TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
TEOMAN YEĞENOĞLU BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2013/5338)
Karar Tarihi: 17/7/2014
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Serruh KALELİ
Üyeler
:
Zehra Ayla PERKTAŞ
Burhan ÜSTÜN
Nuri NECİPOĞLU
Zühtü ARSLAN
Raportör
:
Elif KARAKAŞ
Başvurucu
:
Teoman YEĞENOĞLU
Vekili
:
Av. Mehmet SAĞLAM
I. BAŞVURUNUNKONUSU
1. Başvurucu, genel müdürleriçin öngörülen ek gösterge ve makam tazminatından yararlandırılması istemiyleaçtığı davanın reddedilmesi ve on sekiz yıldır hâlihazırda karara bağlanmamışolması nedeniyle Anayasa’nın 2., 10., 35. ve 36. maddelerinde güvence altınaalınan haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüş, maddi ve manevi tazminattalebinde bulunmuştur.
II. BAŞVURUSÜRECİ
2. Başvuru, başvurucu vekilitarafından 16/7/2013 tarihinde AnayasaMahkemesine doğrudan yapılmıştır. İdari yönden yapılan ön incelemede başvurununKomisyona sunulmasına engel bir durumun bulunmadığı tespit edilmiştir.
3. Birinci Bölüm İkinciKomisyonunca, 10/12/2013 tarihinde kabul edilebilirlik incelemesinin Bölümtarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.
4. Bölüm tarafından 3/2/2014tarihinde yapılan toplantıda kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikteyapılmasına karar verilmiştir.
5. Başvuru konusu olay veolgular ile başvurunun bir örneği görüş için Adalet Bakanlığına gönderilmiş,Adalet Bakanlığınca 26/2/2014 tarihli yazı ile benzer şikâyetlere ilişkinbaşvurularda sunulan görüşlere atıf yapılarak ayrıca görüş sunulmayacağıbildirilmiştir.
III. OLAY VEOLGULAR
A. Olaylar
6. Başvuru formu ve eklerindeifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir:
7. Başvurucu,30/9/1971-3/9/1974 tarihleri arasında Gümrük ve Tekel Bakanlığı Zat ve Sicilİşleri Müdürü olarak görev yapmakta iken Türkiye Kömür İşletmeleri Personel veSosyal İşler Daire Başkanlığı görevine atanmıştır.
8. Zat ve Sicil İşleri Müdürükadro unvanı 12/5/1976 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan 7/11744 sayılı Bakanlar Kurulu Kararıile iptal edilip yerine 2. dereceli Personel ve Eğitim Dairesi Başkanı kadrounvanı ihdas edilmiştir.
9. 17/2/1978 tarihli ve 7/14593sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile de Personel ve Eğitim Dairesi Başkanı kadrosu1. derece olarak değiştirilmiştir.
10. 28/8/1978 tarihli ve 7/16168sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile bu kez 1. dereceli Personel ve Eğitim GenelMüdürü kadro unvanı ihdas edilmiştir.
11. 5434 sayılı Emekli SandığıKanunu’nun ek 67. maddesine dayanılarak yürürlüğe konulan 1/5/1995 tarihli XIIIsayılı eşitlik cetveliyle mülga Zat ve Sicil İşleri Müdürlüğü kadrosu Personelve Eğitim Daire Başkanlığı kadrosuyla eşitlenmiştir.
12. Başvurucu da bu eşitlemenedeniyle daire başkanı makam tazminatından yararlandırılmıştır.
13. Başvurucunun, 24/8/1992tarihli VIII sayılı eşitlik cetvelinde Gümrük ve Tekel Bakanlığı Personel veEğitim Daire Başkanı kadro unvanının Maliye Bakanlığı Personel ve Eğitim GenelMüdürü kadro unvanına eşitlendiğini ileri sürerek kendisine genel müdürlereuygulanan ek gösterge ve makam tazminatının verilmesi istemiyle yaptığıbaşvuru, 23/6/1995 tarihli Emekli Sandığı Genel Müdürlüğü işlemiylereddedilmiştir.
14. Başvurucunun ret işlemininiptali istemiyle açtığı davada, Ankara 10. İdare Mahkemesinin 30/4/1997 tarihve E.1995/956, K.1997/628 sayılı kararıyla Gümrük ve Tekel Bakanlığı Zat veSicil İşleri Müdürü kadro unvanının önce Personel ve Eğitim Dairesi Başkanı venihayet Personel ve Eğitim Genel Müdürü kadro unvanına eşitlendiği hususlarıdikkate alındığında tesis edilen işlemde hukuki isabet görülmediği gerekçesiyledava konusu işlem iptal edilmiştir.
15. Davalı idare tarafındantemyiz edilen karar, Danıştay 11. Dairesinin 23/12/2003 tarih ve E.2001/614,K.2003/5631 sayılı kararıyla, “2. dereceliGümrük ve Tekel Bakanlığı Zat ve Sicil İşleri Müdürü kadro unvanının, 1.dereceli Bakanlıklar Ana Hizmet Birimi Daire Başkanı kadro unvanı ileeşitlendiği, 1. dereceli Maliye Bakanlığı Personel ve Eğitim Genel Müdürü kadrounvanı ile eşitlenen kadro unvanının ise 1. dereceli Gümrük ve Tekel BakanlığıPersonel ve Eğitim Daire Başkanı kadro unvanı olduğu sonucuna varıldığı; budurumda, davacının Zat ve Sicil İşleri Müdürü kadro unvanının Bakanlıklar AnaHizmet Birimi Daire Başkanı kadro unvanı ile eşitlendiği, Maliye BakanlığıPersonel ve Eğitim Genel Müdürü kadro unvanı ile eşitlenmediği hususugözetilmeden dava konusu işlemin iptali yolunda verilen kararda hukuki isabetgörülmediği; öte yandan, davacının Gümrük ve Tekel Bakanlığı Zat ve Sicilİşleri Müdürü görevinden 4.derecenin 2. kademesinde iken 3/9/1974 tarihinde ayrıldığı, eşitlenmesini istediğiBakanlık Personel Genel Müdürü kadrolarının ise 1. dereceli kadrolar olmasınedeniyle Zat ve Sicil İşleri Müdürü kadrosunun Bakanlıklar Genel Müdürü içinöngörülen ek gösterge ve makam tazminatından yararlanmamsınabu yönden de olanak bulunmadığı” gerekçesiyle bozulmuş, bozmakararına karşı yapılan karar düzeltme talebi ise aynı Dairenin 19/11/2004 tarihve E.2004/726, K.2004/4597 sayılı kararıyla reddedilmiştir.
