TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
SUZİ ALYÜZ BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2013/679)
Karar Tarihi: 20/4/2016
R.G. Tarih ve Sayı: 21/6/2016-29749
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Burhan ÜSTÜN
Üyeler
:
Erdal TERCAN
Hasan Tahsin GÖKCAN
Kadir ÖZKAYA
Rıdvan GÜLEÇ
Raportör Yrd.
:
İsmail Emrah PERDECİOĞLU
Başvurucu
:
Suzi ALYÜZ
Vekili
:
Av. Erdal DÜZGÜN
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru,haksız ödenen yaşlılık aylıklarının Sosyal Güvenlik Kurumunca yasal faizi ilebirlikte geri ödenmesinin istenmesi nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiğiiddiasına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 7/1/2013 tarihinde Tokat İş Mahkemesi vasıtasıylayapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesineticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bireksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.
3. BirinciBölüm Üçüncü Komisyonunca 9/9/2015 tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlikincelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
4. Bölüm Başkanı tarafından 3/12/2015 tarihinde, başvurununkabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına kararverilmiştir.
5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık tarafından Anayasa Mahkemesine sunulangörüş 12/2/2016 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir. Başvurucu, Bakanlığıngörüşüne karşı beyanlarını süresi içinde 22/2/2016 tarihinde ibraz etmiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
A. Olaylar
6. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgiliolaylar özetle şöyledir:
7. Başvurucu 4/7/2008 tarihinde (kapatılan) Tokat 2. İşMahkemesinde Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) Başkanlığı aleyhine açtığı kurumişleminin iptali davasında, davalı Kurum müfettişlerince yapılan incelemesonucunda düzenlenen rapora istinaden 1/1/2000 tarihinden itibaren geçerliolarak kendisine bağlanan yaşlılık aylığının 20/4/1982 ve 17/8/1983 tarihleriarasında prim hesabına usulsüz girişlerin yapıldığından bahisle iptaledildiğini ve bu durumda yaklaşık sekiz buçuk yıl yersiz olarak alındığıbelirtilen 26.999 TL'nin yasal faizi ile birlikte toplam 43.938 TL olaraködenmesi talebinde bulunulduğunu belirtmiş oysa ileri sürülen usulsüz primödemesi girişinde kusuru bulunmadığını aksine davalı Kurumun kusurununbulunabileceğini ifade ederek yaşlılık aylığının kesilmesine ilişkin kurumişleminin ve haksız ödendiği iddia edilerek kendisinden tahsil edilmek istenenyaşlılık aylıkları ile bunların yasal faizine ilişkin borcun iptaline,kendisine yeniden aylık bağlanmasına, ödenmeyen aylıkların da faizlerieklenerek ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir.
8. Yapılan yargılama sonunda (kapatılan) Tokat2. İş Mahkemesi24/12/2008 tarihli ve E.2008/190, K.2008/307 sayılı kararı ile davanın kabulünehükmetmiştir. Kararın ilgili kısımları şöyledir:
"... Tokat C. Başsavcılığının müzekkerecevabından, SGK İl Müdürlüğünün suç duyurusuna konu dosyası ekindeki teftiş raporuiçeriğine göre yalnızca bağkur çalışanları olan kamugörevlileri hakkında soruşturmanın neticelendirilmiş olup, aynı suç duyurusundabir kısım sigortalılar hakkında da suç duyurusunda bulunulmuş ise de,soruşturma dosyası içeriğine göre bu kişilerin "konusu suç teşkil edeneylemlerine rastlanmadığından" bu kişiler hakkında ayrıca bir soruşturmayapılmadığını, 2008/2792 sayılı dosya üzerinde yapılan soruşturma neticesinde bağkur çalışanlarıyla ilgili, zaman aşımı sebebiyletakipsizlik kararı verildiğini, başka bir kimse hakkında soruşturma yapılmasınagerek duyulmadığını, kaldıki soruşturma yapılsa dahiaynı kişilerin eylemleri yönünden de dava zaman aşımı süresinin dolduğununbildirildiği anlaşıldı.
Davacıya ait bağkursicil dosyası, 11/6/2007 tarih ve 4 sayılı müfettiş raporu, davacının yaşlılıkaylığının kesilmesine ilişkin belgeler davalı kurumdan getirtilerek dosyaiçerisine konulmuş, yapılan inceleme neticesinde davacının 21/12/2000 tarihindeemeklilik talebinde bulunduğu ve 01/01/2000 tarihinden geçerli olarak yaşlılıkaylığı bağlandığı, müfettiş raporunda belirtildiği üzere 1981 ve 1982 yıllarınaait bir kısım ödeme primlerinin sorunlu olduğu, bu ödemelerin başka şahıslaraait ödemeler olduğunu, davacıya ait olduğuna dair belge ve herhangi bir makbuzbulunmadığı bu sebeple davacının yaşlılık aylığının bağlandığı tarihtenitibaren kesilerek, davacıya ödenen 26.999,00 YTL yaşlılık aylığı ve 16.939,00YTL işlemiş faiz olmak üzere; toplam 43.938,00 YTL borç çıkarıldığı anlaşıldı.
Yapılan yargılama ve toplanan delillerin değerlendirilmesi neticesinde;davacıya ait sicil-tahsis dosyası, müfettiş raporu, davacının yaşlılıkaylığının kesilmesine ilişkin belgeler, Tokat C.Başsavcılığının takipsizlik kararı ve dosyakapsamında bulunan delillerin bütünlük içerisinde değerlendirilmesi sonucunda,usulsüz prim ödemeleri girişi yapıldığı gerekçesiyle davacının yaşlılıkaylığının kesildiği anlaşılmıştır.
Sosyal hukuk devletinde, sosyal güvenlik,bireyler için bir hak olmakla beraber, aynı zamanda bir ödev olarak da kabuledilmiştir. Ancak bu ödevin bireyleri ilgilendiren kısmı olduğu gibi kamuyuilgilendiren bir yanı da vardır. Bireye yüklediği yükümlülükten daha fazlasınıkamuya yüklemiştir. Sosyal Güvenlik sisteminin "olmazsa olmaz" unsuruolan prim ödemelerinin takibi, tahsili, hatta sigortalıdan zorla tahsiliyükümlülüğü de kamuya yani davalı kurumu bırakılmıştır. Nitekim 1479 sayılıyasanın 54. Maddesi de bu hususu düzenlemektedir. Hal böyle iken davalı kurum,prim hesaplarını doğru ve dürüst bir şekilde tutma ve takip etme yetki vesorumluluğuna sahip iken, davacının davalı kurumu yanılttığına dair bir eyleminde bulunmadığı göz önüne alınarak, davacıdan tahsil etmiş olduğu primleriyıllarca kullanıp emeklilik taleb tarihinde, talebinyasaya uygunluğunu denetleyip davacıya yaşlılık aylığı bağladıktan sonra,ödenmiş aylıklardan kaynaklanan yüksek miktarlarda borç ve faizi çıkartılarakdavacıdan talep edilmesi, yaşlılık aylığının iptal edilmesi, işleminin iyiniyet ve hakkaniyet kurallarına uygun düşmeyeceği yönünde oluşan vicdani kanaatneticesinde davalı kurumun işleminin iptali, çıkarılan borcun iptali vedavacıya yeniden maaş bağlanması yönünde karar vermek gerekmiş bu itibarlaaşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
..."
