TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
TANSEL ÇÖLAŞAN BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2014/6128)
Karar Tarihi: 7/7/2015
R.G. Tarih- Sayı: 14/8/2015-29445
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Burhan ÜSTÜN
Üyeler
:
Hicabi DURSUN
Erdal TERCAN
Kadir ÖZKAYA
Rıdvan GÜLEÇ
Raportör
:
Yunus HEPER
Başvurucu
:
Tansel ÇÖLAŞAN
Vekili
:
Av. Mutluhan KARAGÖZOĞLU
Av. Tamer SAĞCAN
I. BAŞVURUNUNKONUSU
1. Başvuru, bir toplantıdayaptığı konuşmada davacıların kişilik haklarına saldırıda bulunduğu iddiasıylabaşvurucu aleyhine açılan davaların sonucunda mahkemelerce “davalının tecavüzünün kınanması”na(kınama) kararı verilmesinin ifade özgürlüğünü ihlal ettiği iddialarıhakkındadır.
II. BAŞVURUSÜRECİ
2. 2014/6128 sayılı başvuru6/5/2014 tarihinde, 2014/10098 ve 2014/10100 numaralı başvurular 24/6/2014tarihinde, 2014/14415 ve 2014/14417 numaralı başvurular 3/9/2014 tarihindeAnayasa Mahkemesine doğrudan yapılmıştır. Dilekçeler ve eklerinin idari yöndenyapılan ön incelemesi neticesinde Komisyona sunulmasına engel bir eksikliğinbulunmadığı tespit edilmiştir.
3. 2014/6128 sayılı başvurunun,Birinci Bölüm Üçüncü Komisyonunca 15/9/2014 tarihinde; 2014/10098 sayılıbaşvurunun, İkinci Bölüm İkinci Komisyonunca 14/5/2015 tarihinde; 2014/10100sayılı başvurunun, İkinci Bölüm Birinci Komisyonunca 5/5/2015 tarihinde;2014/14415 sayılı başvurunun, Birinci Bölüm Üçüncü Komisyonunca 30/6/2015tarihinde; 2014/14417 sayılı başvurunun, Birinci Bölüm Birinci Komisyonunca30/6/2015 tarihinde kabul edilebilirlik incelemesi Bölüm tarafından yapılmaküzere dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.
4. Birinci Bölüm Başkanı,10/11/2014 tarihinde, 2014/6128 sayılı başvurunun kabul edilebilirlik ve esasincelemesinin birlikte yapılmasına karar vermiştir.
5. 2014/6128 sayılı başvuruyakonu olay ve olgular ile başvurunun bir örneği görüş için Adalet Bakanlığınagönderilmiştir. Adalet Bakanlığının 9/1/2015 tarihli görüş yazısı 20/1/2015tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiş, başvurucu, Adalet Bakanlığı görüşünekarşı beyanda bulunmamıştır.
6. 2014/10098, 2014/10100,2014/14415 ve 2014/14417 numaralı başvuruların konu bakımından aynı niteliktebulunmaları nedeniyle 2014/6128 sayılı başvuru ile birleştirilmesine veincelemenin bu dosya üzerinden yapılmasına karar verilmiştir.
III. OLAY VEOLGULAR
A. Olaylar
7. Başvuru formu ve eklerindeifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir:
8. Başvurucu, Danıştay Eski Başkanvekili ve Danıştay EskiBaşsavcısıdır. Emekliliğini müteakip 14 Haziran 2010 tarihinde Atatürkçü Düşünce Derneği(ADD) Genel Kurulunca Genel Başkan seçilmiş ve halen bu görevine devametmektedir.
9. Anayasa’nın 26. maddesinideğiştiren Kanun Türkiye Büyük Millet Meclisince kabul edildikten sonraCumhurbaşkanı Abdullah Gültarafından 10/9/2010 tarihinde referanduma sunulmuş ve halkoylaması sonucundaAnayasa değişikliği kabul edilmiştir. Söz konusu değişiklikte başta AnayasaMahkemesi ile Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun yapısı olmak üzerekamuoyunu yakından ilgilendiren bazı değişiklikler yapılmış, Anayasadeğişikliğine karşı çıkanlar ile değişikliği isteyenler arasında uzunca birsüre tartışmalar meydana gelmiştir.
10. Başvurucu, ADD Hatay Şubesitarafından referandum tarihinden 9 gün sonra 19/9/2010 tarihinde düzenlenen “Türkiye Nereye Gidiyor?” başlıklı paneldeADD Genel Başkanı sıfatıyla bir konuşma yapmıştır.
11. Başvurucu, söz konusukonuşmada dinleyicileri, Türk Milletinin bir ferdi olma sorumluluğunu yerinegetirip getirmediğini düşünmeye çağırmıştır. Başvurucuya göre önemli olan,emperyalizmin mevcut olduğu bir dünyada emir alarak mı yoksa bağımsız birşekilde mi yaşandığıdır. Bu noktada başvurucu herkesi Atatürk’ü ve onunfelsefesini yeniden düşünmeye davet etmektedir. Başvurucuya göre Cumhuriyetinkurucu felsefesi demokrasidir. Oysa bugün Türkiye gibi ülkelere dayatılandemokrasi içi boşaltılmış bir demokrasidir. Başvurucuya göre Türkiye’nin kurucufelsefesini bilmeyen kişiler iktidardadır. Başvurucu, konuşmasının bunoktasında daha sonra pek çok dava açılacak olan şu sözleri sarf etmiştir:
“Çözüm bizlerdedir. Yani sizlerdedir. Yani oylarımızdadır. Ooylar bilinçliyse ne ala bilinçli olmayan yani % 42’nin dışında olan oylar banagöre gaflet, delalet ve hıyanet içindedir. Hıyaneti hepimiz biliyoruz. Bizisömürmek üzere kendi menfaatlerine göre buraya gelmiş olanları ben suçlamam.Onlar kendi ülkeleri için çalışıyorlar. Bizimkilerde kendi ülkeleri içinçalışırlarsa o emperyalist güçlerin emrinde iş birlikçi olmazlar”
12. Başvurucu, konuşmasınındevamında kimi zaman bölücü, kimi zaman toprak ağalığı ve kimi zaman da siyasidemokratikleşme şeklinde cumhuriyetin ilkelerine ters düşüldüğünü ve bireylerinvurdumduymazlıkları sebebiyle devrim karşıtı güçlerin ülkeyi idare ettikleriniileri sürmektedir. Başvurucu daha sonra kuruluş felsefesinin kendisine göreanlamını açıklamaya girişmekte Atatürk İlkelerinin demokrasinin üstündeolduğunu savunmaktadır. Başvurucu, 1961 Anayasası ile ülkeye özgürlükçü birrejimin hâkim olduğunu, 1971 ve 1982’de yaşanan “darbeyle” geriye gidiş yaşandığını düşünmektedir.Başvurucuya göre Adnan Menderes demokrat değildi ve anayasayı ihlal etmektenyargılanmıştı. Sonunda idam edilmiş olmasını eleştiren başvurucu Menderes’inAtatürk ilkelerinden taviz verdiğini düşünmektedir. Başvurucu budüşüncelerinden dolayı kendisi hakkında pek çok dava açılmış olmasından dayakınmaktadır. Başvurucu, Amerika’nın demokrasi ihracı bahanesiyle bölgeye “İslamcılık” getirdiğini, 1980 darbesindensonra “gerici ve bölücü güçlerin”Türkiye’de desteklendiğini ileri sürmekte ve kendi bakış açısından 1980 sonrasıTürkiye’de başta, yargı, üniversiteler, bazı anayasal kurumlar olmak üzeremeydana gelen değişimleri analiz etmektedir. Başvurucu daha sonra Adalet veKalkınma Partisinin (AK Parti) kuruluşundan sonraki süreci değerlendirmekte veAmerika ile söz konusu parti arasında şüpheli ilişkiler bulunduğunu iddiaetmektedir. Başvurucuya göre AK parti ve “FetullahGülen Cemaati” devlet ve yargıda kadrolaşmaktadır ve “Ergenekon”, “Balyoz” gibi davalar ise bu kadrolaşmanın neticesidir.Başvurucu, son yapılan referanduma da değinmekte ve “hayır” oyu verenlerin bilinçli olarak oy verdiklerini ancak13-l4 milyon kişinin oy vermediğini bunların eğitilmesi gerektiğini ilerisürmüştür. Başvurucu, referandum sonrası değişen Anayasa kurallarınıdeğerlendirmiş ve son olarak yapılacak genel seçimlerde AK Partinin halkınoyları ile iktidardan uzaklaştırılması halinde “Atatürkçülerin” yeni Anayasa yapımı konusunda siyasilerekatkı sunabileceğini iddia etmiştir.