16. Ankara 10. İdare Mahkemesibozma kararına uymayıp ilk kararında ısrar ederek 15/3/2005 tarih veE.2005/482, K.2005/341 sayılı kararıyla, önceki gerekçesi doğrultusunda davakonusu işlemi iptal etmiştir.
17. Davalı idarenin temyiziüzerine Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu, 8/5/2008 tarih ve E.2005/1724,K.2008/1295 sayılı kararıyla yerel mahkeme kararını “davacının yürüttüğü Zat ve Sicil İşleri Müdürü kadro unvanınınBakanlıklar Ana Hizmet Birimi Daire Başkanı kadro unvanı ile eşitlendiği veilgilinin bu eşitlik cetveline karşı bir dava açmadığı, Maliye BakanlığıPersonel ve Eğitim Genel Müdürlüğü kadro unvanı ile eşitlenen kadro unvanınınise 2. dereceli Gümrük ve Tekel Bakanlığı Zat ve Sicil İşleri Müdürü kadrounvanı olmayıp 1. dereceli Gümrük ve Tekel Bakanlığı Personel ve Eğitim DaireBaşkanı olduğu hususu gözetilmeden verilen iptal kararında hukuki isabetgörülmediği” gerekçesiyle bozmuştur.
18. Anılan karara karşıbaşvurucunun karar düzeltme talebi ise Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun23/1/2013 tarih ve E.2008/2398, K.2013/142 sayılı kararıyla reddedilmiştir. Karar,başvurucu vekiline 20/6/2013 tarihinde tebliğ edilmiştir.
19. Öte yandan, başvurudilekçesinde yer almamakla birlikte, başvurucunun iddialarının incelenmesiamacıyla Mahkememizce başvuruya konu dava dosyasının istenmesi üzerine sunulanDanıştay 11. Dairesinin 15/4/2014 tarihli yazısından ve UYAP sisteminde yapılanaraştırmadan, Ankara 10. İdare Mahkemesinin, Danıştay İdari Dava DaireleriKurulunun bozma kararına uymak suretiyle 16/7/2013 tarih ve E.2013/1106, K.2013/1101 sayılı kararıyla davayı reddettiği, başvurucu vekili tarafındantemyiz edilen bu kararın Danıştay 11. Dairesinin 14/4/2014 tarih, E.2013/4497,K.2014/1770 sayılı kararıyla onandığı ve başvurucu tarafından 5/5/2014tarihinde karar düzeltme başvurusunda bulunulması üzerine dosyanın DanıştayBaşkanlığına gönderildiği ve henüz bu konuda bir karar verilmediğianlaşılmıştır.
B. İlgiliHukuk
20. 8/6/1949 tarih ve 5434sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu’nun ek 67. maddesi şöyledir:
“Daha önce bulundukları kadrolar veya aylık almaktaoldukları dereceler için belirlenmiş olan ek göstergeler, yürütmekte olduklarıgörevler veya aylık almakta oldukları dereceler için belirlenen ekgöstergelerden yüksek olanlar hakkında 15 inci maddenin (h) fıkrası hükmüdikkate alınarak emeklilik yönünden en yüksek ek gösterge uygulanır.Kaldırılmış kadrolarda bulunmuş olanlardan iştirakçi bulunanlar ile emekliolanlar veya ölmüş bulunanlar için uygulanacak ek göstergeler Devlet PersonelBaşkanlığının görüşü alınmak suretiyle Maliye Bakanlığı ile T.C.Emekli Sandığı Genel Müdürlüğü tarafından birliktebelirlenir.”
21. 6/1/1982 tarih ve 2577sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun “Kapsam ve nitelik” kenar başlıklı 1. maddesinin(2) numaralı fıkrası şöyledir:
“Danıştay, bölge idare mahkemeleri, idare mahkemeleri vevergi mahkemelerinde yazılı yargılama usulü uygulanır ve inceleme evraküzerinde yapılır.”
22. 2577 sayılı Kanun’un “Dilekçeler üzerine ilk inceleme”kenar başlıklı 14. maddesinin (3) ve (4) numaralı fıkraları şöyledir:
“(3) Dilekçeler, Danıştayda dairebaşkanının görevlendireceği bir tetkik hakimi, idareve vergi mahkemelerinde ise mahkeme başkanı veya görevlendireceği bir üyetarafından:
a) Görev ve yetki,
b) İdari merci tecavüzü,
c) Ehliyet,
d) İdari davaya konu olacak kesin ve yürütülmesi gereken birişlem olup olmadığı,
e) Süre aşımı,
f) Husumet,
g) 3 ve 5 inci maddelere uygun olup olmadıkları,
Yönlerinden sırasıyla incelenir.
(4) Dilekçeler bu yönlerden kanuna aykırı görülürse durum;görevli daire veya mahkemeye bir rapor ile bildirilir. Tek hakimle çözümlenecekdava dilekçeleri için rapor düzenlenmez ve 15 inci madde hükümleri ilgili hakim tarafından uygulanır. 3 üncüfıkraya göre yapılacak inceleme ve bu fıkra ile 5 inci fıkraya göre yapılacakişlemler dilekçenin alındığı tarihten itibaren en geç onbeşgün içinde sonuçlandırılır.”
