TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
Ü.B.K. BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2015/2536)
Karar Tarihi: 4/7/2019
R.G. Tarih ve Sayı: 25/7/2019 - 30842
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
GİZLİLİK TALEBİ KABUL
Başkan
:
Engin YILDIRIM
Üyeler
:
Recep KÖMÜRCÜ
Muammer TOPAL
M. Emin KUZ
Yıldız SEFERİNOĞLU
Raportör
:
Şermin BİRTANE
Başvurucu
:
Ü.B.K.
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, tıbbi ihmal sonucu organ kaybına uğranması nedeniylekişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkının; ameliyatı yapan doktorundavranışlarından dolayı şeref ve itibarın korunması bağlamında kişinin maddi vemanevi varlığını koruma hakkının; yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle de makulsürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 11/2/2015 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan önincelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölümtarafından yapılmasına karar verilmiştir.
5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, başvuru hakkında görüş bildirilmeyeceğinibelirtmiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
6. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylarözetle şöyledir:
7. Başvurucu rahim sarkması şikâyetiyle Hacettepe ÜniversitesiTıp Fakültesi Hastanesinde (Hastane) 23/3/2004 tarihinde Doktor A.A. tarafındanameliyat edilmiştir.
8. Başvurucu aynı şikâyetin devam etmesi nedeniyle 9/5/2005tarihinde Zekai Tahir Burak Kadın Sağlığı Eğitim ve Araştırma Hastanesindeyeniden ameliyat edilmiştir.
9. Başvurucunun çeşitli özel sağlık kuruluşlarında tedavigörmesine rağmen hastalığının iyileşmemesi üzerine en son olarak AnkaraÜniversitesi Tıp Fakültesinde 2/8/2010 tarihinde yapılan ameliyatlarahmialınmıştır.
A. Ön İnceleme Süreci
10. Başvurucu 5/8/2004 tarihinde ameliyatı yapan Doktor A.A. veK.B. hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunmuştur.Başvurucu şikâyet dilekçesinde; ameliyatında tıbbi hatalar yapıldığını,ameliyattan sonra iç kanama geçirmesine rağmen Doktor A.A.nınbunu anlayamadığını, dolayısıyla teşhis ve tedavide gecikme olduğunubelirtmiştir. Başvurucu ayrıca ameliyat sonrasında ağrıları olduğunu ilettiğiDoktor A.A.nın "Böyletaşikardilileri ameliyata almayacaksın. Sen de ikigündür tutturmuşsun sağ tarafım, sağ tarafım diye. Şunu götürün ultrasona daderdi neymiş anlayalım." diyerek elinde tuttuğu çarşafı üzerinefırlattığını belirtmiş, şüphelilerin görevi ihmal suçunu işlediklerini ilerisürmüştür. Cumhuriyet Başsavcılığı 13/9/2004 tarihinde, soruşturma yetkisininYükseköğretim Kuruluna (YÖK) ait olduğunu belirterek görevsizlik kararıvermiştir.
11. Bundan sonra konu hakkında ön soruşturma yürütülmüş ve22/11/2004 tarihli ön soruşturma raporunda, suçlanan doktorlar tarafındanbaşvurucunun hastalığının tanısı ve tedavisi ile komplikasyon olarak gelişenkanamanın tedavisinde gerektiği şekilde ve zamanında müdahale edildiği, tıbbihata yapılmadığı belirtilmiştir. Ön soruşturma sonucunda YÖK tarafından ilgilidoktorlar hakkında soruşturma izni verilip verilmediği konusunda bireyselbaşvuru dosyasında bilgi bulunmamaktadır. Başvurucunun ön soruşturma sonucundaalınan karara karşı yargısal yollara müracaat edip etmediği hususunda dabireysel başvuru dosyasında bilgi bulunmamaktadır. Ulusal Yargı Ağı BilişimSistemi'nde (UYAP) yapılan araştırmada da konuya ilişkin bilgi tespitedilmemiştir. Başvurucu Anayasa Mahkemesine gönderdiği 17/6/2019 tarihlibeyanında, ön soruşturma sonucunda ilgili doktorlar hakkında soruşturma izniverilmediğini, soruşturma izni verilmemesi işlemine karşı iptal davasıaçmadığını, ancak ceza yolundan sonuç alamayacağını anladığı için bireyselbaşvuruya konu edilen tazminat davası yoluna başvurduğunu bildirmiştir.
12. Başvurucu ayrıca konu ile ilgili olarak 3/5/2004 tarihindeCumhurbaşkanlığına, Hacettepe Üniversitesi Rektörlüğüne, 14/5/2004 tarihindeAnkara Tabipler Odası Başkanlığına şikayet dilekçeleri vermiştir.
B. Adli Yargıda Açılan Tazminat Davasınaİlişkin Süreç
13. Başvurucu 9/2/2005 tarihinde Hacettepe Üniversitesi TıpFakültesi Hastanesi ile ameliyatı gerçekleştiren Doktor A.A. aleyhine Ankara 7.Asliye Hukuk Mahkemesinde maddi ve manevi tazminat davası açmıştır. Yargı yolubakımından itiraz edilmesi üzerine Uyuşmazlık Mahkemesinin 26/12/2005 tarihlikararıyla idari yargının görevli olduğuna hükmedilmiştir.
14. Ankara 7. Asliye Hukuk Mahkemesince 30/3/2006 tarihindedavalı Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi yönünden idari yargıdadava açılması gerektiği gerekçesiyle görevsizlik kararı verilmiştir. Davalı doktoryönünden ise idare aleyhine açılacak tam yargı davasının sonuçlanmasından sonraidarenin rücuen dava açabileceği, bu aşamada incelemeyapılamayacağı belirtilerek pasif husumet nedeniyle davanın reddinehükmedilmiştir. Bu karar taraflarca temyiz edilmeyerek kesinleşmiştir.
C. İdari Yargıda Açılan Tazminat Davasınaİlişkin Süreç
15. Başvurucu adli yargıda verilen görevsizlik kararı üzerine7/6/2006 tarihinde Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi aleyhineAnkara 12. İdare Mahkemesinde (Mahkeme) maddi ve manevi tazminat davasıaçmıştır.
16. Başvurucu dava dilekçesinde; doktor hatası sonucu ameliyattarahim ağzının tamamen kesildiğini ve rahim ağzı koruma sisteminin tümüyle yokedildiğini, bu suretle uzuv ve iş gücü kaybı oluştuğunu, söz konusu ameliyattanönce aydınlatılmadığını, riskler hakkında bilgi verilmediğini ileri sürmüştür.Başvurucu ayrıca hastanede kaldığı süre boyunca oda ve yatak yokluğugerekçesiyle kemoterapi odasında yatırıldığını, üçüncü gün iki kişilik odayaalındığını, özel oda verilmesi talebinin reddedildiğini, kendisine refakat edeneşinin sandalye üzerinde gün ve gecelerini geçirdiğini, ağrıları olduğunusöylediğinde hemşireler ve ameliyatı yapan doktor tarafından azarlandığını,Doktor A.A.nın üzerine çarşaf fırlattığınıbelirtmiştir. Bu nedenlerle kendisine ve eşine insan onuruna yakışmayacakşekilde davranıldığını iddia etmiştir.
