TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
TOLGAHAN ORHON BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2015/11349)
Karar Tarihi: 14/11/2018
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Burhan ÜSTÜN
Üyeler
:
Serruh KALELİ
Hasan Tahsin GÖKCAN
Kadir ÖZKAYA
Yusuf Şevki HAKYEMEZ
Raportör
:
Volkan ÇAKMAK
Başvurucu
:
Tolgahan ORHON
Vekili
:
Av. Cavit ÇALIŞ
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, maluliyete sebep olan psikolojik rahatsızlıkedeniyle meydana gelen zararların tazmini için açılan davada süre aşımıyönünden ret kararı verilmesinin mahkemeye erişim hakkının ihlal ettiğiiddiasına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 8/7/2015 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan önincelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölümtarafından yapılmasına karar verilmiştir.
5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik veesas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüş bildirmemiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylarözetle şöyledir:
8. Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) bünyesinde uzman erbaş olarak1997 yılı itibarıyla göreve başlayan başvurucu 2001 yılında astsubay olarak nasbedilmiştir.
9. Başvurucu 1997 ile 2012 yılları arasında sırasıyla HatayKırıkhan Merkez Jandarma Karakol Komutanlığı, Hatay MuratpaşaJandarma Karakol Komutanlığı, Ankara Beytepe JandarmaOkullar Komutanlığı, Bilecik Gölpazarı Merkez Jandarma Karakol Komutanlığı,Bilecik Osmaneli Merkez Jandarma Karakol Komutanlığı, Van Başkale AydemirJandarma Karakol Komutanlığı, Ankara Güvercinlik Jandarma Özel Harekat TaburKomutanlığı, Bursa Mudanya Jandarma Karakol Komutanlığı, Tokat Jandarma Özel HarekatTabur Komutanlığı Tokat Jandarma Komanda Özel Harekat Tabur Komutanlığı veAydın İl Jandarma Komutanlığında görev yapmıştır. Ayrıca başvurucu 2005 ve 2006yılları içinde toplamda 258 gün Tunceli ve Pülümür Bölgelerinde görev almıştır.
10. Gülhane Askerî Tıp Akademisinin (GATA) 5/2/2003 tarihlisağlık raporuyla post travmatikstres bozukluğu, majör depresyon tanısı konulan başvurucuya bir ayistirahat izni verilmiştir. Takip eden süreçte 2013 yılına değin yine GATAtarafından muhtelif tarihlerde benzer tanılarla istirahat izni verilenbaşvurucu hakkında son olarak 19/12/2013 tarihli rapor uyarınca "travma sonrası stres bozukluğu (kronik nitelikkazanmış travma sonrası stres bozukluğu)" tanısı nedeniyle TSK bünyesinde görev yapamaz kararıverilmiştir.
11. 19/12/2013 tarihli raporun ardından 20/5/2014 tarihindebaşvurucunun TSK ile ilişiği kesilmiştir.
12. Başvurucu; TSK bünyesinde görev yapamayacak hâle gelmesineneden olan psikolojik rahatsızlığın oluşumunda askerî görevin (katıldığıoperasyonlar, çatışmalar) etkisinin bulunduğunu, malul hâle gelmesi nedeniylebazı özlük haklarından (görev aylığı, emekli ikramiyesi vb.) mahrum kaldığını,iş gücü kaybına uğradığını, acı ve üzüntü duyduğunu belirterek 750.000 TLmaddi, 50.000 TL manevi zararının yerine getirilmesi istemiyle 27/3/2014tarihinde Jandarma Genel Komutanlığına başvuruda bulunmuştur.
13. Talep, cevap verilmemek suretiyle zımnen reddedilmiştir.
14. Başvurucu, zımnen ret kararının ardından 3/6/2014 tarihindemaddi ve manevi zararlarının ödenmesi istemiyle Askeri Yüksek İdare Mahkemesi(AYİM) nezdinde tam yargı davası açmıştır.
15. Diğer taraftan başvurucu, maluliyet ve özlük hakları ile ilgiliolarak hakkında karar verilebilmesi adına Sosyal Güvenlik Kurumu tarafındanGATA'ya sevk edilmiştir. GATA 24/7/2014 tarihli raporu ile kronik nitelik kazanmış travma sonrası stresbozukluğu tanısını yinelemiş ve psikolojikrahatsızlığın oluşumunda askerî görevin neden ve tesirinin bulunduğunu belirtmiştir.
16. AYİM İkinci Dairesi 4/2/2015 tarihli kararıyla maddi vemanevi tazminat istemiyle açılan tam yargı davasını reddetmiştir.
