TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
TUNCER ARIKLI BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2013/2858)
Karar Tarihi: 23/3/2016
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Burhan ÜSTÜN
Üyeler
:
Hicabi DURSUN
Erdal TERCAN
Kadir ÖZKAYA
Rıdvan GÜLEÇ
Raportör
:
Yakup MACİT
Başvurucu
:
Tuncer ARIKLI
Vekili
:
Av. İbrahim SALİHOĞLU
I. BAŞVURUNUNKONUSU
1. Başvuru; yargılama sırasındatayin edilen bilirkişilerin önceden tarafların bilgisine sunulmayıp resenseçilerek usul hükümlerine aykırı davranılması, tarafsızlığından şüpheduyulmayacak bilirkişilerin seçilmemesi, mahkemece delillerin yanlışdeğerlendirerek usul ve yasaya aykırı karar verilmesi, Yüksek Mahkemeüyelerinin çalışma ve oluşum şeklinin yasaya uygun olmaması nedenleriyle adilyargılanma hakkının; davanın ilk açıldığı mahkemenin kapatılarak dosyanın başkamahkemeye devredilmesi, Yüksek Mahkemede davaya hangi hâkimin bakacağınınbilinmemesi nedenleriyle kanuni hâkim güvencesinin; taraflar arasında sözleşmeolmamasına rağmen fahiş bir ödeme yükümlülüğü getirilmesi nedeniyle sözleşmeözgürlüğü ve mülkiyet hakkının; Mahkeme ve Yargıtay kararlarında ileri sürüleniddia ve olgulara cevap verilmemesi nedeniyle gerekçeli karar hakkının; davanıntaraflarına farklı hükümler uygulanması nedeniyle eşitlik ilkesinin ihlaledildiği iddialarına ilişkindir.
II. BAŞVURUSÜRECİ
2. Başvuru 25/4/2013 tarihindeİstanbul 16. Asliye Hukuk Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Başvuru formu veeklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde başvurunun Komisyonasunulmasına engel teşkil edecek bir eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.
3. Birinci Bölüm İkinciKomisyonunca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafındanyapılmasına karar verilmiştir.
III. OLAY VEOLGULAR
A. Olaylar
4. Başvuru formu ve ekleri ilebaşvuruya konu yargılama dosyası içeriğinden tespit edilen ilgili olaylarözetle şöyledir:
5. Başvurucunun eski vekili,İstanbul 7. Asliye Hukuk Mahkemesinin E.2005/361 sayılı dosyasında, haklınedenlerle vekillik görevinden istifa ettiğini belirterek takip ettiği dava veicra dosyaları için 6.000 TL vekâlet ücreti alacağı talep etmiştir.
6. Başvurucu, karşı davayoluyla eski vekilinin, görevi sona erdiğinde avans hesaplarını kapatmadığınıve dosyaları iade etmediğini ileri sürerek uğradığı zararlar karşılığı 6.000 TLtazminat talep etmiştir.
7. Yargılama devam ederkenHâkimler Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) kararı ile İstanbul 7. Asliye HukukMahkemesinin faaliyeti dondurulmuş; dosya, İstanbul 4. Asliye HukukMahkemesinin E.2009/335 sayılı dosyasına kaydedilmiştir.
8. Mahkeme 30/3/2011 tarihli veE.2009/335, K.2011/66 sayılı kararla 6.000 TL vekalet ücreti alacağının davalıkarşı davacıdan tahsiline karar vermiştir. Karar gerekçesinin ilgili kısımlarışöyledir:
“…
Mahkememizce yapılan yargılama, toplanan tüm deliller iledosya kapsamına uygun ayrıntılı, taraf vekillerinin tüm itirazları dadeğerlendirilmek suretiyle tanzim olunan 22/11/2010 tarihli ek bilirkişi raporuaşağıda ayrıntılı olarak açıklanacak sebeplerle kısmen Mahkememizce verilenhükme esas alınmıştır. Toplanan tüm delillerle de davacının davalılarınmüşterek murisi olan Ercan Arıklı'nın vekili olduğu, Ercan Arıklı'nın 3/6/2003tarihinde vefatı üzerine mirasçılarından İsrafil Gündüz Arıklı tarafından12/06/2003 tarihli vekaletname ile, Tuncer Arıklı tarafından verilen 6/6/2003tarihli vekaletname ile davacının vekili tayin edildiği sabittir. Taraflararasındaki ihtilaflı olaylar kronolojik olarak değerlendirildiğinde; davalılardanTuncer Arıklı'nın 21/11/2005 tarihli azilnamesi,23/11/2005 havale tarihli dilekçelerle davacının vekili olarak takip ettiğiŞişli 2. Asliye Huk. Mahkemesinin 2005/363 E., İst. 9. Asliye HukukMahkemesinin 2002/676 E., İst. 4. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2004/189 E., İst.6. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2005/1003 E. sayılı dosyalarına ibraz edilmiştir.25/11/2005 tarihinde İsrafil Gündüz Arıklı tarafından davacıya faks mesajıçekilmiş, davacı tarafından Kadıköy 17. Noterliğinin 28/11/2005 tarih 20569 ve20570 yevmiye nosu ile keşide edilen ihtarnamelerİsrafil Gündüz Arıklı'ya 28/11/2005 tarihinde bizzat, Tuncer Arıklıya 28/11/2005 tarihinde mahalle muhtarlığına tebliğedilmiştir. Davalılardan Tuncer Arıklı tarafından 25/10/2005 tarihli, İsrafilGündüz Arıklı tarafından 29/11/2005 tarihli vekaletnameler ile Av. İbrahimSalihoğlu vekil tayin edilmiştir.
