TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
ÜÇAS GIDA PAZARLAMA VE TEKSTİL SAN. VE TİC. LTD. ŞTİ. BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2014/16633)
Karar Tarihi: 6/12/2017
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Engin YILDIRIM
Üyeler
:
Serdar ÖZGÜLDÜR
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
Recep KÖMÜRCÜ
M. Emin KUZ
Raportör
:
Özgür DUMAN
Başvurucu
:
Üças Gıda Pazarlama ve Tekstil San. ve Tic. Ltd. Şti.
Vekili
:
Av. Murat BAHADIR
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, ceza soruşturması sırasında el konulan eşyanınyapılan yargılama neticesinde iadesine karar verilmesine rağmen iade edilmemesinedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 15/10/2014 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan önincelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölümtarafından yapılmasına karar verilmiştir.
5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik veesas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüş bildirmemiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgiliolaylar özetle şöyledir:
8. Başvurucu Şirket, Dış Ticaret Müsteşarlığı Marmara BölgeMüdürlüğüne başvuruda bulunarak yüz adet Samsung S8530, yüz adet Samsung GT-i9000 ve yüz adet Apple Iphone 4 cinsi eşyayı ithal edeceğini beyan etmiştir.Başvurucu Şirkete bu eşya için 8/3/2011 tarihinde uygunluk belgesi verilmiştir.Ancak gümrük memurlarınca yapılan fiziki muayene sonucu başvurucunun ithalettiği eşyanın, alınan uygunluk belgesindekinden farklı olarak yüz elli adetNokia 5800 marka ve model cep telefonu olduğu tespit edilmiştir.
9. Öte yandan D. Dijital Tek. Tele. Ele. İth. İhr. San. ve Tic.Ltd. Şti. (D. Teknoloji Ltd. Şti.) tarafından yüz adet Nokia X2, yüz elli adetNokia X6, elli adet Nokia X6, üç yüz adet Nokia 5800d-1 ve yüz adet Nokia C6-01marka cep telefonu şeklinde beyan edilerek ithal edilen eşya 1/3/2011 tarihliSerbest Dolaşıma Giriş Beyannamesi ile işlem görmüştür. Ancak ithal edilen sözkonusu eşyanın fiziki muayenesi sonucu beyan edilen eşya dışında yüz adet Samsung S 8530, yüz adet SamsungGT-i9000 ve yüz adet Apple Iphone 4 olduğu tespitedilmiştir.
10. Bu tespitler üzerine başlatılan ceza soruşturması sırasında,ithal edilen söz konusu eşyaya dosya kapsamından anlaşılamayan bir tarihte elkonulmuş; yine Gümrük İdaresince soruşturma devam ederken -belirtilmeyen birtarihte- bu eşya satılarak tasfiye edilmiştir. Bakırköy CumhuriyetBaşsavcılığının 4/5/2011 tarihli iddianamesiyle, başvurucu Şirketin temsilcisiile diğer Şirket adına yapılan ithalat ile ilgili olarak Ö.U., Z.D. ve A.Ş.hakkında kaçakçılık ve sahtecilik suçlarından 21/3/2007 tarihli ve 5607 sayılıKaçakçılıkla Mücadele Kanunu'nun 3. maddesinin (2) numaralı, 4. maddesinin (2)numaralı, 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 204. maddesinin(1) numaralı fıkraları uyarınca cezalandırılmaları kamu adına talep olunmuştur.İddianameyle ayrıca, kaçak eşyanın 5607 sayılı Kanun'un 13. maddesine göremüsadere edilmesi talep edilmiştir. İddanamede; sanıklarıneksik gümrük vergisi ödemek maksadıyla ithal ettikleri eşyanın kıymet, miktarve niteliğini eksik veya farklı göstererek sahte serbest dolaşıma girişbeyannamesi tanzim etmek suretiyle kaçakçılık ve sahtecilik suçunu işledikleriöne sürülmüştür.
11. Bakırköy 1. Ağır Ceza Mahkemesince (Mahkeme) iddianame kabuledilerek yargılamaya başlanmış, gümrük ve elektronik alanında uzman iki kişilikbir bilirkişi kurulundan rapor alınmıştır. 14/2/2013 tarihli bilirkişiraporunda, nakliyeci firmanın Atatürk Havalimanı İthalat Gümrük Müdürlüğüneverdiği yazıdaki her iki konşimento arasında çapraz etiketleme probleminedikkat çekilmiştir. Buna göre, yanlış etiketleme nedeniyle D. Teknoloji Ltd. Şti.nin kutusu başvurucu Şirkete gönderilmiştir. Bilirkişiraporunda, konşimentolarda nakliyeci tarafından yapılan yanlış etiketlemeişleminde şirketlerin bir kusurunun bulunmadığı belirtilmiştir.
12. Mahkeme 4/6/2013 tarihinde mahkûm edilmeleri için yeterli,her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil bulunmadığı gerekçesiylesanıkların ayrı ayrı beraatlerine hükmetmiştir.Mahkeme ayrıca, gümrük işlemleri gerçekleştirildikten sonra dava konusu elkonulan eşyanın veya tasfiye edilmiş ise tasfiye bedelinin sahibine iadesinekarar vermiştir. Kararın gerekçesinde; konşimentolarda nakliyeci firmatarafından çapraz etiketleme yapılması sonucu karışıklık çıktığı ve bukarışıklığın ilgili firmaca kabul edildiği ancak yanlış etiketleme işleminde,şirketlerin iştirakının olduğuna dair herhangi birdelil ve emare bulunmadığı belirtilmiştir. Mahkeme, gönderici firma tek olupalıcı firmaların farklı olması karşısında sanıkların kaçakçılık ve sahtecilikkastı ile hareket ettiklerine dair yeterli bir delilin bulunmadığını kabuletmiştir.
13. Katılan İstanbul Gümrük ve Ticaret Bölge Müdürlüğü (BölgeMüdürlüğü) adına Muhakemat Müdürlüğü 12/7/2013tarihinde kararı temyiz etmiş ise de katılan vekili 15/8/2013 tarihlidilekçeyle 31/7/2013 tarihinde temyizden vazgeçildiğini Mahkemeye bildirmiştir.Bu dilekçe sonrasında 20/9/2013 tarihli kesinleşme şerhleriyle, sanıklarhakkındaki beraat hükümlerinin temyizden vazgeçme üzerine 31/7/2013 tarihindekesinleştiği belirtilmiştir. Mahkeme 20/9/2013 tarihinde Atatürk HavalimanıKargo Gümrük Müdürlüğüne bir yazı yazarak kesinleşmiş karar doğrultusunda Gümrükİdaresince gümrük işlemleri gerçekleştirildikten sonra dava konusu el konulaneşyanın iadesi, tasfiye edilmiş ise tasfiye bedelinin sahibine iadesi içingereğinin yapılması hususunu bildirmiştir.
14. Başvurucu 4/9/2014 tarihinde Bölge Müdürlüğüne müracaatederek tasfiye bedelinin iadesi talebinde bulunmuştur. Bölge Müdürlüğünün17/9/2014 tarihli yazısıyla, el konulan eşyanın satışının yapıldığı tarihteyürürlükte bulunan 7/10/2009 tarihli ve 27369 mükerrer sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren mülga TasfiyeYönetmeliği'nin 26. maddesinin (5) numaralı fıkrasının (d) bendi ile25/6/2013tarihli ve 28688 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarakyürürlüğe giren Tasfiye Yönetmeliği'nin 64. maddesinin (4) numaralı fıkrasının(d) bendine göre bir yıllık süre geçtikten sonra satış bedelinin iadesininmümkün olmadığı bildirilmiştir. Bölge Müdürlüğü, iadeye ilişkin Mahkemekararının 31/7/2013 tarihinde kesinleştiğine; başvurucunun ise 4/9/2014tarihinde talepte bulunduğuna dikkat çekmiştir.
15. Bu yazı başvurucu vekiline 23/9/2014 tarihinde tebliğedilmiştir.
16. Başvurucu 15/10/2014 tarihinde bireysel başvurudabulunmuştur.
IV. İLGİLİ HUKUK
A. Ulusal Hukuk
17. 5607 sayılı Kanun’un"Arama ve elkoyma" kenar başlıklı 9. maddesinin ilgilikısmı şöyledir:
“(1) Kaçak eşya, her türlü silâh, mühimmat,patlayıcı ve uyuşturucu maddelerin bulunduğundan şüphe edilen her türlü kap,ambalaj veya taşımaya yarayan diğer araçlar ile kişilerin üzerlerinde yapılacakarama ve elkoymalar, 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılıCeza Muhakemesi Kanunu uyarınca yerine getirilir.