23. 2577 sayılı Kanun’un “Tebligat ve cevap verme” kenar başlıklı 16.maddesinin (1), (2) ve (3) numaralı fıkraları şöyledir:
“(1) Davadilekçelerinin ve eklerinin birer örneği davalıya, davalının vereceği savunmadavacıya tebliğ olunur.
(2) Davacının ikincidilekçesi davalıya, davalının vereceği ikinci savunma da davacıya tebliğedilir. Buna karşı davacı cevap veremez. Ancak, davalının ikinci savunmasında,davacının cevaplandırmasını gerektiren hususlar bulunduğu, davanın görülmesisırasında anlaşılırsa, davacıya cevap vermesi için bir süre verilir.
(3) Taraflar,yapılacak tebliğlere karşı, tebliğ tarihinden itibaren otuz gün içinde cevap verebilirler.Bu süre, ancak haklı sebeplerin bulunması halinde, taraflardan birinin isteğiüzerine görevli mahkeme kararı ile otuz günü geçmemek ve bir defaya mahsusolmak üzere uzatılabilir. Sürenin geçmesinden sonra yapılan uzatma taleplerikabul edilmez.
…”
24. 2577 sayılı Kanun’un “Dosyaların incelenmesi”kenar başlıklı 20. maddesinin (5) numaralı fıkrası şöyledir:
“Danıştay, bölgeidare, idare ve vergi mahkemelerinde dosyalar, bu Kanun ve diğer kanunlardabelirtilen öncelik veya ivedilik durumları ile Danıştay için BaşkanlarKurulunca; diğer mahkemeler için Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca konuitibariyle tespit edilip Resmi Gazete'deilan edilecek öncelikli işler gözönünde bulundurulmaksuretiyle geliş tarihlerine göre incelenir ve tekemmül ettikleri sıra dahilindebir karara bağlanır. Bunların dışında kalan dosyalar ise tekemmül ettiklerisıraya göre ve tekemmül tarihinden itibaren en geç altı ay içindesonuçlandırılır.”
25. 2577 sayılı Kanun’un “Kararın bozulması”kenar başlıklı 49. maddesinin (3) numaralı fıkrası şöyledir:
“Kararın bozulmasıhalinde dosya, Danıştayca kararı veren mahkemeyegönderilir. Mahkeme, dosyayı diğer öncelikli işlere nazaran daha öncelikleinceler ve varsa gerekli tahkik işlemlerini tamamlayarak yeniden karar verir.”
26. 2577 sayılı Kanun’un “Tebliğ işleri ve ücretler”kenar başlıklı 60. maddesi şöyledir:
“Danıştay ile bölgeidare, idare ve vergi mahkemelerine ait her türlü tebliğ işleri, TebligatKanunu hükümlerine göre yapılır. Bu suretle yapılacak tebliğlere ait ücretlerilgililer tarafından peşin olarak ödenir.”
IV. İNCELEME VEGEREKÇE
27. Mahkemenin 17/7/2014tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun 16/7/2013 tarih ve 2013/5338numaralı bireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucununİddiaları
28. Başvurucu, görev yapmışolduğu Zat ve Sicil İşleri Müdürlüğü kadrosunun önce Personel ve Eğitim DaireBaşkanlığı kadrosuna, Personel ve Eğitim Daire Başkanlığı kadrosunun daPersonel ve Eğitim Genel Müdürlüğü kadrosuna dönüştürüldüğünü, dolayısıylaönceki görevinin eşitinin genel müdürlük kadrosu olduğunun açık olduğunu,kendisiyle aynı durumda olan bir kişinin genel müdürlük ek gösterge ve makamtazminatından yararlandırıldığını, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulutarafından verilen bozma kararı gerekçesinin hukuka, hakkaniyete aykırıolduğunu ve emsal karar ve içtihatlarla çeliştiğini, yargılamanın on sekizyıldır sürmekte olduğunu, yerel mahkemenin iptal kararı üzerine tazmininehükmedilen 73.157,55 TL nin aleyhine verilen kararnedeniyle emekli maaşından kesilmekte olduğunu belirterek Anayasa’nın 2., 10.,35. ve 36. maddelerinde güvence altına alınan haklarının ihlal edildiğini ilerisürmüş, maddi ve manevi tazminat talebinde bulunmuştur.
B. Değerlendirme
1. Kabul Edilebilirlik Yönünden
a. Hukuk Devleti ve Eşitlik İlkesi ile Mülkiyet Hakkınınİhlal Edildiği ve Yargılamanın Adil Olmadığı İddiası
29. Anayasa’nın 148. maddesininüçüncü fıkrası şöyledir:
“…Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun yollarınıntüketilmiş olması şarttır.”
30. 30/3/2011 tarih ve 6216sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un45. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:
“İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmaliçin kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının tamamının bireyselbaşvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir.”
31. Anılan Anayasa ve Kanunhükümleri uyarınca Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru, “ikincil nitelikte bir kanun yolu” olup buyola başvurulmadan önce kural olarak olağan kanun yollarının tüketilmiş olmasışarttır.
32. Temel hak ve özgürlükleresaygı, devletin tüm organlarının uyması gereken bir ilke olup bu ilkeye uygundavranılmadığı takdirde, ortaya çıkan ihlale karşı öncelikle yetkili idarimercilere ve derece mahkemelerine başvurulmalıdır.
