TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
TASFİYE HALİNDE DOMİNO MEDYA BİL. İLT. REK. YAYIN İNŞ. TİC. LTD. ŞTİ. BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2016/14948)
Karar Tarihi: 26/2/2020
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Recep KÖMÜRCÜ
Üyeler
:
Celal Mümtaz AKINCI
Muammer TOPAL
M. Emin KUZ
Yıldız SEFERİNOĞLU
Raportörler
:
Zeynep KARAKOÇ
Mehmet Sadık YAMLI
Başvurucu
:
Tasfiye Halinde Domino Medya Bil. İlt. Rek. Yayın İnş. Tic. Ltd. Şti.
Vekili
:
Av. Aydın AYANOĞLU
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, ödeme emrine karşı açılan davada şirketin tasfiyeedildiği gerekçesiyle davanın ehliyet yönünden reddedilmesi nedeniyle mahkemeyeerişim hakkının; yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle makul sürede yargılanmahakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 18/8/2016 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan önincelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölümtarafından yapılmasına karar verilmiştir.
5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik veesas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüşünü bildirmiştir.
7. Başvurucu Şirket, Bakanlığın görüşüne karşı süresinde beyandabulunmuştur.
III. OLAY VE OLGULAR
8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylarözetle şöyledir:
9. Başvurucu Şirketin 24/9/2007 tarihinde tasfiye işlemlerinebaşlanmış, 26/12/2008 tarihi itibarıyla tasfiye kapanışı gerçekleşmiştir.Şirketin tasfiye işlemlerinin tamamlandığı ve kaydının ticaret sicilindensilindiği, 31/12/2008 tarihli ve 7218 sayılı Ticaret Sicili Gazetesi'nde ilanedilmiştir.
10. Başvurucu Şirketin müşterisi olan bir şirket tarafındanŞirketin ihyası istemiyle Ankara 8. Asliye Ticaret Mahkemesinde (TicaretMahkemesi) dava açılmıştır. Ticaret Mahkemesi 28/12/2010 tarihli kararı ilesüre ve sebep (konu) bakımından bir sınırlama yapmaksızın başvurucu Şirketintasfiye hâlinde ihyasına karar vermiştir.
11. Başvurucu Şirket adına 2006 ve 2008 yıllarının çeşitlidönemlerine ait vergi borçlarının tahsili amacıyla 8/7/2011 tarihli ödemeemirleri düzenlenmiştir.
12. Başvurucu Şirket, anılan ödeme emirlerinin iptali istemiyleAnkara 5. Vergi Mahkemesinde (Mahkeme) dava açmıştır.
13. Mahkeme 20/11/2014 tarihinde davanın ehliyet yönünden reddinekarar vermiştir.Kararın ilgili kısmı şöyledir:
" Kişilerin davada taraf olabilmeleriiçin öncelikle hak ehliyetine sahip olmaları gerekmektedir. Şirketler için isehak ehliyeti, tüzel kişiliklerine bağlıdır. Yani, şirketlerin hak ehliyetinesahip olabilmeleri için öncelikle tüzel kişiliğe sahip olmaları gerekmektedir.
Türk Ticaret Kanunu hükümlerine göre,şirketlerin tüzel kişilikleri, ticaret sicilinden silinmeleriyle sona erer.Olayda adına ödeme emri düzenlenen şirketin tüzel kişiliği de ticaret sicilindensilindiği tarihte sona ermiş bulunmaktadır. Bu tarihten sonra, adı geçenşirketin haklara sahip olması, borçlu kılınması ve temsili hukuken olanaklıdeğildir. Bunun sonucu olarak, tüzel kişiliğin sona ermesinden öncekidönemlerle ilgili olsa dahi, olmayan şirket adına tarh ve ceza kesmeve ödemeemri düzenlenme işlemleri tesis edilemez; tesis edilen işlemler de herhangi birhukuki sonuç doğurmaz. Hukuki sonuç doğurmayan; başka deyişle, hukuk düzenindevarlık kazanmayan işlemlerin ise, herhangi bir kişinin menfaatini ihlal etmesisöz konusu olamaz.
Bu durumda, tasfiyesi tamamlanıp ticaretsicilinden silinmek suretiyle hukuk alemindeki varlığı sona eren (münfesih)şirketin, taraf olma ve dava açma ehliyeti bulunmadığı açık olduğundan davanınehliyet yönünden reddi gerekmektedir."
14. Başvurucu Şirket, Ticaret Mahkemesi kararı ile Şirketin ihyaedildiğini, bu hususun gözönünde bulundurularak uyuşmazlığın esası hakkında birkarar verilmesi gerektiğini belirterek kararı temyiz etmiştir. Danıştay DördüncüDairesi (Daire) 16/11/2015 tarihli kararıyla mahkeme kararının onanmasına kararvermiştir.
15. Başvurucu Şirket karar düzeltme isteminde bulunmuştur.Başvurucu Şirket, temyiz aşamasında ileri sürdüğü iddiaların yanı sıra vergiborçları dolayısıyla düzenlenen ödeme emrinin iptali istemiyle açılan başka birdavada verilen davanın ehliyet yönünden reddine dair karara yapılan itirazüzerine Ankara Bölge İdare Mahkemesi 2. Kurulunca verilen 12/10/2015 tarihliitirazın kabulüne dair karardan bahsetmiştir. Anılan kararda, şirketin ihyasınakarar verilmesi nedeniyle şirketin tüzel kişiliğinin bulunduğu gerekçesivurgulanmıştır.
16. Daire, 13/6/2016 tarihli kararıyla karar düzeltme istemininoyçokluğuyla reddine karar vermiştir. Kararın karşıoy gerekçesi şöyledir:
"Bilindiği üzere, ticari ortaklıklarticaret siciline tescille tüzel kişilik kazanırlar, sicilden kaydı silinincekişiliklerini kaybederler ve bundan sonrada ticari faaliyet yürütemezler.
6102 sayılı Türk Ticaret Kanununun Geçici7/15.maddesinin son cümlesinde, Ticaret sicilinden kaydı silinen şirketinalacaklıları ile hukuki menfaatleri bulunan diğer kişi ve kuruluşların haklısebeplere dayanarak sicilden silinme tarihinden itibaren 5 yıl içinde mahkemeyebaşvurarak şirketin ihyasını isteyebilecekleri, hükme bağlanarak;terkinedildiği halde alacağı veya menfaati olanlaraihya seçeneği sunularak olasımağduriyetler engellenmek istenmiştir. 6102 sayılı TTK’da düzenlenmezden evvelise, belli koşulların varlığı halinde kaydı silinmiş şirketin ihyası hususu,hukuk uygulamamızda Yargıtay içtihatları ile doktrince kabul görmüş veböylelikle diriltilen şirketin yeniden ticaret siciline kaydı yapılmakla,hukuksal anlamda tüzel kişiliğin yeniden vücut bulacağınitelendirilmesiyapılmıştır.
