TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
TAHİR CANAN BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2012/969)
Karar Tarihi: 18/9/2013
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Serruh KALELİ
Üyeler
:
Nuri NECİPOĞLU
Hicabi DURSUN
Erdal TERCAN
Zühtü ARSLAN
Raportör
:
Özcan ÖZBEY
Başvurucu
:
Tahir CANAN
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvurucu, hükümlü olarakbulunduğu Bandırma M Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda infaz koruma memuruolarak görev yapan M. T.’nin, kendisine karşı kastenyaralama suçuna teşebbüs ettiği ve hakaret suçunu işlediği iddiasıyla yaptığışikâyet üzerine yürütülen adli sürecin etkisiz olması nedeniyle anayasalhaklarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru, 29/11/2012 tarihinde BandırmaM Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu Müdürlüğü vasıtasıyla yapılmıştır. Dilekçe veeklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinde Komisyona sunulmasına engel bireksikliğin bulunmadığı tespit edilmiştir.
3. Birinci Bölüm Üçüncü Komisyonunca, 25/3/2013tarihinde başvurunun karara bağlanması için Bölüm tarafından ilke kararıalınması gerekli görüldüğünden, Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün33. maddesinin (3) numaralı fıkrası uyarınca, kabul edilebilirlik incelemesininBölüm tarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.
III. OLAYLAR VE OLGULAR
A. Olaylar
4. Başvuru dilekçesindeki ilgili olaylar özetle şöyledir:
5. Başvurucu, başvuru tarihinde “kastenöldürme ve ruhsatsız silah bulundurma” suçlarından Bandırma M TipiKapalı Ceza İnfaz Kurumunda hükümlü olarak bulunmaktadır.
6. Başvurucunun 18/8/2012 tarihinde, infazkoruma memuru M. T.’nin kendisine karşı kastenyaralama suçuna teşebbüs ettiği ve hakaret suçunu işlediği şikayeti üzerine, hemidare hem de savcılık tarafından adı geçen infaz koruma memuru hakkında idarive adli soruşturma başlatılmıştır.
7. Adli soruşturma sonucunda Bandırma Cumhuriyet Başsavcılığıtarafından düzenlenen 28/9/2012 tarihli iddianame ile “kasten yaralama suçuna teşebbüs ve hakaret”suçlarından M. T.’nin cezalandırılması istemiyleBandırma Sulh Ceza Mahkemesine kamu davası açılmıştır.
8. Anılan Mahkemenin 2/11/2012 tarih veE.2012/1123, K.2012/1419 sayılı kararı ile infaz koruma memuru M. T.’nin kasten yaralama suçuna teşebbüs eyleminden alt sınırdanuzaklaşmak suretiyle sonuç olarak 1 ay 26 gün hapis; hakaret suçundan ise 1.740TL adli para cezasıyla cezalandırılmasına karar verilmiş; hükmolunan cezanıniki yılın altında hapis ve adli para cezası niteliğinde olması, sanığın dahaönceden bir suçtan mahkumiyetinin bulunmaması, kişilik özellikleri itibarıylayeniden suç işlemeyeceği yönünde olumlu kanaat oluşması ve sanığın da kabuletmesi nedenleriyle, sanık hakkında kurulan hükmün açıklanmasının geri bırakılmasınave sanığın beş yıl süre ile denetim altında tutulmasına karar verilmiştir.
9. Başvurucu tarafından söz konusu karara karşı 5/11/2012tarihinde itiraz kanun yoluna gidilmiş olup, Bandırma 1. Asliye CezaMahkemesinin 7/11/2012 tarih ve 2012/349 Değişik İş sayılı kararı ile itirazyerinde görülmeyerek reddedilmiştir. Aynı tarihte kesinleşen karar 9/11/2012 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir.Başvurucu, 29/11/2012 tarihli dilekçesi ile 30 güniçinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
B. İlgiliHukuk
10. 26/9/2004 tarih ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun “Kasten yaralama” kenar başlıklı 86.maddesinin (2) numaralı fıkrası ile (3) numaralı fıkrasının (d) ve (e) bentlerişöyledir:
“(2)Kasten yaralama fiilinin kişi üzerindeki etkisinin basit bir tıbbi müdahaleylegiderilebilecek ölçüde hafif olması halinde, mağdurun şikâyeti üzerine, dörtaydan bir yıla kadar hapis veya adli para cezasına hükmolunur.