(2) Gümrük salonları ve gümrük kapılarındakaçak eşya sakladığından kuşkulanılan kişilerin üzeri, eşyası, yükleri vearaçları gümrük kontrolü amacıyla gümrük görevlilerince aranabilir. Yapılanarama sonucunda tespit edilen kaçak eşyaya derhal elkonulur.
(3) Gümrük bölgesine, Gümrük Kanunu gereğincebelirlenen kapı ve yollardan başka yerlerden girmek, çıkmak veya geçmekyasaktır. Bu yerlerde rastlanacak kişi ve her nevi taşıma araçları yetkilimemurlar tarafından durdurulur ve kişilerin eşya, yük ve üzerleri ile varsataşıma araçları aranır. Yapılan arama sonucunda tespit edilen kaçak eşyayaderhal elkonulur.
...”
18. 5607 sayılı Kanun’un"Elkonulan eşyanın muhafazası" kenar başlıklı 11.maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
“(1) Kaçak şüphesiyle elkonulan eşya ile 10uncu maddenin ikinci fıkrası gereğince alıkonulan her türlü taşıt ve araç;miktarı, cinsi, markası, tipi, modeli, seri numarası gibi eşyanın ayırıcıözelliklerini gösterir bir tutanakla gümrük idaresine teslim edilir.
...
(6) (Ek: 28/3/2013-6455/56 md.)Kaçak akaryakıt hariç el konulan ve alıkonulan her türlü eşya, yük hayvanı vetaşıtların muhafazası, depolanması, yüklenmesi, boşaltılması, nakliyesi veimhası gibi nedenlerle el konulduğu andan itibaren yapılan masraflar, Gümrük veTicaret Bakanlığı döner sermaye işletmesi gelirlerinden karşılanır. Bu kapsamdayapılacak her türlü mal, araç, gereç ve hizmet alımlarında 4/1/2002 tarihli ve4734 sayılı Kamu İhale Kanunu hükümleri uygulanmaz.
(7) (Ek: 28/3/2013-6455/56 md.)Dördüncü, beşinci ve altıncı fıkralara ilişkin usul ve esaslar İçişleriBakanlığı ve Maliye Bakanlığının görüşü alınarak Gümrük ve Ticaret Bakanlığıncaçıkarılan yönetmelikle düzenlenir.
...”
19. 5607 sayılı Kanun’un "Müsadere"kenar başlıklı 13. maddesi şöyledir:
“(1) Bu Kanunda tanımlanan suçlarla ilgiliolarak 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun eşya ve kazanç müsaderesineilişkin hükümleri uygulanır. Ancak kaçak eşya taşımasında bilerek kullanılanveya kullanılmaya teşebbüs edilen her türlü taşıma aracının müsadereedilebilmesi için aşağıdaki koşullardan birinin gerçekleşmesi gerekir:
a) Kaçak eşyanın, suçun işlenmesinikolaylaştıracak veya fiilin ortaya çıkmasını engelleyecek şekilde özel olarakhazırlanmış gizli tertibat içerisinde saklanmış veya taşınmış olması.
b) Kaçak eşyanın, taşıma aracı yüküne göremiktar veya hacim bakımından tamamını veya ağırlıklı bölümünü oluşturması veyanaklinin, bu aracın kullanılmasını gerekli kılması.
c) Taşıma aracındaki kaçak eşyanın, Türkiye’yegirmesi veya Türkiye’den çıkması yasak veya toplum veya çevre sağlığı açısındanzararlı maddelerden olması.
(2) Etkin pişmanlık nedeniyle fail hakkındacezaya hükmolunmaması veya kamu davasının düşmesine karar verilmesi, sadece suçkonusu eşya ile ilgili olarak müsadere hükümlerinin uygulanmasına engel teşkiletmez."
20. 5607 sayılı Kanun’un"Tasfiye" kenar başlıklı 16. maddesi şöyledir:
"(1) (Değişik: 28/3/2013-6455/58 md.) Bu Kanunda tanımlanan suçların konusunu oluşturmasıdolayısıyla müsadere yaptırımının uygulanabileceği eşya, sahibine iadeedilemez. Kaçak şüphesiyle el konulan kaçak akaryakıt hariç her türlü eşyahakkında, el koyma tarihinden itibaren altı ay, ancak eşyanın zarara uğramasıveya değerinde esaslı ölçüde kayıp meydana gelme tehlikesinin varlığı veyamuhafazasının ciddi külfet oluşturması halinde bir ay içinde, gerekli tespitleryaptırılarak soruşturma aşamasında hâkim, kovuşturma aşamasında mahkemetarafından tasfiye kararı verilir. Bu süreler içinde karar verilmemesi halindeeşya derhal tasfiye edilir. Bu fıkra kapsamında tasfiye edilecek eşyadantasfiye edilmeden önce numune alınması mümkün olan durumlarda numune alınır,numune alınması mümkün olmayan durumlarda eşyanın her türlü ayırt ediciözellikleri tespit edilir.
(2) (Değişik: 28/3/2013-6455/58 md.) Satılarak tasfiye edilen eşya veya taşıtların satışbedeli emanet hesabına alınır. Tasfiye edilen eşya veya taşıtların sahibineiadesine karar verilmesi halinde, satış bedeli Gümrük Kanununun 180 incimaddesi hükümleri çerçevesinde el koyma tarihinden iade tarihine kadar geçensüre için kanuni faizi ile birlikte hak sahibine ödenir. Emanet hesabında bulunantutarın hak sahibine yapılacak ödemeyi karşılamaması halinde aradaki fark,eşyanın imha edilmiş olması halinde ise imha edilen eşyanın bedeli, gümrükidaresince genel bütçenin ilgili tertibinden karşılanarak hak sahibine ödenir.
(3) Elkonulan eşyanın iadesine karar verilmesihalinde, bu kararların uygulanmasında yürürlükte olan gümrük ve dış ticaretmevzuatı uyarınca işlem yapılır.
(4) Bu Kanunun uygulamasında tasfiye, tasfiyeidaresi tarafından Gümrük Kanunu hükümlerine göre yapılır."
21. Mülga Tasfiye Yönetmeliği'nin 26. maddesinin (5) numaralıfıkrasının ilgili kısmı şöyledir:
"(5) Kaçak eşya hakkında aşağıdabelirtilen işlemler yapılır:
...
d) İhale yoluyla satılan eşyanın yargıkararının kesinleştiği tarihten itibaren bir yıl içinde talep edilmeyenemanetteki eşya bedeli döner sermayeye gelir kaydedilir. Diğer yollarla tasfiyeedilen eşya için de yargı kararının kesinleştiği tarihten itibaren bir yıliçinde talepte bulunulmaz ise ödeme yapılmaz.
..."
22. Bu Yönetmelik'i ilga eden Tasfiye Yönetmeliği'nin "Satış sonrasında yapılacak işlemler"kenar başlıklı 64. maddesinin (4) numaralı fıkrası şöyledir:
"(4) Kaçak eşya hakkında aşağıdabelirtilen işlemler yapılır:
a) Kaçak eşya naklinde kullanılması nedeniylealıkonulan taşıtlardan ihale yoluyla satılanların satış bedelinden taşıtınteslim tarihine kadar oluşan ardiye ve diğer hizmetler karşılığı olarak satışbedelinin yüzde onbeşi ve satış için yapılmışmasraflar karşılığı olarak satış bedelinin yüzde ellisi ayrıldıktan sonra kalantutar ile ihale yoluyla satılan kaçak eşyanın satış bedeli emanete alınır.
b) Diğer yollarla yapılan tasfiye sonucundatahsil edilen bedel döner sermayeye gelir kaydedilir.
c) Yargılamanın eşya veya taşıma araçlarınınsahip veya taşıyıcısının lehine sonuçlanması halinde, (a) bendinde belirtileneşyanın satış bedeli veya (b) bendinde belirtilen eşyanın 31 inci maddeninbirinci fıkrasının (b) bendinde belirtilen şekilde tespit edilen kıymeti,gümrük vergileri ve para cezaları ayrıldıktan sonra, yasal faiziyle birliktedöner sermaye bütçesinden hak sahibine ödenir. Faizin hesabında, elkoymatarihinden bedelin iade tarihine kadar geçen süre esas alınır.
