TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
TÜRKİYE SINAİ KALKINMA BANKASI A.Ş. BAŞVURUSU (2)
(Başvuru Numarası: 2016/2760)
Karar Tarihi: 4/7/2019
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Engin YILDIRIM
Üyeler
:
Recep KÖMÜRCÜ
Muammer TOPAL
M. Emin KUZ
Yıldız SEFERİNOĞLU
Raportör
:
Özgür DUMAN
Başvurucu
:
Türkiye Sınai Kalkınma Bankası A.Ş.
Vekilleri
:
Av. Özlem BAĞDATLI
Av. Ahmet Akın SÜEL
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, çalışanlar adına ödenen katkı payı ödemelerininücret olarak kabul edilmesi sonucu bu ödemeler üzerinden cezalı gelir vergisive damga vergisi tahsil edilmesi nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiğiiddiasına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvurular ekli tablonun (B) sütununda belirtilen tarihlerdeyapılmıştır.
3. Başvurular, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılanön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvuruların kabul edilebilirlik incelemesininBölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
5. Konularının aynı olması sebebiyle ekli tablonun (A) sütunundanumaraları belirtilen başvuru dosyalarının 2016/2760 numaralı bireysel başvurudosyası ile birleştirilmesine, incelemenin 2016/2760 numaralı dosya üzerinden yapılmasına ve diğer dosyaların kapatılmasına kararverilmiştir.
6. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik veesas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
7. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık başvuru hakkında görüş bildirilmeyeceğinibelirtmiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylarözetle şöyledir:
9. Vergi İdaresince Türkiye Sınai Kalkınma Bankası A.Ş. (Banka) nezdinde2008-2011 yılları arasındaki dönem için yapılan vergi incelemesi sonucunda4/1/2013 tarihli vergi inceleme raporu düzenlenmiştir.
10. Bu raporda özetle;
i. Vakfın personele ek haklar sağladığı, bu sebeple özel sigortafonksiyonu gördüğü, Vakfın ana finansman kaynağının ise çalışanlardan veBankadan sağlanan katkı payları olduğu vurgulanmıştır.
ii. Vakıf tarafından çalışanlara sağlanan menfaatlerin birkısmının Banka tarafından finanse edildiği, bu yönüyle Bankaca ödenen katkıpaylarının işçilere sağlanan menfaatlere ilişkin işveren payı olarakalgılanması gerektiği ifade edilmiştir.
iii. Bunun yanında Banka katkı payının hesaplanmasındaçalışanların emekliliğe esas maaş ve ikramiye paylarının dikkate alındığı,bundaki amacın ise her bir çalışanın elde edeceği menfaatin net tutarınınbelirlenmesi olduğu belirtilmiştir. Rapora göre Banka katkı payı ödemelerindenesas yararlananlar çalışanlar olup Vakıf sadece buna aracılık etmektedir.
iv. Sonuç olarak Banka tarafından çalışanları adına yapılanödemelerin ücret mahiyetinde olduğu, bu ödemelerin ise 31/12/1960 tarihli ve193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu'nun 63. maddesinde yazılı şartları taşımamasınedeniyle ücret matrahından indirilemeyeceği belirtilmiştir.
11. Vergi İdaresince rapordaki tespitler doğrultusunda, buödemeler üzerinden gelir vergisi tevkif edilerek beyan edilip ödenmediğigerekçesiyle vergi ziyaı cezalı gelir vergisitarhiyatları yapılmıştır. Ayrıca bu katılım payları ödemelerine ilişkinbelgelerde gösterilmediğinden damga vergisi matrahının eksik hesaplandığıgerekçesiyle de cezalı damga vergisi tarh edilmiştir.
12. Başvurucu tarafından ekli tablonun (D) sütununda gösterilenvergilendirme dönemlerine ait muhtasar beyannameler ile Munzam Sandık Vakfınaçalışanları adına ödenen katkı paylarına ilişkin olarak pişmanlıkla beyanedilen gelir vergisi ve damga vergisi tutarları ihtirazikayıtla ödenmiştir. Ancak başvurucu bu katkı paylarının ücret sayılamayacağı iddiasıyla eklitablonun (E) sutununda gösterilen vergi mahkemelerindedavalar açmıştır.
13. Yapılan yargılamalar sonunda açılan davalar reddedilerekkesinleşmiş ve yargılamaları sona erdiren nihai kararlar başvuruculara tebliğedilmiştir.
14. Davaların reddine ilişkin kararların gerekçelerinde özetle;
i. Bir ödemenin ücret sayılabilmesi için bir işyerinde birişverene bağlı çalışma yapılması ve bunun karşılığında bir menfaat eldeedilmesi gerektiği ve işveren tarafından farklı isimler altında farklıusullerle ödeme yapılmasının söz konusu ödemenin ücret olma niteliğinideğiştirmediği belirtilmiştir.
ii. Somut olaya konu ödemelere ilişkin belge ve kayıtlarınpersonel bazında tutularak muhafaza edildiği, bu ödemelerin çalışan sayısı,alınan maaş ve diğer unsurlar dikkate alınarak belirli bir oranda hesaplandığıve personelin yükselmesine bağlı olarak ödenen tutarın değiştiği belirtilerekborç verilmesi, ölüm aylığı ve emeklilik aylığı bağlanması veya toplu ödemeyapılması gibi menfaatlerin sağlandığına vurgu yapılmıştır.
iii. Banka tarafından doğrudan ödenen ücrete ek olarak kendisinehizmet akdiyle bağlı çalışanlarına menfaat temin etmek üzere bizatihi Bankatarafından kurulan Vakıf aracı kılınarak işverenin tek taraflı iradesiylesağlanan söz konusu menfaatlerin ücret olarak kabul edilmesi gerektiğiaçıklanmıştır.
iv. Ödemenin Vakıf senedinde bir yükümlülük olarak öngörülmüşolmasının ise Vakfa ödenen paranın çalışanlara bir maddi menfaat olarakyansıtıldığı gerçeğini ortadan kaldırmadığı ifade edilerek iç ilişkide Bankanınsorumluluğunun, işçiye değil Vakfa ait olmasının sonucu değiştirmediğivurgulanmıştır.