Bu süreç içerisinde ise ek tasfiye işlemleriyanında diğer hukuksal işlemler son tasfiye memuru tarafından yürütülmekte veticaret siciline yeniden kaydın, vergi dairesine de bildirilmesi sonucu ihyasebebine göre yeniden mükellefiyet tesisi söz konusu olabilmektedir.
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun14.maddesinde ise, davada husumet dava şartlarından sayılmıştır. Buna göre,dava açılmazdan önce veya davanın devamı sırasında tasfiyesi sona eren sermayeşirketlerinin aktif husumet ehliyeti kalmayacaktır. Ancak aynı sermayeşirketlerinin, ek tasfiye(veya alacaklıların alacağını takip amaçlı) amacıylasınırlı olarakihyasının sağlandığı durumlarda tekrar husumetkonumunagelebilecek ve aktif dava ehliyeti kazanacaktır.
Olayda, 24/09/2007tarihinde tasfiye giren ve26/12/2008 tarihi itibariyle tasfiyesi kapanan şirketin Ankara 8. AsliyeTicaret Mahkemesinin 28/12/2010 tarih ve E:2010/373, K:2010/735 sayılıkararıyla ''şirketin tasfiye halinde ihyasına'' karar verildiği, dava konusuvergi/ceza ihbarnamelerinin düzenlenerek davacı şirkete tebliğ edildiği tarihitibariyle de ihya nedenininsona ermesiyle şirket kaydının tekrar silinmesi sözkonusu olmadığı gibi iddia dahi edilmediği anlaşılmakla, dava açıldığı tarihtedavalı idare açısından ''husumet'' konumuna alınma imkanı bulunan davacı şirketadına davayı açan tasfiye memurunun ehliyetli olduğu dolayısıyla, davanın esasıhakkında karar verilmesi gerekirken ehliyet yönünden reddi yolundaki temyizekonu Mahkeme kararının bozulması gerektiği görüşüyle Dairemiz kararına katılmıyoruz."
17. Nihai karar 1/8/2016 tarihinde tebliğ edilmiştir.
18. Başvurucu 18/8/2016 tarihinde bireysel başvurudabulunmuştur.
IV. İLGİLİ HUKUK
A. Ulusal Hukuk
1. İlgili Kanunlar
19. 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama UsulüKanunu'nun "İdari dava türleri ve idariyargı yetkisinin sınırı" kenar başlıklı 2. maddesinin (1)numaralı fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:
" 1. İdari dava türlerişunlardır:
a) İdarî işlemler hakkında yetki, şekil,sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayıiptalleri için menfaatleri ihlâl edilenler tarafından açılan iptal davaları"
20. 2577 sayılı Kanunu'nun"Dilekçeler üzerine ilk inceleme" kenar başlıklı 14.maddesinin (3) numaralı fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:
"Dilekçeler,
...
c) Ehliyet,
...
yönlerinden sırasıyla incelenir."
21. 2577 sayılı Kanun'un "İlkinceleme üzerine verilecek kararlar" kenar başlıklı 15.maddesinin birinci fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:
"Danıştay veya idare vevergi mahkemelerince yukarıdaki maddenin 3 üncü fıkrasında yazılı hususlardakanuna aykırılık görülürse, 14 üncü maddenin;
...
b) 3/c, 3/d ve 3/e bentlerinde yazılı hallerdedavanın reddine,
...
Karar verilir."
22. 13/1/2011 tarihli ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nungeçici 7. maddesinin onbeşinci fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:
"...Ticaret sicilinden kaydı silinenşirket veya kooperatifin alacaklıları ile hukuki menfaatleri bulunanlar haklısebeplere dayanarak silinme tarihinden itibaren beş yıl içinde mahkemeyebaşvurarak şirket veya kooperatifin ihyasını isteyebilir."
2. Danıştay İçtihadı
23. Danıştay Dördüncü Dairesinin 1/11/2017 tarihli veE.2016/1728, K.2017/724 sayılı kararının ilgili kısımları şöyledir:
" Davacı adına, kanuni temsilcisi olduğuŞirketin tasfiyesi sonuçlanmadan evvel, şirket tarafından 2001 ve 2002yıllarından kaynaklanan KDV iade alacaklarının mahsuben iadesi talebinin reddiişleminin iptali ile ihtirazi kayıtla ödenen verginin iadesi istemli açılandavada,İstanbul 8. Vergi Mahkemesi'nin 29.09.2011 gün ve E:2008/346,K:2011/3457 sayılı dava kabul kararı verildiği, bunun üzerine davacıtarafından, iadeye karar verilen tutarların şirketin tasfiyesinin kapanmışolması nedeniyle ortaklara hissesi oranında dağıtılması istemiyle davalı idareyebaşvuruda bulunulduğu, bu başvurunun davalı idarece 08.03.2012 gün ve 4454sayılı işlemle reddedilmesi üzerine, ret işleminin iptali istemiyle açılandavayı kabul eden Vergi Mahkemesi kararı taraflarca temyiz edilmiştir.
...
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun geçici7/15.maddesinin son cümlesinde, Ticaret sicilinden kaydı silinen şirketinalacaklıları ile hukuki menfaatleri bulunan diğer kişi ve kuruluşların haklısebeplere dayanarak sicilden silinme tarihinden itibaren 5 yıl içinde mahkemeyebaşvurarak şirketin ihyasını isteyebilecekleri, hükme bağlanarak; terkinedildiği halde alacağı veya menfaati olanlara ihya seçeneği sunularak olasımağduriyetler engellenmek istenmiştir. 6102 sayılı TTK’da düzenlenmezden evvelise, belli koşulların varlığı halinde kaydı silinmiş şirketin ihyası hususu,hukuk uygulamamızda Yargıtay içtihatları ile doktrince kabul görmüş veböylelikle diriltilen şirketin yeniden ticaret siciline kaydı yapılmakla,hukuksal anlamda tüzel kişiliğin yeniden vücut bulacağınitelendirilmesiyapılmıştır.
Bu süreç içerisinde ise ek tasfiye işlemleriyanında diğer hukuksal işlemler son tasfiye memuru tarafından yürütülmekte veticaret siciline yeniden kaydın, vergi dairesine de bildirilmesi sonucu ihyasebebine göre yeniden mükellefiyet tesisi söz konusu olabilmektedir.
Dava dosyasının incelenmesinden, davacınınortağı ve kanuni temsilcisi olduğu ... Şti.'nin 2001 ve 2002yılı KDV mahsup talebinin idare tarafından reddedilmesi üzerine, davacı şirkettarafından dava açıldığı ve ihtirazi kayıt ile söz konusu vergilerin ödendiği,açılan davanın İstanbul 8. Vergi Mahkemesi'nin 29.09.2011 gün veE:2008/346,K:2011/3457 sayılı kararı ile kabul edilmesi üzerine, davacı tarafındanşirketin 30.09.2010 tarihinde Ticaret Sicil Gazetesinde ilan edilerektasfiyesinin tamamlanmış olduğu belirtilerek, hisseleri oranında ihtirazikayıtla ödenen vergilerin iadesinin istenildiği, davalı idare tarafından bubaşvurunun 08.03.2012 gün ve 4454 sayılı işlemi ile ret edilmesi üzerinebakılmakta olan davanın açıldığı ve Mahkeme tarafından şirketin tasfiyesitamamlandığından ilgili dönem şirket ortaklarına hisseleri oranında iadeişlemlerinin gerçekleştirilmesi gerektiği gerekçesiyle davanın kabulüne kararverildiği anlaşılmaktadır.