13. Başvurucu ayrıca 20/9/2010tarihinde ulusal yayın yapan Haber Türk Televizyonunda bir programakatılmıştır. Başvurucu televizyon programında “Eğitimlikesim hayır diyor, eğitimsiz kesim evet diyor” ifadelerinikullanmıştır.
14. Başvurucunun dosyaya sunduğubelgelere göre bu konuşmasından dolayı 16 farklı ilde toplam 58 adet tazminatdavası açılmıştır. Başvuru tarihi itibarıyla söz konusu tazminat davalarından34’ü hakkında ilk derece mahkemelerince ret kararı verilmiş, bunlardan 20tanesi Yargıtay tarafından görüşülerek onanmıştır. Başvurucunun yukarıdazikredilen konuşmasında tırnak içinde alıntılanan sözleri ve referandumda “evet” oyu verenleri eğitimsiz olaraknitelendirmesi nedeniyle açılan davalar nedeniyle yapılan bireyselbaşvurulardan dördü mevcut başvuru ile birleştirilmiştir.
Birinci Dava
15. AK Parti milletvekili yedidavacı tarafından 24/10/2010 tarihinde Ankara 13. Asliye Hukuk Mahkemesineaçılan tazminat davasında başvurucunun referandumda “evet” oyu kullananlara ve dolayısıyla kendilerine hakaretettiğini iddia etmişlerdir. Başvurucu, İlk Derece Mahkemesindeki davayacevabında davacıları hedef almadığını, sarf ettiği sözlerin referanduma ilişkinsonuçların değerlendirilmesi safhasında eleştiri sınırları içerisinde olangenel geçer açıklamalardan ibaret olduğunu ileri sürmüştür. Başvurucu ayrıca,oylamanın gizli yapıldığı için kimsenin hangi yönde oy verdiğininbilinemeyeceğini ve davacının oyunun kendi tasarrufu olduğunu, kimseyiilgilendirmediğini, davacının doğrudan zarar görmemesi nedeniyle tazminatisteme hakkının da bulunmadığını, davacı açısından matufiyet şartınınoluşmadığını savunmuştur.
16. İlk Derece Mahkemesi,20/9/2011 tarihli kararı ile davayı kısmen kabul etmiş ve davacılar lehinetazminata hükmetmiştir. Temyiz üzerine karar, Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin12/2/2013 tarihli ilamı ile tazminat yerine tecavüzün kınanmasına kararverilmesi gerektiğinden bahisle oy çokluğu ile bozulmuştur. Dairenin gerekçesişöyledir:
“Davacı, iktidar partisi milletvekili olduğunu, üyesibulunduğu partinin Anayasa değişikliği önerisini meclise sunduğunu, teklifinyasalaşma sürecinde ve sonraki "halk oylaması" aşamasında halkı"evet" oyu kullanmaya davet eden çalışmalar yaptığını halkoylamasında "evet" oyunun daha fazla çıkması nedeniyle bu halkoylamasından sonra, Atatürkçü Düşünce Derneği Genel Başkanı olan davalının18/09/2010 tarihinde Hatay'da düzenlenen "Türkiye Nereye Gidiyor"konulu panelde ve buradaki konuşmaların tartışıldığı 20/09/2010 tarihliHabertürk adlı televizyonda yayınlanan ‘Söz Sende’ adlı programdaki konuşmalarıile kendisi gibi "evet" oyu kullanan kesimi gaflet, delalet, hıyanetve cahillikle itham ettiğini ve kişilik hakkına saldırıldığını belirterekmanevi tazminat istemiştir.
Davalı taraf, sözlerin davacıya yönelik olmadığını,davacının ‘evet’ oyu kullanıp kullanmadığını bilmesinin gerekmediğini, bunedenle sözlerin davacıya yönelik olmadığını, tahkir amaçlı olmayan sözlerin,bilinçli olarak oy verenler dışında kalan kimselere yönelik olarakkullanıldığını, oyunu bilinçsiz olarak kullananların hatasının vurgulandığını,kaldı ki, siyasi kişilerin eleştiri sınırının geniş olduğunu, sözlerin ifadeözgürlüğü kapsamında kaldığını, sözlerin hakaretle ilgisi olmadığını belirterekdavanın reddini istemiştir.
Yerel mahkemece, davacının mensubu olduğu siyasi partininAnayasa değişikliği teklifini meclise sunması, yasalaşma sürecinde halkı ‘evet’oyu kullanmaya davet eden kampanyalar yürütmesi, açık hava toplantıları, radyove televizyon konuşmaları yapmaları bu itibarla davacının da ‘evet’ oyukullanacağının aşikar olması nedeniyle matufiyet unsurunun bulunduğunu kabulederek, davalı tarafından söylenen ‘Gaflet, delalet, hıyanet içinde olmak vecehalet’ sözlerinin eleştiri sınırlarını aşıp davacıyı aşağılayan, kişilikhakkını zedeleyen, halkın gözünde küçük düşmesini sağlayan sözler şeklindeolduğundan davayı kısmen kabul etmiştir.
Manevi zarar, kişilik değerlerinde oluşan objektifeksilmedir. Kişide oluşan manevi zararın giderilmesi bakımından hâkimin olayınözelliklerine, fail ve mağdurun durumlarına, kişilik değerlerinde meydana geleneksilmenin niteliğine göre manevi tazminat olarak bir miktar paranın ödenmesineveya Borçlar Kanunu 49/3. maddesi gereğince tazminat yerine diğer bir tazminyoluna başvurması mümkündür. Bahsedilen madde gereği diğer tazmin yöntemlerikonusunda örnekseme yapılarak haksız saldırının kınanması ve kınama kararıylabirlikte bu kararın basın yoluyla ilan edilmesi yöntemlerine değinilmişse de buyöntemler sınırlı olmayıp hakimin takdirine bırakılmıştır. Bu bağlamda, özürbeyanı, isnadın geri alınması vb. bir tazmin şeklinin benimsenmesi dedüşünülebilir. (4. HD. 14/11/1996, 8472/11191). Somut olayda, taraflarınsıfatı, sarf edilen sözlerin niteliği, sözlerin söylendiği ortam, hedef alınankitle ve potansiyel etkisi ile sözlerde davacı tarafın tek olarak hedefalınmayıp bir topluluğun içinde yer aldığı hususları dikkate alındığındatazminat yaptırımı yerine BK.49/3. maddesinde bahsedilen diğer yaptırımlardanolan tecavüzün kınanmasına dair kararla yetinilmesi gerekirken tazminatyaptırımına başvurulması usul ve yasaya aykırı olduğundan kararın bozulmasıgerekmiştir.”
17. Bozma üzerine İlk DereceMahkemesi, 5/11/2013 tarihli kararı ile davayı kabul etmiş ve başvurucunun “doğrudan davacıları hedef almamakla birlikte Anayasareferandumunda evet oyu verilmesini sağlayan veya evet oyu veren şahıslarınhedef alındığı, matufiyet unsurunun gerçekleştiği, söylenen sözlerin deeleştiri sınırını aştığı” gerekçesiyle, kınama kararı vermiştir.Temyiz üzerine karar, Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 4/3/2014 tarihli ilamı ileonanmıştır. Onama kararı 7/4/2014 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir.
