SULTAN TOKAY VE DİĞERLERİ BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2013/1122)
Karar Tarihi: 26/6/2014
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Serruh KALELİ
Üyeler
:
Zehra Ayla PERKTAŞ
Burhan ÜSTÜN
Erdal TERCAN
Zühtü ARSLAN
Raportör
:
Selami ER
Başvurucular
:
Sultan TOKAY
Abdurrahman TOKAY
Cemil TOKAY
Yazi KALKAN
Neriman ELİKLİ
Azize EROL
Yılmaz TOKAY
Zeki TOKAY
Şemsettin TOKAY
Vekilleri
:
Av. Şükrullah KURUL
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvurucular, ortak murislerininuzun süredir kullandığı ve tasarrufu altında bulundurduğu taşınmazın kadastroçalışmaları sırasında başka şahıslar adına tespiti nedeniyle açılan kadastrotespitine itiraz davasının makul süreyi aşarak yaklaşık 22 yıldatamamlandığını, yargılamanın uzun sürmesi sebebiyle taşınmazdan yararlanma vegelir elde etme haklarını kullanamadıklarını belirterek adil yargılanma vemülkiyet haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüşler ve tazminat talebindebulunmuşlardır.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru, 29/1/2013 tarihindeKızıltepe Asliye Hukuk Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Dilekçe ve eklerininidari yönden yapılan ön incelemesinde belirlenen eksiklikler tamamlatılmış veKomisyona sunulmasına engel bir eksikliğin bulunmadığı tespit edilmiştir.
3. Birinci Bölüm Birinci Komisyonunca, 13/3/2013tarihinde kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına vedosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.
4. Birinci Bölümün 24/7/2013tarihli ara kararı gereğince başvurunun kabul edilebilirlik ve esasincelemesinin birlikte yapılmasına ve bir örneğinin görüş için AdaletBakanlığına gönderilmesine karar verilmiştir.
5. Adalet Bakanlığı’nın 7/9/2013tarihli görüş yazısı 18/9/2013 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir.Başvurucu Adalet Bakanlığı cevabına karşı beyanlarını yasal süresi içinde 25/9/2013 tarihinde ibraz etmiştir
III. OLAY VE OLGULAR
A. Olaylar
6. Başvuru dilekçesi ve eklerinde ifade edildiği şekliyleolaylar özetle şöyledir:
7. Başvurucuların ortak murisi Mehmet TOKAY, Mardin iliKızıltepe ilçesi Cumhuriyet mahallesi Zergan Deresimevkiinde bulunan 79 ada 6 ve 7 nolu parsellerde yeralan 34.000,00 m2 yüzölçümlü taşınmazları 4/6/1982tarih ve 15 sayılı tapu kaydına dayanarak kadastro tespitinin yapıldığı 1989tarihine kadar herhangi bir dava ve çekişme olmaksızın tasarrufu altındabulundurmuştur.
8. 79 ada 7 nolu parselde yer alan7.894,77 m2 yüzölçümlü taşınmaz, 14/9/1989 tarihindeyapılan kadastro çalışmasında Ekim 1984 tarih, 3 sıra numaralı ve Ekim 1986tarih, 21 sıra numaralı tapu kayıtlarına dayanılarak Nurettin ÖNER, YusufKURTULUŞ, Tahir KURTULUŞ ve Şeyhmus KURTULUŞ adlarınave tarla vasfıyla tespit edilmiştir.
9. Bunun üzerine başvurucuların murisi Mehmet TOKAY, Haziran1982 tarihli tapu kaydına ve kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayanarak 25/9/1990 tarihinde Kızıltepe Kadastro Mahkemesinde(Mahkeme) kadastro tespitine itiraz davası açmıştır. Mahkeme dayanak tapukayıtları ile bunların geldisi ile krokisini TapuSicil Müdürlüğünden istemiştir.
10. Davalı Nurettin ÖNER, başvurucuların murisi Mehmet TOKAYaleyhine önce Kaymakamlığa başvurarak idari men talep etmiş ve bu yönde kararalmıştır. Ayrıca Mehmet TOKAY hakkında idari men kararına uymadığı gerekçesiyleKızıltepe Sulh Ceza Mahkemesi tarafından verilen mahkûmiyet kararı bulunduğuanlaşılmıştır. Diyarbakır Bölge İdare Mahkemesi verilen idari men kararınıngeçersiz olduğu yönünde karar vermiştir.
11. Davalı Nurettin ÖNER, Kızıltepe Asliye Hukuk MahkemesineE.1993/312 sayılı dosya ile men-i müdahale davası açmış, dosya görevsizlikkararıyla Kadastro Mahkemesine gelmiştir.
12. Mahkemece 9/11/1992 tarihindetaşınmazda keşif yapılmış, keşifte dinlenilen mahalli bilirkişiler, taşınmazınbaşvuruculara ait tapu ve tescil krokisi içinde kaldığını, başvurucularınmurisinin zilyetliği ve tasarrufunda bulunduğunu, zilyetliğinin nizasızfasılasız sürdüğünü, davalıların zilyetliğinin olmadığını ve davalılara aittapu kaydının dava konusu taşınmazı kapsamadığını beyan etmişlerdir.
