TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
GENEL KURUL
KARAR
TÜRKAN BAL BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2013/6932)
Karar Tarihi: 6/1/2015
R.G. Tarih-Sayı: 9/5/2015-29350
GENEL KURUL
KARAR
Başkan
:
Serruh KALELİ
Üyeler
:
Alparslan ALTAN
Serdar ÖZGÜLDÜR
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
Recep KÖMÜRCÜ
Burhan ÜSTÜN
Engin YILDIRIM
Nuri NECİPOĞLU
Hicabi DURSUN
Celal Mümtaz AKINCI
Erdal TERCAN
Muammer TOPAL
Zühtü ARSLAN
M. Emin KUZ
Hasan Tahsin GÖKCAN
Raportör
:
Okan TAŞDELEN
Başvurucu
:
Türkan BAL
Vekili
:
Av. Abdi PESOK
I. BAŞVURUNUNKONUSU
1. Başvurucu, raporlu olmasınarağmen, iş bırakma eylemine katıldığı gerekçesiyle işten çıkartılmasına karşıaçtığı davanın, haksız ve benzer davalarda verilen onama kararlarıyla çelişirbiçimde Yargıtay tarafından reddedilmesinin ve gerçekleşen basın açıklamasınınyasa dışı eylem olarak nitelendirilmesinin Anayasa’nın 10., 13., 36., 49., 53.ve 54. maddelerinde düzenlenen kanun önünde eşitlik ile temel haklarınsınırlandırılması ilkelerine ve adil yargılanma, çalışma, toplu sözleşme vegrev haklarına aykırılık oluşturduğunu ileri sürmüştür. Başvurucu varlığınıiddia ettiği ihlallere dayanarak, yeniden yargılamaya ya da tazminat ödenmesinekarar verilmesini ve yargılama giderlerine hükmedilmesini talep etmiştir.
II. BAŞVURUSÜRECİ
2. Başvuru, 13/9/2013 tarihindeAnayasa Mahkemesine doğrudan yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari yöndenyapılan ön incelemesi neticesinde, Komisyona sunulmasına engel bir eksikliğinbulunmadığı tespit edilmiştir.
3. İkinci Bölüm BirinciKomisyonunca, 31/10/2013 tarihinde, kabul edilebilirlik incelemesinin Bölümtarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.
4. Bölüm başkanı tarafından10/4/2014 tarihinde, kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikteyapılmasına ve başvurunun bir örneğinin görüş için Adalet Bakanlığınagönderilmesine karar verilmiştir.
5. Adalet Bakanlığı tarafından20/5/2014 tarihinde Anayasa Mahkemesine sunulan görüş, başvurucuya 21/5/2014tarihinde bildirilmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanlarını19/6/2014 tarihinde Anayasa Mahkemesine sunmuştur.
6. İkinci Bölüm tarafından20/11/2014 tarihinde yapılan toplantıda, başvurunun niteliği itibarıyla GenelKurul tarafından karara bağlanması gerekli görüldüğünden, Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün 28. maddesinin (3) numaralı fıkrası uyarıncaGenel Kurula sevkine karar verilmiştir.
III. OLAY VEOLGULAR
A. Olaylar
7. Başvuru formu ve eklerindeifade edildiği şekliyle ve UYAP aracılığıyla erişilen bilgi ve belgelerçerçevesinde olaylar özetle şöyledir:
8. Başvurucu olaylar sırasında,Türk Hava Yolları Anonim Ortaklığında (“Türk Hava Yolları” veya “THY”) işçiolarak çalışmaktadır.
9. Başvurucunun da üyesi olduğuHava-İş Sendikası (Sendika), hava iş kolunda grev yasağı öngören kanundeğişikliği teklifinin Türkiye Büyük Millet Meclisinde görüşülecek olmasınedeniyle, 29/5/2012 tarihinde 3:00 ilâ 24:00 saatleri arasında çalışmayapmamaları yönünde üyelerini kısa mesaj ile bilgilendirmiştir. Belirtilentarihte, Sendika ile THY arasındaki toplu iş sözleşmesi görüşmeleri halen devametmektedir.
10. Bu çerçevede, bazıçalışanlar 29/5/2012 tarihinde farklı gerekçelerle iş başı yapmamış ve bukişilerin bir kısmı Atatürk Havalimanında düzenlenen basın açıklamasına dakatılmışlardır. Başvurucunun, belirtilen tarihte rahatsız olduğuna ilişkin sağlıkraporu bulunmaktadır.
11. Türk Hava Yolları dahasonraki bir tarihte, başvurucunun da dâhil olduğu 305 işçinin sözleşmesini,yasa dışı eyleme katıldıkları gerekçesiyle feshetmiştir.
12. Başvurucu, iş akdininfeshine karşı, işe iade istemli tespit davası açmıştır. Bakırköy 7. İşMahkemesi 12/3/2013 tarihli ve E.2012/314, K.2013/166 sayılı kararı ile feshingeçersizliğine ve başvurucunun işe iadesine hükmetmiştir.
13. İş Mahkemesi kararınıverirken ilk olarak, başvurucunun 29/5/2012 tarihinde raporlu olduğunu, buraporun işveren hekimince onaylandığını ve rapora karşı herhangi bir sahtelikiddiasında bulunulmadığını, davalı THY tarafından sunulan CD’deki görüntülerdenbaşvurucunun basın açıklamasına katıldığının veya hava limanı içerisindebulunduğunun tespit edilemediğini belirtmiştir. Bakırköy 7. İş Mahkemesidevamla, başvurucunun katıldığı ispatlanamamakla birlikte, bahse konu eyleminde demokratik bir hakkın kullanımı şeklinde gerçekleştiğini, aşırılıkiçermediğini ve yasa dışı bir eylem olarak nitelendirilemeyeceğinibelirtmiştir. Mahkeme, feshin disiplin kurulunun kararı bulunmaksızınyapılmasının dahi başlı başına, feshin haksızlığını gösterdiğinideğerlendirmiştir.