9. İlk Derece Mahkemesi kararının temyiz edilmesi sonucuYargıtay 21. Hukuk Dairesi 15/2/2010 tarihli ve E.2009/182, K.2010/1353 sayılıilamı ile bozmaya hükmetmiştir. İlamın ilgili kısımları şöyledir:
"... Dosyadaki kayıt ve belgelerdendavalı Kurumun Tokat Sigorta İl Müdürlüğünde görev yapan idarecilerin baskı veikna edici yollarla personelin bilgisayar şifrelerini öğrendikleri, Müdürlükte çalışanlarınbirbirlerinin şifrelerini öğrenipkullanabilecekleri bir ortam yaratıldığı, hattamüdürlükteçalışan temizlik firması elemanlarının dahi personelin şifrelerini bildiği vebu şifrelerle ekran başında işlem yaptıkları, aralarındadavacısigortalının da bulunduğu bir çok sigortalı yönünden hesaplara girilerek başkasigortalıların yaptıkları prim ödemelerinin bu sigortalı yapmış gibi prim ödemehesaplarınageçirildiği, sonradan yapılan ödemelerinönceki tarihlerde yapılmış gibi prim ödeme hesaplarına girilerek birçoksigortalıya sanal hizmet süresi kazandırılarak yaşlılık ve ölüm aylıkları bağlandığı,sağlık karnesi verildiği, davacı sigortalı Suzi Alyüz’ün prim ödeme hesabına28.8.1997 tarihindeyapılan 10 adet ödemelerin 1981-1982 tarihli olarak girildiği, daha sonra bu tutarlar hesaptan çıkartılıp budefa ödeme tarihlerinin 28.08.1997 olarak gösterildiği, girilen ödemelerin 6adedinin sigortalı Z.D.'ye, 2 adedinin sigortalı İ.K.’ye 1 adedinin sigortalı İ.K’ye,1 adedinin sigortalı N.Y’yeait hesaplardançıkarıldığı, bu şekilde sigortalıya eski tarihle 14 aylık isteğe bağlısigortalılık hizmet süresi kazandırıldığı ve ödemelerin yüklenmesinden sonradavacının yaşlılık aylığı talebinde bulunduğu ve kendisine 9060 günsigortalılık süresi bulunması nedeniyle 01.01.2000 tarihi itibariyleyaşlılıkaylığı bağlandığı,usulsüzlüklerin müfettiş tarafındanortaya çıkarılması üzerine davacınınsanal hizmetsüresi iptaledilerek aylık bağlama tarihinde 8644günü bulunup 9000 gün sigortalılık süresi bulunmadığından yaşlılıkaylığınıniptal edilip davacıyafuzulen ödenen yaşlılık aylığı nedeniyleborç çıkarıldığı anlaşılmaktadır.
Sosyal Güvenlik Hukuku ilkeleri ve MedeniKanunun2. maddesininuygulanmasınınzorunlu bir sonucu olarak sigortalıya uzunca bir süre sigortalı olduğu inancıverildikten yaşlılık aylığı bağlanıp uzunca süre ödendikten sonra sigortalılıksüresinin ve yaşlılık aylığının iptal edilmesi iyiniyettenuzak olacaksa da kimse kendi hilesinden istifade edemeyeceğinden bu kuralınuygulanabilmesi için hileli şekilde oluşturulan sigortalılık süresi, ileusulsüz şekilde yapılan aylık bağlama işlemi sigortalının da katılımınınbulunduğu muvazaalı bir eylem sonucu oluşturulmamalıdır.
Bu halde davacının, iade ile yükümlü olacağı açık olup, İadeyükümlülüğünün konusu ve kapsamı ise dava tarihinde yürürlükte olan 5510 sayılıSosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 96. maddesine görebelirlenmelidir. Bu maddeye göre; “Kurumca işverenlere, sigortalılara,isteğebağlı sigortalılara gelir veya aylık almakta olanlara ve bunların haksahiplerine, genel sağlık sigortalılarına ve bunların bakmakla yükümlü olduğukişilere, fazla veya yersiz olarak yapıldığı tespit edilen bu kanunkapsamındaki her türlü ödemeler; a) Kasıtlı veya kusurlu davranışlarındandoğmuşsa, hatalı işlemin tespit tarihinden geriye doğru en fazla on yıllık sürede yapılan ödemeler, bu ödemelerin yapıldığı tarihlerden…itibaren hesaplanacakolan kanuni faizi ile birlikte …genel hükümlere göre geri alınır…”düzenlemesine göre, davacının kasıtlı ve hileli hareketi ile yaşlılık aylığıbağlanmasına neden olduğu sonucunun oluşması halinde, açıklanan bu maddekapsamında iade ile de yükümlü olduğu açıktır.
Somut olaydasigortalının prim ödeme hesabınayapılan hileli giriş 28.08.1997 tarihinde yüklenmiş, davacıda ödemeye ilişkinherhangi bir belge ibraz etmemiştir. Bu halde davacının tahsis talep tarihindetam yaşlılık aylığıkoşulları yönünden prim borcuolduğunu bildiği oluşturulan hileli sigortalılık süresinin, sigortalının dakatılımında bulunduğu hileli bir işlem sonucu oluşturulduğunu göstermektedir.Bu durumda davacının olayda, Medeni Kanunun 2.maddesinde ifadesini bulan objektif iyi niyet kuralının uygulanması istemehakkının bulunmadığı ortadadır. Ne var ki; Anayasal Sosyal Güvenlik ilkeleri veaylık bağlamatarihindeyürürlükte olan 1479 Sayılı Yasa gereğince davacının davada ki istemi dedikkate alınarak, davacının iptal edilen hizmet süresinden sonra kalansürelerinin kısmi yaşlılık aylığı yönünden yeterli olup olmadığınınaraştırılarak, varsa kısmi yaşlılık aylığı şartlarının oluştuğu tarihtenitibaren aylık bağlanmasına karar verilmesi gerektiği halde mahkemece bu yöneilişkin hiç inceleme yapılmadığı gibi davacının kesilen tam aylığına ilişkinprim borcunu sonradan ödeyip ödemediği de araştırılmamıştır.