Taraflar arasındaki ihtilaf azlin ve istifanın haklı-haksızolup olmadığının değerlendirilmesinden kaynaklanmaktadır. Davacı taraf takipettiği dosyalarda muvafakatı alınmaksızın yeni birvekil görevlendirildiğinin bildirilmesi ile vekillik görevinin Av.K.' nun 172. maddesi gereğincehaklı nedenle istifa ettiğini, davalı- karşı davacı ise de;davacı avukatın takip ettiği davalarda müvekkillerinin zararına sebebiyetverdiğinden bahisle haklı nedenle azledildiğini iddia etmektedir. Davalı TuncerArıklı tarafından 4/7/2005 tarihli faks mesajıyla davacı avukata gönderilentalimatla, yazılı talimatı olmadan vekil olarak ahzu kabz yetkisini kullanmamasının bildirildiği, davalı İsrafilGündüz Arıklının 25/11/2005 tarihli faks mesajında ''....bundan böyle davalarımızda Tuncer Arıklı ve vekili Av. İbrahimSalihoğlu'nun savunmalarına uygun savunma yapmanızı hassasiyetle rica ederim''şeklindeki mesajı üzerine davacı avukatın muvafakatıolmaksızın yeni bir vekilin görevlendirilmesinin bildirilmesi ile vekillikgörevinin 1136 S.K' nın 172. maddesi gereğince sonaerdiğinden davalılara 28/11/2005 tarihli ihtarnamelerin keşide edildiğisabittir.
Davalı Tuncer Arıklı tarafından keşide edilen Beyoğlu 24.Noterliğinin 21/11/2005 tarih ve 30145 yevmiye nolu azilnamesi, davacıya 21/02/2006 tarihinde tebliğ edilmişolduğundan, davacı avukatın istifa ettiği 28/11/2005 tarihi itibarıyla davacıyatebliğ edilen herhangi bir azilname söz konusuolmadığından taraflar arasındaki vekalet ilişkisinin davacı avukatın istifasısebebiyle sona erdiği sabit olduğundan, azlin haklı ya da haksız olmasınıntartışılmasının sonuca etkili olmadığı anlaşılmaktadır. Bu aşamadadeğerlendirilmesi gereken davacı avukatın istifasının haklı olup olmadığınıntespitidir. Davacı avukat davalı İsrafil Gündüz Arıklı'nın 25/11/2005 tarihlifaks mesajı ile diğer davalı Tuncer Arıklı tarafından ikinci bir avukatınkendisinin yanında görevlendirildiği hususunu öğrendiği, diğer davalı İsrafilGündüz Arıklı' nın davacı avukata davalı İsrafil'inyeni görevlendirdiği avukata tabi olarak çalışması konusunda talimat vermişolması sebebiyle davacının vekil sıfatıyla takip ettiği dosyalar için başka biravukatın görevlendirilmesinden önce davacı avukatın yazılı muvafakatınınalınmaması ve davalı İsrafil Gündüz Arıklı tarafından davacı avukata yenigörevlendirilen avukata tabi olarak çalışması hususunda telkin- talimat vermişolması sebebiyle davacı avukatın Av. K.'nun 172 /1-2maddesi gereğince haklı nedenle istifa ettiği Mahkememizce kabul edilmiştir.
Davacı avukatın 28/11/2005 tarihinde haklı nedenle istifaetmiş olması sebebiyle, iş sahibi yeni vekil tayinine muvafakat etmeyen avukatavekalet ücretinin tamamını ödemekle yükümlü olduğundan davacı tarafın davadilekçesi ve ihtarnamesine esas dosyalar itibarıyla yapılan değerlendirmede;
Davacı avukatın haklı istifası nedeniyle Av. K. nu 164/4 ve168/ son maddeleri gereğince istifa tarihi olan 28/11/2005 tarihi itibarıylayürürlükte olan hükümleri ile tarifeye ilişkin tebliğin 3. maddesi gereğinceavukatın emeği, çabası, işin niteliği, davanın süresi ,her dosya için ayrı ayrıdeğerlendirilmek suretiyle ve nispi vekalet ücreti takdirinde oranlarınortalaması alınmak suretiyle ve 14/06/2010 tarihli bilirkişi kurul raporu ileaynı bilirkişiler tarafından tanzim olunan 22/11/2010 tarihli ek bilirkişiraporu değerlendirilerek davacı avukatın maktu, nispi, karşı vekalet ücreti veM.K.' nın 2. maddesi gözetilerek tahsil edilmiş kabuledilebilecek nitelikte olmak üzere hak kazandığı vekalet ücreti alacaklarıaşağıda belirlenmiştir.
…”
9. Tarafların temyizi üzerinekarar, Yargıtay 13. Hukuk Dairesinin 25/9/2012 tarihli ve E.2011/17131,K.2012/20955 sayılı ilamıyla onanmıştır.
10. Karar düzeltme talebi, aynıDairenin 25/2/2013 tarihli ve E.2012/29759, K.2013/4282 sayılı ilamıylareddedilmiştir.
11. Ret kararı başvurucuya26/3/2013 tarihinde tebliğ edilmiş 25/4/2013 tarihinde bireysel başvurudabulunulmuştur.
B. İlgiliHukuk
12. 19/3/1969 tarihli ve 1136sayılı Avukatlık Kanunu’nun mülga 164. maddesinin dördüncü fıkrası şöyledir:
“Avukatlık asgarî ücret tarifesi altında vekâlet ücretikararlaştırılamaz. Ücretsiz dava alınması halinde, durum baro yönetim kurulunabildirilir. Avukatlık ücretinin kararlaştırılmamış olduğu hallerde, değeri paraile ölçülemeyen dava ve işlerde avukatlık asgarî ücret tarifesi uygulanır.Değeri para ile ölçülebilen dava ve işlerde ise asgarî ücret tarifelerininaltında olmamak koşuluyla ücret itirazlarını incelemeye yetkili mercitarafından davanın sonucuna ve avukatın emeğine göre değişmek üzere ücretanlaşmazlığı tarihindeki dava değerinin yüzde beşi ile yüzde onbeşi arasındaki bir miktar avukatlık ücreti olarakbelirlenir.”