v. Banka tarafından ödenen tutarın anlık olarak işçinintasarrufuna amade kılınmamasının kanuni bir zorunluluktan değil özel hukuktasarrufu niteliğindeki Vakıf senedinden kaynaklandığı belirtilerek buödemelerin ayrı bir hesapta kişi bazında izlenmesi, şartlar gerçekleştiğindeçalışana ödenmesi ve Banka tarafından Vakfa ödenen işçi payları üzerinden tevkifat yapılması gibi hususlar birlikte değerlendirilerektasarruf imkânının oluştuğu kabul edilmiştir.
vi. Sonuç olarak başvurucu Bankanın çalışanları adına Vakfaödediği katkı paylarının, hizmet karşılığı sağlanan bir menfaat olduğu vesebeple ücret olarak kabul edilmesi ve vergi tevkifatınatabi tutulması gerektiği belirtilerek gelir vergisi ve damga vergisi tarhiyatve tahakkuklarında hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
15. Kanun yoluna başvurulan kararlar Danıştay Dördüncü Dairesive Ankara Bölge İdare Mahkemesi tarafından çeşitli tarihlerde onanmış olupbaşvurucunun karar düzeltme talepleri de aynı Daire ile Bölge İdare Mahkemesitarafından çeşitli tarihlerde reddedilmiştir.
16. Nihai kararlar tebliğ edilmiş ve ekli tablonun (A) sütunundagösterilen tarihlerde Anayasa Mahkemesine bireysel başvurularda bulunulmuştur.
IV. İLGİLİ HUKUK
17. İlgili hukuk için bkz. TürkiyeSınai Kalkınma Bankası A.Ş., B. No: 2015/12721, 18/9/2019, §§ 17-29.
V. İNCELEME VE GEREKÇE
18. Mahkemenin 4/7/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Ekli (1) NumaralıTablodaki Başvurular Yönünden
1. Başvurucunun İddialarıve Bakanlık Görüşü
19. Başvurucu 193 sayılı Kanun'un 61. maddesinde ücretintanımının yapıldığını ve hangi ödemelerin ücretsayılabileceğinin belirtildiğini, buna göre Vakfa işveren payı olarak ödenentutarların ücretin unsurlarınıtaşımadığını ifade etmiştir. Başvurucuya göre söz konusu ödemeler anılan Kanunmaddesinde sayılmamıştır. Başvurucu ayrıca aynı Kanun'un 94. maddesiçerçevesinde ücret gelirlerininstopaj yoluyla vergilendirilmesi bakımından vergiyi doğuran olayın hukuki,ekonomik ve fiilî tasarrufa bağlandığını vurgulamıştır. Başvurucu somut olaydaise Vakfa yapılan ödemenin ücretinunsurlarını içermediği gibi ödeme yapıldığı anda üye açısından elde etme koşulunun da gerçekleşmediğini,buna rağmen belirtilen katkı payları üzerinden gelir vergisi ödemek zorundakaldığını belirtmiştir.
20. Başvurucu ayrıca benzer bir bireysel başvuruda AnayasaMahkemesi tarafından kanunilik ölçütü yönünden mülkiyet hakkının ihlaledildiğine karar verildiğine işaret etmiştir. Başvurucu bunun yanında, konuyailişkin Hazine ve Maliye Bakanlığı özelgesi ileYargıtay Dairesi kararının gözönüne alınmadan kararverildiğinden yakınarak Vakfa yaptığı katkı payı ödemeleri üzerinden vergi veceza tahsil edilmesi nedeniyle mülkiyet ve adil yargılanma haklarının ihlaledildiğini ileri sürmüştür.
2. Değerlendirme
21. Anayasa’nın"Mülkiyet hakkı" kenar başlıklı 35. maddesi şöyledir:
“Herkes,mülkiyet ve miras haklarına sahiptir.
Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunlasınırlanabilir.
Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararınaaykırı olamaz.”
22. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılanhukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifinikendisi takdir eder (Tahir Canan,B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucu konuya ilişkin özelgeile Yargıtay Dairesi kararının gözönüne alınmadankarar verilmesi nedeniyle adil yargılanma hakkının da ihlal edildiğini ilerisürmektedir. Ancak başvurucunun Vakfa çalışanlar adına ödediği katkı paylarınınücret olarak kabul edilerekbunlar üzerinden gelir vergisi ve cezaları tahsil edilmesi esas itibarıylamülkiyet hakkını ilgilendirmektedir. Bu sebeple başvurucunun yukarıdabelirtilen şikâyetinin mülkiyet hakkının ihlali iddiası kapsamında incelenmesigerektiği değerlendirilmiştir.
a. Kabul EdilebilirlikYönünden
23. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğinekarar verilmesini gerektirecek başka bir nedeni de bulunmadığı anlaşılanmülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğunakarar verilmesi gerekir.
b. Esas Yönünden
i. Mülkün ve MüdahaleninVarlığı ile Türü
24. Somut olayda başvurucu Banka, 2013 yılı Şubatayı dönemi için ihtirazi kayıtla beyanname vermiş vebu beyannameye istinaden tahakkuk ettirilen gelir vergisi ve pişmanlık zammıtutarları ödenmiştir. Vergilendirme işleminin mülkiyet hakkına müdahale teşkilettiği hususunda tereddüt bulunmamaktadır (benzer yöndeki değerlendirmeler içinbkz. İskenderun Demir ve Çelik A.Ş.[GK], B. No: 2015/941, 25/10/2018, § 45; Türkiyeİş Bankası A.Ş. [GK], B. No: 2014/6192, 12/11/2014, § 48).
25. Anayasa Mahkemesinin önceki kararlarında; vergi ve benzeriyükümlülükler ile sosyal güvenlik prim ve katkılarını belirlemeye, değiştirmeyeve bunların ödenmesini güvence altına almaya yönelik müdahalelerin -taşıdığıamaçlar dikkate alındığında- devletin mülkiyetinkamu yararına kullanımını kontrol veya düzenleme yetkisi kapsamındaincelenmesi gerektiği kabul edilmiştir (AhmetUğur Balkaner [GK], B. No: 2014/15237,25/7/2017, § 49; Arif Sarıgül, B.No: 2013/8324, 23/2/2016, § 50; NarsanPlastik San. ve Tic. Ltd. Şti., B. No: 2013/6842, 20/4/2016, § 71; İskenderun Demir ve Çelik A.Ş., § 46).Somut olayda da gelir vergisi ile pişmanlık zammı tahsil edildiğine göre builkelerden ayrılmayı gerektirir bir durum olmadığından müdahalenin mülkiyetin kamu yararına kullanımının düzenlenmesiçerçevesinde incelenmesi uygun görülmüştür.
ii. Müdahalenin İhlalOluşturup Oluşturmadığı
26. Anayasa'nın 13. maddesi şöyledir:
"Temel hak ve hürriyetler, özlerinedokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplerebağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanınsözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerineve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."