(3) Kastenyaralama suçunun;
...
d) Kamugörevlisinin sahip bulunduğu nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle,
e)Silâhla,
İşlenmesihâlinde, şikayet aranmaksızın, verilecek ceza yarıoranında artırılır.”
11. 5237 sayılı Kanun’un “Hakaret”kenar başlıklı 125. maddesinin (1) ve (4) numaralı fıkraları şöyledir:
“(1) Birkimseye onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut bir fiilveya olgu isnat eden ... veyasövmek suretiyle bir kimsenin onur, şeref ve saygınlığına saldıran kişi, üçaydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır. Mağdurungıyabında hakaretin cezalandırılabilmesi için fiilin en az üç kişiyle ihtilâtederek işlenmesi gerekir.
…
(4) Hakaretin alenen işlenmesi halinde cezaaltıda biri oranında arttırılır.”
12. 5237 sayılı Kanun’un “Suçateşebbüs” kenar başlıklı 35. maddesi şöyledir:
“(1) Kişi,işlemeyi kastettiği bir suçu elverişli hareketlerle doğrudan doğruya icrayabaşlayıp da elinde olmayan nedenlerle tamamlayamaz ise teşebbüsten dolayısorumlu tutulur.
(2) Suçateşebbüs hâlinde fail, meydana gelen zarar veya tehlikenin ağırlığına göre,ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası yerine onüçyıldan yirmi yıla kadar, müebbet hapis cezası yerine dokuz yıldan onbeş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Diğerhâllerde verilecek cezanın dörtte birinden dörtte üçüne kadarı indirilir.”
13. 4/12/2004 tarih ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 231. maddesinin(5), (6), (8), (10), (11) ve (12) numaralı fıkraları şöyledir:
“(5)Sanığa yüklenen suçtan dolayı yapılan yargılama sonunda hükmolunan ceza, ikiyıl veya daha az süreli hapis veya adlî para cezası ise; mahkemece, hükmünaçıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilir. Uzlaşmaya ilişkin hükümlersaklıdır. Hükmün açıklanmasının geri bırakılması, kurulan hükmün sanık hakkındabir hukukî sonuç doğurmamasını ifade eder.
(6) Hükmünaçıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilmesi için;
a) Sanığındaha önce kasıtlı bir suçtan mahkûm olmamış bulunması,
b)Mahkemece, sanığın kişilik özellikleri ile duruşmadaki tutum ve davranışlarıgöz önünde bulundurularak yeniden suç işlemeyeceği hususunda kanaate varılması,
c) Suçunişlenmesiyle mağdurun veya kamunun uğradığı zararın, aynen iade, suçtan öncekihale getirme veya tazmin suretiyle tamamen giderilmesi,
gerekir. Sanığınkabul etmemesi hâlinde, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına kararverilmez.
(8) Hükmünaçıklanmasının geri bırakılması kararının verilmesi halinde sanık, beş yılsüreyle denetim süresine tâbi tutulur…
(…)
Denetimsüresi içinde dava zamanaşımı durur.
(10)Denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlenmediği ve denetimli serbestliktedbirine ilişkin yükümlülüklere uygun davranıldığı takdirde, açıklanması geribırakılan hüküm ortadan kaldırılarak, davanın düşmesi kararı verilir.