13. 1136 sayılı Kanun’unyürürlükte olan 164. maddesinin dördüncü fıkrası şöyledir:
“Avukatlık asgari ücret tarifesi altındavekalet ücreti kararlaştırılamaz. Ücretsiz dava alınması halinde, durum BaroYönetim Kuruluna bildirilir. (Değişik: 13/1/2004-5043) Avukatlık ücretininkararlaştırılmamış olduğu veya taraflar arasında yazılı ücret sözleşmesininbulunmadığı yahut ücret sözleşmesinin belirgin olmadığı veya tartışmalı olduğuveya ücret sözleşmesinin ücrete ilişkin hükmünün geçersiz sayıldığı hallerde;değeri para ile ölçülebilen dava ve işlerde asgari ücret tarifelerinin altındaolmamak koşuluyla ücret itirazlarını incelemeye yetkili merci tarafındandavanın kazanılan bölümü için avukatın emeğine göre ilamın kesinleştiğitarihteki müddeabihin değerinin %10’u ile %20’siarasındaki bir miktar avukatlık ücreti olarak belirlenir. Değeri para ileölçülemeyen dava ve işlerde ise avukatlık asgari ücret tarifesi uygulanır.”
14. 1136 sayılı Kanun’un 172.maddesi şöyledir:
“İş sahibi, ilk anlaşmayı yaptığı avukatınınyazılı muvafakatı ile başka avukatları da işinkovuşturma ve savunmasına katabilir.
İş sahibi, ilk avukatın muvafakatınıkendisine tevdi veya tebliğ edilecek bir yazı ile en az bir haftalık sürevererek talep eder. Avukat bu süre içinde cevap vermemişse muvafakat etmişsayılır.
İlk avukatın muvafakat etmemesi halinde,vekâlet akdi kendiliğinden sona erer. İş sahibi, muvafakat etmeyen avukataücretin tamamını ödemekle yükümlüdür.
İlk avukatın muvafakatıile işin başka avukatlar tarafından da takibi halinde iş sahibi, ilk avukatınücretinden kısıntı yapamaz. Bu halde avukatların müvekkile karşı sorumluluğukonusunda 171 inci maddenin üçüncü fıkrası hükmü uygulanır.”
15. 1136 sayılı Kanun’un 174.maddesinin birinci ve ikinci fıkraları şöyledir:
“Üzerinealdığı işi haklı bir sebep olmaksızın takipten vazgeçen avukat hiçbir ücretisteyemez ve peşin aldığı ücreti geri vermek zorundadır.
Avukatın azli halinde ücretin tamamı verilir.Şu kadar ki, avukat kusur veya ihmalinden dolayı azledilmiş ise ücretinödenmesi gerekmez.”
16. 4/2/1983 tarihli ve 2797sayılı Yargıtay Kanunu’nun 40. maddesinin birinci ve ikinci fıkraları şöyledir:
“Daireler heyet hâlinde çalışır, heyet birbaşkan ve dört üyenin katılmasıyla toplanır. Üye sayısının yeterli olmasıhalinde birden fazla heyet oluşturulabilir. Bu durumda, oluşturulan diğerheyetlere, heyette yer alan en kıdemli üye başkanlık eder. Heyetler işimüzakere eder ve salt çoğunlukla karar verirler. Müzakereler gizli cereyaneder.
Görüşmeye katılan başkan ve üyelerin adlarımahallerine gönderilecek karar örneklerine de yazılır. Karar çoğunluk ileverilmişse karşı oy yazısı, kararların asıl ve örneklerinde gösterilir.”
17. 29/8/1983 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan Yargıtay İç Yönetmeliği’nin 17.maddesi şöyledir:
“Daireler bir başkan ve dört üyenin katılmasıyla toplanan işi görüşür veçoğunluk ile karar verirler. Müzakereler gizli cereyan eder.
Görüşmeye katılan başkan ve üyelerin adları mahallerine gönderilecekkarar örneklerine de yazılır. Karar çoğunluk ile verilmişse karşı oy yazısı,kararların asıl ve örneklerinde gösterilir.”
18. 18/6/1927 tarihli ve 1086sayılı mülga Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 276. maddesinin birincifıkrası şu şekildedir:
“Ehlivukuf, iki taraf ittifak edemedikleri halde tahkikathâkimi tarafından intihap olunur.”
IV. İNCELEME VEGEREKÇE
19. Mahkemenin 23/3/2016tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucununİddiaları
20. Başvurucu; aleyhine açılandavada Mahkemenin, talep olmamasına rağmen bazı dosyaları davaya dâhil ettiğigibi usul kurallarına aykırı biçimde aynı kararda hem tespit hem de eda hükmükurduğunu, kararın gerekçesinin çelişkili olduğunu, dalında uzman üniversitehocalarından oluşan bilirkişi kurulundan alınan raporun dikkate alınmadığını, Yargıtayın gerekçesiz olarak kararı onadığını, Yargıtayda temyiz ve karar düzeltme incelemelerini yapanheyetlerin farklı üyelerden oluştuğunu, Yargıtay kararlarında başkan veüyelerin adlarının açıkça yazılmadığını, temyiz duruşmasına çıkan üyelerleonama kararının altında imzası olan üyelerin farklı kişiler olduğunu, olayınoluş şekline uyun olan üniversite öğretim üyelerince hazırlanan 23/3/2009tarihli rapora itibar edilmeksizin davacıyla aynı işi yapan ve uzmanlığıolmayan avukat bilirkişinin raporunun hükme esas alındığını, davada 1136 sayılıKanun’un vekalet akdinin kurulduğu tarihteki hükümleri yerine davaya konudosyaların karar tarihindeki hükümlerine göre değerlendirme yapıldığını,yargılamada tayin edilen bilirkişilerin önceden tarafların bilgisine sunulmayıpresen seçilerek usul hükümlerine açıkça aykırı davranıldığını, DereceMahkemelerince delillerin ve hukuk kurallarının hatalı yorumlanarak davanınkabul edildiğini belirterek Anayasa'nın 2., 35., 36., 37., 39., 40. ve 48.maddelerinde düzenlenen haklarının ihlal edildiğini, 1136 sayılı Kanun’un 164.maddesinin iptal edilmesi gerektiğini ileri sürmüş ve ihlalin tespitiylezararlarının tazmini talebinde bulunmuştur.