Yapılacak iş; davacının, aylık bağlama tarihinde yürürlükte olan 1479Sayılı Yasa gereğince iptal edilen hizmet süresi dışında kalan süreleriyönünden kısmi yaşlılık aylığı şartlarının olup olmadığını kurumdan sormak,varsa şartların oluştuğu tarihi takip eden aybaşından itibaren kısmi yaşlılıkaylığı bağlanmasına karar vermek, davacının iade yükümlülüğüne ilişkin olarakta yukarıda açıklanan 5510 sayılı Yasa'nın 96.maddesinde düzenlendiği şekilde kısmi yaşlılık aylığına karar verilmiş ise,iade yükümlülüğünü bu aylığın bağlanmasından önceki dönem yönünden tamamı üzerinden,sonrasında ise tam aylık ile kısmi aylık arasında ki oluşacak fark fazlaödemelerin miktarı dahi kurumdan sorulduktan sonra bildirilenödemeleryönünden değerlendirmek, kısmi aylık şartlarının bulunmadığı takdirde isedavaya konu miktarlar yönünden açıklanan ilkeler gereğince iade yükümlülüğüyönünden bir karar vermekten ibarettir. Kaldı ki davacınınkesilentam yaşlılık aylığına ilişkin prim borcunu kurumun bildireceği gecikme zammı vefaizi ile ödemesi halinde de ödemeyi takip eden aybaşından itibaren yenidenbağlanabileceği gerçeği dahi mahkemece dikkate alınmalıdır.
Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin ve özellikledavacının kısmi yaşlılık aylığı şartları yönünde değerlendirme ile iadeyükümlülüğü olup olmadığı yolunda yeterli inceleme ve araştırma yapılmaksızın,eksik inceleme ve hatalı değerlendirme sonucu, yazılı şekilde hüküm kurulmasıusul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir. ..."
10. Öte yandan yargılama devam etmekte iken davalı kurum SGKBaşkanlığı (Kurum) tarafından, başvurucuya haksız ödenen yaşlılık aylıklarınınfaizi ile birlikte geri ödenmesi yönünde Tokat 1. İcra Müdürlüğü nezdindebaşvurucu ile Kurum çalışanı olan ve usulsüz prim ödemeleri girişinde kusurununolduğu ileri sürülen M.K. aleyhine ilamsız icra takibi başlatılmış;başvurucunun itirazı üzerine takip durmuş, bu defa davalı kurumca başvurucualeyhine Tokat 1. İş Mahkemesi nezdinde itirazın iptali davası açılmış, açılanbu dava da başvurucunun açtığı dava ile birleştirilmiştir.
11. Tokat 2. İş Mahkemesinin kapatılması üzerine yargılamayaTokat 1. İş Mahkemesinde devam edilmiştir.
12. Yargılama sonunda Tokat 1. İş Mahkemesi 8/3/2012 tarihli veE.2010/134, K.2012/84 sayılı kararı ile davalı kurumun borç çıkarma işlemininiptal isteminin reddine, başvurucuya yaşlılık aylığı bağlanması istemininkısmen kabulüne, itirazın iptali talebinin kabulüne hükmetmiştir. Kararınilgili kısımları şöyledir:
"...
Tarafların tüm delilleri toplanmış, dosyabilirkişiye gönderilmiş alınan bilirkişi raporundan dava tarihi itibariyle tamveya kısmi yaşlılık aylığı bağlama koşullarının haiz bulunmadığının tespitedildiği anlaşılmıştır.
Davalı M.K. yönünden ise yapılandeğerlendirmede, kurum müfettiş raporundan da anlaşılacağı üzere, ilgilipersonelin şifrelerinin idarecilerin baskısı sonucu elde edilerek temizlikşirketi mensuplarının dahi bilgisayarda bu şifrelerle çalışmasının teminedilmiş olduğundan kötü niyetli kişilerin böyle bir ortamda farkedilmedenusulsüz işlemleri gerçekleştirmelerini olanaklı bulunduğu belirtilmiş olmasıkarşısında davalı M.K.'nin sorumlu tutulamayacağıkanaatine varılmıştır.
Dosya kapsamında bulunan 29/05/2008 tarihlibilgisayar çıktısına göre usulsuz prim girişleriçıkarıldıktan sonra davacının ilk primödemesinin14/07/1980 yılında başladığı ve 30/12/1999 son bulduğu, 31/12/1999tarihi itibariyle 22 yıl 4 ay 5 gün bağkur hizmetininbulunduğu ve bu tarih itibariyle 12,25 TL fazla prim ödemesinin bulunduğununtespit edildiği anlaşılmıştır. 22 yıl 4 ay 5 gün = 7920 gün hizmetine ilaveten600 gün askerlik borçlanmasının toplamıyladavacının8520 gün hizmetinin bulunduğu,bu hizmetsüresiile davacının tam yaşlılık aylığına hakkazanamadığı,ancak 28/03/1953 d.lu olan davacının; 16 Şubat 2012 tarih ve 1.462.127 sayılıkurum müzekkere cevabından da anlaşılacağı üzere 28/03/2010 tarihinde kısmiyaşlılık aylığına hakkazanabileceği, bu yönitibariyle davacının açmış olduğu davanın kısmen kabulü gerektiğiancakdaha önce davacıya bağlanan ve iptal edilen yaşlılık aylıklarının davalı kurumaiade edilmesi gerektiği, davalı Mahmut Kumaş'ınsorumluluğunun bulunmadığı anlaşılmış olmakla davacı Suzi Alyüz'ün kuruma karşıaçmış olduğu kurum işleminin iptali, yaşlılık aylığının bağlanması davasınınkısmen kabulü yönünde, davacı kurumun davalı Suzi Alyüz'e karşı açmış olduğuitirazın iptali davasınınkabulü yönünde, Mahmut Kumaş'a karşı açmış olduğu itirazın iptali davasının reddiyönünde karar vermek gerekmiş bu itibarla aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM: Yukarıda açıklanan gerekçe ile
A) 1- Davacı Suzi Alyüz tarafından davalı SGKBaşkanlığına karşı açılmış olan kurum işleminin iptali-yaşlılık aylığıbağlanması davasının kısmen kabulü ile,
a) Davacıya 01/04/2010 tarihi itibariyle 1489sayılı yasanın 35. geçici 10/2-b maddeleri gereğince kısmi yaşlılık aylığıbağlanması gerektiğinin TESPİTİNE aksine kurum işleminin İPTALİNE,
b) 01/04/2010 tarihinden sonraki hak kazanılanaylıkların hakediş tarihlerinden itibaren işleyecekyasal faizi ile birlikte davacıya ödenmesi gerektiğinin TESPİTİNE,
c) Fazlaya ilişkin taleplerin REDDİNE,
...
B) 1- Davacı SGK Başkanlığı tarafından davalı M.K.'ye karşı açılan itirazın iptali davasının REDDİNE,
...
C) 1- Davacı SGK Başkanlığının, davalı SuziAlyüz'e karşı açmış olduğu itirazın iptali davasının KABULÜ ile
a) Tokat 1. İcra Müdürlüğünün 2009/2049 esassayılı dosyasının davalı tarafından yapılan itirazın İPTALİ ile takibinDEVAMINA
..."
13. Temyiz incelemesi sonucu İlk Derece Mahkemesinin kararı,Yargıtay 21. Hukuk Dairesinin 2/10/2012 tarihli ve E.2012/12788, K.2012/16097sayılı ilamı ile onanarak kesinleşmiştir.
