TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
TAHİR AĞGÜN BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2015/3544)
Karar Tarihi: 14/11/2018
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Burhan ÜSTÜN
Üyeler
:
Serruh KALELİ
Hasan Tahsin GÖKCAN
Kadir ÖZKAYA
Yusuf Şevki HAKYEMEZ
Raportör
:
Volkan ÇAKMAK
Başvurucu
:
Tahir AĞGÜN
Vekili
:
Av. Dursun KARACA
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, maluliyete sebep olan işitme kaybı nedeniyle meydanagelen zararların tazmini için açılan davada süre ret kararı verilmesininmahkemeye erişim hakkını ihlal ettiği iddiasına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 12/10/2015 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan önincelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölümtarafından yapılmasına karar verilmiştir.
5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik veesas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüş bildirmemiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylarözetle şöyledir:
8. Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) bünyesinde jandarma uzman erbaşolarak 2002 yılı itibarıyla göreve başlayan başvurucu sırasıyla Aydın, Tunceli,Van ve Hatay illerinde görev yapmıştır.
9. Van Jandarma Komando Özel HarekatTabur Komutanlığında görev yapmakta iken işitme duyusu yönünden rahatsızlananbaşvurucu Van Asker Hastanesine sevk edilmiştir.
10. Van Asker Hastanesine birkaç kez sevk edilen başvurucuhakkında 2/6/2008, 17/9/2009, 26/8/2010 ve 29/9/2011 tarihlerinde olmak üzeredört ayrı sağlık raporu düzenlenmiştir. Farklı yıllarda düzenlenen bu sağlıkraporları benzer tespitler içermektedir. Anılan sağlık raporları ile başvurucuiçin işitme kaybı teşhisindebulunulmuş ancak jandarma komando uzmanerbaş olarak görev yapabileceği tespit edilmiştir.
11. Hatay'da görev yapmakta iken yine işitme rahatsızlığı sebebiyleİskenderun Asker Hastanesine sevk edilen başvurucu hakkında 18/4/2013 tarihlisağlık raporu tanzim edilmiştir. Bu rapor ile "sensorinöral işitme kaybı, bileteral(bilateral yüksek frekans işitme kaybı)"teşhisi konulmuş ve başvurucunun TSK'da görevyapamayacağı, barışta askerliğe elverişli olmadığı tespitindebulunulmuştur.
12. 18/4/2013 tarihli raporun onaylanmasının ardından 1/10/2013tarihinde başvurucunun TSK ile ilişiği kesilmiş ve başvurucu malulen emekliedilmiştir.
13. Başvurucu; Tunceli, Van ve Hatay'da görev yaparken katıldığıoperasyonlarda kullanılan ağır silahlar nedeniyle işitme kaybı yaşadığını,malul/engelli konuma geldiğini, işinden ayrılmak zorunda kaldığını ve budurumun kendisini maddi ve manevi zarara uğrattığını belirterek gerek kusurgerekse kusursuz sorumluluk esaslarına göre tazminat ödenmesi istemiyleJandarma Genel Komutanlığına 23/12/2013 tarihinde idari başvuruda bulunmuştur.Başvurusu cevap verilmemek suretiyle zımnen reddedilmiştir.
14. Zımnen ret üzerine başvurucu uğradığını ileri sürdüğü maddive manevi zararın tazmini için 28/2/2014 tarihinde Askeri Yüksek İdareMahkemesi (AYİM) nezdinde tam yargı davası açmıştır.