13. Mahkemece 14/5/1998 tarihindeyeniden keşif yapılmış, keşifte dinlenilen mahalli bilirkişiler, dava konusutaşınmazın başvurucuların murisine ait olduğunu ve onun tarafındankullanıldığını, davalıları taşınmazı kullanırken görmediklerini beyanetmişlerdir.
14. Başvurucuların murisi davacı Mehmet TOKAY, 1/5/2003 tarihinde vefat etmiştir. Bu aşamadan sonra davayı,murisin eşi ve çocukları olarak başvurucular takip etmişlerdir.
15. Dava konusu taşınmazda 11/7/2008tarihinde yeniden keşif yapılmış ve mahalli bilirkişiler ilk iki keşifte ifadeedilen bilgiler doğrultusunda başvurucuların murisinin taşınmazı kullandığı,davalıların taşınmazda zilyetliklerinin olmadığı yönünde beyanda bulunmuşlar,fen bilirkişisi başvurucuların dayandığı tapunun uyuşmazlık konusu taşınmazıkapsadığını ifade etmiş, başvurucuların dayandığı tapu kök kaydının krokisiokunarak sınırlarının tapu kaydı ile aynı olduğu görülmüştür.
16. Mahkeme, 26/11/2008 tarih veE.1990/690, K.2008/17 sayılı kararıyla ve toplanan deliller ışığında taşınmazınbaşvurucuların dayanak tapusu kapsamında kaldığı, davalıların dayanak tapukaydının taşınmaza uymadığı, bilirkişi beyanlarının başvurucuların murisininzilyetliğini gösterdiği, 1989 yılından önce taşınmazın mülkiyetine ait birçekişme bulunmadığı gerekçesiyle davayı başvurucular yönünden kabul ederekdavalılar adına yapılan tespitin iptali ile Mehmet TOKAY’ınvefatı nedeniyle mirasçıları olan başvurucular adına payları oranındataşınmazın tapuya kayıt ve tesciline karar vermiştir. Mahkeme gerekçesindeayrıca taşınmazın Mehmet TOKAY ve onun ölümü üzerine mirasçıları olanbaşvurucular tarafından kullanılmaya devam edildiğini tespit etmiştir.
17. Karar davalılar tarafından temyiz edilmiştir. Temyizincelemesini yapan Yargıtay 16. Hukuk Dairesi, 27/3/2012tarih ve E.2011/6981, K.2012/2817 sayılı kararıyla, ilk derece mahkemesihükmünü onamıştır.
18. Davalıların karar düzeltme talebi Yargıtay aynıdairesinin 31/12/2012 tarih ve E.2012/9729,K.2012/11927 sayılı kararıyla reddedilmiştir. Karar aynı tarihtekesinleşmiştir. Kesinleşen karar başvuruculara 25/1/2013tarihinde tebliğ edilmiştir.
B. İlgili Hukuk
19. 22/11/2011 tarihli ve 4721 sayılı Türk MedeniKanunu’nun “Tescil” başlıklı 705.maddesi şöyledir:
“Taşınmaz mülkiyetinin kazanılması, tescilleolur.
Miras, mahkeme kararı, cebrî icra, işgal,kamulaştırma hâlleri ile kanunda öngörülen diğer hâllerde, mülkiyet tescildenönce kazanılır. Ancak, bu hâllerde malikin tasarruf işlemleri yapabilmesi, mülkiyetintapu kütüğüne tescil edilmiş olmasına bağlıdır.”
20. 4721 sayılı Kanun’un “Olağanüstüzaman aşımı” 713. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
“Tapu kütüğünde kayıtlı olmayan bir taşınmazıdavasız ve aralıksız olarak yirmi yıl süreyle ve malik sıfatıyla zilyetliğindebulunduran kişi, o taşınmazın tamamı, bir parçası veya bir payı üzerindekimülkiyet hakkının tapu kütüğüne tesciline karar verilmesini isteyebilir”
21. 21/6/1987 tarih ve 3402 sayılı KadastroKanunu’nun “Kadastro çalışma alanı, ilan veitiraz” kenar başlıklı 4. maddesinin 5304 sayılı Kanunla değişiküçüncü fıkrası şöyledir:
“…
Sınır tespitlerinde; komşu mahalle veya köyünbilgi ve belgelerinden istifade edilir.
Tespit edilen sınır harita veya ölçükrokisinde gösterilir.
Kadastro teknisyenlerince tespit edilen sınırayedi gün içerisinde kadastro müdürlüğü nezdinde itiraz edilebilir.
Kadastro müdürü, bu itirazı inceleyerek yedigün içerisinde karara bağlar. İlgililer hazırsa tefhim, değilse derhal tebliğedilen bu karara karşı yedi gün içerisinde kadastro mahkemesine itirazedilebilir. Bu itiraz, duruşmasız ve gerektiğinde mahallinde incelemeyapılarak, onbeş gün içinde kesin karara bağlanır.Ancak; tespit edilen bu sınıra karşı kesinleşmiş mahkeme kararı var ise aynıkonuda itirazda bulunulamaz.