(11)Denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlemesi veya denetimli serbestliktedbirine ilişkin yükümlülüklere aykırı davranması halinde, mahkeme hükmüaçıklar…
(12)Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına itiraz edilebilir.”
IV. İNCELEME VE GEREKÇE
14. Mahkemenin 18/9/2013 tarihinde yapmışolduğu toplantıda, başvurucunun 29/11/2012 tarih ve 2012/969 numaralı bireyselbaşvurusu incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucununİddiaları
15. Başvurucu, hükümlü olarak bulunduğu Bandırma M Tipi Kapalı Cezaİnfaz Kurumunda, koğuşun bahçe kapısını açan infaz koruma memurları M. T. ve O.İ. ile karşılaşarak kendilerine “günaydın”dediğini, M. T.’nin “nevar lan” diyerek elinde bulunan metal kapıkolu ile üzerine yürüdüğünü, ancak diğer görevli memur O. İ.’nın araya girip, kendisine saldırmasını engelleyerekkoğuştan çıkardığını; kendisine karşı kasten yaralama suçuna teşebbüs ettiği vehakaret suçunu işlediği iddiasıyla M. T. hakkında yaptığı şikâyet üzerine yürütülenyargılama sonucu verilen kararın sorunu çözmekten uzak olup, hasta bir adamıneylemini önlemeye yetmediğini, şahsın tedavi edilmesine de karar verilmesigerektiğini, yaptığı eylemleri hatırlamayan kişinin tedavi görmeyerek görevinedevam ettiği sürece kendisi ve diğer mahkûmların can güvenliğinin tehlikedeolduğunu, şikâyetlerine rağmen yeterli önlemin alınmaması nedeniyle Anayasa’nın17. maddesinde tanımlanan yaşam hakkı, 19. maddesinde tanımlanan kişi özgürlüğüve güvenliği hakkı ve 36. maddesinde tanımlanan adil yargılanma hakkının ihlaledildiğini ileri sürmüş ve uğradığı manevi sıkıntılar nedeniyle 50.000 TLtazminat talebinde bulunmuştur.
B. Değerlendirme
16. Başvuru formu ve ekleri incelendiğinde, başvurunun, uğranılansözlü ve fiziksel saldırı nedeniyle yürütülen yargılama sonucunda verilenkararın etkili bir çözüm sağlamadığı iddiasına yönelik olduğu anlaşılmaktadır.Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesiile bağlı olmayıp, olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder. Bunedenle başvurucunun tüm iddiaları Anayasa’nın 17. ve 40. maddeleri ileilişkili görülerek bu kapsamda değerlendirilmiştir.
17. Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncü ve 30/3/2011tarih ve 6216 sayılı Anayasa MahkemesininKuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 45. maddesinin (1) numaralıfıkraları uyarınca, Anayasa’da güvence altına alınmış temel hak veözgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve buna ek Türkiye’nin tarafolduğu protokoller kapsamındaki herhangi birinin kamu gücü tarafından ihlaledildiğini iddia eden kişilere Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru hakkıtanınmıştır.
18. 6216 sayılı Kanun’un “Bireysel başvuruların kabul edilebilirlik şartları veincelenmesi” kenar başlıklı 48. maddesinin (2) numaralı fıkrasışöyledir:
“Mahkeme, …açıkça dayanaktan yoksun başvuruların kabuledilemezliğine karar verebilir.”
19. Anayasa’nın 17. maddesinin birinci ve üçüncü fıkraları şöyledir:
"Herkes, yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma vegeliştirme hakkına sahiptir.
...
Kimseye işkence ve eziyet yapılamaz; kimse insanhaysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabi tutulamaz.”
20. Anayasa’nın 40. maddesininbirinci ve üçüncü fıkraları şöyledir:
“Anayasa ile tanınmış hak ve hürriyetleri ihlal edilenherkes, yetkili makama geciktirilmeden başvurma imkanınınsağlanmasını isteme hakkına sahiptir.
...