17. Ret gerekçesinde öncelikle 4/7/1972 tarihli ve 1602 sayılı mülgaAskeri Yüksek İdare Mahkemesi Kanunu’nun dava açma süresine ilişkin hükümlerineyer verilerek idari eylemlerden hakları ihlal edilmiş olanların dava açmadanönce bu eylemlerin yazılı bildirimi üzerine veya başka suretle öğrendikleritarihten itibaren bir yıl ve her hâlde eylem tarihinden itibaren beş yıl içindeyetkili makama başvurarak haklarının yerine getirilmesini istemelerinin şartolduğu, bu isteklerin kısmen veya tamamen reddi hâlinde ret işleminin tebliğitarihinden ve altmış gün içinde cevap verilmediği takdirde bu sürenin bittiğitarihten itibaren altmış gün içinde tam yargı davası açmaları gerektiğihatırlatılmıştır. Katıldığı operasyon ve çatışmalar nedeniyle malul hâlegeldiğini iddia eden başvurucunun 2003 yılı itibarıyla psikolojik tedavigörmeye başladığı ve 2007 yılından sonra terör örgütü mensupları ile çatışmayagirdiğine dair bir bilgi/belge bulunmadığı hususlarının altı çizilmiştir.Ayrıca 19/12/2013 ve 24/7/2014 tarihli raporların zararın öğrenilmesine biretkisinin bulunmadığı bu raporların ancak vazife malullüğü durumuna etkiedeceği ifade edilmiştir. Bu noktadan hareketle başvurucunun 2003 veya 2007yılından itibaren bir yıl veya her hâlükârda beş yıl içinde zararının tazminiistemiyle idareye başvurması gerekirken 27/3/2014 tarihinde yaptığı başvuruüzerine açtığı davanın süre aşımına uğradığı belirtilerek ret gerekçesioluşturulmuştur.
18. Ret kararı oyçokluğu ile alınmıştır. Azınlıkta kalanüyelerin karşıoy gerekçesinde özetle başvurucununpsikolojik rahatsızlığına sebep olan başka olguların bulunup bulunmadığıhususunda tıbbi bilirkişi incelemesi yaptırılarak ve 19/12/2013 tarihindenönceki süreçte TSK'da görev yapamaz kararı alınmadığı da gözönündebulundurularak süre aşımı konusunun değerlendirilmesi gerektiği ifade edilmiştir.
19. Ret hükmüne yönelik karar düzeltme istemi Mahkemenin3/6/2015 tarihli kararı ile reddedilmiştir.
20. Başvurucu nihai kararı 24/6/2015 tarihinde tebellüğetmesinin ardından 8/7/2015 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
IV. İLGİLİ HUKUK
A. Ulusal Hukuk
1. Kanun Hükümleri
21. 1602 sayılı mülga Kanun’un 43. maddesinin birinci fıkrasışöyledir:
"İdari eylemlerdenhakları ihlal edilmiş olanların Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde dava açmadanönce, bu eylemlerin yazılı bildirimi üzerine veya başka suretle öğrendikleritarihten itibaren bir yıl ve her halde eylem tarihinden itibaren beş yıl içindeyetkili makama başvurarak haklarının yerine getirilmesini istemeleri lazımdır.Bu isteklerin kısmen veya tamamen reddi halinde bu konudaki işlemin tebliğitarihinden ve altmış gün içinde cevap verilmediği takdirde bu sürenin bittiğitarihten itibaren altmış gün içinde tam yargı davası açabilirler."
22. 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama UsulüKanunu'nun 13. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:
"İdari eylemlerden hakları ihlal edilmişolanların idari dava açmadan önce, bu eylemleri yazılı bildirim üzerine veyabaşka süretle öğrendikleri tarihten itibaren bir yılve her halde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili idareye başvurarakhaklarının yerine getirilmesini istemeleri gereklidir. Bu isteklerin kısmenveya tamamen reddi halinde, bu konudaki işlemin tebliğini izleyen gündenitibaren veya istek hakkında altmış gün içinde cevap verilmediği takdirde busürenin bittiği tarihten itibaren, dava süresi içinde dava açılabilir."
2. Danıştay İçtihadı
23. Danıştay Onuncu Dairesinin 4/11/2011 tarihli ve E.2008/7182,K.2011/4711 sayılı kararı şöyledir:
"Bir eylemin idariliği ve doğurduğu zarar bazı durumlarda eylemingerçekleşmesiyle, kimi zaman da değişik araştırma ve incelemelerden, hatta cezadavalarından sonra ortaya çıkabilmektedir.