17. Mahkeme, konu hakkında Adli Tıp Kurumundan (ATK) bilirkişiraporu almıştır. ATK'nın 17/3/2010 tarihli raporunda;rahim ağzının vajene sarkması ve idrar kaçırmaşikâyeti olan kişinin yaş faktörü nedeni ile manchester ameliyatının (rahimağzının kısmen amputasyonu) endikasyonunundoğru olduğu, ameliyat sonrası gelişen hematomun birkomplikasyon olarak ortaya çıkabileceği, kişide saptanan hematomunameliyat veya medikal ve takip yolu ile tedavi edilebileceği, davalı idarecetedavi olarak medikal ve takip yolu tercih edildiğinden idarenin eyleminin tıpkurallarına uygun olduğu belirtilmiştir.
18. Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinde yapılanoperasyon sonucunda başvurucunun rahminin alınması nedeniyle Mahkemenin15/10/2010 tarihli kararı ile ek bilirkişi raporu istenmesi üzerine ATKtarafından düzenlenen 25/2/2011 tarihli bilirkişi raporunda da manchester ameliyatında kişinin bahsettiği rahim ağzı içdokusunun dışa dönmesinin (ektropion)komplikasyon olarak görülebileceği, bu olguda ektropionun hekimin ameliyattarahim ağzını az veya fazla çıkarması ile ilişkisinin bulunmadığı, idarenineyleminin tıp kurallarına uygun olduğu görüşü bildirilmiştir.
19. Mahkeme 7/9/2012 tarihli kararıyla davayı reddetmiştir.Karar gerekçesinde ATK'dan alınan bilirkişiraporlarıyla Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesindeki cerrahimüdahale ve tedavinin tıp kurallarına uygun olarak yapıldığının tespit edilmişolduğu, bu durumda idarenin hizmet kusurundan söz edilemeyeceği ve tazminatödemekle sorumlu tutulamayacağı ifade edilmiştir.
20. Söz konusu karar Danıştay 15. Dairesinin 16/10/2014 tarihlikararıyla onanmıştır. Nihai karar başvurucu vekiline 15/1/2015 tarihinde tebliğedilmiştir.
21. Başvurucu 11/2/2015 tarihinde bireysel başvurudabulunmuştur.
IV. İLGİLİ HUKUK
A. Ulusal Hukuk
22. 11/4/1928 tarihli ve 1219 sayılı Tababet ve Şuabatı San'atlarının Tarzıİcrasına Dair Kanun’un 70. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
“Tabipler,diş tabipleri ve dişçiler yapacakları her nevi ameliye için hastanın, hastaküçük veya tahtı hacirde ise veli veya vasisinin evvelemirde muvafakatını alırlar. Büyük ameliyeicerrahiyeler için bu muvafakatin tahriri olması lazımdır. (Veli veya vasisiolmadığı veya bulunmadığı veya üzerinde ameliye yapılacak şahıs ifadeyemuktedir olmadığı takdirde muvafakat şart değildir.) Hilafında hareket edenlereikiyüzelli Türk Lirası idarî para cezası verilir.”
23. 1/2/1999 tarihli Hekimlik Meslek Etiği Kuralları’nın26. maddesi şöyledir:
“Hekimhastasını, hastanın sağlık durumu ve konulan tanı, önerilen tedavi yönteminintürü, başarı şansı ve süresi, tedavi yönteminin hastanın sağlığı için taşıdığıriskler, verilen ilaçların kullanılışı ve olası yan etkileri, hastanın önerilentedaviyi kabul etmemesi durumunda hastalığın yaratacağı sonuçlar, olası tedaviseçenekleri ve riskleri konularında aydınlatır. Yapılacak aydınlatma hastanınkültürel, toplumsal ve ruhsal durumuna özen gösteren bir uygunlukta olmalıdır.Bilgiler hasta tarafından anlaşılabilecek biçimde verilmelidir. Hastanındışında bilgilendirilecek kişileri, hasta kendisi belirler. Sağlıkla ilgili hertürlü girişim, kişinin özgür ve aydınlatılmış onamı ile yapılabilir. Alınanonam, baskı, tehdit, eksik aydınlatma ya da kandırma yoluyla alındıysageçersizdir.
Acil durumlar ile hastanın reşit olmaması veyabilincinin kapalı olduğu ya da karar veremeyeceği durumlarda yasaltemsilcisinin izni alınır. Hekim temsilcinin izin vermemesinin kötü niyetedayandığını düşünüyor ve bu durum hastanın yaşamını tehdit ediyorsa, durum adlimercilere bildirilerek izin alınmalıdır. Bunun mümkün olmaması durumunda, hekimbaşka bir meslektaşına danışmaya çalışır ya da yalnızca yaşamı kurtarmayayönelik girişimlerde bulunur. Acil durumlarda müdahale etmek hekimintakdirindedir. Tedavisi yasalarla zorunlu kılınan hastalıklar toplum sağlığınıtehdit ettiği için hasta veya yasal temsilcisinin aydınlatılmış onamı alınmasada gerekli tedavi yapılır.
Hasta vermiş olduğu aydınlatılmış onamıdilediği zaman geri alabilir.”
24. 1/8/1998 tarihli ve 23420 sayılı Resmî Gazete’deyayımlanan Hasta Hakları Yönetmeliği’nin (Yönetmelik) 15. maddesinin, 8/5/2014tarihli değişiklikten önceki hâli şöyledir:
“Hasta;sağlık durumunu, kendisine uygulanacak tıbbî işlemleri, bunların faydaları vemuhtemel sakıncaları, alternatif tıbbî müdahale usûlleri,tedavinin kabul edilmemesi halinde ortaya çıkabilecek muhtemel sonuçlan vehastalığın seyri ve neticeleri konusunda sözlü veya yazılı olarak bilgi istemekhakkına sahiptir.
Sağlık durumu ile ilgili gereken bilgiyi,bizzat hasta veya hastanın küçük, temyiz kudretinden yoksun veya kısıtlı olmasıhalinde velisi veya vasisi isteyebilir. Hasta, sağlık durumu hakkında bilgialmak üzere bir başkasına da yetki verebilir. Gerek görülen hallerde yetkininbelgelendirilmesi istenilebilir.”
25. Yönetmelik’in “RızanınKapsamı” başlıklı 31. maddesinin, 8/5/2014 tarihli değişikliktenönceki hâli şöyledir:
“Rızaalınırken hastanın veya kanunî temsilcisinin tıbbî müdahalenin konusu vesonuçları hakkında bilgilendirilip aydınlatılması esastır. Hastanın,uygulanacak tıbbî müdahale için verdiği rıza, bu müdahalenin gerektirdiği sairtıbbî işlemleri de kapsar. Ancak, tıbbî işlemlerin uygulanmasında, buYönetmelik'te ve diğer mevzuatta belirlenen hakların ihlâl edilmemesi içinazamî ihtimam gösterilir.”
26. Anayasa Mahkemesi, yargılamaların makul süredesonuçlandırılmadığı ya da yargı kararlarının geç veya eksik icra edildiği ya dahiç icra edilmediği iddiasıyla 31/7/2018 tarihinden önce gerçekleştirilenbireysel başvurulara ilişkin olarak Bakanlık İnsan Hakları Tazminat KomisyonuBaşkanlığına (Tazminat Komisyonu) başvuru imkânının getirilmesine ilişkinmevzuata önceki içtihadında yer vermiştir (Ferat Yüksel, B. No: 2014/13828, 12/9/2018, §§ 11-14).
B. Uluslararası Hukuk
27. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) "Özel ve aile hayatına saygı hakkı" kenarbaşlıklı 8. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:
"(1) Herkes özel ve aile hayatına,konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir."
28. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), kişilerin fiziksel veruhsal bütünlüklerinin korunması, kendilerine uygulanan tedaviye dâhilolmaları, bu hususta rıza göstermeleri ve maruz kaldıkları sağlık risklerinideğerlendirmelerine yardımcı olan bilgilere erişimlerinin Sözleşme'nin 8.maddesi kapsamında yer aldığını kabul etmektedir (Trocellier/Fransa (k.k.), B. No: 75725/01, 5/10/2006; İclal Karakoca ve Hüseyin Karakoca/Türkiye(k.k.), B. No: 46156/11, 21/5/2013).
29. AİHM kararlarına göre devletler -ister kamu isterse özelsağlık kuruluşları tarafından yerine getirilsin- sağlık hizmetlerini,hastaların yaşamları ile fiziksel ve ruhsal bütünlüğünün korunmasına yönelikgerekli tedbirlerin alınabilmesini sağlayacak şekilde düzenlemek zorundadır (Vo/Fransa [BD], 53924/00, 8/7/2004, § 90; Calvelli ve Ciglio/İtalya [BD], 32967/96, 17/1/2002, § 49).
30. AİHM'e göre taraf devletler, uygulanmasıplanlanan tıbbi işlemin öngörülebilir sonuçları hakkında doktorların hastalaraönceden bilgi vermelerini sağlayacak gerekli, düzenleyici tedbirleri almakzorundadır. Bunun bir sonucu olarak hastanın önceden bilgilendirilmesi sözkonusu olmadan öngörülebilir nitelikte bir riskin ortaya çıkması durumunda,ilgili devlet hastaya bilgi verilmemesinden doğrudan sorumlu tutulabilmektedir(Şerif Gecekuşu/Türkiye(k.k.),B. No: 28870/05, 25/5/2010).
31. Tıbbi bir hatanın ve hastane hizmetlerindeki eksikliklerinsorumluluğunun Sözleşme'nin 8. maddesi kapsamında doğrudan devlete atfedilmesiiçin yeterli olup olmadığı hususunda AİHM, farklı tıbbi bilirkişi raporlarındave hatta iç yargı organlarının kararlarında her türlü tıbbi hata ve ihmalinihtimal dışı bırakıldığı bir davada (Yardımcı/Türkiye,B. No: 25266/05, 5/1/2010, § 59) her halükârda bu sonuçları sorgulamanın veyasahip olduğu tıbbi bilgilerden hareketle bilirkişilerin vardığı sonuçlarındoğruluğu hakkında tahminlere dayalı olarak fikir yürütmenin görevleri arasındaolmadığına işaret etmiştir (Tysiąc/Polonya, B. No: 5410/03, 20/3/2007, §119, Yardımcı/Türkiye, § 59).
V. İNCELEME VE GEREKÇE
32. Mahkemenin 4/7/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Tıbbi İhmal Nedeniyle Kişinin Maddi veManevi Varlığını Koruma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
1. Başvurucunun İddiaları
33. Başvurucu; ameliyattan önce operasyonun riskleri hakkındabilgilendirilmediğini, hasta yatırma kâğıdında imzasının bulunmadığını,ameliyattan sonra altı buçuk yıl boyunca sürekli kanamalarının olduğunu, birçoktıbbi işleme rağmen düzelmediğini, nihayetinde genç yaşta rahminin alınmasısonucuyla karşılaştığını belirtmiştir. Başvurucu rahminin alınması nedeniylebir daha çocuk sahibi olamayacağından büyük acı ve ızdırapduyduğunu, ayrıca sağlık sorunlarının devam etmesinden dolayı gerek özel gerekseçalışma hayatında büyük sıkıntılar yaşadığını ifade etmiştir. Başvurucu açtığıtazminat davasının sadece ATK raporları aynen benimsenmek suretiyle ve gerekçegösterilmeksizin reddedildiğini, idarenin sorumluluğu bakımından iddialarınınkararda dikkate alınmadığını beyan etmiştir. Başvurucu bu nedenlerle yaşam,kişinin maddi ve manevi varlığını koruma ve gerekçeli karar haklarının ihlaledildiğini ileri sürmüştür.
2. Değerlendirme
34. Anayasa’nın iddianındeğerlendirilmesinde dayanak alınacak “Kişinindokunulmazlığı, maddî ve manevî varlığı” kenar başlıklı 17.maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
“Herkes,yaşama, maddî ve manevî varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.”
35. Anayasa'nın 56. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:
"Devlet, herkesin hayatını, beden ve ruhsağlığı içinde sürdürmesini sağlamak; insan ve madde gücünde tasarruf ve verimiartırarak, işbirliğini gerçekleştirmek amacıyla sağlık kuruluşlarını tek eldenplanlayıp hizmet vermesini düzenler."
36. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılanhukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifinikendisi takdir eder (Tahir Canan,B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16).
37. Anayasa’nın 17. maddesinin birinci fıkrasında, herkesinmaddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahip olduğubelirtilmekte olup söz konusu düzenleme, Sözleşme’nin 8. maddesi çerçevesindeözel hayata saygı hakkı kapsamında güvence altına alınan fiziksel ve zihinselbütünlüğün korunması hakkına karşılık gelmektedir.
38. Anayasa Mahkemesi daha önceki kararlarında, kasıt söz konusuolmaksızın hekim kusuru nedeniyle vücut bütünlüğünün zarar gördüğü şeklindekitıbbi ihmale dair şikâyetleri Anayasa'nın 17. maddesinin birinci fıkrasındadüzenlenen kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkı kapsamındaincelemiştir (Melahat Sönmez, B.No: 2013/7528, 9/9/2015; Ahmet Sevim,B. No: 2013/474, 9/9/2015; Hilmi Düzgüner, B. No: 2014/9690, 11/5/2017).
39. Anılan kararlar doğrultusunda somut olayda başvurucununtıbbi ihmale dayalı tüm şikâyetlerinin ve yargısal sürece ilişkin usule dairiddialarının ilgili maddi hakkın esasına dair inceleme kapsamındadeğerlendirilmesi gerektiğinden Anayasa'nın 17. maddesinin birinci fıkrasındadüzenlenen kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkı kapsamındaincelenmesi gerekmektedir.
a. Kabul EdilebilirlikYönünden
40. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğinekarar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan kişininmaddi ve manevi varlığını koruma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianınkabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
b. Esas Yönünden
i. Genel İlkeler
41. Anayasa'nın 17. maddesinin birinci fıkrasında herkesin maddive manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahip olduğu belirtilmektedir.Bu kapsamda anılan Anayasa hükmü ile kişinin maddi ve manevi varlığınınbütünlüğü gerek kamusal yetkilerle donatılmış kişilerin gerekse özel kişilerinmüdahalelerine karşı güvence altına alınmıştır (Özkan Şen, B. No: 2012/791, 7/11/2013, § 40).
42. Anayasa’nın 17. maddesinin amacı, esas olarak bireylerinmaddi ve manevi varlığına karşı devlet tarafından yapılabilecek keyfîmüdahalelerin önlenmesidir. Bunun yanı sıra devletin tıbbi müdahalelernedeniyle kişilerin maddi ve manevi varlığını etkili olarak koruma ve maddi vemanevi varlığına saygı gösterme şeklinde pozitif yükümlülüğü de bulunmaktadır (Ahmet Acartürk, B. No: 2013/2084, 15/10/2015,§ 49). Nitekim Anayasa’nın 56. maddesinde de belirtildiği üzere pozitifyükümlülük, sağlık alanında yürütülen faaliyetleri de kapsamaktadır (İlker Başer ve diğerleri, B. No:2013/1943, 9/9/2015, § 44).
