TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
UĞUR AYYILDIZ BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2012/574)
Karar Tarihi: 6/2/2014
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Serruh KALELİ
Üyeler
:
Zehra Ayla PERKTAŞ
Burhan ÜSTÜN
Nuri NECİPOĞLU
Hicabi DURSUN
Raportör
:
Bahadır YALÇINÖZ
Başvurucu
:
Uğur AYYILDIZ
Vekili
:
Av. Cavit ÇALIŞ
I. BAŞVURUNUNKONUSU
1. Başvurucu, Türk SilahlıKuvvetlerinde sözleşmeli uzman erbaş olarak görev yapmakta iken sözleşmesininhukuka aykırı olarak feshedildiğini, bu işlemin iptali istemiyle açtığı davadanda sonuç alamadığını belirterek masumiyet karinesinin ve adil yargılanmahakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
II. BAŞVURUSÜRECİ
2. Başvuru, 12/11/2012tarihinde Anayasa Mahkemesine doğrudan yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idariyönden yapılan ön incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engelbir eksikliğin bulunmadığı tespit edilmiştir.
3. Birinci Bölüm ÜçüncüKomisyonunca, 22/2/2013 tarihinde başvurunun kararabağlanması için Bölüm tarafından ilke kararı alınması gerekli görüldüğünden,kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına, dosyanın Bölümegönderilmesine karar verilmiştir.
4. Bölüm, 18/6/2013tarihinde yapılan toplantıda kabul edilebilirlik ve esas hakkındaki incelemeninbirlikte yapılmasına karar vermiştir.
5. Başvuru konusu olay veolgular 21/6/2013 tarihinde Adalet Bakanlığınabildirilmiştir. Adalet Bakanlığı, görüşünü 2/8/2013tarihinde Anayasa Mahkemesine sunmuştur.
6. Adalet Bakanlığı tarafındanAnayasa Mahkemesine sunulan görüş başvurucuya 13/8/2013tarihinde bildirilmiştir. Başvurucu, karşı beyanlarını 16/8/2013tarihinde Anayasa Mahkemesine sunmuştur.
III. OLAY VEOLGULAR
A. Olaylar
7. Başvuru dilekçesindekiilgili olaylar özetle şöyledir:
8. Başvurucu, 4/12/2009 tarihinde yapılan üç yıllık sözleşmeye istinadenTürk Silahlı Kuvvetlerinde uzman erbaş olarak göreve başlamıştır.
9. Görevde kaldığı yaklaşık birbuçuk yıllık sürede iki kez takdirname, üç kez de disiplin cezası almıştır.
10. Şırnak Milli J. Komd. Tabur Komutanlığında görev yapmakta iken 11/5/2011 tarihinde başvurucunun da kalmakta olduğumisafirhanede bir jandarma uzman onbaşı başka bir onbaşıyı bıçakla öldürmüştür.
11. Başvurucu, olayla ilgiliolarak aynı tarihte alınan ilk ifadelerinde, olay hakkında bilgi ve görgüsününolmadığını belirtmiştir. Bir gün sonraki ifadelerinde ise vicdani rahatsızlıkduyduğunu belirterek bildiklerini anlatmıştır.
12. Şırnak CumhuriyetBaşsavcılığı cinayetle ilgili olarak soruşturma başlatmıştır. Bu çerçevedebaşvurucuya yalan tanıklık suçu isnat edilmiştir.
13. Başvurucunun sözleşmesi,hakkında Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturma devam etmekte iken, 6/6/2011 tarihinde feshedilmiştir.
14. Feshe hukuki dayanak olarak18/3/1986 tarih ve 3269 sayılı Uzman Erbaş Kanunu’nun 12. maddesi, Uzman ErbaşYönetmeliği’nin 13. maddesi ile J.Gn.K.lığıErbaş Yönergesi’nin Üçüncü Bölümünün 16. maddesigösterilmiştir.
15. Şırnak CumhuriyetBaşsavcılığınca başvurucu hakkında yalan tanıklık suçlamasıyla yürütülensoruşturma tamamlanmış; 15/6/2011 tarihli ek kararla,başvurucunun ilk ifadesinin “tanık”sıfatıyla alınmadığından yalan tanıklıksuçunun unsurları itibarıyla oluşmadığı gerekçesiyle kovuşturmayayer olmadığına karar verilmiştir. Bu kararda, fail ve maktul dışındakikişilerin bir gün arayla verdikleri ifadelerle ilgili olarak şu hususlara yerverilmiştir;
“Olay sonrası misafirhanede kalan… diğer şahısların şüpheli olarak alınan ifadelerinde olay ile ilgilibelli hususları sakladıkları, olaydan sonraki gün şüphelinin suçunu itirafetmesi üzerine Cumhuriyet Başsavcılığımızca şüpheli olarak yeniden alınanifadeleri ile Diyarbakır askeri Savcılığınca tanık olarak alınan ifadelerinde,şüpheli ile maktul arasındaki sözlü münakaşayı ve küfürleşmeyi, olay öncesindeşüpheli ve maktulün alkol aldıkları, yine bağırışmasonucu uyandıklarında şüphelinin ‘ben İsmail’i bıçakladım, koşun yardım edin’şeklinde cümle kurduğu hususlarını doğruladıkları … anlaşılmıştır.”