ç) Hakkında iade kararı verilen eşya için (c)bendi uyarınca yapılan ödemenin dışında bir bedelin ödenmesi gereken durumlardabu bedel gümrük idaresince genel bütçenin ilgili tertibinden karşılanarak haksahibine ödenir.
d) İhale yoluyla satılan eşyanın yargıkararının kesinleştiği tarihten itibaren bir yıl içinde talep edilmeyenemanetteki eşya bedeli döner sermayeye gelir kaydedilir. Diğer yollarla tasfiyeedilen eşya için de yargı kararının kesinleştiği tarihten itibaren bir yıliçinde talepte bulunulmaz ise ödeme yapılmaz.
e) Eşyanın müsaderesine ilişkin kararınkesinleşmesi üzerine satış bedeli döner sermayeye gelir kaydedilir.
f) Gümrük müdürlüğünce mahkeme kararınıntasfiye idaresine bildirimi sırasında, eşya sahibi tarafından ödenmesi gerekengümrük vergileri ve cezaları da belirtilir.
g) Tasfiye edilmemiş ve mahkemesince sahibineiadesine karar verilen kaçak eşyanın ardiye ve diğer hizmet ücretleri, 5607sayılı Kanunun 11 inci maddesi uyarınca döner sermaye bütçesinden ödenir."
B. Uluslararası Hukuk
23. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM); suç isnadına bağlıolarak yapılan el koyma işlemlerini, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne(Sözleşme) ek 1 No.lu Protokol'ün 1. maddesi kapsamında değerlendirmektedir. AİHM'e göre, kamu makamlarınca kişilerin mülküne elkonulması mülkiyet hakkına müdahale teşkil etmektedir. Mahkeme, bu suretleyapılan müdahalenin mülkiyetin kullanılmasının kontrolüne ilişkin üçüncü kuralçerçevesinde incelenmesi gerektiği görüşündedir (örnek olarak bkz. Raimondo/İtalya, B. No: 12954/87, 22/2/1994, § 27; Andrews/Birleşik Krallık (k.k.),B. No: 49584/99, 26/9/2002; Adamczyk/Polonya (k.k.), B. No: 28551/04, 7/11/2006; JGK StatybaLtd ve Guselnikovas/Litvanya,B. No: 3330/12, 5/11/2013, § 117). Buna göre, el koyma işlemiyle başvurucu mülkündentamamıyla yoksun bırakılmamakta; başvurucunun mülkünden yararlanması veyatasarrufta bulunması geçici olarak sınırlandırılmaktadır. AİHM ayrıca, el koymaişleminin kimi durumlarda muhtemel bir müsadere kararının uygulanmasını güvencealtına almaya yönelik olarak geçici bir tedbir şeklinde uygulandığına da dikkatçekmektedir (Rafig Aliyev/Azerbaycan, B. No:45875/06, 6/12/2011, § 118).
24. AİHM, el koyma yoluyla yapılan müdahalenin öncelikle içhukukta yeterli bir temelinin olması ve kamu yararına dayalı meşru bir amacıiçermesi gerektiğini kabul etmektedir (AliEsen/Türkiye, B. No: 74522/01, 24/7/2007, § 32). Nitekim Viktor Konovalov/Rusyakararında (B. No: 43626/02, 24/5/2007), iç hukukta bu konuda bir düzenlemebulunmadığı hâlde el konulan aracın nihai karar beklenmeden satılması suretiylemülkiyet hakkına yapılan müdahalenin Sözleşme'ye ek 1No.lu Protokol'ün 1. maddesi anlamında hukuka dayalı olma gerekliliğinikarşılamadığı sonucuna varılmıştır (Viktor Konovalov/Rusya, §§ 38-47).Bununla birlikte Mahkeme, el koyma yönünden kamu makamlarının geniş bir takdiryetkisi olduğunu kabul etmektedir (Dzinic/Hırvatistan, B. No: 38359/13, 17/5/2016, § 68). AİHMayrıca, muhtemel bir müsadere için el koyma tedbirinin uygulanmasının kamuyararına dayalı olup meşru bir amacı da içerdiğini sıklıkla içtihatlarında belirtmektedir(Borzhonov/Rusya, B. No: 18274/04, 22/1/2009, § 58; East West AllianceLimited/Ukrayna, B. No: 19336/04, 23/1/2014, § 187).
25. AİHM'e göre, mülkün kamu yararınakullanılmasının kontrolü kapsamında mülke el konulması hususunda devletleringeniş birtakdir yetkisi bulunmakla birlikte buyetkinin tanınması kişilerin mülkünden geçici süreyle de olsa yoksunbırakılması gibi ağır bir sonuca da yol açmaktadır.Bunedenle başvurucunun mülkiyet hakkına el koyma suretiyle yapılan müdahaleninkeyfî veya öngörülemez olmaması için bazı usule ilişkin güvenceleröngörülmelidir. AİHM, özellikle el koyma ve müsadere yoluyla yapılanmüdahaleler yönünden verdiği kararlarında kişilere keyfî müdahalelerdenkorunmak amacıyla mülkiyet hakkına müdahale teşkil eden bu önlemlerin kanundışı veya keyfî ya da makul olmayan şekilde uygulandığına ilişkin savunma veitirazlarını sorumlu makamlar önünde etkin bir biçimde ortaya koyabilmeolanağının tanınması güvencesinin sağlanması gerektiğini belirtmektedir. Budeğerlendirme ise uygulanan sürecin bütününe bakılarak yapılmalıdır (müsadereile ilgili kararlar yönünden bkz. AGOSI/BirleşikKrallık, B. No: 9118/80, 24/10/1986, § 60; Saccoccia/Avusturya, B. No: 69917/01, 18/12/2008,§ 89; el koyma ileilgili kararlar yönünden bkz. Dzinic/Hırvatistan,§68; Borzhonov/Rusya, §§ 60, 61).
26. Bunun yanında AİHM, müsadere gibi el koymanın da orantılıolması gerektiğini belirtmektedir. Nitekim Dzinic/Hırvatistan kararında el koyma tedbirinin muhtemel birmüsadereyi güvence altına almak için uygulandığını gözeten AİHM, başvurucununmülküne el konulması tedbirinin meşru olsa da el konulan mülkün değeri ilekarşılaştırılmaksızın uygulanmasını adil dengenin gerekliliklerine uygunolmadığını kabul ederek sonuca varmıştır (Dzinic/Hırvatistan, §§ 67-82).
27. AİHM, bu kapsamda başvurucunun davranışları ile kanunaaykırı eylem arasındaki illiyet bağının kamu makamlarınca makul bir şekildedeğerlendirilmesini de başka bir güvence ölçütü olarak değerlendirmektedir.Bununla birlikte AİHM, kamu yararının gerektirdiği bazı durumlarda böyle birilişki mevcut olmasa dahi el koyma ve müsaderenin uygulanabileceği gerçeğiniyadsımamaktadır. Ancak böyle bir durumda, yani el koyma ve müsaderenin muhakkakuygulanması gerektiği kabul edildiği takdirde özellikle iyi niyetli üçüncükişiler yönünden eşyanın belirli koşullar dâhilinde iadesi veya bu mümkünolamıyorsa eşya sahibinin zararının tazminine yönelik bir iç hukuk yolununmevcut olması, ölçülüğün unsurlarından biri olarakdeğerlendirilmektedir (AGOSI/Birleşik Krallık,§§ 57-61; Vasilevski/Makedonya, B. No: 22653/08, 28/4/2016, §§56-60; Sulejmani/Makedonya, B. No: 74681/11, 28/4/2016 ,§§ 40-44). AİHM, bu ilkenin beraat eden mülk sahipleri yönünden deuygulanacağını belirtmektedir (Jucys/Litvanya,B. No: 5457/03, 8/1/2008, § 36).
28. AİHM, el koyma ve müsadere yoluyla yapılan müdahalelerinsonuçlarını da kararlarında tartışmaktadır. Buna göre AİHM, her el koyma vemüsaderenin muhakkak bir zarara yol açtığını kabul etmekte, ancak el koyma vemüsaderenin Sözleşme'ye ek 1 No.lu Protokol'ün 1.maddesine göre adil olabilmesi için mülkün sahibinin güncel zararınınkaçınılmaz olandan daha fazla olmaması gerektiğini sıklıkla vurgulamaktadır (Raimondo/İtalya, § 33; Borzhonov/Rusya, § 61; Jucys/Litvanya, § 36). Bu bağlamda Borzhonov/Rusya kararında, el konulan otobüsünyapılan kanun değişikliğiyle sahibine iadesi gerektiği hâlde kamu makamlarınınaltı yıl boyunca hareketsiz kalması kaçınılmaz olandan daha ağır bir zararolarak görülmüştür (Borzhonov/Rusya, §§ 61-63).East/West Alliance Limited/Ukraine kararında, başvurucunun mülkünden on yılboyunca yoksun kalmasına yol açan el atma tedbirinin mülkiyet hakkına ölçüsüzbir müdahale olduğu sonucuna varılmıştır (East/WestAlliance Limited/Ukraine,§§ 166-218). Jucys/Litvanyakararında ise el koyma tedbirinin yaklaşık 8,5 yıl sürdüğüne vurgu yapılarakmülkiyet hakkına yapılan müdahalenin başvurucuya aşırı ve orantısız bir külfetyüklediği belirtilmiştir(Jucys/Litvanya, §§ 34-39).
