TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
TAHİR GÖKATALAY BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2013/1780)
Karar Tarihi: 20/3/2014
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Alparslan ALTAN
Üyeler
:
Engin YILDIRIM
Celal Mümtaz AKINCI
Muammer TOPAL
M. Emin KUZ
Raportör
:
Şebnem NEBİOĞLU ÖNER
Başvurucu
:
Tahir GÖKATALAY
I. BAŞVURUNUNKONUSU
1. Başvurucu, kat maliklerindenolduğu sitenin kat malikleri kurulunca alınan kararların iptalini talep ettiğidavada, ileri sürdüğü iddialarının mahkemece değerlendirilmediğini, mahkemekararlarının yeterli gerekçe içermediğini, söz konusu yargılamada hâkimintarafsızlığı ve kanuni hâkim güvencelerinin gözetilmediğini, yargılamanın makulsürede sonuçlandırılmadığını, yargılama sırasında yapılan usul işlemleriylemaddi ve manevi baskıya maruz bırakıldığını, bunun yanı sıra yapmış olduğu birşikayet sonucu verilen kovuşturmaya yer olmadığına dair karar hususunda yaptığıitirazın yetkili mercie uzun süre iletilmediğini ileri sürerek, Anayasa’nın 17., 36., 37. ve 40. maddelerinin ihlal edildiğini iddiaetmiş, ihlalin tespitiyle yeniden yargılama yapılmasına ve uğradığı maddi vemanevi zararın tazminine karar verilmesini talep etmiştir.
II. BAŞVURUSÜRECİ
2. Başvuru, 6/3/2013tarihinde Anayasa Mahkemesine doğrudan yapılmıştır. İdari yönden yapılan önincelemede başvurunun Komisyona sunulmasına engel bir durumun bulunmadığıtespit edilmiştir.
3. İkinci Bölümün BirinciKomisyonunca, kabul edilebilirlik incelemesi Bölüm tarafından yapılmak üzere,dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.
4. Bölüm tarafından 17/9/2013 tarihinde yapılan toplantıda, başvurunun kabuledilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
5. Başvuru konusu olay veolgular ile başvurunun bir örneği görüş için Adalet Bakanlığına gönderilmiştir.Adalet Bakanlığının 22/11/2013 tarihli görüş yazısı28/11/2013 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiş olup, başvurucu tarafındanAdalet Bakanlığı görüşüne karşı 10/12/2013 tarihli beyan dilekçesi ibrazedilmiştir.
III. OLAY VEOLGULAR
A. Olaylar
6. Başvuru dilekçesi ilebaşvuruya konu yargılama dosyası içeriğinden tespit edilen ilgili olaylarözetle şöyledir:
7. Başvurucu 20/6/2011tarihinde, kat malikleri arasında bulunduğu sitenin 2/11/2008 ve 26/4/2009tarihli kat malikleri kurulu kararlarının iptali istemiyle dava açmıştır.
8. Konya 1. Sulh HukukMahkemesinde yapılan yargılama neticesinde, Mahkemenin 17/4/2012 tarih ve E.2011/1163, K.2012/548 sayılı kararı ile, 26/4/2009tarihli olağanüstü genel kurul toplantısında denetçinin dışarıdan seçilmesineilişkin kat malikleri kurulu kararının iptaline ve başvurucunun diğertaleplerinin reddine karar verilmiştir.
9. Kararın temyiz edilmesiüzerine, ilk derece mahkemesi hükmü Yargıtay 18. Hukuk Dairesinin 3/7/2012 tarih ve E.2012/7050, K.2012/8712 sayılı kararı ileonanmıştır.
10. Karar düzeltme talebiYargıtay 18. Hukuk Dairesinin 21/1/2013 tarih veE.2012/15374, K.2013/668 sayılı kararı ile reddedilmiştir.
11. Başvurucunun ihlal iddiasınakonu ettiği diğer maddi vakıa açısından; başvurucunun bazı polis memurlarıhakkında yaptığı suç duyurusu üzerine, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 5/4/2012 tarih ve S.2011/113949, K.2012/21169 sayılı evrakıüzerinden, kötü muamele, görevi kötüye kullanma ve resmi belgede sahteciliksuçlarına ilişkin olarak beş sanık hakkında kovuşturmaya yer olmadığına kararverilmiştir.
12. Başvurucu tarafından, SincanAğır Ceza Mahkemesi Başkanlığına sunulmak üzere Konya Cumhuriyet Başsavcılığınahitaben verilen 23/5/2012 havale tarihli dilekçe ile,Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 5/4/2012 tarih ve S.2011/113949,K.2012/21169 sayılı kovuşturmaya yer olmadığına dair kararının kaldırılmasıtalep edilmiştir.
13. Başvurucunun itirazdilekçesi Konya Cumhuriyet Başsavcılığının 23/5/2012tarihli yazısı ile Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmiş ve AnkaraCumhuriyet Başsavcılığının 18/2/2013 tarihli yazısı ile Sincan 2. Ağır CezaMahkemesine iletilmiştir.
14. Sincan 2. Ağır CezaMahkemesinin 10/4/2013 tarih ve 2013/1070 değişik iş sayılı kararı ile, başvurucunun itirazı reddedilmiştir.
B. İlgiliHukuk
15. 12/1/2011 tarih ve 6100 sayılı HukukMuhakemeleri Kanunu’nun “Usulekonomisi ilkesi” kenar başlıklı 30. maddesi şöyledir:
“Hâkim, yargılamanınmakul süre içinde ve düzenli bir biçimde yürütülmesini ve gereksiz gideryapılmamasını sağlamakla yükümlüdür.”
16. 23/6/1965 tarih ve 634 sayılı KatMülkiyeti Kanunu’nun “Toplantızamanı” kenar başlıklı 29. maddesinin ikinci fıkrası şöyledir:
“Önemli bir sebebinçıkması halinde, yöneticinin veya denetçinin veya kat maliklerinden üçtebirinin istemi üzerine ve toplantı için istenilen tarihten en az onbeş gün önce bütün kat maliklerine imzalattırılacak birçağrı veya bir taahhütlü mektupla, toplantı sebebi de bildirilmek şartiyle, kat malikleri kurulu her zaman toplanabilir.”
17. 634 sayılı Kanun’un “Hâkimin Müdahalesi”kenar başlıklı 33. maddesinin birinci fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:
“Katmalikleri kurulunca verilen kararlar aleyhine, kurul toplantısına katılan ancak32 nci madde hükmü gereğince aykırı oy kullanan herkat maliki karar tarihinden başlayarak bir ay içinde, toplantıya katılmayan herkat maliki kararı öğrenmesinden başlayarak bir ay içinde ve her halde karartarihinden başlayarak altı ay içinde anagayrimenkulünbulunduğu yerdeki sulh mahkemesine iptal davası açabilir; kat malikleri kurulukararlarının yok veya mutlak butlanla hükümsüz sayıldığı durumlarda süre koşuluaranmaz.”
18. 11/2/1959 tarih ve 7201 sayılıTebligat Kanunu’nun “Bağımsızbölüm sahiplerine tebligat” kenar başlıklı ek 1. maddesi şöyledir:
“Kat MülkiyetiKanununun uygulandığı hallerde, ortak taşınmazda oturmayan her bağımsız bölümsahibi, apartman yönetimi ve ortak giderler ile ilgili tebligat yönündengeçerli olmak üzere, Türkiye'de bir adresini yöneticiye yazılı olarak bildirmekzorundadır.