…”
22. 3402 sayılı Kanun’un “Kadastrotutanaklarının kesinleşmesi ve hak düşürücü süre” başlıklı 12.maddesinin dördüncü fıkrası şöyledir:
“Kesinleşmemiş tutanaklar herhangi bir nedenletapuya tescil edilmişse, iddia ve taşınmazın niteliğine bakılmaksızın,taşınmazı tescil tarihinden itibaren 20 yıl müddetle malik sıfatıyla zilyetliğindebulunduranlar ile bunların akdi ve kanuni halefleri açılmış ve açılacak olandavalarda medeni kanunun tapuya itimat prensibinden yararlanırlar.”
23. 3402 sayılı Kanun’un “Kayıtve belgelerin kapsamını tayin” kenar başlıklı 20. maddesinin ilgilikısımları şöyledir
“Tapu kayıtları ile diğer belgelerin kapsadığıyeri tayinde;
A)Kayıt ve belgeler, harita, plan ve krokiye dayanmakta ve bunların yerlerineuygulanması mümkün bulunmakta ise, harita, plan ve krokideki sınırlara itibarolunur.
B) Harita, plan ve krokiye dayanmayan kayıt vebelgelerde belirtilen sınırlar mahalline uygulanabiliyor ve bu sınırlar içindekalan yer hak sahibi tarafından kullanılıyor ise, kayıt ve belgelerdegösterilen sınırlar esas alınarak tespit yapılır.
C) Harita, plan ve krokiye dayanmayan kayıt vebelgelerde belirtilen sınırlar, değişebilir ve genişletilmeye elverişlinitelikte ise, bunlarda gösterilen miktara itibar olunur. Ancak değişebilir vegenişletilmeye elverişli sınırlardaki taşınmaz malların kayıtları, fizikyapıları ve konumları itibariyle belli bir yeri kapsıyorsa, tespit o sınır esasalınarak yapılır.
…”
IV. İNCELEME VE GEREKÇE
24. Mahkemenin 26/6/2014 tarihindeyapmış olduğu toplantıda, başvurucunun 29/1/2013 tarih ve 2013/1122 numaralıbireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucunun İddiaları
25. Başvurucular, murislerinin uzunsüredir kullandığı ve tasarrufu altında bulundurduğu taşınmazın kadastroçalışmaları sırasında başka şahıslar adına tespiti nedeniyle açılan kadastrotespitine itiraz davasının makul süreyi aşarak yaklaşık 22 yıldatamamlandığını, kadastro çalışmasında tarla vasfıyla kaydedilse de gerçekte imarplanında arsa olan taşınmazdan yargılamanın uzun sürmesi sebebiyle taşınmazıkullanarak örneğin üzerinde inşaat yaparak yararlanma ve gelir elde etmeimkânlarının önüne geçildiğini belirterek adil yargılanma ve mülkiyethaklarının ihlal edildiğini ileri sürmüş ve yargılamanın uzun sürmesininkendileri için manevi bir eziyet haline dönüşmesinden dolayı başvuruculardanmurisin eşi Sultan TOKAY için 20.000,00 TL ve her bir çocuğu için 10.000,00 TLolmak üzere toplam 100.000,00 TL manevi tazminat ile iyi niyet göstererektaşınmazın amacına uygun olarak kullanılamamasından kaynaklanan 1 yıllık gelirkaybı karşılığı olarak 222.000,00 TL ve yargılama boyunca yaptıkları 15.000,00TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 237.000,00 TL maddi tazminat talebindebulunmuşlardır.
B. Değerlendirme
1. Kabul Edilebilirlik Yönünden
a. MülkiyetHakkının İhlali İddiası
26. Başvurucular, murislerininzilyetliğinde bulunan taşınmaza ilişkin kadastro tespitine itiraz davasınınmakul süreyi aşarak yaklaşık 22 yılda tamamlanması nedeniyle taşınmazıkullanarak örneğin üzerinde inşaat yaparak yararlanma ve gelir elde etmeimkânlarının önüne geçildiğini mülkiyet haklarının ihlal edildiğini ilerisürerek taşınmazın amacına uygun olarak kullanılamamasından kaynaklanan 1yıllık gelir kaybı karşılığı ile yargılama boyunca yaptıkları vekâlet ücretiödemelerini maddi tazminat olarak talep etmişlerdir.
27. Adalet Bakanlığı görüş yazısında;mülkiyet hakkının mevcut varlıkları koruduğu ve mülkiyet hakkının varlığınıntespitinin mahkemelere bırakıldığı, somut davada taşınmazın mülkiyeti hakkındakarar verilinceye kadar mülkiyetin nizalı olduğu,dolayısıyla bu süreçte başvurucuların mülkiyet beklentisi olduğu,başvurucuların taşınmazı rızaları hilafında başkalarının kullanması halindeecri misil davası açmaları gerektiği, kaldı ki kendileri hakkında verilen idarimen ve men-i müdahale kararlarından taşınmazın başvurucular tarafındankullanıldığının anlaşıldığı, tüm bu kabul edilemezlik nedenlerinin aşılmasıhalinde mülkiyetten yararlanma hakkına özel şahısların müdahalesi halindedevletin bu hakkı koruyacak önlemler ve zararın tazmini için uygun başvuruyolları kurmak konusunda pozitif yükümlülüklerinin tartışılması gerektiği dile getirilmiştir.