29. AİHM, iade edilmekle birlikte ceza soruşturmasında eşyaya elkonulması nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasını Ali Esen/Türkiye kararında ölçülülükyönünden tartışarak sonuca varmıştır. Bu başvuruda başvurucu, daha önce sahtekimlik bilgileri kullanılarak ve sahte bir senetle satıldığı iddia edilen biraracı satın almıştır. Ceza soruşturması sırasında 20/9/1999 tarihinde araca elkonulmuş, aracı daha önce sahtecilik yoluyla satan bir kişi hakkında resmîevrakta sahtecilik suçundan iddianame düzenlenerek ceza davası açılmıştır.Yargılama devam ederken 19/9/2002 tarihinde aracın teminatsız olarakbaşvurucuya iadesine karar verilmiştir. AİHM, kovuşturma sürecinin tamamlanmasıbeklenmeden aracın teminatsız olarak iade edildiğine vurgu yapmıştır. AİHM'e göre, özellikle aracın mülkiyeti konusunda uyuşmazlığınolduğu durumlarda kanun dışı kullanımı önlemek amacıyla araca el konulmasımeşru bir amaçtır. AİHM, devletlerin bu alandaki geniş takdir yetkileri dedikkate alındığında başvurucunun mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin takipedilen meşru amaçla karşılaştırıldığında ölçüsüz olmadığı sonucuna varmış,başvurunun açıkça dayanaktan yoksun olduğuna karar vermiştir (Ali Esen/Türkiye, §§ 27-36). Diğertaraftan Islamic Republic of Iran Shipping Lines/Türkiye kararında ise (B. No: 40998/98,13/12/2007) el konulan gemi ve bu gemideki yüklere, iade edildikleri tarihekadar yaklaşık bir yıl boyunca keyfî olarak el konulduğunun ceza yargılamasındatespit edildiği gerekçesine dayalı olarak el koyma ile başvurucunun mülkiyethakkına yapılan müdahalenin ölçüsüz ve adil dengeyi bozucu nitelikte olduğusonucuna varılmıştır (IslamicRepublic of Iran Shipping Lines/Türkiye, §§ 97-103). Son olarak belirtmekgerekir ki Vendittelli/İtalya (B. No: 14804/89, 18/7/1994)kararında, bir suç isnadı kapsamında başvurucunun taşınmazına konulan tedbirinhükümden sonra gerek de kalmadığı hâlde on bir ay daha uygulanmaya devamedilmesi ölçüsüz bir müdahale olarak görülmüştür (Vendittelli/İtalya, §§ 31-40).
V. İNCELEME VE GEREKÇE
30. Mahkemenin 6/12/2017 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucunun İddiaları
31. Başvurucu, ceza soruşturması sırasında el konulan ceptelefonlarının Gümrük İdaresince satılarak tasfiye edildiğini, ancak yapılanyargılama neticesinde bu eşyanın veya tasfiye bedelinin iadesine kararverilmesine ve tasfiye bedelinin ödenmesi için idareye başvurmasına rağmen butalebinin kararın kesinleşmesinden itibaren bir yıldan fazla bir süre geçtiğigerekçesiyle reddedildiğini ifade etmiştir. Başvurucu; iade yapılması içinidareye Mahkemece 20/9/2013 tarihinde müzekkere yazıldığını ancak ne kendisinene vekiline tebligat yapıldığını, Mahkeme kararının kesinleşme tarihinden dehaberdar olmadığını beyan etmiştir. Başvurucu, sonuç olarak tasfiye bedeli deiade edilmediğinden haksız yere el koyma işlemi nedeniyle mülkiyet hakkı veadil yargılanma hakkı ile eşitlik ilkesinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
B. Değerlendirme
32. İddianın değerlendirilmesinde dayanak alınacak Anayasa’nın35. maddesi şöyledir:
“Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir.
Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunlasınırlanabilir.
Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararınaaykırı olamaz.”
33. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılanhukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifinikendisi takdir eder (Tahir Canan,B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16).
34. Başvurucu, eşitlik ilkesinin ihlal edildiğinden deyakınmakta ise de ayrımcılık iddiasının ciddiye alınabilmesi içinbaşvurucuların kendisiyle benzer durumdaki başka kişilere yapılan muamele ilekendisine yapılan muamele arasında bir farklılığın bulunduğunu ve bufarklılığın meşru bir temeli olmaksızın sırf ırk, renk, cinsiyet, din, dil,cinsel yönelim ve benzeri ayırımcı bir nedene dayandığını makul delillerleortaya koyması gerekmektedir (Onurhan Solmaz, B.No: 2012/1049, 26/3/2013, § 33). Somut olayda ise başvurucunun bu yöndekiiddialarını temellendirecek somut bulgu ve kanıtlar ortaya koyamadığıanlaşılmaktadır. Bu nedenle eşitlik ilkesi yönünden herhangi bir incelemeyapılmasına gerek görülmemiştir.
35. Öte yandan başvurucu, mülkiyet hakkının ihlali iddiasıyanında adil yargılanma hakkının da ihlal edildiğini öne sürmektedir. Ancakbaşvurucunun temel şikâyeti, mülkiyet hakkına konu eşyayla ilgili olarak elkoyma tedbiri uygulanmasına ilişkin olup bu nedenle başvurucunun ihlaliddialarının mülkiyet hakkı kapsamında incelenmesi gerektiğideğerlendirilmiştir.
1. Kabul EdilebilirlikYönünden
36. Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası ile 30/3/2011tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama UsulleriHakkında Kanun'un 45. maddesinin (2) numaralı fıkrasında bireysel başvurudabulunulmadan önce ihlal iddiasının dayanağı olan işlem, eylem ya da ihmal içinKanun'da öngörülmüş olan idari ve yargısal başvuru yollarının tamamınıntüketilmiş olması gerektiği belirtilmiştir. Temel hak ihlallerini önceliklederece mahkemelerinin gidermekle yükümlü olması, kanun yollarının tüketilmesikoşulunu zorunlu kılar (Necati Gündüz veRecep Gündüz, B. No: 2012/1027, 12/2/2013, §§ 19, 20; Güher Ergun ve diğerleri, B. No: 2012/13,2/7/2013, § 26).
37. Başvuru yollarının tüketilmesi gereğinden söz edilebilmesiiçin öncelikle hukuk sisteminde hakkının ihlal edildiğini iddia eden kişininbaşvurabileceği idari veya yargısal bir hukuki yolun öngörülmüş olmasıgerekmektedir. Ayrıca bu hukuki yolun iddia edilen ihlalin sonuçlarınıgiderici, etkili ve başvurucu açısından makul bir çabayla ulaşılabilirnitelikte olması ve sadece kâğıt üzerinde kalmayıp fiilen de işlerliğe sahipbulunması gerekmektedir. Olmayan bir hukuki yolun tüketilmesi başvurucudanbeklenemeyeceği gibi hukuken veya fiilen etkili bulunmayan, ihlalin sonuçlarınıdüzeltici bir vasıf taşımayan veya ölçülü olmayan birtakım şeklî koşullarınöngörülmesi nedeniyle fiilen erişilebilir ve kullanılabilir olmaktan uzaklaşanbaşvuru yollarının tüketilmesi zorunluluğu bulunmamaktadır (Fatma Yıldırım, B. No: 2014/6577,16/2/2017, § 39).
38. Anayasa Mahkemesinin daha önceki kararlarında 4/12/2004tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 141. maddesi ile öngörülentazminat yolunun el koyma tedbirinin uygulanması ile ilgili şikâyetleraçısından erişilebilir ve elverişli bir çözüm olanağı ve makul ölçüde birbaşarı imkânı sunduğu belirtilerek bireysel başvuruda bulunabilmek içinöncelikle bu yolun tüketilmesi gerektiği kabul edilmiştir (örnek olarak bkz. Mehmet Ali Aslan, B. No: 2013/2429,30/3/2016, § 28; Yıldıray Soysal,B. No: 2014/14887, 17/11/2016, §§ 47-50; NurayIşık, B. No: 2014/7561, 28/9/2016; §§ 66-69).
