TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
TAHİR AYTİŞ BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2013/3054)
Karar Tarihi: 8/5/2014
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Serruh KALELİ
Üyeler
:
Zehra Ayla PERKTAŞ
Burhan ÜSTÜN
Hicabi DURSUN
Zühtü ARSLAN
Raportör
:
Cüneyt DURMAZ
Başvurucu
:
Tahir AYTİŞ
Vekili
:
Av. Kemal DERİN
I. BAŞVURUNUNKONUSU
1. Başvurucu, terör olayları nedeniyle 1992 yılında köyünüterk etmek zorunda kaldığını, uğradığı zararların karşılanması amacıylatazminat komisyonuna yaptığı başvurudan ve akabinde açtığı davadan bir sonuçalamadığını ve başvurusunun karara bağlanmasının yaklaşık 7 yıl 4 ay sürdüğünübelirterek Anayasa’da düzenlenen yaşam, özgürlük ve güvenlik, mülkiyet ve adilyargılanma haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüş, tazminat talep etmiştir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru, başvurucunun vekili tarafından 2/5/2013tarihinde Anayasa Mahkemesine Adana 1. İdare Mahkemesi aracılığıylayapılmıştır. İdari yönden yapılan ön incelemede başvurunun Komisyonasunulmasına engel bir durumun bulunmadığı tespit edilmiştir.
3. Birinci Bölüm Birinci Komisyonunca, 27/6/2013 tarihindekabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına, dosyanın Bölümegönderilmesine karar verilmiştir.
4. Bölüm tarafından 17/9/2013 tarihinde yapılan toplantıdakabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına kararverilmiştir.
5. Başvuru konusu olay ve olgular 26/9/2013 tarihinde AdaletBakanlığına bildirilmiştir. Adalet Bakanlığı, görüşünü 25/11/2013 tarihindeAnayasa Mahkemesine sunmuştur.
6. Adalet Bakanlığı tarafından Anayasa Mahkemesine sunulangörüş başvurucuya 26/11/2013 tarihinde bildirilmiştir. Başvurucu, karşı cevapolarak Anayasa Mahkemesine herhangi bir görüş sunmamıştır.
III. OLAYLAR VEOLGULAR
A. Olaylar
7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyleolaylar özetle şöyledir:
8. Başvurucu, Siirt ili, Pervari ilçesi, Okçular köyündeikamet etmekte iken 1992 yılında meydana gelen terör olayları nedeniyleköyünden göç etmiştir.
9. Başvurucu, 20/5/2005 tarihinde, göç etmesi nedeniyleuğramış olduğu zararların karşılanması talebiyle, 5233 sayılı Terör ve TerörleMücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkındaki Kanun kapsamında kurulanSiirt Valiliği Zarar Tespit Komisyonu Başkanlığına başvuruda bulunmuştur.(Komisyon kayıtlarında başvuru tarihi 31/8/2005 olarak yer almaktadır.)
10. Komisyon, 18/5/2010 tarih ve 2010/1-4588 sayılı kararıylasöz konusu yerleşim yerinin boşaltılmadığını, köydeki seçimlerin düzenliyapıldığını ve nüfus sayımlarında önemli miktarda nüfus tespit edildiğinibelirterek talebi reddetmiştir.
11. Komisyonun verdiği ret kararı üzerine başvurucu,Diyarbakır İdare Mahkemesine 17/8/2010 tarihinde dava açmıştır. Dosyanın ilkincelemesinin ve taraflara tebligat işleminin yapılmasının ardından Diyarbakırİdare Mahkemesinin 27/12/2011 tarihli ara kararı ile dava dosyasının yetkiyönünden reddedilerek 25/7/2011 tarihinde faaliyete geçen Batman İdareMahkemesine (Mahkeme) gönderilmesine karar verilmiştir. Mahkeme, 23/3/2012 tarih,E.2012/1175 ve K.2012/2049 sayılı kararıyla söz konusu yerleşim yerinin tamamenboşaltılan yerlerden olmadığı, köydeki seçimlerin düzenli yapıldığı, nüfussayımlarında önemli miktarda nüfus tespit edildiği ve başvurucunun sübjektifgüvenlik algısı nedeniyle göç etmesinden dolayı uğradığı zararların idarecekarşılanmasına hukuki olanak bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine kararvermiştir.
12. Başvurucu tarafından temyiz edilen karar, Danıştay 15.Dairesinin 6/12/2012 tarih, E.2012/7130 ve K.2012/13161 sayılı kararıylaonanmıştır.
13. Onama kararı üzerine başvurucu, zorunlu bir iç hukuk yoluolmadığı ve sonuç alamayacağı düşüncesiyle, karar düzeltme yolunabaşvurmamıştır.
14. Başvurucu Danıştay 15. Dairesinin temyiz talebininreddine ilişkin kararının 11/4/2013 tarihinde kendisine tebliğinden sonra2/5/2013 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
B. İlgili Hukuk
15. 5233 sayılı Kanun’un “Amaç”kenar başlıklı 1. maddesi şöyledir:
“Bu Kanunun amacı, terör eylemleri veyaterörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle maddî zararauğrayan kişilerin, bu zararlarının karşılanmasına ilişkin esas ve usulleribelirlemektir.”
16. Aynı Kanun’un “Kapsam”kenar başlıklı 2. maddesi şöyledir:
“Aşağıda belirtilen zararlar bu Kanunun kapsamıdışındadır:
…
d) Terör dışındaki ekonomik ve sosyalsebeplerle uğranılan zararlar ile güvenlik kaygıları dışında kendi istekleriylebulundukları yerleri terk edenlerin bu sebeple uğradıkları zararlar.”
17. Aynı Kanun’un “Zarartespit komisyonları” kenar başlıklı 4. maddesi şöyledir:
“Zarar tespit komisyonları illerde; bu Kanunkapsamında yapılacak başvurular üzerine on gün içinde kurulur. Komisyon, birbaşkan ve altı üyeden oluşur. Valinin görevlendireceği vali yardımcısıkomisyonun başkanı; maliye, bayındırlık ve iskân, tarım ve köyişleri,sağlık, sanayi ve ticaret konularında uzman ve o ilde görev yapan kamugörevlilerinden vali tarafından belirlenecek birer kişi ile baro yönetimkurulunca baroya kayıtlı olanlar arasından görevlendirilecek bir avukat komisyonunüyesidir. Komisyonun başkan ve üyeleri her yıl ocak ayının ilk haftasındayeniden belirlenir. Eski üyeler yeniden görevlendirilebilirler. İş yoğunluğunagöre aynı ilde birden fazla komisyon kurulabilir.”
18. Aynı Kanun’un “Başvurununsüresi, şekli, incelenmesi ve sonuçlandırılması” kenar başlıklı 6.maddesi şöyledir:
“(Değişik: 28/12/2005 -5442/3 md.) Zarar gören veya mirasçılarının veyayetkili temsilcilerinin zarar konusu olayın öğrenilmesinden itibaren altmış güniçinde, her hâlde olayın meydana gelmesinden itibarenbir yıl içinde zararın gerçekleştiği veya zarar konusu olayın meydana geldiğiil valiliğine başvurmaları hâlinde gerekli işlemlere başlanır. Bu sürelerdensonra yapılacak başvurular kabul edilmez.
