TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
TAHİR LAÇİN BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2013/7011)
Karar Tarihi: 5/112015
R.G. Tarih ve Sayı: 15/1/2016-29594
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Engin YILDIRIM
Üyeler
:
Recep KÖMÜRCÜ
Alparslan ALTAN
Celal Mümtaz AKINCI
Muammer TOPAL
Raportör
:
Akif YILDIRIM
Başvurucu
:
Tahir LAÇİN
Vekilleri
:
Av. Faruk Nafiz ERTEKİN
Av. Keleş ÖZTÜRK
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru; başka bir davada yargılanan kişilerin kollukbeyanlarına dayanılarak mahkûmiyet hükmü kurulması, son savunmada müdafiyardımından yararlanılmasına imkân verilmemesi, zorunlu müdafi bulunmaksızınduruşma yapılması, yargılamanın sonucunun adil olmaması, derecemahkemesi kararlarının gerekçesiz olması ve yargılamanın makul süredebitirilmemesi nedenleriyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasınailişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 16/9/2013 tarihinde yapılmıştır. Dilekçe ve eklerininidari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasınaengel teşkil edecek bir eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.
3. İkinci Bölüm İkinci Komisyonunca 15/4/2015 tarihinde,başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına kararverilmiştir.
4. Bölüm Başkanı tarafından 19/6/2015 tarihinde, başvurununkabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına ve başvurubelgelerinin bir örneğinin görüş için Adalet Bakanlığına (Bakanlık)gönderilmesine karar verilmiştir.
5. Bakanlığın yazılı görüşü 21/8/2015 tarihinde AnayasaMahkemesine sunulmuştur.
6. Bakanlık görüş yazısı, başvurucuya 11/9/2015 tarihindebildirilmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı 15/9/2015 tarihindebeyanlarını sunmuştur.
III. OLAY VE OLGULAR
A. Olaylar
7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve UlusalYargı Ağı Projesi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler çerçevesindeilgili olaylar özetle şöyledir:
8. Başvurucu, 1/10/2004 tarihinde terör örgütüne üye olmasuçlamasıyla gözaltına alınmış ve 5/10/2005 tarihinde Cumhuriyet savcısıtarafından ifadesi alındıktan sonra yasa dışıMarksist Leninist Komünist Parti (MLKP)adlı örgütün üyesi olma suçundan Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi tarafındantutuklanmıştır.
9. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının 15/3/2005 tarihli veE.2005/5190-62 sayılı iddianamesi ile başvurucu hakkında “silahlı terör örgütükurma veya yönetme, anayasal düzeni zorla değiştirmeye kalkışma, silahlı terörörgütüne üye olma” suçlarından kamu davası açılmıştır.
10. Başvurucu hakkında Ankara 11. Ağır Ceza MahkemesininE.2005/91 sayılı dosyası kapsamında verilen karar, Yargıtay 9. Ceza Dairesinin6/5/2009 tarihli ve E.2008/17004, K.2009/5508 sayılı ilamı ile bozulmuştur.
11. Bozma sonrasında Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesinin 28/8/2012tarihli ve E.2009/275, K.2012/159 sayılı kararı ile başvurucunun “TürkiyeCumhuriyeti Anayasasının tamamını veya bir kısmını tağyir, tebdil veya ilgayateşebbüs etmek” suçundan müebbet hapis cezası ile cezalandırılmasına kararverilmiştir.
12. Karar gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:
“…
Sanık Tahir LAÇİN’in [Başvurucu] yasadışı silahlıMLKP (Marksist Leninist Komünist Partisi) terör örgütünün askeri yapılanmasıolan FESK (Fakirlerin. Ezilenlerin Silahlı Kuvvetleri) içerisinde üst düzeykonumda yönetici olduğu, Lübnan Ülkesinde bulunan Beka Vadisinde askeri eğitimgördüğü, örgüt içerisinde Erzincan-Tunceli kırsalı ile İstanbul İlinde şehiryapılanmasında silahlı faaliyet yürüttüğü, örgüte eleman kazandırdığı, örgütiçerisinde gerçek kimliğinin ortaya çıkmasını engellemek ve gizliliğini teminetmek maksadıyla Müslüm kod adını kullandığı, öncesinde yasadışı terör örgütüüyesi olmak suçundan dolayı İstanbul DGM’de yargılanarak eylemine uyan 765sayılı TCK’nın 168/2. maddesi gereğince neticeten 12 yıl 6 ay hapis cezası ilecezalandırılmasına karar verildiği, iş bu dava nedeniyle 1996 yılı ile 2000yılları arasında tutuklu kalıp 2000 yılında tahliye olduğu, sanığın yakalandığıtarihe kadar eylem ve faaliyetlerine devam ettiği, sanığın diğer örgütün üstdüzey yönetici konumunda bulunan sanıklar N. Ş. ve M. Ç. ile birlikte hareketederek örgüt evinde kullanılmak üzere diğer iki sanıkla birlikte kullanılmış eveşyası satan tanıklar H. G. ve S. G.’den ikinci el eveşyası aldığı, yine diğer iki sanıkla birlikte Eskişehir-Ankara karayolunun 30.kilometresinde giderken araç içerisinde yakalandıkları, sanık Tahir’in üzerindehakkındaki adli ve cezai kovuşturmadan kurtulmak maksadıyla kendi resmininbasılı olduğu E. A. sahte kimliğiyle yakalandığı hususu sübuta ermiştir.
Sanığın örgüte katılımından yakalandığı güne kadar iştiraketmiş olduğu ve gerçekleştirmiş olduğu sübuta eren eylemlerini, yasadışısilahlı MLKP terör örgütünün faaliyetleri çerçevesinde gerçekleştirmiş olupvahamet arzedici nitelikte olduğu, bu itibarla sanıkTahir LAÇİN’in üyesi bulunduğu yasadışı silahlı MLKPterör örgütünün amaç ve faaliyetleri doğrultusunda, cebir ve şiddet kullanmaksuretiyle Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının öngördüğü düzeni ortadan kaldırmaya,bu düzen yerine başka bir düzen getirmeye veya bu düzenin fiilen uygulanmasınıönlemeye teşebbüs amacına yönelik olarak vahamet arz eden olaylarıgerçekleştirdiği, sanığın sübûtu kabul olunaneylemlerinin amaç suçun işlenmesi doğrultusundaki örgütsel bağlılık ile ülkegenelindeki organik bütünlüğe göre, amacı gerçekleştirme tehlikesiyaratabilecek nitelikte olduğu belirlenerek sanığın eylemine uyan ve lehineolan 765 Sayılı TCK’nın 125. maddesine göre; "Türkiye CumhuriyetiAnayasasının tamamını veya bir kısmını tağyir, tebdil veya ilgaya teşebbüsetmek" suçundan mahkûmiyeti cihetine gidilmiştir.
Sanık Tahir LAÇİN soruşturma ve kovuşturma aşamasındamahkememizde alınan savunmasında atılı suçlamayı inkâr etmişse de sanıkhakkında beyanda bulunan örgüt mensuplarının beyanlarında (A. A., Ş. G., A. H.B., O. N. O. ve C. K.) sanığın İstanbul ili ile Erzincan-Tunceli kırsalındafaaliyet gösterdiğini ifade ettikleri, yine sanığın örgüte eleman kazandırdığı,yakalandığı tarihte örgütün üst düzey yöneticileri konumunda olan diğersanıklar N. Ş. ve M. Ç. ile birlikte, E. A. adına düzenlenmiş sahte kimlikleyakalandığı hususu hep birlikte değerlendirildiğinde, sanığın atılı suçuişlediği kanaatine varılarak sanığın kendisini suçtan ve cezadan kurtarmayayönelik savunmasına itibar edilmemiştir.