Yukarıda yer verilen mevzuat hükümlerigereğince tasfiyesi tamamlanan şirketin ticaret sicilinden terkin edildiktensonra şirkete ait hak veya borçların ortaya çıkması halinde bu hakkın öncelikleşirket uhdesine alınması ve sonrasında varsa vergisel bir yönü giderildiktensonra ortaklar arasında dağıtılması ancak tasfiye olunan şirketin merkezininbulunduğu yer Asliye Ticaret Mahkemesinden ihyasının istenmesi ile şirketincanlandırılması, mümkün bulunmaktadır.
Bu anlamda, ortak olan davacı tarafındandeğil, şirketin ihyası sağlandıktan sonra şirket yetkilisinin veya ortaklarkurulunun vergi dairesine başvurarak, şirkete ait alacağı şirket adına talepetmesi mümkün iken, esasen şirket tüzel kişiliğine ait alacağın hissesioranında tarafına ödenmesini talep etmesinin hukuki dayanağı bulunmamaktadır."
24. Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 21/10/2015 tarihlive E.2015/3921, K.2015/3665 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:
"...Danıştay OnuncuDairesince yapılan araştırma üzerine, Ağrı Ticaret Sicili Müdürlüğünce, davacışirketin 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun Geçici 7. maddesi uyarınca03/04/2015 tarihindeticaret sicilinden resen silindiği hususunun bildirildiği,Danıştay Onuncu Dairesince tebligatın Yönetim Kurulu Üyesi [...]'nın kayıtlı adresine tebliğ edildikten sonra dosyanın Kurulumuzagönderildiği anlaşılmaktadır.
6102 sayılı TürkTicaret Kanunu'nun Geçici 7. maddesinin 1. fıkrasında, " 1/7/2015 tarihinekadar aşağıdaki hâlleri tespit edilen ya da bildirilen anonim ve limitedşirketler ile kooperatiflerin tasfiyeleri ve ticaret sicilinden kayıtlarınınsilinmesi, ilgili kanunlardaki tasfiye usulüne uyulmaksızın bu madde uyarıncayapılır." denilerek, devamında bu madde uyarınca tasfiye ve ticaretsicilinden kayıtların silinmesi konusunda ayrıntılı hükümlere yer verilmiş; 15.fıkrasında ise "Bu maddede düzenlenmeyen hususlarda ilgili kanun ve esassözleşmelerde öngörülen usullere göre hareket edilir. Bu madde gereğincetasfiye edilmeksizin unvanı silinen şirket veya kooperatiflerin ortayaçıkabilecek malvarlığı, unvana ilişkin kaydın silindiği tarihten itibaren onyıl sonra Hazineye intikal eder. Hazine bu şirket ve kooperatiflerinborçlarından sorumlu tutulmaz. Tasfiye memurlarının sorumlulukları konusunda,özel kanunlardaki sorumluluğa ilişkin hükümler saklı kalmak kaydıyla bu Kanunveya Kooperatifler Kanunu hükümleri uygulanır. Ticaret sicilinden kaydı silinenşirket veya kooperatifin alacaklıları ile hukuki menfaatleri bulunanlar haklısebeplere dayanarak silinme tarihinden itibaren beş yıl içinde mahkemeyebaşvurarak şirket veya kooperatifin ihyasını isteyebilir." düzenlemesi yeralmıştır.
Anılan madde uyarınca, 08/04/2015 günlü, 8796sayılı Ticaret Sicili Gazetesi'nde, 03/04/2015 tarihinden geçerli olarakticaret sicilinden resen silindiği ilan edilen davacı şirketin, maddenin 15.fıkrası uyarınca ihya edilip edilmediği hususu, 2577 sayılı Kanun'un 26.maddesinin uygulanması bakımından önem taşımaktadır.
Bu durumda, Dairece davacı şirketin ihyaedilip edilmediği, diğer bir deyişle taraf sıfatını halen koruyup korumadığıhususu araştırılarak ve yukarıda metnine yer verilen 2577 sayılı Yasa' nın 26.maddesi hükmü gözetilerek yeniden bir karar verilmesi gerekmektedir."
3. Yargıtay İçtihadı
25. Yargıtay 12. Dairesinin 12/6/2017 tarihli ve E.2017/3770,K.2017/9184 sayılı kararının ilgili kısımları şöyledir:
"Kural olarak dava hakkı, o hakkın sahibiolan kimseye aittir. Başvuru tarihinde yürürlüğe girmiş bulunan HMK'nun 71.maddesinde, dava açmaya ehil olan kişinin davasını bizzat yahut atayacağı vekilaracılığıyla ikame ve takip edeceği açıklanmıştır. Anılan hüküm uyarınca haksahibi davayı bizzat açabileceği gibi vekil aracılığıyla da açabilir. 1136Sayılı Avukatlık Kanunu'nun 35.maddesine göre de, dava açmak hakkının yalnızbaroya kayıtlı avukata ait olduğu hususu düzenlenmiştir. Somut olayda; borçluşirketin kaydının 08.10.2015 tarihinde Ticaret Sicilinden resen silindiği vetescil ve ilan edildiği bildirilmiş olup, dava tarihi itibari ile borçluşirketin Ticaret Sicili'nden terkini sağlandığından, terkinle berabertüzelkişiliği sona erdiğinden, tüzelkişiliği sona eren şirketin, medenihaklardan yararlanma ve bu hakları kullanma ehliyeti de son bulacağından,münfesih tüzel kişiliğin gerek yargıda gerekse diğer resmi merciler önündetemsil edilebileceğinden bahsetmek olanaklı değildir. Borçlu şirketin dava açmaehliyeti ve dava açma konusunda vekalet ehliyeti yoktur, bu sebeple icramahkemesinde şikayette bulunma, borca itiraz etme yetkisi bulunmamaktadır.
HMK'nun 114. maddesinde dava şartlarıdüzenlenmiş olup, maddenin 1.fıkrasının ( e ) bendinde; “dava takip yetkisinesahip olunması”na yer verilmiştir. Aynı Kanunun 115/1 ve 2. maddesinde de;“Mahkeme, dava şartlarının mevcut olup olmadığını, davanın her aşamasındakendiliğinden araştırır. Taraflar da dava şartı noksanlığını her zaman ilerisürebilirler. Mahkeme, dava şartı noksanlığını tespit ederse davanın usuldenreddine karar verir. Ancak, dava şartı noksanlığının giderilmesi mümkün isebunun tamamlanması için kesin süre verir. Bu süre içinde dava şartı noksanlığıgiderilmemişse davayı dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddeder”düzenlemesine yer verilmiştir.