Apartman yönetimi veortak giderler ile ilgili tebligatlar bu adrese yapılır.
Bağımsız bölümsahibinin adres bildirmemesi veya yazılı olarak bildirdiği adrese tebligatyapılamaması hallerinde, bundan sonraki bütün tebligatlar, o kişiye aitbağımsız bölümde fiilen oturana yapılır. Tebligatın bir örneği apartman girişindebulundurulacak ilan tahtasına asılır. Bağımsız bölümde fiilen oturana buşekilde yapılacak tebligat, bağımsız bölüm sahibine yapılmış sayılır.
Bağımsız bölümdefiilen oturan yoksa ilân tahtasına asılan tebligat örneği bağımsız bölümsahibine yapılmış sayılır.”
IV. İNCELEME VEGEREKÇE
19. Mahkemenin 20/3/2014 tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun6/3/2013 tarih ve 2013/1780 numaralı bireysel başvurusu incelenip gereğidüşünüldü:
A. Başvurucununİddiaları
20. Başvurucu, kat maliklerindenolduğu sitenin kat malikleri kurulunca alınan kararların iptalini talep ettiğidavada, ileri sürdüğü iddialarının derece mahkemelerince değerlendirilmediğini,özellikle davanın sonucunu etkiler nitelikte olan imzasının sahteliğine ilişkintalebinin göz önünde bulundurulmadığını ve bu hususa ilişkin bir gerekçeyemahkeme kararlarında yer verilmediğini, yargılama sırasında hakim tarafındanusule uygun olmayan çekinme kararları verilerek yargılamanın uzatıldığını, kısakarar ve gerekçeli karar arasında farklılık bulunduğunu, yargılamayı yapanhakimin tarafsız davranmadığını, bu yönüyle yapılan yargılamada adil yargılanmahakkının ihlal edildiğini, yargılama sırasında gereksiz çekinme kararlarıverilmesi ve hukukçu bilirkişi görüşü alınması nedeniyle kanuni hakimgüvencesinden yoksun bırakıldığını, yargılama sürecinde hakimlere notervasıtasıyla gönderdiği ihtarname nedeniyle maddi ve manevi baskı gördüğünü vekarar düzeltme ilamında aleyhine para cezasına hükmedildiğini, ayrıca bazıpolis memurları hakkında yaptığı suç duyurusu üzerine verilen, AnkaraCumhuriyet Başsavcılığının 5/4/2012 tarih ve S.2011/113949, K.2012/21169 sayılıkovuşturmaya yer olmadığına dair kararına ilişkin olarak yaptığı itirazın dokuzay boyunca itirazı incelemeye yetkili makama iletilmediğini ileri sürerek,Anayasa’nın 17., 36., 37. ve 40. maddelerindetanımlanan haklarının ihlal edildiğini iddia etmiştir.
B. Değerlendirme
1.Yargılamanın Adil Olmadığı İddiası Yönünden
a. Konya 1. Sulh Hukuk Mahkemesinin E.2011/1163Sayılı Dosyasına İlişkin Olarak
i.Silahların Eşitliğive Çelişmeli Yargılama İlkesinin İhlali iddiası
21. Başvurucu kararın temyizedilmesi üzerine Yargıtay 18. Hukuk Dairesinin 5/11/2012tarih ve E.2012/10260, K.2012/11736 sayılı geri çevirme kararının kendisinetebliğ edilmemesi nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini iddiaetmektedir.
22. Adalet Bakanlığı görüşünde, Yargıtayın geri çevirme kararı ile eksikliklerintamamlanması için ilgililerden bilgi ve belge istendiği, bu işlemin klasik biryargılama işlemi olmayıp, bir eksiklik tamamlama işlemi olduğu, bu yönüyleilgili kararın başvurucuya tebliğ edilmemesinin yargılamanın sıhhatinietkilemeyeceği, kaldı ki ilgili kararın kendisine tebliğ edilmemesi nedeniylene tür bir hakkının ihlal edildiğinin ve kararın tebliğ edilmesi durumundasunamadığı hangi hukuki delilleri sunacağı hususunun başvurucu tarafındanortaya konulmadığı belirtilmiştir.
23. Yapılan yargılama sırasındatanık dinletme hakkı da dâhil olmak üzere delillerin ibrazı vedeğerlendirilmesi adil yargılanma hakkının unsurlarından biri olarak kabuledilen silahların eşitliği ilkesi kapsamında kabul edilmekte olup, bu hak adilyargılanma hakkının somut görünümlerinden biridir. Anayasa Mahkemesi deAnayasa’nın 36. maddesi uyarınca inceleme yaptığı bir çok kararında, ilgilihükmü Sözleşmenin 6. maddesi ve AİHM içtihadı ışığında yorumlamak suretiyle,gerek Sözleşmenin lafzi içeriğinde yer alan gerek AİHM içtihadıyla adilyargılanma hakkının kapsamına dâhil edilen silahların eşitliği ve çelişmeliyargılama ilkesi gibi ilke ve haklara, Anayasa’nın 36. maddesi kapsamında yervermektedir (B. No.2012/13, 2/7/2013, § 38).
24. Taraflar arasındahakkaniyete uygun bir dengenin sağlanmasını amaçlayan silahların eşitliğiilkesi, mahkeme önünde sahip olunan hak ve yükümlülükler bakımından taraflararasında eşitliğin sağlanması ve bu dengenin yargılamanın her aşamasındakorunmasını ifade etmekte olup, bu usuli güvencegereğince, uyuşmazlığın her iki tarafına da savunmasının temel dayanağı olandelilleri sunma imkânı tanınmalıdır (B.No. 2013/2116,23/1/2014, § 18; Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. De Haes ve Gijsels/Belçika, B. No. 19983/92, 24/02/1997, §53).
25. Adil yargılanma hakkınınunsurlarından olan çelişmeli yargılama ilkesi ise taraflara dava malzemesihakkında bilgi sahibi olma ve yorum yapma hakkının tanınmasını ve bu nedenletarafların yargılamanın bütününe aktif olarak katılmasını gerektirmektedir. Buanlamda, mahkemece tarafların dinlenilmemesi, delillere karşı çıkma imkanıverilmemesi, yargılama faaliyetinin hakkaniyete aykırı hale gelmesine nedenolabilecektir (Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Ruiz-Mateos/İspanya, B. No.12952/87, 23/06/1993, § 63). Çelişmeli yargılama ilkesi, silahlarıneşitliği ilkesi ile yakından ilişkili olup, bu iki ilke birbirini tamamlarniteliktedir. Zira çelişmeli yargılama ilkesinin ihlal edilmesi durumunda,davasını savunabilmesi açısından taraflar arasındaki denge bozulacaktır.Çelişmeli yargılamanın medeni haklara ilişkin davalarda da kabul ediliyorolması, medeni bir hakka ilişkin yargılamada tarafların duruşmada hazırbulunması da dahil olmak üzere, yargılamanın bütününeaktif olarak katılmalarını gerektirir.
26. Anayasa Mahkemesininsilahların eşitliği ve çelişmeli yargılanma ilkeleri bağlamında yapacağıinceleme, başvuru konusu yargılamanın bütünlüğü içinde adil olup olmadığınındeğerlendirilmesidir (B. No. 2013/2116, 23/1/2014, §22).