B. Değerlendirme
21. Başvuru formu ve ekleriincelendiğinde başvurucunun davanın taraflarına farklı hükümler uygulanarakeşitlik ilkesinin, taraflar arasında sözleşme olmamasına rağmen kararla birliktefahiş bir ödeme ile sorumlu tutulmasının mülkiyet hakkı ve sözleşme özgürlüğüilkesinin, Mahkemece tarafsızlığından şüphe duyulmayacak bilirkişileringörüşlerine itibar edilmemesi nedeniyle ispat hakkı ve temel hak vehürriyetlerin korunması ilkesinin ihlal edildiğini ileri sürdüğü görülmüştür.Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesiile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013, §16). Başvurucunun değişik haklar temelinde ileri sürdüğü iddialar, kararsonucuna ilişkin şikâyetler olup özü itibarıyla kararın adil olmadığı hususuile ilgilidir. Buna göre başvuru; adil yargılanma hakkı kapsamında,yargılamanın sonucu itibarıyla adil olmadığı iddiası, kanuni hâkim güvencesininihlali iddiası, Yüksek Mahkemenin çalışma ve oluşum şekline yönelik ihlaliddiaları, gerekçeli karar hakkının ihlal iddiası ve 1136 sayılı Kanun’un 164.maddesinin Anayasa’ya aykırı olduğu ve iptal edilmesi gerektiği iddiası başlıklarıaltında ayrı ayrı incelenmiştir.
1. Yargılamanın Sonucu İtibarıyla Adil Olmadığına İlişkinİddia
22. Başvurucu, Mahkemenin talepolmamasına rağmen bazı dosyaları davaya dâhil ettiğini; usul kurallarına aykırıbiçimde, kararda hem tespit hem de eda içerir şekilde hüküm kurduğunu,üniversite öğretim üyelerince hazırlanan 23/3/2009 tarihli rapora itibaredilmeksizin davacıyla aynı işi yapan ve uzmanlığı olmayan avukat bilirkişininraporunun hükme esas alındığını, 1136 sayılı Kanun’un vekalet akdinin kurulduğutarihteki hükümleri yerine davaya konu dosyaların karar tarihindeki hükümlerinegöre değerlendirme yapıldığını, Mahkemece delillerin ve hukuk kurallarınınhatalı yorumlanarak davanın kabul edildiğini belirterek adil yargılanmahakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.
23. Anayasa’nın 148. maddesinindördüncü fıkrası şöyledir:
“Bireysel başvuruda, kanun yolunda gözetilmesi gerekenhususlarda inceleme yapılamaz.”
24. 30/3/2011 tarihli ve 6216sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un “Bireysel başvuruların kabul edilebilirlik şartları veincelenmesi” kenar başlıklı 48. maddesinin (2) numaralı fıkrasışöyledir:
“Mahkeme, … açıkça dayanaktanyoksun başvuruların kabul edilemezliğine karar verebilir.”
25. 6216 sayılı Kanun’un “Esas hakkındaki inceleme” kenar başlıklı49. maddesinin (6) numaralı fıkrası şöyledir:
“... Bölümlerce kanunyolunda gözetilmesi gereken hususlarda inceleme yapılamaz.”
26. Anayasa’nın 148. maddesinindördüncü fıkrası ile 6216 sayılı Kanun’un 49. maddesinin (6) numaralıfıkrasında, bireysel başvurulara ilişkin incelemelerde kanun yolundagözetilmesi gereken hususların incelemeye tabi tutulamayacağı, 6216 sayılıKanun’un 48. maddesinin (2) numaralı fıkrasında ise açıkça dayanaktan yoksunbaşvuruların Mahkemece kabul edilemezliğine karar verilebileceğibelirtilmiştir.
27. Anılan kurallar uyarıncailke olarak derece mahkemeleri önünde dava konusu yapılmış maddi olay veolguların kanıtlanması, delillerin değerlendirilmesi, hukuk kurallarınınyorumlanması ve uygulanması ile derece mahkemelerince uyuşmazlıkla ilgilivarılan sonucun esas yönünden adil olup olmaması bireysel başvuru incelemesinekonu olamaz. Bunun tek istisnası derece mahkemelerinin tespit ve sonuçlarınınadaleti, hukuku ve sağduyuyu hiçe sayan tarzda açık bir keyfîlikiçermesi ve bu durumun kendiliğinden bireysel başvuru kapsamındaki hak veözgürlükleri ihlal etmiş olmasıdır. Bu çerçevede kanun yolu şikâyetiniteliğindeki başvurular açıkça keyfîlik bulunmadıkçaAnayasa Mahkemesince esas yönünden incelenemez (Necati Gündüz ve Recep Gündüz, B. No: 2012/1027, 12/2/2013,§ 26).
28. Adil yargılanma hakkıbireylere dava sonucunda verilen kararın değil, yargılama sürecinin ve usulününadil olup olmadığını denetletme imkânı verir. Bu nedenle bireysel başvurudaadil yargılanmaya ilişkin şikâyetlerin incelenebilmesi için başvurucununyargılama sürecinde haklarına saygı gösterilmediğine, bu çerçevede yargılamasürecinde karşı tarafın sunduğu deliller ve görüşlerden bilgi sahibi olamadığıveya bunlara etkili bir şekilde itiraz etme fırsatı bulamadığı, kendidelillerini ve iddialarını sunamadığı ya da uyuşmazlığın çözümekavuşturulmasıyla ilgili iddialarının derece mahkemesi tarafından dinlenmediğiveya kararın gerekçesiz olduğu gibi, mahkeme kararının oluşumuna sebep olanunsurlardan değerlendirmeye alınmamış eksiklik, ihmal ya da açık keyfîliğe veya bariz takdir hatasına ilişkin bir bilgi yada belge sunmuş olması gerekir (NaciKarakoç, B. No: 2013/2767, 2/10/2013, § 22).