16. Başvurucunun sözleşmesininfeshedilmesine ilişkin işlemin iptali istemiyle açtığı dava, Askeri Yüksekİdare Mahkemesi Birinci Dairesinin 17/4/2012 tarih veE.2011/1126, K.2012/416 sayılı kararıyla reddedilmiştir. Başvurucu ve vekili,davalı idare vekili ile savcının da katılımıyla gerçekleştirilen duruşmasonucunda verilen kararın ilgili bölümü şöyledir;
“…dava konusu uzman erbaş sözleşmesinin feshiişlemi değerlendirildiğinde; davacının da istirahat halinde olduğumisafirhanede, bir uzman erbaş arkadaşı tarafından başka bir uzman erbaşınöldürülmesi olayına tanık olduğu halde, arkadaşının suçu ilk önce kabul etmemesinedeniyle onu koruma gayreti içine girdiği ve amirlerine ve olayı soruşturansavcılık makamına verdiği ilk ifadelerde, olayla ilgili bilgi ve görgüsününbulunmadığı yönünde yalan beyanda bulunduğu, hatta olayın intihar olabileceğinedair imada bulunduğu, ancak bir gün sonra pişmanlık duyarak ifadesinideğiştirdiği ve bildiklerini anlattığı; jandarma sınıfından olması nedeniylesuç ve suçlularla mücadele temel görevi bulunan davacının, adam öldürme gibiciddi bir suç nedeniyle yürütülen soruşturmayı ilk başta yanlış yönlendiripbildiklerini anlatmayarak faili koruma gayreti içine girmesinin hiçbir şekildekabul edilemeyeceği; henüz meslek hayatının başında olmasına rağmen son üç ayiçinde üç farklı disiplin suç/tecavüzü işleyerek, askeri disipline uyum konusundada zaafını ortaya koyan, mevcut disiplin ve ahlak yapısı itibariyle kendisindenistifade edilmesine ve kamu hizmetine devamına imkân kalmadığı anlaşılan davacıhakkında tesis edilen uzman erbaş sözleşmesinin feshi işleminde idarece takdiryetkisinin; objektif kıstaslara bağlı kalınarak, kişi yararı ile kamu yararıarasında bir denge gözetilerek ve kamu yararı amacına uygun olarakkullanıldığı, bu itibarla dava konusu uzman erbaş sözleşmesinin feshi işlemindehukuka aykırı bir yön bulunmadığı sonucuna varılmıştır.”
17. Kararda, ayrıca, duruşmalıyapılan yargılama sonucunda hüküm tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık AsgariÜcret Tarifesi hükümleri ile 26/9/2011 tarih ve 659sayılı Genel Bütçe Kapsamındaki Kamu İdareleri ve Özel Bütçeli İdarelerde HukukHizmetlerinin Yürütülmesine İlişkin Kanun Hükmünde Kararname’nin 14. maddesigereğince 2.400 TL avukatlık ücretinin başvurandan alınarak davalı idareyeverilmesine karar verilmiştir.
18. Başvurucu 25/5/2012tarihli dilekçesiyle karar düzeltme talebinde bulunmuştur. Dilekçede,başvurucu, hakkında verilen kovuşturmaya yer olmadığına dair karara atıfla,yalan tanıklıktan bahsedilemeyeceğini ve dava açıldıktan sonra yürürlüğe girenyasal düzenlemeyle getirilmiş bulunan hüküm uyarınca davalı idare lehinevekâlet ücretine hükmedilmesinin kanuna aykırı olduğunu ileri sürmüştür.
19. Karar düzeltme istemi, aynıDairenin 9/10/2012 tarih ve E.2012/1247, K.2012/1034sayılı kararıyla reddedilmiştir. Gerekçede, 4/7/1972tarih ve 1602 sayılı Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Kanunu’nun 66. maddesindekikarar düzeltme sebepleri sayıldıktan sonra dilekçede ileri sürülen sebeplerinyerinde görülmediği ve düzeltilmesi istenen kararın kanuna ve usule uygunolduğu belirtilmiştir.