HMK'nın 115/3. maddesinde ise; dava şartınoksanlığı, mahkemece davanın esasına girilmesinden evvel fark edilmemiş,taraflarca ileri sürülmemiş ancak hüküm anında noksanlık giderilmiş ise,başlangıçtaki dava şartı noksanlığı nedeni ile davanın usuldenreddedilemeyeceği belirtilmektedir.
Yukarıda belirtilen hususlar icra mahkemesindedava açma ehliyeti ile ilgili olup, icra takibi başlatma yönünden ise: takiptarihi itibari ile de borçlu şirketin terkini sağlanmış olduğundan,tüzelkişiliği sona ermiş olup, 6102 Sayılı TTK'nun geçici 7. maddesi uyarıncasicilden terkin edilen şirketin aynı maddenin 15. bendine göre ihyasımümkündür; bu bentte, “... Ticaret sicilinden kaydı silinen şirket veyakooperatifin alacaklıları ile hukuki menfaatleri bulunanlar haklı sebepleredayanarak silinme tarihinden itibaren beş yıl içinde mahkemeye başvurarakşirket veya kooperatifin ihyasını isteyebilir...” düzenlemesine yerverilmiştir.
6102 Sayılı TTK'nun 547. maddesinde de;Tasfiyenin kapanmasından sonra ek tasfiye işlemlerinin yapılmasının zorunluolduğu anlaşılırsa, son tasfiye memurları, yönetim kurulu üyeleri, paysahipleri veya alacaklıların, şirket merkezinin bulunduğu yerdeki asliyeticaret mahkemesinden, bu ek işlemler sonuçlandırılıncaya kadar, şirketinyeniden tescilini isteyebilecekleri belirtilmiştir. Dolayısıyla, tasfiyesitamamlanıp ticaret sicilinden silinmek suretiyle hukuk alemindeki varlığı sonaeren ( münfesih ) şirketin takibin tarafı olmak ehliyeti de bulunmamaktadır.Ticaret sicilinden terkin edilmiş şirket hakkında takip işlemlerine başlanmasıve yürütülmesi tasfiye memuru ile ticaret sicile yöneltilecek dava sonucundatüzel kişiliğin yeniden ihyası ile mümkündür.
Somut olayda, borçlu şirketin dava takipyetkisi olmadığı alacaklı tarafça ileri sürülmüş, yargılama boyunca mahkemecefark edilmemiştir. Bu durumda, mahkemece HMK'nın 115. maddesi uyarınca davaşartı noksanlığı sebebiyle istemin usulden reddine karar verilmesi gerekirken,işin esasının incelenerek kabulüne karar verilmesi isabetsizdir."
B. Uluslararası Hukuk
1. Avrupa İnsan HaklarıSözleşmesi
26. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) 6. maddesinin(1) numaralı fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:
"Herkes davasının,medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar ... konusunda kararverecek olan,... bir mahkeme tarafından ... görülmesini isteme hakkınasahiptir..."
2. Avrupa İnsan HaklarıMahkemesi İçtihadı
27. İlgili Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) içtihadı içinbkz. Ali Diren, B. No:2015/13108, 18/4/2018, §§ 26-29.
V. İNCELEME VE GEREKÇE
28. Mahkemenin 26/2/2020 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Mahkemeye Erişim Hakkınınİhlal Edildiğine İlişkin İddia
1. Başvurucunun İddialarıve Bakanlık Görüşü
29. Başvurucu Şirket, Ticaret Mahkemesinin Şirketin tasfiyehâlinde ihyasına karar verdiğini, bu husus gözönünde bulundurulduğunda davaehliyetinin olduğunun kabul edilerek uyuşmazlığın esası hakkında bir kararverilmesi gerektiğini, Mahkemenin davanın ehliyet yönünden reddi yolundakiyorumunun katı bir yorum olduğunu belirterek, bu yaklaşımdan hareketle idariişlemlerin yargısal denetiminin yapılmaması nedeniyle adil yargılanma hakkınınihlal edildiğini ileri sürmüştür.
30. Bakanlık görüşünde, ticaret sicilinden kaydı silinenşirketlerin alacaklıları ile hukuki menfaatleri bulunan diğer kişi vekuruluşların haklı sebeplere dayanarak sicilden silinme tarihinden itibaren beşyıl içinde mahkemeye başvurarak şirketin ihyasını isteyebilecekleri, bu şekildeterkin edildiği hâlde alacağı veya menfaati olanlara ihya seçeneği sunularakolası mağduriyetlerin engellenmek istendiği belirtilmiştir. Ticaret sicilindenkaydı silinmiş şirketlerin ihyası ile hukuksal anlamda tüzel kişiliklerininyeniden vücut bulacağı, ek tasfiye işlemlerinin yanında diğer hukuksalişlemlerinin de son tasfiye memuru tarafından yürütüleceği, ticaret sicilineyeniden kaydın vergi dairesine bildirilmesi sonucu ihya sebebine göre yenidenmükellefiyet tesisinin söz konusu olabileceği vurgulanan görüş yazısında ihyakararı verilen başvurucu Şirketin de yeniden ticaret siciline tescil edilmekletüzel kişiliğini kazanacağı ancak ihyadan sonra Şirketin yalnızca ihyasebebiyle ilgili işlemleri yapabilme ehliyetine sahip olacağı, bu ihyasebebiyle ilgili işlemlerin sonuçlanmasıyla birlikte Şirketin yeniden ticaretsicilinden silineceği ifade edilmiştir.
31. Başvurucu Bakanlık görüşüne karşı verdikleri cevaptaBakanlık görüşüne katılmadıklarını belirterek ihlalin tespitine kararverilmesini istemiştir.
2. Değerlendirme
32. Anayasa'nın "Hakarama hürriyeti" kenar başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrasışöyledir:
"Herkes,meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacıveya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir."
33. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılanhukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifinikendisi takdir eder (Tahir Canan,B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucunun yukarıda yer verilenşikâyetlerinin özü, idari işlemin iptali istemiyle açtığı davanın esasının davaehliyetinin bulunmadığı gerekçesiyle incelenmemesidir. Bu itibarla başvurucununihlal iddiaları adil yargılanma hakkının güvencelerinden biri olan mahkemeyeerişim hakkı kapsamında incelenmiştir.
a. Kabul EdilebilirlikYönünden
34. Başvuruya konu olayda derece mahkemesine göre, başvurucuŞirket tasfiye edilerek hukuk alemindeki varlığı sona erdiğinden hukuken varolmayan bu Şirket adına ödeme emri düzenlenmez, düzenlense dahi herhangi birhukuki sonuç doğurmaz. Hukuki sonuç doğurmayan, başka bir deyişle, hukukdüzeninde varlık kazanmayan işlemlerin ise, Şirketin menfaatini ihlaletmeyeceği belirtilen mahkeme kararında menfaati ihlal edilmediğine göreŞirketin idari davada taraf olamayacağı ve Şirketin tüzel kişiliğisonlandırıldığından hak ehliyetinin de bulunmadığı, hak ehliyetibulunmadığından dava açabilmesinin mümkün olmadığı ifade edilmiştir.