14. Temyiz talebini inceleyenYargıtay 22. Hukuk Dairesi öncelikle, “sendikanın,üyelerinin cep telefonlarına gönderdiği mesaj sonrası ikiyüzyetmişdokuzişçinin aynı gün rapor alması dikkate alındığında, bu raporların hastalıksebebiyle değil, eyleme iştirak amacıyla alındığı sonucuna” varmıştır.Daire, ispat yükünü başvurucuya yönelterek, davalı işveren THY’nin iddialarınıçürütemediğine ilişkin şu değerlendirmede bulunmuştur: “Alınan raporların işyeri hekimliğince verilmediği verapor alındığının süresinde işveren yetkililerine bildirilmediği davalı işverenvekili tarafından iddia edilmiştir. Yine davacı ve arkadaşlarının doktor raporualarak işe başlamadıkları, çalışmakta olanları da engellemeye çalıştıkları, buşekilde yapılan eylem sonucu Türk Hava Yollarında 233 seferin iptal edildiği,çok sayıda seferin gecikmeli olarak yapıldığı ve binlerce yolcunun mağduredildiği, şirketin milyarla ifade edilen zararının doğduğu ileri sürülmüştür.Davalı işverence Atatürk Havaalanında eylem yapan işçilerin çalışanları söz vealkışlarla protesto ettiklerine dair CD kayıtları dosyaya sunulmuştur.Belirtilen iddiaların doğru olmadığına yönelik davacı işçi tarafından herhangibir bilgi ve belge dosyaya sunulmamıştır”.
15. Yargıtay 22. Hukuk Dairesi,iş bırakma eyleminin mesleki bir amaca da hizmet edebileceğini göz önünealmakla birlikte, grev yasağı öngören bir kanun değişikliği teklifi vesilesiyleyapılması nedeniyle, muhatabı ve amacı itibariyle “siyasi amaçlı grev” olarak nitelendirmiştir. Daire,başvurucu ve arkadaşlarının veya Sendikanın toplu eylem öncesi Hükümet veyayasama organı yetkilileri ile görüşme, arabulucudan yararlanma gibi barışçılyöntemlerden faydalanmamaları ve iş bırakmaya kıyasla daha hafif diğer protestobiçimlerini tercih etmemeleri nedeniyle, eyleme son çare olarak başvurulmadığısonucuna ulaşmıştır. Eylemin, yasa değişikliğini engellemek gibi meşru biramacının bulunduğu kabul edilmiş, fakat ölçülü olmadığı vurgulanmıştır. Bukapsamda, iş bırakma eyleminin saat 3:00 ilâ 24:00arasında uzun sayılabilecek bir süre devam ettiğine, sefer iptali ve gecikmelernedeniyle binlerce yolcunun mağdur olduğuna ve Türk Hava Yollarının bu nedenlemaruz kaldığı olası zarara vurgu yapılmıştır. Daire kararında, toplu iş bırakmaeylemine son çare olarak başvurulmaması ve ölçülülük ilkesine uyulmamasınedeniyle fesih için haklı neden oluştuğunu kabul etmiştir. Yargıtay 22. HukukDairesi, disiplin kurulu kararının alınmamasının feshi haksız hale getirdiğinibelirtmiştir. Ancak, Yargıtay uygulamasına göre geçerli sebebi ortadankaldırmadığından, feshin yine de geçerli sebebe dayandığı değerlendirilmiştir.
16. Yargıtay 22. Hukuk Dairesisonuç olarak, 4/7/2013 tarih ve E.2013/9431, K.2013/16464 sayılı ilamı ile İlkDerece Mahkemesi kararının bozularak ortadan kaldırılmasına ve başvurucunundavasının kesin olarak reddine karar vermiştir.
17. Yargıtay ilamı, başvurucuya22/8/2013 tarihinde tebliğ edilmiştir.
18. Başvurucu, 13/9/2013tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
19. Başvurucu, 1/3/2014tarihinde yeni işçi statüsünde tekrar işe alındığını belirtmiştir.
B. İlgiliHukuk
20. 22/5/2003 tarihli ve 4857sayılı İş Kanunu’nun “Sözleşmenin feshindeusul” kenar başlıklı 19. maddesi şöyledir:
“İşveren fesih bildirimini yazılı olarak yapmak vefesih sebebini açık ve kesin bir şekilde belirtmek zorundadır.
Hakkındaki iddialara karşı savunmasını almadanbir işçinin belirsiz süreli iş sözleşmesi, o işçinin davranışı veya verimi ileilgili nedenlerle feshedilemez. Ancak, işverenin 25 inci maddenin (II) numaralıbendi şartlarına uygun fesih hakkı saklıdır.”
21. 4857 sayılı Kanun’un “Fesih bildirimine itiraz ve usulü” kenarbaşlıklı 20. maddesi şöyledir:
“İş sözleşmesi feshedilen işçi, fesihbildiriminde sebep gösterilmediği veya gösterilen sebebin geçerli bir sebepolmadığı iddiası ile fesih bildiriminin tebliğitarihinden itibaren bir ay içinde iş mahkemesinde dava açabilir. (...) taraflaranlaşırlarsauyuşmazlık aynı sürede özel hakeme götürülür.
Feshin geçerli bir sebebe dayandığını ispatyükümlülüğü işverene aittir. İşçi, feshin başka bir sebebe dayandığını iddiaettiği takdirde, bu iddiasını ispatla yükümlüdür.
Dava seri muhakeme usulüne göre iki ay içindesonuçlandırılır. Mahkemece verilen kararın temyizi halinde, Yargıtay bir ayiçinde kesin olarak karar verir.
(İptal dördüncü fıkra: Anayasa Mahkemesi’nin19/10/2005 tarihli ve E.2003/66, K.:2005/72 sayılı Kararı ile.).”
22. 5/5/1983 tarihli ve 2822 sayılı Toplu İş Sözleşmesi, Grev veLokavt Kanunu’nun “Toplu iş sözleşmesininhükmü” kenar başlıklı 6. maddesi şöyledir:
“Toplu iş sözleşmesinde aksi belirtilmedikçehizmet akitleri toplu iş sözleşmesine aykırı olamaz. Hizmet akitlerinin topluiş sözleşmesine aykırı hükümlerinin yerini toplu iş sözleşmesindeki hükümleralır. Hizmet akdinde düzenlenmeyen hususlarda toplu iş sözleşmesindeki hükümleruygulanır.