…”
19. Aynı Kanun’un “KarşılanacakZararlar” kenar başlıklı 7. maddesi şöyledir:
“Bu Kanun hükümlerine göre sulh yoluylakarşılanabilecek zararlar şunlardır:
a) Hayvanlara, ağaçlara, ürünlere ve diğertaşınır ve taşınmazlara verilen her türlü zararlar.
b) Yaralanma, engelli hâle gelme ve ölümhâllerinde uğranılan zararlar ile tedavi ve cenaze giderleri.
c) Terörle mücadele kapsamında yürütülenfaaliyetler nedeniyle kişilerin mal varlıklarına ulaşamamalarından
kaynaklanan maddî zararlar.”
20. Aynı Kanun’un “ZararınTespiti” kenar başlıklı 8. maddesi şöyledir:
“7 ncimaddede belirtilen zararlar, zarar görenin beyanı, adlî, idarî ve askerîmercilerdeki bilgi ve belgeler göz önünde tutularak olayın oluş şekli ve zarargörenin aldığı tedbirlere göre, zarar görenin varsa kusur veya ihmalinin de gözönünde bulundurulması suretiyle, hakkaniyete ve günün ekonomik koşullarınauygun biçimde komisyon tarafından doğrudan doğruya veya bilirkişi aracılığı ilebelirlenir.”
21. Aynı Kanun’un geçici 1. maddesi şöyledir:
“Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihtenitibaren bir yıl içinde ilgili valilik ve kaymakamlıklara başvurmaları hâlinde,19.7.1987 tarihi ile bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarih arasında işlenen 3713sayılı Terörle Mücadele Kanununun 1 inci, 3 üncü ve 4üncü maddeleri kapsamına giren eylemler veya anılan tarihler arasında terörlemücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle zarar gören gerçek kişilerile özel hukuk tüzel kişilerinin maddî zararları hakkında da bu Kanun hükümleriuygulanır.
Bu maddeye göre yapılan başvurular, başvurutarihinden itibaren iki yıl içinde sonuçlandırılır.”
22. Aynı Kanun’un geçici 3. maddesi şöyledir:
“Bu Kanunun geçici 1 inci maddesi ve bu Kanuna28/12/2005 tarihli ve 5442 sayılı Kanunla eklenen geçici 1 inci madde gereğinceyapılan başvuruların sonuçlandırılma süresi, maddelerde öngörülensonuçlandırılma süresinin bitiminden itibaren bir yıl uzatılmıştır. Bu süreninde bitmesi ve başvuruların sonuçlandırılamamış olması halinde, Bakanlar Kurulubu süreyi her defasında bir yılı aşmamak üzere uzatabilir.”
23. Aynı Kanun’un geçici 4. maddesi şöyledir:
“(Ek: 24/5/2007-5666/1 md.)Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren bir yıl içinde ilgili valilik vekaymakamlıklara başvurmaları halinde, 19/7/1987 tarihi ile bu Kanunun yürürlüğegirdiği tarih arasında işlenen 3713 sayılı Terörle MücadeleKanununun 1 inci, 3 üncü ve 4 üncü maddeleri kapsamına giren eylemlerveya anılan tarihler arasında terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetlernedeniyle zarar gören gerçek kişiler ile özel hukuk tüzel kişilerinin maddîzararları hakkında da bu Kanun hükümleri uygulanır.
Bu maddeye göre yapılan başvurular, başvurutarihinden itibaren iki yıl içinde sonuçlandırılır. Bu sürenin de bitmesi vebaşvuruların sonuçlandırılamamış olması halinde, Bakanlar Kurulu bu süreyi herdefasında bir yılı aşmamak üzere uzatabilir.”
24. 5233 sayılı Kanun’un geçici 4. maddesi gereğince yapılanbaşvuruların sonuçlandırılma süresi, son olarak 20/7/2013 tarih ve 28713 sayılıResmî Gazete’de yayımlanan 24/6/2013 tarih ve 2013/5034sayılı Bakanlar Kurulu Kararı Eki Kararın 1. maddesiyle, 2/4/2012 tarih ve2012/2996 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile uzatılan sürenin bitimindenitibaren bir yıl uzatılmıştır.
25. Danıştay 10. Dairesinin 30.12.2008 tarih ve E.2008/4141,K.2008/9584 sayılı kararı şöyledir:
“…Öte yandan; kişilerin malvarlıklarına ulaşamamaları nedeniyle uğradıkları zararların5233 sayılı Yasa uyarınca tazmini; köyün, idarece veya köy halkı tarafındantamamen boşaltılması halinde mümkün olabileceğinden; Mahkemece bozmakararı üzerine davacının ikamet ettiği köyün boşaltılıp boşaltılmadığınınaraştırılmasından sonra bir karar verilmesi gerektiği tabiidir.
…”
26. Danıştay 10. Dairesinin 31/12/2008 tarih ve E.2008/5548,K.2008/9733sayılı kararı şöyledir:
“…5233sayılı Yasanın yukarıda aktarılan maddelerinin değerlendirilmesinden; kişilerinmalvarlıklarına ulaşamaması nedeniyle uğradıkları zararın 5233 sayılı Yasauyarınca tazmininin, terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler sonucumeydana gelmesi şartına bağlı bulunduğu; başka bir ifadeyle, köyün, idarece veya köy halkı tarafından tamamenboşaltılması halinde söz konusu zararların tazmini yoluna gidilebileceği;güvenlik kaygısına dayansa dahi, terör olayları sonucu köyü terk edenlerinmalvarlıklarına ulaşamaması nedeniyle uğradıkları zararın, sadece köyün idareceveya köy halkı tarafından tamamen boşaltılması halinde ve köyünboşaltılmasından köye dönüşün başladığı tarihe kadar geçen süreçle sınırlıolarak tazmininin mümkün olduğu sonucuna ulaşılmaktadır. Zira, boşaltılan birköye dönüşün başlaması, o köyde güvenli bir şekilde yaşayabilme olanaklarınakavuşulduğu anlamına gelmektedir. Köye dönüş için sağlanması zorunlu olanasgari güvenlik düzeyi ölçütünün ise objektif olması gerektiği; başka biranlatımla, köye geri dönen ve dönmeyen kişilere göre değişmemesi gerektiği detabiidir.
Bu kabule göre, uyuşmazlığa konu olayda,davacının terör olayları sonucu terk ettiği YoncalıbayırKöyü'nde bulunan malvarlığına ulaşamamasından kaynaklanan zararının; sadeceköyün boşaltılmasından, köye dönüşün başladığı tarihe kadar geçen süreçlesınırlı kalmak kaydıyla tazmini olanaklı bulunduğundan, davalı idareceyaptırılan bilirkişi incelemesi sonucu 1 yıllık süre üzerinden hesaplananmiktarın ödenmesi yolundaki dava konusu işlemde hukuka aykırılıkbulunmamaktadır.
…”
27. Danıştay 10. Dairesinin 20.2.2009 tarih ve E.2008/6679,K. 2009/1227 sayılı kararı şöyledir:
“…Dava konusu olayda; komisyonca düzenlenentutanaklarda da belirtildiği üzere, Alluç Köyü'ndeherhangi bir terör olayının meydana gelmediği; bununla birlikte, 1993 yılındabölgede yaşanan terör olayları nedeniyle köye geçici köy koruculuğu sisteminingetirildiği, koruculuğu kabul edenlerin köyde ikamet etmeye devam ettiği,diğerlerinin ise koruculuğu kabul etmedikleri için ve yaşanan terör olaylarısonucu duydukları güvenlik kaygısı nedeniyle köyden göç ettikleri hususlarındaçekişme bulunmamaktadır.