27. Somut yargılama açısından,kararın temyiz edilmesi üzerine verilen, Yargıtay 18. Hukuk Dairesinin5/11/2012 tarih ve E.2012/10260, K.2012/11736 sayılı geri çevirme kararı ile, bir kısım kat malikleri yerine kat malikleri kurulutoplantısına katılan vekillere verilen vekaletnamelerin temini ile dosyayaeklenmesinin talep edildiği, Mahkemece belirtilen evrakı uhdesinde bulundurandavalı site yönetiminden ilgili evrak talep edilerek dosyaya eklendiği, bukapsamda davalı tarafın ilgili belgeleri ibraz dışında bir beyan veya savunmasınınsöz konusu olmadığı, başvurucu tarafından geri çevirme kararının kendisinetebliğ edilmesi halinde mahkeme önünde dile getiremediği ve sonuca etkiedebilecek mahiyette hangi ilave tez veya delilleri ileri sürebileceğihususunda bir açıklamada da bulunulmadığı, bu nedenle başvurucunun yargılamanınsonucunu etkileyecek usuli bir imkândan mahrumbırakılmasının söz konusu olmadığı (Benzer yöndeki kararlar için bkz. B. No.2013/1134, 16/5/2013, §§ 32–37; B. No. 2012/998, 7/11/2013, §§ 40–41; B. No. 2012/660,7/11/2013, §§ 42–48) ve başvuruya konu yargılama sürecine bir bütün olarakbakıldığında, başvurucuya karşı tarafça ileri sürülen veya dava dosyasınaintikal eden dava malzemesine ulaşma, bunları tetkik ile beyan ve itirazlarınıileri sürme imkanı verilerek yargılamaya aktif katılımının temin edildiğianlaşılmakla, başvurucunun silahların eşitliği ve çelişmeli yargılamailkelerinin ihlal edildiği yönündeki iddiasının, diğer kabul edilebilirlikşartları yönünden incelenmeksizin “açıkçadayanaktan yoksun olması” nedeniyle kabul edilemez olduğuna kararverilmesi gerekir.
ii. Aleni Yargılanma Hakkının İhlali iddiası
28. Başvurucu, kısa kararda,davacının davasının kısmen kabulü ile denetçinin dışarıdan seçilmesine ilişkintoplantıda alınan kararın iptali ile, diğer hususlardaaçılan davanın reddine dair hüküm kurulup, yargılama masrafları ve vekaletücreti konusunda karar verilmemiş olmasına rağmen, gerekçeli kararda yargılamamasrafları ve vekalet ücreti yönünden de hüküm kurulmuş olmasının çelişki yarattığınıiddia etmiş olmakla, başvurucunun belirtilen iddiasının adil yargılanma hakkıkapsamında, aleni yargılanma hakkı açısından değerlendirilmesi gerektiğianlaşılmaktadır.
29. Adalet Bakanlığı görüşünde,Sözleşme’nin 6. maddesinin aleni yargılanma hakkını da içerdiği ve bu hakkıngenellikle “adillik” başlığıüzerinden tartışıldığı, mahkeme kararının yayınlanması hakkının da aleniyargılanma hakkının içeriğine dâhil olduğu, bu kapsamda kararın okunmasıyükümlülüğü söz konusu olmayıp, kararın tamamının yazılı olarak yayınlanmasınınyeterli olduğu, bunun yanı sıra kararın incelenmesi amacıyla mahkeme kalemindebulundurulması zorunluluğunun bulunduğu, başvuru konusu yargılama açısından da;mahkemenin yargılamanın sonucu ile ilgili konuları duruşmada hazır olanlarınyüzüne karşı okuduğu, maddi vakıalarla ilgili olmayan yargılama giderlerineilişkin hususları ise gerekçeli kararla birlikte hüküm fıkrasındadeğerlendirdiği belirtilmiştir.
30. Sözleşme’nin “Adil yargılanma hakkı” kenar başlıklı 6.maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
“Herkes medeni hak ve yükümlülükleri ileilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalarkonusunda karar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkemetarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarak görülmesini isteme hakkınasahiptir. Karar alenî olarakverilir. Ancak, demokratik bir toplum içinde ahlak, kamu düzeni veya ulusalgüvenlik yararına, küçüklerin çıkarları veya bir davaya taraf olanların özel hayatlarınıngizliliği gerektirdiğinde veyahut, aleniyetin adilyargılamaya zarar verebileceği kimi özel durumlarda ve mahkemece bununkaçınılmaz olarak değerlendirildiği ölçüde, duruşma salonu tüm dava süresinceveya kısmen basına ve dinleyicilere kapatılabilir.”
31. Sözleşme’nin 6. maddesindebelirtilen aleni yargılanma hakkı, davanın aleni (açık) duruşma ilegörülmesinin yanı sıra mahkeme kararının da aleni olarak açıklanması gereğineişaret etmektedir. Anayasa’nın 36. maddesinde açıkça aleniyargılanma hakkından söz edilmemekle birlikte, adil yargılanma hakkının somutgörünümlerinden biri olan bu hak esasen Anayasa’nın 36. maddesinde yer verilenadil yargılanma hakkının da zımni bir unsuru olup, ayrıca duruşmaların herkeseaçık olduğunu belirten ve aleniyetin hem kişinin adil yargılanma hakkındanyararlanmasına hem de toplumun adalete güvenini sağlamak bakımından kamuyararına hizmet ettiğine işaret eden madde gerekçesi de nazara alındığında,yargılamanın aleniyetinin yanı sıra hükmün aleniyetine de işaret ettiğianlaşılan Anayasa’nın 141. maddesinin de, Anayasa’nın bütünselliği ilkesigereği, aleni yargılanma hakkının değerlendirilmesinde göz önündebulundurulması gerektiği açıktır.
32. Hükmün aleni olması mahkemekararlarının mutlaka açık duruşmada tefhimi anlamına gelmeyip, ilgililerinbilgi edinmesi amacıyla kararın yayınlanması veya mahkeme kalemine bırakılmasıda, yargılamanın bütünü dikkate alınarak aleni hüküm elde edilmesi açısındanyeterli görülebilir (Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Pretto ve Diğerleri/İtalya, B. No. 7984/77, 8/12/1983,§§ 20–28).
33. Başvuruya konu yargılamadailk derece mahkemesi tarafından, gerekçesi daha sonra açıklanmak üzere “başvurucunun davasının kısmen kabulü ile denetçinindışarıdan seçilmesine ilişkin toplantıda alınan kararın iptali ile, diğer hususlarda açılan davanın reddine”şeklinde hüküm kurulup, hükmün esasına bağlı olan yargılama masrafları ilevekalet ücreti konusunun ise gerekçeli karar evrakında değerlendirildiği,kararın ilgili usul hükümleri uyarınca yargılamanın taraflarına tebliğinin desağlanmış olduğu görülmekle, başvurucunun aleni yargılanma hakkının ihlaledildiği yönündeki iddiasının, diğer kabul edilebilirlik şartları yönündenincelenmeksizin “açıkça dayanaktan yoksunolması” nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
iii. Mahkemeye Erişim Hakkının İhlali iddiası
34. Başvurucu, karar düzeltmetalebinin reddine dair Yargıtay ilamında aleyhine para cezasına hükmedilmesinedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.