Toplu iş sözleşmesinde hizmet akitlerineaykırı hükümlerin bulunması halinde hizmet akdinin işçi lehindeki hükümlerigeçerlidir.
Her ne sebeple olursa olsun sona eren toplu işsözleşmesinin hizmet akdine ilişkin hükümleri yenisi yürürlüğe girinceye kadarhizmet akdi hükmü olarak devam eder.”
23. 8/2/1983 tarihli ve 2797 sayılı Yargıtay Kanunu’nun “Hukuk ve Ceza Genel Kurullarının görevleri”kenar başlıklı 15. maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir:
“Hukuk ve Ceza Genel Kurullarının görevlerişunlardır:
1. Yargıtay dairelerinin bozma kararlarınakarşı mahkemelerce verilen direnme kararlarını inceleyerek karar vermek,
2. a) (Ek: 26/9/2004-5235/51 md.) Aynı veya farklı yer bölge adliye mahkemelerinin kesinolarak verdikleri kararlar bakımından hukuk daireleri arasında veya cezadaireleri arasında uyuşmazlık bulunursa,
b) Hukuk daireleri arasında veya cezadaireleri arasında içtihat uyuşmazlıkları bulunursa,
c) Yargıtay dairelerinden biri; yerleşmiş içtihadındandönmek isterse, benzer olaylarda birbirine uymayan kararlar vermiş bulunursa,
Bunları içtihatların birleştirilmesi yoluylakesin olarak karara bağlamak,”
24. 2797 sayılı Kanun’un “İçtihadların birleştirilmesini istemek yetkisi ve bağlayıcılığı”kenar başlıklı 45. maddesinin (1) ve (5) numaralı fıkraları şöyledir:
“İçtihadların birleştirilmesini Birinci Başkan, doğrudandoğruya veya Yargıtay dairelerinin veya genel kurulların verdikleri kararsonucunda veya Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının bizzat yazı ile başvurmasıhalinde, ilgili kuruldan ister. Bu istemlerin gerekçeli olması zorunludur.
…
İçtihadı birleştirme kararları benzer hukukikonularda Yargıtay Genel Kurullarını, dairelerini ve adliye mahkemelerinibağlar.”
25. Türkiye Sivil Havacılık Sendikası (HAVA-İŞ) ile Türk HavaYolları Anonim Ortaklığı arasında imzalanan 1/1/2009-31/12/2010 yürürlüktarihli 22. Dönem İşletme Toplu İş Sözleşmesi’nin “İşten Çıkarma Cezasında Usul” başlıklı 26. maddesinin (2)numaralı fıkrasının ilk cümlesi şöyledir:
“İşten çıkarma cezası Disiplin Kurulukararıyla verilir.”
26. 29/5/2012 tarihinde yapılan iş bırakma eylemine katıldıklarıgerekçesiyle Türk Hava Yolları tarafından iş akitleri feshedilen ve İlk DereceMahkemelerince işe iadelerine hükmedilen kişilerin davalarına ilişkin Yargıtaykararları aşağıdaki gibidir:
a. Yargıtay 7. Hukuk Dairesi 12/4/2013 ve 26/4/2013 tarihlerindeverdiği kararlarda, olay günü raporlu olan kişilerin hastaneye başvurmasınıngerçeği yansıtmayacak nitelikte ve göstermelik olduğu yönünde bir iddiabulunduğu takdirde, işverenin bu hususta araştırma yapması veya delil sunmasıgerektiği yönündeki derece mahkemelerinin kararlarını onamış veya bu yöndeulaştıkları sonucu uygun bulmuştur (Bkz. 12/4/2013 tarih ve E.2013/10958,K.2014/6405; E.2013/10963, K.2014/6406; E.2013/11199, K.2014/6412 sayılı ve26/4/2013 tarih ve E.2013/8796, K.2014/7705 sayılı ilamlar). Bahse konu ilkderece mahkemeleri kararlarında, feshin geçerli bir sebebe dayandığını ispatyükümlülüğünün işverene ait olduğu hususu vurgulanmıştır. 26/4/2013 tarihindeverilen iki karara konu yargılamalarda ise ispat yüküne dair açık bir ifadeyeyer verilmemekle birlikte, davalı THY’nin sağlık raporlarının aksine bir delilgetirmesi gerektiği belirtilmiştir (Bkz. 26/4/2013 tarih ve E.2013/13392,K.2014/7711 ile E.2013/13397, K.2014/7716 sayılı ilamlar). Yukarıda belirtilentüm bu yargılamalarda, davalı THY’nin, Sendikanın gönderdiği kısa mesajlarıtakiben 279 kişinin aynı gün hastalanmasının hayatın olağan akışına aykırıolduğu şeklindeki veya işe gelmeme amacıyla rapor alındığına yönelik iddialarımahkemelerce kabul edilmemiştir.
b. Yargıtay 22. Hukuk Dairesi ise 14/5/2013 ile 22/10/2013tarihleri arasında verdiği kararlarda derece mahkemelerinin feshin haksızolduğu yönündeki kararlarını yukarıda 14. ve 15. paragraflarda belirtilengerekçelerle bozmuş ve davaların reddine hükmetmiştir (Bkz. 14/5/2013 tarih veE.2013/7517, K.13/10951 sayılı, 18/6/2013 tarih ve E.2013/13520, K.13/14842sayılı, 4/7/2013 tarih ve E.2013/7453, K.13/16466 sayılı, 26/9/2013 tarih veE.2013/23667, K.2013/19913 sayılı ile 22/10/2013 tarih ve E.2013/27586,K.2013/22043 sayılı ilamlar).
c. Diğer yandan, Yargıtay 9. Hukuk Dairesi 4/2/2014 tarihliilamlarıyla, raporlu işçilerin eyleme katıldığının işveren tarafındanispatlanamadığı gerekçesiyle davacıların işe iadesine hükmedilmesini onamıştır(Bkz. 4/2/2014 tarih ve E.2013/9629, K.2014/3169 ve E.2013/9636, K.2014/3176sayılı ilamlar). Yargıtay onamasına konu bu yargılamalarda da toplu raporalınmasının hayatın olağan akışına uygun olmadığı şeklindeki davalı savunmalarıderece mahkemelerince kabul edilmemiştir. Yargıtay 9. Hukuk Dairesi 4/2/2014tarihinde verdiği diğer iki kararda ise feshinhaklı ve geçerli bir nedene dayandığını ispat yükünün işverenedüştüğüne ilişkin ilk derece mahkemesi kararlarını onamıştır (Bkz. 4/2/2014tarih ve E.2013/9266, K.2014/3156 ile E.2013/9272, K.2014/3162 sayılı ilamlar).