İkinci Dava
18. Türkiye Büyük Millet MeclisiSanayi ve Ticaret Komisyonu Başkanvekili olan başka bir davacı tarafından18/1/2011 tarihinde Ankara 13. Asliye Hukuk Mahkemesine açılan tazminatdavasında başvurucunun referandumda “evet”oyu kullananlara ve dolayısıyla kendisine hakaret ettiğini iddia etmiştir.Davacı birinci davadaki cevabına benzer bir savunmada bulunmuştur. İlk DereceMahkemesi, 4/1/2012 tarihli kararı ile davayı kısmen kabul etmiş ve davacılehine tazminata hükmetmiştir. Temyiz üzerine karar, Yargıtay 4. HukukDairesinin 12/2/2013 tarihli ilamıyla birinci davada belirtilen gerekçeler iletazminat yerine Borçlar Kanununun 49. maddesinde belirtilen tedbirlerden birinetecavüzün kınanmasına karar verilmesi gerektiğinden bahisle oy çokluğu ilebozulmuştur. Bozma üzerine İlk Derece Mahkemesi, 5/11/2013 tarihli kararı iledavayı kabul etmiş ve birinci davadaki gerekçeyle kınama kararı vermiştir.Temyiz üzerine karar, Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 14/4/2014 tarihli ilamı ileonanmıştır. Onama kararı 4/6/2014 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir.
Üçüncü Dava
19. AK Parti milletvekili diğerbir davacı tarafından 23/11/2010 tarihinde Ankara 1. Asliye Hukuk Mahkemesineaçılan tazminat davasında başvurucunun referandumda “evet” oyu kullananlara ve dolayısıyla kendilerine hakaretettiğini iddia edilmiştir. Davacı birinci davadaki cevabına benzer birsavunmada bulunmuştur. İlk Derece Mahkemesi, 21/6/2012 tarihli kararı iledavayı, başvurucunun sözleri ile davacıyı hedef almadığı, beğenilmeyeneleştirilere tazminat ödenmesinin demokratik bir toplumda kabul edilemeyeceği,kaldı ki başvurucunun da amacının demokrasi olduğunun açık olduğu, başvurucununsözlerine tahammül edilmesi gerektiği gerekçesiyle reddetmiştir. Temyiz üzerinekarar, Yargıtay 4. Hukuk Dairesi 12/2/2013 tarihli ilamı ile davanın reddiyerine kabulüne karar verilmesi gerektiğinden bahisle oy çokluğu ilebozulmuştur. Bozma gerekçesi şöyledir:
“Dosyadaki belgelerden davacının, Anayasa değişikliğininhalk oylamasına sunulması teklifini meclise sunan, bu teklifin komisyon vegenel kurul aşamasında yasalaşması için ve halkın "halk oylaması"sırasında "evet" oyu vermesi için çalışmalar yapan, kampanya yürüten,bu bağlamda açık hava konuşmaları, radyo ve televizyon programları ile halkı"evet" oyu kullanmaya çağıran iktidar partisinin milletvekili olduğuanlaşılmaktadır.
Davalının konuşmalarında geçen ve "evet" oyu veren%58'lik kesimin içinde davacının yer almadığını iddia etmek davacının üyesiolduğu partinin eylemleri ve davacının sıfatı ile bağdaşmaz. Şu durumdadavalının sözlerinin, Anayasa değişikliği teklifini yapan, değişiklik için"evet" oyu kullanılması için kampanyalar düzenleyen partininmilletvekili olan davacıya yönelik olduğunun kabulü, sözlerin davacıya da matufolduğu gözetilerek işin esasına girilmek gerekirken yazılı gerekçe ile davanınreddi usul ve yasaya aykırı olduğundan kararın bozulması gerekmiştir.”
20. Bozma üzerine İlk DereceMahkemesi, 10/12/2013 tarihli kararı ile davayı birinci davadaki gerekçelerebenzer gerekçeler ile kabul etmiş ve “davalınıntecavüzünün kınanması”na karar vermiştir. Temyiz üzerine karar,Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 21/5/2014 tarihli ilamı ile onanmıştır. Onamakararı 16/6/2014 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir.
DördüncüDava
21. Milletvekili olan bir başkabir davacı tarafından 8/12/2010 tarihinde Ankara 13. Asliye Hukuk Mahkemesineaçılan tazminat davasında başvurucunun referandumda “evet” oyu kullananlara ve dolayısıyla kendisine hakaretettiğini iddia etmiştir. Davacı birinci davadaki cevabına benzer bir savunmadabulunmuştur. İlk Derece Mahkemesi, 15/11/2011 tarihli kararı ile davayı kısmenkabul etmiş ve davacı lehine tazminata hükmetmiştir. Temyiz üzerine karar,Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 12/2/2013 tarihli ilamıyla birinci davadabelirtilen gerekçeler ile tazminat yerine Borçlar Kanununun 49. maddesindebelirtilen tedbirlerden birine karar verilmesi gerektiğinden bahisle bozulmuştur.Bozma üzerine İlk Derece Mahkemesi, 27/2/2014 tarihli kararı ile davayı kabuletmiş ve birinci davadaki gerekçeyle kınama kararı vermiştir. Temyiz üzerinekarar, Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 23/6/2014 tarihli ilamı ile onanmıştır.Onama kararı 6/8/2014 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir.
Beşinci Dava
22. Milletvekili olan bir başkabir davacı tarafından 27/9/2010 tarihinde Ankara Bursa 1. Asliye HukukMahkemesine açılan tazminat davasında başvurucunun referandumda “evet” oyu kullananlara ve dolayısıylakendisine hakaret ettiğini iddia etmiştir. Davacı birinci davadaki cevabınabenzer bir savunmada bulunmuştur. İlk Derece Mahkemesi, 28/7/2011 tarihlikararı ile davayı reddetmiştir. Temyiz üzerine karar, Yargıtay 4. HukukDairesinin 12/2/2013 tarihli ilamıyla üçüncü davada belirtilen gerekçeler ileBorçlar Kanununun 49. maddesinde belirtilen tedbirlerden birine karar verilmesigerektiğinden bahisle bozulmuştur. Bozma üzerine İlk Derece Mahkemesi,25/7/2013 tarihli kararı ile davayı kabul etmiş ve birinci davadaki gerekçeylekınama kararı vermiştir. Temyiz üzerine karar, Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin12/6/2014 tarihli ilamı ile onanmıştır. Onama kararı 6/8/2014 tarihindebaşvurucuya tebliğ edilmiştir.
23. Başvurucu, birinci davayönünden 6/5/2014 tarihinde; ikinci ve üçüncü davalar yönünden 24/6/2014tarihinde; dördüncü ve beşinci davalar yönünden 3/9/2014 tarihinde AnayasaMahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.
B. İlgiliHukuk
24. 11/1/2011 tarihli ve 6098sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 49. maddesi şöyledir:
“Kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar veren,bu zararı gidermekle yükümlüdür.
Zarar verici fiiliyasaklayan bir hukuk kuralı bulunmasa bile, ahlaka aykırı bir fiille başkasınakasten zarar veren de,bu zararı gidermekle yükümlüdür.”
25. 6098 sayılı Kanun’un 50.maddesi şöyledir:
“Zarar gören, zararını ve zarar verenin kusurunu ispat yüküaltındadır.
Uğranılan zararın miktarı tam olarak ispat edilemiyorsahâkim, olayların olağan akışını ve zarar görenin aldığı önlemleri göz önündetutarak, zararın miktarını hakkaniyete uygun olarak belirler.”
26. 6098 sayılı Kanun’un 58.maddesi şöyledir:
“Kişilik hakkının zedelenmesinden zarar gören, uğradığımanevi zarara karşılık manevi tazminat adı altında bir miktar para ödenmesiniisteyebilir.
Hâkim, bu tazminatın ödenmesi yerine, diğer bir giderimbiçimi kararlaştırabilir veya bu tazminata ekleyebilir; özellikle saldırıyıkınayan bir karar verebilir ve bu kararın yayımlanmasına hükmedebilir.”