28. Başvurucular Adalet Bakanlığı görüşyazısına karşı beyanlarında; taşınmazın dava süresi boyunca tasarruflarıaltında bulunduğunu, bu nedenle ecri misil davası açmalarının mümkün olmadığı,zaten kullanıma dair şikâyetlerinin bu yönde olmadığı, davanın uzun sürmesinedeniyle yapı ve oturma izni alamadıklarından taşınmazda inşaat yaparak kirageliri elde edememekten şikâyet ettiklerini, Loizidou/Türkiye davasında AİHM’nin mülklerini kullanmalarıengellenen kişilerin haklarının ihlal edildiğine karar verdiğini, kullanımınsınırlandırılmasının da mülkiyet hakkının ihlali olduğunu belirterek manevitazminat taleplerini 290.000 TL’ye maddi tazminat taleplerini ise 444.000 TL’yeyükselttiklerini beyan etmişlerdir.
29. Anayasa’nın “Mülkiyethakkı” kenar başlıklı 35. maddesi şöyledir:
“Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir.
Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunlasınırlanabilir.
Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararınaaykırı olamaz.”
30. Anayasa'nın “Temel hakve hürriyetlerin sınırlanması” kenar başlıklı 13. maddesi şöyledir:
“Temel hak ve hürriyetler, özlerinedokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplerebağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüneve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine veölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”
31. Sözleşme’ye Ek (1) No.lu Protokol’ün “Mülkiyetin korunması” kenar başlıklı 1.maddesi şöyledir:
“Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülkdokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Bir kimse, ancakkamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukungenel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.
Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetinkamu yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin ya dabaşka katkıların veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekligördükleri yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel getirmez.”
32. Başvurucular kadastro tespitine itiraz davasının uzunsürmesi nedeniyle murislerinin zilyetliğinde olan taşınmazdan yararlanmahaklarının engellendiğinden şikâyetçi olmaktadırlar. Mahkeme kararında yerverilen idari men ve men-i müdahale kararlarından taşınmazın başvurucularınmurisi ve kendileri tarafından kullanılmaya devam edildiği anlaşılmakta vebaşvurucular da bu konuda bir itirazlarının olmadığını, taşınmazın dava süresiboyunca kendi tasarruflarında olduğunu kabul etmektedirler. Bununla birliktebaşvurucular davanın uzaması ve taşınmazın mülkiyet sorununun netlikkazanamaması nedeniyle imarlı olan taşınmazda inşaat yaparak ve yapılan daireve iş yerlerini kiraya vererek gelir elde etmelerinin önüne geçildiğindenşikâyetçi olmaktadırlar. Bu durumda öncelikle başvurucuların başvuruya konudavada şikâyet ettikleri hususun mülkiyet hakkı kapsamında olup olmadığınındeğerlendirilmesi gerekmektedir.
33. Anayasa’nın 35. maddesinde herkesin, mülkiyet hakkınasahip olduğu, bu hakkın ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabileceği,mülkiyet hakkının kullanılmasının toplum yararına aykırı olamayacağı hükmebağlanmıştır. Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası ve 6216 sayılıKanun’un 45. maddesinin (1) numaralı fıkrası hükümlerine göre, AnayasaMahkemesine yapılan bir bireysel başvurunun esasının incelenebilmesi için, kamugücü tarafından ihlal edildiği iddia edilen hakkın Anayasa’da güvence altınaalınmış olmasının yanı sıra Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) veTürkiye’nin taraf olduğu ek protokollerinin kapsamına da girmesi gerekir (B.No: 2012/1049, 26/3/2013, § 18).
34. Anayasa’nın 35. maddesinde bir temel hak olarak güvencealtına alınmış olan mülkiyet hakkı kişiye başkasının hakkına zarar vermemek veyasaların koyduğu sınırlamalara uymak koşuluyla, sahibi olduğu şeyi dilediğigibi kullanma, ürünlerinden yararlanma ve tasarruf etme (başkasına devretme,biçimini değiştirme, harcama ve tüketme hatta yok etme) olanağı veren birhaktır (Bkz. AYM, E.1988/34, K.1989/26, K.T. 21/6/1989;E.2011/58, K.2012/70, K.T. 17/5/2012 ve E.2004/25, K.2008/42, K.T. 17/1/2008).