Kişinin, resmi görevliler tarafından vaki haksız işlemlersonucu uğradığı zarar da, kanuna göre, Devletçe tazmin edilir. Devletin sorumluolan ilgili görevliye rücu hakkı saklıdır.”
21. Başvuru konusu olay, devlet gözetimi altında bulunan başvuranayine bir devlet görevlisi tarafından yöneltilmiş sözlü ve fiili saldırınedeniyle yürütülen adli işlemin etkisizliği ile ilgili olduğu için, öncelikleburada korunan hakkın kapsamı tespit edilmeli ve sonrasında ise bu hakkınyeterince korunup korunmadığı belirlenmelidir.
22. Somut olayda başvurucu, maddi ve manevi varlığını koruma vegeliştirme hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Herkesin maddi ve manevivarlığını koruma ve geliştirme hakkını güvence altına alan Anayasa’nın 17.maddesinin birinci fıkrası insan onurunu korumayı amaçlamıştır. Bu hüküm birtaraftan devlete insan onurunu zedeleyen fiillerden kaçınma ödevi yüklerken,diğer taraftan bu tür fiillerin meydana gelmesi halinde bu fiilleri etkili birşekilde soruşturma ve failleri cezalandırma ödevi yüklemektedir. Bu hükmüngereği olarak, özellikle devletin gözetimi altında tutulan kişilerinsuiistimallerden korunması için onurlarına ve haklarına yönelik müdahalelerindikkatli bir şekilde incelenmesi güvence altına alınmalıdır. Anayasa’nın 17.maddesinin üçüncü fıkrasında da kimseye “işkence”,“eziyet” yapılamayacağı vekimsenin “insan haysiyetiyle bağdaşmayan”muamele ve cezaya tabi tutulamayacağı düzenlenmiş olup, burada geçen ifadelerarasında da bir yoğunluk farkı bulunmaktadır. Kişinin maddive manevi varlığının bütünlüğüne en fazla zarar veren muamelelerin “işkence”, bu seviyeye varmayan fakat yinede vücutta zarar ya da yoğun fiziksel veya ruhsal ızdırapveren insanlık dışı muamelelerin “eziyet”, küçükdüşürücü ve alçaltıcı nitelikteki daha hafif muamelelerin ise “insan haysiyetiyle bağdaşmayan” muameleveya ceza olarak belirlenmesi mümkündür.
23. Ancak, bir eylemin Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasınınkapsamına girebilmesi için minimum bir ağırlık düzeyine ulaşmış olması gerekir.Bu asgari eşiğin aşılıp aşılmadığının belirlenmesinde her olayın somutözellikleri dikkate alınarak bir değerlendirme yapılır. Bu bağlamda muameleninsüresi, fiziksel ve manevi etkileri ile mağdurun cinsiyeti, yaşı ve sağlıkdurumu gibi faktörler önem taşımaktadır.
24. Bu kavramlar kapsamında somut olay incelendiğinde, görevlimemurun başvurucuya yönelik eyleminin anlık geliştiği, sürdürülmediği ve dahasonra da haksız eylemin devam ettiğine ilişkin bir iddianın da bulunmadığıanlaşılmıştır. Her ne kadar başvurucu bir mahkûm ve fail bir infaz korumamemuru ise de anlık bir tepkiden öte geçmeyen ve herhangi bir fiziksel müdahaleiçermeyen eylemin, Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrası kapsamındadeğerlendirilmesi için gerekli asgari eşiği aştığı söylenemez. Bu durumdabaşvurucunun şikâyetleri, kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkı ilebağlantılı olarak Anayasa’nın 17. maddesinin birinci fıkrası kapsamındaincelenmelidir (bkz. § 22).