Yasadışı silahlı MLKP terör örgütü üyesi ve yöneticisikonumunda olan sanık Tahir LAÇİN’in örgütte bulunduğusüre içerisinde katılmış olduğu ve gerçekleştirmiş olduğu eylemlerinMahkememizce değerlendirilmesinde;
- 18. 12.2002 tarihinde İstanbul İli Kadıköy İlçesi Söğütlüçeşme tren istasyonu üzerinde bulunan yaya üstgeçidine, 19 ARALIK’IN HESABINI SORACAĞIZ – MLKP ibaresi yazılı üzerindeşüpheli paket bulunan pankart asma eylemine diğer örgüt mensuplarıyla birlikteiştirak ederek bombayı Müslüm kod adlı sanık Tahir LAÇİN’inhazırlayıp olay yerine getirdiği,
- 24. 01.2003 tarihinde İstanbul İli Eyüp İlçesi Rami KuruGıda Toptancılar sitesinde bulunan …bank Topçular Şubesinin silahla soyulmasıve güvenlik görevlisinin silahının gasbedilmesieylemine diğer örgüt mensuplarıyla birlikte maskeli ve silahlı olarak iştirakettiği,
- 17. 03.2003 tarihinde İstanbul İli Maltepe İlçesi CevizliMahallesi Atilla Sok. No.9 sayılı yerdeki döviz bürosu sahiplerinden mağdurlarH. K., A. K. ve F. K.’ye ait para ve 3 adettabancanın gasp edilmesi eylemine diğer örgüt mensuplarıyla birlikte iştirakettiği hususu sübuta ermiştir.
Sanık Tahir LAÇİN her ne kadar bu eylemlere katılmadığınıinkâr etmişse de iş bu ortak eylemlerden dolayı yargılanan A. A.’nın aşama beyanları ve yine A. A.’nınyargılandığı İstanbul (CMK.nun 250. maddesiyleyetkili) 12. Ağır Ceza Mahkemesinin 04.05.2011 tarih ve 2003/213 Esas, 20184Karar sayılı dava dosyasında da iş bu eylemlere ilişkin eylem evrakları vedosyamızdaki evrakların birbirleriyle uyumluluk arzettiği,iş bu eylemlerin İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesince dosyanın sanığı sanık A.A.’nın yönünden sübut kabul edilmiş olup ayrıca17.03.2003 tarihinde Maltepe İlçesi … semtindeki mağdurlar K. kardeşlerden gasbedilen üç silahtan mağdur A. K.’dengasbedilen seri numaraları silinmeye çalışılmış 9 mmçaplı Belçika yapısı ruhsatlı tabancanın örgüte ait evde yapılan aramada elegeçirilmiş olması kül halinde değerlendirildiğinde, sanığın kendisini suçtan vecezadan kurtarmak maksadıyla inkâra yönelik savunmasına itibar edilmemiştir.
…”
13. Temyiz üzerine Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesinin 28/8/2012tarihli kararı, Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 8/7/2013 tarihli ve E.2013/4821,K.2013/10539 sayılı ilamı ile onanmıştır.
14. Başvurucu, onama kararını 3/9/2013 tarihinde öğrendiğini beyanetmiştir.
15. Bireysel başvuru 16/9/2013 tarihinde yapılmıştır.
B. İlgili Hukuk
16. 1/3/1926 tarihli ve 765 sayılı mülga Türk Ceza Kanunu'nun146. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
“Türkiye Cumhuriyeti Teşkilâtı Esasiye Kanununun tamamınıveya bir kısmını tağyir ve tebdil veya ilgaya ve bu kanun ile teşekkül etmişolan Büyük Millet Meclisini iskata veya vazifesiniyapmaktan men'e cebren teşebbüs edenler,Ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis cezasına mahkûm olur.”
17. 4/12/2014 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun“Müdafi görevini yerine getirmediğindeyapılacak işlem ve müdafilik görevinden yasaklanma” kenar başlıklı151. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
“(1) 150 nci madde hükmüne göregörevlendirilen müdafi, duruşmada hazır bulunmaz veya vakitsiz olarakduruşmadan çekilir veya görevini yerine getirmekten kaçınırsa, hâkim veyamahkeme derhâl başka bir müdafi görevlendirilmesi için gerekli işlemi yapar. Budurumda mahkeme oturuma ara verebileceği gibi oturumun ertelenmesine de kararverebilir.
(2) Eğer yeni müdafi savunmasını hazırlamak için yeterlizaman olmadığını açıklarsa oturum ertelenir.
…”
18. 5271 sayılı Kanun’un “Sanığınsavunma delillerinin toplanması istemi” kenar başlıklı 177. maddesişöyledir:
“(1) Sanık, tanık veya bilirkişinin davetini veya savunmadelillerinin toplanmasını istediğinde, bunların ilişkin olduğu olaylarıgöstermek suretiyle bu husustaki dilekçesini duruşma gününden en az beş günönce mahkeme başkanına veya hâkime verir.
(2) Bu dilekçe üzerine verilecek karar, kendisine derhâlbildirilir.
(3) Sanığın kabul edilen istemleri, Cumhuriyet savcısına dabildirilir.”
19. 5271 sayılı Kanun’un “Çağrılmasıreddedilen tanığın ve uzman kişinin doğrudan mahkemeye getirilmesi”kenar başlıklı 178. maddesi şöyledir:
“(1) Mahkeme başkanı veya hâkim, sanığın veya katılanıngösterdiği tanık veya uzman kişinin çağrılması hakkındaki dilekçeyireddettiğinde, sanık veya katılan o kişileri mahkemeye getirebilir. Bu kişilerduruşmada dinlenir.”
20. 5271 sayılı Kanun’un “Tanıkve bilirkişinin naiple veya istinabe yoluyla dinlenmeleri” kenarbaşlıklı 180. maddesi şöyledir:
“(1) Hastalık veya malûllük veyagiderilmesi olanağı bulunmayan başka bir nedenle bir tanık veya bilirkişininuzun ve önceden bilinmeyen bir zaman için duruşmada hazır bulunmasının olanaklıbulunmayacağı anlaşılırsa, mahkeme onun bir naiple veya istinabe yoluyladinlenmesine karar verebilir.
(2) Bu hüküm, konutlarının yetkili mahkemenin yargı çevresidışında bulunmasından dolayı getirilmesi zor olan tanık ve bilirkişinindinlenmesinde de uygulanır.
(3) Davayı görmekte olan mahkeme, zorunluluk olmadıkça,büyükşehir belediye sınırları içerisinde bulunan şikâyetçi, katılan, sanık,müdafi veya vekil, tanık ve bilirkişilerin istinabe yoluyla dinlenmesine kararveremez.
(4) İstinabe olunan mahkeme, büyükşehir belediye sınırlarıiçerisinde ise, ilgililer kendi yargı çevresinde bulunmasa da büyükşehirbelediye sınırları içerisinde yerine getirilmesi gereken istinabe evrakını geriçevirmeksizin gereğini yapar.
(5) Yukarıdaki fıkralar içeriğine göre tanık veyabilirkişinin aynı anda görüntülü ve sesli iletişim tekniğinin kullanılmasısuretiyle dinlenebilmeleri olanağının varlığı hâlinde bu yöntem uygulanarakifade alınır. Buna olanak verecek teknik donanımın kurulmasına vekullanılmasına ilişkin esas ve usuller yönetmelikte gösterilir.”
21. 5271 sayılı Kanun’un “Doğrudansoru yöneltme ”kenar başlıklı 201. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:
“(1) Cumhuriyetsavcısı, müdafi veya vekil sıfatıyla duruşmaya katılan avukat; sanığa,katılana, tanıklara, bilirkişilere ve duruşmaya çağrılmış diğer kişilere,duruşma disiplinine uygun olarak doğrudan soru yöneltebilirler. Sanık vekatılan da mahkeme başkanı veya hâkim aracılığı ile soru yöneltebilir. Yöneltilensoruya itiraz edildiğinde sorunun yöneltilmesinin gerekip gerekmediğine,mahkeme başkanı karar verir. Gerektiğinde ilgililer yeniden soru sorabilir.”
22. 5271 sayılı Kanun’un “Delillerinortaya konulması ve reddi” kenar başlıklı 206. maddesinin (3) numaralıfıkrası şöyledir:
“Cumhuriyet savcısı ile sanık veya müdafiibirlikte rıza gösterirlerse, tanığın dinlenmesinden veya başka herhangi birdelilin ortaya konulmasından vazgeçilebilir.”