IV. İNCELEME VEGEREKÇE
27. Mahkemenin 7/7/2015 tarihindeyapmış olduğu toplantıda, başvurucunun 6/5/2014 tarihli ve 2014/6128 numaralıbireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucunun İddiaları
28. Başvurucu,
i. İlkDerece Mahkemesinin tamamen ifade hürriyeti kapsamında kalan bir konuşmasınedeniyle kınama kararı verdiğini, bu kararın Avrupa İnsan HaklarıMahkemesi’nin (AİHM) yerleşik içtihatlarına aykırı olduğunu,
ii. Davakonusu ifadelerde belli bir kişinin hedef alınmadığını, 2010 yılında yapılanAnayasa referandumuna ilişkin sonuçların değerlendirilmesi sırasında kullandığısözlerde “evet” oyu kullananlarıeleştirdiğini, seçimlerin gizli yapıldığını, davacıların oy tercihlerininbilinemeyeceğini, mahkemenin matufiyet unsurunun oluştuğunu kabul etmesininhukuka aykırı olduğunu,
iii. Yargıtayınmanevi tazminat talep etmek hakkının yalnızca eylemden doğrudan doğruya zarargörenlere ait olduğuna ve yansıma yoluyla acı duyan kişilerin manevi tazminattalep edemeyeceklerine dair önceki yerleşmiş içtihatlarına aykırı olarak somutdavada herhangi bir kişi hedef alınmadığı halde yansıma yoluyla zarargördüğünden bahisle davacıların davasının kabul edilmesinin usul ve kanunlaraaykırı olduğunu,
iv. Aynıolaya ilişkin hakkında açılan 58 davadan 20 tanesi hakkında verilen retkararlarının Yargıtay aşamasından geçerek kesinleştiğini ancak kanun veiçtihatlarda bir değişiklik olmadığı halde başvuru konusu dosyada verilenkınama kararının aynı Daire tarafından aynı olaya ilişkin olarak verdiği öncekikararlarına aykırı olarak onandığını,
v. Başvuruyakonu davaların Yargıtay 4. Hukuk Dairesinde görüşüldüğünü, bu Dairenin üyeyapısı değiştikten sonraki incelediği davalarda tutum değiştirdiğini,
Anayasa’nın 26.maddesinde tanımlanan ifade hürriyeti, 36. maddesinde tanımlanan adilyargılanma hakkı, 37. maddesinde tanımlanan kanuni hâkim güvencesi ileAnayasa’nın 10. maddesinde yer alan eşitlik ilkesinin ihlal edildiğini ilerisürmüş, toplam 14.931,00 TL maddi ve 15.000,00 TL manevi tazminat ödenmesitalebinde bulunmuştur.
B. Değerlendirme
1. KabulEdilebilirlik Yönünden
29. Anayasa Mahkemesi, olaylarınbaşvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp, olay veolguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder. Başvurucu, Yargıtay 4. HukukDairesinin tarafgir davrandığını ve bu sebeple Anayasa’nın 10. maddesinde yeralan eşitlik ilkesinin, Anayasa’nın 36. maddesinde koruma altına alınan adilyargılanma hakkının ve 37. maddesinde tanımlanan kanuni hâkim güvencesininihlal edildiğini ileri sürmüştür. Başvurucunun bu şikâyetleri, yapmış olduğukonuşmada sarf ettiği sözler nedeniyle kınama kararı verilmesine yöneliktir vebu sebeple söz konusu şikâyetlerin Anayasa’nın 26. maddesi bağlamındaincelenmesi uygun görülmüştür.
30. Başvurucunun, yapmış olduğukonuşmada sarf ettiği sözler nedeniyle aleyhine kınama kararı verilmesininifade özgürlüğünü ihlal ettiğine ilişkin şikâyetleri açıkça dayanaktan yoksundeğildir. Ayrıca başka bir kabul edilemezlik nedeni de bulunmadığı içinbaşvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
2. EsasYönünden
31. Başvurucu, bir toplantıdayaptığı konuşmada kullandığı sözler nedeniyle davacılara tazminat ödemesininAnayasa’nın 26. maddesinde yer alan ifade özgürlüğünü ihlal ettiğini ilerisürmüştür. Başvurucunun iddialarına karşı Bakanlık görüşünde, başvurucununşikâyetlerinin Anayasa’nın 26. maddesinde yer alan ifade özgürlüğü çerçevesindeincelenmesi gerektiği belirtilmiştir.
32. Anayasa’nın “Temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması”kenar başlıklı 13. maddesi şöyledir:
“Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızcaAnayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancakkanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna,demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülükilkesine aykırı olamaz.”
33. Anayasa’nın “Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti”kenar başlıklı 26. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
“Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başkayollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Buhürriyet resmi makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya davermek serbestliğini de kapsar. Bu fıkra hükmü, radyo, televizyon, sinema veyabenzeri yollarla yapılan yayımların izin sistemine bağlanmasına engel değildir.
Bu hürriyetlerin kullanılması, millî güvenlik, kamu düzeni,kamu güvenliği, Cumhuriyetin temel nitelikleri ve Devletin ülkesi ve milletiile bölünmez bütünlüğünün korunması, suçların önlenmesi, suçlularıncezalandırılması, Devlet sırrı olarak usulünce belirtilmiş bilgilerinaçıklanmaması, başkalarının şöhret veya haklarının, özel ve aile hayatlarınınyahut kanunun öngördüğü meslek sırlarının korunması veya yargılama göreviningereğine uygun olarak yerine getirilmesi amaçlarıyla sınırlanabilir.
…
Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetinin kullanılmasındauygulanacak şekil, şart ve usuller kanunla düzenlenir.”
34. Anayasa’nın 26. maddesindedüşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğünün kullanımında başvurulabilecek araçlar“söz, yazı, resim veya başka yollar”olarak ifade edilmiştir ve “başka yollar”ifadesiyle her türlü ifade aracının anayasal koruma altında olduğugösterilmiştir (Emin Aydın, B.No: 2013/2602, 23/1/2014, §43).
35. Anılan düzenlemeler uyarıncaifade özgürlüğü, sadece “düşünce ve kanaatesahip olma” özgürlüğünü değil aynı zamanda sahip olunan “düşünce ve kanaati (görüşü) açıklama ve yayma”,buna bağlı olarak “haber veya görüş alma veverme” özgürlüklerini de kapsamaktadır. Bu çerçevede ifadeözgürlüğü, insanın serbestçe haber ve bilgilere, başkalarının fikirlerineulaşabilmesi, edindiği düşünce ve kanaatlerden dolayı kınanamaması ve bunlarıtek başına veya başkalarıyla birlikte çeşitli yollarla serbestçe ifade edebilmesi,anlatabilmesi, savunabilmesi, başkalarına aktarabilmesi ve yayabilmesi anlamınagelir (Emin Aydın, § 40).
36. Bu bağlamda toplumsal vesiyasal çoğulculuğu sağlamak, her türlü düşüncenin barışçıl bir şekilde veserbestçe ifadesine bağlıdır. Aynı şekilde birey özgün kişiliğini düşünceleriniserbestçe ifade edebildiği ve tartışabildiği bir ortamda gerçekleştirebilir.İfade özgürlüğü, kendimizi ve başkalarını tanımlamada, anlamada ve algılamada,bu çerçevede başkalarıyla ilişkilerimizi belirlemede ihtiyaç duyduğumuz birdeğerdir (Emin Aydın, § 41).
37. Anayasa’nın 26. maddesininbirinci fıkrası, ifade özgürlüğüne içerik bakımından bir sınırlamagetirmemiştir. Başka bir deyişle hem gerçek hem de tüzel kişiler için geçerliolan ifade özgürlüğü siyasi, sanatsal, akademik veya ticari her türlü ifadeyikapsamına almaktadır. Aynı şekilde açıklanan ve yayılan bir düşüncenin “değerli-değersiz” veya “topluma yararlı-yararsız” biçimindeayrıştırılması da bu özgürlükten yararlanmak bakımından önemli bir ölçüt değildir.
38. İfade özgürlüğü, düşünceniniletilmesini ve dolaşımını gerçekleştirerek bireyin ve toplumun bilgilenmesinisağlar. Çoğunluğa muhalif olanlar da dâhil olmak üzere düşüncelerin her türlüaraçla açıklanması, açıklanan düşünceye paydaş sağlanması, düşünceyigerçekleştirmek ve gerçekleştirme konusunda ikna etmek çoğulcu demokratikdüzenin gereklerindedir. Bu itibarla düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğüdemokrasinin işleyişi için yaşamsal önemdedir (bkz. Abdullah Öcalan [GK], B. No: 2013/409, 25/6/2014, § 74).