14. Onama ilamı başvurucuya 18/12/2012 tarihinde tebliğedilmiştir.
15. Başvurucu 17/1/2013 tarihinde bireysel başvurudabulunmuştur.
B. İlgili Hukuk
16. 31/5/2006 tarihli ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve GenelSağlık Sigortası Kanunu'nun "Yersizödemelerin geri alınması" kenar başlıklı 96. maddesi şöyledir:
"Kurumca işverenlere, sigortalılara,isteğe bağlı sigortalılara gelir veya aylık almakta olanlara ve bunların haksahiplerine, genel sağlık sigortalılarına ve bunların bakmakla yükümlü olduğukişilere, fazla veya yersiz olarak yapıldığı tespit edilen bu Kanunkapsamındaki her türlü ödemeler;
a) Kasıtlı veya kusurlu davranışlarındandoğmuşsa, hatalı işlemin tespit tarihinden geriye doğru en fazla on yıllıksürede yapılan ödemeler, bu ödemelerin yapıldığı tarihlerden,
b) Kurumun hatalı işlemlerindenkaynaklanmışsa, hatalı işlemin tespit tarihinden geriye doğru en fazla beşyıllık sürede yapılan ödemeler toplamı, ilgiliye tebliğ edildiği tarihtenitibaren yirmidört ay içinde yapılacak ödemelerdefaizsiz, yirmidört aylık sürenin dolduğu tarihtensonra yapılacak ödemelerde ise bu süre sonundan,
...
itibaren hesaplanacak olan kanunî faizi ile birlikte, ilgililerin Kurumdanalacağı varsa bu alacaklarından mahsup edilir, alacakları yoksa genel hükümleregöre geri alınır.
... "
17. 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun "I.Dürüstdavranma" kenar başlıklı 2. maddesi şöyledir:
"Herkes, haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirkendürüstlük kurallarına uymak zorundadır.
Bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz. "
18. 2/9/1971 tarihli ve 1479 sayılı Esnaf ve Sanatkarlarve Diğer Bağımsız Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kanunu'nun "Yaşlılık aylığından yararlanma koşulları:"kenar başlıklı 35. maddesi şöyledir:
"a)Yazılı talepte bulunması, talepte bulunduğu tarihte prim ve her türlüborçlarını ödemiş olması,
b) Kadın ise 58, erkek ise 60 yaşını doldurmuşve 25 tam yıl sigorta primi ödemiş olması,
Şarttır.
Kadın ise 60, erkek ise 62 yaşını dolduran ve en az 15 tam yıl primödeyen sigortalılara da kısmi yaşlılık aylığı bağlanır."
19. 1479 sayılı Kanun'un geçici 10. maddesi şöyledir:
"Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce yürürlükte bulunanhükümlere göre, bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihi takip eden aybaşıitibariyle aylık bağlanmasına hak kazananlar ile aylık bağlanmasına hakkazanmalarına iki tam yıl veya daha az kalan sigortalıların, tam veya kısmiyaşlılık aylığı talep hakları saklıdır.
23.5.2002 tarihini takip eden aybaşı itibarıyla, kadın ise 20 tam yıl,erkek ise 25 tam yıl prim ödemiş olanlar ile prim ödeme sürelerinin dolmasına;
...
b) 3 tam yıl veya daha az kalan kadınlara 41,3 yıl 6 ay veya daha az kalan erkeklere 45 yaşını,
...
Doldurmaları ve talepte bulunmaları halinde,yaşlılık aylığı bağlanır.
IV. İNCELEME VE GEREKÇE
20. Mahkemenin20/4/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereğidüşünüldü:
A. Başvurucunun İddiaları
21. Başvurucu; yaşlılık aylıklarının kesilmesine sebepgösterilen usulsüz prim ödemelerinde bir kusurunun bulunmadığını, tutulaneksik, yanlış kayıtlardan SGK'nın sorumlu olduğunuoysa yapılan yargılama sonunda söz konusu usulsüz prim ödemelerininsorumluluğunu tek başına yüklenmek zorunda bırakıldığını, yargılama sırasındakendisinden 25-30 yıl önceki belgelerin sunulmasının istenmesi ve belgeleriibraz edememesi üzerine kötü niyetli olduğu kabulü üzerinden hüküm kurulmasınınhakkaniyete uygun olmadığını, haksız yapıldığı iddia edilen yaşlılık aylığıödemelerinin SGK'ya iade edilmesi hususu bir an içinkabul edilse dahi faiz talep edilmemesi gerektiğini belirterek mülkiyet hakkınınihlal edildiğini ileri sürmüş; tam yaşlılık aylığı hakkının korunmasına, eksikveya yanlış prim ödemesi var ise yalnız bunların kendisinden istenebileceğiilaveten üzerine faiz işletilemeyeceği hususunun dikkate alınarak yersiz geriödeme taleplerinin iptaline karar verilmesini istemiştir.
B. Değerlendirme
1. Kabul EdilebilirlikYönünden
22. Başvurucu, geçmişte yapılan usulsüz prim girişi ödemelerisebep gösterilerek, yaşlılık aylıklarının kesilmesi ve kendisine belli birdönem boyunca ödenen aylık tutarının yasal faizi nedeniyle iadesinin istenmesinedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri sürmektedir.
23. Anayasa'nın "Mülkiyethakkı" kenar başlıklı 35. maddesi şöyledir:
Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir.
Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunlasınırlanabilir.
Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararınaaykırı olamaz."
24. Anayasa'da yer alan mülkiyet hakkı, özel hukukta veya idariyargıda kabul edilen mülkiyet hakkı kavramlarından farklı bir anlam ve kapsamasahip olup bu alanda kabul edilen mülkiyet hakkı, yasal düzenlemeler ile yargıiçtihatlarından bağımsız olarak özerk bir yorum ile ele alınmalıdır (Hüseyin Remzi Polge, B.No: 2013/2166, 10/6/2015, § 31).
25. Mülkiyet hakkı, bireylere bir tür sosyal güvenlik ödemesialma hakkı içermemekle beraber yürürlükteki mevzuatta, önceden prim ödemeşartıyla veya şartsız olarak sosyal yardım alma hakkı şeklinde bir ödemeyapılması öngörülmüş ise yargısal içtihatlara paralel olarak ilgili mevzuatınaradığı şartları yerine getiren bireyin mülkiyet hakkı kapsamına giren birmenfaatinin doğduğu kabul edilmelidir (HüseyinRemzi Polge, § 36). Ayrıca mülkiyethakkının belli şartlar altında ortadan kaldırılması, onun en azından ortadankaldırılıncaya kadar "mülk" olarakkabul edilmesine engel teşkil etmez (BülentAkgül, B. No: 2013/3391,16/9/2015, § 56).
26. Somut olayda olduğu gibi Kurum tarafından bağlanan yaşlılıkaylıklarının geri ödenmesine karar verilmesi sonucunda başvurucunun mülkiyethakkına müdahale edilip edilmediğinin tespiti için öncelikle bu durumunmülkiyet hakkı kapsamında bir hak teşkil edip etmediğinin belirlenmesi gerekir.