35. Anayasa’nın 35. maddesinde yer verilen mülkiyet kavramı,kapsam itibarıyla 4721 sayılı Kanun’da yer alan mülkiyet kavramı ile sınırlıolmamakla birlikte, taşınmaz mülkiyetinin Anayasa’nın 35. maddesindeki güvencekapsamına girdiğinde kuşku yoktur. Anayasa’nın 35. maddesi kapsamındakihakkının ihlal edildiğini ileri süren başvurucu, böyle bir hakkın varlığınıkanıtlamak zorundadır. Bu nedenle, öncelikle başvurucunun, Anayasa’nın 35.maddesi uyarınca korunmayı gerektiren mülkiyete ilişkin bir menfaate sahip olupolmadığı noktasındaki hukuki durumunun değerlendirilmesi gerekir (B. No:2013/539, 16/5/2013, §§ 30, 31).
36. Anayasa ve AİHS’nin ortak koruma alanında yer alanmülkiyet hakkı, mevcut mal, mülk ve varlıkları koruyan bir güvencedir. Birkişinin hâlihazırda sahibi olmadığı bir mülkün, bu mülkte gelecekteki değerartışını da içerecek şekilde mülkiyetini kazanma hakkı, kişinin bu konudakimenfaati ne kadar güçlü olursa olsun Anayasa ve Sözleşme’ylekorunan mülkiyet kavramı içerisinde değildir. Gelecekte elde edileceği iddiaedilen bir kazanç, kazanılmadığı veya bu kazanca yönelik icrası mümkün biriddia mevcut olmadığı sürece mülk olarak değerlendirilemez (Benzer yöndeki AİHMkararları için bkz. Denimark Ltd/Birleşik Krallık,B. No: 37660/97, 26/9/2000; Kopecky/Slovakya, B. No: 44912/98, 28/9/2004, § 35)
37. Yukarıdaki hususun istisnası olarak belli durumlarda, bir“ekonomik değer” veya icrasımümkün bir “alacak” iddiasınıelde etmeye yönelik “meşru bir beklenti”,Anayasa’nın ve Sözleşme’nin ortak koruma alanında yer alan mülkiyet hakkıgüvencesinden yararlanabilir. Meşru beklenti, makul bir şekilde ortaya konmuşicra edilebilir bir iddianın doğurduğu, ulusal mevzuatta belirli bir kanunhükmüne veya başarılı olma şansının yüksek olduğunu gösteren yerleşik veistikrarlı bir yargı içtihadına dayanan, yeterli somutluğa sahip niteliktekibir beklentidir. Temelsiz bir hak kazanma beklentisi veya sadece ulusal hukuktamülkiyet hakkı kapsamında savunulabilir bir iddianın varlığı meşru beklentininkabulü için yeterli değildir (Bu konudaki AİHM kararları için bkz. Kopecky/Slovakya, B. No: 44912/98, 28/9/2004, § 52; Saghinadze/Gürcistan, B. No: 18768/05, 27/5/2010, §103; SA Dangeville/Fransa, B. No: 36677/97, 16/4/2002, §§44-45).
38. Mülkiyet hakkının varlığının tespiti yerel mahkemelerebırakılmış olup; kanunlara göre hakkın kesin bir nitelik taşıdığını ve sözkonusu haktan yararlanma yetkisine sahip olunduğunu ortaya koyma yükübaşvurucular üzerindedir (Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz.,AİHM, Agneessens/Belçika, B. No: 12164/86, 12/10/1998; Dağalaş ve Diğerleri/Türkiye, B. No: 51326/99,29/9/2005; Sarıaslan ve Diğerleri/Türkiye, B. No:32554/96,23/3/1999). Üzerinde maliki konusunda uyuşmazlık bulunan bir taşınmaza aitmülkiyet hakkının varlığını tespit mahkemelere bırakılmıştır. Buna göre,taşınmaz mallarda mülkiyet hukukuna yönelik, hakkın özünü ilgilendirenuyuşmazlıkların çözümü adli yargının görev alanı içerisinde kalmaktadır(Yargıtay İçtihatları Birleştirme Kurulu, E.1996/5, K.1997/3, K.T. 28/11/1997). Bir taşınmaz üzerinde hak iddia eden kişininsöz konusu hakkın varlığını mahkeme önünde ispat etmesi gerekmektedir. Kadastrosutamamlanmamış alanlarda taşınmazların kime ait olduğu, 3402 sayılı Kanun’unilgili maddeleri hükümlerine göre kadastro memurlarının tespitine göre kadastromüdürlüklerince yapılmakta ancak buna itiraz edilmesi halinde uyuşmazlıkkadastro mahkemelerinde çözüme kavuşturulmaktadır.
39. 3402 sayılı Kanunla taşınmazmülkiyetinde yaşanan uyuşmazlıkları çözmek için Kanun’un 20. maddesinin Afıkrasında kadastro uygulaması yapılırken tapu kayıtları ile diğer belgelerinkapsadığı yeri tayinde; kayıt ve belgeler, harita, plan ve krokiye dayanmaktave bunların yerlerine uygulanması mümkün bulunmakta ise, harita, plan vekrokideki sınırlara itibar olunacağı, ancak harita, plan ve krokiye dayanmayankayıt ve belgelerde belirtilen sınırlar mahalline uygulanabiliyor ve busınırlar içinde kalan yer hak sahibi tarafından kullanılıyor ise, kayıt vebelgelerde gösterilen sınırlar esas alınarak tespit yapılacağı hükmügetirilmiştir. Aynı maddenin C fıkrasında ise; harita, plan ve krokiyedayanmayan kayıt ve belgelerde belirtilen sınırlar, değişebilir vegenişletilmeye elverişli nitelikte ise, bunlarda gösterilen miktara itibarolunacağı, ancak değişebilir ve genişletilmeye elverişli sınırlardaki taşınmazmalların kayıtları, fizik yapıları ve konumları itibarıyla belli bir yerikapsıyorsa, tespitin o sınır esas alınarak yapılacağı hükmü yer almaktadır.