23. 5271 sayılı Kanun’un “Duruşmadaokunması zorunlu belge ve tutanaklar” kenar başlıklı 209. maddesinin(1) numaralı fıkrası şöyledir:
“Naip veya istinabe yoluyla sorgusu yapılan sanığa ait sorgututanakları, naip veya istinabe yoluyla dinlenen tanığın ifade tutanakları ilemuayene ve keşif tutanakları gibi delil olarak kullanılacak belgeler ve diğeryazılar, adlî sicil özetleri ve sanığın kişisel ve ekonomik durumuna ilişkinbilgilerin yer aldığı belgeler, duruşmada okunur.”
24. 5271 sayılı Kanun’un “Duruşmadaokunmayacak belgeler” kenar başlıklı 210. maddesinin (1) numaralıfıkrası şöyledir:
“Olayın delili, bir tanığın açıklamalarından ibaret ise, butanık duruşmada mutlaka dinlenir. Daha önce yapılan dinleme sırasındadüzenlenmiş tutanağın veya yazılı bir açıklamanın okunması dinleme yerinegeçemez.”
25. 5271 sayılı Kanun’un “Duruşmadaokunmasıyla yetinilebilecek belgeler” kenar başlıklı 211. maddesişöyledir:
“(1) a) Tanık veya sanığın suç ortağı ölmüş veya akılhastalığına tutulmuş olur veya bulunduğu yer öğrenilemezse,
b) Tanık veya sanığın suç ortağının duruşmada hazırbulunması, hastalık, malûllük veya giderilmesiolanağı bulunmayan başka bir nedenle belli olmayan bir süre için olanaklıdeğilse,
c) İfadesinin önem derecesi itibarıyla tanığın duruşmadahazır bulunması gerekli sayılmıyorsa,
Bu kişilerin dinlenmesi yerine, daha önce yapılan dinlemesırasında düzenlenmiş tutanaklar ile kendilerinin yazmış olduğu belgelerokunabilir.
(2) Cumhuriyet savcısı, katılan veya vekili, sanık veya müdafii birinci fıkrada belirtilenlerin dışında kalantutanakların okunmasına birlikte rıza gösterebilirler.”
26. 5271 sayılı Kanun’un “Delilleritakdir yetkisi” kenar başlıklı 217. maddesi şöyledir:
“(1) Hâkim, kararını ancak duruşmaya getirilmiş ve huzurundatartışılmış delillere dayandırabilir. Bu deliller hâkimin vicdanî kanaatiyleserbestçe takdir edilir.
(2) Yüklenen suç, hukuka uygun bir şekilde elde edilmiş hertürlü delille ispat edilebilir.”
IV. İNCELEME VE GEREKÇE
27. Mahkemenin 5/11/2015 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvurucunun 18/9/2013 tarihli ve 2013/7011 numaralı bireysel başvurusuincelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucunun İddiaları
28. Başvurucu; son savunmasında avukat yardımındanyararlanmasına imkân verilmediğini, duruşmanın zorunlu müdafi bulunmaksızınyapıldığını, temyiz incelemesinin duruşmasız olarak gerçekleştirildiğini, başkasuçlardan başka dosyalarda yargılanan kişilerin kolluk beyanlarına dayanarakmahkûm edildiğini, bu tanıkları sorgulama imkânı bulamadığını, bozma ilamında belirtilenhususların bozma sonrasındaki yargılama aşamasında dikkate alınmadığını, atılısuçu nasıl işlediğine dair somut delil ortaya konulamamasına rağmen mahkûmedildiğini, yargılanması sırasında çelişmeli yargılama ve silahların eşitliğiilkelerine uyulmadığını, yargılamasının uzun sürdüğünü, mahkeme kararlarınıngerekçelerinin yeterli olmadığını belirterek Anayasa’nın 36. maddesinin ihlaledildiğini ileri sürmüş; yargılamanın yenilenmesi ve tazminat taleplerindebulunmuştur.
B. Değerlendirme
1. Kabul Edilebilirlik Yönünden
a. Başvurucunun, Son Savunmasında Avukat YardımındanYararlanmasına İmkan Verilmediği, Zorunlu MüdafiBulunmaksızın Duruşma Yapıldığı İddiaları
29. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrasında, herkesinmeşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacıveya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahip olduğubelirtilmiştir. Anayasa’da adil yargılanma hakkının kapsamı düzenlenmediğindenbu hakkın kapsam ve içeriğinin, Avrupaİnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) “Adilyargılanma hakkı” kenar başlıklı 6. maddesi çerçevesindebelirlenmesi gerekir (Adnan Oktar,B. No: 2012/917, 16/4/2013, § 20).
30. Sözleşme’nin 6. maddesininüçüncü fıkrasının (c) bendi şöyledir:
“(3) Bir suç ile itham edilen herkes aşağıdakiasgari haklara sahiptir:
…
c) Kendisini bizzat savunmak veya seçeceği birmüdafinin yardımından yararlanmak; eğer avukat tutmak için gerekli maddîolanaklardan yoksun ise ve adaletin yerine gelmesi için gerekli görüldüğünde,resen atanacak bir avukatın yardımından ücretsiz olarak yararlanabilmek;”
31. Sözleşme’nin 6. maddesinin üçüncü fıkrasının (c) bendindekidüzenlemede isnat altında bulunan kişi, savunma hakkının kullanılmasında üçayrı hakka sahiptir. Bu haklar; kendisini bizzat savunma, kendisinin seçtiğibir müdafi yardımından yararlanma ve bir müdafiye sahip olmak için gerekli maliolanaktan yoksun ise ve adaletin yerine gelmesi için gerekli görülürse resenatanacak bir müdafi yardımından yararlanma haklarıdır. Dolayısıyla suç isnadıaltında bulunan kişinin kendisini bizzat savunması devlet tarafından talepedilemez (Pakelli/Federal Almanya, B. No: 8398/78, 25/4/1983).
32. Müdafi, 5271 sayılı Kanun’un 2.maddesinin (1) numaralı fıkrasının (c) bendinde, şüpheli veya sanığın cezayargılamasında savunmasını yapan avukat olarak tanımlanmaktadır. Şüpheli veyasanığın, müdafii aracılığıyla savunulması hususundatercih yapma olanağına sahip olduğu hâllerde görev yapan müdafi, ihtiyarimüdafi; görevlendirilmesi hususunda şüpheli veya sanığın iradesinin önemtaşımadığı hâllerde görev yapan müdafi ise zorunlu müdafidir (Yargıtay CezaGenel Kurulunun 11/1/2011 tarihli ve E.2011/10-182, K.2011/204 sayılı kararı).
33. Müdafi yardımından yararlanmahakkının adil yargılanma hakkı temelinde önemi, suç isnadı altında olan kişininbu haktan yararlandırılması yönünde devletin pozitif bir yükümlülüğü olduğununkabul edilmesidir. Sözleşme’nin 6. maddesinin üçüncü fıkrasının (c) bendi; Sözleşme’ye taraf devletleri, suç isnadı altındaki kişi müdafiyesahip olmak için gerekli mali olanaktan yoksun ise ve adaletin yerine gelmesiiçin gerekli görülürse suç isnadı altındaki kişiyi resen atanacak bir müdafiyardımından yararlandırma yükümlülüğü altına sokmuştur (Kazım Albayrak, B. No: 2014/3836, 17/9/2014,§ 31).
34. Bu bağlamda müdafiibulunmayan şüpheli veya sanığın; çocuk, kendini savunamayacak derecede malulveya sağır ve dilsiz olması, soruşturma veya kovuşturma konusu suçun cezasınınalt sınırının beş yıldan fazla hapis cezasını gerektirmesi, resmî bir kurumdakusur yeteneğinin araştırılması için gözlem altına alınmasına karar verilecekolması, tutuklama talebiyle mahkemeye sevk edilmesi, davranışları nedeniylehazır bulunması hâlinde duruşmanın düzenli olarak yürütülmesini tehlikeye sokansanığın yokluğunda duruşma yapılması ve kaçak sanık hakkında duruşma yapılmasıhâllerinde şüpheli veya sanığın istemi bulunmasa hatta açıkça müdafiistemediğini beyan etse bile müdafi görevlendirme zorunluluğu bulunmaktadır(Yargıtay Ceza GenelKurulunun 11/1/2011 tarihli ve E.2011/10-182, K.2011/204 sayılı kararı).