15. AYİM İkinci Dairesi (Mahkeme) 24/9/2014 tarihli kararıyladavayı süre aşımı nedeniyle reddetmiştir.
16. Ret gerekçesinde öncelikle 4/7/1972 tarihli ve 1602 sayılımülga Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Kanunu’nun dava açma süresine ilişkinhükümlerine yer verilerek idari eylemlerden hakları ihlal edilmiş olanlarındava açmadan önce bu eylemlerin yazılı bildirimi üzerine veya başka suretleöğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve her hâlde eylem tarihinden itibarenbeş yıl içinde yetkili makama başvurarak haklarının yerine getirilmesiniistemelerinin şart olduğu, bu isteklerin kısmen veya tamamen reddi hâlinde retişleminin tebliği tarihinden ve altmış gün içinde cevap verilmediği takdirde busürenin bittiği tarihten itibaren altmış gün içinde tam yargı davası açmalarıgerektiği hatırlatılmıştır. Başvurucunun ağır silah kullanımı nedeniyle işitmekaybı yaşadığını iddia ettiğinin ve 2008 ile 2011 yılları arasında her yılhakkında işitme kaybı yaşadığı yönünde rapor tanzim edildiğinin altıçizilmiştir. Başvurucunun 2011 yılından sonra görev yaptığı dönemde ağır silahkullandığı yönünde bilgi belge bulunmadığı ve eylem ile eylemden doğan zararıen geç 29/9/2011 tarihli raporla öğrendiği vurgulanmıştır. Bu tespit uyarıncabaşvurucunun 29/9/2011 tarihinden itibaren en geç bir yıl içinde idareyezararının tazmini istemiyle başvurması gerekirken 23/12/2013 tarihinde yaptığıbaşvuru üzerine açtığı davanın süre aşımına uğradığı belirtilerek ret gerekçesioluşturulmuştur.
17. Ret kararı oyçokluğu ile alınmıştır. Azınlıkta kalan üyenin karşıoy gerekçesinde özetle 2011 yılında düzenlenen rapordaTSK'da görev yapabileceği belirtilen başvurucu için zorunlu idari başvurusüresinin malul olma durumunu ortaya koyan 18/4/2013 tarihli rapordan itibarenhesaplanması gerektiği ifade edilmiştir.
18. Ret hükmüne yönelik karar düzeltme istemi mahkemenin 21/1/2015tarihli kararı ile reddedilmiştir.
19. Başvurucu nihai kararı 2/2/2015 tarihinde tebellüğ ettiktensonra 26/2/2015 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
IV. İLGİLİ HUKUK
A. Ulusal Hukuk
1. Kanun Hükümleri
20. 1602 sayılı mülga Kanun’un 43. maddesinin birinci fıkrasışöyledir:
"İdari eylemlerdenhakları ihlal edilmiş olanların Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde dava açmadanönce, bu eylemlerin yazılı bildirimi üzerine veya başka suretle öğrendikleritarihten itibaren bir yıl ve her halde eylem tarihinden itibaren beş yıl içindeyetkili makama başvurarak haklarının yerine getirilmesini istemeleri lazımdır.Bu isteklerin kısmen veya tamamen reddi halinde bu konudaki işlemin tebliğitarihinden ve altmış gün içinde cevap verilmediği takdirde bu sürenin bittiğitarihten itibaren altmış gün içinde tam yargı davası açabilirler."
21. 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama UsulüKanunu'nun 13. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:
"İdari eylemlerdenhakları ihlal edilmiş olanların idari dava açmadan önce, bu eylemleri yazılıbildirim üzerine veya başka süretle öğrendikleritarihten itibaren bir yıl ve her halde eylem tarihinden itibaren beş yıl içindeilgili idareye başvurarak haklarının yerine getirilmesini istemelerigereklidir. Bu isteklerin kısmen veya tamamen reddi halinde, bu konudakiişlemin tebliğini izleyen günden itibaren veya istek hakkında altmış gün içindecevap verilmediği takdirde bu sürenin bittiği tarihten itibaren, dava süresiiçinde dava açılabilir."
2. Danıştay İçtihadı
22. Danıştay Onuncu Dairesinin 4/11/2011 tarihli ve E.2008/7182,K.2011/4711 sayılı kararının ilgili bölümü şöyledir:
"Bir eylemin idariliği ve doğurduğu zarar bazı durumlarda eylemingerçekleşmesiyle, kimi zaman da değişik araştırma ve incelemelerden, hatta cezadavalarından sonra ortaya çıkabilmektedir.
Özelikle, kamu görevlilerinin idari tasarruftabulunurken uyulması zorunlu görülen kurallara uymamaları nedeniyle kendilerineizafe edilebilecek nitelikte olmakla birlikte, resmi yetkilerin kullanımısırasında gerçekleştiği için idaresinden de ayrılamayan görev kusurlarındandoğan zararın tazmini istemiyle açılacak tam yargı davalarında eylemin idariliği, zararın, kamu görevlisinin kişisel kusurundanmı, görev kusurundan mı kaynaklandığının ceza muhakemesi sonucundabelirlenmesiyle ortaya çıkabilmektedir.