43. Devlet, bireylerin yaşam hakkı ile maddi ve manevivarlıklarını koruma hakkı kapsamında ister kamu isterse özel sağlık kuruluşlarıtarafından yerine getirilsin sağlık hizmetlerini hastaların yaşamları ile maddive manevi varlıklarının korunmasına yönelik gerekli tedbirlerin alınabilmesinisağlayacak şekilde düzenlemek zorundadır (AhmetAcartürk,§ 51).
44. İlke olarak tıbbi ihmallere ilişkin şikâyetler konusundatemel başvuru yolu, hukuki sorumluluğu tespit adına takip edilecek olan hukukveya idari tazminat davası yoludur (Nail Artuç, B. No: 2013/2839, 3/4/2014, § 38).
45. Maddi ve manevi varlığı koruma hakkı kapsamında hukukisorumluluğu ortaya koymak adına adli ve idari yargıda açılacak tazminatdavalarının makul derecede dikkatli ve özenli inceleme şartını yerine getirmesigerekmektedir. Derece mahkemelerinin bu tür olaylara ilişkin olarakyürüttükleri yargılamalarda Anayasa’nın 17. maddesinin gerektirdiği seviyedederinlik ve özenle bir inceleme yapıp yapmadıklarının ya da ne ölçüdeyaptıklarının da Anayasa Mahkemesi tarafından değerlendirilmesi gerekmektedir.Zira derece mahkemeleri tarafından bu konuda gösterilecek hassasiyet,yürürlükteki yargı sisteminin daha sonra ortaya çıkabilecek benzer hakihlallerinin önlenmesinde sahip olduğu önemli rolün zarar görmesine engelolacaktır (Yasin Çıldır, B. No: 2013/8147, 14/4/2016, § 57;Tevfik Gayretli, B.No: 2014/18266, 25/1/2018, § 32).
46. Diğer taraftan belirtmek gerekir ki olayların oluşumunailişkin delillerin değerlendirilmesi öncelikle idari ve yargısal makamlarınödevidir. Aynı şekilde başvuru dosyasında bulunan tıbbi bilgi ve belgelerdenhareketle bilirkişilerin vardığı sonuçların doğruluğu hakkında fikir yürütmekAnayasa Mahkemesinin görevi değildir (MehmetÇolakoğlu, B. No: 2014/15355, 21/2/2018, § 47). Ancak kişinin maddive manevi varlığını koruma hakkı kapsamında yerine getirilmesi gereken usulyükümlülüklerinin somut olayda yerine getirilip getirilmediğinin nesnel birşekilde değerlendirilmesi için ilgili anayasal kurallar bağlamında derecemahkemelerinin kendilerine tanınmış takdir yetkileri çerçevesinde hareket edipetmediklerinin denetlenmesi gerekir. Bu bağlamda müdahaleyi haklı göstermekiçin öne sürülen gerekçelerin ilgili ve yeterli olup olmadığı incelenmelidir (Murat Atılgan, B. No: 2013/9047, 7/5/2015,§ 44).
47. Bu bağlamda derece mahkemelerinin gerekçeleri, taraflarınkanun yoluna başvuru imkânını etkili şekilde kullanabilmesini sağlayacaksurette ayrıntılı olarak ortaya konulmalı; ulaşılan sonuçlar yeterliaçıklıktaki bilimsel görüş ve raporlar gibi somut, nesnel verileredayandırılmalıdır (Murat Atılgan,§ 45).
48. Tıbbi müdahaleden önce kişinin gerektiği şekildebilgilendirilerek rızasının alınmaması, kişinin maddi ve manevi varlığınıkoruma hakkının ihlaline sebep olabilir. İstisnai hâller dışında tıbbimüdahale, ancak ilgili kişi bilgilendirilip rızası alındıktan sonrayapılabilir. Hastaların durumun farkında olarak karar verebilmelerini sağlamakiçin, uygulanması düşünülen tedavi ve bununla bağlantılı riskler hakkındakendilerine bilgi verilmiş olmalıdır. Bunun yanı sıra yapılan bilgilendirme iletıbbi müdahale arasında hastanın sağlıklı bir kanaate varmasını sağlayacakkadar uygun bir zaman aralığı bırakılmış olmalıdır (Ahmet Acartürk, § 56).
ii. İlkelerin OlayaUygulanması
49. Anayasa Mahkemesi yukarıda değinilen Anayasa'nın 17. maddesikapsamında devlete düşen pozitif yükümlülüklerin somut olay bağlamında yerinegetirilip getirilmediğini denetlemek durumundadır (Tevfik Gayretli, § 36). Bu sebeple başvuruya konu olay,devletin kişinin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına ilişkinpozitif yükümlülüğü kapsamıyla sınırlı olarak incelenmiştir.
50. Başvurucu ilk olarak tazminat davasının sadece ATK raporlarıaynen benimsenmek suretiyle ve gerekçe gösterilmeksizin reddedildiğini,idarenin sorumluluğu bakımından iddialarının kararda dikkate alınmadığını ilerisürmüştür. Başvurucu; yargılama sürecinde ilk yapılan ameliyatta rahim ağzınıntamamen kesildiğini ve rahim ağzı koruma sisteminin tümüyle yok edildiğini, sonameliyatta ise rahminin alındığını, bu ameliyatlar arasındaki illiyet bağınındikkate alınmadığını iddia etmiştir. Bununla birlikte başvurucunun rahmininalınması hakkında derece mahkemesi tarafından ek bilirkişi raporu alındığı,dolayısıyla her iki ameliyat yönünden illiyet bağının ve idarenin kusurununaraştırıldığı görülmektedir.
51. Derece mahkemesi, olayda idarenin kusurunun bulunmadığıyönünde görüş bildiren ATK raporuna dayanarak davanın reddine karar vermiştir.Hükme esas alınan ATK raporunda, tarafların iddialarına ve kişi hakkındadüzenlenen tıbbi belgelerdeki bulgulara yer verilmiş ve sonuç olarakameliyattan sonra karşılaşılan durumun komplikasyon olduğu ve idarenineyleminin tıp kurallarına uygun bulunduğu yönünde görüş bildirilmiştir. AyrıcaATK tarafından düzenlenen bilirkişi raporlarında; ektropionun hekimin ameliyatta rahim ağzını az veyafazla çıkarması ile ilişkisinin bulunmadığı, idarenin eyleminin tıp kurallarınauygun olduğu görüşünün bildirilmiş olduğu, bu suretle de başvurucunun iddialarınayanıt verilmiş olduğu anlaşılmaktadır.
52. Buna göre derece mahkemesince yapılan yargılamada tıbbiihmal iddialarının araştırılması ve durumun açıklığa kavuşturulması için alınanuzman bilirkişi raporunda yeterli, somut bulgu ve tespitlere yer verilerekbaşvurucunun iddialarının ayrıntılı bir biçimde tartışıldığı ve karşılandığıgörülmektedir.
53. Diğer taraftan başvurucunun söz konusu tıbbi müdahaledenönce kendisinin yeterince aydınlatılmadığı ve gerektiği şekilde rızasınınalınmadığı, bu konuda hasta yatırma kâğıdında imzasının bulunmadığı yönünde birşikâyeti de bulunmaktadır.