33. Bu şekilde, Anayasa’dagüvence altına alınmış temel hak ve özgürlüklerden Avrupa İnsan HaklarıSözleşmesi ile eki protokoller kapsamında yer alanlara ilişkin aykırılıkiddialarının incelenmesi ve şayet bir ihlal söz konusu ise bunun giderilmesinisağlayacak kararı verme imkânı öncelikle yetkili makamlara ve derecemahkemelerine tanınmıştır. Bu nedenle, derece mahkemelerinin ancak ihlal iddialarınıçözüme kavuşturup sonuca bağlayan kararları bireysel başvurunun konusuolabilir.
34. Öte yandan, başvuruyollarının tüketilmesi kuralının temel hak ve özgürlükleri koruma bağlamındayer aldığı göz önünde tutularak aşırı şekilcilikten uzak ve belirli biresneklikte uygulanması gerektiğinden, somut olayın koşulları içerisinde anılankuralın haklı görülebilecek bazı istisnaları olabilir. Makul bir başarı şansısunmayan ve başarısız olacağı ispat edilebilen başvuru yolları da buistisnalardan biridir. Ancak, bu tür istisnaların varlığı, bireysel başvuruyakonu derece mahkemesi kararlarının ihlal iddialarını sonuca ulaştıracaknitelikte olması gerekliliğini ortadan kaldırmaz.
35. Hukukumuzda ilk derecemahkemelerinin uyuşmazlığı sona erdiren kararlarına karşı temyiz kanun yolunabaşvurulması üzerine temyiz merciince yapılan hukuki denetimde ilk derecemahkemesi kararının bozulmasına karar verilmesi durumunda ilk derece mahkemesikararının hukuki geçerliliği ortadan kaldırılmakta ve uyuşmazlığın çözümüneilişkin yeni bir karar verilmek üzere dosya ilk derece mahkemesinegönderilmektedir. Dolayısıyla, bozma kararları uyuşmazlığı neticelendirenkararlardan olmayıp, incelenen kararların hukuksal denetimini yapan,uyuşmazlığın ve hak ihlali iddiasının çözüme kavuşturulmasına ilişkin kararverme yetkisini ise ilk derece mahkemesine bırakan kararlardır.
36. Başvuru konusu olaydabaşvurucu, genel müdürler için öngörülen ek gösterge ve makam tazminatındanyararlandırılması istemiyle yaptığı başvurunun reddine ilişkin işlemin iptaliistemiyle dava açmış, İdare Mahkemesince verilen iptal kararının temyiziüzerine Danıştay 11. Dairesince karar bozulmuş, Mahkemenin direnme kararıvermesi üzerine ise Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu tarafından direnmekararının bozulmasına karar verilmiştir. Başvurucu, İdari Yargılama UsulüKanun’a göre ısrar kararları hakkında Danıştay İdari Dava Daireleri Kuruluncaverilen kararlara uyulmasının zorunlu olduğunu belirterek ilk derece mahkemesikararını beklemeden bireysel başvuru hakkını kullandığını belirtmiştir.
37. 2577 sayılı İdari YargılamaUsulü Kanunu’nun gerek 18/6/2014 tarihli ve 6545 sayılı Kanun’la değişik 50.maddesinin (5) numaralı fıkrasında ve gerekse söz konusu değişiklikten önce,bireysel başvurunun yapıldığı tarihte yürürlükte bulunan 49. maddesinin (4)numaralı fıkrasında, ısrar kararının temyizi üzerine Danıştay İdari ve VergiDava Daireleri Kurulları tarafından verilen kararlara uyulmasının zorunluolduğu hükme bağlanmıştır. Anılan zorunluluk nedeniyle ısrar kararınınbozulması üzerine derece mahkemesince verilecek kararın bozmaya uyma şeklindeolacağı öngörülebilir ise de, ihlal iddiasınınhukuksal anlamda sonuca bağlanması ve bireysel başvuruya konu edilebilmesiancak ilk derece mahkemesinin bozma kararı üzerine vereceği karar ilemümkündür. Zira Dava Daireleri Kurulunun bozma kararı, yalnızca hukuksaldenetimle sınırlı olup uyuşmazlık hakkında derece mahkemesi tarafından yenidenbir karar verilmesini gerektirmektedir.
38. Diğer taraftan ısrar kararınınbozulması üzerine yeniden karar verecek olan derece mahkemesi kararları temyizetabi olup, yapılacak hukuki denetim, bozma kararına uyulup uyulmadığı ilesınırlıdır. Bu bakımdan, somut başvuruya ilişkin olarak Danıştay İdari DavaDairelerinin bozma kararı üzerine ilk derece mahkemesince verilecek kararakarşı temyiz yoluna başvurulması tüketilmesi gerekli bir yol olarak kabuledilemez.
39. Nitekim, Anayasa Mahkemesitarafından, manevi tazminat davasını konu alan bir bireysel başvuruda, Yargıtayın bozma kararına ilk derece mahkemesinin direnmesiüzerine Yargıtay Hukuk Genel Kurulunca direnme kararının yerinde görülerekYargıtay ilgili Hukuk Dairesi kararının kaldırılıp tazminat miktarı yönündendeğerlendirme yapılmak üzere dosyanın ilgili Daireye gönderilmesi ve ilgiliDairece tazminat miktarı yönünden hükmün bozulması, ilk derece mahkemesince debozma kararına uyulmak suretiyle verilen karar üzerine temyiz yolunagidilmeksizin yapılan bireysel başvuruda başvuru yollarının tüketildiği kabuledilmiştir (B. No: 2013/7521, 4/12/2013, §31).
40. Anılan karara ilişkin somutolayda, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun bozma kararı üzerine Yargıtay ilgiliHukuk Dairesince verilen bozma kararının ardından ilk derece mahkemesinceverilen karara karşı bireysel başvuruda bulunulmuş olup, Anayasa Mahkemesincetartışılan husus, bu karara karşı temyiz kanun yoluna başvurulmamasının başvuruyollarının tüketilmesi kuralına aykırılık teşkil edip etmeyeceğine ilişkindir.