Bu nedenlerle, 2577 sayılı Kanun’un 13.maddesinde öngörülen 1 ve 5 yıllık sürelerin eylemin idariliğininve doğurduğu zararın ortaya çıktığı tarihten itibaren hesaplanması zorunludur.Aksi yorumun, dava açma yolunun kullanımını güçleştirerek hak arama hürriyetiniolumsuz etkileyeceğini belirtmek gerekir. Anılan Yasa hükmünde öngörülen tamyargı davalarının, idari eylem nedeniyle uğranılan zararın tazminine yönelikolması sebebiyle davanın açılabilmesi için eylemin idariliğininve yol açtığı zararın ortaya çıkması zorunludur."
23. Aynı Dairenin 28/3/2018 tarihli ve E.2016/15634, K.2018/1334sayılı kararının ilgili bölümü şöyledir:
"2577 sayılı İdari Yargılama UsulüKanunu'nun "Doğrudan doğruya tam yargı davası açılması" başlıklı 13.maddesinde idari eylemlerden hakları ihlal edilmiş olanların idari dava açmadanönceeylemin öğrenildiği tarihten itibaren bir yıl veher halde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili idareye başvurarakhaklarının yerine getirilmesini istemeleri gerektiği öngörülmüş olup; busürelerin, kişilerin haklarını ihlal eden eylemlerin, idare ile illiyet bağınınkurulduğu, başka bir ifadeyle eylemin idariliğininöğrenildiği tarihten itibaren başlatılacağı kuşkusuzdur.
Tam yargı davaları, idari eylem nedeniyleuğranılan zararın tazminini ifade etmektedir. Bu nedenle, tam yargı davasınınaçılabilmesi için eylemin idariliğinin ve yol açtığızararın ortaya çıkması zorunludur.
İdari eylem, idarenin işlevi sırasında birhareketi, bir davranışı, bir tutumu veya hareketsizliği; idari karar ve işlemleilgisi olmayan, başka bir deyişle öncesinde, temelinde bir idari karar veyaişlem olmayan salt maddi tasarrufları ifade etmektedir.
Söz konusu eylemlerin idariliğive doğurduğu zarar bazen eylemin yapılmasıyla birlikte ortaya çıkarken, bazende çok sonra, değişik araştırma, inceleme ve hatta ceza yargılamaları sonucuortaya çıkabilmektedir.
Özellikle kamu görevlilerinin idari bir tasarrufyaparken; mevzuatın, üstlendiği ödevin ve yürüttüğü hizmetin kural, usul vegereklerine aykırı olarak, kendisine izafe edilebilecek boyutta ve biçimde,ancak yine de resmi yetki, görev ve olanaklardan yararlanarak, onlarıkullanarak hareket ettiği, bu nedenle de idaresinden tamamen ayrılmasınıönleyen ve engelleyen görev kusurları nedeniyle doğan zararların tazminiistemiyle açılacak tam yargı davalarında eylemin idariliği,bazen ceza davalarıyla personelin şahsi kusuru sonucu mu yoksa görev kusurusonucu mu zararın ortaya çıktığının belirlenmesinden sonra saptanabilmektedir.
Bu itibarla, 2577 sayılı Kanun'un 13.maddesinde öngörülen bir ve beş yıllık sürelerin, eylemin idariliğininortaya çıktığı tarihten itibaren hesaplanması zorunludur. Aksi yorumun, zararayol açan eylemin idariliğinin ortaya çıkmasıylakullanılması mümkün olan dava açma hakkını ortadan kaldıracağı, hak aramaözgürlüğüyle bağdaşmayacağı açıktır."
B. Uluslararası Hukuk
24. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) 6. maddesinin(1) numaralı fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:
“Herkes medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili uyuşmazlıklar ya dacezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan,kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından davasının makulbir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarak görülmesini istemek hakkınasahiptir...”
25. Dava açma hakkını kullanmak yasal birtakım şartlara bağlansada mahkemelerin usul kurallarını uygularken hem yargılamanın adil olmasınahalel getirecek aşırı şekilcilikten hem de yasalar tarafından konulan usulkurallarını ortadan kaldırma sonucunu doğuracak aşırı esneklikten kaçınmalarıgerekir (Walchli/Fransa, B. No: 35787/03, 26/7/2007, §29). Yapılan düzenlemeler, hukuk güvenliği ilkesi ve adaletin iyi bir şekildetecelli etmesi amaçlarına hizmet etmediği ve dava açmak isteyen kişinin önündedavasının esasını yetkili ve görevli mahkeme önünde inceletmek bakımından birengel oluşturduğu durumlarda mahkemeye erişim hakkı ihlal edilmiş olur (Efstathiou ve diğerleri/Yunanistan, B. No: 36998/02,27/7/2006,§ 24).