27. Anayasa’nın 35. maddesinde mülkiyet hakkı sınırsız bir hakolarak düzenlenmemiş, bu hakkın kamu yararı amacıyla ve kanunlasınırlandırılabileceği öngörülmüştür. Mülkiyet hakkına müdahalede bulunulurkentemel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasına ilişkin genel ilkeleridüzenleyen Anayasa'nın 13. maddesinin de gözönündebulundurulması gerekmektedir. Dolayısıyla mülkiyet hakkına yönelik müdahaleninAnayasa'ya uygun olabilmesi için müdahalenin kanuna dayanması, kamu yararıamacı taşıması ve ayrıca ölçülülük ilkesi gözetilerek yapılması gerekmektedir(RecepTarhan ve Afife Tarhan, B. No: 2014/1546, 2/2/2017, § 62).
(1) Kanunilik
28. Anayasa'nın 35. maddesinin ikinci fıkrasında, mülkiyethakkının ancak kamu yararı amacıyla kanunla sınırlanabileceği belirtilmeksuretiyle mülkiyet hakkına yönelik müdahalelerin kanunda öngörülmesi gerektiğiifade edilmiştir. Öte yandan temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasınailişkin genel ilkeleri düzenleyen Anayasa'nın 13. maddesi de hak ve özgürlüklerin ancak kanunlasınırlanabileceğini temel bir ilke olarak benimsemiştir. Buna göremülkiyet hakkına yapılan müdahalelerde dikkate alınacak öncelikli ölçüt,müdahalenin kanuna dayalı olmasıdır (FordMotor Company, B. No: 2014/13518,26/10/2017, § 49).
29. Hak ve özgürlüklerin, bunlara yapılacak müdahalelerin vesınırlandırmaların kanunla düzenlenmesi bu haklara ve özgürlüklere keyfî müdahaleyiengelleyen, hukuk güvenliğini sağlayan demokratik hukuk devletinin en önemliunsurlarından biridir (Tahsin Erdoğan,B. No: 2012/1246, 6/2/2014, § 60).
30. Müdahalenin kanuna dayalı olması öncelikle şeklî manada birkanunun varlığını zorunlu kılar. Şeklî manada kanun, Türkiye Büyük MilletMeclisi (TBMM) tarafından Anayasa'da belirtilen usule uygun olarak kanun adıaltında çıkarılan düzenleyici yasama işlemidir. Mülkiyet hakkına müdahaleedilmesi ancak yasama organınca kanun adı altında çıkarılan düzenleyiciişlemlerde müdahaleye imkân tanıyan bir hükmün bulunması şartına bağlıdır. TBMMtarafından çıkarılan şeklî anlamda bir kanun hükmünün bulunmaması mülkiyethakkına yapılan müdahaleyi anayasal temelden yoksun bırakır (Ali Hıdır Akyol ve diğerleri [GK], B. No:2015/17510, 18/10/2017, § 56).
31. Kanunun varlığı kadar kanun metninin ve uygulamasının dabireylerin davranışlarının sonucunu öngörebileceği ölçüde hukuki belirliliktaşıması gerekir. Bir diğer ifadeyle kanunun kalitesi de kanunilik koşulununsağlanıp sağlanmadığının tespitinde önem arz etmektedir (Necmiye Çiftçi ve diğerleri, B. No:2013/1301, 30/12/2014, § 55). Bu bağlamda müdahalenin kanuna dayalı olması,müdahaleye ilişkin yeterince ulaşılabilir ve öngörülebilir kanun hükümlerinin bulunmasınıgerektirmektedir (Türkiye İş Bankası A.Ş.,§ 44).
32. Hukuki güvenlik ve hukuki belirlilik ilkeleri, hukukdevletinin ön koşullarındandır. Kişilerin hukuki güvenliğini sağlamayıamaçlayan hukuki güvenlik ilkesi hukuk normlarının öngörülebilir olmasını,bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin deyasal düzenlemelerinde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasınıgerekli kılar (AYM, E.2013/39, K.2013/65, 22/5/2013; E.2014/183, K.2015/122,30/12/2015, § 5). Belirlilik ilkesi ise yasal düzenlemelerin hem kişiler hem deidare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık,net, anlaşılır ve uygulanabilir olmasını; ayrıca kamu otoritelerinin keyfîuygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesini ifade etmektedir (AYM,E.2013/39, K.2013/65, 22/5/2013; E.2010/80, K.2011/178, 29/12/2011).
33. Hukuk kurallarının ne şekilde yorumlanacağı veya birdenfazla yorumunun mümkün olduğu durumlarda bu yorumlardan hangisininbenimseneceği derece mahkemelerinin yetkisinde olan bir husustur. AnayasaMahkemesinin bireysel başvuruda derece mahkemelerince benimsenen yorumlardan birineüstünlük tanıması veya derece mahkemelerinin yerine geçerek hukuk kurallarınıyorumlaması bireysel başvurunun amacıyla bağdaşmaz (Mehmet Arif Madenci, B. No: 2014/13916, 12/1/2017, § 81).
(2) İlkelerinOlaya Uygulanması
(a) ŞekliAnlamda Kanunun Varlığı
34. Başvurucu Banka; çalışanları adına Vakfa yaptığı katkı payıödemelerinin ücretsayılamayacağını, bu sebeple kendisinden gelir vergisi tahsil edilmesininkanuni bir dayanağının olmadığını öne sürmektedir. Başvurucu aynı iddialarıderece mahkemeleri önünde de dile getirmiştir. Derece mahkemeleri ise gelirvergisi yönünden 193 sayılı Kanun'un 1., 2., 61. ve 94. maddelerini kanunidayanak olarak göstermişlerdir. Bu kanun hükümlerinin, TBMM tarafındanAnayasa'da belirtilen usule uygun olarak kanun adı altında çıkarılandüzenleyici yasama işlemi oldukları açıktır.
(b) Ulaşılabilirlik
35. Söz konusu kanun hükümlerinin Resmî Gazete'deyayımlandıkları dikkate alındığında yeterince ulaşılabilir olduklarında kuşkubulunmamaktadır.