Buna göre, sadecegeçici köy korucularının yaşadığı köyün, güvenli bir yerleşim yeri olduğundanbahsedilemeyeceği açık olup; güvenlik kaygısı nedeniyle köyü terk edendavacının 5233 sayılı Yasa kapsamında uğradığı bir zararı olupolmadığının tespiti ve saptanan zararının tazmini gerekirken, başvurusununreddedilmesine ilişkin dava konusu işlemde hukuka uyarlık bulunmamakta ise de; bu husus, temyize konu kararın bozulmasını gerektireceknitelikte görülmemektedir.
…”
IV. İNCELEME VEGEREKÇE
28. Mahkemenin 8/5/2014 tarihinde yapmış olduğu toplantıda,başvurucunun 2/5/2013 tarih ve 2013/3054 numaralı bireysel başvurusu incelenipgereği düşünüldü:
A. Başvurucunun İddiaları
29. Başvurucu, terör olayları nedeniyle köyünde çatışmasızbir ortam temin edilemediği ve köy korucusu olmayı kabul etmediği için köyünüterk etmek zorunda kaldığını, bu dönemde köyde kalan malvarlığınaerişemediğini, uğradığı zararların karşılanması amacıyla yaptığı idaribaşvurudan ve akabinde açtığı davadan sonuç alamadığını, bu yargılama esnasındatanık beyanlarının dikkate alınmadığını, yeterli ve etkin bir araştırmayapılmadığını, silahların eşitliği ilkesine aykırı davranıldığını, kendi lehineolan delillerin toplanmadığını ve başvurusunun karara bağlanmasının yaklaşık 8yıl sürdüğünü belirterek Anayasa’da düzenlenen yaşam, özgürlük ve güvenlik,adil yargılanma ve mülkiyet haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüş, tazminattalebinde bulunmuştur.
B. Değerlendirme
1. Kabul Edilebilirlik Yönünden
a. MülkiyetHakkının İhlal Edildiği İddiası
31. Başvurucu, terör olayları nedeniyle köyünü terk etmekzorunda kaldığını, uğradığı zararların karşılanması amacıyla yaptığı idaribaşvurudan ve ardından açtığı davadan Okçular köyünün tamamen boşalan yerleşimyerlerinden biri olmadığı gerekçesiyle reddedildiği için bir sonuç alamadığını,oysa Okçular köyünün bir çok defa silahlı saldırıya uğradığını, köy merkezindeve civarında silahlı çatışmalar yaşandığını, Jandarma Genel Komutanlığının3/6/2010 tarihli cevap yazısında bu durumun teyit edildiğini, bu nedenlerleköyü terk etmek zorunda kaldığını ve köy merkezi dışında kalan taşınmazlarındanyararlanamadığını, tüm bunlardan dolayı mülkiyet hakkının ihlal edildiğiniileri sürmüştür.
32. Başvurucu, ayrıca, Okçular köyü ve civarında yıllaritibariyle gerçekleştiğini ileri sürdüğü baskınlara ve çatışmalara yer vererekgüvenliğin nesnel olarak sağlandığı ve köyün güvenlik nedeniyleboşalmadığı/boşaltılmadığı iddialarının yersiz olduğunu ve bu suretle yaşam,özgürlük ve güvenlik ile etkili başvuru haklarının da ihlal edildiğini ilerisürmüştür.
33. Başvurucunun söz konusu haklara dayanarak doğrudankendisine yönelen eylemlere ilişkin bir ihlal iddiası bulunmamakta olup bubölümde ileri sürülen iddiaların köyün güvenlik nedeniyle boşaldığı ve bunedenle kendisinin maruz kaldığı zararların 5233 sayılı Kanun kapsamındakarşılanması gerektiğini ortaya koymak adına yapıldığı görülmektedir.Başvurucunun bu yöndeki iddiaları bu başlık altında incelenecek olup söz konusuhaklar kapsamında ayrıca bir değerlendirme yapılmasına gerek bulunmamaktadır.
34. Bakanlık görüşünde, mülkiyet hakkının ihlal edildiğiyönündeki şikâyet değerlendirilirken, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin (AİHM)mülkiyet hakkı konusunda benimsediği ilkelere değinilmiş, mülkiyetin korunmasıhakkının mutlak bir hak olmayıp devlete, özel ve tüzel kişilere ait olanmülkleri yasalarda belirtilen koşullar altında kullanma ve hatta bu kişileribunlardan mahrum etme yetkisi de tanınabileceği, bu kapsamda ülkenin Doğu veGüneydoğu bölgelerinde 1985 yılından itibaren güvenlik sorunları nedeniyle bazıköy ve kasabaların boşaltıldığı ve AİHM’nin ilgili şahısların köylerinegirişlerinin reddedilmesinin, başvuranların mülkiyet haklarına bir müdahaleteşkil ettiği sonucuna vardığı, bu karardan sonra bu kişilerin zararlarınınkarşılanması amacıyla 5233 sayılı Kanun’un kabul edildiği ifade edilmiştir.
35. Bakanlık görüşünde, ayrıca AİHM’nin özellikle silahlıçatışmalar, genel şiddet, insan hakları ihlalleri göz önüne alındığında,yetkili makamların, olağanüstü hal bölgesinde güvenliği sağlamak için istisnaitedbirler almalarını mecbur tutan bu müdahalenin dayanaktan yoksun olmadığı, bumüdahale nedeniyle meydana gelen zararları gidermek için oluşturulan iç hukukyolunun ulaşılabilir ve etkin olduğu, temel olayların tespit edilmesi veyamaddi tazminat hesaplaması gibi konulardaki değerlendirmelerin iç hukuk yoluolarak Komisyon tarafından yapılacağı sonucuna vardığı görüşüne yerverilmiştir.
36. Bakanlık görüşünde somut olayla ilgili özetle şudeğerlendirmeler yapılmıştır: Mevcut başvuruda başvurucu Siirt ili, Pervariilçesi, Okçular köyünde ikamet etmekte iken, meydana gelen terör olaylarınedeniyle 1992 yılında köyünü terk etmiştir. Hâlbuki Komisyon tarafındanyapılan araştırma sonucunda Okçular köyünün terör nedeniyle tamamenboşalan/boşaltılan köylerden olmadığı tespit edilmiştir. Bu araştırmayapılırken 5233 sayılı Kanun’un 8. maddesine uygun olarak ilgili tüm kurum vekuruluşlardan bilgi ve belge temininde bulunulmuştur. Komisyon tarafındanOkçular köyünde keşif yapılarak başvurucuya ait taşınır ve taşınmaz mallarıntespiti yapılmıştır. Yapılan bu araştırma sonucunda, Okçular köyü vemezralarının boşalan/kısmen boşalan köyler arasında yer almadığı, her beş yıldabir muhtarlık seçimlerinin yapıldığı, köyde korucu ve korucu aileleri dışındada vatandaşların ikamet ettiği, köy okulunun 1989 yılından araştırma tarihinekadar açık olduğu, yıllar itibariyle köydeki nüfusun bildirildiği tespitedilmiştir. Tüm bu somut araştırmalar sonrasında Komisyon söz konusu köyün terörolayları nedeniyle tamamen boşalan/boşaltılan köylerden olmadığı sonucunavararak başvurucunun talebini reddetmiştir. Bu karara karşı başvurucutarafından idari yargıda iptal davası açılmışsa da bu dava da aynı gerekçeylereddedilmiştir. Böylelikle başvurunun 5233 sayılı Kanun kapsamında olmadığıkesinleşmiş kararla tespit edilmiştir. Komisyon ve devamında idari yargıtarafından yapılan bu araştırma Danıştay içtihatlarıyla da uyumludur.