25. Bireyin, bir devlet görevlisi tarafından hukuka aykırı olarak veAnayasa’nın 17. maddesini ihlal eder biçimde bir muameleye tabi tutulduğunailişkin savunulabilir bir iddiasının bulunması halinde, Anayasa’nın 17.maddesi, “Devletin temel amaç ve görevleri” kenarbaşlıklı 5. maddedeki genel yükümlülükle birlikte yorumlandığında etkili resmibir soruşturmanın yapılmasını gerektirmektedir. Bu soruşturma, sorumlularınbelirlenmesini ve cezalandırılmasını sağlamaya elverişli olmalıdır. Şayet bumümkün olmazsa, bu madde, sahip olduğu öneme rağmen pratikte etkisiz halegelecek ve bazı hallerde devlet görevlilerinin fiili dokunulmazlıktanyararlanarak, kontrolleri altında bulunan kişilerin haklarını istismar etmelerimümkün olacaktır. Devletin pozitif yükümlülüğü kapsamında bazen tek başınasoruşturma yapılmamış olması yahut da yeterli soruşturma yapılmamış olması dakötü muamele teşkil edebilmektedir. Bu bağlamda soruşturmanın derhal başlaması,bağımsız biçimde, kamu denetimine tabi olarak özenli ve süratli yürütülmesi vebir bütün olarak etkili olması gerekir. (Benzeryöndeki AİHM kararı için bkz. Batı vediğerleri/Türkiye, 33097/96 - 57834/00, 3/6/2004,§§ 133, 134)
26. Etkili bir başvurudan söz edebilmek için, başvuru yolunun sadecehukuken mevcut bulunması yeterli olmayıp, bu yolun uygulamada fiilen de etkiliolması ve başvurulan makamın ihlal iddiasının özünü ele alma yetkisine sahipbulunması gereklidir. Başvuru yolunun bir hak ihlali iddiasını önleyebilme,devam etmekteyse sonlandırabilme veya sona ermiş bir hak ihlalini kararabağlayabilme ve bunun için uygun bir tazminat sunabilmesi halinde ancaketkililiğinden söz etmek mümkün olabilir. Yine, vuku bulmuş bir hak ihlali iddiasısöz konusu olduğunda, tazminat ödenmesinin yanı sıra sorumluların ortayaçıkarılması bakımından da yeterli usulü güvencelerin sağlanması gerekir. (Benzer yöndeki AİHMkararları için bkz. Ramirez Sanchez / Fransa. 59450/2000,4/7/2006, §§ 157, 160;Aksoy / Türkiye. 21987/93, 18/12/1996, §95)
27. Nitekim Anayasa’nın 40. maddesinde de Anayasa ile tanınmış hakve hürriyetleri ihlâl edilen herkesin, yetkili makama geciktirilmeden başvurmaimkânının sağlanmasını isteme hakkına sahip bulunduğu ve resmî görevlilertarafından vaki haksız işlemler sonucu uğradığı zararın Devletçe tazminedileceği düzenleme altına alınmıştır.
28. Anayasa’nın 40. maddesi ile amaçlanan, sadece ispatlanmış birhak ihlalinin tazmini ya da giderilmesi değil, savunulabilir düzeydeki bu türihlal iddialarını karara bağlayacak mekanizmaların bulunması ve iyiişlemesidir. Aynı zamanda 40. maddenin gerekçesinde “ihlalin resmi görevliler tarafından görevlerinin ifası sırasındayapılmış olması görevli için bir mazeret sebebi teşkil etmez”şeklinde geçen ifadeler ile de devlet ya da devlet görevlilerinin anayasal birhakkın ihlali bakımından dokunulmaz olmadığı vurgulanmıştır.
29. Bu açıklamalar ışığında somut olay incelendiğinde, başvurucununmaruz kaldığı eylemden dolayı yaptığı şikâyet üzerine adli soruşturmanınbağımsız birimlerce denetime açık olacak biçimde derhal başlatıldığıanlaşılmaktadır. Ancak, başvurucunun etkisiz olarak ileri sürdüğü yargılamaaşaması sonucunda verilen “hükmünaçıklanmasının geri bırakılması” kararının etkililiğinin de ihlalkonusu hakka bağlı olarak Anayasa Mahkemesince denetlenmesi gerekir.
30. Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumu, 5271 sayılıKanun’un 231. maddesinde düzenlenmiştir. Sanık hakkındakurulan mahkûmiyet hükmünün hukuki bir sonuç doğurmamasını ifade eden vedoğurduğu sonuçlar itibarıyla karma bir özelliğe sahip bulunan hükmünaçıklanmasının geri bırakılması kurumu, denetim süresi içinde kasten yeni birsuçun işlenmemesi ve yükümlülüklere uygun davranılması halinde, geri bırakılan hükmünortadan kaldırılarak kamu davasının aynı Kanun’un 223. maddesi uyarıncadüşürülmesi sonucu doğurduğundan, bu özelliğiyle sanık ile devlet arasındakicezai nitelikteki ilişkiyi sona erdiren düşme nedenlerinden birisinioluşturmaktadır.
31. Hükmün açıklanmasının geri bırakılması için; yapılan yargılamasonucu hükmolunan cezanın iki yıl veya daha az süreli hapis veya adli paracezası olması, sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan mahkûm olmamış bulunması,suçun işlenmesiyle mağdurun veya kamunun uğradığı maddi zararın, aynen iade,suçtan önceki hale getirme veya tamamen giderilmesi, mahkemece sanığın kişiliközellikleri ile duruşmadaki tutum ve davranışları göz önünde bulundurularak,yeniden suç işlemeyeceği hususunda kanaate ulaşılması gerekmektedir. Tüm bu koşulların bulunması halinde, mahkemece hükmünaçıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilecek ve sanık beş yıl süreyledenetimli serbestlik tedbirine tabi tutulacaktır. Denetim süresi içinde sanığınkasten yeni bir suç işlememesi ve yükümlülüklere uygun davranması halinde,açıklanması geri bırakılan hüküm ortadan kaldırılarak, 5271 sayılı Kanun’un223. maddesi uyarınca kamu davasının düşürülmesine karar verilecektir. Sanığındenetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlemesi veya yükümlülüklere aykırıdavranması halinde ise mahkemece açıklanması geri bırakılan hükümaçıklanacaktır.
32. Diğer taraftan kanunda belirtilen koşulların gerçekleşmesinekarşın, sanığın kabul etmemesi hâlinde hükmün açıklanmasının geri bırakılmasınakarar verilemeyeceği 5271 sayılı Kanun’un 231. maddesinin (6) numaralıfıkrasının son cümlesinde ifade edilmektedir. Bu kapsamda sanığın, yargılamanınhukuki kesinliği ifade eden bir hükümle sonuçlanmasını ya da cezayahükmedilmesi durumunda hükmün açıklanmasının geri bırakılmasını tercih etmeimkânı bulunmaktadır.
33. 5271 sayılı Kanun’un (12) numaralı fıkrasında, hükmünaçıklanmasının geri bırakılması kararına karşı itiraz kanun yolunabaşvurulabileceği düzenlenmiştir. Bununla birlikte, denetim süresi içindekasıtlı yeni bir suç işlenmesi hâlinde hükmün açıklanmasıyla veya bu süreiçinde kasıtlı yeni bir suç işlenmemesi hâlinde düşme kararıyla yargılama nihaiolarak sona erdiğinden, hüküm niteliği olan bu kararlara karşı kanun yolunabaşvurulabilir ve esasa ilişkin itirazlar bu aşamada ileri sürülebilir.
34. Somut olayda, başvurucunun karşılaştığı infaz koruma görevlisiM. T.’ye “günaydın”demesi üzerine, M. T.’nin “ne var lan” diyerek elinde bulunanmetal cisimle kendisine saldırmaya teşebbüs ettiği ve bu eylemlerinden dolayıda 1 ay 26 gün hapis ve 1.740 TL adli para cezası aldığı ve Mahkemecehakkındaki hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ve beş yıl süre ile denetimaltında tutulmasına karar verildiği görülmüştür.
