TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
TUNCAY KÜÇÜK BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2013/12)
Karar Tarihi: 4/11/2014
R.G. Tarih-Sayı: 13/1/2015-29235
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Alparslan ALTAN
Üyeler
:
Serdar ÖZGÜLDÜR
Celal Mümtaz AKINCI
Muammer TOPAL
M. Emin KUZ
Raportör
:
Hüseyin TURAN
Başvurucu
:
Tuncay KÜÇÜK
Vekili
:
Av. Mahir IŞIKAY
I. BAŞVURUNUNKONUSU
1. Başvurucu, hükümle birlikteverilen tutuklama kararına istinaden çıkarılan yakalama emri doğrultusunda cezainfaz kurumuna konulduğunu, suçluluğu hakkında kuvvetli belirti olmadığı halde 23/9/2012 tarihinden beri tutuklu olması ve yargılamasürecinde usuli güvencelere uyulmaması nedeniyleAnayasa’nın 19. ve 36. maddelerinde güvence altına alınan kişi özgürlüğü vegüvenliği ile adil yargılanma haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüş vetahliye talebinde bulunmuştur.
II. BAŞVURUSÜRECİ
2. Başvuru, 24/12/2012tarihinde Bakırköy 10. Ağır Ceza Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Dilekçe veeklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinde belirlenen eksikliklertamamlatılmış ve Komisyona sunulmasına engel bir eksikliğin bulunmadığı tespitedilmiştir.
3. İkinci Bölüm ÜçüncüKomisyonunca 25/3/2014 tarihinde, kabul edilebilirlikincelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme gönderilmesinekarar verilmiştir
4. Bölüm Başkanı tarafından 15/5/2014 tarihinde kabul edilebilirlik ve esasincelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
5. Başvuru konusu olay veolgular 15/5/2014 tarihinde Adalet Bakanlığınabildirilmiştir. Adalet Bakanlığı benzer başvurulara ilişkin önceki görüşlerineatıf yaparak ayrıca görüş sunulmasına gerek görülmediğini bildirmiştir.
III. OLAY VEOLGULAR
A. Olaylar
6. Başvuru formu ve eklerindeifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir:
7. İstanbul 10. Ağır CezaMahkemesinin E.2010/283 sayılı ve 21/9/2012 tarihlikararıyla başvurucunun 765 sayılı mülga Türk Ceza Kanunu’nun 147. ve 61.maddeleri gereğince 16 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hakkındayakalama emri çıkartılmasına karar verilmiştir.
8. Başvurucu, hakkındaçıkarılan yakalama emri doğrultusunda 23/9/2012tarihinde tutuklanarak ceza infaz kurumuna konulmuştur.
9. Başvurucu bu karara 26/9/2012 tarihinde itiraz etmiş, ancak itirazı 11. AğırCeza Mahkemesi 23/10/2012 tarihinde reddetmiştir. Karar, başvurucu tarafından 28/11/2012 tarihinde öğrenilmiştir.
10. Redde ilişkin gerekçede,başvurucunun sabit görülen eylemi sebebiyle verilen cezanın miktarı, mahkûmolunan suçun tutuklama nedeni var kabul edilen katalog suçlardan olması, birkısım sanıkların yargılama aşamasında olduğu gibi karar sonrasında kaçmayayönelik eylemlerde bulunması nedeniyle tutukluluk halinin devamını gerektirenşartların geçerliliğini sürdürdüğü ve adli kontrol uygulamasının yetersizkalacağı vurgulanmıştır.
11. Anayasa Mahkemesine başvurutarihi itibarıyla başvurucu hakkındaki dava Yargıtay’da derdesttir.
12. Başvurucu 24/12/2012tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
B. İlgiliHukuk
13. İsnat olunan suçun işlendiğitarihte yürürlükte bulunan 765 sayılı Mülga Kanun’un 147. maddesi şöyledir:
“Türkiye Cumhuriyeti İcra VekilleriHeyetini cebren iskat veya vazife görmekten cebrenmenedenlerle bunları teşvik eyliyenlereağırlaştırılmış müebbet ağır hapis cezası hükmolunur …”
14. Aynı Kanun’un 61. maddesi,işlendiği zamanda ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası gerektiren suçunteşebbüs aşamasında kalması halinde failin on beş yıldan yirmi yıla kadar hapiscezası ile cezalandırılmasını öngörmektedir.