40. Başvuruya konu somut davadabaşvurucuların murisinin zilyetliğinde bulunan taşınmazların bir bölümükadastro çalışmasında başkası adına tespit görmüş, başvurucuların murisininaçtığı kadastro tespitine itiraz davasında, başvurucuların murisinin dayanaktapusunun araziye uyduğu ve zilyetliğinin bulunduğu, davalıların ise dayanaktapularının araziye uymadığı ve zilyetliklerinin olmadığı gerekçesiylebaşvurucuların murisinin vefatı sonrasında 18 yıl 2 ay süren dava kabuledilerek başvurucular lehine karar verilmiş ve kadastro tespiti iptal edilerektaşınmaz, başvurucular adına tescil edilmiştir.
41. Bu durumda idari bir işlem olan kadastro tespitininyapıldığı tarihten Mahkemenin dava konusu taşınmaz hakkında karar verdiğitarihe kadar geçen süre içinde taşınmazın mülkiyeti nizalıdır.Davanın sonuçlanmasıyla taşınmazın nizalı olanmülkiyet meselesi açıklığa kavuşmuş ve başvurucular mülkiyet hakkına sahipolmuşlardır. Bu sebeple davanın devamı süresince başvurucuların mülkiyethakkından değil, mülkiyet beklentisinden söz edilebilir. Başvurucuların bahsekonu mülkiyet beklentisi de Mahkemenin kararıyla gerçekleşerek bu konudakimağduriyetleri giderilmiştir.
42. Başvurucular mülkiyetini adlarına tescil ettiremedikleri,ancak kullanmaya devam ettikleri bir taşınmazın üzerinde inşaat yaparak bundankira geliri elde etme anlamında kullanım haklarının kısıtlandığından şikâyetetmektedirler. Başvurucuların şikâyetçi olduğu taşınmaz üzerinde inşaat yaparakbundan gelir elde etme, mülkiyet konusunda üzerinde tartışma bulunmayan ve imarizni olan taşınmazlarda taşınmaz sahipleri için kullanılabilen bir haktır.Başvuru konusu taşınmaz bu özelliklere sahip olmadığından böyle bir imkânınkullanılması mümkün olmamıştır. Bu durumda başvurucuların şikâyet ettiklerigelir kaybı, henüz sahibi oldukları netleştirilmemiş bir taşınmazda henüzkendisi mevcut olmayan binaların daire veya işyeri olarak kiraya verilmesiyleelde edilebilecek gelir olduğundan farazi ve gelecekte elde edileceği iddiaedilen gelir kaybı şikâyetidir. Gelecekte elde edileceği iddia edilen gelirinAnayasa ve Sözleşmenin orak koruma alanında mülkiyet hakkı kapsamındadeğerlendirilmesi ise mümkün değildir.
43. Sonuç olarak, başvuru konusu olayda başvurucuların uzunyargılama nedeniyle tasarrufları altında bulunan taşınmazın üzerinde inşaatyaparak bundan kira geliri elde etmek anlamında kullanım haklarınınkısıtlandığı şikâyetinin, bireysel başvuru kapsamında Anayasa’nın 35.maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkı kapsamına giren korunmaya değermenfaat olmadığı anlaşılmıştır.
44. Açıklanan nedenlerle, başvurunun bu yönden “konu bakımından yetkisizlik” nedeni ilekabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
b. Adil YargılanmaHakkının İhlal Edildiği İddiası
45. Başvurucuların yargılamanın uzunluğuyla ilgilişikâyetleri açıkça dayanaktan yoksun olmadığı gibi bu şikâyet için diğer kabuledilemezlik nedenlerinden herhangi biri de bulunmamaktadır. Bu nedenle,başvurunun bu bölümüne ilişkin olarak kabul edilebilirlik kararı verilmesigerekir.
2. Esas Yönünden
46. Başvurucular, murislerinintasarrufu altında bulundurduğu taşınmazın kadastro tespitine itiraz davasınınmakul süreyi aşarak yaklaşık 22 yılda tamamlandığını, uzun yargılamanın manevi ızdırap yanında taşınmazdan gelir elde etme imkânlarınınönüne geçilmesi gibi maddi zararının da bulunduğunu belirterek adil yargılanmahaklarının ihlal edildiğini ileri sürmüş toplam 100.000,00 TL manevi tazminattalebinde bulunmuşlardır.