35. Bireylerin cezai sorumluluğuna ilişkin hukuki sorunlarınincelenmesi Anayasa Mahkemesinin görevleri arasında olmayıp, konu derecemahkemelerin takdirine bırakılmıştır. Yine bu bağlamda suçlu-suçsuz kararıvermek ya da daha hafif veya ağır ceza belirlemek de Anayasa Mahkemesiningörevinde bulunmamaktadır.
36. Ancak, Anayasa Mahkemesinin kararlarında da belirtildiği gibicezai yaptırımlara ilişkin düzenlemelerde de kuralların, önleme ve iyileştirmeamaçlarına uygun olarak ölçülü, adil ve orantılı olması gerekir (E.2010/104,K.2011/180, K.T. 29/12/2011). Orantılılık ilkesi,mağdurun korunması ile failin cezalandırılması arasında makul bir ilişkiolmasını gerektirir. Diğer bir ifadeyle hak yoksunluğu getiren düzenlemelerdehukuka aykırı eylem ile yaptırım arasında adalet ve hakkaniyet ilkelerineuygunluk bulunmalıdır. Ayrıca, yaptırımlarda güdülen asıl amaç, işlediği suçtandolayı kişinin ıslah olmasını sağlayıp, tekrar topluma kazandırılmasıdır.Nitekim Anayasa’nın 13. maddesi, temel hak ve hürriyetlere getirileceksınırlamaların, demokratik toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesineaykırı olamayacağını belirtirken, 5237 sayılı TCK’nın 3. maddesine göre de, suçişleyen kişi hakkında işlenen fiilin ağırlığıyla orantılı ceza ve güvenliktedbirine hükmolunması gerekmektedir. AİHM de suçun niteliğinin ve verilencezaların ağırlığının, yapılan müdahalenin orantılılığı bakımından dikkatealınması gereken unsurlar olduğunu kaydetmiş ve gerçekleştirilen müdahalenin “demokratik bir toplum için zaruri” olmasıgerektiğini belirtmiştir (Varlı vediğerleri/Türkiye, 38586/97, 19/10/2004).
37. Bu açıdan Mahkemenin sonuç kararı değerlendirildiğinde,başvurucuya yönelen ve işkence, eziyet ve insan haysiyetiyle bağdaşmayanmuamele düzeyine çıkmayan eylemden dolayı soruşturmanın derhal başlayarak,makul sürede tamamlandığı, gerçekleşen haksız eylem ile belirlenen ceza ve beşyıllık denetim yaptırımının orantısız olduğunun söylenemeyeceği, birey onurunave vücut dokunulmazlığına saygı duyulmasını garanti eden hukuk hükümlerinin veözellikle de cezai yaptırımların caydırıcı işlevinin mevzuat çerçevesinde etkinbir şekilde uygulanmasının sağlandığı görülmüştür. Sonuç olarak somut olayda kişinin dokunulmazlığı, maddi vemanevi varlığı hakkının korunması kapsamında yürütülen adli sürecin etkisizolmadığı ve temel bir hak ihlalinin söz konusu olmadığı sonucuna varılmıştır.
38. Açıklanan gerekçelerle, başvurucunun Anayasa’nın 17. ve 40.maddeleri kapsamındaki iddialarına yönelik bir ihlalin olmadığı açıkçaanlaşıldığından, başvurunun, diğer kabuledilebilirlik şartları yönünden incelenmeksizin “açıkça dayanaktanyoksun olması” nedeniyle kabuledilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
V. HÜKÜM
Başvurunun, “açıkçadayanaktan yoksun olması” nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA, yargılama giderlerinin başvurucu üzerindebırakılmasına, 18/9/2013tarihinde OY BİRLİĞİYLE kararverildi.