15. 5271 sayılı Ceza MuhakemesiKanunu’nun 100. maddesi şöyledir:
“(1) Kuvvetli suç şüphesininvarlığını gösteren olguların ve bir tutuklama nedeninin bulunması halinde,şüpheli veya sanık hakkında tutuklama kararı verilebilir. İşin önemi, verilmesibeklenen ceza veya güvenlik tedbiri ile ölçülü olmaması halinde, tutuklamakararı verilemez.
(2)Aşağıdaki hallerde bir tutuklama nedeni var sayılabilir:
a) Şüpheliveya sanığın kaçması, saklanması veya kaçacağı şüphesini uyandıran somutolgular varsa.
b) Şüpheliveya sanığın davranışları;
1.Delilleri yok etme, gizleme veya değiştirme,
2. Tanık,mağdur veya başkaları üzerinde baskı yapılması girişiminde bulunma,
Hususlarında kuvvetli şüphe oluşturuyorsa.
(3)Aşağıdaki suçların işlendiği hususunda kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığıhalinde, tutuklama nedeni var sayılabilir:
a)26.9.2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda yer alan; (1)
…
9. Suçişlemek amacıyla örgüt kurma (iki, yedi ve sekizinci fıkralar hariç, madde220),
10.Devletin Güvenliğine Karşı Suçlar (madde 302, 303, 304, 307, 308),
11.Anayasal Düzene ve Bu Düzenin İşleyişine Karşı Suçlar (madde 309, 310, 311,312, 313, 314, 315),
…
(4) Sadeceadlî para cezasını gerektiren veya hapis cezasının üst sınırı iki yıldan fazlaolmayan suçlarda tutuklama kararı verilemez.”
16. 5271 sayılı Kanun’un 260.maddesi şöyledir:
“(1) Hâkim ve mahkeme kararlarınakarşı Cumhuriyet savcısı, şüpheli, sanık ve bu Kanuna göre katılan sıfatınıalmış olanlar ile katılma isteği karara bağlanmamış, reddedilmiş veya katılansıfatını alabilecek surette suçtan zarar görmüş bulunanlar için kanun yollarıaçıktır.
(2) Asliyeceza mahkemesinde bulunan Cumhuriyet savcıları, mahkemenin yargı çevresindekisulh ceza mahkemelerinin; ağır ceza mahkemelerinde bulunan Cumhuriyetsavcıları, ağır ceza mahkemesinin yargı çevresindeki asliye ve sulh cezamahkemelerinin; bölge adliye mahkemesinde bulunan Cumhuriyet savcıları, bölgeadliye mahkemelerinin kararlarına karşı kanun yollarına başvurabilirler.
(3)Cumhuriyet savcısı, sanık lehine olarak da kanun yollarına başvurabilir.”
IV. İNCELEME VEGEREKÇE
17. Mahkemenin 4/11/2014 tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun24/12/2012 tarih ve 2013/12 numaralı bireysel başvurusu incelenip gereğidüşünüldü:
A. Başvurucununİddiaları
18. Başvurucu, Derece Mahkemesince hakkında verilen mahkûmiyet kararı ilebirlikte, isnat edilen suçun 5271 sayılı Kanun’un 100. maddesinde sayılansuçlardan olduğu gerekçesiyle tutuklanmasına karar verildiğini, kaçma şüphesibulunmamasına rağmen tutuklanmasının yasal olmadığını, genel ve soyutvarsayımlara dayanılarak tutuklandığını, tutuklamanın kanuna aykırı olarak eldeedilen delillere dayandırıldığını, dijital delillerin sağlıklı olmadığını vemanipüle edildiğini, gerekli kişiselleştirme yapılmaksızın mahkum edilmesinin"suç ve cezaların şahsiliği ilkesi"ni ihlal ettiğini, tanıklarının dinlenmediğini, leheolan bilirkişi raporlarının dikkate alınmadığını belirterek Anayasa’nın 19., 36. ve 38. maddelerinde güvence altına alınan kişiözgürlüğü ve güvenliği hakkı ile adil yargılanma hakkının ihlal edildiğiniiddia etmiştir.
B. Değerlendirme
19. Başvurucunun iddialarınınözü, mahkûmiyet kararıyla birlikte verilen tutukluluk kararı nedeniyle özgürlükve güvenlik hakkının ihlal edildiği ile yargılama sırasında adil yargılanmagüvencelerinin ihlal edildiğine ilişkindir Bu nedenle incelemenin özgürlük vegüvenlik hakkı ve adil yargılanma hakkı kapsamında yapılması gerekir.
1. Adil Yargılanma Hakkının İhlal Edildiği İddiası
20. Anayasa’nın 148. maddesininüçüncü fıkrası şöyledir:
“... Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun yollarınıntüketilmiş olması şarttır.”