35. Adalet Bakanlığı görüşünde,AİHM kriterleri çerçevesinde, söz konusu uygulamanınmahkemeye erişim hakkının sınırlandırılmasında nazara alınması gereken meşruamaç, orantılılık ve hakkın özünü zedelememe ölçütleri göz önündebulundurularak değerlendirilmesi gerektiği belirtilmiştir.
36. Sözleşme’nin 6. maddesimahkemeye başvurma hakkını açıkça düzenlenmemekle beraber, AİHM tarafından, mahkemeyebaşvurma hakkının hukukun temel prensibi olduğu, mahkemeye başvurma hakkıolmaksızın hakkaniyete uygun, aleni bir yargılamadan söz edilemeyeceği ve adilyargılanma hakkının içerdiği güvencelerden yararlanmanın olanaksız halegeleceği kabul edilmektedir (Golder/BirleşikKrallık, B. No. 4451/70, 21/2/1975, § 35).Bununla birlikte AİHM, mahkemeye erişim hakkının mutlak bir hak olarakgörülemeyeceğini belirterek, bu hakka yönelik sınırlamaların meşru bir amaçgütmesini, hakkın özünü zedeleyecek şekilde olmamasını ve güdülen amaçlaorantılı olmasını aramaktadır (Ashingdane/BirleşikKrallık, B. No. 8225/78, 28/5/1985, § 57).
37. Anayasa’nın 36. maddesiherkesin, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileriönünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma hakkına sahip olduğunubelirtmek suretiyle, Sözleşmeden farklı olarak mahkemeye başvurma hakkınıaçıkça düzenlemekte, bunun yanı sıra Anayasa Mahkemesi de AİHM içtihadınaparalel şekilde, mahkemeye başvurma hakkının adil yargılanma hakkının önkoşuluolduğunu ifade etmektedir (AYM, E. 2010/41, K. 2012/19, K.T. 9/2/2012).
38. Mahkemeye erişim hakkı, biruyuşmazlığı mahkeme önüne taşıyabilmeyi ve uyuşmazlığın etkili bir şekildekarara bağlanmasını talep edebilmeyi ifade etmekte olup, kişinin mahkemeyebaşvurmasını engelleyen veya mahkeme kararını anlamsız hale getiren, bir başkaifadeyle mahkeme kararını önemli ölçüde etkisizleştiren sınırlamalar mahkemeyeerişim hakkını ihlal edebilir (B. No.2012/791, 7/11/2013,§ 52).
39. Anayasa’nın 36. maddesinde,mahkemeye erişim hakkı açısından herhangi bir sınırlama nedeni öngörülmemişolmakla birlikte, bunun hiçbir şekilde sınırlandırılması mümkün olmayan mutlakbir hak olduğu söylenemez. Özel sınırlama nedeni öngörülmemiş olan hakların dahakkın doğasından kaynaklanan bazı sınırları bulunduğu kabul edilmektedir.Ayrıca hakkı düzenleyen maddede herhangi bir sınırlama nedenine yer verilmemişolsa da, Anayasa’nın diğer maddelerinde yer alan kurallara dayanarak buhakların sınırlandırılması da mümkün olabilir. Bu noktada Anayasa’nın 13.maddesinde yer alan güvence ölçütleri işlevsel niteliği haizdir.
40. Anayasa’nın “Temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması”kenar başlıklı 13. maddesi şöyledir:
“Temel hak vehürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerindebelirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Busınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâikCumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”
41. Belirtilen Anayasa hükmü, hak ve özgürlükleri sınırlama ve güvencerejimi bakımından temel öneme sahip olup, Anayasada yer alan bütün hak veözgürlüklerin yasa koyucu tarafından hangi ölçütler göz önünde bulundurularaksınırlandırılabileceğini ortaya koymaktadır. Anayasanın bütünselliği ilkesiçerçevesinde, Anayasa kurallarının bir arada ve hukukun genel kuralları gözönünde tutularak uygulanması zorunlu olduğundan, belirtilen düzenlemede yerverilen güvence ölçütlerinin, Anayasa’nın 36. maddesinde yer verilen hakkınkapsamının belirlenmesinde de gözetilmesi gerektiği açıktır.
42. Bu noktada özellikle, AİHMiçtihadında da vurgulanan ölçülülük ve öz ölçütlerinin denetlenmesi büyük önemtaşımaktadır. Zira, mahkemeye erişim hakkı açısındangenel olarak yargılama giderleri ve hüküm sonucuna bağlanan para cezaları ileamaçlanan kamusal menfaat ile başvurucunun mahkeme kanalıyla iddiasını ispatetme menfaati arasında iyi bir denge sağlanması gerekmekte olup, çok yüksekyargılama giderleri ve hüküm sonucuna bağlı para cezaları mahkemeye ulaşmahakkının özünü zedeleyerek, bu hakka ölçüsüz bir sınırlama teşkil edebilecektir(AYM, E. 2012/54, K. 2011/42, K.T. 20/10/2011; Benzer yöndeki AİHM kararlarıiçin bkz. Kreuz/Polonya, B. No. 28249/95, 19/6/2001, §§62–67; Toyaksi ve Diğerleri/Türkiye, B. No. 43569/08,20/10/2010, § 1).
43. Başvuruya konu yargılamafaaliyetinde, başvurucunun karar düzeltme talebinin reddedilmesi üzerine 1086sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 442. maddesi uyarınca 219,00 TL paracezasına hükmedildiği anlaşılmaktadır.
44. İddiaya konu düzenlemenin,verilen yargı hizmeti karşılığında bireylerin az da olsa bu hizmetin maliyetinekatkı sağlamasını temin ederek, gereksiz yere karar düzeltme yolunabaşvurulmasının önlenmesi ve sonucu itibarıyla temelden yoksun ihtilafların veaşırı masrafların önünün alınmasıyla yargının aşırı yoğun iş yükündenkurtarılarak adaletin doğru yönetimi ve yargı hizmetinin daha iyi verilmesininsağlanması, genel olarak adaletin uygun bir biçimde yerine getirilmesi ile detüm bireylerin haklarının korunmasının temin edilmesi meşru amacına yönelikolduğu, başvurucunun karar düzeltme kanun yolu öncesinde de hukuki korunmatalebini ilk derece mahkemesi ve temyiz mercii olmak üzere iki dereceli biryargılama prosedüründe ileri sürme imkânının bulunduğuve başvuru dosyası kapsamından karar düzeltme talebinin reddi neticesindehükmedilen para cezasının başvurucu üzerinde önemli bir ekonomik yük teşkilettiğine dair bir kanaate ulaşılmadığı, bu suretle, karar düzeltme başvurusununreddedilmesi üzerine başvurucu aleyhine hükmedilen para cezasının mahkemeyebaşvurma hakkının gerçekten, fiilen ve etkili bir biçimde kullanılmasınıengellemediği sonucuna varılmakla, başvurucunun mahkemeye erişim hakkının ihlaledildiği yönündeki iddiasının, diğer kabul edilebilirlik şartları yönündenincelenmeksizin “açıkça dayanaktan yoksunolması” nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
iv. Yargılama Süresinin Makul Olmadığı İddiası
45. Başvurucu, yargılamasırasında hâkim tarafından usule uygun olmayan çekinme kararları verilerekyargılamanın uzatıldığını ve bu suretle makul sürede yargılanma hakkının ihlaledildiğini iddia etmiştir.