Özelikle, kamu görevlilerinin idari tasarruftabulunurken uyulması zorunlu görülen kurallara uymamaları nedeniyle kendilerineizafe edilebilecek nitelikte olmakla birlikte, resmi yetkilerin kullanımısırasında gerçekleştiği için idaresinden de ayrılamayan görev kusurlarındandoğan zararın tazmini istemiyle açılacak tam yargı davalarında eylemin idariliği, zararın, kamu görevlisinin kişisel kusurundanmı, görev kusurundan mı kaynaklandığının ceza muhakemesi sonucundabelirlenmesiyle ortaya çıkabilmektedir.
Bu nedenlerle, 2577 sayılı Kanun’un 13.maddesinde öngörülen 1 ve 5 yıllık sürelerin eylemin idariliğininve doğurduğu zararın ortaya çıktığı tarihten itibaren hesaplanması zorunludur.Aksi yorumun, dava açma yolunun kullanımını güçleştirerek hak arama hürriyetiniolumsuz etkileyeceğini belirtmek gerekir. Anılan Yasa hükmünde öngörülen tamyargı davalarının, idari eylem nedeniyle uğranılan zararın tazminine yönelikolması sebebiyle davanın açılabilmesi için eylemin idariliğininve yol açtığı zararın ortaya çıkması zorunludur."
24. Aynı Dairenin 28/3/2018 tarihli ve E.2016/15634, K.2018/1334sayılı kararı şöyledir:
"2577 sayılı İdari Yargılama UsulüKanunu'nun "Doğrudan doğruya tam yargı davası açılması" başlıklı 13.maddesinde idari eylemlerden hakları ihlal edilmiş olanların idari dava açmadanönceeylemin öğrenildiği tarihten itibaren bir yıl veher halde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili idareye başvurarakhaklarının yerine getirilmesini istemeleri gerektiği öngörülmüş olup; busürelerin, kişilerin haklarını ihlal eden eylemlerin, idare ile illiyet bağınınkurulduğu, başka bir ifadeyle eylemin idariliğininöğrenildiği tarihten itibaren başlatılacağı kuşkusuzdur.
Tam yargı davaları, idari eylem nedeniyleuğranılan zararın tazminini ifade etmektedir. Bu nedenle, tam yargı davasınınaçılabilmesi için eylemin idariliğinin ve yol açtığızararın ortaya çıkması zorunludur.
İdari eylem, idarenin işlevi sırasında bir hareketi,bir davranışı, bir tutumu veya hareketsizliği; idari karar ve işlemle ilgisiolmayan, başka bir deyişle öncesinde, temelinde bir idari karar veya işlemolmayan salt maddi tasarrufları ifade etmektedir.
Söz konusu eylemlerin idariliğive doğurduğu zarar bazen eylemin yapılmasıyla birlikte ortaya çıkarken, bazende çok sonra, değişik araştırma, inceleme ve hatta ceza yargılamaları sonucuortaya çıkabilmektedir.
Özellikle kamu görevlilerinin idari birtasarruf yaparken; mevzuatın, üstlendiği ödevin ve yürüttüğü hizmetin kural,usul ve gereklerine aykırı olarak, kendisine izafe edilebilecek boyutta vebiçimde, ancak yine de resmi yetki, görev ve olanaklardan yararlanarak, onlarıkullanarak hareket ettiği, bu nedenle de idaresinden tamamen ayrılmasınıönleyen ve engelleyen görev kusurları nedeniyle doğan zararların tazminiistemiyle açılacak tam yargı davalarında eylemin idariliği,bazen ceza davalarıyla personelin şahsi kusuru sonucu mu yoksa görev kusurusonucu mu zararın ortaya çıktığının belirlenmesinden sonra saptanabilmektedir.
Bu itibarla, 2577 sayılı Kanun'un 13.maddesinde öngörülen bir ve beş yıllık sürelerin, eylemin idariliğininortaya çıktığı tarihten itibaren hesaplanması zorunludur. Aksi yorumun, zararayol açan eylemin idariliğinin ortaya çıkmasıylakullanılması mümkün olan dava açma hakkını ortadan kaldıracağı, hak aramaözgürlüğüyle bağdaşmayacağı açıktır."
B. Uluslararası Hukuk
25. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) 6. maddesinin(1) numaralı fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:
“Herkes medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili uyuşmazlıklar ya dacezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan,kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından davasının makulbir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarak görülmesini istemek hakkınasahiptir...”