37. Başvurucu, başvurunun esası hakkındaki Bakanlık görüşünekarşı herhangi bir beyanda bulunmamıştır.
38. Anayasa’nın 148. maddesinin dördüncü fıkrası ile 6216sayılı Kanun’un 49. maddesinin (6) numaralı fıkrasında, bireysel başvurularailişkin incelemelerde kanun yolunda gözetilmesi gereken hususların incelemeyetabi tutulamayacağı, 6216 sayılı Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralıfıkrasında ise açıkça dayanaktan yoksun başvuruların Mahkemece kabuledilemezliğine karar verilebileceği belirtilmiştir.
39. Anılan kurallar uyarınca, ilke olarak derece mahkemeleriönünde dava konusu yapılmış maddi olay ve olguların kanıtlanması, delillerindeğerlendirilmesi, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması ile derecemahkemelerince uyuşmazlıkla ilgili varılan sonucun esas yönünden adil olupolmaması bireysel başvuru incelemesine konu olamaz. Bunun tek istisnası, derecemahkemelerinin tespit ve sonuçlarının adaleti ve sağduyuyu hiçe sayan tarzdabariz bir takdir hatası veya açık keyfilik içermesi ve bu durumun kendiliğindenbireysel başvuru kapsamındaki hak ve özgürlükleri ihlal etmiş olmasıdır. Buçerçevede, kanun yolu şikâyeti niteliğindeki başvurular bariz bir takdir hatasıiçermedikçe Anayasa Mahkemesince esas yönünden incelenemez (B. No: 2012/1027,12/2/2013, § 26).
40. Başvurucunun iddiaları incelendiğinde, 5233 sayılı Kanun’unİdare tarafından yanlış yorumlanması sonucu “ikametedilen yerin boşaltılması” şartının arandığını, ancak ikamet ettiğialanlarda gerçekleşen şiddet olayları nedeniyle güvenliğin bulunmadığını vemalvarlığından “barışçıl” olarakyararlanamadığını ileri sürmektedir.
41. Başvurucunun taleplerinin reddine ilişkin 18/5/2010tarihli Komisyon kararı ve derece mahkemelerinin karar gerekçeleriincelendiğinde, iddiaların özünün 5233 sayılı Kanun’un kapsamına ilişkinhükümler içeren 2. maddesinin ikinci fıkrasının (d) bendinde yer verilen “Terör dışındaki ekonomik ve sosyal sebeplerleuğranılan zararlar ile güvenlik kaygıları dışında kendi istekleriylebulundukları yerleri terk edenlerin bu sebeple uğradıkları zararlar.”ifadesinin Komisyon ve derece mahkemeleri tarafından yorumlanmasında isabetolmadığına ve esas itibarıyla yargılamanın sonucuna ilişkin olduğuanlaşılmaktadır.
42. Başvurucu her ne kadar iddialarını mülkiyet hakkınadayanarak ileri sürmüşse de, başvurucunun dava ve temyiz dilekçelerinde de aynenileri sürdüğü bu iddialarının idari makamların ve mahkemelerin delillerideğerlendirmesine ve konuya ilişkin hukuk kurallarının mahkeme tarafındanyorumlanmasına ilişkin olduğu, nihai olarak lehine olmayan mahkeme kararınınsonucundan şikâyet edildiği, bununla birlikte başvurucunun ileri sürdüğüiddiaların ve delillerin derece mahkemeleri tarafından değerlendirilerekkarşılandığı anlaşılmaktadır.
43. Nitekim Batman İdare Mahkemesinin 23/3/2012 tarih veE.2012/1175, K.2012/2049 sayılı kararında 5233 sayılı Kanun kapsamında hangihallerde uğranılan zararların tazmin edilebileceği şu şekilde ifade edilmiştir:
“5233 sayılı Yasanın yukarıda aktarılanmaddelerinin değerlendirilmesinden; "terör eylemleri" veya"terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler" sonucunda biryerleşim yerinin tamamen boşalmış/boşaltılmış olması nedeniyle malvarlığınaulaşamayan kişilerce uğranılan maddi zararın, sözü edilen Yasa hükümlerine göreidarece sulh yoluyla ödenmesi gerekir. Bir başka deyişle, bir yerleşim yeriningüvenlik nedeniyle idarece veya güvenlik kaygısıyla o yerleşim yerinde yaşayanhalk tarafından "tamamen" boşaltılmış olması halinde yerleşim yerininboşaltılmasından yerleşim yerine dönüşün başladığı tarihe kadar Yasada tek teksayılmak suretiyle belirlenen maddi zararın idarece karşılanması mümkündür.Dolayısıyla, güvenlik kaygısına dayanılarak bir yerleşim yerinin kısmenboşalmış olması nedeniyle malvarlığına ulaşılamamasından kaynaklanan maddizararın idarece ödenmesine yasal olanak bulunmamaktadır.
Yerleşim yerinin kısmen boşalmış olması, oyerleşim yerinde güvenli bir şekilde yaşayabilme olanağını sağlayan asgarigüvenlik şartlarının idarece yerine getirilmiş olduğunun nesnel birgöstergesidir. Güvenlik kaygısının, yerleşim yerinde sürekli yasayan kişilereve sözü edilen kaygı nedeniyle aynı yerleşim yerini terk eden kişilere göredeğişmemesi gerekmektedir. Terör olayları nedeniyle toplumda oluşan korku veendişe karşısında her bireyin farklı tepki göstermesi mümkündür. Bu nedenle,kişiden kişiye değişebilen bir duygu olan güvenlik kaygısının yukarıdabelirtildiği şekilde nesnel bir ölçüte dayandırılması zorunludur. Ancak, biryerleşim yerinde meydana gelen terör olayları nedeniyle yerleşim yerinde sadeceköy korucuları ile bunların aileleri kalmış, diğer köy halkının yerleşim yeriniterk etmiş olması halinde, bir başka ifade ile bu şekilde bir yerleşim yerikısmen boşalmış ise yerleşim yerini kısmen terk eden köy halkının da güvenlikkaygısıyla köyden ayrıldığının kabul edileceği ve bu nedenden dolayı malvarlığınaulaşılamamasından kaynaklanan maddi zararın 5233 sayılı Yasa hükümlerine göreidarece karşılanacağı açıktır.”
44. Mahkemenin kararında Siirt ili Pervari ilçesi Okçularköyüne ilişkin şu değerlendirmelere yer verilerek davacının (başvurucunun) uğradığınıileri sürdüğü zararların 5233 sayılı Kanun kapsamında tazminin mümkünolmadığına ve davanın reddine karar verilmiştir:
“Batman İdare Mahkemesinin E:2012/1429 sayılıdava dosyasında ve Mahkememizin bu köye ait muhtelif dava dosyalarında yer alanbilgi ve belgelerden; Pervari İlçe Jandarma Komutanlığı’nın 28.01.2010 tarih ve417 sayılı yazısı ekinde bulunan Pervari İlçe Jandarma Komutanlığı'na Bağlı Köyve Mezralara Ait Çizelgede Siirt İli Pervari İlçesi Okçular Köyü'nün tamamenboşalan/boşaltılan köyler arasında yer almadığı, köyün durumunun dolu olarakifade edildiği, genel nüfus sayımları ve tespitlerine göre Okçular Köyü'nde1990 yılında 753, 1997 yılında 899, 2000 yılında ise 1002 kişinin yaşadığı,köyde 1989, 1994, 1999, 2004 ve 2009 yıllarında muhtarlık seçiminin düzenliolarak yapıldığı, köyde geçici köy koruculuğu sisteminin getirildiğigörülmektedir.