21. 6216 sayılı Kanun’un 45.maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:
“İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmaliçin kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının tamamının bireyselbaşvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir.”
22. Anılan Anayasa ve Kanunhükümleri uyarınca Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek içinihlale neden olduğu iddia edilen işlem veya eylem için öngörülen idari veyargısal başvuru yollarının tamamının tüketilmiş olması gerekir. Bireyselbaşvurunun ikincil nitelikte bir hak arama yolu olması nedeniyle, asıl olan hakve özgürlüklere kamu otoritelerince saygı gösterilmesi ve olası bir ihlaldurumunda bunun idari ve/veya yargısal olağan yollarla giderilmesidir. Bunedenle bireysel başvuru yoluna ancak kanunda öngörülen olağan yollartüketilmesine rağmen ihlalin ortadan kaldırılamadığı durumlarda gidilebilir (B.No: 2012/239, 2/7/2013, § 28).
23. Somut olayda başvuru konusudavanın Anayasa Mahkemesine başvuru yapıldığı tarihte derdest olduğu, adilyargılanma hakkının ihlali kapsamındaki iddiaları yönünden başvuru yollarınıntüketilmediği görülmektedir.
24. Açıklanan nedenlerle,başvurunun adil yargılanma hakkının ihlal iddiası kapsamındaki kısmının başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniylekabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
2. Kişi Özgürlüğü ve Güvenliği Hakkının İhlal Edildiğiİddiası
25. Anayasa’nın 19. maddesininikinci fıkrası şöyledir:
“Şekil ve şartları kanundagösterilen:
Mahkemelerceverilmiş hürriyeti kısıtlayıcı cezaların ve güvenlik tedbirlerinin yerinegetirilmesi; … halleri dışında kimse hürriyetindenyoksun bırakılamaz.”
26. 6216 sayılı Kanun’un “Bireysel başvuruların kabul edilebilirlik şartları veincelenmesi” kenar başlıklı 48. maddesinin (2) numaralı fıkrasışöyledir:
“Mahkeme, … açıkçadayanaktan yoksun başvuruların kabul edilemezliğine karar verebilir.”
27. Anayasa’nın19. maddenin birinci fıkrasında herkesin kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkınasahip olduğu, ikinci ve üçüncü fıkralarında ise bireylerin bu haktan şekil veşartları kanunda gösterilen bazı istisnai durumlarda mahrum edilebileceğikuralı yer almaktadır (B. No:2012/338, 2/7/2013, § 38). Buna göre, hürriyettenyoksun bırakılma ancak Anayasa’nın anılan maddesi kapsamında belirlenendurumlardan birinin varlığı halinde söz konusu olabilir. (B. No: 2012/348, 4/12/2013, § 39). “Mahkemelerce verilmiş hürriyeti kısıtlayıcı cezalarınyerine getirilmesi” amacıyla kişilerin hürriyetinden yoksunbırakılması maddenin ikinci fıkrasında sayılan hallerden biridir.
28. Somut olayda İstanbul 10.Ağır Ceza Mahkemesinin 21/9/2012 tarihinde açıklanankararıyla başvurucunun 16 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hakkındayakalama emri çıkartılmasına karar verilmiştir. Yakalama emri doğrultusundabaşvurucu 23/9/2012 tarihinde tutuklanarak ceza infazkurumuna konulmuştur. Mahkemenin vermiş olduğu mahkûmiyet kararı sonrasındakibu tutma hali, Anayasa’nın 19. maddesinin ikinci fıkrasındaki “mahkemelerce verilmiş hürriyeti kısıtlayıcı cezalarınyerine getirilmesi” kapsamındadır.
29. Açıklanan nedenlerle,başvurucu tarafından ileri sürülen iddiaların “açıkçadayanaktan yoksun olması” nedeniyle başvurunun kabul edilemezolduğuna karar verilmesi gerekir.
30. Üye Serdar ÖZGÜLDÜR bugörüşe katılmamıştır.
V. HÜKÜM
A. Başvurucunun,
1. Adil yargılanma hakkınınihlal edildiği yönündeki şikâyetlerinin “başvuruyollarının tüketilmemesi” nedeniyle OYBİRLİĞİYLE,
2.Kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkının ihlal edildiği yönündeki şikâyetlerin “açıkça dayanaktan yoksun olması” nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA, üye Serdar ÖZGÜLDÜR’ün karşıoyu ve OY ÇOKLUĞUYLA,
B.Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde bırakılmasına, OYBİRLİĞİYLE,
4/11/2014 tarihinde karar verildi.