26. Dava açma hakkını kullanmak yasal birtakım şartlara bağlansada mahkemelerin usul kurallarını uygularken hem yargılamanın adil olmasınahalel getirecek aşırı şekilcilikten hem de yasalar tarafından konulan usulkurallarını ortadan kaldırma sonucunu doğuracak aşırı esneklikten kaçınmalarıgerekir (Walchli/Fransa, B. No: 35787/03, 26/7/2007, §29).
27. Süre koşulu gibi dava açmaya ilişkin usul koşulları birdenfazla yoruma neden olabilecek nitelikte ise mahkemeye erişim hakkı kapsamında oyorumlardan birinin davayı açmak isteyen kişileri engelleyecek şekilde katı birşekilde kullanılmaması veya söz konusu koşulların katı bir uygulamaya tabiolmaması gerekir (Běleš ve diğerleri/Çek Cumhuriyeti, B. No:47273/99, 12/11/2002, § 51).
28. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Eşim/Türkiye (B. No: 59601/09, 17/9/2013)kararında süre aşımı nedeniyle davası reddedilen başvurucunun mahkemeye erişimhakkının engellenip engellenmediği hususunu incelemiştir. Söz konusu olaydabaşvurucu, askerlik hizmetini yerine getirirken 25/9/1990 tarihinde yaşanan birçatışmada yaralanmış; başvurucunun tedavisi uzunca bir süre devam etmiş vesonunda 1992 yılında askerlikle ilişiği kesilmiştir. Başvurucu; sonrakiyıllarda sürekli baş ağrısından ve baş dönmesinden yakınmış, 2004 yılındabaşında belirlenemeyen metal bir cismin olduğu tespit edilmiş, 2007 yılındaGATA'daki muayenesinde başvurucunun başında mermi olduğu anlaşılmıştır.Başvurucu 19/9/2007 tarihinde tazminat almak amacıyla idareye başvurmuş ancakbaşvurucunun bu talebi reddedilmiştir. Bunun üzerine başvurucunun idarealeyhine maddi ve manevi tazminat istemiyle açtığı davada AYİM söz konusuolayın yaşandığı tarihten itibaren beş yıl içinde dava açılmadığı gerekçesiyledavayı süre aşımı yönünden reddetmiştir.
29. AİHM anılan kararında, davanın temelinde yer alan konununaslen beş yıllık süre sınırını başvurucunun yaralandığı tarihten itibarenhesaplayan yerel Mahkeme kararındaki gerekçelendirme olduğunu ifade etmiş;başvurucunun 25/9/1995 tarihinde kafatasındaki mermiden haberdar olmamasınıntartışma konusu olmadığından kendisinden beş yıl içinde tazminat davasıaçmasının beklenmesinin makul olarak değerlendirilemeyeceğine, Mahkemeninnazarında şahsi yaralanmayla ilgili tazminat davalarında dava açma hakkınıntarafların uğradığı zararı gerçekte değerlendirebildiğinde kullanılabilmesigerektiğine hükmetmiş ve AYİM’in süre sınırıhakkındaki katı yorumunun davanın esasının tam olarak incelenmesine engelolması nedeniyle mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği sonucuna varmıştır (Eşim/Türkiye, §§ 23, 25, 26).
V. İNCELEME VE GEREKÇE
30. Mahkemenin 14/11/2018 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucunun İddiaları
31. Başvurucu; psikolojik yönden yaşadığı rahatsızlığınmaluliyete neden olduğunu 19/12/2013 tarihinde tanzim edilen sağlık raporu ileöğrendiğini ve bu nedenle mahkemenin idari başvuru süresini 2007 yılını esasalarak hesaplaması sonucu davayı reddetmesinin adil yargılanma hakkı, hak aramaözgürlüğü ve mahkemeye erişim hakkını ihlal ettiğini ileri sürmüştür.
B. Değerlendirme
32. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
"Herkes, meşru vasıtave yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalıolarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir."
33. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucular tarafından yapılanhukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifinikendisi takdir eder (Tahir Canan,B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucunun şikâyeti, Mahkemenin dava açmasüresine dair hukuk kurallarını katı bir yorumla hatalı değerlendirdiğiiddiasına müteallik olduğundan başvuru mahkemeye erişim hakkı kapsamındaincelenmiştir.
1. Kabul EdilebilirlikYönünden
34. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine kararverilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan mahkemeyeerişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğunakarar verilmesi gerekir.