41. Somut başvuru açısından iseilk derece mahkemesi kararını bozan ve bu bozma kararına uyma zorunluluğu olsadahi ilk derece mahkemesince uyuşmazlığı sonuca bağlayacak yeni bir kararverilmesi gerekliliği doğuran Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun bozmakararına karşı yapılmış bir başvuru söz konusudur. Dolayısıyla hak ihlaliiddialarını içeren ilgili uyuşmazlığı karara bağlama yetkisi olan ilk derecemahkemesi kararının sonucu beklenmeksizin bozma kararına karşı yapılanbaşvuruda yargısal yolların tüketilmediği sonucuna varılmıştır.
42. Öte yandan, başvurucu,sonucunu beklemeden bireysel başvuruda bulunduğu ilk derece mahkemesi kararınakarşı önce temyiz kanun yoluna; temyiz mercii tarafından verilen karara karşıda karar düzeltme kanun yoluna başvurmuştur. Başvurucunun karar düzeltme talebihakkında Danıştay ilgili Dairesince henüz bir karar verilmemiştir.
43. Açıklanan nedenlerle,başvurunun bu kısmının, diğer kabul edilebilirlik koşulları yönündenincelenmeksizin “başvuru yollarınıntüketilmemiş olması” nedeniyle kabul edilemez olduğuna kararverilmesi gerekir.
b- Davanın Makul Sürede Sonuçlandırılmadığıİddiası
44. Başvurucu, açtığı davanınmakul sürede sonuçlandırılamadığı gerekçesiyle Anayasa'nın 36. maddesindegüvence altına alınan adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ilerisürmüştür.
45. Başvuru konusu dava, AnayasaMahkemesinin zaman bakımından yetkisinin başlama tarihi olan 23/9/2012’den önceaçılmış olup, başvuru tarihi itibarıyla derdest olduğu anlaşılmakla, başvurununincelenmesi Anayasa Mahkemesinin zaman bakımından yetkisi dâhilindedir. Ayrıca,bireysel başvuruda bulunulmadan önce, ihlal iddiasının dayanağı olan işlem,eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş olan idari ve yargısal başvuruyollarının tamamının tüketilmiş olması gerekmekle birlikte, hukuk sistemimizde,yargılamanın uzamasını önleyici etkiye sahip olan veya yargılamanın makulsürede yapılmaması sonucunda oluşan zararları tespit ve tazmin edici niteliktaşıyan bir idari veya yargısal başvuru yolunun bulunmadığı anlaşıldığından,başvuru kanun yollarının tüketilmesi yönünden kabul edilebilir niteliktedir.(B. No: 2012/13, 2/7/2013, §§ 21-30).
46. Açıklanan nedenlerle, açıkçadayanaktan yoksun olmayan ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecekbaşka bir neden de bulunmayan başvurunun bu kısmının kabul edilebilir olduğunakarar verilmesi gerekir.
2. Esas Yönünden
47. Başvurucu 14/8/1995tarihinde açmış olduğu davaya ilişkin yargılamanın makul süredesonuçlandırılmayarak Anayasa’nın 36. maddesinde tanımlanan adil yargılanmahakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.
48. Anayasa’nın 148. maddesininüçüncü fıkrası ile 6216 sayılı Kanun’un 45. maddesinin (1) numaralı fıkrasıhükümlerine göre, Anayasa Mahkemesine yapılan bir bireysel başvurunun esasınınincelenebilmesi için, kamu gücü tarafından ihlal edildiği iddia edilen hakkınAnayasa’da güvence altına alınmış olmasının yanı sıra Avrupa İnsan HaklarıSözleşmesi (Sözleşme) ve Türkiye’nin taraf olduğu ek protokollerinin kapsamına dagirmesi gerekir. Bir başka ifadeyle, Anayasa ve Sözleşme’nin ortak koruma alanıdışında kalan bir hak ihlali iddiasını içeren başvurunun kabul edilebilirolduğuna karar verilmesi mümkün değildir (B. No: 2012/1049, 26/3/2013, § 18).
49. Anayasa’nın “Hak arama hürriyeti” kenar başlıklı 36.maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
“Herkes, meşru vasıtave yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalıolarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.”
50. Anayasa’nın “Duruşmaların açık ve kararların gerekçeli olması”kenar başlıklı 141. maddesinin dördüncü fıkrası şöyledir:
“Davaların en azgiderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması, yargının görevidir.”
51. Sözleşme’nin “Adil yargılanma hakkı” kenar başlıklı 6.maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
“Herkes medeni hak veyükümlülükleri ile ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilensuçlamalar konusunda karar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsızbir mahkeme tarafından davasının makul birsüre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarak görülmesini istemehakkına sahiptir.”
52. Sözleşme metni ile AİHMkararlarından ortaya çıkan ve adil yargılanma hakkının somut görünümleri olanalt ilke ve haklar, esasen Anayasa’nın 36. maddesinde yer verilen adilyargılanma hakkının da unsurlarıdır. Anayasa Mahkemesi de Anayasa’nın 36.maddesi uyarınca inceleme yaptığı bir çok kararında,ilgili hükmü Sözleşme’nin 6. maddesi ve AİHM içtihadı ışığında yorumlamaksuretiyle, gerek Sözleşme’nin lafzi içeriğinde yer alan gerek AİHM içtihadıylaadil yargılanma hakkının kapsamına dâhil edilen ilke ve haklara, Anayasa’nın36. maddesi kapsamında yer vermektedir (B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 38).