54. Hukukumuzda hasta hakları, tıbbi işlemlerden önce kişilerinbu işlemler ve sonuçları hakkında aydınlatılması yükümlülüğü ve Sağlık Bakanlığınıntıbbi hizmetler sunan kurumlar üzerindeki denetim görevi konusunda oldukçaayrıntılı ve yeterli düzenlemelerin mevcut olduğu anlaşılmaktadır (bkz. §§22-25; Ahmet Acartürk, § 66).Ancak bu düzenlemelerin teorik olarak mevcut olması yeterli olmayıp Anayasa'nın17. maddesindeki güvencelerin sağlanabilmesi için pratikte de etkin bir şekildeuygulanması gerekmektedir (Mehmet Çolakoğlu,§ 49).
55. Somut olayda başvurucu, kendisine ameliyat öncesindeöngörülebilen riskler ve komplikasyonlar konusunda bilgi verilmediğini ve busebeple rızasının usulüne uygun olarak alınmadığını belirtmiştir. Ayrıcabaşvurucunun bireysel başvuru dosyasındaki 23/3/2004 tarihli HacettepeÜniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinin hasta yatırma kâğıdının imzasız olduğugörülmektedir. Başvurucunun söz konusu iddialarını idare mahkemesine verdiğidava dilekçesinde ve yargılama sürecinde verdiği dilekçelerinde ileri sürmüş olduğu,ancak idare mahkemesinin kararında bu konuyla ilgili hiçbir gerekçeye yerverilmediği anlaşılmaktadır.
56. Bu durumda ameliyat sonucu oluşabilecek komplikasyon riskiyönünden başvurucunun ameliyat öncesinde bilgilendirilmesinin gerekipgerekmediği hususu yargılama sürecinde açıklığa kavuşturulamamıştır. Diğer birdeyişle derece mahkemelerinin kararlarında, başvurucunun -dava dilekçesindeaçıkça belirtmesine karşın- ameliyat öncesinde yeterli bir biçimde aydınlatılıpaydınlatılmadığı ve yöntemince rızasının alınıp alınmadığı hususlarıtartışılmamıştır.
57. Sonuç olarak başvurucunun vücut bütünlüğüne yönelik tıbbimüdahale öncesinde tıp kurallarına göre öngörülebilir nitelikte komplikasyon veriskler hakkında yeterli bir biçimde aydınlatılmadığı iddiası yönünden derecemahkemelerince konuyla ilgili ve yeterli bir gerekçe ortaya konulmadığıanlaşılmaktadır. Üstelik başvurucunun belirtilen iddia ve şikâyetleri,yargılamanın sonucuna doğrudan etki edebilecek mahiyettedir. Dolayısıylayargısal makamlarca bu değerlendirmelerin yapılmaması nedeniyle kişinin maddive manevi varlığının korunması ve geliştirilmesi hakkı bakımından kamumakamlarının pozitif yükümlülüklerini yerine getirmedikleri kanaatinevarılmıştır.
58. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 17. maddesinde güvencealtına alınan kişinin maddi ve manevi varlığının korunması hakkının ihlaledildiğine karar verilmesi gerekir.
B. Şeref ve İtibaraYönelik Eylemler Nedeniyle Kişinin Maddi ve Manevi Varlığını Koruma Hakkınınİhlal Edildiğine İlişkin İddia
1. Başvurucunun İddiaları
59. Başvurucu; ameliyat edildiği Hacettepe Üniversitesi Tıp FakültesiHastanesinde kaldığı ilk iki gün oda ve yatak yokluğu gerekçesiyle kemoterapiodasında yatırıldığını, üçüncü gün iki kişilik odaya alındığını, özel odaverilmesi talebinin reddedildiğini, ağrıları olduğunu söylediğinde hemşirelerve ameliyatı yapan doktor tarafından azarlandığını, Doktor A.A.nınüzerine çarşaf fırlattığını belirtmiştir. Başvurucu bu nedenlerle kötü muameleyasağının ve gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.
2. Değerlendirme
60. Anayasa'nın iddianın değerlendirilmesinde dayanak alınacak “Kişinin dokunulmazlığı, maddî ve manevî varlığı”kenar başlıklı 17. maddesinin birinci ve üçüncü fıkraları şöyledir:
"Herkes, yaşama, maddî ve manevîvarlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.
...
Kimseye işkence ve eziyet yapılamaz; kimseinsan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabi tutulamaz."
61. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılanhukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifinikendisi takdir eder (Tahir Canan,B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16).
62. Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında kimseye işkence, eziyetyapılamayacağı ve kimsenin insanhaysiyetiyle bağdaşmayan muamele ve cezaya tabi tutulamayacağıgüvence altına alınmıştır. Belirtilen düzenlemede yer alan ifadeler arasındabir yoğunluk farkı bulunmakta olup kişinin maddi ve manevi varlığınınbütünlüğüne en ağır şekilde zarar veren muamelelerin işkence, bu seviyeye varmayan fakat yine de vücutta zarar yada yoğun fiziksel veya ruhsal ızdırap veren insanlıkdışı muamelelerin eziyet, küçükdüşürücü ve alçaltıcı nitelikteki daha hafif muamelelerin ise insan haysiyetiyle bağdaşmayan muameleveya ceza olarak belirlenmesi mümkündür (TahirCanan, § 22).
63. Ancak bir eylemin Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncüfıkrasının kapsamına girebilmesi için asgari bir ağırlık eşiğine ulaşmış olmasıgerekir. Bu asgari eşiğin aşılıp aşılmadığının belirlenmesinde her somut olayınözellikleri dikkate alınarak bir değerlendirme yapılması esastır. Bu bağlamdamuamelenin süresi, fiziksel ve manevi etkileri ile mağdurun cinsiyeti, yaşı vesağlık durumu gibi faktörler önem taşımaktadır (Tahir Canan, § 23). Somut olaydaki veriler ışığında,belirtilen ağırlık eşiğinin altında kalan muamele ve eylemlerin ise diğerhaklar kapsamında değerlendirilmesi mümkündür.
64. Bu tespitlerden de anlaşılacağı üzere doğası gereğicezaların veya menfi hareket ve eylemler ile olumsuz hayat deneyimlerininkişinin fiziksel ve ruhsal değerlerini etkilemesi ve kişide stres, üzüntü vesair menfi tezahürlere yol açması, bu etkileri açısından özellikle küçükdüşürücü muamele kavramını çağrıştırması mümkündür. Bununla birlikte bueylemlerin Anayasa’nın 17. maddesi anlamında işkence, eziyet veya haysiyetlebağdaşmayan muamele veya ceza olarak nitelendirilebilmesi için mağdurun subjektif niteliklerinin yanı sıra muamelenin uygulanışşekli ve yöntemi ile özellikle meydana getirdiği fiziksel ve ruhsal etkileraçısından önemli bir ağırlığa ulaşmış olması gerekmektedir (Işıl Yaykır, B.No: 2013/2284, 15/4/2014, § 35).