(c) Belirlilik
36. Somut olay bakımından önem taşıyan unsurlardan biri mülkiyethakkına yapılan vergisel müdahale yönünden uygulanan kanun hükmünün belirlilik ölçütünü sağlayıpsağlamadığıdır. Başvurucu Banka,çalışanları adına Vakfa ödediği katkı paylarının ilgili kanun hükümlerine göre ücret sayılamayacağını iddia etmektedir.
37. Bununla birlikte Vergi İdaresi ve başvurucunun iddiasınıinceleyen derece mahkemeleri söz konusu katkı paylarının ücret olarak nitelendirilebileceğisonucuna ulaşmışlardır. Derece mahkemeleri 193 sayılı Kanun'a göre bir ödemeninücret sayılabilmesi için birişyerinde bir işverene bağlı olarak çalışma yapılması ve bunun karşılığında birmenfaat elde edilmesi gerektiğini belirtmişlerdir. Kamu makamları tarafından sonuçolarak başvurucu Bankanın iş sözleşmesiyle bağlı çalışanlarına doğrudan ödediğiücrete ek olarak Vakıfaracılığıyla sağladığı maddi menfaatler de ücretolarak kabul edilmiştir. Bu ödemelerin ücret olarak kabul edilmesi ise 193sayılı Kanun hükümlerine göre gelir vergisi alınmasını gerektirmektedir.
38. Başvurucu Banka bu çerçevede ilk olarak Vakfa yapılanödemelerin iş akdi çerçevesinde Vakıf üyelerinin hizmeti karşılığı yapılan birödeme olmadığını öne sürmektedir. Başvurucuya göre Bankanın Vakıf senedindenkaynaklanan katılım payı ödeme borcu bulunmakta olup Vakıf da senedinde yeralan yardımları üyeye sağlama yükümlülüğü altındadır. Vergi İdaresi ve derecemahkemeleri ise Vakıf aracılığıyla sağlanmış olsa da sonuç olarak başvurucuBankanın işveren sıfatıyla tek taraflı iradesiyle iş sözleşmesi çerçevesindeçalışanları adına birtakım maddi menfaatler sağladığını belirtmişlerdir. Bunagöre ödemenin Banka tarafından Vakıf senedinde bir yükümlülük olarak öngörülmüşolması paranın çalışanlara bir maddi menfaat olarak yansıtıldığı olgusunuortadan kaldırmamaktadır.
39. Başvurucu Banka ayrıca Vakfa yapılan ödemelerin ücret olarak değerlendirilebilmesi içinbu ödeme üzerinde çalışanların hukuki ve ekonomik tasarruf hakkının bulunmasıgerektiğini vurgulamıştır. Başvurucu Banka somut olay yönünden ise söz konusuödemeler üzerinde ödemenin yapıldığı anda Vakıf üyelerinin hiçbir tasarrufhaklarının bulunmadığını belirtmiştir. Buna karşılık derece mahkemeleri,yapılan ödemeler karşılığında sadece çalışanlara özgü olmak üzere ve çalışaniçin ödenen prim sayısı esas alınarak borç vermek, ölüm aylığı ve emeklilikaylığı bağlamak veya toplu ödeme yapmak gibi birtakım menfaatlerin sağlandığınaişaret etmişlerdir. Banka tarafından ödenen tutarların anlık olarak işçinintasarrufuna amade kılınmamasının ise kanuni bir zorunluluktan değil Vakıfsenedindeki düzenlemeden kaynaklandığı ifade edilmiştir. Bu ödemelerin ayrı birhesapta kişi başında izlenmesi, şartlar gerçekleştiğinde ödenmesi, başvurucuBanka tarafından bu Vakfa ödenen işçi payları üzerinden tevkifatyapılması gibi unsurlar karşısında tasarruf imkânının mevcut olduğudeğerlendirilerek sonuca varılmıştır.
40. Anayasa Mahkemesinin -daha önceki kararlarda da değinildiğiüzere- bireysel başvuru kapsamında, vergiye ilişkin hukuk kurallarını yorumlamaveya vergisel olay ve olguları değerlendirme gibi bir görevi bulunmamaktadır.Bireysel başvurunun ikincilliği ilkesi gereğince delillerin değerlendirilmesive hukuk kurallarının yorumlanması derece mahkemelerinin takdirinde olup açıkbir keyfîlik olmadığı veya bariz takdir hatasıiçermediği takdirde Anayasa Mahkemesinin bu takdiryetkisinemüdahalesi söz konusu olamaz (Reis OtomotivTicaret ve Sanayi A.Ş. [GK], B. No: 2015/6728, 1/2/2018, § 102; İskenderun Demir ve Çelik A.Ş., § 71).Anayasa Mahkemesi, bireysel başvuruda derece mahkemelerinin yorumlarının temelhak ve özgürlükler üzerindeki etki ve sonuçlarını değerlendirir.
41. Bu bağlamda bir ödemenin 193 sayılı Kanun'un 61. maddesinegöre gelir vergisine tabi ücret kapsamında olup olmadığının değerlendirilmesi-kural olarak- derece mahkemelerinin takdirindedir. Nitekim başvuruya konuolayda da başvurucunun iddiaları ilk derece mahkemesince ayrıntılı olarakdeğerlendirilmiş, başvurucunun kanun yolunda ileri sürdüğü itirazlar daDanıştay Dairesince bireysel başvuruya konu karara atıfla sonuca bağlanmıştır.193 sayılı Kanun'un 61. maddesinde ücret, "işverenetabi belirli bir işyerine bağlı olarak çalışanlara hizmet karşılığı verilenpara ve ayınlar ile sağlanan ve para ile temsil edilebilen menfaatler"olarak tanımlandığına göre somut olayda işveren,işyeri ve maddi menfaat unsurlarını esas alanderece mahkemelerinin kararlarının açıkça keyfî de olmadıkları anlaşılmaktadır.Olayda vergi inceleme raporu üzerine yapılan tarhiyatlara karşı açılandavalarda farklı yargı kararları verildiği görülmekle birlikte kısa süre içindeDanıştay'ın bu farklılıkları gidererek içtihatta bir uyumun yakalanmasınısağladığı ve Banka tarafından sağlanan söz konusu menfaatin ücret olarakvergilendirilebileceği hususunda bir konsensüsün oluştuğu görülmektedir.