53. Somut başvurunun dayanağınıoluşturan makul sürede yargılanma hakkı da yukarıda belirtilen ilkeler uyarıncaadil yargılanma hakkının kapsamına dâhil olup, ayrıca davaların en az giderleve mümkün olan süratle sonuçlandırılmasının yargının görevi olduğunu belirtenAnayasa’nın 141. maddesinin de, Anayasa’nınbütünselliği ilkesi gereği, makul sürede yargılanma hakkınındeğerlendirilmesinde göz önünde bulundurulması gerektiği açıktır (B. No:2012/13, 2/7/2013, § 39).
54. Makul sürede yargılanmahakkının amacı, tarafların uzun süren yargılama faaliyeti nedeniyle maruzkalacakları maddi ve manevi baskı ile sıkıntılardan korunması olup, hukukiuyuşmazlığın çözümünde gerekli özenin gösterilmesi gereği de yargılamafaaliyetinde göz ardı edilemeyeceğinden, yargılama süresinin makul olupolmadığının her bir başvuru açısından münferiden değerlendirilmesi gerekir (B.No:2012/13, 2/7/2013, § 40).
55. Davanın karmaşıklığı,yargılamanın kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılamasürecindeki tutumu ve başvurucunun davanın hızla sonuçlandırılmasındakimenfaatinin niteliği gibi hususlar, bir davanın süresinin makul olupolmadığının tespitinde göz önünde bulundurulması gereken kriterlerdir (B. No:2012/13, 2/7/2013, §§ 41–45).
56. Ancak belirtilenkriterlerden hiçbiri makul süre değerlendirmesinde tek başına belirleyicideğildir. Yargılama sürecindeki tüm gecikme periyotlarının ayrı ayrı tespitiile bu kriterlerin toplam etkisi değerlendirilmek suretiyle, hangi unsurunyargılamanın gecikmesi açısından daha etkili olduğu saptanmalıdır (B. No:2012/13, 2/7/2013, § 46).
57. Yargılama faaliyetinin makulsürede gerçekleşip gerçekleşmediğinin saptanması için, öncelikle uyuşmazlığıntürüne göre değişebilen, başlangıç ve bitiş tarihlerinin belirlenmesigereklidir.
58. Anayasa’nın 36. maddesi veSözleşme’nin 6. maddesi uyarınca, medeni hak ve yükümlülüklere ilişkinuyuşmazlıkların makul sürede karara bağlanması gerekmektedir Başvuruya konudavanın, başvurucunun, genel müdürler için öngörülen ek gösterge ve makamtazminatından yararlandırılması istemini konu alan bir uyuşmazlık olduğugörülmekle, bu sorunun çözümüne yönelik olan ve 2577 sayılı Kanun’da yer alanusul hükümlerine göre yürütülen somut yargılama faaliyetinin medeni hak veyükümlülükleri konu alan bir yargılama olduğu açıktır.
59. Medeni hak veyükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara ilişkin makul süre değerlendirmesinde,sürenin başlangıcı kural olarak, uyuşmazlığı karara bağlayacak yargılamasürecinin işletilmeye başlandığı, başka bir deyişle davanın ikame edildiğitarih olup, bu tarih somut başvuru açısından 14/8/1995 tarihidir.
60. Davanın ikame edildiği tarihile Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuruların incelenmesi hususundaki zamanbakımından yetkisinin başladığı tarihin farklı olması halinde, dikkate alınacaksüre, 23/9/2012 tarihinden sonra geçen süre değil, uyuşmazlığın başlangıçtarihinden itibaren geçen süredir (B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 51).
61. Sürenin bitiş tarihi ise,çoğu zaman icra aşamasını da kapsayacak şekilde yargılamanın sona ermetarihidir. Ancak devam eden yargılamalara ilişkin makul sürede yargılanmahakkının ihlal edildiği iddiasını içeren başvuruların yargılama faaliyetinindevamı sırasında da yapılabilmesi olanağı bulunduğundan, değerlendirmeye esasalınacak sürenin bitiş anı bireysel başvurunun karara bağlandığı tarihtir (B.No: 2012/13, 2/7/2013, § 52).
62. Başvuruya konu yargılamasürecinin incelenmesinden, başvurucunun, tarafına genel müdürlere uygulanan ekgösterge ve makam tazminatının verilmesi istemiyle yaptığı başvurunun reddiüzerine bu işlemin iptali istemiyle Emekli Sandığı Genel Müdürlüğüne karşı14/8/1995 tarihinde Ankara 10. İdare Mahkemesinde dava açtığı anlaşılmaktadır.Mahkemece ilk incelemenin yapıldığı, bu hususta her hangibir sorun görülmeyerek dava dilekçesinin davalı idareye tebliğine kararverildiği ve 19/9/1995 tarihinde gerçekleştirilen tebliğin ardından cevap,cevaba cevap ve ikinci cevapların süresine riayet edilerek 30/12/1995 tarihiitibarıyla dosyanın tekemmülünün sağlandığı ve 30/4/1997 tarihinde ilk dereceMahkemesince dosyanın karara bağlandığı anlaşılmaktadır
63. Davalı idare tarafından28/7/1997 tarihinde kararın temyiz edilmesi üzerine ilk derece Mahkemesincesüresinde temyiz ilk inceleme tutanağı düzenlenerek ve tekemmülü sağlanaraktemyiz incelemesi için Danıştay’a gönderilen ve 19/9/1997 tarihinde temyizmerciinde kayda alındığı anlaşılan dosyaya ilişkin olarak Danıştay 12.Dairesince 9/10/2000 tarihinde dosyanın Danıştay 5. Dairesi ile müşterekheyette görüşülmesine karar verildiği, 23/11/2000 tarihinde müşterek heyet arakararıyla davalı idareden uyuşmazlığın çözümüne ilişkin birtakım bilgi vebelgelerin gönderilmesinin istenildiği, 12/2/2001 tarihinde dosyaya sunulan arakararı cevabının ardından 27/2/2001 tarihli kararla dosyanın davaya bakmaklagörevli Danıştay 12. Dairesine gönderilmesine karar verildiği, anılan Dairenin23/12/2003 tarihli kararıyla yerel mahkeme kararının bozulduğu, kararın25/2/2004 tarihinde başvurucuya tebliği üzerine başvurucu tarafından yapılanyürütmeyi durdurma talepli karar düzeltme talebinin 17/3/2004 tarihinde temyizmerciinde kayda alındığı, 22/4/2004 tarihli kararla yürütmenin durdurulmasıisteminin reddine, 19/11/2004 tarihli kararla da karar düzeltme istemininreddine karar verildiği anlaşılmaktadır.