26. Süre koşulu gibi dava açmaya ilişkin usul koşulları birdenfazla yoruma neden olabilecek nitelikte ise mahkemeye erişim hakkı kapsamında oyorumlardan birinin davayı açmak isteyen kişileri engelleyecek şekilde katı birşekilde kullanılmaması veya söz konusu koşulların katı bir uygulamaya tabiolmaması gerekir (Běleš ve diğerleri/Çek Cumhuriyeti, B. No:47273/99, 12/11/2002, § 51).
27. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Eşim/Türkiye (B. No: 59601/09, 17/9/2013)kararında süre aşımı nedeniyle davası reddedilen başvurucunun mahkemeye erişimhakkının engellenip engellenmediği hususunu incelemiştir. Söz konusu olaydabaşvurucu, askerlik hizmetini yerine getirirken 25/9/1990 tarihinde yaşanan birçatışmada yaralanmış; başvurucunun tedavisi uzunca bir süre devam etmiş vesonunda 1992 yılında askerlikle ilişiği kesilmiştir. Başvurucu, sonrakiyıllarda sürekli baş ağrısından ve baş dönmesinden yakınmış; 2004 yılında başındabelirlenemeyen metal bir cismin olduğu tespit edilmiş, 2007 yılında GülhaneAskerî Tıp Akademisindeki (GATA) muayenesinde başvurucunun başında mermi olduğuanlaşılmıştır. Başvurucu 19/9/2007 tarihinde tazminat almak amacıyla idareyebaşvurmuş ancak başvurucunun bu talebi reddedilmiştir. Bunun üzerinebaşvurucunun idare aleyhine maddi ve manevi tazminat istemiyle açtığı davadaAYİM söz konusu olayın yaşandığı tarihten itibaren beş yıl içinde davaaçılmadığı gerekçesiyle davayı süre aşımı yönünden reddetmiştir.
28. AİHM anılan kararında, davanın temelinde yer alan konununaslen beş yıllık süre sınırını başvurucunun yaralandığı tarihten itibarenhesaplayan yerel Mahkeme kararındaki gerekçelendirme olduğunu ifade etmiş;başvurucunun 25/9/1995 tarihinde kafatasındaki mermiden haberdar olmamasınıntartışma konusu olmadığından kendisinden beş yıl içinde tazminat davasıaçmasının beklenmesinin makul olarak değerlendirilemeyeceğine, Mahkemeninnazarında şahsi yaralanmayla ilgili tazminat davalarında dava açma hakkınıntarafların uğradığı zararı gerçekte değerlendirebildiğinde kullanılabilmesigerektiğine hükmetmiş ve AYİM’in süre sınırı hakkındakikatı yorumunun davanın esasının tam olarak incelenmesine engel olması nedeniylemahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği sonucuna varmıştır (Eşim/Türkiye, §§ 23, 25, 26).
V. İNCELEME VE GEREKÇE
29. Mahkemenin 14/11/2018 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucunun İddiaları
30. Başvurucu; işitme duyusu yönünden yaşadığı rahatsızlığınmaluliyete neden olduğunu 18/4/2013 tarihinde tanzim edilen sağlık raporu ileöğrendiğini, dolayısıyla zarara uğradığına bu tarihte vâkıf olduğunu ve bunedenle zorunlu idari başvuru süresinin 18/4/2013 tarihinden itibarenbaşlatılması gerektiğini belirterek Mahkemenin idari başvuru süresini 2011yılında düzenlenen raporu esas alarak hesaplaması sonucu davayı reddetmesininmahkemeye erişim ve etkili başvuru haklarını ihlal ettiğini ileri sürmüştür.
B. Değerlendirme
31. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
"Herkes, meşru vasıtave yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalıolarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir."
32. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucular tarafından yapılanhukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifinikendisi takdir eder (Tahir Canan,B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucunun şikâyeti Mahkemenin dava açmasüresine dair hukuk kurallarını hatalı değerlendirdiği iddiasına müteallikolduğundan başvuru, mahkemeye erişim hakkı kapsamında incelenmiştir.
1. Kabul EdilebilirlikYönünden
33. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğinekarar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılanmahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilirolduğuna karar verilmesi gerekir.