42. Anayasa Mahkemesi daha önce verginin kanuniliği ilkesigereği vergi yoluyla yapılacak müdahalelerin temel dayanağı olan kanunların dailgili kişinin davranışlarını belirlemesi amacıyla kolayca ulaşabileceği,gerektiğinde profesyonel yardım almak suretiyle de olsa anlayabileceği, açık,net ve yeterince belirgin nitelikte düzenlemeler olması gerektiğinivurgulamıştır. Ancak her zaman kanunlarda mutlak bir açıklığın beklenemeyeceği,bu sebeple kanuni düzenlemelerde mevcut olan yoruma ihtiyaç duyulan hususlarınuygulamadaki yorumlarla giderilebileceği açıklanmıştır (Türkiye İş Bankası A.Ş., § 53).
43. Nitekim 4/1/1961 tarihli ve 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nunbazı hükümlerinde de genel çerçevesi ve ana unsurları kanunla belirlenenvergilendirmenin uzmanlık gerektiren teknik yönleri bakımından kanunhükümlerinde mutlak bir açıklığın bulunmayabileceği öngörülmüştür. Örneğin buKanun'un ek 1. maddesinde kanun hükümlerineyeterince nüfuz edilememesi nedeniyle vergi ziyaınasebep olunmasının bir uzlaşma sebebi oluşturduğu açıklanmıştır. Ayrıca Kanun'un369. maddesinde de vergi uygulanmasında tereddütünoluşması nedeniyle idari yoruma başvurulmasının gerekli olması hâlinde idaredenizahat istenebilmesi ancak verilen izahatın yanlış olması ile bir hükmün uygulanmatarzına ilişkin içtihadın değişmiş olmasının sonuçları düzenlenmiştir.
44. Türkiye İş Bankası A.Ş.kararında somut olayda yoruma ihtiyaç gösteren esas tartışma konusunun,sağlanan menfaatin çalışanlarca ne zaman elde edilmiş sayılacağına ilişkin olduğubelirtilmiştir. Anayasa Mahkemesi ilgili kanun hükümlerinin yorumuna ilişkinlehe ve aleyhe yapılan değerlendirmelerden Banka tarafından Vakfa katkı payıödenmesinde çalışanlarca menfaatin ne zaman elde edildiği hususunun kanunhükümlerinden açık ve net bir şekilde çıkarılamayacak olduğuna dikkatçekmiştir. Buna göre vergilendirme işlemine ilişkin vergilendirme dönemindençok sonra Danıştayca yapılan yorumun, geçmişe etkilibir şekilde uygulanması dolayısıyla ortaya çıkacak sonuçlara bireylerin katlanmasınıbeklemek hakkaniyete uygun olmayacaktır (Türkiyeİş Bankası A.Ş., § 58). Dolayısıyla Anayasa Mahkemesi başvurucudangelir vergisi tahsil edilmesine gerekçe olarak oluşturan ücrete ilişkin kanunhükmünün yorumu gerektirdiğine işaret ederek ve esas itibarıyla kanunun buşekilde yorumlanmasının öngörülebilirolup olmadığını değerlendirerek sonuca varmıştır.
45. Bu durumda başvurucu Bankadan tahsil edilen gelir vergisinedayanak oluşturan ücret tanımıKanun'da açıkça yer almaktadır. Bu çerçevede kazuistikbir biçimde ücretlerin tek tek sayılması yerine ücret sayılabilme ölçütlerinemakul bir biçimde yer verilmesi de kanun hükümlerinin belirli olarak kabul edilebilmesi içinyeterli görülmelidir. Belirtilen tanım çerçevesinde neyin ücret olup olmadığınıtespit etmek ise ilgili kanun hükmünün belirlenen ölçütler çerçevesindeyorumlanmasını gerektirmektedir. Bu gibi yoruma ihtiyaç duyulan hususlarıdeğerlendirme bakımından görevli olan derece mahkemelerince somut olaybağlamında keyfî olarak kabul edilemeyecek biçimde ilgili kanun hükümleriyorumlanmak suretiyle bu tespitin yapıldığı dikkate alındığında müdahalenindayandığı kanuni düzenlemelerin yeterli ölçüde belirliolduğu sonucuna varılmıştır.
(d) Öngörülebilirlik
46. Müdahalenin kanuniliği yönünden son olarak dayanılan kanunhükümlerinin öngörülebilir bir biçimde uygulanıp uygulanmadığı belirlenmelidir.
47. Anayasa Mahkemesi daha önce Türkiyeİş Bankası A.Ş. başvurusunda öngörülebilirlik yönünden öncelikleVakfın kurulduğu 1974 yılından vergi incelemesinin yapıldığı 2012 yılına kadarVergi İdaresinin, Banka tarafından Vakfa ödenen katkı paylarınınvergilendirilmesine ilişkin bir girişiminin veya emsal bir uygulamasınınolmadığına özellikle vurgu yapmıştır. Bu doğrultuda Banka tarafından uzun yıllarboyunca yapılan katkı payı ödemeleri vergilendirilmediği gibi konu ile ilgiliYargıtay kararı ve özelge de dikkate alındığındabaşvuru konusu 2007 yılı vergilendirme döneminde söz konusu katkı payıödemelerinin ücret kapsamında değerlendirilerek vergilendirileceğininöngörülemeyeceği kabul edilmiştir. Diğer bir deyişle başvurucudan, söz konusuvergilendirme dönemi itibarıyla bu ödemelerin vergiye tabi olacağınıöngörmesini beklemenin mümkün olmadığı kanaatine ulaşılmıştır (Türkiye İş Bankası A.Ş., § 58).
48. Anayasa Mahkemesi verginin dayandığı ücret unsuruna ilişkin kanun hükmününözellikle konu hakkındaki Danıştay içtihadıyla yorumlanmak suretiyleöngörülebilirliğin sağlanabildiğini tespit etmiştir (Türkiye İş Bankası A.Ş., § 61).Dolayısıylamüdahalenin dayandığı kanun hükümlerinin öngörülebilir bir biçimde uygulanıpuygulanmadığı ancak verginin tahsil edildiği dönemdeki mevcut koşullara göreher somut olay bağlamında ayrıca yapılacak bir değerlendirmeye görebelirlenmelidir.