IV. İNCELEME VEGEREKÇE
27. Mahkemenin 6/1/2015 tarihindeyapmış olduğu toplantıda, başvurucunun 13/9/2013 tarih ve 2013/6932 numaralıbireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucununİddiaları
28. Başvurucu, kendisi gibi davaaçan 305 işçinin ilk derece mahkemelerince işe iadesine karar verildiğini, budosyalardan Yargıtay 7. Hukuk Dairesine tevzi edilen kararların onandığını,fakat kendi dosyasının 22. Hukuk Dairesi tarafından incelendiğini ve bozularakreddedildiğini belirtmiştir. Başvurucu devamla, olay günü raporlu olmasına veCD’deki görüntülerde yer almamasına rağmen, Yargıtay 22. Hukuk Dairesinin,raporun hastalık nedeniyle olmadığını kabul etmesinden ve 4857 sayılı Kanun’un20. maddesinin ikinci fıkrasındaki ispat yükünü tersine çevirerek, işvereniniddialarının doğru olmadığını kendisinin ispatlamak zorunda bırakılmasındanşikâyetçi olmaktadır. Başvurucu bu nedenlerle, Anayasa’nın 36. ve 10.maddelerinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkının ve kanun önündeeşitlik ilkesinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
29. Başvurucu ayrıca, diğerçalışanlara gözdağı vermek amacıyla, ayrımcılık yapılmak suretiyle ve sendikalnedenlerle işten çıkarıldığını iddia etmektedir. Başvurucu, basın açıklamasınakatılanların demokratik haklarını kullandıklarını, temel hak ve hürriyetlerinsadece Anayasa’nın 13. maddesine uygun olarak sınırlanabileceğini ve sendikalfaaliyet nedeniyle iş akdinin feshedilmesinin Anayasa’nın 13. maddesine aykırıolduğu gibi uluslararası sözleşmelere de aykırı olduğunu, basın açıklamasınakatılmanın yasa dışı eylem olduğunu ileri sürmenin ve böyle bir eyleme katılmagerekçesiyle iş akdinin feshedilmesinin Anayasa’nın 13., 54. ve 90.maddelerinin ihlali niteliğinde olduğunu ileri sürmüştür. Başvurucu “… siyasi amaçlı grev ve lokavt, dayanışma grev ve lokavtı,genel grev ve lokavt, işyeri işgali, işi yavaşlatma, verimi düşürme ve diğerdirenişler yapılamaz.” hükmü 2010 yılında yapılan değişiklikleAnayasa’dan çıkartılmış olduğundan, bu durumların anayasal bir hak halinegeldiğini ve sınırlandırılmasının anayasal temelinin kalmadığını ilerisürmüştür.
30. Başvurucu son olarak, ilgiliyasa maddelerinin ve işten çıkarılmasına ilişkin toplu iş sözleşmesihükümlerinin yargılama esnasında uygulanmadığını iddia ederek, Anayasa’nın 49.maddesinde düzenlenen çalışma hakkının ve 53. maddesinde yer alan toplusözleşme hakkının ihlal edildiğini belirtmektedir.
31. Başvurucu, iddia ettiğiihlaller nedeniyle yeniden yargılama yapılmasına ya da 60.000,00 TL tazminatahükmedilmesini ve yargılama giderlerinin karşılanmasını talep etmiştir.
B. Değerlendirme
32. Anayasa Mahkemesi, başvurucutarafından yapılan hukuki nitelendirme ile bağlı olmaksızın, olay ve olgularınhukuki tavsifini kendisi takdir eder.
33. Buna göre başvurucunun, işakdinin feshine karşı açtığı davanın reddedilmesiyle ve hukuk kurallarınınuygulanmasıyla bağlantılı olarak adil yargılanma hakkının, kanun önünde eşitlikilkesinin ve çalışma ile toplu sözleşme haklarının ihlali iddialarının özü,Yargıtay dairelerinin birbirinden farklı kararlar vermesine ilişkindir veyargılamanın adil olmadığı iddiası kapsamında değerlendirilmiştir.Başvurucunun, iş bırakma eylemine katıldığı gerekçesiyle iş akdinin feshineilişkin iddiaları ise grev hakkı kapsamında ele alınmıştır.
34. Bahse konu açıklamalarçerçevesinde, başvurucunun Anayasa'nın 10., 13., 49. ve 53. maddelerine ilişkiniddiaları yukarıda belirtilen haklar kapsamında değerlendirileceğinden, bumaddeler kapsamında ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir.
1. Kabul EdilebilirlikYönünden
a. AdilYargılanma Hakkının İhlali İddiası
35. Anayasa’nın 148. maddesinin(4) numaralı fıkrası şöyledir:
“Bireysel başvuruda, kanun yolunda gözetilmesi gerekenhususlarda inceleme yapılamaz.”
36. İlke olarak derece mahkemeleriönünde dava konusu yapılmış maddi olay ve olguların kanıtlanması, delillerindeğerlendirilmesi, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması ile derecemahkemelerince uyuşmazlıkla ilgili varılan sonucun esas yönünden adil olupolmaması bireysel başvuru incelemesine konu olamaz. Bunun tek istisnası, derecemahkemelerinin tespit ve sonuçlarının adaleti ve sağduyuyu hiçe sayan tarzdabariz takdir hatası içermesi ve bu durumun kendiliğinden bireysel başvurukapsamındaki hak ve özgürlükleri ihlal etmiş olmasıdır. Bu çerçevede, kanunyolu şikâyeti niteliğindeki başvurular açıkça keyfilik bulunmadıkça AnayasaMahkemesince incelenemez (Bkz. B. No: 2012/1027, 12/2/2013, § 26).