2. Esas Yönünden
a. Hakkın Kapsamı veMüdahalenin Varlığı
34. Anayasa'nın 36. maddesinin birinci fıkrasında, herkesin yargımercileri önünde davacı veya davalı olarak iddiada bulunma ve savunma hakkınasahip olduğu belirtilmiştir. Dolayısıyla mahkemeye erişim hakkı, Anayasa’nın36. maddesinde güvence altına alınan hak arama özgürlüğünün bir unsurudur.Diğer yandan Anayasa'nın 36. maddesine adilyargılanma ibaresinin eklenmesine ilişkin gerekçede, Türkiye'nintaraf olduğu uluslararası sözleşmelerce de güvence altına alınan adilyargılanma hakkının madde metnine dâhil edildiği vurgulanmıştır. Sözleşme'yi yorumlayan AİHM, Sözleşme'nin 6. maddesinin (1)numaralı fıkrasının mahkemeye erişim hakkını içerdiğini belirtmektedir (Özbakım Özel Sağlık Hiz. İnş. Tur.San. ve Tic. Ltd. Şti., B. No: 2014/13156, 20/4/2017,§34).
35. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan hak aramaözgürlüğü, bir temel hak olmanın yanında diğer temel hak ve özgürlüklerdengereken şekilde yararlanılmayı ve bunların korunmasını sağlayan en etkiligüvencelerden biridir. Bu bakımdan davanın bir mahkeme tarafından görülebilmesive kişinin adil yargılanma hakkı kapsamına giren güvencelerden faydalanabilmesiiçin ilk olarak kişiye iddialarını ortaya koyma imkânının tanınması gerekir.Diğer bir ifadeyle dava yoksa adil yargılanma hakkının sağladığı güvencelerdenyararlanmak mümkün olmaz (Mohammed Aynosah, B. No:2013/8896, 23/2/2016, § 33).
36. Anayasa Mahkemesi bireysel başvuru kapsamında yaptığıdeğerlendirmelerde mahkemeye erişim hakkının bir uyuşmazlığı mahkeme önünetaşıyabilmek ve uyuşmazlığın etkili bir şekilde karara bağlanmasınıisteyebilmek anlamına geldiğini ifade etmiştir (Özkan Şen, B. No: 2012/791, 7/11/2013, § 52).
37. Somut olayda idari eyleme dayalı tam yargı davasının süreaşımından reddedilerek esasının incelenmemesi nedeniyle başvurucunun mahkemeyeerişim hakkına yönelik bir müdahalenin bulunduğu görülmektedir.
b.Müdahalenin İhlal Oluşturup Oluşturmadığı
38. Anayasa'nın 13. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
"Temel hak vehürriyetler, ... yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplerebağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, ... ölçülülükilkesine aykırı olamaz."
39. Yukarıda anılan müdahale, Anayasa’nın 13. maddesindebelirtilen koşullara uygun olmadığı takdirde Anayasa’nın 36. maddesininihlalini teşkil edecektir.
40. Bu sebeple müdahalenin Anayasa’nın 13. maddesinde öngörülenve somut başvuruya uygun düşen, kanun tarafından öngörülme, haklı bir sebebedayanma, ölçülülük ilkesine aykırı olmama koşullarına uygun olup olmadığınınbelirlenmesi gerekir.
i. Kanunilik
41. Başvurucunun idari eylemden doğan zararın tazmini istemiyleaçtığı davanın süre aşımı gerekçesiyle reddedilmesine ilişkin mahkeme kararının1602 sayılı mülga Kanun'un 43. maddesine dayandığı görülmektedir. Dolayısıylasomut olayda başvurucunun mahkemeye erişim hakkına yönelik müdahalenin kanunidayanağının mevcut olduğu anlaşılmıştır.
ii. Meşru Amaç
42. Dava açmanın bir süreye bağlanmasının meşru amacının neolduğu hususu benzer nitelikteki başvurularda Anayasa Mahkemesi tarafındanmüteaddit defa incelenmiştir. Anayasa Mahkemesi bu incelemelerinde, idari işlemya da eylemlere karşı açılacak davalarda süre koşulu öngörülmesinin en genelifadesiyle Anayasa'nın 2. maddesinde düzenlenen hukuk devleti ilkesinin birgereği olan idari istikrarın sağlanması şeklinde bir meşru amacı bulunduğunaişaret etmiştir (Daha ayrıntılı değerlendirme için bkz. Ayşe Yıldırım, B. No: 2014/5, 25/10/2017,§§ 54, 55; Fatma Altuner,B. No: 2014/17714, 26/10/2017, §§ 48, 49; Çölbeyi Lojistik Nakliyat Gümrükleme Denizcilik İnşaat Turizm Sanayii veTicaret Limited Şirketi, B. No: 2014/12354, 9/11/2017, § 52).
iii. Ölçülülük
(1)Genel İlkeler
43. Anayasa Mahkemesi bireysel başvuru kapsamında yaptığıdeğerlendirmelerde kişinin mahkemeye başvurmasını engelleyen veya mahkemekararını anlamsız hâle getiren, bir başka anlatımla mahkeme kararını önemliölçüde etkisizleştiren sınırlamaların mahkemeye erişim hakkını ihlal edebileceğiniifade etmiştir (Özkan Şen,§ 52).