29. Başvuru konusu olayda,başvurucunun eski avukatı, haklı nedenle vekillik görevinden istifa ettiğiniileri sürerek takip ettiği dava ve icra dosyaları için vekâlet ücreti alacağıtalebinde bulunmuştur. İstanbul 4. Asliye Hukuk Mahkemesi, istifa ve azilolgusunu dosya kapsamındaki deliller çerçevesinde tartışarak hangi nedenleistifa eylemine öncelik tanıdığını, istifanın haklı olup olmadığı hususlarınıayrıntılı olarak izah etmiş, farklı bilirkişi heyetlerinden aldırılan17/1/2008, 23/3/2009, 14/6/2010, 22/11/2010 tarihli rapor ve ek raporlarıkarşılaştırarak neticede, 22/11/2010 tarihli ek rapora kısmen itibar ettiğinibelirterek dava konusu her bir dosya açısından, tespit ettiği alacak miktarıüzerinden davanın kabulüne karar vermiştir.
30. Başvurucu, yargılamasürecinin hakkaniyete aykırı olduğuna dair bir bilgi ya da belge sunmamış olupiddiaların özünün, Derece Mahkemelerince delillerin değerlendirilmesinde vehukuk kurallarının yorumlanmasında isabet olmadığına ve esas itibarıylayargılamanın sonucuna ilişkin olduğu anlaşılmaktadır.
31. Yine başvurucu, yargılamasırasında bilirkişiler belirlenirken yasa hükmü gereği kendi görüşünün alınmasıgerektiğini ancak Mahkemenin resen bilirkişi tespit ederek rapor aldırdığını,bu açıdan bilirkişilerin tarafsızlığının şüpheli olduğunu belirterek adilyargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Başvurucunun bu kapsamdaileri sürdüğü iddiaların da esasen yargısal işlemlere yönelik olduğu anlaşılmışve iddialar bu başlık altında incelenmiştir.
32. Başvuru konusu davanınyargılaması sırasında yürürlükte olan 1086 sayılı mülga Kanun’un 276.maddesinde, tarafların üzerinde ittifak edemediği durumlarda hâkim tarafındanbilirkişinin tespit edileceği ifade edilmiştir. Buna göre hukuk davalarındatarafların anlaşmaları hâlinde bilirkişi, bu anlaşmaya konu kişi veya kişilerolacaktır. Yine 1086 sayılı mülga Kanun’un 278. maddesinde, bilirkişinin görüşve düşüncelerinin hâkim açısından bağlayıcı olmayacağı, aynı Kanun’un 277.maddesinde bilirkişilerin hâkimler için belirlenen sebeplere binaenreddedilebilecekleri hususu düzenlenmiştir.
33. Başvurucu 23/3/2009 tarihlibilirkişi raporuna karşı yapılan itirazda, bu bilirkişilerden ek raporaldırılmasını talep ettiğini ancak Mahkemenin dosyayı başka bir bilirkişiheyetine tevdi ettiğini, bu heyetteki akademisyen bilirkişinin görevindençekilme isteği üzerine Mahkemenin tarafların görüşünü almadan avukat bilirkişitayin ettiğini, bu usulün yasaya aykırı olduğunu, bu açıdan bilirkişilerintarafsızlığının şüpheli olduğunu belirterek adil yargılanma hakkının ihlaledildiğini ileri sürmüştür.
34. Somut olayda Mahkemetarafından yargılama sırasında farklı bilirkişilere 17/1/2008, 23/3/2009,14/6/2010 ve 22/11/2010 tarihli rapor ve ek rapor düzenlettirildiği,başvurucunun iddia ettiği hususta tarafların görüşü alınmaksızın resenbilirkişi belirleme yoluna gidildiği görülmekte ise de başvurucunun heyetoluşumu ve içeriğine itiraz etmediği 23/3/2009 tarihli raporun da Mahkemetarafından dosya kapsamında değerlendirildiği, başka bir deyişle dosyadayalnızca başvurucunun itiraz ettiği bilirkişi heyetinin görüşüne başvurulmadığıgibi başvurucuya dosyadaki tüm raporlara itiraz etme hakkının tanındığı,nitekim gerekçeli karardan anlaşıldığı üzere en son alınan 22/11/2010 tarihliek rapora kısmen itibar edilerek netice kanaate ulaşıldığı; bunun yanındabaşvurucunun, oluşumuna itiraz ettiği bilirkişi heyetine yönelik tarafsızlıkaçısından mülga 1086 sayılı Kanun’un 277. maddesi uyarınca ret talebinde debulunmadığı, yargılamanın bütününe göre bilirkişi tespitinde taraflarıngörüşüne başvurulmamasının yalnız başına adil yargılanma hakkının ihlali anlamınagelmeyeceği, dolayısıyla bu kapsamda ileri sürülen iddiaların delillerindeğerlendirilmesi ve hukuk kurallarının yorumlanmasında isabet olmadığına veyargılamanın sonucuna ilişkin olduğu anlaşılmıştır.
35. Başvurucu, yargılamasürecinde karşı tarafın sunduğu deliller ve görüşlerden bilgi sahibiolamadığına, kendi delillerini ve iddialarını sunma olanağı bulamadığına, karşıtarafça sunulan delillere ve iddialara etkili bir şekilde itiraz etme fırsatıbulamadığına ya da uyuşmazlığın çözüme kavuşturulmasıyla ilgili iddialarınınDerece Mahkemesi tarafından dinlenmediğine ilişkin bir bilgi ya da kanıtsunmadığı gibi yukarıda izah edildiği üzere Mahkemenin kararında bariz takdirhatası veya açıkça keyfîlik oluşturan herhangi birdurum da tespit edilmemiştir.