35. 5271 sayılı Kanun’un 150.maddesinin (1) numaralı fıkrası gereğince şüpheli veya sanık, müdafiseçebilecek durumda olmadığını beyan ederse istemi hâlinde bir müdafigörevlendirilir. 5271 sayılıKanun’un 151. maddesinin (1) numaralı fıkrasına göre sanığa atanan müdafi,duruşmaya gelmez veya duruşmadan çekilir veya görevini yerine getirmektenkaçınırsa hâkim veya mahkeme derhâl başka bir müdafi görevlendirilmesi içingerekli işlemi yapmak zorundadır.
36. Diğer yandan müdafi iletemsil edilme hakkı bakımından önemli olan, yargılamaya bir bütün olarakbakıldığında başvurucunun müdafi yardımından etkili bir biçimde yararlanmışolmasıdır (Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. İmbrioscia/İsviçre, B. No: 13972/88, 24/11/1993, §41).
37. Somut olayda, yargılamanın 7/8/2012tarihli 19. celsesinde başvurucunun tutuklu olarak duruşmada hazır bulunduğuancak daha önceki celselerde görev yürüttüğü anlaşılan başvurucu müdafii Av. Keleş Öztürk’ün duruşmaya katılamadığı içinmesleki mazeretinin kabulüne karar verildiği, başvurucunun da bir sonrakicelsede yazılı savunma vereceğini beyan ettiği, 14/8/2012 tarihli 20. celsedebaşvurucunun duruşmada hazır edilememesi nedeniyle duruşmanın 28/8/2012tarihine ertelendiği, 28/8/2012 tarihli 21. (hüküm) celsesinde ise başvurucununtutuklu olarak duruşmada hazır edildiği ve esas hakkındaki savunmasısorulduğunda avukatı olmadan savunma yapmak istemediğini ve son sözü soruluncada talebi olmadığını belirttiği ve bu duruşmada başvurucuya zorunlu müdafiatanması için mahkemece herhangi bir işlem yapılmadan cezalandırıldığıgörülmektedir.
38. Gerekçeli kararda bu husustaaşağıdaki ifadeler yer almıştır:
“Mahkememizce sanık müdafilerinin 02.11.2010 tarihindenitibaren esas hakkındaki savunmalarını hazırlamak için süre talepleriMahkememizce her defasınca sanık lehine düşünülerek savunma hakkınınkısıtlanmaması amacıyla kabul edilmiştir. Sanık müdafiininoturumlara katılmayarak mazeret taleplerinin yargılamaya uzatmaya matuf olduğu,dosyanın geçirmiş olduğu safahat nazara alınarak yerinde bulunmaya mazeretinreddine karar verilmiştir.
Sanık Tahir LAÇİN müdafii de kararoturumundan önceki oturumlarda müteaddit defa esas hakkındaki savunmalarınıyapmış, karar oturumunda da duruşmaya katılmamış, mazeret de bildirmemiştir.”
39. Başvurudosyasının incelenmesinden, başvurucu ve müdafiinin,birçok celsede yazılı ve sözlü savunmada bulunduğu, bu hususun başvurucutarafından da kabul edildiği tespit edilmiştir. Diğer yandan başvurucumüdafilerinin 2/11/2010 tarihinden itibaren esas hakkındaki savunmalarınıhazırlamak için süre talepleri, derece mahkemesince başvurucu lehinedüşünülerek savunma hakkının kısıtlanmaması amacıyla kabul edilmiştir. Sonuçolarak yargılamaya bir bütünolarak bakıldığında, başvurucunun müdafi yardımından etkili bir biçimdeyararlandığı anlaşılmıştır.
40. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa MahkemesininKuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralıfıkrasında ise açıkça dayanaktan yoksun başvuruların Mahkemece kabul edilemezolduğuna karar verilebileceği belirtilmiştir.
41. Açıklanan nedenlerle başvurucu tarafından ileri sürülen, sonsavunmasında avukat yardımından yararlanmasına imkân verilmediği, zorunlumüdafi bulunmaksızın duruşma yapıldığı iddiaları yönünden bir ihlalin olmadığıaçık olduğundan, başvurunun bu kısmının açıkçadayanaktan yoksun olması sebebiyle kabul edilemez olduğuna kararverilmesi gerekir.
b. Duruşmalı Yargılama Hakkının İhlal Edildiği İddiası
42. Başvurucu, temyiz incelemesinin duruşmasız olarakgerçekleştirildiğini ileri sürmüştür.
43. Anayasa’nın 141. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
“Mahkemelerde duruşmalar herkese açıktır. Duruşmaların birkısmının veya tamamının kapalı yapılmasına ancak genel ahlâkın veya kamugüvenliğinin kesin olarak gerekli kıldığı hallerde karar verilebilir.”
44. Anayasa'nın “Hak aramahürriyeti” kenar başlıklı 36. maddesinde herkesin meşru vasıta veyollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalıolarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahip olduğu, “Duruşmaların açık ve kararların gerekçeli olması”kenar başlıklı 141. maddesinin birinci ve ikinci fıkralarında ise mahkemelerdeduruşmaların herkese açık olduğu, duruşmaların bir kısmının veya tamamınınkapalı yapılmasına ancak genel ahlakın veya kamu güvenliğinin kesin olarakgerekli kıldığı hâllerde karar verilebileceği düzenlemelerine yer verilmiştir.
45. Sözleşme’nin “Adilyargılanma hakkı” kenar başlıklı 6. maddesinin (1) numaralıfıkrasında ise herkesin davasının, kamuya açık olarak görülmesini istemehakkına sahip olduğu, kararın aleni verileceği ancak demokratik bir toplumiçinde ahlak, kamu düzeni veya ulusal güvenlik yararına, küçüklerin çıkarlarıveya bir davaya taraf olanların özel hayatlarının gizliliği gerektirdiğindeveyahut aleniyetin adil yargılamaya zarar verebileceği kimi özel durumlarda vemahkemece bunun kaçınılmaz olarak değerlendirildiği ölçüde, duruşma salonununtüm dava süresince veya kısmen, basına ve dinleyicilere kapatılabileceği hükmebağlanmıştır.
46. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adilyargılanma hakkının temel unsurlarından birisi de Anayasa'nın 141. maddesindedüzenlenen yargılamanın açık ve duruşmalı yapılması ilkesidir (Nevruz Bozkurt, B. No: 2013/664,17/9/2013, § 32). Buna göre duruşmaların kamuya açık olarak yürütülmesineilişkin gereklilik, adil yargılanma hakkının en önemli güvencelerinden biriolup temel gayesi; kişileri, kamu denetiminden uzak, kapalı kapılar ardındayürütülmekte olan gizli bir yargılama ve bunun doğuracağı endişelerdenkorumaktır. Dolayısıyla yargılamanın şeffaflığı, mahkemeye duyulması gerekengüvenin pekişmesini sağlamak ve davaların adil bir şekilde görülmesini teminetmek bakımından önemlidir.
47. Yargılamanın açıklığı ilkesinin amacı, adli mekanizmanınişleyişini kamu denetimine açarak yargılama faaliyetinin saydamlığını güvencealtına almak ve yargılamada keyfîliği önlemektir. Buyönüyle hukuk devletinin en önemli gerçekleştirme araçlarından birisini oluşturur.Özellikle ceza davalarında yargılamanın duruşmalı ve aleni yapılması silahlarıneşitliği ilkesinin ve savunma haklarının güvencesini oluşturur (Nevruz Bozkurt, § 32).
48. Diğer taraftan duruşmaların teorik olarak kamuya açık olmasıyeterli olmayıp bunun uygulamaya yansıtılması da bu güvencenin sağlanması içingereklidir. Bu bakımdan, davanın tarafları dışında, başta basın olmak üzereduruşmayı izlemek isteyen kişilerin duruşmaya katılımlarınınkolaylaştırılmasına yönelik bir takım tedbirleralınması devletin görevidir. Bu kapsamda kamunun, duruşmanın yeri ve tarihi ileilgili olarak bilgi sahibi olabilmesi, bu bilgilerin gizli tutulmaması veduruşmanın icra edileceği yerin fiilen erişime açık olması gereklidir (Benzeryöndeki AİHM kararı için bkz. Riepan/Avusturya,B. No. 35115/97, 14/11/2000, § 29).
49. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) göre duruşmayapmamayı haklı gösteren istisnai durumlar olmadığı sürece ilk ve tek derecemahkemesinin huzurundaki yargılamalarda, Sözleşme'nin 6/1. maddesi uyarınca "açık duruşma hakkı" beraberinde"duruşma isteme hakkı"nı da getirir (Hakansson ve Sturesson/İsveç,B. No: 11855/85, 21/2/1990, § 64).
50. Ancak “duruşmalı yargılama hakkı” her türlü yargılamanınmutlaka duruşmalı yapılması zorunluluğu anlamına gelmez. Adil yargılamailkelerine uyulmak şartıyla usul ekonomisi ve iş yükünün azaltılması gibiamaçlarla bazı yargılamaların duruşmadan istisna tutulması ve duruşmayapılmaksızın karara bağlanması anayasal hakların ihlalini oluşturmaz.Özellikle ilk derece mahkemeleri önünde duruşmalı yargılama yapılıp kararverildikten sonra kanun yolu incelemesinin, tarafların iddia veya savunmalarıyazılı olarak alındıktan sonra dosya üzerinden yapılması hâlinde adilyargılanma hakkının ihlalinden söz edilemez (NevruzBozkurt, § 32).
51. UYAP üzerinden yapılan incelemede dava dosyasının DereceMahkemesinin önünde incelenmesi aşamasında duruşma yapıldığı, tarafların iddiave savunmalarını ortaya koyabildikleri görülmüştür. Duruşmalı incelemeyapılması istemi, süresinden sonra yapıldığı için Yargıtay tarafındanreddedilmiştir.
52. Açıklanan nedenlerle duruşmalı yargılama hakkına yönelik birihlalin olmadığı açık olduğundan başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniylekabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
c. Tanık Sorgulama ve Makul Sürede YargılanmaHaklarının İhlal Edildiği İddiaları
53. Başvurucu; duruşmada dinlenmeyen tanık beyanlarınadayanılarak mahkûmiyet hükmü kurulması, hakkında yürütülen soruşturma vekovuşturmanın makul süre içinde sonuçlandırılmaması nedenleriyle adilyargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Açıkça dayanaktan yoksunolmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka birnedeni de bulunmadığı anlaşılan başvurunun bu kısımlarının kabul edilebilirolduğuna karar verilmesi gerekir.
2. Esas Yönünden
a. Tanık Sorgulama Hakkı
54. Başvurucu; benzer suçlardan başka dosyalarda yargılanankişilerin kolluk beyanlarına dayanılarak hakkında mahkûmiyet hükmü kurulduğunu,bu kişilerle yüzleştirilmediğini, bu kişilere soru soramadığını, bu kişilerinbeyanlarının yasak sorgu yöntemleriyle alınıp alınmadığının araştırılmadığını,bu kişilerin Mahkemece beyanlarının yeniden alınmadığını belirterek adilyargılanma hakkının ihlal edildiğini iddia etmektedir.
55. Bakanlık görüşünde, delillerin kabul edilmesi vetartışılmasına ilişkin takdirin derece mahkemelerine ait olduğu ve bumahkemelerce olguların ve hukukun değerlendirilmesinde yapılan yanlışlıklarınAnayasa’da güvence altına alınan haklar ve özgürlükler ihlal edilmediğimüddetçe bireysel başvuruya konu edilemeyeceği ifade edilmiştir. Bakanlık,konuya ilişkin AİHM kararlarını hatırlatarak mahkeme önünde tanıklık yapmayankişilerin beyanları dosyaya girdiği takdirde bu kişilerin tanık olarak kabuledileceklerini, başvurucunun bu tanıklara soru soramamasının silahlarıneşitliği ilkesini ihlal edebileceğini belirtmiştir.
56. Anayasa'nın 36. maddesinin birinci fıkrasında herkesin meşruvasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veyadavalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahip olduğubelirtilmiştir. Anayasa'da adil yargılanma hakkının kapsamı düzenlenmediğindenbu hakkın kapsam ve içeriğinin, Sözleşme'nin "Adil yargılanma hakkı" kenar başlıklı 6. maddesi çerçevesindebelirlenmesi gerekir (Onurhan Solmaz, B. No: 2012/1049, 26/3/2013, §22).
57. Bir ceza yargılamasında sanığın aleyhine olan tanıklarısorguya çekmek veya çektirmek, lehine olan tanıkların da aleyhine olantanıklarla aynı koşullar altında davet edilmelerinin ve dinlenmelerininsağlanmasını isteme hakkı Sözleşme’nin 6. maddesinin (3) numaralı fıkrasının(d) bendi kapsamında düzenlenmiştir. Bu nedenlerle başvurucunun, başkadavalarda yargılanan ve kendisinin aleyhine beyanda bulunan sanıkların hiçbirininİlk Derece Mahkemesi önünde dinlenmediği yönündeki iddiasının Anayasa’nın 36.ve Sözleşme’nin 6. maddesinin (3) numaralı fıkrasının (d) bendi kapsamındadeğerlendirilmesi gerekir.
58. Sözleşme’nin 6. maddesinin (3) numaralı fıkrasının (d) bendişöyledir:
“(3) Bir suç ile itham edilen herkes aşağıdaki asgarihaklara sahiptir:
…
d) İddia tanıklarını sorguya çekmek veya çektirmek, savunmatanıklarının da iddia tanıklarıyla aynı koşullar altında davet edilmelerinin vedinlenmelerinin sağlanmasını istemek;”
59. Sözleşme’nin 6. maddesinin (3) numaralı fıkrasının (d)bendinde ilk olarak sanığın iddia tanıklarını sorguya çekme veya çektirme hakkıgüvence altına alınmıştır. Kovuşturma sırasında bütün kanıtlarıntartışılabilmesi için kural olarak bu kanıtların aleni bir duruşmada ve sanığınhuzurunda ortaya konulmaları gerekir. Bu kural istinasız olmamakla birlikteeğer bir mahkûmiyet sadece veya belirleyici ölçüde, sanığın soruşturma veyayargılama aşamasında sorgulama veya sorgulatma imkânı bulamadığı bir kimse tarafındanverilen ifadelere dayandırılmış ise sanığın hakları Sözleşme'nin 6.maddesindeki güvencelerle bağdaşmayacak ölçüde kısıtlanmış olur (Atila Oğuz Boyalı, B. No: 2013/99,20/3/2014, § 46).
60. Sözleşme’nin 6. maddesinin (3) numaralı fıkrasının (d) bendindeikinci olarak sanığın, savunma tanıklarının da iddia tanıklarıyla “aynıkoşullar altında” davet edilmelerinin ve dinlenmelerinin sağlanmasını istemehakkı güvence altına alınmıştır. Sanığa tanınan bu güvence, silahların eşitliğiilkesinin bir gereğidir. Tanıkların dinlenmek üzere çağırılmasının uygun olupolmadığının değerlendirmesi kural olarak derece mahkemelerinin takdir yetkisidâhilindedir. Sözleşme’nin 6. maddesinin (3) numaralı fıkrasının (d) bendi,sanığın lehine olan bütün tanıkların çağrılmasını ve dinlenmesini gerektirmez.Bu düzenlemenin esas amacı, sanığın “aynı koşullar altında” ve “silahlarıneşitliği ilkesi”ne uygun olarak tanık dinletmetalebinde bulunabilmesinin sağlanmasıdır. Dolayısıyla bir sanığın bazıtanıkları dinletemediğinden şikâyet etmesi yeterli olmayıp ayrıca bu tanıklarındinlenmesinin hangi nedenlerle önemli olduğunu ve gerçeğin ortaya çıkması içinneden gerekli olduğunu açıklamak suretiyle tanık dinletme talebini desteklemesigerekmektedir (Atila Oğuz Boyalı,§ 47).