64. Karar düzeltme istemininreddi üzerine yerel mahkemesine gönderilen dosyaya ilişkin olarak Ankara 10.İdare Mahkemesinin ilk kararında ısrar ettiği, bu karara karşı davalı idaretarafından 5/5/2005 tarihinde temyiz kanun yoluna başvurulduğu, 31/6/2005tarihinde Danıştay kayıtlarına giren dosyaya ilişkin olarak 19/9/2005 tarihindeDanıştay Başsavcılığı tarafından görüş bildirildiği, 8/5/2008 tarihli kararla daDanıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca ısrar kararının bozulmasına kararverildiği, yerel mahkemeye gönderilen, ancak başvurucu tarafından karardüzeltme talebinde bulunulması üzerine yeniden Danıştay’a gönderilen ve17/10/2008 tarihinde Danıştay kayıtlarına giren dosya hakkında 28/11/2008tarihinde Danıştay Başsavcılığı tarafından görüş bildirildiği, 23/1/2013tarihli kararla da karar düzeltme talebinin reddedildiği, ilk derecemahkemesince 16/7/2013 tarihli kararla bozma kararına uyulmasına ve davanın reddinekarar verildiği, başvurucu tarafından 6/8/2013 tarihinde yapılan temyiz talebiüzerine 30/9/2013 tarihinde Danıştay’a gelen dosyaya ilişkin olarak Danıştay11. Dairesince 14/4/2014 tarihinde onama kararı verildiği, bu karara karşıbaşvurucu tarafından karar düzeltme kanun yoluna başvurulduğu, Danıştay 11.Dairesince bu talep hakkında henüz bir karar verilmediği anlaşılmaktadır.
65. İlgili yargılama evrakınınincelenmesinden, ilk derece mahkemesince, taraflarca verilen dava ve temyizdilekçeleri üzerine 2577 sayılı Kanun’un 14. maddesinde öngörülen süreiçerisinde ilk inceleme tutanaklarının tanzim edildiği, cevap, cevaba cevap veikinci cevap aşamalarının sürelerine uygun şekilde tamamlandığı ve dosyanıntekemmülünün sağlandığı, tebligat işlemlerinin makul süreler içerisindegerçekleştirildiği, ancak 30/4/1997 tarihli iptal kararının verilmesinde 2577sayılı Kanun’un 20. maddesinde öngörülen düzenleyici sürenin aşılarak tekemmültarihinden itibaren yaklaşık bir yıl dört ay sonra dosyanın karara bağlandığı,bunun dışında ilk derece mahkemesine makul süre açısından atfedilebilecekbaşkaca bir kusur bulunmadığı anlaşılmaktadır.
66. Kanun yolu incelemesinde yeralan süreçlerin değerlendirilmesinde, kararın ilk kez temyiz edilmesi üzerine,temyiz merciinde kayda alınma tarihi nazara alındığında yaklaşık altı yıl üç aysonra bozma kararı verildiği, bu karara karşı yapılan karar düzeltme talebininyaklaşık sekiz ayda sonuçlandırıldığı, ilk derece mahkemesince ilk karardaısrar edilmesi üzerine yapılan temyiz başvurusunun ise yaklaşık iki yıl onayda, karar düzeltme talebinin yaklaşık dört yıl üç ayda ve ilk derecemahkemesinin bozmaya uymak suretiyle davanın reddi yolundaki kararına karşıyapılan temyiz başvurusunun altı ay on dört günde sonuçlandırıldığıanlaşılmaktadır. Bu haliyle özellikle kanun yolu merciinde geçen yargılamasüresinin, 2577 sayılı Kanun’un 20. maddesinde öngörülen, Danıştay, bölgeidare, idare ve vergi mahkemelerindeki dosyaların, 2577 sayılı Kanun ve diğerkanunlarda belirtilen öncelik veya ivedilik durumları ile Danıştay içinBaşkanlar Kurulunca; diğer mahkemeler için Hakimler ve Savcılar YüksekKurulunca konu itibarıyla tespit edilip Resmî Gazete'deilan edilecek öncelikli işler göz önünde bulundurulmak suretiyle geliştarihlerine göre inceleneceği ve tekemmül ettikleri sıra dahilinde bir kararabağlanacağı, bunların dışında kalan dosyaların ise tekemmül ettikleri sırayagöre ve tekemmül tarihinden itibaren en geç altı ay içinde sonuçlandırılacağıhükmüne rağmen, uzun bir yargılama süresini kapsadığı anlaşılmaktadır.
67. Yargılama sürecininuzamasında yetkili makamlara atfedilecek gecikmeler, yargılamanın süratlesonuçlandırılması hususunda gerekli özenin gösterilmemesindenkaynaklanabileceği gibi, yapısal sorunlar ve organizasyon eksikliğinden deileri gelebilir. Zira Anayasa’nın 36. maddesi ile Sözleşme’nin 6. maddesi,hukuk sisteminin, mahkemelerin davaları makul bir süre içinde karara bağlamayükümlülüğü de dâhil olmak üzere adil yargılama koşullarını yerinegetirebilecek biçimde düzenlenmesi sorumluluğunu yüklemektedir (B. No: 2012/13,2/7/2013, § 44).