27. Bu kapsamda olaya bir bütün olarak bakıldığında 1/1/2000tarihinden 9/6/2008 tarihine kadar geçen 8 yıl 5 ay boyunca başvurucunun yaşlılıkaylığı ödemelerine devam edildiği ve kendisine toplam 26.999 TL ödemeyapıldığı, bu ödemenin ise yasal faizi de eklenerek başvurucuya 43.938 TLolarak borç çıkartıldığı, iade etmesinin istendiği anlaşılmış dolayısıyla sözkonusu tutar üzerinde başvurucunun mülkiyet hakkı kapsamında bir menfaatininbulunduğu sonucuna varılmıştır.
28. Açıklanan nedenlerle açıkça dayanaktan yoksun olmayan vekabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden bulunmayan başvurununkabul edilebilir olduğuna karar verilmesigerekir.
2. Esas Yönünden
29. Başvurucu,yıllar önce emeklilik sistemine yapılmış olan girişi ve yıllar boyunca ödediğiprimlere istinaden 1999 yılı sonu itibarıyla emekliye ayırma işlemininyapılarak tam yaşlılık aylığı almaya hak kazandığını ve emeklilik işleminingerçekleşmesinin ardından kendisine yaklaşık sekiz buçuk yıl tam yaşlılıkaylığı ödendikten sonra geçmişte usulsüz olarak yapıldığı ileri sürülen primödemeleri gerekçe gösterilerek tam yaşlılık aylığı alma hakkının elinden alındığınıve yapılan aylık ödemelerinin faizi ile birlikte iadesinin istendiğini,idarenin bu işleminin iptali için açtığı davaya yönelik yargılama sürecininsonunda ise söz konusu usulsüz olduğu ileri sürülen prim ödemelerininsorumluluğunu tek başına üstlenmek zorunda kaldığını, yargılama sırasındakendisinden 25-30 yıl önceki belgelerin sunulmasının istenmesi ve belgeleriibraz edememesi üzerine kötü niyetli olduğu kabulü üzerinden hüküm kurulmasınınhakkaniyete uygun olmadığını, tam yaşlılık aylığı hakkının korunmasıgerektiğini, usulsüz yapıldığı iddia edilen yaşlılık aylığı ödemelerinin SGK'ya iade edilmesi hususu bir an için kabul edilse dahifaiz talep edilmemesi gerektiğini belirterek mülkiyet hakkının ihlal edildiğiniileri sürmüştür.
30. Bakanlık görüş yazısında, başvurucunun şikâyetinin öncelikleDerece Mahkemelerinin değerlendirmelerinin bariz bir takdir hatası veya açıkbir keyfîlik içerip içermediği bakımından kabuledilebilirlik hususu yönünden dikkate alınması, şikâyetin esas yönündenincelenmesi hâlinde ise başvurucuya haksız yapılan emekli maaşı ödemeleriningeri alınmasında kendisinden faiz talep edilmesinin ölçülülük bakımındandeğerlendirilmesi gerektiği, bu konuda takdirin ise Anayasa Mahkemesinde olduğubelirtilmiştir.
31. Başvurucu Bakanlık görüşüne karşı beyanlarında, varlığındanbahsedilen usulsüz işlemlere kendisinin de dâhil olduğu yönünde hiçbir emareolmadığı gibi tüm sorumluluğun kendisine yüklenmesinin mülkiyet hakkını ihlalettiğini ifade etmiştir.
32. Somut olayda çözümlenmesi gereken ilk mesele başvurucununmülkiyet hakkına yönelik bir müdahale bulunup bulunulmadığının belirlenmesidir.Sonraki aşamalarda ise bu türden bir müdahalenin kanuni dayanağının olupolmadığı meşru amaçlara dayanıp dayanmadığı, amacı ve kullanılan araçlar ilebaşvurucuya yüklenen külfetin ölçülü olup olmadığı hususlarının tespit edilmesigerekir.
a. Müdahalenin Varlığı
33. Başvurucu, geçmişte emeklilik sistemine yapılmış olan girişive ödediği primlere istinaden davalı kurum SGK'dantalepte bulunmuş; bunun üzerine 1999 yılı sonu itibarıyla kendisine emekliyeayırma işlemi yapılmış ve 1/1/2000 tarihinden geçerli olmak üzere yaşlılıkaylığı almaya başlamıştır. Başvurucuya 9/6/2008 tarihine kadar yaşlılıkaylıkları ödenmeye devam edilmiş, bu tarihte kendisine davalı Kurum İlMüdürlüğünce gönderilen yazı ile geçmişte usulsüz prim ödemeleri yapıldığınıntespit edildiğinden bahisle yaşlılık aylığı bağlama işleminin iptal edildiğibildirilmiş ve o tarihe kadar almış olduğu aylık ödemelerin 5510 sayılı Kanun'un96. maddesinin (a) bendine göre yasal faizi ile birlikte toplamda 43.938 TLolarak iade etmesi gerektiği bildirilmiştir.
34. Bu durumda geçmişte yapılmış usulsüz prim ödemelerininsorumluluğunun başvurucuya yüklenerek yersiz ödenmiş aylıkların geri ödenmesininistendiği anlaşılmaktadır. Öyleyse yaklaşık sekiz buçuk yıl boyunca ödenenaylıkların yasal faizi ile birlikte iadesinin istenmesinin başvurucununmülkiyet hakkına müdahale teşkil ettiğine kuşku yoktur.
b. Müdahalenin İhlal Oluşturup Oluşturmadığı
i. Kanunilik
35. Anayasa’nın “Temel hak vehürriyetlerin sınırlanması” kenar başlıklı 13. maddesi şöyledir:
“Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanınilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunlasınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplumdüzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırıolamaz.”
36. Mülkiyet hakkına yapılan müdahale, Anayasa’nın 13.maddesinde belirtilen şartlar yerine getirilmediği müddetçe Anayasa’nın 35.maddesinin ihlaline yol açacaktır. Bu itibarla sınırlamanın Anayasa’nın 13.maddesinde öngörülen koşullara uygun olup olmadığının belirlenmesi gerekir.
37. Anayasa'nın 35. ve 13. maddeleri mülkiyet hakkınagetirilecek sınırlamaların kamu yararı amacıyla ve kanunla yapılmasıgerektiğini hüküm altına almaktadır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM),yasada öngörülen koşulları, bir diğer ifadeyle hukukiliği geniş yorumlayarakistikrar kazanmış yargı kararlarına dayanan içtihat yoluyla geliştirilmişilkelerin de hukukilik şartını karşılayabildiğini kabul ederken Anayasa, tümsınırlandırmaların mutlak manada kanunla yapılacağını öngörerek Avrupa İnsan HaklarıSözleşmesi'nden daha geniş bir koruma sağlamaktadır(Mehmet Akdoğan ve diğerleri, B.No: 2013/817, 19/12/2013, § 31).