35. Görüldüğü üzere derece mahkemesi, başvurucu şirketin tasfiyeedilmiş olması olgusuna bağlı olarak gerçekleşen iki sonuca (şirketinmenfaatinin ve hak ehliyetinin bulunmaması) dayalı olarak hem taraf hem davaehliyeti bulunmadığı gerekçesiyle davayı reddetmiştir.
36. Bireyin menfaatini etkilemeyen idari işlemlerin esasenherhangi bir uyuşmazlığa sebebiyet verme imkân ve kabiliyeti bulunmayannitelikte işlemler olduğu söylenebilir. Diğer taraftan kural olarakSözleşme'nin 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasının medeni hak veyükümlülüklerin karara bağlanmasıyla ilgili bir yargılama usulündeuygulanabilmesi için öncelikle ortada bir uyuşmazlığınbulunması gerekmektedir (İsmailTaşpınar, B. No: 2013/3912, 6/2/2014, § 21). Bu çerçevede somutbaşvuruda idari işlemin iptali istemiyle açılan davanın başvurucunun idariişlemin iptalini istemekte menfaatinin olmadığı belirtildiğinden somut olaydaSözleşme'nin 6. maddesi anlamında bir uyuşmazlığın bulunup bulunmadığınınortaya konulması önem arz etmektedir. Ancak bu mesele başvurunun doğrudanesasını ilgilendirdiğinden, kabul edilebilirlik değerlendirmesinin işinesasıyla birlikte yapılmasına karar verilmesi gerekir.
37. Öte yandan açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabuledilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığıanlaşılan mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin başvurunun kabuledilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
b. Esas Yönünden
i. Hakkın Kapsamı veMüdahalenin Varlığı
38. Anayasa'nın 36. maddesinin birinci fıkrasında, herkesinyargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddiada bulunma ve savunmahakkına sahip olduğu belirtilmiştir. Dolayısıyla mahkemeye erişim hakkı,Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan hak arama özgürlüğünün birunsurudur (Özbakım Özel Sağlık Hiz. İnş.Tur. San. ve Tic. Ltd. Şti., B. No: 2014/13156, 20/4/2017, § 34).
39. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan hak aramaözgürlüğü, bir temel hak olmanın yanında diğer temel hak ve özgürlüklerdengereken şekilde yararlanmayı ve bunların korunmasını sağlayan en etkiligüvencelerden biridir. Bu bakımdan davanın bir mahkeme tarafından görülebilmesive kişinin adil yargılanma hakkı kapsamına giren güvencelerden faydalanabilmesiiçin ilk olarak kişiye iddialarını ortaya koyma imkânının tanınması gerekir.Diğer bir ifadeyle dava yoksa adil yargılanma hakkının sağladığı güvencelerdenyararlanmak mümkün olmaz (Mohammed Aynosah,B. No: 2013/8896, 23/2/2016, § 33).
40. Anayasa Mahkemesi bireysel başvuru kapsamında yaptığıdeğerlendirmelerde mahkemeye erişim hakkının bir uyuşmazlığı mahkeme önünetaşıyabilmek ve uyuşmazlığın etkili bir şekilde karara bağlanmasınıisteyebilmek anlamına geldiğini ifade etmiştir (Özkan Şen, B. No: 2012/791, 7/11/2013, § 52).
41. Bireysel başvuruya konu olayda başvurucu Şirketin vergi borçlarınailişkin ödeme emrinin uyuşmazlık konusu edildiği bir idari dava söz konusudur.Başvurucu Şirketin söz konusu idari işlemin iptali istemiyle açtığı davada,dava konusu işlemin iptali konusunda dava ve taraf ehliyeti bulunmadığıgerekçesiyle uyuşmazlığın esasının incelenmemesi nedeniyle başvurucununmahkemeye erişim hakkına yönelik bir müdahalenin bulunduğu görülmektedir.
ii. Müdahalenin İhlalOluşturup Oluşturmadığı
42. Anayasa'nın 13. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
"Temel hak ve hürriyetler, ... yalnızcaAnayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancakkanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, ... ölçülülük ilkesine aykırıolamaz."
43. Anayasa'nın 36. maddesinde, hak arama özgürlüğü içinherhangi bir sınırlama nedeni öngörülmemiş olmakla birlikte bunun hiçbirşekilde sınırlandırılması mümkün olmayan mutlak bir hak olduğu söylenemez. Özelsınırlama nedeni öngörülmemiş hakların da hakkın doğasından kaynaklanan bazısınırlarının bulunduğu kabul edilmektedir. Ayrıca hakkı düzenleyen maddedeherhangi bir sınırlama nedenine yer verilmemiş olsa da Anayasa'nın başkamaddelerinde yer alan kurallara dayanılarak bu hakların sınırlandırılması damümkün olabilir. Dava açma hakkının kapsamına ve kullanım koşullarına ilişkinbir kısım düzenlemenin hak arama özgürlüğünün doğasından kaynaklanan sınırlarıortaya koyan ve hakkın norm alanını belirleyen kurallar olduğu açıktır. Ancakbu sınırlamalar, Anayasa'nın 13. maddesinde yer alan güvencelere aykırı olamaz(Özkan Şen, § 58; Tahir Gökatalay, B. No: 2013/1780,20/3/2014, § 39; İbrahim Can Kişi,B. No: 2012/1052, 23/7/2014, § 33).
44. Yukarıda anılan müdahale, Anayasa'nın 13. maddesindebelirtilen koşullara uygun olmadığı takdirde Anayasa'nın 36. maddesininihlalini teşkil edecektir.
45. Sonuç itibarıyla mutlak olmayan ve sınırlandırılabilenmahkemeye erişim hakkına ilişkin müdahalenin Anayasa’nın 13. maddesindeöngörülen ve somut başvuruya uygun düşen, kanun tarafından öngörülme, haklı birsebebe dayanma (meşru amaç) ve ölçülülük ilkesine aykırı olmama koşullarınauygun olup olmadığının belirlenmesi gerekir.
(1) Kanunilik
46. Somut başvuruda davanın esasının incelenmemesi yönündekimahkeme kararının idari işlemlere karşı iptal davası açılabilmesi içinöngörülen ehliyet koşulunun bulunmadığıgerekçesine dayandığı görülmektedir. İdari yargıya ilişkin usul hukukukuralları kapsamında davanın ehliyetyönünden reddi şeklindeki müdahalenin 2577 sayılı Kanun'un 2., 14.ve 15. maddelerine dayandığı ve dolayısıyla başvurucunun mahkemeye erişimhakkına yönelik müdahalenin kanuni dayanağının mevcut olduğu anlaşılmıştır.