B. İlgiliHukuk
20. 3269 sayılı Kanun’un “Başarı gösteremeyenler ve ceza alanlar”başlıklı 12. maddesi şöyledir:
“Sözleşmenin imzalanmasından sonra ilk beşaylık intibak dönemi içerisinde göreve intibak edemeyenler ile ayrılmakisteyenlerin sözleşmeleri feshedilerek, Türk SilâhlıKuvvetleri ile ilişikleri kesilir. Peşin olarak ödenen aylık ve aylık ilebirlikte ödenen diğer tüm özlük haklarının çalışılmayan günlere ait kısmı gerialınır.
Görevde başarısız olanlarla, atandıkları kadrogörev yerleri ile ilgili olarak üç ay ve daha uzun süreli bir kurs veya eğitimegönderilenlerden kurs veya eğitimde başarısız olan veya kendilerinden istifadeedilemeyeceği anlaşılan uzman erbaşların, barışta sözleşme sürelerinebakılmaksızın Türk Silâhlı Kuvvetleri ile ilişiklerikesilir. Bunlar, yedekte er kaynağına alınırlar.
Görevde başarısız olma, intibak edememe vekendilerinden istifade edilememe hâlleri ve bunlara yapılacak işlemler,çıkarılacak yönetmelikte düzenlenir.
Ayrıca;
a) Almış oldukları sicile göre kademeilerlemesi yapamayanların,
b) Verilen ceza, tecil edilse veya paracezasına çevrilse dahi;
1) Devletin şahsiyetine karşı işlenen suçlarile basit ve nitelikli zimmet, irtikâp, iftira, rüşvet, hırsızlık,dolandırıcılık, sahtecilik, inancı kötüye kullanma, yalan yere tanıklık, yalanyere yemin, cürüm tasniî, ırza geçmek, sarkıntılık,kız, kadın veya erkek kaçırmak, fuhşiyata tahrik,gayri tabiî mukarenet, dolanlı iflas gibi yüz kızartıcı veya şeref ve haysiyetikırıcı suçlar ile istimal ve istihlâk kaçakçılığı hariç kaçakçılık, resmî ihaleve alım ve satımlara fesat karıştırma, Devlet sırlarını açığa vurma, firar,amir veya üste fiilen taarruz, emre itaatsizlikte ısrar, üste hakaret,mukavemet, fesat, isyan suçlarından dolayı mahkûm olanların,
2) Askerî Ceza Kanununun 148 inci maddesinde yazılısuçlardan mahkûm olanların,
c) Taksirli suçlar hariç olmak üzere diğersuçlardan adlî veya askerî mahkemeler tarafından otuz günden daha fazla sürelihürriyeti bağlayıcı bir ceza ile mahkûm olanların,
ç) Taksirli suçlar nedeniyle altı ay veya dahafazla süre ile hürriyeti bağlayıcı bir cezaya mahkûm olanların,
d) Disiplin mahkemeleri veya en az ikidisiplin amirinden disiplin cezası aldığı tarihten geriye doğru son bir yıliçerisinde toplam otuz günden daha fazla hürriyeti bağlayıcı disiplin cezasıalanların,
e) Yabancı uyruklu kişilerle evlenenlerden; buevlilikleri, ilgili yönetmelikte belirtilen esaslar dahilindeGenelkurmay Başkanlığı tarafından uygun görülmeyenlerin,
f) Çeşitli nedenlerle Türk vatandaşlığını kaybedenlerinveya Türk vatandaşlığından çıkartılanların,
Sözleşmeleri feshedilmek suretiyle Türk Silâhlı Kuvvetleri ile ilişikleri kesilir.
Her ne sebeple olursa olsun, sözleşmesifeshedilerek Türk Silâhlı Kuvvetleri ile ilişiğikesilen uzman erbaşlar, tekrar Türk SilâhlıKuvvetlerine alınmazlar.”
21. 20/9/2005 tarih ve 25962 tarihliResmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren UzmanErbaş Yönetmeliği’nin “Görevde başarısızolma, kendilerinden istifade edilmeme halleri ve sözleşmenin feshedilmesi sebepleri”başlıklı 13. maddesinin ikinci fıkrası şöyledir:
“Görevde başarısız olanlar ile kendisinden istifade edilemeyeceği(atış, spor, eğitim, operasyon ve istihdam edildikleri kadro görev yerlerindeve davranışlarında askerlik mesleği değerlerini sergilemede, ikazlara rağmenistenen düzeye ulaşamayan ve aşırı derecede borçlananlardan bu durumu rapor,tutanak ve her türlü belge ile kanıtlananlar, mazeretsiz olarak bir sözleşmeyılı içerisinde yedi gün ve daha uzun süre ile göreve gelmeyenler) anlaşılan, atandıklarıkadro görev yerleri ile ilgili olarak üç ay ve daha uzun süreli bir kurs veyaeğitime gönderilenlerden kurs veya eğitimde başarısız olan uzman erbaşların,barışta sözleşme sürelerine bakılmaksızın Türk Silahlı Kuvvetleri ileilişikleri kesilir. Bunlar yedekte er kaynağına alınır.”