65. Belirtilen tespitler ışığında somut olay incelendiğindeiddia edilen eylemlerin başvurucu üzerinde fiziksel ve ruhsal etkilerininolması mümkün olmakla birlikte başvurucunun ileri sürdüğü özel oda verilmemesive hakarete uğraması şeklindeki muamelenin meydana getirdiği fiziksel ve ruhsaletkiler açısından -başvurunun yaşı, avukat olması ve meslekteki tecrübesi dedikkate alındığında- muamelenin Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasıkapsamında değerlendirilmesi için gerekli olan asgari eşiği aştığı söylenemez.Bu nedenle başvurucunun kişilik haklarının zedelendiği şeklinde özetlenebilecekşikâyetlerinin şeref ve itibarın korunması hakkı bağlamında, Anayasa’nın 17.maddesinin birinci fıkrasında yer alan kişinin maddi ve manevi varlığını korumahakkı kapsamında değerlendirilmesi uygun görülmüştür.
a. Kabul EdilebilirlikYönünden
66. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğinekarar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan kişininşeref ve itibarının korunması hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabuledilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
b. Esas Yönünden
i. Genel İlkeler
67. Bireyin şeref ve itibarı, kişisel kimliğinin ve manevibütünlüğünün bir parçasını oluşturur ve Anayasa’nın 17. maddesinin birincifıkrasının korumasından faydalanır. Devlet, bireyin şeref ve itibarına keyfîolarak müdahale etmemek ve üçüncü kişilerin saldırılarını önlemekle yükümlüdür(Nilgün Halloran, B. No: 2012/1184, 16/7/2014, § 41;Adnan Oktar (3), B. No: 2013/1123, 2/10/2013, § 33; D.Ö., B. No: 2014/1291,13/10/2016,§ 48).
68. Kişinin maddi ve manevi varlığının koruması hakkı,Anayasa'nın 5. maddesiyle birlikte değerlendirildiğinde devlete pozitif venegatif ödevler yükler (Serpil Kerimoğlu vediğerleri, B. No: 2012/752, 17/9/2013, §§ 50, 51). Söz konusupozitif yükümlülükler, bireyler arası ilişkiler alanında olsa da belirtilenhaklara saygıyı sağlamaya yönelik tedbirlerin alınmasını zorunlu kılar (Marcus Frank Cerny[GK], B. No: 2013/5126, 2/7/2015, §§ 36, 40).
69. Devletin söz konusu pozitif yükümlülüğü, etkili mekanizmalarkurmak, bu kapsamda gerekli usule ilişkin güvenceleri sunan yargısalprosedürleri sağlamak, bu suretle yargısal ve idari makamların bireylerin idareve özel kişilerle olan uyuşmazlıklarında etkili ve adil bir karar vermelerinitemin etmek sorumluluğunu da içermektedir (SemraÖzel Üner, B. No: 2014/12009, 26/10/2016, § 36).
70. Kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkına yönelikmüdahaleler bakımından etkili yargısal sistem kurma yükümlülüğü önceliklemüdahale teşkil eden eylem ve olayın gerçekleşme koşullarının tüm yönleriyleaçıklığa kavuşturulmasını kapsamaktadır. Ayrıca, olayın koşulları açıklığakavuşturulduktan sonra kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkıkapsamında şeref ve itibarına yönelik fiillerle ilgili olarak sorumluluğutespit edilen kişilere yönelik olarak caydırıcılığı sağlayacak uygun yargısaltepki verilmelidir.
71. Devletin pozitif yükümlülüğünün bir parçası olarak usulyükümlülüğü bulunmaktadır. Bu anlamda öncelikle devlet, uyuşmazlıklarınçözümüne ilişkin etkili yargısal sistem kurma yükümlülüğünü yerinegetirmelidir. Söz konusu pozitif yükümlülük; olayın meydana gelme şekli ileetkisi, ağırlığı ve sonuçları bakımından yapılacak değerlendirmelere ve olayınkim tarafından nasıl gerçekleştirildiği konusunda aydınlatılmasını gereklikılar. Ancak bu yükümlülük, her durumda ceza soruşturması/yargılaması yapılmasızorunluluğu içermez. Nitekim yargısal sistem kurma yükümlülüğü, -olayınkoşullarına göre- hukuki ve idari yolların devlet tarafından oluşturulmasıylada yerine getirilebilir. Bu bağlamda bazı durumlarda disiplin soruşturması iledahi devletin aydınlatma yükümlülüğünün yerine getirilmesi mümkün olabilir (Ali Çığır, B. No: 2015/19298, 8/5/2019, §34).
72. Kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkı kapsamındayerine getirmek zorunda olduğu usul yükümlülüklerinin somut olayda yerine getirilipgetirilmediğinin nesnel bir şekilde değerlendirilmesi için ilgili anayasalkurallar bağlamında derece mahkemelerinin kendilerine tanınmış takdir yetkileriçerçevesinde hareket edip etmediklerinin denetlenmesi gerekir. Bu bağlamdamüdahaleyi haklı göstermek için öne sürülen gerekçelerin ilgili ve yeterli olupolmadığı incelenmelidir (Murat Atılgan,§ 44).
ii. İlkelerin OlayaUygulanması
73. Somut olayda başvurucu Hacettepe Üniversitesi Tıp FakültesiHastanesinde ameliyatı yapan doktor tarafından azarlandığını, üzerine çarşaffırlatılarak terslendiğini, bu suretle hakarete uğradığını iddia etmiş ve buiddialarla ilgili olarak Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunmuştur.Başvurucunun gerçekleştiğini öne sürdüğü fillerin kişinin şeref ve itibarınızedeleyebilecek nitelikte olduğu açıktır. Dolayısıyla olayda devletin etkiliyargısal sistem kurma, bu yolla caydırıcılığı sağlayacak ve başvurucunun manevizararlarını giderecek şekilde uygun yargısal tepki verme yükümlülüğünündoğduğundan söz edilebilir.
74. Bu bağlamda öncelikle olayın gerçekleşme koşullarının tümyönleriyle açıklığa kavuşturulması yönündeki yükümlülüğün kamu makamlarınca ifaedilip edilmediği incelenmelidir. Anayasa Mahkemesi bu yükümlülüğün yerinegetirilip getirilmediğini değerlendirirken kamu makamlarınca gerçekleştirilenişlemleri bir bütün olarak ele almakta, bu çerçevede sadece başvuruya konu tamyargı davasında yapılan işlemler değil yürütülmüşse ceza ve disiplinsoruşturmaları sonucunda elde edilen veriler de gözetilmektedir.
75. Suç duyurusunda bulunulması üzerine idare tarafından yapılanön soruşturmada başvurucunun doktor tarafından azarlandığı, üzerine çarşaffırlatılarak terslendiği, bu suretle hakarete uğradığı iddialarıyla ilişkinolarak herhangi bir araştırma yapılmadığı, ön soruşturma sonucunda hazırlanan22/11/2004 tarihli raporda bu hususta hiçbir açıklamaya yer verilmediğigörülmektedir. Dolayısıyla ceza soruşturmasının bir parçası olan önsoruşturmanın olayın gerçekleşme koşullarının aydınlatılmasını sağlayacaknitelikte gerçekleştirildiğinden söz edilemeyecektir.
76. Diğer taraftan başvurucunun bu iddialarıyla ilgili olarakherhangi bir disiplin soruşturmasının da açılmadığı gözlemlenmektedir. Her nekadar disiplin soruşturması açılması idarenin takdirinde olsa da kamugörevlilerinin şeref ve itibarı zedeleyici fiil işlediklerinin iddia olunduğuve özellikle ceza soruşturmasının gerekmediği vakıalarda disiplin soruşturmasıyapılması, idari yargıda açılacak tam yargı davasının sonuçsuz kalmaması bakımdanönem taşımaktadır. Şeref ve itibara yönelik müdahalenin kamu görevlilerinin sözve eylemlerinden kaynaklandığı ve olayın aydınlatılmasının ancak tanıkdinlenmesi ile mümkün olabildiği hallerde -idari yargıda tanık delilinebaşvurulup başvurulamayacağı yolundaki tartışmaların varlığı gözetildiğinde-tanık dinlemeyi de içerecek şekilde yürütülen bir disiplin soruşturmasıdevletin olayın maddi koşullarını aydınlatmayükümlülüğünün ifası bakımından zorunlu bir hâl alabilir.