KARŞIOY GEREKÇESİ
Yargılamasafahatı boyunca hiç tutuklanmayan, duruşmadan vareste şekilde tutuksuz olarakyargılanmakta iken hükümle birlikte hakkında “yakalama kararı” çıkartılanbaşvurucu, bu karara istinaden tutuklanmış; tutuklama kararına karşı yapmışolduğu itirazın reddi üzerine de kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlâliiddiasıyla bu bireysel başvuruyu yapmıştır.
Anılanyargılamaya ilişkin kesinleşmiş hüküm nedeniyle 230 başvurucunun yapmış olduğubireysel başvuru üzerine Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu, 18.6.2014 tarih veBaşvuru No: 2013/7800 sayılı kararıyla (RG. 5.7.2014,Sayı: 29051) başvurucuların dijital delillerindeğerlendirilmesine ilişkin şikâyetlerin giderilmediğine dair iddialarının vedönemin Genelkurmay Başkanı ile Kara Kuvvetleri Komutanının tanık olarakdinlenmesi taleplerinin reddi nedeniyle tanık dinletme hakkına ilişkinşikâyetlerinin kabul edilebilir olduğuna; bu nedenlerle Anayasa’nın 36.maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkının ihlâl edildiğineoybirliğiyle karar vermiştir.
AnayasaMahkemesi Genel Kurulunun bu ihlâl kararı karşısında, adil olmadığı tespitiyapılan söz konusu yargılamanın bir parçası olan mahkûmiyet ve salt bu nedenedayalı hükümle birlikte yakalama kararı verilmesi, akabinde de tutuklama korumatedbiri hukukî dayanaktan yoksun kalmış olup; her ne kadar bireysel başvuru2012 yılında yapılmış olsa da, herkesi bağlayıcı mahiyetteki söz konusu GenelKurul kararı ile yargılamanın adil olmadığı hükme bağlanıp, mahal mahkemesincede bu karar doğrultusunda yargılamanın yenilenmesine karar verilmesi olgusunedeniyle, bireysel başvurunun somutunda bu hukuki gelişmenin dikkate alınarakbir sonuca varılması ve başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesigerekmektedir.
Konunundiğer bir cephesi, gerek AİHM gerek Mahkememiz uygulamasında mahkûmiyetkararıyla birlikte tutukluluk halinin son bularak “hükmen tutuklu” statüsünegeçileceği, dolayısıyla özgürlük ve güvenlik hakkı ihlâli iddialarınınmahkûmiyet kararıyla birlikte dayanağını yitireceği şeklindeki içtihadın,bireysel başvurunun somutunda uygulama yeri olup olmadığının saptanmasıdır.Başvurucu hüküm anına kadar hiç tutuklanmadığından, bu statüde olmayan birininstatü değiştirerek “hükmen tutuklu” durumuna geçeceği kabul edilemeyeceği gibi;aşağıda izah edildiği üzere “yakalama kararı” ve buna dayalı “tutuklama”halinin yasal dayanağının da bulunmaması karşısında, somut başvurudaki durumunistikrar bulan uygulamayla benzer bir yönü söz konusu değildir.
Gerçekten,5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 98. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca “kovuşturma evresinde kaçak sanık hakkında yakalamaemri re’sen veya Cumhuriyet savcısınınistemi üzerine hakim veya mahkeme tarafındandüzenlenir. “Başvurunun somutunda başvurucu kaçak sanık statüsünde olmadığıgibi, hiç tutuklanmamış, mahkemece duruşmadan vareste tutulmuş bir sanıkstatüsündedir. Dolayısıyla hüküm aşamasında başvurucu hakkında yakalama kararı(yakalama emri) çıkarılması uygulaması hukuki dayanaktan yoksundur. Öte yandan,5271 sayılı Kanun sistematiğinde “gıyabi tutuklama” müessesesine de yerverilmediğinden, bu yakalama kararına dayalı tutuklama işlemi de aynı şekildehukuka aykırılıkla malûl durumdadır. Özgürlük ve güvenlik hakkının söz konusuolduğu durumda “dar yorum” ilkesi gereği yasal dayanağı bulunmayan fiiliuygulamalara gidilmesi doğru olmadığı gibi bu uygulamanın itiraz mahkemelerincede benimsenmesi, bu uygulamaya haklılık kazandıramaz.
Açıklanannedenlerle, başvurucunun Anayasa’nın 19. maddesi kapsamındaki “Özgürlük vegüvenlik hakkı”na ilişkin şikayetlerininkabul edilebilir mahiyette olduğu kanaatine vardığımdan, çoğunluğun aksiyöndeki kararına katılamıyorum.
Üye
Serdar ÖZGÜLDÜR