49. Başvuru konusu olayda ise başvurucu Banka ekli (1) numaralıtabloda belirtilen vergilendirme dönemleri yönünden düzenlediği beyannamelerile gelir ve damga vergilerini ödemiştir. İlk defa ise 4/1/2013 tarihli vergiinceleme raporu ile söz konusu katkı paylarının ücret olarak kabul edilmesi gerektiği belirtilmiştir. Burapora dayanılarak yapılan tarhiyatlara karşı açılan davalarda da söz konusumenfaatin ücret niteliğinde olduğu ve vergilendirilmesi gerektiği nihai olarakkarara bağlanmış ve böylece 193 sayılı Kanun hükümlerine dair idari yorumhukuka uygun görülmüştür. Buna göre uzun süredir tabi tutulduğu vergiincelemelerinde Vakfa çalışanlar adına yaptığı ödemeler nedeniyle herhangi bireleştiriye uğramayan başvurucu Bankanın 2013 yılı Ocakayındaki vergi incelemesi sonucunda düzenlenen raporda bu ödemelerinden tevkifatta bulunması gerektiği ortaya konulmuştur.Başvurucu Banka 2013 yılı Ocak ayı itibarıyla buinceleme sonuçlarından haberdar olmuş ve bu işlemlere karşı 2013 yılındaçeşitli vergi mahkemelerinde davalar açmış, yapılan yargılamalar neticesindeaynı yıl verilen Danıştay kararları ile katkı payı ödemelerinin ücret sayılması gerektiği yönündeki idariişlemler hukuka uygun bulunmuştur. Dolayısıyla bu idari ve yargısal süreçlerbir bütün olarak dikkate alındığında ekli (1) numaralı tabloda yer alanvergilendirme dönemleri itibarıyla Banka katkı payı ödemelerinin ücretniteliğinde olduğu ve vergilendirmeye tabi tutulması gerektiğine ilişkinmüdahalenin öngörülebilir olduğuaçıktır.
(3) MeşruAmaç
50. Anayasa'nın 13. ve 35. maddeleri uyarınca mülkiyet hakkıancak kamu yararı amacıyla sınırlandırılabilmektedir. Kamu yararı kavramı,mülkiyet hakkının kamu yararının gerektirdiği durumlarda sınırlandırılmasıimkânı vermekle, bir sınırlandırma amacı olmasının yanı sıra mülkiyet hakkınınkamu yararı amacı dışında sınırlanamayacağını öngörerek ve bu anlamda birsınırlama sınırı oluşturarak mülkiyet hakkını etkin bir şekilde korumaktadır.Kamu yararı kavramı, devlet organlarının takdir yetkisini de beraberindegetiren bir kavram olup objektif bir tanıma elverişli olmayan bu ölçütün hersomut olay temelinde ayrıca değerlendirilmesi gerekir (Nusrat Külah,B. No:2013/6151, 21/4/2016, §§ 53, 56; Yunis Ağlar,B. No: 2013/1239, 20/3/2014, §§ 28, 29).
51. Anayasa'nın 73. maddesinde, herkesin, kamu giderlerinikarşılamak üzere mali gücüne göre vergi ödemekle yükümlü bulunduğu, vergiyükünün adaletli ve dengeli dağılımının maliye politikasının sosyal amacıolduğu ve vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlülüklerin kanunla konulması,değiştirilmesi veya kaldırılması gerektiği belirtilerek hem yükümlüler hem dedevlet yönünden vergi ödevinin temel ilkeleri gösterilmiştir. Herkes tarafındanyerine getirilmesi gereken bir yükümlülük olarak kabul edilen ve devletinkamusal gereksinimlerini karşılaması için egemenlik gücüne dayanarak tektaraflı iradesiyle kişilere yüklediği bir kamu alacağı şeklinde tanımlananverginin, anayasal sınırlar içinde salınıp toplanması zorunluluğu açıktır.Vergilendirmede genel kural, kanunla belirlenmiş konularda kişilerden vergi,resim ve harç alınmasıdır. Kanun koyucu, Anayasa'ya aykırı olmamak koşuluylavergilendirilecek alanların seçiminde yetkili olduğu gibi bu vergilerinmatrahlarına dâhil olan unsurları da belirleme yetkisine sahiptir (AYM, E.2013/48,K.2014/198, 25/12/2014).
52. Dolayısıyla somut olay bağlamında başvurucu Bankanınçalışanları adına Vakfa ödediği katkı paylarının ücret kabul edilerek bunlardan gelir vergisi tahsiledilmesinin kamu yararına dayalı meşru bir amaç olduğu kuşkusuzdur.
(4) Ölçülülük
(a) Genelİlkeler
53. Son olarak kamu makamlarınca başvurucunun mülkiyet hakkınayapılan müdahaleyle gerçekleştirilmek istenen amaç ile bu amacı gerçekleştirmekiçin kullanılan araçlar arasında makul bir ölçülülük ilişkisinin olup olmadığıdeğerlendirilmelidir.
54. Ölçülülük ilkesi elverişlilik,gereklilik ve orantılılık olmak üzere üç alt ilkedenoluşmaktadır. Elverişliliköngörülen müdahalenin ulaşılmak istenen amacı gerçekleştirmeye elverişliolmasını, gereklilik ulaşılmakistenen amaç bakımından müdahalenin zorunlu olmasını yani aynı amaca daha hafifbir müdahale ile ulaşılmasının mümkün olmamasını, orantılılık ise bireyin hakkına yapılan müdahale ileulaşılmak istenen amaç arasında makul bir dengenin gözetilmesi gerekliliğiniifade etmektedir (AYM, E.2011/111, K.2012/56, 11/4/2012; E.2014/176, K.2015/53,27/5/2015; E.2016/13, K.2016/127, 22/6/2016, § 18; Mehmet Akdoğan ve diğerleri, B. No: 2013/817, 19/12/2013, §38).
55. Orantılılık ilkesi gereği kişilerin mülkiyet hakkınınsınırlandırılması hâlinde elde edilmek istenen kamu yararı ile bireyin haklarıarasında adil bir dengenin kurulması gerekmektedir. Bu adil denge, başvurucununşahsi olarak aşırı bir yüke katlandığının tespit edilmesi durumunda bozulmuşolacaktır. Anayasa Mahkemesi; müdahalenin orantılılığını değerlendirirken birtaraftan ulaşılmak istenen meşru amacın önemini, diğer taraftan da müdahaleninniteliğini, başvurucunun ve kamu otoritelerinin davranışlarını gözönünde bulundurarak başvurucuya yüklenen külfeti dikkatealacaktır (Arif Güven, B. No:2014/13966, 15/2/2017, §§ 58, 60; Osman Ukav, B. No: 2014/12501, 6/7/2017, § 71).