77. Somut olayda iddia olunan fiillerin açıklığakavuşturulmasının tanık dinlenmesini mecburi kıldığı açıktır. Bu fiillerin cezasoruşturmasını gerekli kılmadığı gözetildiğinde olayla ilgili olarak en azındandisiplin soruşturması açılmasının zaruri hale geldiğinden söz edilebilir.Başvurucu söz konusu şikayetlerini Cumhurbaşkanlığına, Hacettepe ÜniversitesiRektörlüğüne, Ankara Tabip Odasına verdiği dilekçelerinde iletmiş olduğundankamu makamlarının söz konusu hakaret iddialarından haberdar olduğu konusundaşüphe bulunmamaktadır. Buna karşılık kamu makamlarının, başvurucunun ameliyatıyapan doktor tarafından azarlandığı ve üzerine çarşaf fırlatılarak terslendiğişeklindeki şikayeti yönünden olayın kim tarafından nasıl gerçekleştirildiğikonusunda araştırmayı gerekli kılan bir durum olmasına rağmen disiplinsoruşturması dahi açmayarak hareketsiz kaldıkları ve söz konusu iddianınaraştırılmasına yönelik hiçbir işlem yapmadıkları anlaşılmıştır.
78. Aynı şekilde başvurucunun idare mahkemesinde açtığı tazminatdavası sürecinde de, ilk ameliyatını olduğu Hacettepe Üniversitesi TıpFakültesi Hastanesinde kaldığı ilk iki gün oda ve yatak yokluğu gerekçesiylekemoterapi odasında yatırıldığını, ağrıları olduğunu söylediğinde hemşireler veameliyatı yapan doktor tarafından azarlandığını, üzerine çarşaf fırlatılarakterslendiğini ve bu suretle hakarete uğradığını ileri sürmesine karşın derecemahkemesi tarafından söz konusu iddianın araştırılmasına yönelik adımlarınatılmadığı ve kararda söz konusu iddialara yönelik hiçbir gerekçeye yerverilmediği anlaşılmaktadır. Bu durumda yargısal makamlarca budeğerlendirmelerin yapılmaması nedeniyle kişinin maddi ve manevi varlığınınkorunması ve geliştirilmesi hakkı bakımından pozitif yükümlülüklerin ihlaledildiği sonucuna ulaşılmaktadır.
79. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 17. maddesinde güvencealtına alınan kişinin maddi ve manevi varlığının korunması hakkının ihlaledildiğine karar verilmesi gerekir.
C. Makul Sürede Yargılanma Hakkının İhlalEdildiğine İlişkin İddia
1. Başvurucunun İddiaları
80. Başvurucu, yargılamanın çok uzun sürmesi nedeniyle makulsürede yargılanma hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.
2. Değerlendirme
81. 31/7/2018 tarihli ve 30495 sayılı Resmî Gazete'deyayımlanarak yürürlüğe giren 25/7/2018 tarihli ve 7145 sayılı Kanun'un 20.maddesiyle 9/1/2013 tarihli ve 6384 sayılı Avrupa İnsan Hakları MahkemesineYapılmış Bazı Başvuruların Tazminat Ödenmek Suretiyle Çözümüne Dair Kanun'ageçici madde eklenmiştir.
82. 6384 sayılı Kanun'a eklenen geçici maddeye göreyargılamaların uzun sürmesi ve yargı kararlarının geç veya eksik icra edilmesiya da icra edilmemesi şikâyetiyle Anayasa Mahkemesine yapılan ve bu maddeninyürürlüğe girdiği tarih itibarıyla Anayasa Mahkemesi önünde derdest olanbireysel başvuruların başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle verilen kabuledilemezlik kararının tebliğinden itibaren üç ay içinde yapılacak müracaatüzerine Tazminat Komisyonu tarafından incelenmesi öngörülmüştür.
83. Anayasa Mahkemesi Ferat Yüksel kararında; yargılamaların makul süredesonuçlandırılmadığı ya da yargı kararlarının geç veya eksik icra edildiği ya dahiç icra edilmediği iddiasıyla 31/7/2018 tarihinden önce gerçekleştirilenbireysel başvurulara ilişkin olarak Tazminat Komisyonuna başvuru imkânınıngetirilmesine ilişkin yolu ulaşılabilir olma, başarı şansı sunma ve yeterligiderim sağlama kapasitesinin bulunup bulunmadığı yönlerinden inceleyerek buyolun etkililiğini tartışmıştır (Ferat Yüksel,§ 26).
84. Ferat Yüksel kararında özetle anılan başvuruyolunun kişileri mali külfet altına sokmaması ve başvuruda kolaylık sağlamasınedenleriyle ulaşılabilir olduğu, düzenleniş şekli itibarıyla ihlal iddialarınamakul bir başarı şansı sunma kapasitesinden mahrum olmadığı ve tazminatödenmesine imkân tanıması ve/veya bu mümkün olmadığında başka türlü telafiolanakları sunması nedenleriyle potansiyel olarak yeterli giderim sağlamaimkânına sahip olduğu hususunda değerlendirmelerde bulunulmuştur (Ferat Yüksel, §§ 27-34). Bu gerekçelerdoğrultusunda Anayasa Mahkemesi, ilk bakışta ulaşılabilir olan ve ihlaliddialarıyla ilgili başarı şansı sunma ve yeterli giderim sağlama kapasitesiolduğu görülen Tazminat Komisyonuna başvuru yolu tüketilmeden yapılanbaşvurunun incelenmesinin bireysel başvurunun ikincilniteliği ile bağdaşmayacağı sonucuna vararak başvuru yollarınıntüketilmemiş olması nedeniyle kabul edilemezlik kararı vermiştir (Ferat Yüksel, §§ 35, 36).
85. Mevcut başvurunun bu kısmı yönünden söz konusu karardanayrılmayı gerektiren bir durum bulunmamaktadır.
86. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemiş olması nedeniylekabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
D. 6216 Sayılı Kanun'un 50. Maddesi Yönünden
87. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa MahkemesininKuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un "Kararlar" kenarbaşlıklı 50. maddesinin ilgili kısımları şöyledir:
“(1)Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğinekarar verilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadankaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir…
(2)Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali vesonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgilimahkemeye gönderilir.
...”
88. Anayasa Mahkemesinin MehmetDoğan ([GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018) kararında, ihlal sonucunavarıldığında ihlalin nasıl ortadan kaldırılacağının belirlenmesi hususundagenel ilkeler belirlenmiştir.
89. Mehmet Doğankararında özetle; uygun giderim yolunun belirlenebilmesi açısından öncelikleihlalin kaynağının belirlenmesi gerektiği vurgulanmıştır. Buna göre, ihlalinmahkeme kararından kaynaklandığı durumlarda 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin(2) numaralı fıkrası ile Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün79. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendi uyarınca kural olarak ihlalive sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapılmak üzere kararınbir örneğinin ilgili mahkemeye gönderilmesine hükmedilir (Mehmet Doğan, §§ 57-58).