37. Bununla birlikte,başvurucunun şikâyetleri, Yargıtay tarafından delillerin değerlendirilmesindeve hukuk kurallarının yorumlanmasında isabet olmadığından ya da yargılamanınsonucundan ziyade, özü itibariyle, Yargıtay dairelerinin aynı olaydankaynaklanan davalarda farklı sonuçlara ulaşması ile ilgilidir. Başvurucununiddiaları bu bakımdan, Anayasa’nın 148. maddesinin dördüncü fıkrası anlamındabir kanun yolu şikâyetinin ilerisine geçmiş olup, Yargıtay kararlarındakifarklılaşmanın adil yargılanma hakkını zedeleyip zedelemediğinin incelenmesigerekmektedir.
38. Dolayısıyla, başvurucununadil yargılanma hakkının ihlal edildiği şikâyeti açıkça dayanaktan yoksunolmadığı gibi, diğer kabul edilemezlik nedenlerinden herhangi biri debulunmamaktadır. Bu nedenle, başvurunun bu bölümüne ilişkin olarak kabuledilebilirlik kararı verilmesi gerekir.
b. GrevHakkının İhlali İddiası
39. 30/3/2011 tarih ve 6216sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 48. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:
“Mahkeme, ... açıkça dayanaktan yoksun başvurularınkabul edilemezliğine karar verebilir.”
40. Somut olayda, Yargıtaytarafından, başvurucunun iş bırakma eylemine iştirak amacıyla sağlık raporualdığı kabul edilmiş ve iş akdinin feshine karşı açmış olduğu davareddedilmiştir.
41. Bununla birlikte, başvuruformu ve eklerinde, başvurucu ısrarlı bir şekilde iş bırakma eyleminingerçekleştiği 29/5/2012 tarihinde, “eylemekatılma amacıyla değil, hastalığı nedeniyle rapor aldığını”belirtmektedir. Başvurucu, şikâyetini kaleme alırken de kendisini hariçbırakacak ve üçüncü kişilere atıf yapacak biçimde “Basın açıklamasına katılanlar ... demokratik haklarını kullanmışlardır” ifadesine yervermiştir. Hak ihlali iddiası, Yargıtay kararındaki “iş başı yapmamak maksadıyla rapor aldığı” kabulüne dayandırılmışolup, başvurucunun şikâyeti bu haliyle varsayımsaldır.
42. Yargıtayın ilgili dairesince,başvurucunun eyleme iştirak amacıyla sağlık raporu aldığının değerlendirilmesive önceki emsal karardan farklı biçimde, başvurucunun davasının reddedilmesineyönelik hak ihlali iddiası ise, adil yargılanma hakkını ilgilendirdiğinden, buhak çerçevesinde ele alınacaktır (Bkz. §§ 59-73).
43. Sonuçitibarıyla, grevhakkının ihlali iddiası başvurucu tarafından kanıtlanamadığından, başvurunun bukısmının, diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin "açıkça dayanaktan yoksun olması"nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
2. EsasYönünden
44. Başvurucu, feshe karşı açtığıdavanın, sağlık raporunun iş bırakma eylemine katılma amacıyla alındığıgerekçesiyle ve ispat yükü kendisine yöneltilecek biçimde Yargıtay 22. HukukDairesince reddedilmesinin, benzer nitelikteki davalarda verilen onamakararlarıyla çelişki oluşturduğunu ileri sürmüştür.
45. Bakanlık görüşünde, ulusalmevzuatı yorumlama görevinin ilk elde ulusal makamlara düştüğü, içtihattadeğişmelerin olabileceği belirtilerek, mahkemelerin uygulamaları arasındakiuyumu ve içtihat birliğini sağlamaya yönelik mekanizmaların hayatageçirilmesinin önemli olduğu yönündeki Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM)kararlarına yer verilmiş ve bu hususların dikkate alınması gerektiğibelirtilmiştir. Bakanlık görüşünde ek olarak, mahkemelerin aynı duruma ilişkinyorum farklılıklarının tek başına adil yargılanma hakkının ihlali niteliğindekabul edilemeyeceğine ilişkin, Anayasa Mahkemesinin 2013/3351 numaralı bireyselbaşvurudaki 18/9/2013 tarihli kararına atıf yapılmıştır.
46. Başvurucu, Bakanlığın adilyargılanma hakkının ihlali iddiasıyla ilgili görüşlerini kabul etmediğinibelirtmiştir. Başvurucu raporlu olmasına rağmen, bunun kabul edilmeyipişverenin iddialarının doğru olmadığını kendisinin ispatlamak zorundabırakılmasının ve Yargıtay 7. Hukuk Dairesinin daha önceki onamalarına rağmen,davasının reddedilmesinin hukuk güvenliğini ve adil yargılanma hakkını açıkçaihlal ettiğini ifade etmiştir. Başvurucu, 2013/3351 numaralı bireysel başvurukapsamında verilen kararın, mevcut olaya uygulanabilir olmadığını dile getirmiştir.
47. Anayasa'nın "Hak arama hürriyeti" kenar başlıklı36. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:
“Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmaksuretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ileadil yargılanma hakkına sahiptir.”
48. Anayasa'nın 141. maddesinin(3) numaralı fıkrası şöyledir:
"Bütün mahkemelerin her türlü kararlarıgerekçeli olarak yazılır."
49. Avrupa İnsan HaklarıSözleşmesi’nin (Sözleşme) "Adilyargılanma hakkı" kenar başlıklı 6. maddesinin (1) numaralıfıkrasının ilgili kısmı şöyledir:
"Herkes medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgiliuyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusundakarar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkemetarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarakgörülmesini isteme hakkına sahiptir.…"
50. Anayasa'nın 36. maddesininbirinci fıkrasında, herkesin yargı organlarına davacı ve davalı olarakbaşvurabilme ve bunun doğal sonucu olarak da iddia, savunma ve adil yargılanmahakkı güvence altına alınmıştır. Maddeyle güvence altına alınan hak aramaözgürlüğü, kendisi bir temel hak niteliği taşımasının ötesinde, diğer temel hakve özgürlüklerden gereken şekilde yararlanılmasını ve bunların korunmasınısağlayan en etkili güvencelerden birisidir. Bu bağlamda Anayasa'nın, bütünmahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli olarak yazılmasını ifade eden141. maddesinin de, hak arama hürriyetinin kapsamınınbelirlenmesinde gözetilmesi gerektiği açıktır (Bkz B.No: 2013/307, 16/5/2013, § 30).