38. Kanunun varlığı kadar kanun metninin ve uygulamasının dabireylerin davranışlarının sonucunu önceden öngörebilecekleri kadar hukukibelirlilik taşıması gerekir. Bir diğer ifadeyle kanunun kalitesi de kanunilikkoşulunun sağlanıp sağlanmadığının tespitinde önem arz etmektedir (Necmiye Çiftçi ve diğerleri, B. No:2013/1301, 30/12/2014, § 56).
39. Somut olay bakımından başvurucunun mülkiyeti hakkınamüdahale teşkil edecek olan kendisine ödenen yaşlılık aylıklarının geriye dönükiadesi şeklindeki talebin 5510 sayılı Kanun'un 96. maddesinin (a) bendi hükmünedayanılarak gerçekleştirildiği, ilgili düzenlemenin yeterince açık olduğudolayısıyla SGK Başkanlığı tarafından bireylere herhangi bir sebeple yersizolarak yapıldığı tespit edilen anılan kanun kapsamındaki ödemelerin SGK'ya iade edileceği ve böyle bir iade işleminin hangiusullerde gerçekleştirileceği konusunda yeterli açıklıkta hüküm bulunduğuanlaşılmaktadır. Bu durumda müdahalenin hukuki dayanağının yeterli açıklıktabulunduğu ortadadır. Ayrıca mevcut düzenlemeler başvurucunun mevcut koşullardamakul kabul edilebilecek bir ölçüde davranışlarının sonuçlarını öncedenöngörmesini sağlamaya yetecek hukuki belirlilik de taşımaktadır.
40. Bu durumda kanuni dayanağı bulunduğu anlaşılan mülkiyethakkına yönelik müdahalenin kamu yararı meşru amacının bulunup bulunmadığınıntespiti gerekmektedir.
ii. Meşru Amaç
41. Kamu yararı kavramı, genel bir ifadeyle özel veya bireyselçıkarlardan ayrı ve bunlara üstün olan toplumsal yararı ifade etmektedir. Bütünkamusal işlemler, nihai olarak kamu yararını gerçekleştirmek hedefine yönelmekdurumundadır. Kamu yararı, doğası gereği geniş bir kavramdır. Yasama ve yürütmeorganları toplumun ihtiyaçlarını dikkate alarak neyin kamu yararına olduğunubelirlemede geniş bir takdir yetkisine sahiptir. Kamu yararı konusunda biruyuşmazlığın çıkması hâlinde ise uzmanlaşmış ilk derece ve temyiz yargılamasıyapan mahkemelerin uyuşmazlığı çözmek konusunda daha iyi konumda olduklarıaçıktır. Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuru incelemesinde açıkça temeldenyoksun veya keyfî olduğu anlaşılmadıkça yetkili kamu organlarının kamu yararıtespiti konusundaki takdirine müdahalesi söz konusu olamaz. Müdahalenin kamuyararına uygun olmadığını ispat yükümlülüğü bunu iddia edene aittir (Mehmet Akdoğan ve diğerleri, §§ 34-36).
42. Kamu yararı doğası gereği geniş bir kavramdır. Neyintoplumun genel çıkarına olduğu konusunda da çok farklı görüşlerin ortayaçıkması kaçınılmazdır. Neyin kamu yararına olduğu, yasama ve yürütmeorganlarının siyasi, ekonomik ve sosyal tercihlerine göre farklılaşabileceğigibi değişen ekonomik, sosyal ve siyasi koşullar kamu yararı amacı ile yapılanbir iş ya da hizmetin değiştirilmesini gerekli kılabilir (Habibe Kalender ve diğerleri, B. No:2013/3845, 1/12/2015, § 33).
43. Başvurucunun mülkiyetine müdahalenin dayanağını teşkil eden5510 sayılı Kanun'un 96. maddesi olan kural, Kurum tarafından ilgililere fazlaveya yersiz olarak yapılan 5510 sayılı Kanun kapsamındaki her türlü ödemeleringeri ödenmesini düzenlemektedir. Ayrıca söz konusu kural fazla veya yersizödemelerin kasıtlı veya kusurlu davranışlardan kaynaklanması durumu ile Kurumunhatalı işlemlerinden kaynaklanması durumunu ayrı ayrı düzenlemiştir. Buna göreKurumun hatalı işleminden kaynaklanan nedenlerle yapılan fazla veya yersizödemelerin yaptırımı, ilgililerin kasıtlı veya kusurlu davranışı sonucu yapılanfazla veya yersiz ödemelerin hükümlerine göre hafifletilmiştir.
44. Anılan kural sebepsiz zenginleşmede geri verme konusunailişkin özel bir düzenleme niteliğinde olup Kurumun hatalı işlemi nedeniyleilgiliye yapılan fazla veya yersiz ödemeye bağlanan sonuçları öngörmektedir. Budurumda Kurum tarafından Kanun'a aykırı şekilde ilgililere yapılan ödemeleringeri alınması ile Kurumun gider kaybının önlenmesinin ve Kurumun aleyhinesebepsiz zenginleşmeye engel olunmasının amaçlandığı ve böyle bir düzenlemeninyapılmasının anayasal sınırlar içinde kanun koyucunun takdirinde olduğu,dolayısıyla yersiz ödendiği ileri sürülen yaşlılık aylıklarının başvurucudaniadesine yönelik müdahaleye temel oluşturan kuralın meşru bir amacınınbulunduğu anlaşılmaktadır.
iii. Ölçülülük
45. Son olarak1/1/2000 ile 9/6/2008 tarihleri arasındabaşvurucuya ödenen toplam 26.999 TL tutarındaki yaşlılık aylıklarının başvurucuadına borç kaydedilip 5510 sayılı Kanun'un 96. maddesinin (a) bendi uyarıncayersiz ödeme tarihinden itibaren hesaplanan kanuni faiziyle birlikte gerialınması bu bağlamda başvurucudan toplamda 43.938 TL'nin tahsil edilmesi ilebaşvurucunun mülkiyet hakkına yapılan müdahalede, kamu yararı ile bireyselyarar arasında makul bir dengenin gözetilip gözetilmediği değerlendirilmelidir.
46. Anayasa’nın 13. maddesinde ifade edilen “ölçülülük ilkesi”,temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasına ilişkin başvurularda öncelikliolarak dikkate alınması gereken bir güvencedir. Ölçülülük, temel hak veözgürlüklerin sınırlanma amaçları ile araç arasındaki ilişkiyi yansıtır.Ölçülülük denetimi, ulaşılmak istenen amaçtan yola çıkılarak bu amaca ulaşılmakiçin seçilen aracın denetlenmesidir. Bu sebeple mülkiyet hakkına yapılanmüdahalelerde, hedeflenen amaca ulaşabilmek için seçilen müdahalenin elverişli,gerekli ve orantılı olup olmadığı değerlendirilmelidir (Osman Bayrak, B. No: 2013/3803, 25/2/2015,§ 74).
47. Bu doğrultuda mülkiyet hakkına yönelik müdahale sonucundaortaya çıkan yeni durumun ve bozulan yararlar dengesinin, bireye kişisel veaşırı bir yük yüklememesi gerekir (KorkutBahadır, B. No: 2014/4025, 11/12/2014, § 43).