61. AİHM’e göre ulusal hukuktakinitelemeye bakılmaksızın “tanık” kavramının Sözleşme kapsamında özerk biranlamı vardır (Damir Sibgatullin/Rusya, B. No: 1413/05, 24/04/2012, §45). Bu kavram, duruma göre suç ortaklarını (Trofimov/Rusya, B. No: 1111/02, 4/12/2008, § 37),mağdurları (Vladimir Romanov/Rusya,B. No: 41461/02, 24/7/2008, § 97) ve bilirkişi tanıklarını (Doorson/Hollanda,B. No: 20524/92, 26/3/1996, §§ 81, 82) da kapsayabilir. Bu bakımdan, duruşmadaister okunsun ister okunmasın, ifadeleri mahkeme önünde bulunan ve mahkemetarafından dikkate alınan kişiler, Sözleşme’nin 6. maddesinin (3) numaralıfıkrasının (d) bendi bakımından tanık olarak kabul edilmektedir (Kostovski/Hollanda, B. No: 11454/85, 20/11/1989, §40).
62. AİHM, yukarıda bahsi geçen ilkelere ek olarak Sözleşme’nin6. maddesinin (1) numaralı fıkrası ve aynı maddenin (3) numaralı fıkrasının (d)bendinin sanığa, aleyhte ifade veren tanığın beyanlarına veya tanık ifadesininalındığı sırada ya da yargılamanın daha sonraki bir aşamasında itiraz imkânıtanınması gerektiğini kabul etmektedir (Van Mechelen ve diğerleri/Hollanda, B. No:21363/93…, 23/4/1997, § 51; Lüdi/İsviçre, B. No: 12433/86, 15/6/1992, §49; Hümmer/Almanya,B. No: 26171/07, 19/07/2012, § 38).
63. Somut başvuruda, başvurucu hakkında 12/4/2003 tarihli kollukifadesinde başvurucunun örgüt yöneticisi olup İstanbul’daki yasa dışı silahlıörgüt MLKP’ye ait üç hücreden ikincisinin komutanıolduğu ve kuyumcuya yönelik silahlı gasp olayında da bizzat olay yerinde olduğuyönünde ifade veren A.A. isimli tanığın, daha sonra sanık olarak yargılandığıİstanbul 4 No.lu Devlet Güvenlik Mahkemesinin E.2003/213 sayılı dosyasınınduruşmasında, başvurucu aleyhine kollukta verdiği ifadesinin işkence altındaalındığını belirterek kolluk ifadesini reddettiği anlaşılmıştır.
64. İstanbul 4 No.lu Devlet Güvenlik Mahkemesinin E.2003/213sayılı dosyasından tefrik edilerek yürütülen bir yargılamaya yönelik ihlaliddiaları, daha önce başka bir başvuru kapsamında Anayasa Mahkemesincedeğerlendirilmiştir (Sami Özbil, B. No: 2012/543, 15/10/2014). A.A.nın beyanları, o başvuruyakonu kararda da mahkûmiyete esas alınmıştır. Tanık A.A. beyanında, bir dövizbürosu ile banka şubesinin yağmalanması olaylarıyla ilgili olarak her ikibaşvurucunun da aleyhinde isnatlarda bulunmuştur.
65. Anayasa Mahkemesi, tanık A.A.nın beyanlarının anılan başvuruya (B. No: 2012/543)konu kararda hükme esas alınmasına ilişkin olarak aşağıdaki değerlendirmelerdebulunmuştur:
“66. Başvurucunun gerçekleştirdiği kabul edilen 4. Eylem(2/7/2002 günü Beşiktaş İlçesi Kuruçeşme Cemil Topuzlu Parkına bombakonulması), 5. Eylem (16/7/2002 günü Beyoğlu ilçesi Taksim Gezi Parkına bombakonulması), 6. Eylem (2/9/2002 günü Beşiktaş ilçesi Çırağan Caddesi Ç. Taksidurağı önündeki çöp bidonuna bomba konulması), 7. Eylem (6/9/2002 tarihindeŞişli ilçesi, Okmeydanı Mahmut Şevket Paşa Mahallesindeki kıraathaneye bombakonulması) ve 9. Eylem (17/3/2003 günü Maltepe ilçesi Cevizli Mahallesinde AdemKöse ve Hakkı Köse'ye ait silahların yağmalanması) ile ilgili olarak sanık A.A.'nın emniyet beyanı, kullandığı hücre evinde elegeçirilen silahlar ve bu silahlara ait ekspertiz raporları ve tüm dosya kapsamımahkumiyete esas alınmıştır.
67. Başvurucunun işlediği sabit görülen 8. Eylem (24/1/2003günü Eyüp ilçesi Rami Kuru Gıda Toptancılar Sitesinde bulunan A. Topçular ŞubeMüdürlüğünün silahla yağma edilmesi) ile ilgili olarak, sanık A. A.'nın emniyet beyanı, banka çalışanları S. D. G., F. K. ve G.E. ile bankada müşteri olarak bulunan N. Y.'ın videokamera görüntülerinde elinde uzun namlulu kaleşnikofmarkalı silah bulunan şahsın sanık Sami Özbilolduğuna ilişkin beyanı ile yine sanık Sami Özbil'inbu beyanlarını doğrulayan babasının emniyetteki beyanı, sanık A. A.'nın kullandığı hücre evinde ele geçirilen silahlar ve busilahlara ait ekspertiz raporları ve tüm dosya kapsamı mahkumiyete esasalınmıştır.
68. Başvurucunun işlediği kabul edilen 1., 2. ve 3.eylemlerin sübutunun, başvurucunun daha sonra kabul etmediği kolluk beyanına veeylemlerle ilgisi belirtilmeksizin arama sonucunda ele geçirilen patlayıcımaddelere ve diğer malzemelere dayandırıldığı, 4., 5., 6., 7. ve 9. Eylemlerinise diğer sanık A.A.'nın daha sonra içeriğini kabuletmediği, müdafi olmaksızın alınan gözaltı ifadelerine ve bu sanığın ikametindeele geçirilen malzemelere dayandırıldığı görülmektedir. Başvurucunun iştirakettiği kabul edilen 8. Eylem ile ilgili olarak yine diğer sanık A.A.'nın daha sonra içeriğini kabul etmediği kolluk beyanıyanında tanık ifadelerinin hükme esas alındığı görülmektedir.
….
72. Başvurucuya isnat edilen suç kapsamındaki eylemlereilişkin değerlendirmede kendisinin ve diğer sanıkların gözaltında müdafiolmaksızın ve baskı altında verildiği iddia edilen beyanlarının delil olarakkabul edildiği görülmektedir.
73. Başvurucunun diğer deliller yanında müdafi olmaksızınalınan ve daha sonra mahkemede doğrulanmayan ifadesi doğrultusunda anılaneylemleri gerçekleştirmek suretiyle isnat edilen suçtan mahkûmiyetine kararverildiği, gözaltında iken alınan bu ifadelerin mahkûmiyet için belirleyicibiçimde kanıt olarak kullanıldığı, sonraki aşamalarda sağlanan müdafi yardımıve yargılama usulünün diğer güvencelerinin soruşturmanın başında başvurucununsavunma hakkına verilen zararı gideremediği görülmektedir.
74. Yargılama devam ettiği sırada yürürlüğe giren 5271sayılı Kanun'un 148. maddesi, hâkim veya mahkeme önünde doğrulanmayan müdafiyardımı sağlanmadan alınan kolluk beyanları bakımından kovuşturma aşamasındasavunmanın etkinliğini sağlayacak nitelikte ise de,ilk derece yargılamasında bu husus tartışılmamış ve temyiz aşamasında da bueksiklik telafi edilememiştir.
75. Gözaltı aşamasında avukata erişim imkânı sağlanmaması vebu sırada elde edilen ifadelerin mahkûmiyet kararına esas alınması bir bütünolarak yargılamanın hakkaniyete uygun yürütülmemesi sonucunu doğurmuştur.
76. Açıklanannedenlerle başvurucunun Anayasa'nın 36. maddesinin birinci fıkrasındadüzenlenen adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.”