90. Mehmet Doğankararında Anayasa Mahkemesi, yeniden yargılama yapmakla görevli derecemahkemelerinin yükümlülüklerine ve ihlalin sonuçlarını gidermek amacıyla derecemahkemelerince yapılması gerekenlere ilişkin açıklamalarda bulunmuştur. Bunagöre Anayasa Mahkemesinin tespit edilen ihlalin giderilmesi amacıyla yenidenyargılama yapılmasına hükmettiği hâllerde ilgili usul kanunlarında düzenlenenyargılamanın yenilenmesi kurumundan farklı olarak yargılamanın yenilenmesisebebinin varlığının kabulü ve önceki kararın kaldırılması hususunda derecemahkemesinin herhangi bir takdir yetkisi bulunmamaktadır. Zira ihlal kararıverilen hallerde yargılamanın yenilenmesinin gerekliliği hususundaki takdirderece mahkemelerine değil ihlalin varlığını tespit eden Anayasa Mahkemesinebırakılmıştır. Derece mahkemesi Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirttiğidoğrultuda ihlalin sonuçlarını gidermek üzere gereken işlemleri yapmaklayükümlüdür (Mehmet Doğan, § 59).
91. Bu bağlamda derece mahkemesinin öncelikle yapması gerekenşey, bir temel hak veya özgürlüğü ihlal ettiği veya idari makamlar tarafındanbir temel hak veya özgürlüğe yönelik olarak gerçekleştirilen ihlaligideremediği tespit edilen önceki kararını kaldırmaktır. Derece mahkemesi,kararın kaldırılmasından sonraki aşamada ise Anayasa Mahkemesi kararında tespitedilen ihlalin sonuçlarını gidermek için gereken işlemleri yapmak durumundadır.Bu çerçevede ihlal, yargılama sırasında gerçekleştirilen usule ilişkin birişlemden veya yerine getirilmeyen usule ilişkin bir eksiklikten kaynaklanıyorsasöz konusu usul işleminin hak ihlalini giderecek şekilde yeniden (veya dahaönce hiç yapılmamışsa ilk defa) yapılması icap etmektedir. Buna karşılıkihlalin idari işlem veya eylemin kendisinden ya da (derece mahkemesince yapılanveya yapılmayan usul işlemlerinden değil de) derece mahkemesi kararınınsonucundan kaynaklandığının Anayasa Mahkemesi tarafından tespit edildiğihâllerde derece mahkemesinin usule dair herhangi bir işlem yapmadan doğrudan,mümkün olduğunca dosya üzerinden önceki kararının aksi yönünde karar vererekihlalin sonuçlarını ortadan kaldırması gerekir (Mehmet Doğan, § 60).
92. Başvurucu, ihlalin tespitiyle yeniden yargılama yapılmasınıve 200.000 TL maddi ve manevi tazminata hükmedilmesini talep etmiştir.
1. Tıbbi İhmal NedeniyleKişinin Maddi ve Manevi Varlığını Koruma Hakkının İhlali Yönünden
93. Başvuruda, başvurucunun vücut bütünlüğüne yönelik tıbbimüdahale öncesinde rızasının alınmadığı ve riskler konusunda aydınlatılmadığıiddiası yönünden derece mahkemelerince konuyla ilgili ve yeterli bir gerekçeortaya konulmadığından maddi ve manevi varlığının korunması hakkının ihlaledildiği sonucuna varılmıştır. Dolayısıyla somut başvuruda ihlalin mahkemekararından kaynaklandığı anlaşılmaktadır.
94. Bu durumda maddi ve manevi varlığın korunması hakkınınihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasındahukuki yarar bulunmaktadır. Buna göre yapılacak yeniden yargılama ise 6216sayılı Kanun'un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrasına göre ihlalin vesonuçlarının ortadan kaldırılmasına yöneliktir. Bu kapsamda derecemahkemelerince yapılması gereken iş, öncelikle ihlale yol açan mahkemekararının ortadan kaldırılması ve nihayet ihlal sonucuna uygun yeni bir kararverilmesinden ibarettir. Bu sebeple kararın bir örneğinin yeniden yargılamayapılmak üzere Ankara 12. İdare Mahkemesine gönderilmesine karar verilmesigerekir.
2. Şeref ve İtibar HakkıBakımından Kişinin Maddi ve Manevi Varlığını Koruma Hakkının İhlali Yönünden
95. Başvuruda, başvurucunun ameliyatta görevli olan doktortarafından kendisine hakaret edildiği iddiası bakımından kamu makamlarınca sözkonusu iddianın araştırılmasına yönelik hiç bir işlem yapılmaması nedeniyleşeref ve itibarın korunması hakkını güvenceye alan Anayasa’nın 17. maddesininbirinci fıkrasında yer alan kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkınınusul yönünün ihlal edildiği sonucuna varılmıştır. Başvurucunun şeref ve itibarhakkına yönelik ihlal, kamu makamlarınca olayın gerçekleşme koşullarınınaçıklığa kavuşturulmamasından kaynaklanmaktadır. Yukarıda ifade edildiği üzeresomut başvuru yönünden olayın maddi koşullarının açıklığa kavuşturulmasıbakımından en etkili yol disiplin soruşturmasıdır. Dolayısıyla ihlalin asılkaynağının disiplin soruşturması yürütmekle görevli kamu otoritelerininhareketsiz kalması olduğu anlaşılmaktadır.
96. Bununla birlikte olayın 2004 yılında gerçekleştiği vedisiplin soruşturması açılmasının belli zamanaşımı sürelerine tabi olduğugözetildiğinde disiplin soruşturması yapılmak üzere kararın bir örneğininilgili kamu idaresine gönderilmesi yolunda bir giderime hükmedilmesinin doğruolmayacağı değerlendirilmiştir.
97. Öte yandan başvurucu tarafından açılan tam yargı davasındaşeref ve itibarın korunması hakkına yönelik müdahale iddialarıyla ilgiliherhangi bir araştırma yapılmaması sebebiyle ihlalin bir ölçüde idare mahkemesikararından da kaynaklandığı söylenebilir ise de idari yargıda tanıkdinlenmesinin mümkün olup olmadığı yolundaki tartışmaların varlığı dagözetildiğinde idare mahkemesinin maddi olayın gerçekleşme koşullarının ortayakonulması bakımından disiplin soruşturmasının verilerine ihtiyaç duyduğuortadadır. Somut olayda disiplin soruşturması yapılmadığı dikkate alındığındayeniden yargılamaya hükmedilmesinin pratikte bir faydasının olmayabileceğideğerlendirilmiştir. Bu nedenle yeniden yargılamaya hükmedilmesi gerekligörülmemiştir.
98. Somut olayda şeref ve itibarın korunması hakkına yönelikihlalin giderimi bakımından yeniden yargılama yapılmasında fayda bulunmamaklabirlikte bu ihlal sebebiyle başvurucunun uğradığı manevi zararları karşılığındabaşvurucuya net 5.500 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.
99. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 226,90 TL harçtan ibaretyargılama giderinin başvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Kamuya açık belgelerde başvurucunun kimliğinin gizlitutulması talebinin KABULÜNE,
B. 1. Kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkının ihlaledildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
2. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkiniddianın başvuru yollarının tüketilmemişolması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
C. Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan kişininmaddi ve manevi varlığını koruma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
D. Kararın bir örneğinin tıbbi ihmal nedeniyle kişinin maddi vemanevi varlığını koruma hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılmasıiçin yeniden yargılama yapılmak üzere Ankara 12. İdare Mahkemesine(E.2006/1464, K.2012/1154) GÖNDERİLMESİNE,
E. Şeref ve itibar hakkı bakımından kişinin maddi ve manevivarlığını koruma hakkının ihlali nedeniyle başvurucuya net 5.500 TL manevitazminat ÖDENMESİNE, tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,
F. 226,90 TL harçtan ibaret yargılama giderinin BAŞVURUCUYAÖDENMESİNE,
G. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine veMaliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına,ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihinekadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
H. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE4/7/2019 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.