(b) İlkelerinOlaya Uygulanması
56. Somut olayda vergi tahsil edilmesi yönündeki müdahaleninmeşru amacının dayandığı kamu yararını gerçekleştirmeye elverişli olduğunda kuşku bulunmamaktadır.Müdahalenin gerekliliği yönünden ise vergi politikalarının belirlenmesi veuygulanması bakımından kamu makamlarının geniş bir takdir yetkisi olduğudikkate alınmalıdır. Bunun yanında başvurucu müdahalenin gerekli olmadığını gösterir herhangi birsomut olgu da gösterememiştir.
57. Müdahalenin orantılılığı yönünden ise öncelikle mülkiyethakkının usule ilişkin güvencelerinin sağlanmadığı yönünde bir şikâyetin mevcutolmadığına dikkati çekmek gerekir. Nitekim mülkiyet hakkının ihlal edildiğiniileri süren başvurucunun bu iddialarını açmış olduğu iptal davasında da etkinbir biçimde ileri sürebilmiştir. Başvurucunun iddia ve itirazları ise ibrazettiği deliller çerçevesinde derece mahkemelerince ilgili hukuk kurallarıyorumlanmak suretiyle makul bir biçimde karşılanmıştır (bkz. §§ 39,49).
58. Diğer taraftan başvurucu Banka ödemiş olduğu söz konusuvergilerin açıkça orantısız olduğunu öne sürmediği gibi kamu makamlarınınşikâyete konu uygulamasının yalnızca başvurucu Banka yönünden uygulanması dasöz konusu değildir. Diğer bir deyişle başvurucu Banka somut olay bağlamındamüdahalenin kendisine şahsi olarak aşırı bir külfet yüklediğini ortayakoyamamıştır. Bu durumda müdahalenin meşru amacının dayandığı kamu yararı ilebaşvurucunun mülkiyet hakkının korunması arasında olması gereken adil dengeninbozulmadığı sonucuna varılmıştır. Dolayısıyla başvurucunun mülkiyet hakkınayapılan müdahale ölçülüdür.
59. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 35. maddesinde güvencealtına alınan mülkiyet hakkının ihlal edilmediğine karar verilmesi gerekir.
B. Ekli (2) NumaralıTablodaki Başvurular Yönünden
1. Başvurucunun İddialarıve Bakanlık Görüşü
60. Başvurucu Banka, çalışanları adına Vakfa yapılan katkı payıödemelerinin vergiye tabi ücretniteliği taşıdığı gerekçesiyle öngörülebilir ve belirli olmayacak bir biçimde tahsiledilmesinden yakınmakta olup mülkiyet ve adilyargılanma haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
2. Değerlendirme
61. Başvuru konusu ile ilgili ilkeler daha önce AnayasaMahkemesi tarafından 12/11/2014 tarihli kararda ortaya konulmuştur (Türkiye İş Bankası A.Ş., §§ 34-61). Bunagöre her ne kadar başvurucular adil yargılanma hakkının da ihlal edildiğiniileri sürmüşlerse de başvurucuların belirtilen şikâyetleri ilgili olduğumülkiyet hakkı kapsamında incelenmiştir.
62. Anılan kararda, Anayasa Mahkemesince, Vakfa ödenen katkıpaylarının ücret olarak kabuledilip edilemeyeceği hususunun kural olarak kanun koyucunun takdirinde olduğubelirtilmiş, ancak Vakfın kurulmuş olduğu tarihten vergi incelemesininyapıldığı 2012 yılına kadar Banka tarafından Vakfa ödenen katkı paylarınınvergilendirilmediğine vurgu yapılmıştır. Anayasa Mahkemesi başvuruya konuedilen vergilendirme dönemleri itibarıyla başvuruculardan bu ödemelerin vergiyetabi olacağını öngörmelerini beklemenin mümkün bulunmadığını kabul etmiştir (Türkiye İş Bankası A.Ş., §§ 58-60). Sonuçolarak Vakfa ödenen katkı paylarının ücretsayılarak vergilendirilmesine ilişkin işlemlerin vergilendirme dönemiitibarıyla öngörülebilir bir kanuni dayanağının bulunmadığı anlaşıldığındanVakfa yapılan katkı payı ödemeleri üzerinden vergi tahsil edilmesi nedeniylebaşvurucuların Anayasa'nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyethaklarının ihlal edildiğine karar verilmiştir (Türkiyeİş Bankası A.Ş., § 61).
63. Ekli (2) numaralı bireysel başvuru dosyalarına konuvergilendirme dönemleri 2012 yılının çeşitli aylarıdır. Dolayısıyla yineyukarıda da değinildiği üzere ilk defa 4/1/2013 tarihli vergi inceleme raporuile söz konusu katkı paylarının ücretolarak kabul edilmesi gerektiği belirtildiğine göre somut olay bağlamında butarihten önceki vergilendirme dönemleri yönünden müdahalenin dayandığı kanunhükümlerinin öngörülebilir olmadığıaçıktır. Sonuç olarak belirtilen ilkelerden ayrılmayı gerektirir bir durumunbulunmadığı anlaşıldığından bu başvurulara konu vergileme dönemleri itibarıylabaşvurucunun mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin öngörülebilir bir kanuni dayanağının bulunmadığı kanaatinevarılmıştır.
64. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun Anayasa’nın 35.maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine kararverilmesi gerekir.
C. 6216 Sayılı Kanun'un50. Maddesi Yönünden
65. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa MahkemesininKuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2)numaralı fıkraları şöyledir:
“(1)Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya daedilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin vesonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir...
(2)Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali vesonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgilimahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayanhâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde davaaçılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme,Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadankaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”
66. Bireysel başvuru kapsamında bir temel hak ve hürriyetinihlal edildiğine karar verildiği takdirde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırıldığındansöz edilebilmesi için temel kural, mümkün olduğunca eski hâle getirmenin yaniihlalden önceki duruma dönülmesinin sağlanmasıdır. Bunun için ise öncelikledevam eden ihlalin durdurulması, ihlale konu kararın veya işlemin ve bunlarınyol açtığı sonuçların ortadan kaldırılması, varsa ihlalin sebep olduğu maddi vemanevi zararların giderilmesi, ayrıca bu bağlamda uygun görülen diğertedbirlerin alınması gerekmektedir (MehmetDoğan [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, § 55).