51. Diğer yandan, Sözleşme metniile AİHM kararlarından ortaya çıkan ve adil yargılanma hakkının somutgörünümleri olan alt ilke ve haklar, Anayasa'nın 36. maddesinde yer verilenadil yargılanma hakkının da unsurlarıdır. Anayasa Mahkemesi Anayasa'nın 36.maddesi uyarınca inceleme yaptığı birçok kararında, ilgili hükmü Sözleşme'nin6. maddesi ve AİHM içtihadı ışığında yorumlamak suretiyle, gerek Sözleşme'ninlafzi içeriğinde yer alan gerekse Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihadıylaadil yargılanma hakkının koruma alanına dâhil edilen ilke ve hakları,Anayasa'nın 36. maddesi kapsamında kabul etmektedir (Bkz. B. No: 2012/13,2/7/2013, § 38).
52. Bu noktada, hukuk devletiningereklerinden birini de hukuk güvenliği ilkesi oluşturmaktadır (Bkz. AYM,E.2008/50, K.2010/84, K.T. 24/6/2010; ve E.2012/50, K.2012/128, K.T.20/9/2012). AİHM de benzer biçimde adil yargılanma hakkının, hukuk devletininSözleşmeci Devletlerin ortak mirası olduğunu belirten Sözleşme’nin önsözüylebirlikte yorumlanması gerektiğini belirtmektedir. Hukuk devletinin asliunsurları arasında yer alan hukuki belirlilik veya güvenlik ilkesi ise, hukukidurumlarda belirli bir istikrarı temin etmekte ve kamunun mahkemelere güveninekatkıda bulunmaktadır. Birbiriyle uyuşmayan mahkeme kararlarının sürüp gitmesi,yargı sistemine güveni azaltarak, yargısal bir belirsizliğe yol açabilir (Bkz. NejdetŞahin ve PerihanŞahin/Türkiye [BD], B. No: 13279/05, 20/10/2011, § 57).
53. Bununla birlikte, farklı kararların aynımahkemeden çıkmış olması tek başına, adil yargılanma hakkının ihlali anlamınagelmeyecektir (Aynı yöndeki AİHM kararları için bkz. Pinto/Portekiz, B. No: 39005/04, 20/5/2008, § 41; Tudor Tudor/Romanya,B. No: 21911/03, 24/3/2009, §29; ve Remuszko/Polonya, B. No: 1562/10, 16/7/2013, § 92). Değişik yönlerde kararlar verilmesi ihtimali, Yargıtay,Danıştay, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi gibi çeşitli yüksek mahkemelerdenoluşan yargı sistemimizin kaçınılmaz bir özelliği olarak kabul edilmelidir.
54. Diğer yandan, bireylerin makulgüvenlerinin korunması ve hukuki güvenlik ilkesi, içtihadın değişmezliğişeklinde bir hak bahşetmemektedir (Aynı yöndeki AİHM kararlarıiçin bkz. Unédic/Fransa, B.No: 20153/04, 18/12/2008, § 74; ve Nejdet Şahin ve Perihan Şahin/Türkiye [BD], yukarıda anılan, §58). Mahkemelerinyorumlarında dinamik ve evirilen bir yaklaşımın sürdürülememesireform ya da gelişimi engelleyeceğinden, kararlardaki değişim, adaletin iyiidaresine aykırılık teşkil etmez (Aynı yöndeki AİHM kararı için bkz. Atanasovski/Makedonya EskiYugoslav Cumhuriyeti, B. No: 36815/03, 14/1/2010, § 38).
55. Mahkeme içtihatlarındakideğişme yargı organlarının takdir yetkisi kapsamında kalmakta olup, böyle birdeğişiklik özü itibarıyla, önceki çözümün tatminkar bulunmaması anlamına gelir(Aynı yöndeki AİHM kararı için bkz. S.S.Balıklıçeşme Beldesi Tarım Kalkınma Kooperatifi veDiğerleri/Türkiye, B. No: 3573/05 … 17293/05, 30/11/2010, § 28).Ancak, aynı hususta daha önce çıkan kararlardan farklı bir hüküm kurulmasıhalinde, mahkemelerce, bu farklılaşmaya ilişkin makul bir açıklama getirilmesigerekmektedir (Aynı yöndeki AİHM kararı için bkz. Stoilkovska/Makedonya Eski Yugoslav Cumhuriyeti, B. No: 29784/07, 18/7/2013, § 49).
56. Yüksek mahkemelerin oynamasıgereken rol tam da yargı kararlarında doğabilecek içtihat farklılıklarına birçözüm getirmektir. Bununla birlikte, yeni kabul edilmiş bir yasanınyorumlanmasında olduğu gibi, bazı hallerde içtihadın müstekarhale gelmesinin belirli bir zamana ihtiyaç duyacağı açıktır (Aynı yöndeki AİHMkararları için bkz. Zielinski and Pradaland Gonzalez ve Digerleri/Fransa [BD], B. No: 24846/94 …34173/96, 28/10/1999, § 59; ve Schwarzkopf ve Taussik/Çek Cumhuriyeti (k.k.),B. No: 42162/02, 2/12/2008).
57. İhtilaf konusu davalardakiuyuşmazlıkların veya olayların birbirinden farklılık göstermesi, iki karardakifarklılaşan değerlendirmeleri haklı gösterir ve aynı konuda verilmiş çelişenhükümlerden bahsedilemez (Aynı yöndeki AİHM kararı için bkz. Erol Uçar/Türkiye (k.k.), B. No: 12960/05, 29/9/2009).