46. Adalet Bakanlığı görüşünde,başvurucunun makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiası hakkındagörüş bildirilmemiştir.
47. Somut başvurunun dayanağınıoluşturan makul sürede yargılanma hakkı, Anayasa’nın 36. maddesinde güvencealtına alınan adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil olup, ayrıca davalarınen az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılmasının yargının göreviolduğunu belirten Anayasa’nın 141. maddesinin de, Anayasa’nın bütünselliğiilkesi gereği, makul sürede yargılanma hakkının değerlendirilmesinde göz önündebulundurulması gerektiği açıktır (B. No.2012/13, 2/7/2013,§ 39).
48. Makul sürede yargılanmahakkının amacı, tarafların uzun süren yargılama faaliyeti nedeniyle maruzkalacakları maddi ve manevi baskı ile sıkıntılardan korunması ile adaletingerektiği şekilde temini ve hukuka olan inancın muhafazası olup, hukukiuyuşmazlığın çözümünde gerekli özenin gösterilmesi gereği de yargılamafaaliyetinde göz ardı edilemeyeceğinden, yargılama süresinin makul olupolmadığının her bir başvuru açısından münferiden değerlendirilmesi gerekir (B.No.2012/13, 2/7/2013, § 40).
49. Davanın karmaşıklığı,yargılamanın kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılamasürecindeki tutumu ve başvurucunun davanın hızla sonuçlandırılmasındakimenfaatinin niteliği gibi hususlar, bir davanın süresinin makul olupolmadığının tespitinde göz önünde bulundurulması gereken kriterlerdir (B. No.2012/13, 2/7/2013, §§ 41–45).
50. Ancak, belirtilen kriterlerden hiçbiri makul süre değerlendirmesinde tekbaşına belirleyici değildir. Yargılama sürecindeki tüm gecikme periyotlarınınayrı ayrı tespiti ile bu kriterlerin toplam etkisi değerlendirilmek suretiyle,hangi unsurun yargılamanın gecikmesi açısından daha etkili olduğu saptanmalıdır(B. No. 2012/13, 2/7/2013, § 46).
51. Yargılama faaliyetinin makulsürede gerçekleşip gerçekleşmediğinin saptanması için, öncelikle uyuşmazlığıntürüne göre değişebilen, başlangıç ve bitiş tarihlerinin belirlenmesigereklidir.
52. Anayasa’nın 36. maddesi veSözleşme’nin 6. maddesi uyarınca, medeni hak ve yükümlülüklere ilişkinuyuşmazlıkların makul sürede karara bağlanması gerekmektedir. Başvuru konusuolayda, iki adet kat malikleri kurulu kararının iptali istemi ile sulh hukukmahkemesinde açılan bir iptal davasının söz konusu olduğu görülmekle, 6100sayılı Kanun’da yer alan usul hükümlerine tabi somut yargılama faaliyetinin,medeni hak ve yükümlülükleri konu alan bir yargılama olduğunda kuşku yoktur (B.No. 2012/13, 2/7/203, § 49).
53. Medeni hak veyükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara ilişkin makul süre değerlendirmesinde,sürenin başlangıcı kural olarak, uyuşmazlığı karara bağlayacak yargılamasürecinin işletilmeye başlandığı, başka bir deyişle davanın ikame edildiğitarih olup, bu tarih somut başvuru açısından 20/6/2011tarihidir. Sürenin bitiş tarihi ise, çoğu zaman icra aşamasını da kapsayacakşekilde yargılamanın sona erme tarihi olup, bu tarih mevcut başvuru açısındanYargıtay 18. Hukuk Dairesinin E.2012/15374, K.2013/668 sayılı, karar düzeltmetalebinin reddine dair ilam tarihi olan 21/1/2013tarihidir (B. No. 2012/13, 2/7/2013, § 52).
54. Davanın ikame edildiği tarihile Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuruların incelenmesi hususundaki zamanbakımından yetkisinin başladığı tarihin farklı olması halinde, dikkate alınacaksüre, 23/9/2012 tarihinden sonra geçen süre değil,uyuşmazlığın başlangıç tarihinden itibaren geçen süredir (B. No. 2012/13,2/7/2013, § 51).
55. Başvuruya konu yargılamasürecinin incelenmesinde, yargılamanın konusunun iki adet kat malikleri kurulukararının iptali istemi olduğu, 20/6/2011 havale tarihli dava dilekçesi üzerineKonya 1. Sulh Hukuk Mahkemesinin E.2011/1163 sırasına kaydı yapılan davanın21/6/2011 tarihli tensip zaptını takiben, başvurucu tarafından ileri sürülenihtiyati tedbir talebinin Mahkemenin 25/7/2011 tarihli ara kararıylareddedilmesi üzerine, başvurucu tarafından Konya 6. Noterliğinin 28/7/2011tarihli ihtarnamesi ile, ihtiyati tedbir kararıverilmemesi nedeniyle hâkimin sorumluluğuna hükmedilebileceği hususunun yetkilihâkime ihtar edildiği, bunun üzerine ilgili Mahkeme hâkimi tarafından çekinmekararı verilerek, çekinme kararının Konya 2. Sulh Hukuk Mahkemesinin 1/8/2011tarih ve 2011/578 Değişik İş sayılı kararı ile uygun bulunduğu, belirtilenkararın başvurucu tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 20. HukukDairesinin 11/11/2011 tarihli kararı ile bozulduğu, bu süreçte Konya 1. SulhHukuk Mahkemesinin E.2011/1163 sırası üzerinde yürütülen yargılamanın çekinmekararına ilişkin temyiz prosedürünün tamamlanması amacıyla ertelendiği,belirtilen sürecin tamamlanmasını müteakip, yargılamanın 1/12/2012 tarihlicelsesinde davanın kısmen kabulüne dair hüküm tesis edildiği görülmektedir. İlkderece mahkemesi kararının temyiz edilmekle Yargıtay 18. Hukuk Dairesinin 3/7/2012 tarih ve E.2012/7050, K.2012/8712 sayılı kararı ileonandığı, başvurucunun karar düzeltme talebinin Yargıtay 18. Hukuk Dairesinin21/1/2013 tarih ve E.2012/15374, K.2013/668 sayılı kararı ile reddedildiğianlaşılmaktadır.
56. Başvurunun değerlendirilmesineticesinde, başvuruya konu yargılamanın konusunun iki adet kat maliklerikurulu kararının iptali talebi olduğu, ilgili site yönetimi aleyhine açılandavada kat maliklerinin bu haklarını tespite yarayan evrakın tapu sicilmüdürlüğünden talep edildiği ve yargılama sürecinde tensip zaptı sonrasında ikicelse yapılarak uyuşmazlığın sonuçlandırıldığı, ilk derece mahkemesi nezdindeve kanun yolu incelemesinde geçen toplam bir yıl yedi aylık yargılamasürecinde, başvurucu tarafından Mahkeme hâkimine hitaben keşide ve tebliğedilen ihtarname üzerine verilen çekinme kararının neticelendirilmesi hususundadört aylık bir zaman diliminin geçtiği görülmektedir. Yargılamanın iki adet katmalikleri kurulu kararının iptali istemiyle açılan bir dava olmasına bağlıolarak uygulanması gereken usul hükümleri de nazara alındığında, söz konusu ikidereceli yargılama prosedüründe geçen bir yıl yediaylık yargılama süresinin makul süreyi aşmadığı ve başvuruya konu uyuşmazlığınyargılama makamlarının tutumu nedeniyle geciktirildiği iddiasının açıkçadayanaktan yoksun olduğu anlaşılmaktadır.