2. Esas Yönünden
a. Hakkın Kapsamı veMüdahalenin Varlığı
35. Anayasa'nın 36. maddesinin birinci fıkrasında, herkesinyargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddiada bulunma ve savunmahakkına sahip olduğu belirtilmiştir. Dolayısıyla mahkemeye erişim hakkı, Anayasa’nın36. maddesinde güvence altına alınan hak arama özgürlüğünün bir unsurudur.Diğer yandan Anayasa'nın 36. maddesine "... ile adil yargılanma" ibaresinin eklenmesine ilişkingerekçede, Türkiye'nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerce de güvence altınaalınan adil yargılanma hakkının madde metnine dâhil edildiği vurgulanmıştır. Sözleşme'yi yorumlayan AİHM, Sözleşme'nin 6. maddesinin (1)numaralı fıkrasının mahkemeye erişim hakkını içerdiğini belirtmektedir (Özbakım Özel Sağlık Hiz. İnş. Tur.San. ve Tic. Ltd. Şti., B. No: 2014/13156, 20/4/2017,§34).
36. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan hak aramaözgürlüğü, bir temel hak olmanın yanında diğer temel hak ve özgürlüklerdengereken şekilde yararlanılmayı ve bunların korunmasını sağlayan en etkiligüvencelerden biridir. Bu bakımdan davanın bir mahkeme tarafından görülebilmesive kişinin adil yargılanma hakkı kapsamına giren güvencelerden faydalanabilmesiiçin ilk olarak kişiye iddialarını ortaya koyma imkânının tanınması gerekir.Diğer bir ifadeyle dava yoksa adil yargılanma hakkının sağladığı güvencelerdenyararlanmak mümkün olmaz (Mohammed Aynosah, B. No:2013/8896, 23/2/2016, § 33).
37. Anayasa Mahkemesi bireysel başvuru kapsamında yaptığıdeğerlendirmelerde mahkemeye erişim hakkının bir uyuşmazlığı mahkeme önünetaşıyabilmek ve uyuşmazlığın etkili bir şekilde karara bağlanmasınıisteyebilmek anlamına geldiğini ifade etmiştir (Özkan Şen, B. No: 2012/791, 7/11/2013, § 52).
38. Somut olayda idari eyleme dayalı tam yargı davasının süre aşımındanreddedilerek esasının incelenmemesi nedeniyle başvurucunun mahkemeye erişimhakkına yönelik bir müdahalenin bulunduğu görülmektedir.
b.Müdahalenin İhlal Oluşturup Oluşturmadığı
39. Anayasa'nın 13. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
"Temel hak vehürriyetler, ... yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplerebağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, ... ölçülülükilkesine aykırı olamaz."
40. Yukarıda anılan müdahale, Anayasa’nın 13. maddesindebelirtilen koşullara uygun olmadığı takdirde Anayasa’nın 36. maddesininihlalini teşkil edecektir.
41. Bu sebeple müdahalenin Anayasa’nın 13. maddesinde öngörülenve somut başvuruya uygun düşen, kanun tarafından öngörülme, haklı bir sebebedayanma, ölçülülük ilkesine aykırı olmama koşullarına uygun olup olmadığınınbelirlenmesi gerekir.
i. Kanunilik
42. Başvurucunun idari eylemden doğan zararın tazmini istemiyleaçtığı davanın süre aşımı gerekçesiyle reddedilmesine ilişkin Mahkeme kararının1602 sayılı mülga Kanun'un 43. maddesine dayandığı görülmektedir. Dolayısıylasomut olayda başvurucunun mahkemeye erişim hakkına yönelik müdahalenin kanunidayanağının mevcut olduğu anlaşılmıştır.
ii. Meşru Amaç
43. Dava açmanın bir süreye bağlanmasının meşru amacının neolduğu hususu benzer nitelikteki başvurularda Anayasa Mahkemesi tarafındanmüteaddit defa incelenmiştir. Anayasa Mahkemesi bu incelemelerinde, idari işlemya da eylemlere karşı açılacak davalarda süre koşulu öngörülmesinin en genelifadesiyle Anayasa'nın 2. maddesinde düzenlenen hukuk devleti ilkesinin birgereği olan idari istikrarın sağlanması şeklinde bir meşru amacı bulunduğunaişaret etmiştir (Daha ayrıntılı değerlendirme için bkz. Ayşe Yıldırım, B. No: 2014/5, 25/10/2017,§§ 54, 55; Fatma Altuner,B. No: 2014/17714, 26/10/2017, §§ 48, 49; Çölbeyi Lojistik Nakliyat Gümrükleme Denizcilik İnşaat Turizm Sanayii veTicaret Limitet Şirketi, B. No: 2014/12354, 9/11/2017, § 52).
iii. Ölçülülük
(1)Genel İlkeler
44. Anayasa Mahkemesi bireysel başvuru kapsamında yaptığıdeğerlendirmelerde kişinin mahkemeye başvurmasını engelleyen veya mahkeme kararınıanlamsız hâle getiren, bir başka anlatımla mahkeme kararını önemli ölçüdeetkisizleştiren sınırlamaların mahkemeye erişim hakkını ihlal edebileceğiniifade etmiştir (Özkan Şen,§ 52).