(2) Meşru Amaç
47. Ehliyet kavramı, taraf ehliyeti ve dava ehliyeti kurumlarınıkapsamaktadır. Öğretide ve uygulamada birleşildiği üzere dava ehliyeti; gerçekve tüzel kişilerin medeni hakları kullanma yeterliğinin usul hukukundasomutlaşması, biçime dönüşmesidir. Taraf ehliyeti ise davada bir yan olmayeterliğini anlatır ve medeni haklardan yararlanma yeterliğinin usul hukukundabiçimlenişidir (AYM, E.1987/30, K.1988/5, 15/3/1988).
48. İdari makamlar tarafından gerçekleştirilen ancak bireyinmenfaatini etkilemeyen, bir başka ifadeyle birey üzerinde herhangi bir hukuksalsonuç doğurmayan işlemlerin uyuşmazlık konusu yapılarak hem yargının hem deidarenin sürekli ve gereksiz bir biçimde meşgul edilip işleyemez hâle gelmesiniengellemek, bu suretle gerek yargı hizmetinin gerekse idarenin asli görevi olankamu hizmetlerinin hızlı, düzenli ve etkin biçimde yürütülmesini sağlamakdüşüncesiyle davacı ile arasında menfaat bağı kurulamayan işlemlerden doğanuyuşmazlıkların esasının incelenmemesi idari yargıya ilişkin bir usul kuralıolarak düzenlenmiştir.
49. Benzer şekilde dava ehliyeti bulunmayan kişilerin davaaçamamaları yargının gereksiz bir biçimde meşgul edilmesini önleyerek kamu yararınısağlamak amacıyla bir usul kuralı olarak düzenlenmiştir.
50. Yargılama usullerinin düzenlenmesinde usul ekonomisiningözetilmesi, bu suretle iyi adalet yönetiminin de sağlanarak kamu yararınıngerçekleştirilmesi Anayasa'nın 2. maddesinde düzenlenen hukuk devleti ilkesiningereklerinden biridir. Dolayısıyla usul ekonomisi ile iyi adalet yönetimiilkesi gözetilerek idari işlemlerin dava konusu edilebilirliğinin bellikoşullara bağlanması mümkündür (LeventTütüncü, B. No: 2015/3690, 18/7/2018, § 48).
51. Somut olayda usul kurallarını yorumlayan derece mahkemesininbaşvurucunun dava konusu işlemlerin iptalini istemekte dava ve taraf olmaehliyetinin bulunmadığı gerekçesiyle idari işleme karşı açılan iptal davasınınesasını incelememesinin yukarıda değinilen kamu yararının gerçekleştirilmesineyönelik meşru bir amaca dayandığı sonucuna ulaşılmıştır.
(3) Ölçülülük
(a) Genel İlkeler
52. Anayasa Mahkemesi; bireysel başvuru kapsamında yaptığıdeğerlendirmelerde kişinin mahkemeye başvurmasını engelleyen veya mahkemekararını anlamsız hâle getiren, bir başka anlatımla mahkeme kararını önemliölçüde etkisizleştiren sınırlamaların mahkemeye erişim hakkını ihlaledebileceğini ifade etmiştir (Özkan Şen,§ 52).
53. Ölçülülük ilkesi elverişlilik,gereklilik ve orantılılık olmak üzere üç alt ilkedenoluşmaktadır. Elverişliliköngörülen müdahalenin ulaşılmak istenen amacı gerçekleştirmeye elverişliolmasını, gereklilik ulaşılmakistenen amaç bakımından müdahalenin zorunlu olmasını yani aynı amaca daha hafifbir müdahale ile ulaşılmasının mümkün olmamasını, orantılılık ise bireyin hakkına yapılan müdahale ileulaşılmak istenen amaç arasında makul bir dengenin gözetilmesi gerekliliğiniifade etmektedir (AYM, E.2011/111, K.2012/56, 11/4/2012; E.2016/16, K.2016/37,5/5/2016; Mehmet Akdoğan ve diğerleri,B. No: 2013/817, 19/12/2013, § 38).
54. Ölçülülüğün üçüncü alt ilkesi olan orantılılık, hakkınsınırlandırılması hâlinde elde edilmek istenen kamu yararı ile bireyin hak veözgürlükleri arasında adil bir dengenin sağlanmasını gerektirmektedir.Öngörülen tedbirin bireyi olağan dışı ve aşırı bir yük altına sokması durumundamüdahalenin orantılı ve dolayısıyla ölçülü olduğundan söz edilemez. Bu itibarlauygulanan tedbirle başvuruculara aşırı ve orantısız bir yük yüklenmemesigerekmektedir (Levent Tütüncü, B.No: 2015/3690, 18/7/2018, § 52).
55. Dava konusu edilen bir idari işlemin bireyin menfaatiniihlal edip etmediğini belirleme ve mevzuatı bu yönüyle yorumlama görevi esasenderece mahkemelerine aittir. Derece mahkemeleri, önlerindeki uyuşmazlığınniteliğini ve ilgili mevzuat hükümlerini gözönünde bulundurarak dava konusuişlemin davacının hukuki durumu üzerinde yaratabileceği etki ve sonuçlardanhareketle menfaatini ihlal edip etmediğini değerlendirirler. Bireyselbaşvurunun ikincillik ilkesi gereği, dava konusu edilen işlemin başvurucununmenfaatini ihlal edip etmediğinin belirlenmesi noktasında Anayasa Mahkemesininbir görevi bulunmamaktadır. Anayasa Mahkemesinin bu hususta üstleneceği rol,idari işlemin bireyin menfaatini etkilemediğiyle ilgili derece mahkemelerininyorumlarının mahkemeye erişim hakkına etkisini somut olayın koşulları ışığındaincelemektir (Levent Tütüncü, § 53).
56. Derece mahkemeleri, bireyin taraf ehliyetinin bulunupbulunmadığını irdelerken ve buna dair usul kurallarını uygularken söz konusudüzenlemenin getirilmesiyle ulaşılmak istenen kamu yararı ile bireyinmenfaatleri arasında adil bir denge gözetmelidir. Bu bağlamda taraf ehliyetikoşulundan hareketle uyuşmazlığın esasının incelenebilirliğinindeğerlendirilmesinde kamu yararı ile bireyin menfaatleri arasındaki dengekurulurken dava konusu edilen işlemin mahiyeti, başvurucunun hukuki durumuna vegelecek yaşantısına ne şekilde etkilerinin olduğu, işlemin hukuka uygunlukdenetiminin gerçekleştirilmemiş olması dolayısıyla bertaraf edilemeyen buetkilerin başvurucuya bir külfet yükleyip yüklemediği gibi hususlar gözönündebulundurulabilir(Levent Tütüncü,§ 54).
57. Bu kapsamda bireyin, hukuki durumu üzerinde birtakım etki vesonuçlar doğurduğu, dolayısıyla hak ve menfaatlerini etkilediği çok açık olanbir idari işlemi yargı mercileri önünde uyuşmazlık konusu etme olanağındanyoksun bırakılması bu konuda mahkemeye erişimini imkânsız hâlegetirebileceğinden ölçülülük ilkesini zedeleyebilir (Levent Tütüncü, § 55).