48. Başvuru konusu olayda başvurucu; yaşlılık aylıklarınınkesilmesine sebep gösterilen usulsüz prim ödemelerinde bir kusurununbulunmadığını, tutulan eksik, yanlış kayıtlardan SGK'nınsorumlu olduğunu oysa yapılan yargılama sonunda söz konusu usulsüz primödemelerinin sorumluluğunu tek başına yüklenmek zorunda bırakıldığını, yapılanyargılama sonunda kötü niyetli olduğu kabulü üzerinden hüküm kurulmasınınhakkaniyete uygun olmadığını sonuç olarak yaşlılık aylığı alma hakkının iptaledilmesi ile mülkiyet hakkına müdahalede bulunulduğunu, ayrıca idarece usulsüzprim ödemelerinin tespit edildiğinin kendisine bildirilmesinden sonra ödenenyaşlılık aylıklarını geçmişe dönük yasal faizi ile birlikte iadesininistenmesinin haksız olarak tüm kusuru kendisinin üstlenmesi sonucunu ortayaçıkardığını iddia etmiştir.
49. Somut olayda başvurucunun, SGK Başkanlığının 9/6/2008tarihli tahsil işleminin iptali istemiyle Tokat (Kapatılan) 2. İş Mahkemesindeaçtığı dava, Mahkemenin 24/12/2008tarihli kararı ile kabul edilmiş ancak bukarar Yargıtay 21. Hukuk Dairesince, başvurucunun prim hesabına 1981-1982dönemlerine yönelik hileli ödeme girişleri yapıldığı, söz konusu ödemegirişlerine ilişkin başvurucu tarafından herhangi bir belge ibraz edilemediği,bu durumda tam yaşlılık aylığı yönünden başvurucunun da payının olduğu hilelisigortalılık süresinin oluşturulduğu dolayısıyla başvurucunun olayda 4721sayılı Kanun'un 2. maddesinde ifadesini bulan objektif iyi niyet kuralınınuygulanmasını isteme hakkı olmadığı, İlk Derece Mahkemesince, bu yönlerden vebaşvurucunun tam yaşlılık aylığı yerine kısmi yaşlılık aylığı alabilme ihtimaliyönünde değerlendirme yapılmadan karar verildiği gerekçelerine dayanılarakbozulmuştur (bkz. § 9). Bozma üzerine yargılama dosyasıTokat2. İş Mahkemesinin kapatılması üzerine Tokat 1. İş Mahkemesince ele alınmış,belirtilen hususlar doğrultusunda incelenmiş ve 8/3/2012 tarihli hüküm iledavalı Kurumun başvurucuya haksız ödediği yaşlılık aylıklarının faizi ile birliktebaşvurucundan tahsili için başlattığı takibin devamına ve başvurucuya kısmiyaşlılık aylığı bağlanmasının gerektiğine karar verilmiştir (bkz. § 12).Ardından bu hüküm, Yargıtay 21. Hukuk Dairesinin 2/10/2012 tarihli ilamı ileonanmış; böylece yargılama süreci sona ermiştir.
50. Yargılama süreci sonunda ortaya çıkan sonuca görebaşvurucunun tam yaşlılık aylığı bağlanma hakkı ortadan kalkmış, başvurucuyakısmi yaşlılık aylığının bağlanması yönünde tespit yapılmış, ayrıca geçmiştebaşvurucuya haksız ödenen yaşlılık aylıklarının yasal faizi ile birliktebaşvurucudan tahsil edilmesi gerektiği belirlenmiştir.
51. Bununla birlikte söz konusu yargılama sürecine ilişkinMahkeme kararları incelendiğinde hileli olarak girişleri yapıldığı yönündetespitte bulunulan başvurucunun prim hesabına dönük ödemelerin gerçekleştiğiortamda, ilgili Kurum İl Müdürlüğü nezdinde görev yapan idarecilerin baskı veikna edici yollarla personelin bilgisayar şifrelerini öğrendikleri,çalışanların birbirlerinin şifrelerini öğrenip kullanabilecekleri bir ortamyaratıldığı, hattamüdürlükte çalışan temizlik firmasıelemanlarının dahi personelin bilgisayar şifrelerini bildiği ve bu şifrelerleekran başında işlem yaptıkları, aralarındabaşvurucununda bulunduğu bir çok sigortalı yönünden bu yollarla hesaplara girilerek başkasigortalıların yaptıkları prim ödemelerinin diğer kişiler yapmış gibi primödeme hesaplarına geçirildiği ilaveten sonradan yapılan ödemelerin öncekitarihlerde yapılmış gibi prim ödeme hesaplarına girilip birçok sigortalıyahileli hizmet süresi kazandırılıp yaşlılık ve ölüm aylıkları bağlandığı, sağlıkkarnesi verildiği ve tüm bu olaylara ilişkin Tokat Cumhuriyet Başsavcılığıncasoruşturma yürütüldüğü, soruşturma sonunda Müdürlük çalışanlarına yönelikzamanaşımı nedeniyle takipsizlik kararı verildiği, başvurucu dışında başka bazısigortalılar hakkında yapılan incelemede de konusu suç teşkil eden eylemlererastlanılmadığı yönünde değerlendirmede bulunulduğu ve başka kişiler hakkındasoruşturma yapılmasına gerek duyulmadığının belirtildiği görülmüştür(bkz. §§8,9 ).
52. "İyi yönetişim" ilkesi kamu yararı kapsamında birkonu söz konusu olduğunda kamu otoritelerinin uygun zamanda, uygun yöntemle veher şeyden önce tutarlı olarak hareket etmelerini gerektirir (Kenan Yıldırım ve Turan Yıldırım, B. No:2013/711, 3/4/2014, § 68).
53. İyi yönetişim ilkesi, mülkiyet hakkı kapsamında yapılanincelemelerde hususi bir öneme sahiptir. Bu çerçevede kamu otoritelerindenbeklenen, sosyal güvenlik hakkından doğan ödemeler gibi bireylerin hayatlarınıdevam ettirmesi bakımından büyük öneme sahip konularda azami özeningösterilmesidir (Tevfik Baltacı,B. No: 2013/8074, 9/3/2016, § 73). Bununla birlikte kamu otoritelerine yüklenenbu özen sorumluluğu bireyleri de sosyal güvenlik hakkı kapsamında kendilerineyapılan ödemeler yönünden tamamen sorumsuz kılmamalıdır.
54. Sosyal adaletin gereği olarak idarenin tesis ettiği hatalıişlemi somut olayın koşullarına göre geri alabileceği veya belli durumlardakaldırabileceği hususunda kuşku yoktur. Bu tespit hatalı idari işlemdenkaynaklanan sosyal güvenlik ödemeleri için de geçerlidir. Aksi durum kişilerinsebepsiz zenginleşmesine yol açabileceği gibi sosyal güvenlik fonlarına katkıdabulundukları hâlde kanunlardaki koşulları sağlamadıkları gerekçesiyleödemelerden mahrum kalan kimseler yönünden adil olmayan sonuçlar doğurabilir.Bu durum, sınırlı kamu kaynaklarının uygun olmayan yöntemlerle dağıtımına cevazverilmesi anlamına gelebileceğinden kamu yararı ile örtüşmez (Tevfik Baltacı, § 74).