57. Açıklanan nedenlerle,başvurucunun makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği yönündekiiddiasının, diğer kabul edilebilirlik şartları yönünden incelenmeksizin “açıkça dayanaktan yoksun olması” nedeniylekabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
v. Tarafsız Mahkemede Yargılanma Hakkının İhlaliİddiası
58. Başvurucu, yargılamasırasında çekinme kararı veren, ancak çekinme kararının uygun bulunmasına dairkararın temyizen bozulması üzerine yargılamaya devamederek uyuşmazlığı karara bağlayan hâkimin tarafsız olmadığını iddia etmiştir.
59. Adalet Bakanlığı görüşünde,başvurucunun tarafsız mahkemede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasıhakkında görüş bildirilmemiştir.
60. Sözleşmenin 6. maddesindeaçıkça, adil yargılanma hakkının bir unsuru olarak, davanın tarafsız birmahkemede görülmesini isteme hakkından söz edilmiştir. Anayasa’nın 36.maddesinde mahkemelerin tarafsızlığından açıkça bahsedilmemekle beraber,Anayasa Mahkemesi içtihadı uyarınca, bu hak da adil yargılanma hakkının zımnibir unsurudur (AYM, E. 2002/170, K. 2004/54, K.T. 5/5/2004).Ayrıca, mahkemelerin tarafsızlığı ve bağımsızlığının birbirini tamamlayan ikiunsur olduğu nazara alındığında, Anayasa’nın bütünselliği ilkesi gereği,Anayasanın 138., 139. ve 140. maddelerinin de tarafsızbir mahkemede yargılanma hakkının değerlendirilmesinde göz önündebulundurulması gerektiği açıktır (AYM, E. 2005/55, K. 2006/4, K.T. 5/1/2006; E.1992/39, K. 1993/19, K.T. 29/4/1993).
61. Genel olarak tarafsızlık,davanın çözümünü etkileyecek bir önyargı, tarafgirlik ve menfaate sahipolunmaması ve davanın tarafları karşısında ve onların leh ve aleyhlerinde birdüşünce veya menfaate sahip olunmamasını ifade eder.
62. Tarafsızlığın öznel venesnel olmak üzere iki boyutu bulunmakta olup, bu kapsamda hâkimin bireyolarak, mevcut davadaki kişisel tarafsızlığının yanı sıra, kurum olarakmahkemenin kişide bıraktığı izlenimin de dikkate alınması gerekmektedir (AYM,E. 2005/55, K. 2006/4, K.T.5/1/2006).Yargılamayıyürüten mahkeme üyelerinin taraflardan biriyle veya anlaşmazlık konusu ilemaddi veya manevi yakın bir bağının bulunması veya yargılama sürecinde sarfettiği ifadeleri ile tarafsız olamayacağı yönünde meşru bir kanaat uyandırması,bunun yanı sıra davadan önce dava ile doğrudan bağlantılı bir konumda bulunmasıda tarafsızlığı ihlal edebilir. Ancak, belirli bir uyuşmazlıkta yargılamayıyürüten hâkimin taraflardan birine yönelik önyargılı ve taraflı bir tutumunun,kişisel bir kanaatinin veya menfaatinin, bu bağlamda kişisel bir taraflılığınınsöz konusu olduğunu ortaya koyan bir delil bulunmadığı ve bu hususkanıtlanmadığı müddetçe, tarafsız olduğunun bir karine olarak varsayılmasızorunludur. Bunun yanı sıra, yargılama makamının tarafsızlığına ilişkin herhangi bir meşru kaygı veya korkuyu bertaraf edecek yeterli güvenceleri sunmasıda gerekmekte olup, bu husus tarafsızlığın nesnel boyutuna işaret etmektedir(Benzer yöndeki AİHM kararları için bkz. Gregory/Birleşik Krallık, B. No. 22299/93, 25/02/1997,§§ 43–49; Fey/Avusturya, B. No. 14396/88, 24/2/1993, §§28–36; Hauschildt/Danimarka, B. No. 10486/83, 24/5/1989, §§46–48; McGonnell/Birleşik Krallık, B. No.28488/95,08/2/2000, §§ 55–57).
63. Başvuruya konu yargılamada,başvurucu tarafından ileri sürülen ihtiyati tedbir talebinin Mahkemece, talepedilen tedbirin derdest olan başka bir yargılama dosyasında ileri sürülmesiimkanı bulunduğundan bahisle reddedilmesini müteakip, başvurucu tarafındanKonya 6. Noterliğinin 28/7/2011 tarih ve 13546 yevmiye noluihtarnamesi ile, ihtiyati tedbir talebinin reddinedeniyle hâkimin sorumluluğuna hükmedilebileceği hususunun ilk derecemahkemesi hâkimine ihtar edildiği, bunun üzerine ilgili Mahkeme hâkimitarafından çekinme kararı verildiği, çekinme kararının Konya 2. Sulh HukukMahkemesinin 1/8/2011 tarih ve 2011/578 Değişik İş sayılı kararı ile uygunbulunduğu, belirtilen kararın başvurucu tarafından temyiz edilmesi üzerineYargıtay 20. Hukuk Dairesinin 11/11/2011 tarih ve E.2011/14632, K.2011/12724sayılı kararı ile bozulduğu ve bozma gerekçesinde, yargılama devam ederkentaraflardan birinin mahkeme hâkimi hakkında şikayette bulunması veya aleyhinedava açmasının veya mahkeme hâkiminin davanın taraflarından biri hakkındaşikayette bulunmasının hâkimin tarafsızlığından şüpheye düşürecek önemli birsebep olarak değerlendirilemeyeceğinin belirtildiği, ilk derece mahkemesihâkimince verilen çekinme kararının kesin olmayıp, denetime tabi olduğu, çekinmekararı ve devamındaki prosedürünün ilgili usul hükümlerine riayetleyürütüldüğü, bu kapsamda başvuruya konu yargılama faaliyeti açısından, ilgiliusul hükümleri uyarınca yargılama faaliyetini devam ettiren yargılamamakamlarının tarafların adil yargılanmaya ilişkin meşru beklentileri üzerindemenfi etkide bulunacak bir izlenime sahip olmadığı gibi, hâkimin tarafsızlığınailişkin karineyi ortadan kaldıracak şekilde, yargılamayı yürüten hâkimintaraflardan birine yönelik önyargılı ve taraflı bir tutumunun, kişisel birkanaatinin veya menfaatinin, bu bağlamda kişisel bir taraflılığının söz konusuolduğunu ortaya koyan bir delil de bulunmadığı ve bu hususun kanıtlanmadığıanlaşılmakla, başvurucunun tarafsız mahkemede yargılanma hakkının ihlaledildiği yönündeki iddiasının, diğer kabul edilebilirlik şartları yönündenincelenmeksizin “açıkça dayanaktan yoksunolması” nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
vi. Gerekçeli Karar Hakkının İhlali İddiası
64. Başvurucu, kat maliklerindenolduğu sitenin kat malikleri kurulunca alınan kararların iptalini talep ettiğidavada, ileri sürdüğü taleplerinin mahkemece değerlendirilmediğine yönelikiddiası kapsamında, özellikle davanın sonucunu etkiler nitelikte olan toplantıçağrı listesindeki imzanın sahteliğine ilişkin talebinin göz önündebulundurulmadığını ve bu hususa ilişkin bir gerekçeye mahkeme kararlarında yerverilmediğini iddia etmiştir.