45. Bu nedenle mahkemelerin usul kurallarını uygularken yargılamanınhakkaniyetine zarar getirecek ölçüde katı şekilcilikten kaçınmaları gerektiğigibi kanunla öngörülmüş usul şartlarının ortadan kalkmasına neden olacak ölçüdeaşırı esneklikten de kaçınmaları gerekir (Kamil Koç, B. No: 2012/660, 7/11/2013, § 65). Bu kapsamdamevzuatta öngörülen dava açma süresine ilişkin kuralların hukuka açıkça aykırıolarak yanlış uygulanması veya bu sürelerin hatalı hesaplanması nedenleriylekişilerin dava açma ya da kanun yollarına başvuru haklarını kullanmasına engelolunması mahkemeye erişim hakkını ihlal edebilir (Özbakım Özel Sağlık Hiz. İnş. Tur. San. ve Tic. Ltd.Şti., § 38).
46.Bu bağlamda dava açma süresinin işlemeye başladığı an damahkemeye erişim hakkına yapılan müdahalenin ölçülülüğü bağlamında büyük önemtaşımaktadır (Yaşar Çoban [GK],B. No: 2014/6673, 25/7/2017, § 66). Dava açma süresinin hangi tarihtebaşlayacağını belirlemek ve mevzuatı bu yönüyle yorumlamak görevi esasen derecemahkemelerine aittir. Bireysel başvurunun ikincillik ilkesi gereği, dava açmasüresinin başlatılacağı tarihin belirlenmesi noktasında Anayasa Mahkemesininbir görevi bulunmamaktadır. Anayasa Mahkemesinin bu hususta üstleneceği rol,dava açma süresinin hangi tarihten itibaren başlatılması gerektiğiyle ilgiliderece mahkemelerinin yorumlarının mahkemeye erişim hakkına etkisini somutolayın koşulları ışığında incelemektir (AhmetYıldırım, B. No: 2014/18135, 20/9/2017, § 46). Bu kapsamda dava açmasüresinin henüz dava hakkının doğmadığı ya da hak sahibinin dava hakkınındoğduğundan haberdar olmadığı ve somut koşullar çerçevesinde haberdar olduğununkabulünü haklı kılan nedenlerin bulunmadığı bir dönemde işlemeye başlaması davahakkının varlığını anlamsız kılabileceğinden ölçülülük ilkesini zedeleyebilir(Benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. YaşarÇoban, § 66).
(2) İlkelerinOlaya Uygulanması
47. Başvurucu, tam yargı davası açmak için gerekli olan zorunluidari başvuru süresinin başlangıç tarihi olarak TSK'da görev yapamayacağınıtevsik eden sağlık raporunun esas alınmamasının mahkemeye erişim hakkını ihlalettiğinden şikâyet etmektedir.
48. Somut olayda 1997 ile 2012 yılları arasında muhteliftarihlerde operasyon ve çatışmalar katılan, 2003 yılında psikolojikrahatsızlığı tespit edilen başvurucu 2013 yılına değin psikolojik tedavigörmüş, bununla beraber TSK bünyesinde görev yapmaya devam etmiştir. 19/12/2013tarihinde ise başvurucunun kronik travma sonrası stres bozukluğu tanısınedeniyle TSK bünyesinde görev yapamayacağı tespit edilmiştir. Bu raporunardından başvurucu, idareye zararının giderilmesi istemiyle başvuruda bulunmuşve başvurusunun zımnen reddi üzerine tam yargı davası açmıştır. AYİM İkinciDairesi başvurucunun psikolojik rahatsızlığının tespit edildiği 2003 veya sonolarak operasyona/çatışmaya katıldığı 2007 yılı itibarıyla uğradığı zarardanhaberdar olduğunu ve 19/12/2013 tarihli raporun sağlık durumunun tespitiaçısından bir farklılık yaratmadığını belirtmek suretiyle 2003 veya 2007yılından itibaren bir yıl ve her hâlükârda beş yıl içinde idareye zararıntazmini istemiyle başvurulması gerekirken 2013 yılında yapılan başvuru üzerineaçılan davanın süre aşımına uğradığı gerekçesiyle davayı reddetmiştir.