68. Bu kapsamda, yargısisteminin yapısı, mahkeme kalemindeki rutin görevler sırasındaki aksamalar,hükmün yazılmasındaki, bir dosyanın veya belgenin bir mahkemeden diğerinegönderilmesindeki ve raportör atanmasındaki gecikmeler, yargıç ve personelsayısındaki yetersizlik ve iş yükü ağırlığı nedeniyle yargılamada makul süreninaşılması durumunda da yetkili makamların sorumluluğu gündeme gelmektedir (B.No: 2012/1198, 7/11/2013, § 55).
69. Başvuru konusu yargılamasüreci değerlendirildiğinde, ilk derece Mahkemesince davanın esası hakkındakiilk kararın verilmesi sürecinde gecikme yaşandığı, kanun yolu incelemesinde debenzer şekilde kararın alınması noktasında aksamalar olduğu tespit edilmekleberaber, yukarıda yer verilen tespitler ışığında, özellikle yargı sistemininyapısından kaynaklanan iş yükü ve organizasyon eksikliğinin somut başvuruyailişkin yargılama süresinin uzaması üzerinde baskın bir etkiye sahip olduğu anlaşılmaktadır.Ancak Anayasa’nın 36. maddesi ile Sözleşme’nin 6. maddesi gereğince, yargılamasisteminin, mahkemelerin davaları makul bir süre içinde karara bağlamayükümlülüğü de dâhil olmak üzere adil yargılama koşullarını yerinegetirebilecek biçimde düzenlenmesini zorunlu kıldığından, hukuk sisteminde varolan yapısal ve organizasyona ilişkin eksiklikler yargılama faaliyetinin makulsürede gerçekleştirilmemesine mazeret sayılamaz.
70. Başvurucunun tutumununyargılamanın uzamasına özellikle bir etkisi olduğu tespit edilmemiştir.
71. Başvurunun değerlendirilmesineticesinde, başvuruya konu uyuşmazlık, başvurucunun tarafına genel müdürlereuygulanan ek gösterge ve makam tazminatının verilmemesi işleminin iptaliistemine ilişkin olup, keşif ve bilirkişi incelemesi gerektirmeyen ve davadayer alan kişi sayısı da minimum düzeyde olan başvuruya konu yargılamanınkarmaşık olmadığı açıktır. Öte yandan uyuşmazlığa konu ek gösterge ve makamtazminatının başvurucunun mali haklarını etkilediği göz önüne alındığındadavanın başvurucu açısından taşıdığı önem yadsınamaz. Buna göre davaya bütünolarak bakıldığında henüz sonuçlandırılmamış olan on sekiz yıl sekiz aylık yargılama sürecinde özellikle kanun yolumerciinde geçen yargılama sürecine ilişkin yapısal bir sorun ve yargısisteminin yapısından kaynaklanan ve makul olmayan bir gecikmenin olduğusonucuna varılmıştır.
72. Açıklanan nedenlerle,başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul süredeyargılanma hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
3. 6216 Sayılı Kanunun 50. MaddesiYönünden
73. Başvurucu, hakkında verileniptal kararı üzerine tarafına ödenen, ancak davanın aleyhine sonuçlanmasıüzerine adına borç çıkartılan miktar nedeniyle oluşan maddi zararlarının veyargılamanın makul sürede sonuçlandırılamaması nedeniyle 100.000 TL manevitazminatın ödenmesine hükmedilmesini talep etmiştir.
74. 6216 sayılı Kanun’un “Kararlar” kenar başlıklı 50. maddesinin(2) numaralı fıkrası şöyledir:
“Tespit edilen ihlalbir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmakiçin yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yenidenyargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehinetazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolugösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, AnayasaMahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadankaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”
75. Başvurucu tarafından madditazminat talebinde bulunulmuş olup, mevcut başvuruda Anayasa’nın 36. maddesininihlal edildiği tespit edilmiş olmakla beraber tespit edilen ihlalle iddiaedilen maddi zarar arasında illiyet bağı bulunmadığı anlaşıldığından, başvurucununmaddi tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.
76. Başvurucunun tarafı olduğuuyuşmazlığa ilişkin on sekiz yıl sekiz aylık yargılama süresi nazaraalındığında, başvurucunun yargılama faaliyetinin uzunluğu sebebiyle, yalnızcaihlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararları karşılığında başvurucuyatakdiren 23.250,00 TL manevi tazminat ödenmesinekarar verilmesi gerekir.
77. Başvurucu tarafından yapılanve dosyadaki belgeler uyarınca tespit edilen 198,35 harç ve 1.500,00 TL vekâletücretinden oluşan toplam 1.698,35 TL yargılama giderinin başvurucuya ödenmesinekarar verilmesi gerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanangerekçelerle;
A. Başvurucunun
1.Hukuk Devleti ve Eşitlik İlkesi ile Mülkiyet Hakkının İhlal Edildiği ve YargılamanınAdil Olmadığı yönündeki iddiasının “başvuruyollarının tüketilmemiş olması” nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2.Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede yargılanmahakkının ihlal edildiği yönündeki iddiasının KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul süredeyargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
C. Başvurucuya 23.250,00 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE,başvurucunun tazminata ilişkin diğer taleplerinin REDDİNE,
D. Başvurucu tarafından yapılan 198,35 harç ve 1.500,00 TL vekâletücretinden oluşan toplam 1.698,35 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYAÖDENMESİNE,
E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun MaliyeBakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına; ödemedegecikme olması halinde, bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadargeçen süre için yasal faiz uygulanmasına,
F. Kararın bir örneğinin ilgili mahkemesine gönderilmesine,
17/7/2014tarihinde OY BİRLİĞİYLE kararverildi.