(b) İlkelerin OlayaUygulanması
58. Bireysel başvuruya esas olan davada uyuşmazlık konusu edilenişlem, başvurucu Şirketin vergi borçları nedeniyle düzenlenen ödeme emrineilişkin işlemdir. Mahkeme, başvurucu Şirketin tasfiye edilmiş olmasını dayanakgöstererek hem dava konusu işlemle olan menfaat ilişkisinin ortadan kalktığıhem de dava ehliyeti bulunmadığı gerekçesiyle uyuşmazlığın esasını incelememiştir.
59. Bireyin dava ve taraf ehliyeti bulunmayan uyuşmazlıklarınesası hakkında karar verilmemesi suretiyle mahkemeye erişim hakkına yapılanmüdahalenin usul ekonomisi ile iyi adalet yönetimi ilkesinin sağlanarak kamuyararı amacının gerçekleştirilmesi bakımından elverişli ve gerekli olmadığıifade edilemez. Somut olaydaki müdahalenin ölçülülüğünün değerlendirilmesibakımından asıl önem taşıyan ölçüt ise orantılılıktır. Bu itibarla, uygulanantedbirle başvurucuya aşırı ve orantısız bir külfet yüklenip yüklenmediğinintespiti gerekmektedir.
60. Yukarıda yer verilen (bkz. §§ 23-25) Danıştay ve Yargıtayiçtihadında ortaya konulduğu üzere şirketlerin tasfiye edilmelerinden sonraihya edilmelerine karar verilmesi hâlinde haklarında tesis edilen ve hukukidurumları üzerinde birtakım etki ve sonuçlar doğuran muhtelif mahiyetteki idariişlemlere karşı açtıkları davalarda taraf sıfatlarını devam ettirdikleri kabuledilmektedir.
61. Anılan içtihattaki yaklaşımın kaybedilen tüzel kişiliğinbelirli koşullar altında ihya ile yenidenkazanılmasına imkân sağlanmasıylaşirketlerin maddi ve manevi varlıkları üzerinde birtakım etki ve sonuçlardoğuran işlemlerin hukuki denetiminin yolunun açılması gerekliliğinden doğduğuanlaşılmaktadır. Buna göre Danıştay ve Yargıtayın söz konusu içtihadının idariişlemin bireyin mevcut ve gelecekteki hukuki durumu üzerindeki olası tüm etkive sonuçlarını dikkate almak suretiyle taraf ehliyeti koşulundan hareketleuyuşmazlığın esasının incelenebilirliğinin tespitinde kamu yararı ile bireyinçıkarları arasındaki adil dengeyi gözeten, objektif ve hukuken kabul edilebilirölçütler içerdiği görülmektedir.
62. Somut olayda vergi borçları nedeniyle düzenlenen ödemeemirlerinin, sebep ve konu sınırlaması olmaksızın ihyasına karar verilmiş olanbaşvurucu Şirketin parasal hakları üzerinde birtakım hukuksal sonuçlar doğurmakapasitesinin olduğu, bu hâliyle söz konusu işlemin başvurucu Şirketinmenfaatini etkilediği ve ihyasına karar verilen Şirketin dava açma ehliyetinesahip olması gerektiği açık bir şekilde anlaşılmaktadır. Bireysel başvuruyakonu derece mahkemesi kararında ise şirketin ihyasına karar verilmiş olmasınınanılan ödeme emirlerinin Şirketin menfaatini ihlal edip edemeyeceği yönündeherhangi bir incelemeye gidilmeksizin Şirketin ihya edilmesine karar verilmişolduğu görmezden gelinerek şekilci bir yaklaşımla hareket edilmek suretiyle sözkonusu işlemin hukuka uygunluk denetiminin yapılmadığı görülmektedir.Belirtilen işlemin hâlen hukuken mevcut olduğu da bu noktada gözardı edilemez.
63. Yukarıda yer verilen tespitlere göre derece mahkemesininsomut davada başvurucu Şirketin dava konusu edilen işlemin iptal edilmesindetaraf ehliyetinin bulunup bulunmadığını değerlendirmesiyle ve buna dair usulkurallarını uygulamasıyla ilgili bu şekilci yorumunun başvurucunun hukuksaldurumunu etkileyebilecek idari işlemden doğan uyuşmazlığın mahkeme önündekarara bağlanmasını engellediği görülmektedir. Bu suretle belirtilen işlemlerinhukuka uygun olup olmadığının yargı denetimi yolu ile ortaya konulmasıimkânından yoksun bırakılmasının ise söz konusu işlemlerin yukarıda yer verilenetki ve sonuçları dikkate alındığında başvurucuya ağır bir külfet yüklediğideğerlendirilmiştir.
64. Bu sebeple başvurucunun mahkemeye erişim hakkına yapılanmüdahalenin ölçüsüz olduğu sonucuna varılmıştır.
65. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun Anayasa'nın 36.maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeyeerişim hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
B. Makul Sürede Yargılanma Hakkının İhlalEdildiğine İlişkin İddia
1. Başvurucunun İddiaları
66. Başvurucu, başvuru konusu yargılamanın uzun sürdüğünübelirterek makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
67. Bakanlık bu konuda görüş bildirmemiştir.
2. Değerlendirme
68. Bireysel başvuru sonrasında 31/7/2018 tarihli ve 30495sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 25/7/2018 tarihli ve 7145sayılı Kanun'un 20. maddesiyle 9/1/2013 tarihli ve 6384 sayılı Avrupa İnsanHakları Mahkemesine Yapılmış Bazı Başvuruların Tazminat Ödenmek SuretiyleÇözümüne Dair Kanun'a geçici madde eklenmiştir.
69. 6384 sayılı Kanun'a eklenen geçici maddeye göreyargılamaların uzun sürmesi ve yargı kararlarının geç veya eksik icra edilmesiya da icra edilmemesi şikâyetiyle Anayasa Mahkemesine yapılan ve bu maddeninyürürlüğe girdiği tarih itibarıyla Anayasa Mahkemesi önünde derdest olanbireysel başvuruların başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle verilen kabuledilemezlik kararının tebliğinden itibaren üç ay içinde yapılacak müracaatüzerine Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Tazminat Komisyonu Başkanlığı (TazminatKomisyonu) tarafından incelenmesi öngörülmüştür.
70. Ferat Yüksel (B.No: 2014/13828, 12/9/2018) kararında Anayasa Mahkemesi; yargılamaların makulsürede sonuçlandırılmadığı ya da yargı kararlarının geç veya eksik icraedildiği ya da hiç icra edilmediği iddiasıyla 31/7/2018 tarihinden öncegerçekleştirilen bireysel başvurulara ilişkin olarak Tazminat Komisyonunabaşvuru imkânının getirilmesine ilişkin yolu ulaşılabilir olma, başarı şansısunma ve yeterli giderim sağlama kapasitesinin bulunup bulunmadığı yönlerindeninceleyerek bu yolun etkililiğini tartışmıştır.