36. Açıklanan nedenlerlebaşvurucunun belirtilen iddialarının kanun yolunda gözetilmesi gerekenhususlara ilişkin olduğu, Derece Mahkemesi kararlarının açıkça keyfîlik veya bariz bir takdir hatası da içermediğianlaşıldığından başvurunun bu kısmının diğer kabul edilebilirlik şartlarıyönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktanyoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesigerekir.
2. Kanuni Hâkim Güvencesinin İhlal Edildiğine İlişkin İddia
37. Başvurucu, davanın ilkaçıldığı mahkemenin kapatılarak dosyanın başka mahkemeye devredildiğini, YüksekMahkemede davaya hangi hâkimin bakacağının bilinmediğini belirterek kanunihâkim güvencesinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
38. Avrupa İnsan HaklarıSözleşmesi’nin (Sözleşme) 6. maddesinde açıkça, adil yargılanma hakkının birunsuru olarak yasa ile kurulmuş bir mahkeme tarafından davanın dinlenilmesiniisteme hakkından söz edilmiştir. Bu hak, Anayasa’nın 36. maddesinde güvencealtına alınan adil yargılanma hakkının da zımni bir unsuru olmakla beraber(AYM, E. 2002/170, K. 2004/54, 5/5/2004) yargılamayı yapan mahkemenin yasaylakurulması gerekliliği Anayasa’nın 37. maddesinde ayrı ve açık bir hükümledüzenlenmiştir. Ayrıca, Anayasa’nın bütünlüğü ilkesi gereği, mahkemelerinkuruluşu, görev ve yetkileri, işleyişi ve yargılama usullerinin kanunladüzenleneceğini belirten Anayasa’nın 142. maddesinin de kanuni hâkimgüvencesinin değerlendirilmesinde gözönündebulundurulması gerektiği açıktır.
39. Anayasa’nın “Kanuni hâkim güvencesi” kenar başlıklı37. maddesi şöyledir:
“Hiç kimse kanunen tabi olduğu mahkemedenbaşka bir merci önüne çıkarılamaz.
Bir kimseyi kanunen tabi olduğu mahkemedenbaşka bir merci önüne çıkarma sonucunu doğuran yargı yetkisine sahip olağanüstümerciler kurulamaz.”
40. Kanuni hâkim güvencesi,mahkemelerin kuruluş ve yetkileri ile izleyecekleri yargılama usulünün yasaldüzenleme ile ve dava konusu olay ortaya çıkmadan önce belirlenmesinigerektirir. Bu düzenleme Anayasa Mahkemesi kararlarında, kişinin hangimahkemede yargılanacağını önceden ve kesin olarak bilmesini gerektiren doğalhâkim ilkesini koruyan bir hüküm olarak ele alınmaktadır (AYM, E. 2002/170, K.2004/54, 5/5/2004; E. 2005/8, K. 2008/166, 20/11/2008).
41. Başvurucu, davanın İstanbul7. Asliye Hukuk Mahkemesinde açıldığını, Mahkemenin faaliyetinin dondurulduğunuve yargılamaya İstanbul 4. Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından devam edildiğini, Yargıtayda davaya bakmakla görevli ve yetkili olan Dairedehangi hâkimin temyiz incelemesinde görev yapacağının bilinmediğini belirterekkanuni hâkim güvencesinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
42. Başvuruya konu olaydayargılamayı sonuçlandıran İstanbul 4. Asliye Hukuk Mahkemesi, başvurucununyargılandığı dava konusu olay ortaya çıkmadan önce kurulmuş ve yargılamausulleri, kuruluş yasalarıyla düzenlenmiştir. Başvurucunun sözünü ettiğiİstanbul 7. Asliye Hukuk Mahkemesinin faaliyetinin dondurulması, bir diğerdeyişle bu Mahkemedeki dosyaların iş durumu gözetilerek İstanbul 4. AsliyeHukuk Mahkemesine devredilmesi, kanunla kurulan, görev ve yetkileri belli olankurumların tasarrufunda gerçekleştirilen usule ilişkin bir konudur. Dolayısıylayargılama sırasında bir Mahkemenin iş durumu gözetilerek faaliyetinindondurulması nedeniyle dosyanın eşit başka bir mahkemeye devredilmesinin kanunihâkim güvencesini ihlal ettiği anlamına gelmez.
43. Başvurucu yine Yargıtayda temyiz incelemesini yapan Dairede, hangi hâkimindavaya bakacağının bilinmediğini belirterek kanuni hâkim güvencesinin ihlal edildiğiniileri sürdüğü görülmüştür. 2797 sayılı Kanun ve Yargıtay İç Yönetmeliği’ninilgili hükümlerinde, üyelerin hangi Dairede; Dairelerde birden fazla heyetolması halinde, hangi heyette görev yapacakları ve dosyaların inceleme usulüönceden ayrıntılı bir şekilde düzenlenmiştir. Dolayısıyla başvurucunun, temyizincelemesinde hangi üye hâkimin görev alacağının bilinmemesi nedeniyle kanunihâkim güvencesinin ihlal edildiği yönündeki iddiasının yerinde olmadığıanlaşılmıştır.
44. Açıklanan nedenlerle başvurucununihlal iddialarına yönelik, bir ihlalin olmadığının açık olduğu anlaşılmaklabaşvurunun bu kısmının diğer kabul edilebilirlik şartları yönündenincelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksunolması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
3. Yüksek Mahkemenin Çalışma ve Oluşum Şekline İlişkin İhlalİddiaları
45. Başvurucu, Yargıtayda temyiz ve karar düzeltme incelemelerini yapanheyetlerin farklı üyelerden oluştuğunu, Yargıtay kararlarında başkan veüyelerin adlarının açıkça yazılmadığını, temyiz duruşmasına çıkan üyelerleonama kararının altında imzası olan üyelerin farklı kişiler olduğunu bu durumunmevzuata aykırı olduğunu belirterek adil yargılanma hakkının ihlal edildiğiniileri sürmüştür.