39. Somut olayda derece mahkemelerince el koyma tedbiriuygulanan eşyanın veya tasfiye bedelinin iadesine karar verilmiştir. Mülkiyethakkının ihlali durumunda kamu makamlarının öncelikle ihlali giderme veihlalden önceki duruma mümkün olduğunca dönülmesini sağlayacak şekilde ihlalinsonuçlarını ortadan kaldırma yükümlüğü bulunmaktadır. Diğer bir deyişle ihlalindoğası eski hâle getirmeye (restitutio in integrum) müsaitse bunu yerine getirme görevi kamumakamlarına düşmektedir. Hâlbuki 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinde öngörülenhukuk yolu el koyma nedeniyle uğranılan zararların tazminine ilişkindir. Budurumda, somut olay bakımından derece mahkemelerince zaten el konulan eşyanınveya tasfiye bedelinin iadesine karar verildiğine göre belirtilen hukuk yolununtüketilmesine gerek bulunmadığı değerlendirilmektedir. Süresinde başvuruyapılmadığı gerekçesiyle başvurucunun iade talebi idarece yerinegetirilmemiştir. Başvurucu lehine olan bir mahkeme kararının uygulanmadığı dikkatealındığında başvurucunun bu işleme karşı ayrı bir dava açmaya zorlanması dabeklenemez (benzer yönde bkz. Kenan Yıldırımve Turan Yıldırım, B. No: 2013/711, 3/4/2014, § 47).
40. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğinekarar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılanmülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğunakarar verilmesi gerekir.
2. Esas Yönünden
a. Mülkün Varlığı
41. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğinden şikâyet eden bir kimse,önce böyle bir hakkının var olduğunu kanıtlamak zorundadır. Bu nedenleöncelikle başvurucunun Anayasa'nın 35. maddesi uyarınca korunmayı gerektirenmülkiyete ilişkin bir menfaate sahip olup olmadığı noktasındaki hukukidurumunun değerlendirilmesi gerekir (CemileÜnlü, B. No: 2013/382, 16/4/2013, § 26; İhsan Vurucuoğlu, B. No: 2013/539,16/5/2013, § 31).
42. Anayasa'nın 35. maddesiyle güvenceye bağlanan mülkiyethakkı, ekonomik değer ifade eden ve parayla değerlendirilebilen her türlü malvarlığı hakkını kapsamaktadır (AYM, E.2015/39, K.2015/62, 1/7/2015, § 20). Bubağlamda mülk olarak değerlendirilmesi gerektiğinde kuşku bulunmayan menkul vegayrimenkul mallar ile bunların üzerinde tesis edilen sınırlı ayni haklar vefikrî hakların yanı sıra icrası kabil olan her türlü alacak da mülkiyethakkının kapsamına dâhildir (Mahmut Duran vediğerleri, B. No: 2014/11441, 1/2/2017, § 60).
43. Başvuruya konu ceza soruşturması sırasında el konulan ceptelefonlarının ekonomik bir değer ifade eden taşınır mallardan olduğukuşkusuzdur. Bu cep telefonlarının başvurucu tarafından ithal edildiği vefiziki muayene esnasındaki tespitler nedeniyle başlatılan ceza soruşturmasıkapsamında bunlara el konulduğu hususunda dabirtereddüt bulunmamaktadır. Bu durumda el konulan cep telefonları yönündenbaşvurucunun Anayasa'nın 35. maddesi anlamında mülkiyet hakkının mevcut olduğusonucuna varılmıştır.
b. Müdahalenin Varlığı veTürü
44. Anayasa’nın 35. maddesinde bir temel hak olarak güvencealtına alınmış olan mülkiyet hakkı; kişiye başkasının hakkına zarar vermemek veyasaların koyduğu sınırlamalara uymak koşuluyla sahibi olduğu şeyi dilediğigibi kullanma, semerelerinden yararlanma ve tasarruf etme olanağı veren birhaktır(Mehmet Akdoğan ve Diğerleri, B.No: 2013/817, 19/12/2013, § 32). Dolayısıyla malikin mülkünü kullanma,semerelerinden yararlanma ve mülkü üzerinde tasarruf etme yetkilerindenherhangi birinin sınırlanması mülkiyet hakkına müdahale teşkil eder (Recep Tarhan ve Afife Tarhan, B. No:2014/1546, 2/2/2017, § 53).
45. Anayasa’nın 35. maddesi ile mülkiyet hakkına temas edendiğer hükümleri birlikte değerlendirildiğinde Anayasa'nın mülkiyet hakkınamüdahaleyle ilgili üç kural ihtiva ettiği görülmektedir. Buna göre, Anayasa'nın35. maddesinin birinci fıkrasında herkesin mülkiyet hakkına sahip olduğubelirtilmek suretiyle "mülkten barışçıl yararlanma hakkı"nayer verilmiş, ikinci fıkrasında da mülkten barışçıl yararlanma hakkınamüdahalenin çerçevesi belirlenmiştir. Maddenin ikinci fıkrasında genel olarakmülkiyet hakkının hangi koşullarda sınırlanabileceği belirlenmekle aynı zamanda"mülkten yoksun bırakma"nın şartlarınıngenel çerçevesi de çizilmiştir. Maddenin son fıkrasında ise mülkiyet hakkınınkullanımının toplum yararına aykırı olamayacağı kurala bağlanmak suretiyledevletin mülkiyetin kullanımını kontrol etmesine ve düzenlemesine imkânsağlanmıştır. Anayasa'nın diğer bazı maddelerinde de devlet tarafındanmülkiyetin kontrolüne imkân tanıyan özel hükümlere yer verilmiştir. Ayrıcabelirtmek gerekir ki mülkten yoksun bırakma ve mülkiyetin düzenlenmesi,mülkiyet hakkına müdahalenin özel biçimleridir (Recep Tarhan ve Afife Tarhan, §§ 55-58).
46. El koyma tedbiri, suç isnadı kapsamında uygulanan geçici birkoruma tedbiri mahiyeti taşımaktadır. Başvurucunun geçici bir süreyle de olsamülkünden yoksun bırakılmasının mülkiyet hakkına müdahale teşkil ettiğikuşkusuzdur. Müdahalenin türünün ise yol açtığı sonuçlar yanında ayrıca amacıda gözetilerek belirlenmesi gerekmektedir. Somut olayda "el koyma tedbiri"nin uygulanmasıyla başvurucu mülkündenbütünüyle yoksun bırakılmış değildir. Başvurucunun cep telefonlarına bildirimyükümlülüğüne uyulmadan yurda sokulduğu şüphesiyle el konulmuştur. Dolayısıylaesas itibarıyla mülkün toplum yararına aykırı olarak suçta kullanılmasınınönlenmesi amacıyla kontrolü söz konusu olduğuna göre başvurucunun mülkiyethakkına yapılan müdahalenin mülkiyetin kullanımının kontrolüne veyadüzenlenmesine ilişkin üçüncü kural çerçevesinde incelenmesi gerekir.
c. Müdahalenin İhlalOluşturup Oluşturmadığı
47. Anayasa’nın 13. maddesi şöyledir:
“Temel hak ve hürriyetler, özlerinedokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplerebağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanınsözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerineve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”
48. Anayasa’nın 35. maddesinde mülkiyet hakkı sınırsız bir hakolarak düzenlenmemiş, bu hakkın kamu yararı amacıyla ve kanunlasınırlandırılabileceği öngörülmüştür. Mülkiyet hakkına müdahalede bulunulurkentemel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasına ilişkin genel ilkeleridüzenleyen Anayasa'nın 13. maddesinin de gözönündebulundurulması gerekmektedir. Anılan madde uyarınca temel hak ve özgürlükler,demokratik toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olmaksızınAnayasa'nın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancakkanunla sınırlanabilir. Dolayısıyla mülkiyet hakkına yönelik müdahaleninAnayasa'ya uygun olabilmesi için müdahalenin kanuna dayanması, kamu yararıamacı taşıması ve ayrıca ölçülülük ilkesi gözetilerek yapılması gerekmektedir(Recep Tarhan ve Afife Tarhan, § 62).
i. Kanunilik
(1) Genel İlkeler
49. Anayasa'nın 35. maddesinin ikinci fıkrasında mülkiyet hakkınınancak kamu yararı amacıyla kanunla sınırlanabileceği belirtilmek suretiylemülkiyet hakkına yönelik müdahalelerin kanunda öngörülmesi gereği ifadeedilmiştir. Öte yandan temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasına ilişkingenel ilkeleri düzenleyen Anayasa'nın 13. maddesi de "hak ve özgürlüklerin ancak kanunla sınırlanabileceğini"temel bir ilke olarak benimsemiştir (AliEkber Akyol ve diğerleri, B. No: 2015/17451, 16/2/2017, § 51).