71. Anılan kararda özetle öngörülen başvuru yolunun kişilerimali külfet altına sokmaması ve başvuruda kolaylık sağlaması nedenleriyleulaşılabilir olduğu, düzenleniş şekli itibarıyla ihlal iddialarına makul birbaşarı şansı sunma kapasitesinden mahrum olmadığı vetazminat ödenmesine imkântanıması ve/veya bu mümkün olmadığında başka türlü telafi olanakları sunmasınedenleriyle potansiyel olarak yeterli giderim sağlama imkânına sahip olduğuhususunda değerlendirmelerde bulunulmuştur (FeratYüksel, §§ 27-34). Bu gerekçeler doğrultusunda Anayasa Mahkemesi,ilk bakışta ulaşılabilir olan ve ihlal iddialarıyla ilgilibaşarı şansı sunma veyeterli giderim sağlama kapasitesi olduğu görülen Tazminat Komisyonuna başvuruyolu tüketilmeden yapılan başvurunun incelenmesinin bireysel başvurunun ikincilniteliği ile bağdaşmayacağı sonucuna vararak başvuru yollarının tüketilmemişolması nedeniyle kabul edilemezlik kararı vermiştir (Ferat Yüksel, §§ 35, 36).
72. Somut başvuru yönünden de söz konusu karardan ayrılmayıgerektiren bir durum bulunmamaktadır.
73. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının diğer kabuledilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemezolduklarına karar verilmesi gerekir.
C. 6216 Sayılı Kanun'un50. Maddesi Yönünden
74. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa MahkemesininKuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. maddesinin ilgili kısmışöyledir:
“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucununhakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararıverilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılmasıgerekenlere hükmedilir…
(2) Tespit edilen ihlal bir mahkemekararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yenidenyargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılamayapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminatahükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir.Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlalkararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünsedosya üzerinden karar verir.”
75. Başvurucu, yeniden yargılama yapılmasına hükmedilerekihlalin giderilmesi ve uğradığı zararın tazminine karar verilmesi talebindebulunmuştur.
76. Anayasa Mahkemesinin MehmetDoğan ([GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018) kararında ihlal sonucunavarıldığında ihlalin nasıl ortadan kaldırılacağı hususunda genel ilkelerbelirlenmiştir. Mahkeme diğer bir kararında ise bu ilkelerle birlikte ihlalkararının yerine getirilmemesinin sonuçlarına da değinmiş ve bu durumun ihlalindevamı anlamına geleceği gibi ilgili hakkın ikinci kez ihlal edilmesiylesonuçlanacağına da işaret etmiştir (AligülAlkaya ve diğerleri (2), B. No: 2016/12506, 7/11/2019).
77. Bireysel başvuru kapsamında bir temel hakkın ihlaledildiğine karar verildiği takdirde ihlalin ve sonuçlarının ortadankaldırıldığından söz edilebilmesi için temel kural mümkün olduğunca eski hâlegetirmenin yani ihlalden önceki duruma dönülmesinin sağlanmasıdır. Bunun içinise öncelikle ihlalin kaynağı belirlenerek devam eden ihlalin durdurulması,ihlale neden olan karar veya işlemin ve bunların yol açtığı sonuçların ortadankaldırılması, varsa ihlalin sebep olduğu maddi ve manevi zararlarıngiderilmesi, ayrıca bu bağlamda uygun görülen diğer tedbirlerin alınmasıgerekmektedir (Mehmet Doğan, §§55, 57).
78. İhlalin mahkeme kararından kaynaklandığı durumlarda AnayasaMahkemesi, 6216 sayılı Kanun'un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası ile AnayasaMahkemesi İçtüzüğü’nün 79. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendiuyarınca, ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılamayapılmak üzere kararın bir örneğinin ilgili mahkemeye gönderilmesine hükmeder.Anılan yasal düzenleme, usul hukukundaki benzer hukuki kurumlardan farklıolarak, ihlali ortadan kaldırmak amacıyla yeniden yargılama sonucunu doğuran vebireysel başvuruya özgülenen bir giderim yolunu öngörmektedir. Bu nedenleAnayasa Mahkemesi tarafından ihlal kararına bağlı olarak yeniden yargılamakararı verildiğinde usul hukukundaki yargılamanın yenilenmesi kurumundan farklıolarak ilgili mahkemenin yeniden yargılama sebebinin varlığını kabul hususundaherhangi bir takdir yetkisi bulunmamaktadır. Dolayısıyla böyle bir kararkendisine ulaşan mahkemenin yasal yükümlülüğü, ilgilinin talebini beklemeksizinAnayasa Mahkemesinin ihlal kararı nedeniyle yeniden yargılama kararı vererekdevam eden ihlalin sonuçlarını gidermek üzere gereken işlemleri yerinegetirmektir (Mehmet Doğan, §§ 58,59; Aligül Alkaya ve diğerleri (2),§§ 57-59, 66, 67).
79. İncelenen başvuruda başvurucu Şirketin ödeme emrine karşıaçtığı davanın 2577 sayılı Kanun'un katı bir şekilde yorumlanması sonucuehliyet yönünden reddedilmesi nedeniyle Anayasa’nın 36. maddesinde güvencealtına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkınınihlal edildiği sonucuna ulaşılmıştır. Dolayısıyla ihlalin mahkeme kararındankaynaklandığı anlaşılmıştır.
80. Bu durumda mahkemeye erişim hakkının ihlalinin sonuçlarınınortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yararbulunmaktadır. Yapılacak yeniden yargılama ise bireysel başvuruya özgüdüzenleme içeren 6216 sayılı Kanun'un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrasınagöre ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasına yöneliktir. Bu kapsamdayapılması gereken iş yeniden yargılama kararı verilerek Anayasa Mahkemesiniihlal sonucuna ulaştıran nedenleri gideren, ihlal kararında belirtilen ilkelereuygun yeni bir karar verilmesinden ibarettir. Bu sebeple kararın bir örneğininyeniden yargılama yapılmak üzere ilgili mahkemeye gönderilmesine kararverilmesi gerekmektedir.
81. Öte yandan ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması içinyeniden yargılamanın yeterli bir giderim sağlayacağı anlaşıldığından tazminattalebinin reddine karar verilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.
82. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 239,50 TL harç ve 3.000TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 3.239,50 TL yargılama giderinin başvurucuyaödenmesine karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. 1. Mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkiniddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
2. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkiniddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
B. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adilyargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
C. Kararın bir örneğinin mahkemeye erişim hakkının ihlalininsonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Ankara5. Vergi Mahkemesine (E.2014/2056, K.2014/1899) GÖNDERİLMESİNE,
D. 239,50 TL harç ve 3.000 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam3.239,50 TL yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,
E. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucuların Hazine veMaliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına,ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihinekadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
F. Kararın bir örneğinin bilgi için Danıştay Dördüncü DairesineGÖNDERİLMESİNE,
G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE26/2/2020 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.