65. Adalet Bakanlığı görüşünde,mahkeme kararlarında tarafların tüm iddialarına cevap verme zorunluluğubulunmadığı ve somut yargılama açısından, ilk derece mahkemesi kararındadavanın hangi nedenlerle kısmen kabul kısmen reddedildiğinin dosyadaki delillerve mevzuattaki dayanaklarıyla ortaya konulduğu, Yargıtay kararında ise, usul veyasaya uygun olan hükmün onanmasına karar verildiği belirtilmiştir.
66. Gerekçeli karar hakkı adilyargılanma hakkının somut görünümlerinden biridir (B.No.2013/1213, 4/12/2013, § 25). Mahkeme kararlarınıngerekçeli olması, kanun yoluna başvurma olanağını etkili kullanabilmek vemahkemelere güveni sağlamak açısından, hem tarafların hem kamunun menfaatiniilgilendirmekte olup, kararın gerekçesi hakkında bilgi sahibi olunmaması, kanunyoluna müracaat imkânını da işlevsiz hale getirecektir. Bu nedenle mahkemekararlarının dayanaklarının yeteri kadar açık bir biçimde gösterilmesizorunludur.
67. Mahkeme kararlarınıngerekçeli olması adil yargılanma hakkının unsurlarından birisi olmakla beraber,bu hak yargılamada ileri sürülen her türlü iddia ve savunmaya ayrıntılı şekildeyanıt verilmesi şeklinde anlaşılamaz. Bu nedenle, gerekçe göstermezorunluluğunun kapsamı kararın niteliğine göre değişebilir. Bununla birliktebaşvurucunun ayrı ve açık bir yanıt verilmesini gerektiren usul veya esasa dairiddialarının cevapsız bırakılmış olması bir hak ihlaline neden olacaktır. Bununyanı sıra, kanun yolu mahkemelerince verilen karar gerekçelerinin ayrıntılıolmaması da bu hakkın ihlal edildiği şeklinde yorumlanmamalıdır. Kanun yolumahkemelerince verilen bu tür kararların, ilk derece mahkemesi kararlarında yerverilen gerekçelerin kabul edilmiş olduğu şeklinde yorumlanması uygun olup, budurumda, üst dereceli mahkeme tarafından önceki mahkeme kararının gerekçesininbenimsendiği kabul edilmelidir (B.No. 2013/1213, 4/12/2013, § 26)
68. Başvuru konusu olayda, ikiadet kat malikleri kurulu kararının iptali istemiyle yürütülen yargılamaneticesinde kurulan hükmün gerekçesinde, özellikle başvurucunun toplantıyaçağrı tutanağının kendisi tarafından imzalanmadığı ve imzanın sahte olduğuiddiasına karşılık olacak şekilde, 7201 sayılı Kanun’un ek 1. maddesinde yeralan ve bağımsız bölüm maliklerine tebligat hususunu düzenleyen özel hükmedayanılarak yapılan tebligatın geçerli olduğuna karar verildiği, bu suretlebaşvurucu tarafından ileri sürülen ve hüküm sonucunu etkilediği iddia edilentalebinin ilk derece mahkemesi kararında denetlenerek reddedildiği, ilk derecemahkemesince oluşturulan karar ve gerekçesi hukuka uygun bulunmak suretiylekanun yolu mahkemelerinin denetiminden geçerek kesinleştiği, bu kapsamda yerelmahkeme gerekçesini benimsediği anlaşılan kanun yolu merciince kararlardaayrıntılı gerekçeye yer verilmediği anlaşılmakla, başvurucunun gerekçeli kararhakkının ihlal edildiği yönündeki iddiasının, diğer kabul edilebilirlikşartları yönünden incelenmeksizin “açıkçadayanaktan yoksun olması” nedeniyle kabul edilemez olduğuna kararverilmesi gerekir.
b. Ankara CumhuriyetBaşsavcılığının S.2011/113949 Sayılı Dosyasına İlişkin Olarak
69. Başvurucu, Ankara CumhuriyetBaşsavcılığının 5/4/2012 tarih ve S.2011/113949,K.2012/21169 sayılı kovuşturmaya yer olmadığına dair kararına ilişkin olarakyaptığı itirazın dokuz ay boyunca itirazı incelemeye yetkili makamailetilmediğini ileri sürerek, Anayasa’nın 40. maddesinin ihlal edildiğini iddiaetmiştir.
70. Adalet Bakanlığı görüşünde,başvurucunun iddiası Anayasa’nın 6. maddesi kapsamında değerlendirilerek, kuralolarak bir ceza davasında üçüncü kişilerin suçlanmasını ve cezalandırılmasınıtalep eden mağdur, suçtan zarar gören, şikâyetçi ve katılan sıfatını haizkişilerin benzer nitelikteki taleplerinin adil yargılanma hakkının güvencekapsamına girmediği hususunun göz önünde bulundurulması gerektiği belirtilmiştir.
71. Başvurucu, bazı polismemurları hakkında yaptığı suç duyurusu üzerine verilen kovuşturmaya yerolmadığına dair karara ilişkin olarak yaptığı itirazın dokuz ay süreyle itirazıincelemeye yetkili makama iletilmediği belirtilerek Anayasa’nın 40. maddesininihlal edildiği iddia edilmiş olmakla beraber, iddianın mahiyeti gereğiAnayasa’nın 36. maddesi açısından değerlendirme yapılması uygun görülmüştür.
72. Bir ceza davasında üçüncükişilerin suçlanması veya cezalandırılmasını talep eden mağdur, suçtan zarargören, şikâyetçi veya katılan sıfatını haiz kişiler, adil yargılanma hakkınınkoruma alanı dışında kalmaktadır. Bu kuralın istisnaları, ceza davasında medenîhak talebine imkân veren bir sistemin benimsenmiş veya ceza davası sonucundaverilen kararın hukuk davası açısından etkili ya da bağlayıcı olması hâlleridir(B. No. 2013/1845, 7/11/2013, § 37; Benzer yöndekiAİHM kararı için bkz. Perez/Fransa, 47287/99, 12/2/2004, § 70).
73. Hukuk sistemimiz açısından, 4/12/2004 tarih ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nunyürürlüğe girmesi ile ceza muhakemesinde şahsi hak iddiasında bulunma imkânıortadan kalkmış olup, başvurucunun ceza muhakemesi sürecinde medeni haklarınıileri sürme imkânı bulunmamaktadır. Ayrıca somut olayda başvurucunun isteğininüçüncü kişinin cezalandırılmasıyla sınırlı olduğu, verilen kovuşturmaya yerolmadığına dair kararın etkilerinin ceza muhakemesi süreci ile sınırlı olduğuve başvurucunun iddiaları göz önünde bulundurulduğunda hukuk yargılamasıaçısından bağlayıcı bir etkisi bulunmadığı anlaşılmaktadır.