Davacı vekili tarafından Okçular Köyü'ndeaskeri bir üssün bulunduğu ve nüfus sayımı sonuçlarının bu nedenle fazlaçıktığı iddia edilmekte ise de; bu hususun açıklığa kavuşturulması içinMahkememizin E.2012/1429 sayılı dava dosyası ve Diyarbakır 2. İdareMahkemesi'nin 2010/1924 esasına kayıtlı davada ara karan ile Türkiye İstatistikKurumu Başkanlığımdan köy halkından olup köyde yaşayan şahısların sağlıklıolarak tespit edilebilmesi amacıyla Pervari İlçesi Okçular Köyü'nde bulunanjandarma karakolunda sayım yapılan 1990, 1997 ve 2000 yılında görevli personelve asker sayılarına ilişkin bilgi ve belgelerin istenildiği, Türkiye İstatistikKurumu Başkanlığı'nın ara kararına cevabi yazısında ara kararıyla talep edilendüzeyde bilgi derlenmediği, bu nedenle istenen bilgilerin gönderilemeyeceğininbildirildiği görülmektedir. Bunun yanısıra,Mahkememizin E.2012/1429 esasına kayıtlı dosyasında 13.01.2011 tarihli arakaran ile davalı idareden köy korucusu (ve ailesi) ve asker (ve ailesi) olanlardışında köyde yaşayanların bulunup bulunmadığı, varsa sayısına ilişkin bilgi vebelgelerin istenildiği, ara kararına cevaben gönderilen 02.02.2011 tarihliJandarma Tutanağında 1990 yılına ait istenilen belgelere ulaşılamadığı, 1997yılında köyde 90 korucunun bulunduğu, bunlar dışında 20 hanenin korucu olmadığıve korucu olmayanların ise yaklaşık 250 kişi olduğu. 2000 yılında ise köyde 85adet korucunun bulunduğu, korucu hariç köyde 13 hanenin, yaklaşık 100 kişininyaşadığının belirtildiği anlaşılmaktadır.
Öte yandan, Türkiye istatistik KurumuBaşkanlığı Siirt Bölge Müdürlüğü'nün 15.01.2010 tarih ve 67 sayılı yazısında,Okçular Köyünün 1997 yılına ilişkin 899 kişilik nüfusunun 489'unun ikametgahagöre nüfus olduğu ve nüfus tespit günü ikametgahlarını Okçular Köyü olarakbeyan ettiklerinin bildirildiği görülmektedir.
Yukarıda yer verilen açıklamalara göre, Siirtİli Pervari İlçesi Okçular Köyü'nün boşalan ve/veya boşaltılan yerleşimyerlerinden olmadığı, nüfus sayımlarında köyde bulunan askeri birlikpersonelinin sayısı konusunda açık ve net bir bilgi bulunmamakla birlikte,köyde askeri personel ve geçici köy korucudan dışında yaşayan/ikamet eden sivilvatandaşların bulunduğunda, köyün tamamen boşalmadığı/boşaltılmadığında kuşkuve duraksamaya yer bulunmamaktadır.”
45. Mahkemenin bu kararı, 5233 sayılı Kanun’un 2. maddesininyorumu kapsamında başvurucuların zararının tazmin edilebilmesi için köyün ya damezranın tamamen boşalmış/boşaltılmış olması veya anılan yerleşim yerlerindesadece geçici köy korucularının kalması şartını arayan Danıştay’ın yerleşikiçtihatlarına (§§ 25–27) uygun olup herhangi bir keyfilik içermemektedir.
46. Böylelikle başvurucunun mülkiyetinde bulunan mallarınıterör dolayısıyla terk etmediği Danıştay’ın onaması sonucu kesinleşen mahkemekararıyla belirlenmiştir. Bakanlığın görüşünde de ifade edildiği üzere bunundoğal sonucu ise başvurucunun mülkiyet hakkına 5233 sayılı Kanun’un kapsamınagirecek şekilde müdahalede bulunulmadığıdır. Anayasa Mahkemesi açısından butespitten ayrılmayı gerektirecek herhangi bir husus bulunmadığından mülkiyethakkı açısından ayrı bir değerlendirme yapılmayacaktır (benzer yöndeki AİHMkararı için bkz. Akbayır ve Diğerleri/Türkiye, 30415/08,28/6/2011, §§ 85-88).
47. Açıklanan nedenlerle, başvurucu tarafından ileri sürüleniddialarının kanun yolu şikâyeti niteliğinde olduğu, mülkiyet hakkı kapsamındabir inceleme yapılmasının mümkün olmadığı ve derece mahkemesi kararının bariztakdir hatası veya açık keyfilik de içermediği anlaşıldığından başvurunun bukısmının, diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin “açıkça dayanaktan yoksun olması” nedeniylekabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
b. SilahlarınEşitliği İlkesinin İhlal Edildiği İddiası
48. Başvurucu, komisyona yaptığı başvurunun incelenmesisırasında kendi lehine olan delillerin toplanmaması ve tanık beyanlarınındikkate alınmaması suretiyle silahların eşitliği ilkesinin ihlal edildiğinisürmüştür.
49. Adil yargılanma hakkının unsurlarından birisi olansilahların eşitliği ilkesi, davanın taraflarının usulihaklar bakımından aynı koşullara tabi tutulması ve taraflardan birinin diğerinegöre daha zayıf bir duruma düşürülmeksizin iddia ve savunmalarını makul birşekilde mahkeme önünde dile getirme fırsatına sahip olması anlamına gelir. Cezadavalarının yanı sıra medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklarailişkin hukuk davaları ve idari davalarda da bu ilkeye uyulması gerekir (B. No:2013/1134, 16/5/2013, § 32).
50. 5233 sayılı Kanun’un 8. maddesinde aynı Kanun’un 7.maddesinde belirtilen zararların, “zarargörenin beyanı, adlî, idarî ve askerî mercilerdeki bilgi ve belgeler göz önündetutularak olayın oluş şekli ve zarar görenin aldığı tedbirlere göre, zarargörenin varsa kusur veya ihmalinin de göz önünde bulundurulması suretiyle, hakkaniyeteve günün ekonomik koşullarına uygun biçimde komisyon tarafından doğrudandoğruya veya bilirkişi aracılığı ile” belirleneceği kuralabağlanmıştır.