58. Yüksek mahkemelerin ya danihai merci olarak bir uyuşmazlığı çözüme bağlayan mahkemelerin aynı konuyailişkin kararlarında, davaların içeriğinden kaynaklanmayan farklı kabullerinbulunması halinde ise, hareket noktası, derece mahkemelerinin değerlendirmeveya yorumlarından hangisinin doğru olduğunun ve tercih edilmesi gerektiğinintespit edilmesi olmayacaktır (Aynı yöndeki AİHM kararı için bkz. Stefanica veDiğerleri/Romanya, B.No: 38155/02, 2/11/2010, § 34). Bununla birlikte, AnayasaMahkemesi kararlarda yaşanan değişimin hukuki bir belirsizliğe yol açıpaçmadığına ve başvurucu bakımından öngörülebilir olup olmadığına yönelik birinceleme yapabilir.
i. Kararlar Arasında Çelişkinin Varlığı
59. Başvurucunun kararlarınadayandığı Yargıtay 7. Hukuk Dairesinin, 12/4/2013 ve 26/4/2013 tarihliilamlarına konu olaylarda davacılar, başvuruya konu iş bırakma eylemininyapıldığı tarihte başvurucu gibi raporludur. İlk derece mahkemeleri, davalıTHY’nin “279 kişinin aynı günhastalanmasının hayatın olağan akışına aykırı olduğu” şeklindeki yada “raporların eyleme iştirak amacıylaalındığı” yönündeki savunmasını dikkate almamışlar ve sağlıkraporlarının gerçeği yansıtmadığına yönelik olarak davalı işverence bir delilgetirilememesi nedeniyle, feshin haksız olduğuna karar vermişlerdir. Mahkemelerhüküm kurarken ayrıca, feshin haklı olduğunu ispat yükünün işverene düştüğünüaçıkça veya zımni olarak belirtmişlerdir (Bkz. § 26). Feshin haksız olduğuşeklinde verilen kararlar veya ulaşılan sonuçlar Yargıtay 7. Hukuk Dairesitarafından onanmıştır.
60. Temyiz mercilerininyargılamayı yapan mahkemenin kararına katılmaları halinde, bunu ya aynıgerekçeyi kullanarak ya da bir atıfla kararlarına yansıtmaları yeterlidir.Burada önemli olan husus, temyiz merciinin bir şekilde temyizde öne sürülmüşana unsurları incelediğini, derece mahkemesinin kararını inceleyerek onadığınıya da bozduğunu göstermesidir (Bkz. B. No: 2013/5486, 4/12/2013, § 57). Bunedenle, Yargıtay 7. Hukuk Dairesinin ilk derece mahkemesinin kararını veyaulaştığı sonucu ek bir açıklama yapmaksızın uygun bulduğu ilamlardan,mahkemelerin gerekçelerinin benimsendiğinin kabulü gerekir.
61. Mevcut başvuruya konuolayda, Bakırköy 7. İş Mahkemesi, başvurucunun olay tarihinde raporlu olduğu vedavalı THY tarafından buna karşı bir delil getirilmediği gerekçesiyle başvuruculehine karar vermiştir. Yargıtay 22. Hukuk Dairesi ise sağlık raporunun eylemeiştirak amacıyla alındığını belirtmiştir. Bu kabulle bağlantılı olarak, davalıTHY’nin rapora ve iş bırakma eylemine ilişkin iddialarının aksini kanıtlamayükü başvurucuya yöneltilmiştir (Bkz. § 14). Nihayetinde, derece mahkemesininkararının bozulmasına ve başvurucunun davasının reddedilmesine karar vermiştir.
62. Yukarıdaki açıklamalarçerçevesinde, Yargıtay 22. Hukuk Dairesinin sağlık raporu ve ispat yükühususlarındaki değerlendirmelerinin, başvurucunun açtığı davaya konu olaylarınfarklılığından kaynaklanmadığı ve Yargıtay 7. Hukuk Dairesinin aynı konudakiönceki tarihli ilamlarıyla çelişki oluşturduğu anlaşılmaktadır.
ii. Hukuki Belirlilik İlkesi Yönünde Değerlendirme
63. Yargıtay 22. Hukuk Dairesinin somutbaşvuruya konu kararının, başvurucunun da aralarında bulunduğu çalışanların işakitlerinin THY tarafından feshedilmesine ilişkin yargılamaların tümübağlamında değerlendirilmesi gerekmektedir. Benzer olaylar çerçevesinde verilenmahkeme kararlarında görülebilecek tutarsızlıklar, hukuki belirsizlikoluşturmaları nedeniyle, Anayasa Mahkemesinin yapacağı incelemede dikkatealınacaktır.
64. Yargısal kararlardakideğişiklikler, hukukun dinamizmini ve mahkemelerin yaklaşımlarını yaşanangelişmelere uyarlama kabiliyetlerini yansıtması yönüyle olumludur. Ancak,uygulamadaki birlikteliği sağlamaları beklenen yüksek mahkemeler içinde yeralan dairelerin benzer davalarda tatmin edici bir gerekçe göstermeksizin farklısonuçlara ulaşmaları, bir kararın belirli bir daireye düştüğü takdirdeonanacağı, başka bir daire tarafından ele alındığı takdirde bozulacağı gibi ihtimaledayalı ve birbirine zıt sonuçları ortaya çıkartır. Bu ise hukuki belirlilik veöngörülebilirlik ilkelerine ters düşecektir. Ayrıca, böyle bir algının toplumdayerleşmesi halinde, bireylerin yargı sistemine ve mahkeme kararlarına duymalarıbeklenen güven zarar görebilir.
65. Yargıtay 7. Hukuk Dairesi,sağlık raporlarının doğruluğunu kabul eden ve ispat yükünün işverene düştüğünedair ilk derece mahkemelerinin kararlarını istikrarlı biçimde onamıştır. Bunedenle, hukuki belirlilik ilkesi ışığında, başvurucuda kendi davasındaverilecek karara ilişkin makul bir güvenin oluştuğunun kabulü gerekir.Dolayısıyla, Yargıtay 22. Hukuk Dairesinin, sağlık raporu ile ispat yükübakımından farklı bir değerlendirme yapması, her ne kadar takdir yetkisikapsamında kabul edilebilirse de mevcut başvurunun koşullarında öngörülebilirdeğildir ve gerekçelendirmeye ihtiyaç duymaktadır.