74. Açıklanan nedenlerle,Anayasa’nın 36. maddesine dayanan ihlal iddiasının konusunun, Anayasa’dagüvence altına alınmış ve AİHS kapsamında yer alan temel hak ve özgürlüklerinkoruma alanı dışında kaldığı anlaşılmakla, diğer kabul edilebilirlik koşullarıyönünden incelenmeksizin “konu bakımındanyetkisizlik” nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesigerekir.
2. Kanuni Hâkim Güvencesinin İhlali İddiası Yönünden
75. Başvurucu, yargılamasırasında gereksiz çekinme kararları verilmesi ve hukukçu bilirkişi görüşüalınması nedeniyle kanuni hâkim güvencesinden yoksun bırakıldığını iddiaetmiştir.
76. Adalet Bakanlığı görüşünde,somut yargılama faaliyetinin daha önceden belirlenmiş kurallara göreyürütülerek sonuçlandırıldığı ve hukukçu bilirkişiye başvurulmasının,yargılamanın mahkeme hâkimi tarafından yapılmadığı anlamına gelmeyeceği yönündegörüş bildirilmiştir.
77. Sözleşme’nin 6. maddesindeaçıkça, adil yargılanma hakkının bir unsuru olarak, yasa ile kurulmuş birmahkeme tarafından davanın dinlenilmesini isteme hakkından söz edilmiştir. Buhak, Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkınında zımni bir unsuru olmakla beraber (AYM, E. 2002/170, K. 2004/54, K.T. 5/5/2004), yargılamayı yapan mahkemenin yasayla kurulmasıgerekliliği Anayasa’nın 37. maddesinde ayrı ve açık bir hükümle düzenlenmiştir.Ayrıca, Anayasa’nın bütünselliği ilkesi gereği, mahkemelerin kuruluşu, görev veyetkileri, işleyişi ve yargılama usullerinin kanunla düzenleneceğini belirtenAnayasa’nın 142. maddesinin de kanuni hâkim güvencesinin değerlendirilmesindegöz önünde bulundurulması gerektiği açıktır.
78. Anayasa’nın “Kanuni hâkim güvencesi” kenar başlıklı 37.maddesi şöyledir:
“Hiç kimse kanunentabi olduğu mahkemeden başka bir merci önüne çıkarılamaz.
Bir kimseyi kanunentabi olduğu mahkemeden başka bir merci önüne çıkarma sonucunu doğuran yargıyetkisine sahip olağanüstü merciler kurulamaz.”
79. Kanuni hâkim güvencesi,mahkemelerin kuruluş ve yetkileri ile izleyecekleri yargılama usulünün yasaldüzenleme ile ve dava konusu olay ortaya çıkmadan önce belirlenmesinigerektirir. Bu düzenleme Anayasa Mahkemesi karalarında, kişinin hangi mahkemedeyargılanacağını önceden ve kesin olarak bilmesini gerektiren doğal hâkimilkesini koruyan bir hüküm olarak ele alınmaktadır (AYM, E. 2002/170, K.2004/54, K.T. 5/5/2004; E. 2005/8, K. 2008/166, K.T.20/11/2008; Benzer yöndeki AİHM kararları için bkz. Zand/Avusturya, B. No. 7360/76, 16/5/1977; Crociani, Palmiotti, Tanassi,Lefebvre D’Ovidio/İtalya,B. No. 8603/79, 8722/79, 8723/79, 8729/79, 18/12/1980).
80. Kanuni hâkim güvencesi,sadece mahkemelerin yargı yetkisi içinde yer alan konuların belirlenmesinideğil, her bir mahkemenin kuruluşu ve yer bakımından yargı yetkisininbelirlenmesi de dâhil olmak üzere mahkemelerin organizasyonlarına ilişkin tümdüzenlemeleri ifade etmekte, mahkemelerin görev ve yetki alanlarının açık veanlaşılır biçimde tespit edilmesi gereğini ortaya koymaktadır.
81. Başvuruya konu olayda,başvurucunun tarafı olduğu uyuşmazlık, ilgili kanun hükümleri çerçevesindekurulmuş olan mahkemelerde, yine daha önceden belirlenmiş usul kurallarına göreyürütülmüş ve sonuçlandırılmıştır. Dosyanın bilirkişiyetevdii ile rapor tanzim ettirilmesi, ilgili usul kuralları gereğinceyargılamayı yürüten makamlar ve taraflarca başvurulabilecek takdiri bir delilolup, bir davada hâkim tarafından vakıf olunmayan özel ve teknik bilgiyigerektiren hususlarda bilirkişi görüşüne başvurulabileceğine ve bilirkişiraporunun hâkimin delilleri serbestçe takdir hakkı kapsamında, hâkimibağlamayacağına ilişkin usul kuralları birlikte gözetildiğinde, nihai kararınhâkim tarafından tarafların iddiaları ile dosyadaki delillerin takdiri vekanunun yorumlanması suretiyle verileceği sonucuna ulaşılmakla, başvurucununkanuni hâkim güvencesinin ihlal edildiği yönündeki iddiasının, diğer kabuledilebilirlik şartları yönünden incelenmeksizin “açıkça dayanaktan yoksun olması” nedeniyle kabul edilemezolduğuna karar verilmesi gerekir.
3. Diğer İhlal İddiaları Yönünden
82. Başvurucu yargılamasürecinde hâkimlere noter vasıtasıyla gönderdiği ihtarnameler nedeniyle maddive manevi baskı gördüğünü belirterek Anayasa’nın 17. maddesinde tanımlananhakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
83. Başvuruya konu ihlaliddiasıyla ilgili deliller sunarak olaya ilişkin iddialarını ve hangi Anayasahükmünün ihlal edildiğine ilişkin açıklamalarda bulunmak suretiyle hukukiiddialarını kanıtlama yükümlülüğü başvurucuya ait olmasına rağmen, başvurucutarafından soyut şekilde Anayasa’nın 17. maddesine atıfta bulunulmakla beraber,bu madde kapsamında güvence altına alınan maddi ve manevi varlığın korunması vegeliştirilmesi hakkına ilişkin olarak nasıl bir ihlalin bulunduğunun açıklanmadığıve bu hususa ilişkin kanıtlamada bulunulmadığı anlaşıldığından, başvurunun bukısmının diğer kabul edilebilirlik şartları yönünden incelenmeksizin “açıkça dayanaktan yoksun olması” nedeniylekabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanangerekçelerle;
A. Başvurucunun,
1. Konya 1. Sulh Hukuk Mahkemesinin E.2011/1163 sayılı dosyasıyönünden ileri sürdüğü adil yargılanma hakkı kapsamında silahların eşitliği,çelişmeli yargılama, aleni yargılanma, mahkemeye erişim, makul süredeyargılanma, tarafsız mahkemede yargılanma ve gerekçeli karar haklarının ihlaledildiğine ilişkin iddialarının “açıkçadayanaktan yoksun olması”,
2. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının S.2011/113949 sayılı dosyasıyönünden ileri sürdüğü adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkiniddiasının “konu bakımından yetkisizlik”,
3. Anayasa’nın 37. maddesi kapsamında kanuni hâkim güvencesininihlal edildiğine ilişkin iddiasının “açıkçadayanaktan yoksun olması”,
4. Anayasa’nın 17. maddesi kapsamında maddi ve manevi varlığınkorunması ve geliştirilmesi hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddiasının “açıkça dayanaktan yoksun olması”,
nedenleriyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde bırakılmasına,
20/3/2014 tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar verildi.