39. Öte yandan ifade özgürlüğü,sınırlanabilir bir haktır ve Anayasa’da yer alan temel hak ve özgürlüklerinsınırlama rejimine tabidir. İfade özgürlüğüne ilişkin 26. maddenin ikincifıkrasında sınırlama sebeplerine yer verilmiştir. Ancak bu özgürlüğe yöneliksınırlamaların da bir sınırının olması gerektiği açıktır. Temel hak veözgürlüklerin sınırlandırılmasında Anayasa’nın 13. maddesindeki ölçütler gözönüne alınmak zorundadır. Bu sebeple ifade özgürlüğüne getirilensınırlandırmaların denetiminin Anayasa’nın 13. maddesinde yer alan ölçütlerçerçevesinde ve Anayasa’nın 26. maddesi kapsamında yapılması gerekmektedir(bkz. Abdullah Öcalan [GK], §41).
40. Başvuru, bir toplantıdabaşvurucu tarafından kullanılan sözlerin davacıların şeref ve itibarına zararverdiği kabul edilerek kınama kararı verilmesi nedeniyle yapılmıştır.
41. Somut olayda çözümlenmesigereken ilk mesele, başvurucu aleyhine kınama kararı verilmesinin ifadeözgürlüğüne yönelik bir müdahale oluşturup oluşturmadığını belirlemektir.Sonraki aşamalarda, varlığı kabul edilen müdahalenin meşru amaçlara dayanıpdayanmadığının, söz konusu hakkın özü zedeleyecek ölçüde kısıtlanıpkısıtlanmadığının, kısıtlamanın demokratik toplumda gerekli olup olmadığının vekullanılan araçların orantısız olup olmadığının tespit edilmesi gerekir.
a. MüdahaleninMevcudiyeti
42. Bir toplantıda başvurucutarafından kullanılan sözlerin davacıların şeref ve itibarına zarar verdiğikabul edilerek kınama kararı verilmiştir. Başvurucu davacılara tazminat ödemekzorunda kalmamış olsa bile “tecavüzününkınanması” kararı 6098 sayılı Kanun’un 58. maddesi göre ancakdavacının kişilik hakkının zedelendiği kabul edildiğinde, manevi tazminatınödenmesi yerine veya bu tazminata ilave olarak kararlaştırılabilen bir giderimyoludur. Dolayısıyla başvurucunun bir toplantıda sarf ettiği bazı siyasiifadelerinden dolayı mahkeme kararı ile “tecavüzününkınanması” başvurucunun ifade özgürlüğüne yönelik bir müdahaledir.
b. Müdahalenin İhlal Oluşturup Oluşturmadığı
43. Yukarıda anılan müdahaleAnayasa’nın 26. maddesinin ikinci fıkrasında belirtilen haklı sebeplerden birveya daha fazlasına dayanmadığı ve Anayasa’nın 13. maddesinde belirtilenkoşulları yerine getirmediği müddetçe Anayasa’nın 26. maddesinin ihlaliniteşkil edecektir. Bu sebepten dolayı, sınırlamanın Anayasa’nın 13. maddesindeöngörülen öze dokunmama, Anayasa’nın ilgili maddesinde belirtilmiş olma,kanunlar tarafından öngörülme, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplumdüzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olmamakoşullarına uygun olup olmadığının belirlenmesi gerekir.
i. KanunTarafından Öngörülme
44. Başvurucu Anayasa’nın 26.maddenin beşinci fıkrasında yer alan “buhakların kullanılması kanunla düzenlenir” hükmüne ve Anayasa’nın 13.maddesinde yer alan “kanun tarafındanöngörülme” gereğine aykırılık bulunduğuna ilişkin bir iddiadabulunmamıştır. Yapılan değerlendirmeler neticesinde, 6098 sayılı Kanun’un 49.,50. ve 58. maddelerinin “kanun tarafındanöngörülme” ölçütünü karşıladığı sonucuna varılmıştır.
ii. Meşru Amaç
45. Başvurucunun “tecavüzünün kınanmasına” ilişkin sözkonusu mahkeme kararının başkalarının şöhret veya haklarının korunmasınayönelik önlemlerin bir parçası olduğu ve meşru bir amaç taşıdığı sonucunavarılmıştır.
iii. Demokratik ToplumDüzeninin Gerekli Olma ve Ölçülülük
46. Son olarak başvurucunun birtoplantıda sarf ettiği sözlerden dolayı aleyhine hükmedilen “tecavüzünün kınanması” kararında,demokratik bir toplumda, başvurucunun ifade özgürlüğü ile başkalarının şöhretveya haklarının korunması arasında makul bir dengenin gözetilip gözetilmediğideğerlendirilmelidir.
47. Bireyin şeref ve itibarı,Anayasa’nın 17. maddesinde yer alan “manevivarlık” kapsamında yer almaktadır. Devlet, bireyin manevi varlığınınbir parçası olan şeref ve itibara keyfi olarak müdahale etmemek ve üçüncükişilerin saldırılarını önlemekle yükümlüdür. Üçüncü kişilerin şeref ve itibaramüdahalesi, birçok ihtimalin yanında, görsel ve işitsel yayınlar yoluyla daolabilir. Bir kişi görsel ve işitsel yayın yoluyla bir kamuoyu tartışmasıçerçevesinde eleştirilmiş olsa dahi o kişinin şeref ve itibarı manevibütünlüğünün bir parçası olarak değerlendirilmelidir (Nilgün Halloran, B. No: 2012/1184,16/7/2014, § 41; Adnan Oktar (3), B. No: 2013/1123, 2/10/2013, § 33).
48. İfade özgürlüğü konusundadevletin pozitif ve negatif yükümlülükleri bulunmaktadır. Kamu makamlarınegatif yükümlülük kapsamında Anayasa’nın 13. ve 26. maddeleri kapsamında zorunluolmadıkça düşüncenin açıklanmasını ve yayılmasını yasaklamamalı ve yaptırımlaratabi tutmamalı; pozitif yükümlülük kapsamında ise ifade özgürlüğünün gerçek veetkili korunması için gereken tedbirleri almalıdır (Nilgün Halloran, § 43; benzer yöndeki AİHM görüşü için bkz. Özgür Gündem/Türkiye, B. No: 23144/93,16/3/2000, § 43). Üçüncü kişilerce şeref ve itibara yapılan müdahaleler içinülkemizde hem cezai hem de hukuki koruma öngörülmüştür (Nilgün Halloran, § 42; Adnan Oktar (3), § 35).
49. Devletin, bireylerin maddive manevi varlığının korunması ile ilgili pozitif yükümlülükleri çerçevesindeşeref ve itibarın korunması hakkı ile diğer tarafın Anayasa’da güvence altınaalınmış olan düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğünden yararlanma hakkıarasında adil bir denge kurması gerekir (Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Von Hannover/Almanya (no.2) [BD], B. No:40660/08 ve 60641/08, 7/2/2012, § 99). Bu denge kurulurken Anayasanın 13. ve26. maddeleri kapsamında demokratik toplum düzeninin gerekleri gözetilerek,sınırlama amacı ile aracı arasında ölçülü bir dengenin gözetilmesi ve hakkınözüne dokunulmaması gereklidir (NilgünHalloran, § 43).
50. Anayasa Mahkemesi yerleşikiçtihatlarında demokrasiler, temel hak ve özgürlüklerin en geniş ölçüdesağlanıp güvence altına alındığı rejimler olarak kabul edilmiştir. Temel hak veözgürlüklerin özüne dokunup tümüyle kullanılamaz hale getiren sınırlamalar,demokratik toplum düzeni gerekleriyle uyum içinde sayılamaz. Bu nedenle, temelhak ve özgürlükler, istisnaî olarak ve ancak özüne dokunmamak koşuluylademokratik toplum düzeninin sürekliliği için zorunlu olduğu ölçüde ve ancakyasayla sınırlandırılabilirler (AYM, E.2006/142, K.2008/148, K.T. 24/9/2008)Diğer bir deyişle yapılan sınırlama hak ve özgürlüğün özüne dokunarak,kullanılmasını durduruyor veya aşırı derecede güçleştiriyorsa, etkisiz halegetiriyorsa veya ölçülülük ilkesine aykırı olarak sınırlama aracı ile amacıarasındaki denge bozuluyorsa demokratik toplum düzenine aykırı olacaktır (Bkz.AYM, E.2009/59, K.2011/69, K.T. 28/4/2011; AYM, E.2006/142, K.2008/148, K.T.17/4/2008).