51. Komisyonların oluşumu ve çalışma usulü göz önündebulundurulduğunda onların bir “Mahkeme”olarak görev ifa ettikleri söylenemez. Bakanlığın görüş yazısında belirtildiğiüzere, komisyonların temel görevi, terör eylemleri veya terörle mücadelekapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle maddî zarara uğrayan kişilerin buzararlarını tespit etmek ve ayni ifa ya da nakdi ödeme suretiyle zararlarıkarşılamaktır. Bu nedenle komisyonların bir mahkeme gibi silahların eşitliğiilkesinin gerektirdiği tüm usuli güvenceleri sağlamazorunluluğu bulunmamaktadır (Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. İçyer/Türkiye, 18888/2, 12/1/2006, § 79). Diğeryandan, 5233 sayılı Kanun’un 12. maddesi ile sulh yoluyla çözülemeyenuyuşmazlıklarda ilgililerin yargı yoluna başvurma hakları saklı tutulmuş olupkomisyonların verdiği kararlarda başvurucunun ileri sürdüğü şekilde ilgilikanun hükmünün yorumlanması ve delillerin değerlendirilmesine ilişkingerçekleşmesi söz konusu ihlallere yönelik iddialarını bir mahkemeye sunmaimkânı bulunmaktadır.
52. Başvuru konusu olayda Komisyon, 5233 sayılı Kanun’un 8.maddesi uyarınca Pervari İlçe Jandarma Komutanlığı, Milli Eğitim Müdürlüğü,Siirt İl Mahalli İdareler Müdürlüğü, Pervari İlçe Müftülüğü, İlçe Seçim Kuruluve Türkiye İstatistik Kurumu Başkanlığı Siirt Bölge Müdürlüğünden aldığıbilgileri değerlendirerek başvurucunun talebini reddetmiş, başvurucu daKomisyon’un bu kararına yönelik itirazlarını Mahkemeye sunabilmiştir.
53. Açıklanan nedenlerle, silahların eşitliği ilkesineyönelik açık bir ihlalin olmadığı anlaşıldığından başvurunun bu kısmının “açıkça dayanaktan yoksun olması” nedeniylekabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
c. MakulSürede Yargılanma Hakkının İhlal Edildiği İddiası
54. Başvurunun incelenmesi neticesinde, makul sürede yargılanma hakkına ilişkiniddiaların açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine kararverilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşıldığındanbaşvurunun bu bölümünün kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
3. Esas Yönünden
55. Başvurucu, terör olayları dolayısıyla uğramış olduğuzararın tazmini için başvurduğu komisyonun incelemesinin ve devamındakiyargılamanın yaklaşık 8 yıl sürdüğünü ve bu sürenin uzun olması nedeniyle adilyargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
56. Bakanlık görüşünde, makul sürede yargılanma hakkınınihlal edildiği yönündeki şikâyetin kabul edilebilirliği değerlendirilirken,öncelikle AİHM ve Anayasa Mahkemesinin zaman bakımından yetki konusundabenimsediği ilkelere değinilmiş, adil yargılanmanın alt unsurlarından biri olan“makul sürede yargılanma hakkı”kapsamında değerlendirme yapılması gerektiği ve yargılanma süresininuzunluğunun incelendiği durumlarda sadece bireysel başvurunun başlangıcı olan23/9/2012 tarihinden sonraki dönemin değil, bu süreye kadar geçen sürenin dedikkate alınmakta olduğu ifade edilmiştir.
57. Bakanlık görüşünde, AİHM’ye göre hukuk ve idari davalardasürenin kural olarak davanın mahkemeye getirildiği anda başladığını, ancakidari davalarda sürenin idari yargıda dava açılmadan önce söz konusu işlemaleyhine idareye başvuru yapılmasıyla da başlayabileceği belirtilmiştir.
58. Bakanlık görüşünde ayrıca, yargılama süresinin makul olupolmadığına her olayın kendine özgü koşulları ve özellikle davanın karmaşık olupolmadığı, başvurucunun yargılama süresince gösterdiği tavır ve davranışlar,kamu otoritelerinin ve özellikle de yargılama organlarının tutumları, davacınınbaşvurucu açısından taşıdığı önem gibi ölçütler dikkate alınarak kararverildiği görüşüne yer verilmiştir.
59. Anayasa’nın “Hak aramahürriyeti” kenar başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
“Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyleyargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adilyargılanma hakkına sahiptir.”
60. Somut başvurunun dayanağını oluşturan “makul sürede yargılanma hakkı” AnayasaMahkemesinin bu konuda daha önce aldığı kararlarda belirtildiği üzere, adilyargılanma hakkının kapsamına dâhil olup, davaların en az giderle ve mümkünolan süratle sonuçlandırılmasının yargının görevi olduğunu belirten Anayasa’nın141. maddesinin de, Anayasa’nın bütünselliği ilkesi gereği, makul süredeyargılanma hakkının değerlendirilmesinde göz önünde bulundurulması gerektiğiaçıktır (B. No: 2012/1198, 7/11/2013, § 35-39).
61. Makul sürede yargılanma hakkının amacı, tarafların uzunsüren yargılama faaliyeti nedeniyle maruz kalacakları maddi ve manevi baskı ilesıkıntılardan korunması ile adaletin gerektiği şekilde temini ve hukuka olaninancın muhafazası olup, hukuki uyuşmazlığın çözümünde gerekli özeningösterilmesi gereği de yargılama faaliyetinde göz ardı edilemeyeceğinden,yargılama süresinin makul olup olmadığının her bir başvuru açısından münferidendeğerlendirilmesi gerekir (B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 40–46). Bu nedenlebaşvuruya konu yargılama süresinin makul olup olmadığı bu hususlar dikkatealınarak değerlendirilecektir.
62. Ancak belirtilen kriterlerden hiçbiri makul süre değerlendirmesindetek başına belirleyici değildir. Yargılama sürecindeki tüm gecikmeperiyotlarının ayrı ayrı tespiti ile bu kriterlerin toplam etkisideğerlendirilmek suretiyle, hangi unsurun yargılamanın gecikmesi açısından dahaetkili olduğu saptanmalıdır (B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 46).
63. Medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklarailişkin makul süre değerlendirmesinde, sürenin başlangıcı kural olarak,uyuşmazlığı karara bağlayacak yargılama sürecinin işletilmeye başlandığı, başkabir deyişle davanın ikame edildiği tarih olmakla beraber, bazı özel durumlardagirişimin niteliği göz önünde tutularak uyuşmazlığın ortaya çıktığı daha öncekibir tarih başlangıç tarihi olarak kabul edilebilmektedir (B.No: 2012/1198, 7/1/2013, § 45). Somut başvuru açısındanbenzer bir durum söz konusu olup makul süre değerlendirmesinde nazara alınacakzaman diliminin başlangıç tarihi, başvurucunun terör olayları nedeniyleuğradığını ileri sürdüğü zararların giderilmesi amacıyla Komisyona başvurduğukayıt altına alınan 31/8/2005 tarihidir. Bu doğrultuda idari makamabaşvurulması ile başlayan süreç ile yargılamada geçen süreler ayrı ayrıdeğerlendirilmelidir.
64. Somut başvuruda başvurucunun terör olayları nedeniyleuğradığı zararların giderilmesi amacıyla 31/8/2005 tarihinde Komisyonabaşvurduğu ve Komisyon tarafından 4 yıl 9 ay 18 gün sonra 18/5/2010 tarihindekarar verildiği görülmektedir.
65. 5233 sayılı Kanun’un geçici 1. maddesinde komisyonlarayapılan başvuruların başvuru tarihinden itibaren iki yıl içinde sonuçlandırılacağı,anılan Kanun’un geçici 4. maddesinde bu sürenin de bitmesi ve başvurularınsonuçlandırılamamış olması halinde, Bakanlar Kurulunun bu süreyi her defasındabir yılı aşmamak üzere uzatabileceği kurala bağlanmıştır. Bu kapsamda yapılanbaşvuruların sonuçlandırılma süresi, son olarak 20/7/2013 tarih ve 28713 sayılıResmî Gazete’de yayımlanan 24/6/2013 tarih ve2013/5034 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı Eki Kararın 1. maddesiyle, 2/4/2012tarih ve 2012/2996 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile uzatılan süreninbitiminden itibaren bir yıl uzatılmıştır.