46. 6216 sayılı Kanun’un 48.maddesinin (2) numaralı fıkrasına göre Mahkemece açıkça dayanaktan yoksunbaşvuruların kabul edilemez olduğuna karar verilebilir. Başvurucunun ihlaliddialarını kanıtlayamadığı, iddialarının salt kanun yolunda gözetilmesigereken hususlara ilişkin olduğu, temel haklara yönelik bir müdahaleninolmadığı veya müdahalenin meşru olduğu açık olan başvurular ile karmaşık veyazorlama şikâyetlerden ibaret başvurular açıkça dayanaktan yoksun kabuledilebilir.
47. Başvurucu; ilk olarak temyizve karar düzeltme incelemelerinin aynı Dairenin farklı üyelerince yapıldığını,yasaya aykırı yapılan uygulama nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlaledildiğini ileri sürmüşse de Yargıtayın her bir davadairesinde görev alacak üyelerin sayısının, yalnızca tek bir heyet oluşturmayayetecek şekilde sınırlandırılmadığı, üye sayısının yeterli olması hâlindebirden fazla heyet oluşturulabileceği, dolayısıyla her bir uyuşmazlığın farklıaşamalarda aynı üyelerden oluşan heyet tarafından incelenme zorunluluğununolmadığı, karar düzeltme yolunun amacının, kararı veren mahkemenin kendikararını kanunda gösterilen hâllerle sınırlı olarak yeniden incelemesi yöntemiolduğu dikkate alındığında bu incelemenin temyiz incelemesini yapan aynıDairenin farklı üyelerince yapılmasında yasa hükmüne aykırı, dolayısıyla adilyargılanma hakkını ihlal edecek bir durumun söz konusu olmadığı açıktır.
48. Başvurucu; ayrıca Yargıtaykararlarında başkan ve üyelerin isimlerinin açıkça yazılmadığını, bu durumunyasaya aykırı olduğunu belirterek adil yargılanma hakkının ihlal edildiğiniileri sürmüştür. Başvuru konusu davada, Yargıtay kararlarında başkan veüyelerin isimlerinin kısaltılarak soy isimlerinin açık bir şekilde karardagösterildiği, yalnız başına isimlerin kısaltılarak yazılmasının, karara katılanhâkimlerin kim olduğunun anlaşılmasını engelleyecek bir husus olmadığı gibi budurumun hangi açıdan adil yargılanma hakkını zedeleyeceği hususunda soyut iddiadışında herhangi bir açıklamada bulunulmadığı dolayısıyla başvurucunun buiddiasının da yerinde olmadığı anlaşılmıştır.
49. Başvurucu yine temyizduruşmasına katılan üyelerle onama kararında imzası olan üyelerin farklıkişiler olduğunu bu durumun adil yargılanma hakkını ihlal ettiğini ileri sürmüşise de resmî belge niteliğinde olan Yargıtay onama ilamının sahteliği sabitoluncaya kadar geçerli olduğu, onama ilamı içeriğinde temyiz duruşmasınakatılan ve kararda imzası olan hâkimlerin açıkça gösterildiği ve aynı kişilerolduğu, dolayısıyla soyut bir şekilde ileri sürülen ve kanıtlanamayan buiddianın da yerinde olmadığı anlaşılmıştır.
50. Açıklanan gerekçelerlebaşvuru konusu dava ile ilgili olarak başvurucunun Yargıtay ilgili Dairesininçalışma ve oluşum şekline ilişkin ileri sürdüğü iddiaların bir kısmında ihlalinolmadığının açık olduğu, bir kısmının da kanıtlanamadığı anlaşıldığındanbaşvurunun bu kısmının diğer kabul edilebilirlik şartları yönündenincelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksunolması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
4. Gerekçeli Karar Hakkının İhlaline İlişkin İddia
51. Başvurucu, Mahkeme veYargıtay kararlarının yeterli gerekçe ihtiva etmediğini, ileri sürdüğü iddia vedosyadaki maddi olguları karşılayacak nitelikte olmadığını ileri sürerekgerekçeli karar hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.
52. Mahkeme kararlarınıngerekçeli olması, kanun yoluna başvurma olanağını etkili kullanabilmek vemahkemelere güveni sağlamak açısından hem tarafların hem kamunun menfaatiniilgilendirmekte olup kararın gerekçesi hakkında bilgi sahibi olunmaması, kanunyoluna müracaat imkânını da işlevsiz hâle getirecektir. Bu nedenle mahkemekararlarının dayanaklarının yeteri kadar açık bir biçimde gösterilmesizorunludur (Tahir Gökatalay,B. No. 2013/1780, 20/3/2014, § 66).
53. Mahkeme kararlarınıngerekçeli olması adil yargılanma hakkının unsurlarından biri olmakla beraber buhak yargılamada ileri sürülen her türlü iddia ve savunmaya ayrıntılı şekildeyanıt verilmesi şeklinde anlaşılamaz. Bu nedenle gerekçe göstermezorunluluğunun kapsamı kararın niteliğine göre değişebilir. Bununla birliktebaşvurucunun ayrı ve açık bir yanıt verilmesini gerektiren usul veya esasa dairiddialarının cevapsız bırakılmış olması bir hak ihlaline neden olacaktır. Bununyanı sıra kanun yolu mahkemelerince verilen karar gerekçelerinin ayrıntılıolmaması da her zaman bu hakkın ihlal edildiği şeklinde yorumlanmamalıdır.Kanun yolu mahkemelerince verilen bu tür kararların, ilk derece mahkemesikararlarında yer verilen gerekçelerin kabul edilmiş olduğu şeklindeyorumlanması uygun olup bu durumda, üst dereceli mahkeme tarafından öncekimahkeme kararının gerekçesinin benimsendiği kabul edilmelidir (Muhittin Kaya, B. No. 2013/1213,4/12/2013, § 26).