67. Başvurucu Banka, yeniden yargılamaya karar verilmesi vemaddi tazminat talebinde bulunmuştur.
68. Başvuruda vergilendirme ile ilgili idari bir işlemden dolayımülkiyet hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır. Bununla birlikte İdaretarafından yol açılan ihlale yönelik olarak etkili bir hukuk yolunun mevcutolduğu ancak başvurucuların açtığı davanın reddedilmekle ihlalin sonuçlarınıngiderilmemiş olduğu görülmektedir.
69. Bu durumda somut başvuru bakımından ihlalin idari işlemdenkaynaklandığı tespit edilmekle birlikte yeniden yargılama yoluyla derecemahkemelerinin mülkiyet hakkının ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmaimkânının bulunduğu anlaşılmakla yeniden yargılama yapılmasında hukuki yararbulunduğundan kararın bir örneğinin yeniden yargılama yapılmak üzere ekli (2)numaralı tablonun (E) sütununda yer alan mahkemelere gönderilmesine kararverilmesi gerekir.
70. Yeniden yargılama yapılmak üzere dosyanın yetkili yargımerciine gönderilmesine karar verilmesinin ihlal iddiası açısından yeterli birgiderim oluşturduğu anlaşıldığından başvurucunun tazminat taleplerinin reddinekarar verilmesi gerekir.
71. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 1,251,50 TL harç ve 2.475TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 3.726,50 TL tutarındaki yargılama giderininbaşvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Başvurucunun kamuya açık belgelerde kimliklerinin gizlitutulması talebinin REDDİNE,
B. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABULEDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
C. 1. Ekli (1) numaralı tabloda yer alan bireysel başvurularyönünden Anayasa'nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkınınİHLAL EDİLMEDİĞİNE,
2. Ekli (2) numaralı tabloda yer alan bireysel başvurularyönünden Anayasa'nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkınınİHLAL EDİLDİĞİNE,
D. Kararın bir örneğinin mülkiyet hakkının ihlalininsonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere ekli(2) numaralı tablonun (E) sütununda yer alan mahkemelere GÖNDERİLMESİNE,
E. 1.251,50 TL harç ve 2.475 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam3.726,50 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,
F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucuların Hazine veMaliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına;ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihinekadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE4/7/2019 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.
(1) NUMARALI TABLO
(A)
(B)
(C)
(D)
(E)
(F)
Bireysel Başvuru Numarası
Başvuru Tarihi
Vergi Dairesi
Vergilendirme Dönemi
İlk Derece Mahkemesi
Esas Numarası
2016/2760
12/2/2016
Boğaziçi Kurumlar
2014 Mayıs
İstanbul 7. Vergi Mahkemesi
2017/1747
2017/32639
17/8/2017
Boğaziçi Kurumlar
2014 Mart
İstanbul 8. Vergi Mahkemesi
2014/1273
2017/32646
17/8/2017
Boğaziçi Kurumlar
2013 Eylül
İstanbul 1. Vergi Mahkemesi
2014/1014
2017/32650
17/8/2017
Boğaziçi Kurumlar
2013 Mayıs
İstanbul 1. Vergi Mahkemesi
2014/1010
2017/32749
17/8/2017
Boğaziçi Kurumlar
2013 Aralık
İstanbul 1. Vergi Mahkemesi
2014/1005
2017/32756
17/8/2017
Boğaziçi Kurumlar
2013 Temmuz
İstanbul 1. Vergi Mahkemesi
2014/1011
2017/32868
17/8/2017
Boğaziçi Kurumlar
2013 Ocak
İstanbul 11. Vergi Mahkemesi
2014/904
2017/32876
17/8/2017
Boğaziçi Kurumlar
2014 Eylül
İstanbul 9. Vergi Mahkemesi
2014/2449
2017/32883
17/8/2017
Boğaziçi Kurumlar
2014 Haziran
İstanbul 7. Vergi Mahkemesi
2014/2288
2017/32903
17/8/2017
Boğaziçi Kurumlar
2014 Ağustos
İstanbul 8. Vergi Mahkemesi
2014/2282
2017/34561
12/9/2017
Boğaziçi Kurumlar
2013 Ekim
İstanbul 1. Vergi Mahkemesi
2014/1013
2017/34571
12/9/2017
Boğaziçi Kurumlar
2013 Haziran
İstanbul 1. Vergi Mahkemesi
2014/1012
2017/34702
12/9/2017
Boğaziçi Kurumlar
2013 Ağustos
İstanbul 1. Vergi Mahkemesi
2014/1015
2018/27257
16/8/2018
Boğaziçi Kurumlar
2015 Ağustos
İstanbul 14. Vergi Mahkemesi
2014/1163
2018/27270
16/8/2018
Boğaziçi Kurumlar
2014 Ekim
İstanbul 8. Vergi Mahkemesi
2014/3003
2018/28761
16/8/2018
Boğaziçi Kurumlar
2015 Nisan
İstanbul 10. Vergi Mahkemesi
2014/1400
2018/29114
16/8/2018
Boğaziçi Kurumlar
2015 Mart
İstanbul 11. Vergi Mahkemesi
2015/1156
2018/29132
16/8/2018
Boğaziçi Kurumlar
2015 Eylül
İstanbul 8. Vergi Mahkemesi
2015/2310
2018/29143
16/8/2018
Boğaziçi Kurumlar
2015 Haziran
İstanbul 7. Vergi Mahkemesi
2015/1880
(2) NUMARALI TABLO
(A)
(B)
(C)
(D)
(E)
(F)
Bireysel Başvuru Numarası
Başvuru Tarihi
Vergi Dairesi
Vergilendirme Dönemi
İlk Derece Mahkemesi
Esas Numarası
2016/5187
18/3/2016
Boğaziçi Kurumlar
2012 Eylül
İstanbul 11. Vergi Mahkemesi
2014/899
2016/5188
18/3/2016
Boğaziçi Kurumlar
2012 Kasım
İstanbul 11. Vergi Mahkemesi
2014/897
2017/32654
17/8/2017
Boğaziçi Kurumlar
2012 Mart
İstanbul 1. Vergi Mahkemesi
2014/1007
2017/34578
12/9/2017
Boğaziçi Kurumlar
2012 Şubat
İstanbul 1. Vergi Mahkemesi
2014/1008
2017/34698
12/9/2017
Boğaziçi Kurumlar
2012 Ocak
İstanbul 1. Vergi Mahkemesi
2014/1009