49. Anayasa Mahkemesince daha önce benzer nitelikte başvurulardada belirtildiği üzere idari eylem nedeniyle uğranılan zararın tazmini istemiyleaçılan tam yargı davasında idarenin tazminle yükümlü tutulabilmesi için ortadaidari eylem ve zarar olmalı, ayrıca zararla idari eylem arasında illiyet bağıbulunmalıdır. Bu çerçevede eylemin idariliğinin veyayol açtığı zararın ya da arasındaki illiyet bağının eylemden çok sonraanlaşıldığı veya ortaya konulabildiği durumlarda dava açma süresinin butarihlerden sonra başlayacağı kabul edilmektedir (Çok sayıda karar arasındanbkz. Mehmet Çınar ve Nuray Çınar, B.No: 2015/4807, 19/4/2018, § 46).
50. Bireysel başvuruya konu olayda başvurucunun psikiyatrikrahatsızlığının ilk kez 2003 yılında tespit edildiği hususunda itilafbulunmamaktadır. Bununla birlikte fiziksel rahatsızlıklarda, rahatsızlığın ilkdefa bilindiği veya bilinmesi gerektiği tarihten itibaren zararındeğerlendirilebileceği kabul edilebilir ise de psikiyatrik rahatsızlıklaraçısından rahatsızlığı doğuran olayın bilindiği tarihte uğranılan zararındeğerlendirilebilmesi çoğunlukla mümkün olmayabilir. Zira somut olayda olduğugibi psikiyatrik hastalıklar, hastalığa sebep olduğu ileri sürülen olaylarlaaynı tarihlerde ortaya çıkmamakta; çok sonraki bir tarihte ve anılan olaylarabağlı olarak ortaya çıkabilmektedir. Dolayısıyla psikiyatrik hastalığa nedenolan olayların yaşandığı anda başvurucuların uğradıkları zararı öğrenmeleri vedeğerlendirmeleri her zaman beklenemez (Benzer mahiyette bir olaya ilişkin aynıyönde değerlendirme için bkz. Alpay Dinç vediğerleri, B. No: 2014/12678, 6/7/2017 § 66).
51. Başvurucunun psikolojik rahatsızlığından tedavi süreciraporlar ve istirahat izinleri sebebiyle 19/12/2013 tarihinden önce haberdarolduğu açık ise de başvurucu, son olarak çatışmaya katıldığı belirtilen 2007yılından sonra da TSK bünyesinde görev yapmaya devam etmiştir. Bir başkaifadeyle sağlık durumu görevini ifasına engel olarak görülmemiştir. Ancak19/12/2013 tarihli rapor, başvurucunun rahatsızlığının kronik hâle geldiğini veTSK bünyesinde görev yapmasına mani olduğunu tespitetmiştir.
52. Rahatsızlığı sebebiyle TSK'daki görevini sürdüremeyeceğini19/12/2013 tarihli rapor ile öğrenen başvurucu 27/3/2014 tarihli idaribaşvurusunda salt psikolojik rahatsızlığın oluşması nedeniyle oluşan zararıntazminini talep etmemekte, işini kaybetmesi ve malul hâle gelmesi nedeniyleoluşan zararların da yerine getirilmesini istemektedir. Dolayısıylabaşvurucunun TSK'da görev yapamayacağını bildiren raporun ardından zararınıdeğerlendirebilmesi mümkündür. Bu hâle göre başvurucunun 19/12/2013 tarihindedüzenlenen rapor sonucu malul addedilerek TSK ile ilişiğinin kesildiği dikkatealındığında tam yargı davası açılmasına sebep olan ve mesleğinkaybedilmesi/malul olunması nedeniyle uğranıldığı ileri sürülen zararın 2003veya 2007 yılında öğrenildiğinden söz edilemez.
53. Bu itibarla başvurucunun psikolojik rahatsızlığa nedenolduğu ileri sürülen olayların (çatışma/operasyon) yaşandığı tarih itibarıylamalul hâle gelmesine neden olan rahatsızlığının bulunduğunu, rahatsızlıknedeniyle zarara uğradığını ve bu rahatsızlığın askerî görev kapsamındakiolayların sebep ve etkisinden kaynaklandığını mutlak suretle bildiğinden ya dabilmesi gerektiğinden söz edilemez. Terörörgütü mensupları ile girilen son çatışma tarihleri veya ilk kez rahatsızlığıntespit edildiği tarih esas alınarak uğradığı zararla ilgili idari başvuruyapmak suretiyle dava açmasının beklenmesi başvurucuya orantısız bir külfetyüklemektedir.