54. Somut başvuru açısındanMahkeme tarafından ulaşılan sonuca göre delillerin yeterli gerekçe ileserbestçe bilirkişi raporları karşılaştırılarak vekâlet ücreti alacağına konuher bir dosya açısından ayrı ayrı değerlendirildiği anlaşılmıştır (bkz. § 8).İlk Derece Mahkemesince oluşturulan karar ve gerekçesi hukuka uygun bulunmaksuretiyle Yargıtay 13. Hukuk Dairesinin 25/9/2012 tarihli ilamıyla onandığı,Yargıtay onama ilamında dosyadaki iddia ve olgulara ayrıntılı cevap verilmesizorunluluğunun bulunmadığı, karar düzeltme ilamında da onama ilamındakigerekçeye atıf yapılarak talebin reddine karar verildiği anlaşılmıştır. Buaçıdan Mahkeme ve Yargıtay kararlarının gerekçesiz olduğundan söz edilemez.
55. Başvurucunun gerekçeli kararhakkına yönelik bir ihlalin olmadığının açık olduğu anlaşıldığından başvurununbu kısmının, diğer kabul edilebilirlik şartları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniylekabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
5. 1136 sayılı Kanun’un 164. MaddesininAnayasaya Aykırı Olduğu ve İptal Edilmesi Gerektiğine İlişkin İddia
56. Başvurucu, 1136 sayılı Kanun’un 164. maddesininAnayasa’ya aykırı olduğunu belirterek iptalini talep etmiştir.
57. Anayasa'nın 148. maddesininüçüncü ve 6216 sayılı Kanun'un 45. maddesinin (1) numaralı fıkraları uyarıncaAnayasa'da güvence altına alınmış temel hak ve özgürlüklerinden, Sözleşme vebuna ek Türkiye'nin taraf olduğu protokoller kapsamındaki herhangi birinin kamugücü tarafından ihlal edildiğini iddia eden medeni haklara sahip bütün gerçekve tüzel kişilere Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru hakkı tanınmıştır.
58. 6216 sayılı Kanun'un 45.maddesinin (3) numaralı fıkrası şöyledir:
“Yasama işlemleri iledüzenleyici idari işlemler aleyhine doğrudan bireysel başvuru yapılamayacağıgibi Anayasa Mahkemesi kararları ile Anayasanın yargı denetimi dışındabıraktığı işlemler de bireysel başvurunun konusu olamaz.”
59. 6216 sayılı Kanun'un 45.maddesinin (3) numaralı fıkrasında, yasama işlemleri ile düzenleyici idari işlemlerindoğrudan bireysel başvuru konusu yapılamayacağı açıkça düzenlenmektedir.
60. Bir yasama işlemi olarakkanun, Türkiye Büyük Millet Meclisinin iradesinin ürünüdür. Kanun, parlâmentokararı dışında kalan ve Anayasa’nın yetki verdiği Türkiye Büyük Millet Meclisitarafından, Anayasa’da öngörülen kanun yapma usullerine uyularak yapılanişlemdir (Tuğba Arslan, B. No.2014/256, 25/6/2014, § 85).
61. Bireysel başvuru yolu,bireylerin maruz kaldığı temel hak ihlallerinin tespitini yapan ve tespit edilenihlalin ortadan kaldırılması için etkin araçları içeren anayasal birgüvencedir. Bu güvence kapsamında, kişilere doğrudan yasama işleminin iptaliniisteme yetkisi tanınmamıştır. Bu nedenle Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruyolu, kamusal bir düzenlemenin soyut biçimde Anayasa'ya aykırılığının ilerisürülmesini sağlayan bir yol olarak kabul edilemez (Gökhan Ünal, B. No. 2012/30, 5/3/2013, §§ 16,17).
62. Bir yasama işleminin, temelhak ve özgürlüğün ihlaline neden olması durumunda, doğrudan yasama işlemialeyhine değil, ancak yasama işleminin uygulanması mahiyetindeki işlem, eylemve ihmallere karşı bireysel başvuru yapılabilir (Süleyman Erte, B. No. 2013/469, 16/4/2013, § 17; Serkan Acar, B. No: 2013/1613, 2/10/2013,§ 37).
63. Somut olayda başvurucu, 1136 sayılı Kanun’un 164. maddesininAnayasa’ya aykırı olduğunu belirterek iptalini talep etmiştir. Bireysel başvuruyoluyla doğrudan yasama işlemine değil ancak yasama işleminin uygulanmasımahiyetindeki işlem, eylem ve ihmallere karşı başvuru yapılabilecektir. Diğerbir deyişle bir yasama işleminin doğrudan ve soyut olarak Anayasa’ya aykırıolduğu iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvuru yapılamaz (Mustafa Destici vediğerleri, B. No: 2014/8842, 6/1/2015, § 26).
64. Açıklanan nedenlerle bir yasamaişlemi aleyhine doğrudan bireysel başvuru yapıldığı anlaşıldığından, başvurununbu kısmının diğer kabul edilebilirlik şartları yönünden incelenmeksizin konu bakımından yetkisizlik nedeniylekabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanangerekçelerle;
A. 1. Yargılamanın sonucuitibarıyla adil olmadığına ilişkin iddianın açıkçadayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2. Kanuni hâkim güvencesinin ihlaledildiğine ilişkin iddianın açıkçadayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
3. Yüksek Mahkemenin çalışma veoluşum şekline ilişkin ihlal iddialarının açıkçadayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
4. Gerekçeli karar hakkınınihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkçadayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
5. 1136 sayılı Kanun’un 164.maddesinin Anayasa’ya aykırı olduğu ve iptal edilmesi gerektiğine ilişkiniddianın konu bakımından yetkisizliknedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
B. Yargılama giderlerininbaşvurucu üzerinde BIRAKILMASINA
23/3/2016tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.