47. Adalet Bakanlığı görüş yazısında;Anayasa Mahkemesinin yargılama süresinin makul olup olmadığını her olayınkendine özgü koşullarını ve özellikle davanın karmaşık olup olmadığı,başvurucunun yargılama sürecinde gösterdiği tavır ve davranışları, kamuotoritelerinin özellikle yargılama organlarının tutumları, davanın başvurucuaçısından taşıdığı değer gibi ölçütleri dikkate alarak karar verdiği, somutdavanın yaklaşık 22 yıl sürdüğü dile getirilmiştir.
48. Başvurucular Adalet Bakanlığı görüş yazısına karşıbeyanlarında; davanın uzun sürmesi nedeniyle yapı ve oturma iznialamadıklarından taşınmazda inşaat yaparak kira geliri elde edemediklerinibelirterek manevi tazminat taleplerini 290.000 TL’ye yükselttiklerini beyanetmişlerdir.
49. Anayasa’nın “Hak aramahürriyeti” kenar başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
“Herkes,meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacıveya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.”
50. Anayasa’nın “Duruşmalarınaçık ve kararların gerekçeli olması” kenar başlıklı 141. maddesinindördüncü fıkrası şöyledir:
“Davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması,yargının görevidir.”
51. Sözleşme’nin “Adilyargılanma hakkı” kenar başlıklı 6. maddesinin ilgili kısmışöyledir:
“Herkesmedeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alandakendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan, kanunla kurulmuşbağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun veaçık olarak görülmesini isteme hakkına sahiptir.”
52. Somut başvurunun dayanağını oluşturan makul süredeyargılanma hakkı da yukarıda belirtilen ilkeler uyarınca adil yargılanmahakkının kapsamına dâhil olup, ayrıca davaların en az giderle ve mümkün olansüratle sonuçlandırılmasının yargının görevi olduğunu belirten Anayasa’nın 141.maddesinin de, Anayasa’nın bütünselliği ilkesi gereği, makul sürede yargılanmahakkının değerlendirilmesinde göz önünde bulundurulması gerektiği açıktır (B.No: 2012/13, 2/7/2013, § 39).
53. Makul sürede yargılanma hakkının amacı, tarafların uzunsüren yargılama faaliyeti nedeniyle maruz kalacakları maddi ve manevi baskı ilesıkıntılardan korunması olup, hukuki uyuşmazlığın çözümünde gerekli özeningösterilmesi gereği de yargılama faaliyetinde göz ardı edilemeyeceğinden,yargılama süresinin makul olup olmadığının her bir başvuru açısından münferidendeğerlendirilmesi gerekir (B. No:2012/13, 2/7/2013, §40).
54. Makul süre incelemesinde; yargılamaya intikal eden maddivakıalar ve ispat araçlarından oluşan dava malzemesinin veya uygulanacak hukukkurallarının karmaşık olması; tarafların genel olarak yargılama sürecindekitutumu, yargılama sürecinin uzamasındaki etkisi ve usulihaklarını kullanırken gereken dikkat ve özeni gösterip göstermedikleri; yargımakamları yanında dava süreciyle ilgili kamu gücü kullanan tüm devletorganlarına atfedilebilir yapısal sorunlar ve organizasyon eksikliğindenkaynaklanan bir gecikme olup olmadığı ve yargılamanın süratle sonuçlandırılmasıhususunda gerekli özenin gösterilip gösterilmediği; başvurucu için hukukikorumanın bir an önce gerçekleştirilmesindeki yararının ne olduğu gibi davanınniteliği ve niceliğine ilişkin birçok hususun birlikte değerlendirilerek kararverilmesi gerekmektedir (B. No: 2013/772, 7/11/2013, §58)
55. Başvuru konusu olayda, başvurucuların murisi kadastroçalışmasında kendi zilyetliğinde bulunan taşınmazın başkası adına tespitgörmesi üzerine 25/9/1990 tarihinde KadastroMahkemesinde kadastro tespitine itiraz davası açmış, Mahkeme, yaklaşık 18 yıl 2ay sonra 26/11/2008 tarihinde başvurucular lehine karar vermiştir. 18 yıldanuzun süren ilk derece mahkemesi sürecinde davaya çok sayıda hâkim nezaret etmişve çok sayıda duruşma yapılmıştır.
56. İlk derece mahkemesi aşamasında ilki 9/11/1992tarihinde, ikincisi 14/5/1998 tarihinde, üçüncüsü 11/7/2008 tarihinde olmaküzere üç defa keşif yapılmıştır. Yapılan ilk keşiftetaşınmazın başvuruculara ait dayanak tapu içinde kaldığı, başvurucularınmurisinin zilyetliği ve tasarrufunda bulunduğu, zilyetliğinin nizasız fasılasızsürdüğü, davalıların zilyetliğinin olmadığı ve davalılara ait tapu kaydınındava konusu taşınmazı kapsamadığı tespit edildiği ve bunun aksine bir delilbulunmadığı halde karar verilmemiş ve yaklaşık 5 yıl 6 ay sonra yeniden keşifyapılmıştır. İkinci keşifte de birinci keşifle aynı sonuca varıldığı veaksine delil bulunmadığı halde yine karar verilmemiş ve yaklaşık 10 yıl 2 aysonra üçüncü keşif yapılıp aynı sonuca ulaşıldığında karar verilebilmiştir.Gerek ilk iki keşifte aynı sonuca ulaşıldığı ve aksine delil bulunmadığı haldekarar verilmemesi ve gerekse keşifler arasında uzun yıllar geçmesine rağmenyeni bir keşif yapılmaksızın ve karar verilmeksizin beklenilmesi davanınuzamasının en büyük nedeni olarak görülmektedir.