54. Bu hâle göre mahkemenin dava açma sürelerini belirlemesineilişkin yorumunun başvurucunun mahkemeye erişim hakkına yönelik katı bir yorumolduğu ve bu yorumun başvurucunun mahkemeye erişim hakkını aşırı derecedegüçleştirerek neredeyse imkânsız hâle getirdiği değerlendirilmiştir.Dolayısıyla bu yorumdan hareketle davanın süre aşımından reddedilmesi suretiylebaşvurucunun mahkemeye erişim hakkına yönelik müdahalenin ölçüsüz olduğusonucuna varılmıştır.
55. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun Anayasa’nın 36.maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeyeerişim hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
3. 6216 Sayılı Kanun'un50. Maddesi Yönünden
56. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa MahkemesininKuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. maddesinin (1) ve (2)numaralı fıkraları şöyledir:
"(1) Esas inceleme sonunda, başvurucununhakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararıverilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılmasıgerekenlere hükmedilir…
(2)Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali vesonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgilimahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayanhâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde davaaçılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme,Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadankaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir."
57. Anayasa MahkemesininMehmet Doğan ([GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018) kararında, ihlalsonucuna varıldığında ihlalin nasıl ortadan kaldırılacağının belirlenmesihususunda genel ilkeler belirlenmiştir.
58. Mehmet Doğankararında özetle uygun giderim yolunun belirlenebilmesi açısından öncelikleihlalin kaynağının belirlenmesi gerektiği vurgulanmıştır. Buna göre ihlalinmahkeme kararından kaynaklandığı durumlarda 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin(2) numaralı fıkrası ile Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün79. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendi uyarınca kural olarak ihlalive sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapılmak üzere kararınbir örneğinin ilgili mahkemeye gönderilmesine hükmedilir (Mehmet Doğan, §§ 57, 58).
59. Anayasa Mahkemesinin tespit edilen ihlalin giderilmesiamacıyla yeniden yargılama yapılmasına hükmettiği hâllerde ilgili usulkanunlarında düzenlenen yargılamanın yenilenmesi kurumundan farklı olarakyargılamanın yenilenmesi sebebinin varlığının kabulü ve önceki kararınkaldırılması hususunda derece mahkemesinin herhangi bir takdir yetkisibulunmamaktadır. Zira ihlal kararı verilen hâllerde yargılamanın yenilenmesiningerekliliği hususundaki takdir derece mahkemelerine değil ihlalin varlığınıtespit eden Anayasa Mahkemesine bırakılmıştır. Derece mahkemesi AnayasaMahkemesinin ihlal kararında belirttiği doğrultuda ihlalin sonuçlarını gidermeküzere gereken işlemleri yapmakla yükümlüdür (MehmetDoğan, § 59).
60. Başvurucu, yeniden yargılama yapılmasına hükmedilerekihlalin giderilmesi ve uğradığı zararın tazminine karar verilmesi talebindebulunmuştur.
61. Anayasa Mahkemesi 1602 sayılı mülga Kanun'un katı birşekilde yorumlanması sonucu davanın süre aşımından reddedilmesi nedeniylemahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği sonucuna varmıştır. Dolayısıyla somutbaşvuruda ihlalin mahkeme kararından kaynaklandığı anlaşılmaktadır.
62.Bu durumda mahkemeye erişim hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadankaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmaktadır.Buna göre yapılacak yeniden yargılama ise 6216 sayılı Kanun'un 50. maddesinin(2) numaralı fıkrasına göre ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasınayöneliktir. Bu kapsamda derece mahkemelerince yapılması gereken iş, öncelikleihlale yol açan mahkeme kararının ortadan kaldırılması ve nihayet ihlalsonucuna uygun yeni bir karar verilmesinden ibarettir. Bu sebeple kararın birörneğinin yeniden yargılama yapılmak üzere ilgili mahkemeye gönderilmesinekarar verilmesi gerekir.
63. Mahkemeye erişim hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadankaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunduğusonucuna varıldığından tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.
64. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 226,90 TL harç ve 1.980TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.206,90 TL yargılama giderinin başvurucuyaödenmesine karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkınınihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adilyargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
C. Kararın bir örneğinin adil yargılanma hakkının ihlalininsonuçlarının ortadan kaldırılması için -Anayasa'nın geçici 21. maddesininbirinci fıkrasının (E) bendinin (b) alt bendi gereğince- yetkili idari yargımerciine GÖNDERİLMESİNE (Karar, AYİM İkinci Dairesinin 4/2/2015 tarihli veE.2014/1163, K.2015/155 sayılı kararıyla ilgilidir.),
D. Başvurucunun tazminat talebinin REDDİNE,
E. 226,90 TL harç ve 1.980 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam2.206,90 TL yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,
F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine veMaliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına,ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihinekadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE14/11/2018 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.