66. Başvurucu hakkındaki gerekçeli karar incelendiğinde adıgeçen tanığın (A.A.) beyanlarının dışında, mahkûmiyet hükmüne esas olarak başkadosyalarda sanık konumunda bulunan şahısların başvurucu aleyhine verdiğiifadelerin de delil olarak kabul edildiği görülmüştür. Ancak bu tutanak vebelgelerden sanık (başvurucu) aleyhine sonuç çıkarma (atılı suçlar ilebaşvurucu arasında bağ kurma) anılan sanık beyanlarıyla olmuştur. Söz konusubeyanlar ise soruşturma aşamasında polis nezdinde şüpheli sıfatı ile verilenbeyanlardır. İlk Derece Mahkemesi, bu kişileri duruşmaya çağırarak dinlemekyerine, ifadelerinin dosyaya konulmasıyla yetinmiştir. Söz konusu şahıslarınbirçoğu yargılandıkları mahkemelerde yaptıkları savunmalarda hazırlıkbeyanlarının baskı ve zorlama altında alındığını ileri sürerek bu beyanlarınıkabul etmemişlerdir. Başvurucu aleyhinde beyanlarını sürdüren tanık A.H.B. isepişmanlık yasasından yararlanmış ve cezasından indirim yapılmıştır.
67. Başvurucu, duruşmalar safahatında (kovuşturma evresinde) vetemyiz dilekçesinde, aleyhinde beyanda bulunan bu sanıkların duruşmadadinlenilmesi yönünde talep ve itirazlarını dile getirmiştir. İlk DereceMahkemesi, bu talepleri gerekçesiz olarak reddetmiş; Yargıtay, başvurucununtemyiz dilekçesinde bildirdiği bu taleplerle ilgili bir değerlendirmeyapmaksızın yerel mahkeme kararını onamış ve başvurucu hakkındaki mahkûmiyethükmü kesinleşmiştir.
68. 5271 sayılı Kanun’un 211. maddesinin (1) numaralı fıkrasınagöre ancak tanık veya sanığın suç ortağı ölmüş veya akıl hastalığına tutulmuşolur veya bulunduğu yer öğrenilemezse tanık veya sanığın suç ortağınınduruşmada hazır bulunması; hastalık, malullük veya giderilmesi olanağıbulunmayan başka bir nedenle belli olmayan bir süre için olanaklı değilse veifadesinin önem derecesi itibarıyla tanığın duruşmada hazır bulunması gereklisayılmıyorsa bu kişilerin dinlenmesi yerine, daha önce yapılan dinlemesırasında düzenlenmiş tutanaklar ile kendilerinin yazmış olduğu belgelerokunabilir. Aynı maddenin (2) numaralı fıkrasına göre ise birinci fıkradabelirtilenlerin dışında kalan tutanakların okunması ancak Cumhuriyet savcısı,katılan veya vekili, sanık veya müdafiinin birlikterıza göstermesi ile mümkündür (Ali RızaTelek, B. No: 2013/2630, 30/12/2014, § 49).
69. Başka bir deyişle ancak Kanun’da açıkça sayılan istisnaihâllerde, hükme esas alınacak olan tanıkların daha önceki beyanlarınınduruşmada okunması ile yetinilebilir. Kanun’da yazılı istisnai hâller dışındatanıkların önceki beyanlarının duruşmada okunması ile yetinilmesi ise ancaksanığın açık muvafakati ile mümkündür (AliRıza Telek, § 50).
70. Somut olayda İlk Derece Mahkemesi, hükme esas aldığıbeyanların sahipleri olan tanıkların duruşmada dinlenmesi için hiçbir girişimdebulunmamıştır. Dolayısıyla bu tanıkların 5271 sayılı Kanun’un 211. maddesinin(1) numaralı fıkrasında sayılan ve duruşmada dinlenmesi yerine öncekibeyanlarının okunması ile yetinilebilecek tanıklar olup olmadığıaraştırılmamıştır. Bu beyanların önem dereceleri itibarıyla da duruşmadaokunmakla yetinilecek beyanlardan olduğu da kabul edilmiş değildir. Dahasıbaşvurucu veya müdafiince hükme esas alınantanıkların beyanlarının duruşmada okunulmakla yetinilmesine rıza gösterilmemiş,bahsi geçen tanıkların duruşmada dinlenilmesi talep edilmiştir.
71. Öte yandan başvurucu ve müdafii,hükme esas alınan ifade tutanaklarını görme ve bu ifadelerin kanıt olarakkullanılmasına karşı çıkma imkânına sahip olmuş olsalar bile böyle bir imkân,başvurucunun tanıkları sorgulayabileceği ve sorgulatabileceği şekilde huzuragelmelerinin ve doğrudan dinlenmelerinin yerini alamaz (Hulki Güneş/Türkiye, B. No: 28490/95, 19/9/2003, § 95). Çünkü yargılama öncesindekisorgulamalar öncelikli olarak iddia makamının savlarını desteklemek üzereyapılan bir bilgi/delil toplama işlemidir. Somut olayda tanık sorgulama imkânı,duruşmada dinlenmeyen ve yalnızca başka davaların soruşturma evrelerindeverdikleri ifadelerle yetinilen tanıkların beyanlarının, olayın aydınlatılmasıaçısından ağırlıklarının çok ciddi (kilit mahiyetinde) olması nedeniyle hayatiönemdedir.
72. Başvurucunun mahkûmiyetinde belirleyici olan bu ifadeler biravukat huzurunda alınmamış; Mahkeme, itiraz konusu olan bu ifadelerin alınmabiçimini ve koşullarını tespit etmeye yönelik herhangi bir adım da atmamıştır.Dolayısıyla tek delil olmamakla beraber başvurucunun aleyhine belirleyici delilolan ve başvuranın mahkûm edilmesini mümkün kılan söz konusu tanık ifadeleriningüvenilirliği ve doğruluğu hakkında ciddi kuşkular bulunduğuna dair başvurucuiddialarının yersiz olduğu söylenemez.
73. İlk Derece Mahkemesi belirleyici ölçüde başka davalarınsoruşturma evrelerinde dinlenen ve başvurucu ile yüzleşmesi olanağı olupolmadığı araştırılmamış olan sanıkların beyanlarına dayanarak başvurucununcezalandırılmasına karar vermiştir (bkz. § 12). Mahkûmiyet büyük ölçüdebaşvurucunun soruşturma veya yargılama aşamasında sorgulama veya sorgulatmaimkânı bulamadığı kimseler tarafından verilen ifadelere dayandırılmışolduğundan ve savunma haklarının korunması için hiçbir tedbir alınmadığındanbaşvurucunun hakları Anayasa’nın 36. maddesindeki güvencelerle bağdaşmayacakölçüde kısıtlanmıştır.
74. Bu sebeplerle başvurucunun, aleyhinde beyanda bulunan tanığısorguya çekme hakkınınihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
75. Başvurucunun gerekçeli karar hakkıile ilgili iddialarının bir kısmı bu başlık altında değerlendirilerek ihlalkararı verildiğinden bu iddia yönünden ayrıca bir değerlendirme yapılmamıştır.
b. Makul Sürede Yargılanma Hakkı
76. Başvurucu, hakkında yürütülen soruşturma ve kovuşturmanınmakul süre içinde sonuçlandırılmaması nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlaledildiğini iddia etmiştir.
77. Bakanlık tarafından, benzer nitelikteki başvurulara ilişkindaha önce bildirilmiş olan görüşlere atıfta bulunularak görüş sunulmasına gerekgörülmediği bildirilmiştir.
78. Sözleşme’nin ortak koruma alanı dışında kalan bir hak ihlaliiddiasını içeren başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi mümkünolmayıp (Onurhan Solmaz, § 18) Sözleşme metni ile AİHMkararlarından ortaya çıkan ve adil yargılanma hakkının somut görünümleri olanalt ilke ve haklar, Anayasa’nın 36. maddesinde yer verilen adil yargılanmahakkının da unsurlarıdır. Anayasa Mahkemesi de Anayasa’nın 36. maddesi uyarıncainceleme yaptığı birçok kararında, ilgili hükmü Sözleşme’nin 6. maddesi ve AİHMiçtihadı ışığında yorumlamak suretiyle Sözleşme’nin lafzi içeriğinde yer alanve AİHM içtihadıyla adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil edilen ilke vehaklara, Anayasa’nın 36. maddesi kapsamında yer vermektedir. Somut başvurunundayanağını oluşturan makul sürede yargılanma hakkı da yukarıda belirtilenilkeler uyarınca adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil olup ayrıca davalarınen az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılmasının yargının görevi olduğunubelirten Anayasa’nın 141. maddesinin de Anayasa’nın bütünselliği ilkesi gereği,makul sürede yargılanma hakkının değerlendirilmesinde gözönündebulundurulması gerektiği açıktır (GüherErgun ve diğerleri, B. No: 2012/13, 2/7/2013, §§ 38, 39).