51. Öze dokunma yasağını ihlaletmeyen müdahaleler yönünden gözetilmesi öngörülen “demokratik toplum düzeninin gerekleri” kavramı, öncelikleifade özgürlüğü üzerindeki sınırlamaların zorunlu ya da istisnai tedbirniteliğinde olmalarını, başvurulabilecek en son çare ya da alınabilecek en sonönlem olarak kendilerini göstermelerini gerektirmektedir. “Demokratik toplum düzeninin gerekleri”ndenolma, bir sınırlamanın demokratik bir toplumda zorlayıcı bir toplumsalihtiyacın karşılanması amacına yönelik olmasını ifade etmektedir. Buna göre,sınırlayıcı tedbir, bir toplumsal ihtiyacı karşılamıyorsa ya dabaşvurulabilecek en son çare niteliğinde değilse, demokratik toplum düzeniningereklerine uygun bir tedbir olarak değerlendirilemez (Bu konudaki AİHM kararıiçin bkz. Handyside/Birleşik Krallık,B. No: 5493/72, 7/12/1976, § 48).
52. O halde ifade özgürlüğüneyapılan müdahalenin, toplumsal bir ihtiyaç baskısı nedeniyle yapılıpyapılmadığının tespiti gerekecektir. Bu çerçevede bir müdahale, meşru amaçlaorantılı bir müdahale olmalıdır; ikinci olarak müdahalenin haklılığı için kamumakamlarının gösterdikleri gerekçeler konuyla ilgili ve yeterli olmalıdır(başka bir bağlamda benzer bir değerlendirme için bkz. Tayfun Cengiz, B. No: 2013/8463,18/9/2014, § 56).
53. Buradan çıkan sonuca göredemokratik toplumun temellerinden olan ifade özgürlüğünün sadece lehte olduğukabul edilen veya zararsız veya ilgilenmeye değmez görülen ifadeler için değil,Devletin veya toplumun bir bölümünü eleştiren, onlara çarpıcı gelen, onlarırahatsız eden ifadeler için de geçerli olduğu kuşkusuzdur. Çünkü bunlar,demokratik toplum düzeninde geçerli olan çoğulculuğun, hoşgörünün ve açıkfikirliliğin gerekleridir (bkz. Handyside/BirleşikKrallık, § 49).
54. Temel hak ve özgürlüklerinsınırlandırılmasına ilişkin başvurularda öncelikli olarak dikkate alınmasıgereken bir başka güvence de Anayasa’nın 13. maddesinde ifade edilen “ölçülülük ilkesi”dir. Temel hak veözgürlüklere yönelik her hangi bir sınırlamanın, demokratik toplum düzeni içingerekli nitelikte, başka bir ifadeyle güdülen kamu yararı amacınıgerçekleştirmekle birlikte, temel haklara en az müdahaleye olanak veren ölçülübir sınırlama niteliğinde olup olmadığının incelenmesi gerekir (AYM, E.2007/4,K.2007/81, K.T. 18/10/2007).
55. Anayasa Mahkemesininkararlarına göre ölçülülük, temel hak ve özgürlüklerin sınırlanma amaçları ilearaç arasındaki ilişkiyi yansıtır. Ölçülülük denetimi, ulaşılmak istenenamaçtan yola çıkılarak bu amaca ulaşılmak için seçilen aracın denetlenmesidir.Bu sebeple ifade özgürlüğü alanında getirilen müdahalelerde, hedeflenen amacaulaşabilmek için seçilen müdahalenin elverişli, gerekli ve orantılı olupolmadığı değerlendirilmelidir (AbdullahÖcalan [GK], § 97).
56. Bu bağlamda, başvuru konusuolay bakımından yapılacak değerlendirmelerin temel ekseni, müdahaleye nedenolan derece mahkemelerinin kararlarında dayandıkları gerekçelerin, ifadeözgürlüğünü kısıtlama bakımından “demokratikbir toplumda gerekli” ve “ölçülülükilkesi”ne uygun olduğunu inandırıcı bir şekilde ortaya koyupkoyamadığı olacaktır.
57. Yukarıdaki değerlendirmelerışığında mahkemelerin, düşüncelerin açıklanması ve yayılmasına yönelik olaraktazminata veya cezaya karar verirken düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğününkullanılmasından kaynaklanan yarardan çok daha ağır basan, korunması gerekenbir yararın varlığını somut olgulara dayanarak göstermeleri gerekir (Mustafa Ali Balbay, B. No: 2012/1272,4/12/2013, § 114).
58. Bunun sonucu olarakbaşvurucunun ifade özgürlüğüne yapılan müdahalenin Anayasa’nın 26. maddesiniihlal edip etmediği incelenirken soyut bir değerlendirme yapılmayıp;başvurucunun kullandığı ifadelerin türünün, kamusal tartışmalara katkı sunmakapasitesinin, ifadelere yönelik kısıtlamaların niteliğinin ve kapsamının,ifadelerin kimin tarafından dile getirildiğinin, kime yöneldiğinin ve kamuoyuile diğer kişilerin kullanılan ifadeler karşısında sahip oldukları haklarınağırlığının gerektiği gibi değerlendirilip değerlendirilmediğine bakılmalıdır.
59. Başvuruya konu konuşmayapılmadan önce 12/9/2010 tarihinde yapılan Anayasa değişikliği referandumunedeniyle uzunca bir süre kamuoyunda yoğun bir tartışma yaşanmıştır.Referandumdan sonra ise Anayasa değişikliğinin referandum ile kabul edilmesinedeniyle referandum sonuçları üzerinde tartışmalar devam etmiştir. Başvuruyakonu konuşma 19/9/2010 tarihinde yapılmış, başvurucu bir gün sonra 20/10/2010tarihinde ulusal bir televizyon kanalında katıldığı programda referandumsonucunda Anayasanın değiştirilmiş olmasına ilişkin düşüncelerini aktarmayadevam etmiştir.
60. Başvurucu, yapılan Anayasadeğişikliği ile Mustafa Kemal Atatürk’ün yerleştirmeye çalıştığı “felsefenin” tasfiye edilmeye çalışıldığını,yapılan değişikliklerin Türkiye’nin bağımsızlığının aleyhine ve emperyalizminçıkarlarının lehine olduğunu savunmaktadır. Başvurucu “Cumhuriyet değerlerinin” giderekunutulduğunu, referandumda “evet”oyu verenlerin bilinçsiz oy kullandığını, toplumun eğitilmesi gerektiğini, “bilinçli olarak oy kullananlar bir yana”bilinçsiz bir şekilde hareket edenlerin “gaflet,dalalet ve hıyanet içinde” olduklarını, Türklerin “kendi ülkeleri için çalışırlarsa o emperyalistgüçlerin emrinde iş birlikçi” olmayacaklarını ifade etmiştir.Başvurucu, kendi bakış açısından referandumda “evet”oyu kullananların “düştükleri hatayı”anlatmak istemiştir.
61. Başvurucu hakkında açılanbirinci ve ikinci tazminat davaları İlk Derece Mahkemelerince kabul edilerekbaşvurucu aleyhine tazminata hükmedilmiş, üçüncü dava ise İlk DereceMahkemesince reddedilmiştir. Buna karşın Yargıtayca kararlar kınama kararıverilmesi gerektiğinden bahisle bozulmuştur. Daha sonra İlk Derece Mahkemeleri,Yargıtay bozma gerekçesinde belirtilen gerekçelerle davayı kabul ederekbaşvurucunun kınanmasına karar vermiştir. O halde başvurucu hakkında kınamakararı verilmesinin ifade özgürlüğünü ihlal ettiğine ilişkin şikâyetinincelenmesi sırasında Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin bozma ilamlarında yer alangerekçeler değerlendirilmelidir (§ 15, 18).