66. Kaldı ki, komisyonlar için 5233 sayılı Kanun’dabelirtilen süreler hak düşürücü nitelikte değildir. Uğranılan zararlarıntazmini için yapılan başvurular için 5233 sayılı Kanun’da öngörülen süreler, komisyonlarayönelik bir süre olduğundan düzenleyici nitelikte olup komisyonlar bu süredebaşvuruyu sonuçlandıramasalar da daha sonra verdikleri kararların geçerliolduğunda şüphe yoktur (B. No:2013/772, 7/11/2013, § 62).
67. İdari karar alma ve yargılama sürecinin uzamasındayetkili makamlara atfedilecek gecikmeler, işlemlerin süratle sonuçlandırılmasıhususunda gerekli özenin gösterilmemesinden kaynaklanabileceği gibi, yapısalsorunlar ve organizasyon eksikliğinden de ileri gelebilir. Zira Anayasa’nın 36.maddesi, hukuk sisteminin, idari başvuruları ve davaları makul bir süre içindekarara bağlama yükümlülüğü de dâhil olmak üzere adil yargılama koşullarınıyerine getirebilecek biçimde düzenlenmesi sorumluluğunu devlete yüklemektedir(B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 44). Bu kapsamda, personel ve yargıç sayısındakiyetersizlik ve iş yükü ağırlığı nedeniyle yargılamada makul sürenin aşılmasıdurumunda da yetkili makamların sorumluluğu gündeme gelmektedir (B.No:2012/1198, 7/11/2013, § 55).
68. Bununla birlikte, Anayasa Mahkemesinin bu başvuruyabenzer başka başvurularla ilgili daha önce verdiği kararlarda (B. No:2013/3007, 2013/3008, 2013/3202 ve 2013/3309, 6/2/2014), bu konuda gerekençabanın gösterilmesi ve zamanında yeterli önlemlerin alınması koşuluyla, geçiciolarak iş yükünde meydana gelen olağanüstü artıştan kaynaklanan belli birsüreye kadar yaşanan gecikmelerden devletin sorumluluğunun ortaya çıkmayacağı,ancak bu tarz gecikmelerin yapısal bir soruna dönüşmesi ve halihazırdauygulanan yöntemlerin yetersiz hale gelmesi durumunda devletin, yaşanangecikmelerden sorumlu hale geleceği kabul edilmiştir (B. No: 2013/3007,6/2/2014, §§ 65-67).
69. Bakanlık görüşünde de ifade edildiği üzere 5233 sayılıKanun’un yürürlüğe girmesinden sonra Ekim 2012 tarihine kadar tüm komisyonlaratoplam 361.279 başvuru yapılmış, bu başvurulardan 307.789’u kararabağlanmıştır. Yine bu tarih itibarıyla, ülke genelinde kurulan toplam 105komisyondan 66’sı çalışmasını tamamlamış ancak 39 komisyon çalışmaya devametmiştir.
70. 5233 sayılı Kanun’un 2. maddesi uyarınca, tazminatkomisyonları, 12/4/1991 tarih ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun 1., 3.ve 4. maddeleri kapsamına giren eylemler veya terörle mücadele kapsamındayürütülen faaliyetler nedeniyle zarar gören gerçek kişiler ile özel hukuk tüzelkişilerinin maddî zararlarının sulhen karşılanmasıamacıyla kurulmuştur. Ancak, komisyonlara gelen başvuruların çok büyükçoğunluğunu 5233 sayılı Kanun’un geçici 1. maddesine dayalı olarak 1987-2004yılları arasında gerçekleşen aynı kapsamdaki eylem ve faaliyetler nedeniyleoluşan zararların tazmini amacıyla yapılan başvurular oluşturmaktadır. 5233sayılı Kanun’un yürürlüğe girmesiyle birlikte bu döneme ilişkin bir anda çokyüksek miktarda başvurunun geldiği anlaşılmaktadır. Diğer yandan, 5233 sayılıKanun’un geçici 1. maddesi ile bu döneme ilişkin başvuruların anılan Kanun’unyürürlüğe girmesinden itibaren 1 yıl içinde yapılabileceği belirtilmiş fakat busüre son olarak 5233 sayılı Kanun’a 5666 sayılı Kanunla eklenen geçici 4. maddeile 30/5/2008 tarihine kadar uzatılmıştır. Dolayısıyla komisyonlara bir dönemçok sayıda başvuru yapıldığı, fakat söz konusu başvuru yoğunluğunun devametmesinin mümkün olmadığı anlaşılmaktadır.
71. Yukarıda belirtilen ilkeler çerçevesinde, 5233 sayılı Kanunuyarınca oluşturulan idari başvuru yolunda iş yükündeki artış geçici olup herbir başvurunun karara bağlanmasında yaşanan gecikmelere ilişkin makul süredeğerlendirmesi yapılırken bu olgunun dikkate alınması gerektiği görülmektedir.Bu durumda, yaşanan gecikmelerin makul sürede yargılanma hakkının ihlaline yolaçıp açmadığı konusunda bir karara varabilmek için 5233 sayılı Kanunla kurulanbu sistemin etkili bir şekilde işlemesi noktasında yetkili kişilerin yeterliçabayı gösterip göstermediklerinin ve gerekli önlemleri alıp almadıklarınınortaya konulması gerekmektedir.
72. 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan başvurularda bukomisyonların anılan Kanun’un 7. ve 8. maddeleri uyarınca karşılanacakzararları tespit ettiği, bu çerçevede, her bir başvuruda yapılan talebe bağlıolarak, uğranılan zararların tespiti amacıyla keşifler yaptığı, ayrı ayrıziraat, kadastro, inşaat vb. teknik bilirkişi raporları aldığı, başvurucularıntaşınmazlarının değerini ve bu taşınmazlardan tarım arazisi niteliğindeolanlarının özelliklerine (yetişen tarla bitkisi, endüstri bitkisi, sebze,meyve ağacı olmasına) bağlı olarak gelirlerini hesapladığı görülmektedir.360.000’in üzerinde başvuru için çok değişken ve ayrıntılı hesaplamalaryapılmak suretiyle her bir başvurucunun zararlarının tespiti amacıyla yürütülenbu işlemlerin komisyonlar açısından oldukça karmaşık ve zaman alıcı olduğuortadadır (B. No: 2013/3007, 6/2/2014, § 69, benzer değerlendirmeler içerenAİHM kararı için bkz. Akbayır ve Diğerleri/Türkiye, 30415/08,28/6/2011, § 69-70).