55. Nitekim 5510 sayılı Kanun'un 96. maddesinin (a) ve (b)bendinde Kurum tarafından fazla veya yersiz ödeme yapıldığının tespit edilmesihâlinde bu ödemelerin geri alınacağı düzenlenmiştir. Anılan maddenin (a)bendinde; yersiz ödemenin kişilerin kasıtlı veya kusurlu davranışlarındandoğması durumunda, hatalı işlemin tespit tarihinden geriye doğru en fazla onyıllık sürede, ödeme tarihinden itibaren hesaplanan kanuni faizi ile birliktegeri alınacağı hüküm altına alınmıştır. Bununla birlikte maddenin (b) bendinde,fazla veya yersiz ödemenin kurumun hatalı işleminden kaynaklanması hâlindehatalı işlemin tespit tarihinden geriye doğru en fazla beş yıllık süredeyapılan ödemeler toplamının, ilgiliye tebliğ edildiği tarihten itibaren yirmidört ay içinde ödenmesi durumunda faizsiz olarak tahsil edileceğibelirtilmiş;bu sürenin geçmesinden sonra yapılacak ödemeler bakımından ise yirmi dört aylıksürenin sonundan itibaren hesaplanan kanuni faizi ile geri alınacağı ifadeedilmiştir (bkz. § 16).
56. Bütün bu değerlendirmeler çerçevesinde hatalı idari işleminoluşmasında idarenin kendisinin de payının bulunduğu durumlarda farklı birölçülülük yaklaşımının benimsenmesi ve başvurucu üzerinde aşırı ve orantısızbir yüke sebep olunup olunmadığının tespit edilmesi gerekir (Tevfik Baltacı, § 76).
57. Somut olayda başvurucunun emeklilik talebinde bulunmasınınardından kendisine yaşlılık aylığı ödenmeye başlandığı ancak SGK Tokat İlMüdürlüğünün 9/6/2008 tarihli işlemiyle bildirildiği üzere 1/1/2000 ile 9/6/2008tarihleri arasındaki 8 yıl 5 aylık süreçte başvurucuya toplam 26.999 TLtutarında yaşlılık aylığının geçmişte yapılan usulsüz prim ödemelerinden dolayıyersiz ödendiği görülmekte bu durumun sonucu olarak 26.999 TL tutarın yasalfaizi ile birlikte toplam 43.938 TL olarak 5510 sayılı Kanun'un 96. maddesinin(a) bendi uyarınca başvurucudan tahsilinin istendiği anlaşılmaktadır.
58. Başvuru konusu olayda her ne kadar ilgili yargılamadosyasından SGK Tokat İl Müdürlüğü çalışanlarınca ilgili dönemde usulsüz işlemlerinyapılmasına yönelik göz ardı edilemeyecek tutum ve davranışların sergilendiği,bu duruma ilişkin Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturmada etkili birsonuca ulaşılmamış olunduğu anlaşılsa da özellikle Yargıtay 12. HukukDairesinin 5/2/2010 tarihli ilamında (bkz. § 9) başvurucunun sosyal güvenlikprim hesabına on dört usulsüz prim girişi yapıldığının belirlendiği, bubelirleme neticesinde başvurucunun tam yaşlılık aylığına hak kazanma yönündenprim gün sayısının eksik kaldığının görüldüğü, yargı kararı ile usulsüzödemelerin varlığı noktasında başvurucunun iyi niyetli olamayacağının ortayakonduğu anlaşılmaktadır.
59. Bu durumda somut olayda idarece hatalı olarak ödendiğitespit edilen yaşlılık aylıkları anapara tutarının başvurucudan iadesinin talepedilebileceği hususunda kuşku bulunmamaktadır. Aksi durumun belirtildiği üzere(bkz. § 57) başvurucunun sebepsiz zenginleşmesine yol açabileceği ve sosyaladaletle bağdaşmayacağı açıktır. Öyleyse bu noktada ortaya konması gereken,usulsüz prim girişlerine istinaden yersiz ödenen söz konusu meblağın üzerineyasal faiz ilave edilerek tahsilinin istenmesinin başvurucuya -kamu yararıdikkate alındığında- aşırı bir yük yükleyip yüklemeyeceği hususudur.
60. Anayasa Mahkemesince bu çerçevede başvurucunun emekli olduğutarih itibarıyla SGK müfettişlerince de tespit edildiği üzere sosyal güvenlikprim hesabında on dört aylık usulsüz prim girişi olduğu bu çerçevedebaşvurucunun hileli bir hizmet süresinden yararlandırıldığı ortaya konmuş budurumda somut olayın özelliklerine göre yapılan değerlendirmede, başvurucununkendisine kazandırılan on dört aylık hileli hizmet süresinden haberdar olmasıgerektiği ve toplam hizmet süresine söz konusu hileli hizmet süresi deeklenerek gerçekte hak kazanmadığı tam yaşlılık aylığı ödemelerindenyararlandığı anlaşılmış, eksik kalan hizmet süresi üzerinden usulsüz olarakaldığı aylıkların kendisinden daha sonra 5510 sayılı Kanun'un 96. maddesinin(a) bendi uyarınca kanuni faizi ile birlikte iadesinin isteneceğinibilebileceği kanaatine varılmıştır.
61. Bu kapsamda başvurucunun mülkiyet hakkına, kendisine ödenenyaşlılık aylıklarının faizi ile birlikte iadesinin istenmesi yönünde yapılanmüdahalenin, başvurucunun böyle bir müdahalenin gerçekleşebileceğiniöngörebileceği ve yapılan müdahale ile ulaşılmak istenen kamu yararı dikkatealındığında, başvurucu üzerine aşırı bir yük getirmediği dolayısıyla "adildengeyi" bozmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
62. Sonuç olarak yapılan değerlendirme neticesinde başvurucuyayaklaşık sekiz buçuk yıl boyunca yapılan yaşlılık aylığı ödemelerinin, geçmişteyapılan usulsüz prim girişleri nedeniyle kanuni faizi ile birlikte iadesininistenmesinin hukuki olduğu ve meşru bir kamu yararına dayandığı, ayrıcabaşvurucunun kişisel yararı ile toplumun genel yararı arasında başvurucualeyhine ölçüsüz ve ağır bir yüke sebep olan bir uygulama da olmadığı sonucunaulaşılmıştır.
63. Açıklanan nedenlerle başvurucunun Anayasa'nın 35. maddesindegüvence altına mülkiyet hakkının ihlal edilmediğine karar verilmesi gerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABULEDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Anayasa’nın35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyethakkının İHLAL EDİLMEDİĞİNE,
C. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA,
D. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
20/4/2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.