62. Öte yandan, yapılan bireyselbaşvurularda yalnızca ve tek başlarına derece mahkemelerince verilen kararlarınele alınması ile de yetinilemez. İlk olarak başvurucu tarafından söylenensözlerin konuşmanın bütünü ile birlikte ve bunların söylendikleri bağlamındankopartılmaksızın, olayın bütünselliği içerisinde değerlendirilmesi gerekir (Nilgün Halloran, § 52).
63. Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, “tarafların sıfatı, sarf edilen sözlerin niteliği,sözlerin söylendiği ortam, hedef alınan kitle ve potansiyel etkisi ile sözlerdedavacı tarafın tek olarak hedef alınmayıp bir topluluğun içinde yer aldığıhususları dikkate alındığında” tecavüzün kınanmasına karar verilmesigerektiğini belirtmiştir. Başvurucuya göre ise başvuru konusu sözlerreferandumda “evet” oyu vermekle“insanların düştüğü hatayı vurgulamak”için söylenmiştir. Gerçekten de başvurucu söz konusu sözleri, Anayasadeğişikliği nedeniyle kendi bakış açısına göre ülkenin ve rejimin bulunduğutehlikeli duruma dikkat çekmek için söylemiştir.
64. İfade özgürlüğü büyük ölçüdeeleştiri özgürlüğünün güvence altına alınmasını hedeflemektedir ve düşüncelerinaçıklanması ve yayılması sırasında kullanılan ifadelerin sert olması doğalkarşılanmalıdır. Öte yandan siyasi tartışma özgürlüğünün “tüm demokratik sistemlerin temel ilkesi”(bkz. Lingens/Avusturya, B. No:9815/82, 8/7/1986, § 41-42) olduğu göz önüne alındığında diğer ifade türlerinenazaran, başvuru konusu konuşmalardaki gibi siyasal politikaları ve siyasilerieleştiren, siyasi politikaları veya açıklamaları muhalif bir tarzda ele alansiyasi ifade özgürlüğüne ayrıca önem vermek gerekmektedir.
65. Anayasa’nın 26. maddesininikinci fıkrası, siyasi ifadeler ile kamuyu ilgilendiren ifadelere yönelik pekaz bir sınırlamaya yer vermektedir. Siyasi bir tartışmayı savunmak demokratiktoplumun temel bir unsurudur. Bu sebeple zorlayıcı nedenler olmadıkça siyasiifadeye kısıtlama getirilmemesi gerekir (örnek bir AİHM kararı için bkz. Feldek/Slovakya, B. No: 29032/95, 12/7/2001,§ 83).
66. AİHM’in yerleşikiçtihatlarında da belirttiği gibi, hükümetler kullandıkları kamu gücündendolayı kendilerine yöneltilmiş en ağır eleştirileri bile hoşgörü ile karşılamakzorundadır. Sağlıklı bir demokrasi, bir hükümetin yalnızca yasama organı veyayargı organları tarafından denetlenmesini değil aynı zamanda sivil toplumörgütleri, medya ve basın veya siyasi partiler gibi siyasal alanda yer alandiğer aktörlerce de denetlenmesini gerektirir (örnek bir karar için bkz. Castells/İspanya, B. No: 11798/85,23/4/1992, § 46).
67. Aynı şekilde siyasetçilereyönelik eleştirilerin kabul edilebilir sınırları, özel bir şahsa yönelikeleştiri sınırına göre daha geniştir. Bir siyasetçi özel bir şahıstan farklıolarak, her sözünü ve eylemini bilerek halkın ve aynı zamanda diğersiyasetçilerin denetimine açar; bu nedenle de daha geniş hoşgörü göstermekzorundadır (benzer bir yaklaşım için bkz. Lingens/Avusturya,§ 42).
68. Yine de siyasetçilerin dahageniş hoşgörülü olmak zorunda olmaları Anayasa’nın 26. maddesinin ikincifıkrasında belirtilen “şöhret ve haklarının”korunmayacağı anlamına gelmez. Aksine 26. maddenin ikinci fıkrası bütünbireylerin itibarlarının korunmasına imkân verir. Ancak, şahsi sıfatlarıdışında hareket eden siyasetçiler söz konusu olduğunda söz konusu korumanıngerekleri, siyasi meseleleri açık biçimde tartışmanın yararıyla bağlantılıolarak tartılmalıdır (aynı konuya AİHM’in yaklaşımı için bkz. bkz. Lingens/Avusturya, § 42).
69. Somut olayda başvurucu,referandum sonucunda Anayasa’da önemli ölçüde değişiklik yapılmış olmasınayönelik olarak sert ifadeler kullanmıştır. Buna karşın Yargıtay 4. HukukDairesi başvurucunun dile getirdiği düşüncelerin ve sarf ettiği sözlerin birbütün olarak davacıların şeref ve itibarlarına saldırı anlamı taşıdığına kararvermiştir. Dairenin, başvurucunun asıl amacının davacıları küçük düşürmekolduğunu kabul etmesi ancak başvurucunun kullandığı kelimelere onun verdiğianlamın ötesinde anlamlar yüklemesi ile mümkün olmuştur. Başvurucununkullandığı ifadelere onun verdiği anlamın ötesinde bir anlam yüklenmemelidir.
70. Son olarak, AnayasaMahkemesinin görevi mevcut başvuruya benzer davalarda derece mahkemelerinceuygulanacak içtihadı belirlemek değildir. Buna karşın başvurucunun referandumdaevet oyu kullananlara yönelik olarak dile getirdiği sözler nedeniyle aleyhineonlarca tazminat davası açıldığını belirtmek gerekir. Somut başvuruda,başvurucunun beş kez kınanmasına karar verilmiştir. Bu tür yaptırımlarınkamusal tartışmayı zorlaştırma ve bireyleri caydırma etkisi bulunduğubelirtilmelidir. Kamusal tartışmalara katılan bireylerin hafif bile olsayaptırıma maruz kalma endişesi taşımaları onlar üzerinde kesintiye uğratıcı biretki doğurur.
71. Ayrıca, mağdurunbelirlenmesinin oldukça güç olduğu bu gibi sınır alanlarında belirli birtoplumsal kesime yönelik düşünce açıklamalarından dolayı o toplumsal kesimdebulunanların tamamının açtıkları davaların kabul edilmesinin de ifade özgürlüğüüzerinde caydırıcı bir etkisi olacaktır. Kişilerin böyle bir etki altında,ileride düşüncelerini açıklamaktan ve yaymaktan imtina etme riskibulunmaktadır.
72. Başvurucunun dava konusukonuşmalarında Anayasa değişikliği referandumunu analiz etmesinin vedeğişikliği eleştirmesinin genel olarak kamu yararını ilgilendiren bir meseleolduğunda kuşku yoktur. Ayrıca hükümetlere ve siyasetçilere yöneltileneleştirinin sınırı da diğer kişilere göre daha fazladır. Bu sebeplerlebaşvurucunun ifade özgürlüğüne yapılan müdahalenin “başkalarının şöhret ve haklarının” korunması için demokratikbir toplumda gerekli bir müdahale olmadığı kanaatine varılmıştır.
73. Bu sebeplerle başvurucununAnayasa’nın 26. maddesinde güvence altına alınan ifade özgürlüğünün ihlaledildiğine karar verilmesi gerekir.
ErdalTERCAN bu görüşe katılmamıştır.
3. 6216sayılı Kanun’un 50. Maddesinin Uygulanması
74. Başvurucu, hakkında herhangibir tazminata hükmedilmemiş olmakla birlikte davacıların kendilerini bir vekilile temsil ettirmeleri nedeniyle vekâlet ücreti, takip masrafı ve faiz ücretiolmak üzere birinci davada 10.910,00 TL’yi, ikinci davada 1.800,00 TL’yi veüçüncü davada 2.221,00 TL’yi davacılara ödemiştir.
75. Başvurucu, aleyhine açılandavalar nedeniyle ödemek zorunda kaldığı yargılama giderleri ve vekâletücretleri toplamı olarak 14.931,00 TL maddi tazminat talep etmiştir. Başvurucudördüncü ve beşinci davalar yönünden maddi tazminat talebinde bulunmamıştır.Başvurucu her bir dava için 5.000,00 TL olmak üzere toplam 25.000,00 TL manevitazminatın ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir.