50. Anayasa'nın 35. maddesinde mülkiyet hakkına getirileceksınırlamaların kamu yararı amacıyla ve kanunla yapılması gerektiği hüküm altınaalınırken Sözleşme'ye ek 1 No.lu Protokol'ün 1.maddesi mülkiyetten yoksun bırakmanın kamu yararıyla, yasada öngörülenkoşullarla ve uluslararası sözleşmelere uygun olarak yapılabileceğiniöngörmektedir. Anayasa, tüm sınırlandırmaların mutlak manada kanunlayapılacağını öngörerek Sözleşme'den daha geniş birkoruma sağlamaktadır (Mehmet Akdoğan vediğerleri, § 31).
51. Hak ve özgürlüklerin ve bunlara yapılacak müdahalelerin vesınırlandırmaların kanunla düzenlenmesi bu haklara ve özgürlüklere keyfîmüdahaleyi engelleyen ve hukuk güvenliğini sağlayan demokratik hukuk devletininen önemli unsurlarından biridir. Bununla beraber kanunla düzenleme zorunluluğuhakka yapılacak müdahalenin uygulanmasının kanun çerçevesini aşmayacak şekildetüzük, yönetmelik, tebliğ ve genelge gibi yürütme organının çıkardığı ikincildüzenlemelerle yapılmasına mani değildir (TahsinErdoğan, B. No: 2012/1246, 6/2/2014, § 60).
52. Anayasa ve Sözleşme’de yer alan veyukarıda yer verilen üçüncü kurallar, devlete mülkiyetin kullanımı veyamülkiyetten yararlanma hakkını kontrol etme ve bu konuda düzenleme yetkisivermektedir. Mülkiyetten yoksun bırakmaya göre daha geniş takdir yetkisi verendüzenleme veya kontrol yetkisinin kullanımında da kanunilik, meşru amaç veölçülülük ilkelerinin gereklerinin karşılanması kural olarak aranmaktadır. Bunagöre mülkiyet hakkının düzenlenmesi veya kontrolü yetkisi de kamu yararıamacıyla ve kanunla kullanılmalıdır (OrhanYüksel [GK], B.No: 2013/604, 10/12/2015,§§ 57, 58).
53. Mülkiyet hakkına yönelik müdahalelerde ilk incelenmesigereken ölçüt kanuna dayalı olma ölçütüdür. Bu ölçütün sağlanmadığı tespitedildiğinde diğer ölçütler bakımından inceleme yapılmaksızın mülkiyet hakkınınihlal edildiği sonucuna varılacaktır. Müdahalenin kanuna dayalı olması, içhukukta müdahaleye ilişkin yeterince ulaşılabilir ve öngörülebilir kanunhükümlerinin bulunmasını gerektirmektedir (Türkiyeİş Bankası A.Ş. [GK], B. No: 2014/6192, 12/11/2014, § 44). Kanununvarlığı kadar kanun metninin ve uygulamasının da bireylerin davranışlarınınsonucunu öngörebilecekleri kadar hukuki belirlilik taşıması gerekir. Bir diğerifadeyle kanunun kalitesi de kanunilik koşulunun sağlanıp sağlanmadığınıntespitinde önem arz etmektedir (NecmiyeÇiftçi ve diğerleri, B. No: 2013/1301, 30/12/2014, § 55).
54. Öte yandan belirtmek gerekir ki Anayasa temel hak veözgürlüklerin sınırlandırılması (m.13), vergi ve benzeri mali yükümlülüklerinkonması (m.73) ve memurların atanmaları, özlük hakları vs. (m.128) gibi bazıkonularda düzenlemenin münhasıran kanunla yapılmasını öngörmektedir. Bukonularda kanunun temel esasları, ilkeleri ve çerçeveyi belirlemeden düzenlemeyetkisini yürütmeye bırakması yasama yetkisinin devredilmezliğiilkesine aykırılık teşkil edebilmektedir. Esasen bu durumda söz konusudüzenlemenin kanunla yapılması gerektiğini belirten anayasal hükme aykırılıktansöz edilmesi daha isabetli olacaktır. Anayasa'nın açıkça kanunla düzenlenmesiniöngörmediği konularda ise kanunun çok genel ifadelerle düzenleme yaparakayrıntıyı yürütmeye bırakması mümkündür. Anayasa'da münhasıran kanunladüzenleme yapılması öngörülmeyen konularda yürütme organının doğrudan ve ilkelden düzenleyici işlem yapabileceği düşünülebilirse de yasamanın asliliği ve yürütmenin türevselliğigereği idari işlemlerin kanuna dayanması zorunluluğu vardır. NitekimAnayasa'nın gerek yürütme yetkisinin kanunlara uygun olarak kullanılacağınıifade eden hükmü (m.8) gerekse yönetmeliklerin kanunların uygulanmasınısağlamak üzere ve bunlara aykırı olmamak kaydıyla çıkarılabileceğini belirtenkuralı (m.124) bu zorunluluğa işaret etmektedir. Ancak bu durumda kanundanbelirlemesi beklenen çerçeve, Anayasa'nın kanunla düzenlenmesini öngördüğüdurumdakinden çok daha geniş olabilecektir. Başka bir ifadeyle Anayasa'ya göremutlaka kanunla düzenlenmesi gerekmeyen bir konu, kanuni dayanağı olmakkaydıyla idarenin düzenleyici işlemlerine bırakılabilir. Aksi yorum, Anayasa'dabazı hususların kanunla düzenlenmesinin öngörülmüş olmasını anlamsız hâlegetirebilecektir (AYM,E.2013/72, K.2013/126, 31/10/2013).
(2) İlkelerin OlayaUygulanması
55. Başvuru konusu el koyma işleminin 5607 sayılı Kanun’un 9.maddesine dayandığı anlaşılmaktadır. El konulan eşyanın, ceza soruşturmasısırasında satış suretiyle tasfiye edilmesi işleminin de aynı Kanun'un 16.maddesinin gereği olarak yapıldığı görülmektedir. Zira anılan maddede, kaçakşüphesiyle el konulan kaçak eşya hakkında el koyma tarihinden itibaren altı ay,eşyanın zarara uğraması veya değerinde esaslı ölçüde kayıp meydana gelmetehlikesinin varlığı ya da muhafazasının ciddi külfet oluşturması hâlinde debir ay içinde tasfiye edileceği düzenlenmiştir. Dolayısıyla başvurucuya ait ceptelefonlarına el konularak bunların tasfiye edilmesinin açık, ulaşılabilir veöngörülebilir nitelikte bir kanuni dayanağının bulunduğu açıktır.
56. Bununla birlikte el konulan eşyanın veya bedelinin iadeedilmesi yönünde verilen ve kesinleşen Mahkeme kararı idarece uygulanmamıştır.İdare, buna gerekçe olarak mülga Tasfiye Yönetmeliği'nin 26. maddesinin (5)numaralı fıkrasının (d) bendi ile yürürlükte bulunan Tasfiye Yönetmeliği'nin64. maddesinin (4) numaralı fıkrasının (d) bendini göstermektedir. Gerçekten desözü edilen hükümlerde, yargı kararının kesinleştiği tarihten itibaren bir yıliçinde talep edilmeyen emanetteki eşya bedelinin döner sermayeye gelirkaydedileceği ve iade edilmeyeceği düzenlenmiştir. Somut olayda da BölgeMüdürlüğünün işaret ettiği üzere iadeye ilişkin Mahkeme kararı 31/7/2013tarihinde kesinleşmiş, başvurucu ise 4/9/2014 tarihinde talepte bulunmuştur.Dolayısıyla Bölge Müdürlüğünün belirtilen yönetmelik maddesine uygun olaraktalebi reddettiği görülmektedir.