44. Bu nedenle mahkemelerin usul kurallarını uygularkenyargılamanın hakkaniyetine zarar getirecek ölçüde katı şekilcilikten kaçınmalarıgerektiği gibi kanunla öngörülmüş usul şartlarının ortadan kalkmasına nedenolacak ölçüde aşırı esneklikten de kaçınmaları gerekir (Kamil Koç, B. No: 2012/660, 7/11/2013, § 65). Bu kapsamdamevzuatta öngörülen dava açma süresine ilişkin kuralların hukuka açıkça aykırıolarak yanlış uygulanması veya bu sürelerin hatalı hesaplanması nedenleriylekişilerin dava açma ya da kanun yollarına başvuru haklarını kullanmasına engelolunması mahkemeye erişim hakkını ihlal edebilir (Özbakım Özel Sağlık Hiz. İnş. Tur. San. ve Tic. Ltd.Şti., § 38).
45.Bu bağlamda dava açma süresinin işlemeye başladığı an damahkemeye erişim hakkına yapılan müdahalenin ölçülülüğü bağlamında büyük önemtaşımaktadır (Yaşar Çoban [GK],B. No: 2014/6673, 25/7/2017, § 66). Dava açma süresinin hangi tarihtebaşlayacağını belirlemek ve mevzuatı bu yönüyle yorumlamak görevi esasen derecemahkemelerine aittir. Bireysel başvurunun ikincillik ilkesi gereği, dava açmasüresinin başlatılacağı tarihin belirlenmesi noktasında Anayasa Mahkemesininbir görevi bulunmamaktadır. Anayasa Mahkemesinin bu hususta üstleneceği rol,dava açma süresinin hangi tarihten itibaren başlatılması gerektiğiyle ilgiliderece mahkemelerinin yorumlarının mahkemeye erişim hakkına etkisini somutolayın koşulları ışığında incelemektir (AhmetYıldırım, B. No: 2014/18135, 20/9/2017, § 46). Bu kapsamda dava açmasüresinin henüz dava hakkının doğmadığı ya da hak sahibinin dava hakkınındoğduğundan haberdar olmadığı ve somut koşullar çerçevesinde haberdar olduğununkabulünü haklı kılan nedenlerin bulunmadığı bir dönemde işlemeye başlaması davahakkının varlığını anlamsız kılabileceğinden ölçülülük ilkesini zedeleyebilir(Benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. YaşarÇoban, § 66).
(2) İlkelerinOlaya Uygulanması
46. Başvurucu, tam yargı davası açmak için gerekli olan zorunluidari başvuru süresinin başlangıç tarihi olarak TSK'dan ilişiğin kesilmesineneden olan sağlık raporunun esas alınmamasının mahkemeye erişim hakkını ihlalettiğinden şikâyet etmektedir.
47. Somut olayda Van Asker Hastanesi tarafından başvurucuhakkında, işitme kaybı rahatsızlığının bulunduğu ancak TSK bünyesinde görevyapabileceği yönünde 2008 ve 2011 yılları arasında dört ayrı sağlık raporudüzenlenmiştir. Takip eden süreçte İskenderun Asker Hastanesi tarafından18/4/2013 tarihli sağlık raporu ile başvurucuya işitme kaybı tanısı konulmuşayrıca başvurucunun TSK'da görev yapamayacağı tespit edilmiştir. İskenderunAsker Hastanesinin raporu uyarınca TSK'dan ilişiğinin kesilmesinin ardından başvurucu,Jandarma Genel Komutanlığı aleyhine tam yargı davası açmıştır. Davadilekçesinde başvurucu; kullandığı ağırsilahlar nedeniyle işitme kaybına uğrayarak TSK'dan ayrılmak zorunda kaldığını,bu nedenle maddi ve manevi zarara uğradığını belirterek TSK'dan ayrılmasında vemalûl hale gelmesinde idarenin sorumlu olduğunu ifade etmiştir. AYİMİkinci Dairesi başvurucunun en geç 29/9/2011 tarihli raporla işitme kaybınedeniyle uğradığı zarardan haberdar olduğunu vurgulayarak bu tarihten itibarenbir yıl içinde idareye zararının tazmini istemiyle başvurması gerekirken23/12/2013 tarihinde yaptığı başvuru üzerine açtığı davanın süre aşımınauğradığı gerekçesiyle davayı reddetmiştir.