73. Bu kapsamda, 5233 sayılı Kanun kapsamında Siirt ilindenyapılan başvurular hakkında karar almak üzere anılan Kanun’un 4. maddesiuyarınca bir komisyon kurulduğu, başvuru sayısının çokluğu nedeniyle komisyonsayısının arttırıldığı, 21/9/2011 tarihine kadar 3 komisyon halindeçalışıldığı, kurulan komisyonlara 3/3/2014 tarihi itibarıyla toplam 21.554başvuru yapıldığı, 5233 sayılı Kanun’un yürürlülüktarihi olan 27/7/2004 tarihinden 29/9/2005 tarihine kadar yaklaşık 11.000başvuru yapıldığı, başvurucunun komisyona 15/4/2005 tarihinde başvurudabulunduğu, başvurucunun dosya kayıt numarasının 7.846 olduğu anlaşılmaktadır.Komisyona 2004 yılı öncesi olaylara ilişkin sadece 30/5/2008 tarihine kadarbaşvuruların yapılabildiği, bu tarihten sonra 5233 sayılı Kanun kapsamındasadece yeni ortaya çıkan olaylara ilişkin başvuru yapılabileceği, dolayısıylatoplam başvuru sayısındaki artışın çok sınırlı olduğu, 10/1/2014 tarihiitibarıyla yapılan toplam 21.554 başvurudan 20.881’inin karara bağlandığı,komisyon sayısının bire düştüğü ve 673 başvurunun komisyon önünde derdestolduğu anlaşılmaktadır.
74. Görüldüğü gibi komisyonlara, belli bir dönem çok yoğunbaşvuru yapılmış ancak belirli bir tarihten sonra (30/5/2008) başvuru sayısındaçok sınırlı bir artış gerçekleşmiştir. Komisyonlar bu tarihten sonra mevcutbaşvuruların karara bağlanması için çalışmaktadırlar. Başvuru sayısının çokyüksek olduğu dönemlerde Batman (B. No: 2013/3007, 6/2/2014, § 70) ve Siirtörneklerinde görüldüğü üzere illerde kurulan komisyonların sayısınınarttırıldığı, iş yükünün erimesi sonrasında bu sayının düşürüldüğü ve işi bitenkomisyonların kapatıldığı görülmektedir. Hem ülke genelinde hem de Siirt ilindekomisyonlarda karara bağlanmamış başvuruların sayısına bakıldığında çok azsayıda başvurunun kaldığı anlaşılmaktadır.
75. Ülke genelinde ve Siirt ilinde karara bağlanan başvurusayısı ve her bir başvuru kapsamında ayrı ayrı yürütülmesi gereken işlemler gözönünde bulundurulduğunda komisyonların çok yoğun bir şekilde çalıştıklarınınkabulü gerekmektedir. Komisyonların oluşumunu düzenleyen 5233 sayılı Kanun’un4. maddesinde belirtildiği üzere, bu komisyonların yürüttüğü işlemleri yerinegetirebilmek için sadece belirli niteliklere sahip kişilerin komisyon üyesiolabilmesi ve bu komisyon üyelerinin yarı zamanlı görev alan kamu görevlilerioldukları dikkate alındığında bir il içinde kurulan komisyon sayısının belirlibir sayının üzerinde arttırılması da mümkün görünmemektedir (2013/3007,6/2/2014, § 72).
76. Somut olayda, başvuru dilekçesinden anlaşıldığıkadarıyla, 31/8/2005 tarihinde komisyona başvuru sonrasında başvurucunun talebi18/5/2010 tarihinde toplam 4 yıl 9 ay 18 günde karara bağlanmıştır.
77. Başvurunun karara bağlanmasında yaşanan bu gecikmeninKomisyona daha önce yapılmış diğer başvuruların incelenmesi nedeniyle ortayaçıktığı açıktır. Yukarıda açıklanan nedenlerle de geçici olarak ortaya çıkan buiş yükü artışının yapısal bir soruna dönüştüğü ve yetkililerin bu konudaüzerine düşeni yapmadıkları söylenemeyecektir.
78. Başvuruya konu yargılama süreci incelendiğinde, Komisyontarafından başvurucunun taleplerinin reddi sonrasında 17/8/2010 tarihinde davadilekçesinin Diyarbakır İdare Mahkemesine sunulması suretiyle bu sürecinbaşladığı, dosyanın ilk incelemesinin ve taraflara tebligat işlemininyapıldığı, Diyarbakır İdare Mahkemesinin 27/12/2011 tarihli ara kararı ile davadosyasının yetki yönünden reddedilerek 25/7/2011 tarihinde faaliyete geçenBatman İdare Mahkemesine gönderilmesine karar verildiği, dava dosyasını6/2/2012 tarihinde devralan Batman İdare Mahkemesinin 23/3/2012 tarihindedavanın reddine karar verdiği anlaşılmaktadır.
79. Başvurucu tarafından 18/4/2012 tarihinde kararın temyizedilmesi üzerine ilk derece Mahkemesince 16/5/2012 tarihinde temyiz ilkinceleme tutanağı düzenlenerek dosya temyiz incelemesi için 11/7/2012 tarihindeDanıştay’a gönderilmiştir. Temyiz talebine ilişkin olarak yaklaşık beş ay sonra6/12/2012 tarihinde Danıştay 15. Dairesince onama kararı verilmiştir.
80. Bu kararla birlikte neticelenen yargılama faaliyetinintoplam 2 yıl 3 ay 19 gün sürdüğü anlaşılmaktadır.
81. Başvuru konusu yargılama süreci değerlendirildiğinde,ilgili dava dosyasının Diyarbakır İdare Mahkemesinden yeni açılan Batman İdareMahkemesine devri söz konusu olmasına rağmen hem ilk derece aşamasında hem detemyiz aşamasında kayda değer herhangi bir gecikmenin yaşanmadığıanlaşılmaktadır.
82. Sonuç olarak, idari başvuru sürecinde komisyonlardaincelenen toplam başvuru sayısı, komisyonda her bir başvuru kapsamındayürütülen keşif, bilirkişi raporları alınması vb. faaliyetlerin bütünüdüşünüldüğünde detaylı hesaplamalar yapılmasının gerekmesi ve işlemlerinkarmaşık olması, söz konusu başvuru öncesi çok sayıda başvuru yapılması vebunların karara bağlanması ve bunların yanı sıra yargılama sürecinin (dosyanınDiyarbakır İdare Mahkemesinden yeni açılan Batman İdare Mahkemesine devri sözkonusu olmasına rağmen) 2 yıl 3 ay 19 gün içerisinde ilk derece ve temyizaşamalarından geçerek kesinleşmesi gibi davanın tüm koşulları dikkatealındığında, her ne kadar komisyon incelemesinin sonuçlanmasının 4 yıl 9 ayıgeçmesi göreceli olarak oldukça uzun bir süre olmakla birlikte toplamda 7 yıl 4ay 6 günde (31/8/2005-6/12/2012 tarihleri arasında) başvurunun kararabağlanmasının makul sürede yargılanma hakkının ihlalini doğuracağından sözedilemez.
83. Açıklanan nedenlerle, Anayasa’nın 36. maddesiningerektirdiği makul sürede yargılanma hakkının ihlal edilmediğine kararverilmesi gerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanannedenlerle;
A. Başvurucunun,
1. Mülkiyet hakkının ihlal edildiği yönündeki iddialarının, kanunyolu şikâyeti niteliğinde olduğu ve “açıkça dayanaktanyoksunluk”,
2. Silahların eşitliği ilkesinin ihlal edildiği yönündekiiddialarının “açıkça dayanaktan yoksunluk”,
nedenleriyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
3. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği yönündekiiddialarının KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Başvurucunun makul sürede yargılanma hakkının İHLAL EDİLMEDİĞİNE,
C. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde bırakılmasına,
8/5/2014tarihinde OY BİRLİĞİYLE kararverildi.