57. Davalılar tarafından temyiz edilen davanın temyizincelemesi de yaklaşık 2 yıl 3 ay sürmüş ve ilk derece mahkemesi kararıonanmıştır. Karar düzeltme incelemesi ise yaklaşık 9 ayda tamamlanarak davakesinleşmiştir. Gerek 18 yılı aşan ilk derece mahkemesi süreci, gerek temyizsüreci ve gerekse 22 yılı aşan toplam yargılama süresi göz önündebulundurulduğunda yargılama süresinin makul olarak değerlendirilmesi mümkündeğildir.
58. Sonuç olarak Kadastro mahkemesindegörülen kadastro tespitine itiraz davasının toplam 22 yıl 2 ay sürdüğü, uyuşmazlığınkonusu ve hukuki mesele, tarafların sayısı, uyuşmazlık konusu taşınmaz adedigibi hususlar göz önünde bulundurulduğunda davanın karmaşık olmaktan uzakolduğu, ayrıca başvurucuların tutumunun veya usulihaklarını kullanırken gösterdikleri tavırların davanın uzamasına sebebiyetverdiğine dair bir bilginin bulunmadığı anlaşılmıştır.
59. Açıklanan nedenlerle, başvurucunun Anayasa’nın 36.maddesinde güvence altına alınan makul sürede yargılanma hakkının ihlaledildiğine karar verilmesi gerekir.
C. 6216 Sayılı Kanunun 50. Maddesi Yönünden
60. Başvurucular, murislerinintasarrufu altında bulundurduğu taşınmazın kadastro tespitine itiraz davasınınmakul süreyi aşarak yaklaşık 22 yılda tamamlandığını, uzun yargılamanın manevi ızdırap yanında taşınmazdan gelir elde etme imkânlarınınönüne geçilmesi gibi maddi zararının da bulunduğunu belirterek toplam100.000,00 TL manevi ve 237.000,00 TL maddi tazminat talebinde bulunmuşlardır.
61. Adalet Bakanlığı görüşünde taşınmazın mülkiyeti hakkındakarar verilinceye kadar mülkiyetin nizalı olduğu vebaşvurucuların bu süreçte mülkiyet değil, mülkiyet beklentisi olduğu ifadeedilmiş, uzun yargılama şikâyeti konusunda genel açıklamalar yapılmış, tazminatkonusunda ayrıca yorum yapılmamıştır.
62. 6216 sayılı Kanun’un “Kararlar”kenar başlıklı 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:
“Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali vesonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgilimahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayanhâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde davaaçılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme,Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadankaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”
63. Başvurucunun mülkiyet hakkına yönelik şikâyeti konubakımından yetkisizlik nedeniyle kabul edilemez bulunduğundan ve yalnızbaşvurucuların makul sürede yargılanma haklarının ihlal edildiğine kararverildiğinden tespit edilen ihlalle iddia edilen maddi zarar arasında illiyetbağı bulunmadığı anlaşılmakla başvurucuların maddi tazminat taleplerininreddine karar verilmesi gerekir.
64. Başvurucuların murisininkullanımında bulunan taşınmazın kadastro tespitine yapılan itiraz davasındayaklaşık 22 yıl 2 ay süren yargılama sürecinin uzunluğu sebebiylebaşvurucuların yalnızca ihlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararlarıkarşılığında davanın başvurucular için taşıdığı değer de dikkate alınarak takdiren her birine 2.770,00 TL olmak üzere toplam24.930,00 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.
65. Başvurucular tarafından yapılan ve dosyadaki belgeleruyarınca tespit edilen 198,35 TL harç ve 1.500,00 TL vekâlet ücretinden oluşan1.698,35 TL yargılama giderinin başvuruculara ödenmesine karar verilmesigerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanan nedenlerle;
A. Başvurunun,
1. Mülkiyet hakkına yönelik şikâyet yönünden “konu bakımından yetkisizlik” nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2. Adilyargılanma hakkına yönelik şikâyet yönünden KABULEDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makulsürede yargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
C. Başvurucuların her birine 2.770,00TL olmak üzere toplam 24.930,00 TL manevi TAZMİNAT ÖDENMESİNE, başvurucuların tazminatailişkin diğer taleplerinin REDDİNE,
D. Başvurucular tarafından yapılan 198,35 TL harç ve1.500,00 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 1.698,35 TL yargılama giderininBAŞVURUCULARA ÖDENMESİNE,
E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucununMaliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına;ödemede gecikme olması halinde, bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihinekadar geçen süre için yasal faiz uygulanmasına,
F. Kararın bir örneğinin ilgili mahkemesine gönderilmesine,
26/6/2014 tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar verildi.