57. Ancak Anayasa Mahkemesinin çeşitli kararlarında, mülkiyethakkına yapılacak müdahalelerin ancak mutlak manada şeklî bir kanuna dayanmasıgerektiği açık olarak belirtilmiştir (Türkiyeİş Bankası A.Ş., § 47; MehmetEray Celepgil ve diğerleri, B. No:2014/612, 1/2/2017, § 48; AYM, E.2013/72, K.2013/126, 31/10/2013). Bu olaydaise Bölge Müdürlüğünün iade etmeme işlemine gerekçe olarak gösterdiğiYönetmelik maddesinin herhangi bir kanun hükmüne dayanmadığı anlaşılmaktadır.Nitekim 5607 sayılı Kanun'un 16. maddesinin (2) numaralı fıkrasına göre, satılaraktasfiye edilen eşyanın satış bedelinin emanet hesabına alınması ve tasfiyeedilen eşyanın sahibine iadesine karar verilmesi hâlinde ise satış bedelinin elkoyma tarihinden iade tarihine kadar geçen süre için kanuni faizi ile birliktehak sahibine ödenmesi öngörülmektedir. Hatta aynı maddede; emanet hesabındabulunan tutarın hak sahibine yapılacak ödemeyi karşılamaması hâlinde aradakifarkın, eşyanın imha edilmiş olması durumunda ise imha edilen eşyanınbedelinin, gümrük idaresince genel bütçenin ilgili tertibinden karşılanarak haksahibine ödeneceği hüküm altına alınmıştır. Bu hükümde, iade edilen eşyanınveya tasfiye bedelinin belirli bir süre geçtikten sonra iade edilmeyeceğiyönünde bir düzenlemeye ise yer verilmediği görülmektedir. Üstelik Bölge Müdürlüğüde iade talebinin reddine ilişkin yazıda dayanak olarak herhangi bir kanunhükmü göstermemiştir. Buna göre, belirtilen düzenleyici işlemin tek başınamüdahalenin kanuniliği unsurunu sağlamayacağı kuşkusuzdur.
58. El konulan eşyanın başvurucuya iade edilmemesinin kanunilikölçütü yönünden sorunlu olduğu görülmekle birlikte mülkiyet hakkı kapsamında elkoyma sürecinin bütününe bakılarak değerlendirme yapılması gerektiğindenölçülülük yönünden inceleme yapılarak sonuca varılması gerekli görülmüştür.
ii. Meşru Amaç
59. Anayasa'nın 13. ve 35. maddeleri uyarınca mülkiyet hakkıancak kamu yararı amacıyla sınırlandırılabilmektedir. Kamu yararı kavramı,mülkiyet hakkının kamu yararının gerektirdiği durumlarda sınırlandırılmasıimkânı vermekle, bir sınırlandırma amacı olmasının yanı sıra mülkiyet hakkınınkamu yararı amacı dışında sınırlanamayacağını öngörerek ve bu anlamda birsınırlama sınırı oluşturarak mülkiyet hakkını etkin bir şekilde korumaktadır (Nusrat Külah, B. No: 2013/6151, 21/4/2016, §53).
60. 5607 sayılı Kanun’a göre kaçakçılık; ülkeye ithali ya daülkeden ihracı yasak olan veya ithal ve ihracı gümrük işlemlerine tabi olan bireşyayı gümrük işlemleri yaptırılmadan ithal veya ihraç etmek, bu eşyayı ülkeiçinde satmak veya satın almaktır.
61. Günümüzde uluslararası ticaretin giderek artması veserbestleşmesi; toplum ve çevre sağlığını olumsuz yönde etkileyen, ülkeekonomisi ve güvenliğini tehdit eden her türlü kaçakçılık faaliyetlerindekiartışı da beraberinde getirmiştir. Ülke ticaretinin ve güvenliğinin korunmasıve kontrolü ile haksız rekabetin önlenmesi amacıyla kaçakçılıkla mücadele etmekiçin ülkeler tarafından hukuki düzenlemelerle gerekli önlemler alındığı gibi butürden fiillerle mücadelede etkinliğin artırılması maksadıyla uluslararasıanlaşmalar da yapılmaktadır. Bu yüzden kaçakçılıkla mücadelede etkinliğinartırılması gayesiyle “kaçak eşya”nın müsadereedilmesinin kamu yararı amacı taşıdığı değerlendirilmektedir (Bekir Yazıcı [GK], B.No:2013/3044, 17/12/2015, § 64).
62. Öte yandan müsadereyle; suçta kullanılan, kullanılmak üzerehazırlanan veya suçtan meydana gelen eşyanın mahkûmiyete rağmen suçlunun elindebırakılmaması, suçtan gelir elde edilmemesi, ayrıca suçla ilgili veya bizatihisuç teşkil eden eşyanın ülke ekonomisi, kamu düzeni ve güvenliği ile toplum veçevre sağlığı bakımından arz ettiği tehlikelerin önlenmesi amaçlanmıştır.Böylece suçla mücadelede caydırıcılığın sağlanması, yeni suçların işlenmesininönüne geçilmesi ve tehlikelilik arz eden suça konu mülkün kullanılmasının vedolaşımının engellenmesi hedeflenmektedir (FatmaÇavuşoğlu ve Bilal Çavuşoğlu, B. No: 2014/5167, 28/9/2016, § 69).
63. Somut olay bakımından başvurucunun ithal ettiği ceptelefonlarına el konulması yönündeki tedbirin, gümrük makamlarına bildirim yükümlülüğününsağlanması ve muhtemel bir müsaderenin sonuçsuz kalmaması için gerekligörüldüğü anlaşılmaktadır. Dolayısıyla suça konu olduğu şüphesiyle ceptelefonlarına el konulmanın belirtilen şekilde kamu yararına dayalı meşru biramacı bulunmaktadır.
iii. Ölçülülük
(1) Genel İlkeler
64. Son olarak kamu makamlarınca başvurucunun mülkiyet hakkınayapılan müdahaleyle gerçekleştirilmek istenilen amaç ile bu amacıgerçekleştirmek için kullanılan araçlar arasında makul bir ölçülülükilişkisinin olup olmadığı değerlendirilmelidir.
65. Anayasa'nın 13. maddesi uyarınca hak ve özgürlüklerinsınırlandırılmasında dikkate alınacak ölçütlerden biri olan ölçülülük, hukukdevleti ilkesinden doğmaktadır. Hukuk devletinde hak ve özgürlüklerinsınırlandırılması istisnai bir yetki olduğundan bu yetki, ancak durumungerektirdiği ölçüde kullanılması koşuluyla haklı bir temele oturabilir.Bireylerin hak ve özgürlüklerinin somut koşulların gerektirdiğinden daha fazlasınırlandırılması kamu otoritelerine tanınan yetkinin aşılması anlamınageleceğinden hukuk devletiyle bağdaşmaz (AYM, E.2013/95, K.2014/176,13/11/2014).
66. Ölçülülük ilkesi; “elverişlilik”, “gereklilik” ve“orantılılık” olmak üzere üç alt ilkeden oluşmaktadır. “Elverişlilik” öngörülenmüdahalenin ulaşılmak istenen amacı gerçekleştirmeye elverişli olmasını,“gereklilik” ulaşılmak istenen amaç bakımından müdahalenin zorunlu olmasınıyani aynı amaca daha hafif bir müdahale ile ulaşılmasının mümkün olmamasını,“orantılılık” ise bireyin hakkına yapılan müdahale ile ulaşılmak istenen amaçarasında makul bir dengenin gözetilmesi gerekliliğini ifade etmektedir (AYM,E.2011/111, K.2012/56, 11/4/2012; E.2014/176, K.2015/53, 27/5/2015; E.2016/13,K.2016/127, 22/6/2016; Mehmet Akdoğan vediğerleri, § 38).
67. Ölçülülük ilkesi gereği kişilerin mülkiyet hakkınınsınırlandırılması hâlinde elde edilmek istenen kamu yararı ile bireyin haklarıarasında adil bir dengenin kurulması gerekmektedir. Bu adil denge, başvurucununşahsi olarak aşırı bir yüke katlandığının tespit edilmesi durumunda bozulmuşolacaktır (Arif Güven, B. No:2014/13966, 15/2/2017, § 58). Müdahalenin ölçülülüğünü değerlendirirken AnayasaMahkemesi, bir taraftan ulaşılmak istenen meşru amacın önemini ve diğertaraftan müdahalenin niteliğini başvurucunun ve kamu otoritelerinindavranışlarını da gözönünde tutarak başvurucuyayüklenen külfeti dikkate alacaktır (ArifGüven, § 60).