79. Davanın karmaşıklığı, yargılamanın kaç dereceli olduğu,tarafların ve ilgili makamların yargılama sürecindeki tutumu ve başvurucunundavanın hızla sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği gibi hususlar birdavanın süresinin makul olup olmadığının tespitinde gözönündebulundurulması gereken kriterlerdir (GüherErgun ve diğerleri, §§ 41–45).
80. Anayasa’nın 36. ve Sözleşme’nin 6. maddesi uyarıncakişilere, cezai alanda yöneltilen suçlamaların da (suç isnadı) makul süredekarara bağlanmasını isteme hakkı tanınmıştır. İsnat olunan fiil, cezakanunlarında suç olarak nitelendirilmiş ve yargılama aşamasında ceza hukukununkuralları uygulanmış ise ayrıca bir uygulanabilirlik incelemesi yapılmaksızınkendiliğinden adil yargılanma hakkının kapsamına girer (B.E., B. No: 2012/625, 9/1/2014, § 31).Başvuru konusu olayda, başvurucu hakkında "silahlı terör örgütüne üyeolma" suçunu işlediği iddiasıyla soruşturma başlatılmıştır. Başvurucuhakkında isnat olunan suçlar 5237 sayılı Kanun’un ilgili maddesinde hapis cezasınıgerektirir şekilde tanımlanmıştır. Bu çerçevede başvurucu hakkındaki suçisnadına dayalı yargılamanın Anayasa’nın 36. maddesinin güvencesi kapsamınagirdiği konusunda kuşku bulunmamaktadır (B.E.,§ 32).
81. Ceza muhakemesinde yargılama süresinin makul olup olmadığıdeğerlendirilirken sürenin başlangıcı, bir kişiye suç işlediği iddiasınınyetkili makamlar tarafından bildirilmesi veya isnattan ilk olarak etkilendiğiarama ve gözaltı gibi birtakım tedbirlerin uygulanması anıdır. Somut başvuruaçısından bu tarih, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca başvurucunun gözaltınaalındığı 1/10/2004’tür. Ceza yargılamasında sürenin sona erdiği tarih, suçisnadının nihai olarak karara bağlandığı; yargılaması devam eden davalaryönünden ise Anayasa Mahkemesinin makul süre şikâyetiyle ilgili kararınıverdiği tarihtir (Ersin Ceyhan,B. No: 2013/695, 9/1/2014, § 35).
82. Başvuruya konu yargılama sürecinin incelenmesi neticesindeAnkara Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturma kapsamında 1/10/2004 tarihindebaşvurucunun gözaltına alınarak 5/10/2004 tarihinde sorgusunun yapılmasındansonra tutuklandığı, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının 15/3/2005 tarihliiddianamesi ile başvurucu ve diğer şüpheli hakkında açılan kamu davası sonundaAnkara 11. Ağır Ceza Mahkemesince 28/8/2012 tarihinde verilen mahkûmiyetkararının, Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 8/7/2013 tarihli ilamıyla onandığıanlaşılmıştır.
83. 5271 sayılı Kanun’un öngördüğü yargılama usullerine tabimahkemeler nezdindeki yargılamaların makul sürede tamamlanmadığı yönündekiiddialar daha önce bireysel başvuru konusu yapılmış ve Anayasa Mahkemesitarafından makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği yönünde kararlarverilmiştir (B.E., §§ 23-41; Ersin Ceyhan, §§ 24-40).
84. Başvuruya konu davanın mahiyeti nedeniyle icrası gerekenusul işlemlerinin niteliği başvuruya konu yargılamanın karmaşık olduğunu ortayakoymakla birlikte davaya bütün olarak bakıldığında somut başvuru açısındanfarklı bir karar verilmesini gerektirecek bir yön bulunmadığı ve yaklaşık dokuzyıldır devam eden yargılama sürecinde makul olmayan bir gecikmenin olduğusonucuna varılmıştır.
85. Açıklanan nedenlerle başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesindegüvence altına alınan makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine kararverilmesi gerekir.
3. 6216 Sayılı Kanun’un 50. Maddesi Yönünden
86. Başvurucu, yargılama makul sürede sonuçlandırılmadığı için250.000 TL manevi, 10.278 TL maddi tazminata hükmedilmesini talep etmiştir.
87. 6216 sayılı Kanun’un “Kararlar”kenar başlıklı 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:
“Tespit edilen ihlalbir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmakiçin yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yenidenyargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehinetazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolugösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, AnayasaMahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadankaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”
88. Başvurucunun tarafı olduğu uyuşmazlığa ilişkin yaklaşıkdokuz yıldır devam eden yargılama süresi dikkate alındığında yargılamafaaliyetinin uzunluğu sebebiyle yalnızca ihlal tespitiyle giderilemeyecek olanmanevi zararları karşılığında başvurucuya net 6.650 TL manevi tazminatödenmesine karar verilmesi gerekir.
89. Başvurucu, uğradığı maddi zararların tazmin edilmesitalebinde de bulunmuştur. Başvurucu, uğradığını iddia ettiği maddi zarar ileilgili olarak Anayasa Mahkemesine herhangi bir belge sunmamıştır. AnayasaMahkemesinin maddi tazminata hükmedebilmesi için başvurucunun uğradığını iddiaettiği maddi zarar ile tazminat talebi arasında illiyet bağı kurulması gerekir.Anayasa Mahkemesine herhangi bir belge sunmayan başvurucunun maddi tazminattalebi reddedilmelidir.
90. Başvurucu, delillerin değerlendirilmesine ilişkin esaslarçerçevesinde adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiası yönündenyargılamanın yenilenmesine karar verilmesini talep etmiştir.
91. Tanık sorgulama hakkı yönünden tespit edilen ihlal birmahkeme kararından kaynaklanmakta olup ihlalin ve sonuçlarının ortadankaldırılması bakımından hukuki yarar bulunduğundan yeniden yargılama yapılmaküzere kararın ilgili Mahkemeye gönderilmesine karar verilmesi gerekir.
92. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 198,35 TL harç ve 1.500TL vekâlet ücretinden oluşan 1.698,35 TL yargılama giderinin başvurucuyaödenmesine karar verilmesi gerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanangerekçelerle;
A. 1. Son savunmasında avukatyardımından yararlanmasına imkân verilmediği, zorunlu müdafi bulunmaksızınduruşma yapıldığına ilişkin iddialarınınaçıkça dayanaktan yoksun olması,
2.Duruşmalı yargılama hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
3.Tanık sorgulama ve makul sürede yargılanma haklarının ihlal edildiğine ilişkiniddialarının KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Anayasa’nın 36. maddesindegüvence altına alınan tanık sorgulama ve makul sürede yargılanma haklarınınİHLAL EDİLDİĞİNE,
C. Tanık sorgulama hakkıkapsamında tespit edilen ihlal yönünden, ihlalin ve sonuçlarının ortadankaldırılması amacıyla yeniden yargılama yapılmak üzere kararın ilgili MahkemeyeGÖNDERİLMESİNE,
D. Makul sürede yargılanmahakkının ihlal edilmesi nedeniyle başvurucuya net 6.650 TL manevi TAZMİNATÖDENMESİNE, tazminata ilişkindiğer taleplerin REDDİNE,
E. 198,35 TL harç ve 1.500 TLvekâlet ücretinden oluşan toplam 1.698,35 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYAÖDENMESİNE,
F. Ödemelerin, kararıntebliğini takiben başvurucunun Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibarendört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sonaerdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal faiz uygulanmasına
5/11/2015 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.