76. 6216 sayılı Kanun’un 50.maddesinin (1) numaralı fıkrasında, esas inceleme sonunda ihlal kararıverilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılmasıgerekenlere hükmedileceği belirtilmiş; ancak yerindelik denetimiyapılamayacağı, idari eylem ve işlem niteliğinde karar verilemeyeceği hükümaltına alınmıştır.
77. Başvurucunun ifadeözgürlüğüne yönelik başvuru açısından, yalnızca ihlal tespitiylegiderilemeyecek olan manevi zararı karşılığında başvurucuya takdiren net5.000,00 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.
78. Başvurucu aleyhine verilenkarar nedeniyle başvurucunun davacılara ödediği vekâlet ücreti ve diğermasraflar nedeniyle maddi zarara uğradığı anlaşıldığından başvurucuya net14.931,00 TL maddi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.
79. Başvurucu, vekâlet ücreti veyargılama giderlerinin tahsilini talep ettiğinden başvurucu tarafından yapılanve dosyadaki belgeler uyarınca tespit edilen toplam 1.030,50 TL başvuru harcıve 1.500,00 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.530,50 TL yargılama giderininbaşvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanangerekçelerle;
A. Başvurucunun,
1. İfade özgürlüğünün ihlaledildiği yönündeki iddialarının KABULEDİLEBİLİR OLDUĞUNA, OYBİRLİĞİYLE,
2. Anayasa’nın 26. maddesindegüvence altına alınan ifade özgürlüğünün İHLALEDİLDİĞİNE, Erdal TERCAN’ın karşıoyu ve OY ÇOKLUĞUYLA,
3. Başvurucunun yenidenyargılama yapılması talebinin hukuki yarar bulunmadığından REDDİNE, başvurucuya5.000,00 TL manevi, 14.931,00 TLmaddi olmak üzere toplam net 19.931,000 TL TAZMİNATÖDENMESİNE, Erdal TERCAN’ın karşıoyu ve OY ÇOKLUĞUYLA,
B. Başvurucu tarafından yapılan 1.030,50 TL harç ve 1.500,00 TLvekâlet ücretinden oluşan toplam 2.530,50 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE, OY BİRLİĞİYLE,
C. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun MaliyeBakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına; ödemedegecikme olması halinde, bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadargeçen süre için yasal faiz uygulanmasına, OYBİRLİĞİYLE,
7/7/2015tarihinde karar verildi.
KARŞI GÖRÜŞ
Başvurucu,Atatürkçü Düşünce Derneği Hatay Şubesi tarafından, 2010 Anayasa değişikliği ileilgili olarak, 19/9/2010 tarihinde düzenlenen “TürkiyeNereye Gidiyor?” başlıklı panelde Dernek Genel Başkanı sıfatıyla birkonuşma yapmıştır. Yapılan bu konuşmada, referandumda evet oyu kullananlarlailgili olarak şöyle denilmiştir:
“Çözüm bizlerdedir. Yani sizlerdedir. Yani oylarımızdadır. Ooylar bilinçliyse ne ala bilinçli olmayan yani % 42’nin dışında olan oylar banagöre gaflet, delalet ve hıyanet içindedir. Hıyaneti hepimiz biliyoruz. Bizisömürmek üzere kendi menfaatlerine göre buraya gelmiş olanları ben suçlamam.Onlar kendi ülkeleri için çalışıyorlar. Bizimkilerde kendi ülkeleri içinçalışırlarsa o emperyalist güçlerin emrinde iş birlikçi olmazlar.”
Başvurucutarafından kullanılan bu sözler nedeniyle aleyhine çok sayıda dava açılmış,açılan bu davalarda, ilk derece mahkemeleri başvurucunun kınanmasına kararvermişler, bu kararlar da temyiz üzerine Yargıtay tarafından onanmıştır.
BölümÇoğunluğu, kullanılan sözlerin ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesigerektiği kanaatine vararak, başvurucu hakkında verilen kınama kararı nedeniyleifade özgürlüğünün ihlâl edildiği sonucuna varmıştır.
Anayasa’nın“Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti”kenar başlıklı 26. maddesinin 1. ve 2. fıkrası şöyledir:
“Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başkayollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Buhürriyet resmi makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya davermek serbestliğini de kapsar. Bu fıkra hükmü, radyo, televizyon, sinema veyabenzeri yollarla yapılan yayımların izin sistemine bağlanmasına engel değildir.
Bu hürriyetlerin kullanılması, millî güvenlik, kamu düzeni,kamu güvenliği, Cumhuriyetin temel nitelikleri ve Devletin ülkesi ve milletiile bölünmez bütünlüğünün korunması, suçların önlenmesi, suçlularıncezalandırılması, Devlet sırrı olarak usulünce belirtilmiş bilgilerinaçıklanmaması, başkalarının şöhret veya haklarının, özel ve aile hayatlarınınyahut kanunun öngördüğü meslek sırlarının korunması veya yargılama göreviningereğine uygun olarak yerine getirilmesi amaçlarıyla sınırlanabilir.”
Görüldüğügibi, herkes kural olarak düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğüne sahiptir. Bu,demokrasi için son derece önemli bir haktır. Özellikle yönetime muhalif olanlaraçısından, bu hak daha da önem arz etmektedir. Bununla birlikte ifade özgürlüğüsınırsız bir hak olmayıp, sözkonusu maddenin 2. fıkrasında belirtilen hallerde,somut olay açısından, başkalarının şöhret ve haklarının korunması amacıylasınırlandırılabilir. Bu sınırlandırma için yine Anayasa’nın 13. maddesindebelirtilen sınırlama ölçütlerine de riayet edilmelidir.
Başvurucu, konuşma esnasında kullanmış olduğusözler nedeniyle kanaatimce ifade özgürlüğü ve eleştiri sınırlarını aşarak, %42 oranındaki referanduma hayır diyenlerin dışındaki diğer kişileri yani % 58oranındaki evet diyenleri açık bir şekilde, gaflet, dalalet ve ihanetle yanihainlikle itham etmektedir. Bu ifadeler, eleştiri sınırlarının ötesinde hakaretniteliği taşımaktadır. Bu açıdan da muhataplarının kişilik haklarına açıkçasaldırıda bulunulmuştur.
İlkderece mahkemeleri ve Yargıtay, davacıların kişilik haklarına yapılan busaldırı nedeniyle Borçlar Kanunu m. 58,2 gereğince kınama kararı verilmesiniuygun görmüştür. Verilen bu karar, Anayasa m. 13 ve 26 açısındandeğerlendirildiğinde, ölçülü bir yaptırımdır. O nedenle, başvurunun ihlâlolmadığı gerekçesiyle reddedilmesi gerekirdi.
Ayrıca,Bölüm çoğunluğumuz tarafından verilen ihlâl kararına bağlı olarak, başvurucuya5000 TL manevi tazminat ve aleyhine açılan davalarda ödediği yargılamagiderleri miktarınca maddi tazminat ödenmesine karar verilmiştir. Kanaatimce,6216 sayılı Kanunun 50. maddesinin 2. fıkrası gereğince yeniden yargılamayapılmasında hukuki yarar bulunmayan hallerde tazminata hükmedilebilir. Somutbaşvuruda, ihlâl kararı verilse dahi, başvurucunun hukuki yararı yenidenyargılama ile gerçekleşebilir. Tazminat ödenmesine ihtiyaç olmamalıdır.Başvurucu aleyhine açılan dava sayısının fazlalığı da bu konuda belirleyici birrol oynamamalıdır. Mahkememiz tarafından somut olaya benzer şekilde ifade özgürlüğünedeniyle verilen ihlâl kararlarında, daha önceki dava nedeniyle ödenenyargılama giderlerinin maddi tazminat olarak ödenmesine de karar verilmemiştir.
Yukarıdabelirtilen nedenlerle, Bölüm çoğunluğu tarafından verilen ihlâl kararına veihlâlin sonuçlarının giderilmesi için, maddi tazminat ödenmesi kararınakatılmam mümkün olmamıştır.
Üye
Erdal TERCAN