68. Müsadere veya mülkiyetin kamuya geçirilmesi yoluyla mülkiyethakkına yapılan müdahalelerin bireyin menfaatleri ile kamunun yararı arasındaolması gereken adil dengeyi bozmaması için öncelikle suça veya kabahate konueşyanın malikinin davranışı ile kanunun ihlali arasında uygun bir illiyetbağının olması ve "iyi niyetli" eşya malikine müsadere edilen veyamülkiyeti kamuya geçirilen eşyayı -tehlikeli olmamaları kaydıyla- gerikazanabilme olanağının tanınması veya iyi niyetli malikin bu nedenle oluşanzararının tazmin edilmesi gerekmektedir (BekirYazıcı, §§ 31-80).
69. Mülkiyet hakkını sınırlandıran bir tedbirin uygulanmasının,Anayasa'nın 13. ve 35. maddelerine göre ölçülü olabilmesi için bu tedbirinöngörülen kamu yararı amacını gerçekleştirmeye elverişli olması ve bu tedbirinuygulanması dışında aynı amacı gerçekleştirmeye yarar daha elverişli başka biraracın da bulunmaması gerekmektedir. Bunun yanında söz konusu tedbir gerekkapsamı ve gerekse de süresi itibarıyla orantılı olarak uygulanmalıdır. Kamuyararı amacı doğrultusunda mülkle ilgili olarak bu ve benzeri tedbirlerin uygulanmasınınzarara yol açması ise kaçınılmazdır. Ancak bu zararın kaçınılmaz olandan ağırveya aşırı sonuçlara da yol açmaması ya da oluşması durumunda böyle bir zararınkamu makamlarınca makul bir sürede, uygun yöntem ve vasıtalarla gideriminin sağlanması gerekmektedir. Buna göre, kamumakamlarının kanuna dayalı olarak ve ilgili kamu yararı amacı doğrultusundamülkiyet hakkına müdahale teşkil eden tedbirler uygulaması ve bu tedbirlerinbelirli bir süre de devam etmesi ancak bireyin haklarının korunmasının gerekliliklerineuyulduğu takdirde ölçülü görülebilir.
(2) İlkelerin OlayaUygulanması
70. Gümrük İdaresince, mülga Tasfiye Yönetmeliği'nin 26.maddesinin (5) numaralı fıkrasının (d) bendine (yürürlükte olan TasfiyeYönetmeliği'nin 64. maddesinin (4) numaralı fıkrasının (d) bendi) dayalı olarakkararın kesinleştiği tarihten itibaren bir yıl geçtikten sonra iade talebindebulunulduğu gerekçesiyle iade kararı uygulanmamıştır. Ancak başvurucu; Mahkemekararının katılan tarafından temyiz edildiğini, daha sonra temyizden feragatedildiğini ve buna dair kendilerine herhangi bir tebligatın yapılmadığını,dolayısıyla iade kararının kesinleştiğinden haberdar olamadığını ifadeetmektedir. Gerçekten de Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi'nden (UYAP) dosyaincelendiğinde, başvurucuya temyiz ve temyizden feragat dilekçelerinin tebliğedilmemiş olduğu ve kesinleşme işleminden de başvurucunun haberdar edilmediğigörülmektedir. Nitekim Bölge Müdürlüğü, temyizden feragat tarihi olan 31/7/2013tarihini kesinleşme tarihi olarak esas almış ise de katılanın temyizden feragatbeyanının 15/8/2013 tarihinde Mahkemeye bildirilmiş olduğu, kesinleşme şerhininise 20/9/2013 tarihli olduğu görülmektedir. Buna göre herhangi bir tebligatyapılmadan ve kanuna dayalı olmayan bir yönetmelikte düzenlenen hak düşürücüsüreye bağlı olarak başvurucunun iade talebinin reddedildiği anlaşılmaktadır.
71. El koyma ve müsadere tedbirlerinin suçla mücadele bakımındançok önemli araçlar olduğu şüphesizdir. Ancak bu tedbirler uygulanırkenAnayasa'nın 35. maddesinde öngörülen mülkiyet hakkının korunmasınıngerekliliklerinin sağlanması da zorunludur. Bu bakımdan, el koyma tedbiriningerekli olmadığı saptandığı takdirde kamu makamlarının ayrıca bir başvurugerekmeksizin eşyayı veya bedelini sahibine iade etmesi gerekir. Aksi takdirdeel koyma nedeniyle başvurucuya olağanın dışında bir külfet yüklenmiş olur.Ayrıca mahkeme kararının uygulanması için kişinin davaaçması veya icra takibi başlatmasına gerek bulunmamaktadır. Nitekim Anayasa'nın138. maddesinin dördüncü fıkrasına göre mahkeme kararlarının derhâl veivedilikle uygulanması zorunludur. Bu hüküm uyarınca, yasama ve yürütmeorganları ile idare mahkeme kararlarına uymak zorundadır; bu organlar ve idaremahkeme kararlarını hiçbir suretle değiştiremez ve bunların yerinegetirilmesini geciktiremez. Somut olayda ise el koyma tedbiri kaçakçılık vesahtecilik suçu şüphesiyle uygulanmış olup yapılan ceza yargılaması neticesindemüsadere uygulanmayıp bu eşyanın iadesine karar verilmiştir. Dolayısıyla derecemahkemelerince, el koyma tedbirinin gerekli olmadığı tespit edilmiştir. Ancakiadeye ilişkin kesinleşmiş mahkeme kararına ve bu yöndeki mahkemenin talimatınarağmen başvurucunun iade talebi idarece reddedilmiştir.
72. Başvurucunun ithal ettiği ancak kaçakçılık ve sahtecilikşüphesiyle yürütülen ceza soruşturması sırasında el konularak satılmaksuretiyle tasfiye edilen cep telefonları, ceza yargılaması sonucunda mahkemecesanığın beraatine ve satış bedelinin iadesine kararverilmesine ve tasfiye bedelinin sahibine iadesi yönündeki talimat yazısınarağmen gümrük idaresince, kanuna dayalı olmayan yönetmelikte yer alan vekesinleşme tarihini esas alan bir yıllık hak düşürücü süreye ilişkindüzenlemeye dayalı olarak başvurucuya iade edilmemiştir. Ancak bu süre esasalınsa bile başvurucuya kesinleşme işlemine veya mahkemenin iade talimatyazısına ilişkin bir tebligatın yapılmadığı tespit edilmiştir. Dolayısıyla elkoyma tedbirinin uygulanmasının gerekli olmadığı mahkemece tespit edilmişolmasına rağmen ve bir müsadere kararı da verilmediği hâlde el konulan eşyabaşvurucuya iade edilmemiştir. Sonuç olarak başvurucunun el konulan eşyasınınmahkeme kararına rağmen yönetmelikle getirilen bir yıllık süre sınırlamasınadayanılarak iade edilmemesi, başvurucuya şahsi olarak aşırı ve olağan dışı birkülfet yüklemiştir. Bu sebeple başvurucunun mülkiyet hakkı ile kamu yararıarasında olması gereken adil dengenin başvurucu aleyhine bozulduğu sonucunavarılmıştır.
73. Açıklanan nedenlerle Anayasa’nın 35. maddesinde güvencealtına alınan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
C. 6216 Sayılı Kanun'un50. Maddesi Yönünden
74. 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2) numaralıfıkraları şöyledir:
“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucununhakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararıverilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılmasıgerekenlere hükmedilir…
(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararındankaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılamayapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasındahukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veyagenel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmaklayükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali vesonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”
75. Başvurucu, maddi tazminat talebinde bulunmuştur.
76. Başvuruda mülkiyet hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.
77. Mülkiyet hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadankaldırılması için yargı kararının mümkün olan en kısa sürede icra edilmesiamacıyla kararın bir örneğinin Gümrük ve Ticaret Bakanlığına gönderilmesinekarar verilmesi gerekir.
78. Mülkiyet hakkının ihlali nedeniyle kararın idareyegönderilmesine karar verilmesinin yeterli giderimi sağladığıdeğerlendirildiğinden tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.
79. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 206,10 TL harç ve 1.800TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.006,10 TL yargılama giderinin başvurucuyaödenmesine karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Başvurunun KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyethakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
C. Kararın bir örneğinin mülkiyet hakkının ihlalininsonuçlarının ortadan kaldırılması için yargı kararının mümkün olan en kısasürede icra edilmesi amacıyla Gümrük ve Ticaret Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE,
D. Başvurucunun tazminat taleplerinin REDDİNE,
E. 206,10 TL harç ve 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam2.006,10 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,
F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun MaliyeBakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemedegecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadargeçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE6/12/2017 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.