66. Mevcut başvuruyabakıldığında, Yargıtay 22. Hukuk Dairesi sağlık raporunun eyleme iştirakamacıyla alındığı sonucuna ulaşırken, “sendikanın,üyelerinin cep telefonlarına gönderdiği mesaj sonrası ikiyüzyetmişdokuzişçinin aynı gün rapor almasının hayatın olağan akışına uygun olmadığı veraporların hastalık sebebiyle alınmadığını gösterdiği” gerekçesindenhareket etmiştir. Bununla birlikte, belirtilen hususlar, davalı Türk HavaYolları tarafından diğer davalarda da savunma olarak ileri sürülmüştür. Buiddianın, ilk derece mahkemelerince kabul edilmediği ve Yargıtay 7. HukukDairesinin bu kararları onadığı dikkate alındığında, ilave bir açıklamaya yerverilmeksizin sadece aynı ifadelere dayanılması yeterli bir gerekçe oluşturmaz.Başvurucuyu, işverenin iddialarının aksini ispatlamak zorunda bırakan kabulbakımından ise, Yargıtay ilamında herhangi bir açıklamaya yer verilmemiştir.
67. Yargıtay 22. HukukDairesinin bahse konu ilamının, daha önceki kararlardan farklı bir sonuca nedenulaşıldığının, başvurucu ve üçüncü kişiler tarafından objektif olarakanlaşılmasına imkân verecek yeterli gerekçeyi içermediği değerlendirilmektedir.4857 sayılı Kanun’un 20. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca, ilk derecemahkemesinin direnme imkânının bulunmaması ve Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin,başvuru konusu karardan sonra, benzer davalarda onama yönünde kararlar vermesi(Bkz. § 26), gerekçelendirmeye duyulan ihtiyacı daha da belirginleştirmiştir.
68. Anayasa Mahkemesi bunedenlerle, başvurucunun davasının ne şekilde sonuçlanması gerektiğine dairherhangi bir çıkarım yapmamakla birlikte, nihai yargılama makamını oluşturanYargıtay daireleri arasındaki yorum farklılıklarının, benzer niteliktekidavaların karara bağlanması sürecinde hukuki belirsizliğe yol açtığını vebaşvurucu için öngörülemez olduğunu değerlendirmektedir.
69. İncelenmesi gereken diğerbir husus ise farklı kararlar verilmesi halinde çözüm sunabilecek yapısal birmekanizmanın varlığı ve ne şekilde işletildiğidir.
70. Başvurucunun işe iadesinedair ilk derece mahkemesi kararı, Yargıtay 22. Hukuk Dairesi tarafındanbozulmuş ve 4857 sayılı İş Kanunu’nun 20. maddesinin üçüncü fıkrası çerçevesindedava, nihai olarak reddedilmiştir. Yargıtay dairesinin kararının kesin olmasınedeniyle, ilk derece mahkemesinin direnmesi yoluyla, uyuşmazlığın YargıtayHukuk Genel Kurulu önüne getirilmesi ve böylelikle Yargıtay Dairelerininbirbiriyle çelişen yorumlarını birleştirecek bir karar verilmesi ihtimalibulunmamaktadır.
71. Dairelerin kararlarıarasındaki farklılık, birbirine benzer davalarda sağlık raporu delilinindeğerlendirilmesinden ve bununla ilintili biçimde ispat yükünün yöneltilmesindenkaynaklanmıştır. Dolayısıyla, 2797 sayılı Kanun’un 15. maddesinin ikincifıkrasının (b) veya (c) bendi uyarınca Yargıtayınilgili dairesinin konuyu Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulundanziyade, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu önüne getirmesi ve yeknesak bir uygulamanınsağlanması mümkün olabilirdi. Bununla birlikte, Yargıtay daireleri bu gibidurumlarda kendiliğinden içtihatlarını değiştirme yoluna gittiğinden, yasadabelirtilen yolun teoride kaldığı ve etkili bir çözüm sunamadığıanlaşılmaktadır.
iii. Sonuç
72. Açıklanan nedenlerle, mevcutyapısal mekanizmanın işletilmesindeki eksiklikle birlikte ele alındığında,Yargıtay dairelerinin ilamlarında yeterli gerekçeyle desteklenmeyenfarklılıkların bulunmasının, başvurucunun açtığı davanın görülmesi bakımındanhukuki belirsizliğe neden olduğu ve başvurucu açısından öngörülemez bulunduğusonucuna varılmıştır.
73. Bu kapsamda, başvurucununAnayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkının ihlaledildiğine karar verilmesi gerekir.
3. 6216 SayılıKanun'un 50. Maddesi Yönünden
74. Başvurucu, ihlali vesonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapılmak üzere dosyanınilgili yargı organına gönderilmesini veya 60.000,00 TL tazminata hükmedilmesinive yargılama giderlerinin ödenmesini talep etmiştir.
75. Adalet Bakanlığı görüşyazısında, ihlal tespiti halinde hakkaniyete uygun bir tazminata kararverilmesinin yerinde olacağını belirtmiştir.
76. 6216 sayılı Kanun'un "Kararlar" kenar başlıklı 50.maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:
"Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararındankaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgilimahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayanhâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde davaaçılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme,Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadankaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir."
77. Tespit edilen ihlalkapsamında yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmadığından,başvurucunun yeniden yargılama yapılması yönündeki talebinin reddine kararverilmesi gerekir.
78. Somut başvuruda Anayasa’nın36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkının ihlal edildiğiyönündeki tespit nazara alınarak, başvurucuya takdirennet 10.000,00 TL tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.
79. Başvurucu tarafından yapılanve dosyadaki belgeler uyarınca tespit edilen 198,35 TL harç ve 1.500,00 TLvekâlet ücretinden oluşan toplam 1.698,35 TL yargılama giderinin başvurucuyaödenmesine karar verilmesi gerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanangerekçelerle;
A. Başvurucunun,
1. Grevhakkının ihlal edildiği yönündeki şikâyetlerinin “açıkça dayanaktan yoksun olması” nedeniyle KABUL EDİLEMEZOLDUĞUNA,
2. Adilyargılanma hakkı kapsamındaki şikâyetlerinin KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
3. Anayasa'nın36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
B. Başvurucuya net 10.000,00 TL TAZMİNAT ÖDENMESİNE, tazminatailişkin diğer taleplerin REDDİNE,
C. Yeniden yargılama yapılması yönündeki talebin reddine,
D. 198,35 TL harç ve 1.500,00 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam1.698,35 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,
E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucuların MaliyeBakanlığınca başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına; ödemedegecikme olması halinde, bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadargeçen süre için yasal faiz uygulanmasına,
F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına ve YargıtayBaşkanlığına gönderilmesine,
6/1/2015tarihinde OY BİRLİĞİYLE kararverildi.