48. Anayasa Mahkemesince daha önce benzer nitelikte başvurulardada belirtildiği üzere idari eylem nedeniyle uğranılan zararın tazmini istemiyleaçılan tam yargı davasında idarenin tazminle yükümlü tutulabilmesi için ortadaidari eylem ve zarar olmalı, ayrıca zararla idari eylem arasında illiyet bağıbulunmalıdır. Bu çerçevede eylemin idariliğinin veyayol açtığı zararın ya da arasındaki illiyet bağının eylemden çok sonraanlaşıldığı veya ortaya konulabildiği durumlarda dava açma süresinin butarihlerden sonra başlayacağı kabul edilmektedir (Mehmet Çınar ve Nuray Çınar, B. No: 2015/4807, 19/4/2018, §46).
49. Bireysel başvuruya konu olayda; başvurucunun işitmerahatsızlığının ilk kez 2008 yılında düzenlenen sağlık raporu ile tespitedildiği ve takip eden dönemde 2011 yılına değin işitme kaybının sağlıkraporları ile belgelendiği hususlarında itilaf bulunmamaktadır. Başvurucunun2008 ile 2011 yılları arasında yapılan muayeneleri ve düzenlenen raporlaritibarıyla işitme rahatsızlığından haberdar olduğu açıktır. Bununla birlikte buraporlarda başvurucunun görevine devamedebileceği ifade edilmiş ve başvurucu 2013 yılına kadar uzman erbaşolarak görev yapmıştır. Bir başka ifadeyle 2008 ile 2011 yılları arasındadüzenlenen raporlar başvurucunun malul addedilmesi sonucunu doğurmamıştır.Başvurucunun görevi ile ilişiğininkesilmesine sebebiyet veren rapor ise 18/4/2013 tarihlidir. Bu raporda işitmekaybının varlığı teyit edilmekle birlikte başvurucunun TSK bünyesinde görev yapamayacağı tespitedilmiştir. Başvurucu, bu rapor sonucu malul olarak nitelendirilmiş vebaşvurucunun TSK ile ilişiği kesilmiştir.
50. Rahatsızlığı sebebiyle TSK'daki görevini sürdüremeyeceğini18/4/2013 tarihli rapor ile öğrenen başvurucu, salt işitme kaybına uğranılmasınedeniyle oluşan zararın tazmini talep etmemekte; işini kaybetmesi ve malulhâle gelmesi nedeniyle oluşan zararın yerine getirilmesini istemektedir.Dolayısıyla başvurucunun TSK'da görev yapamayacağını bildiren raporun ardındanzararını değerlendirebilmesi mümkündür. Bu hâle göre başvurucunun 18/4/2013tarihinde düzenlenen rapor sonucu malul addedilerek TSK ile ilişiğininkesildiği dikkate alındığında tam yargı davası açılmasına sebep olan vemesleğin kaybedilmesi/malul olunması nedeniyle uğranıldığı ileri sürülenzararın 2011 yılında öğrenildiğinden söz edilemez. Bu itibarla salt işitmekaybını tespit eden ve başvurucuyu malul addetmeyen rapor esas alınarakuğradığı zararla ilgili idari başvuru yapmak suretiyle dava açmasının beklenmesibaşvurucuya orantısız bir külfet yüklemektedir.
51.Bu hâle göre 2011 yılı itibarıyla işitme kaybırahatsızlığından haberdar olmakla birlikte TSK'da görev yapamayacağı yönündebir veriye sahip olmayan başvurucunun işitme kaybı yaşadığına ilişkin 29/9/2011tarihli rapor ile zarara neden olan eylemi ve zararı öğrendiği kabul edilerekdava açmanın ön koşulu olan idari başvuruyu yapabileceği bir yıllık süreninbaşlatılmasının mahkemeye erişim hakkına yönelik katı bir yorum olduğu ve buyorumun başvurucunun mahkemeye erişim hakkını kullanmasını aşırı derecedegüçleştirdiği açıktır. Bu itibarla başvurucunun mahkemeye erişim hakkınayapılan müdahalenin ölçüsüz olduğu değerlendirilmiştir.
52. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun Anayasa’nın 36.maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeyeerişim hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
C. 6216 Sayılı Kanun'un50. Maddesi Yönünden
53. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa MahkemesininKuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. maddesinin (1) ve (2)numaralı fıkraları şöyledir:
"(1) Esas inceleme sonunda, başvurucununhakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararıverilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılmasıgerekenlere hükmedilir…
(2)Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali vesonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgilimahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayanhâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde davaaçılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme,Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadankaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir."
54. Anayasa MahkemesininMehmet Doğan ([GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018) kararında, ihlalsonucuna varıldığında ihlalin nasıl ortadan kaldırılacağının belirlenmesihususunda genel ilkeler belirlenmiştir.
55. Mehmet Doğankararında özetle uygun giderim yolunun belirlenebilmesi açısından öncelikleihlalin kaynağının belirlenmesi gerektiği vurgulanmıştır. Buna göre ihlalinmahkeme kararından kaynaklandığı durumlarda 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin(2) numaralı fıkrası ile Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün79. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendi uyarınca kural olarak ihlalive sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapılmak üzere kararınbir örneğinin ilgili mahkemeye gönderilmesine hükmedilir (Mehmet Doğan, §§ 57, 58).
56. Anayasa Mahkemesinin tespit edilen ihlalin giderilmesiamacıyla yeniden yargılama yapılmasına hükmettiği hâllerde ilgili usulkanunlarında düzenlenen yargılamanın yenilenmesi kurumundan farklı olarakyargılamanın yenilenmesi sebebinin varlığının kabulü ve önceki kararınkaldırılması hususunda derece mahkemesinin herhangi bir takdir yetkisibulunmamaktadır. Zira ihlal kararı verilen hâllerde yargılamanın yenilenmesiningerekliliği hususundaki takdir derece mahkemelerine değil ihlalin varlığınıtespit eden Anayasa Mahkemesine bırakılmıştır. Derece mahkemesi AnayasaMahkemesinin ihlal kararında belirttiği doğrultuda ihlalin sonuçlarını gidermeküzere gereken işlemleri yapmakla yükümlüdür (MehmetDoğan, § 59).
57. Başvurucu, yeniden yargılama yapılmasına hükmedilerekihlalin giderilmesi ve uğradığı zararın tazminine karar verilmesi talebindebulunmuştur.
58. Anayasa Mahkemesi, 1602 sayılı mülga Kanun'un katı birşekilde yorumlanması sonucu davanın süre aşımından reddedilmesi nedeniylemahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği sonucuna varmıştır. Dolayısıyla somutbaşvuruda ihlalin mahkeme kararından kaynaklandığı anlaşılmaktadır.
59.Bu durumda mahkemeye erişim hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadankaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmaktadır.Buna göre yapılacak yeniden yargılama ise 6216 sayılı Kanun'un 50. maddesinin(2) numaralı fıkrasına göre ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasınayöneliktir. Bu kapsamda derece mahkemelerince yapılması gereken iş, öncelikleihlale yol açan mahkeme kararının ortadan kaldırılması ve nihayet ihlalsonucuna uygun yeni bir karar verilmesinden ibarettir. Bu sebeple kararın birörneğinin yeniden yargılama yapılmak üzere ilgili mahkemeye gönderilmesinekarar verilmesi gerekir.
60. Mahkemeye erişim hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadankaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunduğusonucuna varıldığından tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.
61. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 226,90 TL harç ve 1.980TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.206,90 TL yargılama giderinin başvurucuyaödenmesine karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkınınihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adilyargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
C. Kararın bir örneğinin adil yargılanma hakkının ihlalininsonuçlarının ortadan kaldırılması için -Anayasa'nın geçici 21. maddesininbirinci fıkrasının (E) bendinin (b) alt bendi gereğince- yetkili idari yargımerciine GÖNDERİLMESİNE (Karar, AYİM İkinci Dairesinin 24/9/2014 tarihli veE.2014/1103, K.2014/1324 sayılı kararıyla ilgilidir.),
D. Başvurucunun tazminat talebinin REDDİNE,
E. 226,90 TL harç ve 1.980 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam2.206,90 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,
F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine veMaliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına,ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihinekadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE14/11/2018 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.