IV. İNCELEME VEGEREKÇE
22. Mahkemenin 6/2/2014 tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun12/11/2012 tarih ve 2012/574 numaralı bireysel başvurusu incelenip gereğidüşünüldü:
A. Başvurucununİddiaları
23. Başvurucu, Anayasa’nın 36.ve 38. maddeleriyle Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6. maddesine dayanarak;fesih işleminin hakkında yürütülen ceza soruşturması neticelenmedenyapıldığını, kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmesiyle birlikte sözleşmeninfeshinin hukuki dayanağının ortadan kalktığını ileri sürmek suretiyle idariişlemin tesisi ile buna karşı açılan dava sırasında masumiyet karinesinin ihlal edildiğini, davalı kurumtarafından AYİM’e sunulan gizlilik derecelibelgelerin kendilerine tebliğ edilmediğini ve savunmada değerlendirmelerinefırsat verilmediğini, keza AYİM tarafından davanın reddine karar verilmedenönce AYİM Başsavcılığının yazılı düşüncesiyle Raportörün görüşünün kendilerinetebliğ edilmediğini ileri sürerek adilyargılanma hakkının ihlal edildiğini, ayrıca, başvuruya konu davadaha evvel açıldığı halde, 2/11/2011 tarihindeyürürlüğe giren 659 sayılı KHK uyarınca, aleyhine avukatlık ücretinehükmedilmesinin Anayasa’nın 36. ve 91. maddeleriyle 13. maddesindeki ölçülülükilkesine aykırı olduğunu iddia etmiştir. Buna bağlı olarak başvurucu öncelikleyargılamanın yenilenmesine, bilirkişi marifetiyle tespit edilecek maddî vetakdir edilecek bir miktar da manevî tazminata ve ayrıca yargılama giderlerininödenmesine karar verilmesini talep etmiştir.
B. Değerlendirme
24. Başvurucunun şikâyetleriadil yargılanma hakkı ile masumiyet karinesinin ihlaline yönelik olduğundan buşikâyetlerin ayrı ayrı incelenmesi gerekmektedir.
25. Anayasa’nın 148. maddesininüçüncü ve 30/3/2011 tarih ve 6216 sayılı AnayasaMahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 45. maddesinin(1) numaralı fıkraları uyarınca, Anayasa’da güvence altına alınmış temel hak veözgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve buna ek Türkiye’nin tarafolduğu protokoller kapsamındaki herhangi birinin kamu gücü tarafından ihlaledildiğini iddia eden kişilere Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru hakkıtanınmıştır.
26. Anayasa’nın 148. maddesinindördüncü fıkrası şöyledir:
“Bireysel başvuruda, kanun yolunda gözetilmesi gerekenhususlarda inceleme yapılamaz.”
27. 6216 sayılı Kanun’un “Bireysel başvuruların kabul edilebilirlik şartlarıve incelenmesi” kenar başlıklı 48. maddesinin (2) numaralı fıkrasışöyledir:
“Mahkeme, …açıkça dayanaktan yoksun başvuruların kabuledilemezliğine karar verebilir.”
28. 6216 sayılı Kanun’un “Esas hakkındaki inceleme” kenar başlıklı49. maddesinin (6) numaralı fıkrası şöyledir:
“Bölümlerin, bir mahkeme kararına karşı yapılan bireysel başvurularailişkin incelemeleri, bir temel hakkın ihlal edilip edilmediği ve bu ihlalinnasıl ortadan kaldırılacağının belirlenmesi ile sınırlıdır. Bölümlerce kanunyolunda gözetilmesi gereken hususlarda inceleme yapılamaz.”
1- Kabul Edilebilirlik Yönünden
a-Adil yargılanma hakkının ihlali iddiası
29. Başvurucu, davalı kurum tarafından AYİM’e sunulan gizlilik dereceli belgelerin kendilerinetebliğ edilmediğini ve savunmalarında değerlendirmelerine fırsat verilmediğini,keza AYİM tarafından davanın reddine karar verilmeden önce AYİM Başsavcılığınınyazılı düşüncesiyle Raportörün görüşünün kendilerine tebliğ edilmediğini, bunedenle Anayasa’nın 36. maddesiyle Sözleşme’nin 6. maddesindeki adil yargılanmahakkının ihlal edildiğini; 2/11/2011 tarihindeyürürlüğe giren 659 sayılı KHK uyarınca bu tarihten önce açılmış davalardaaleyhe vekalet ücretine hükmedilmesinin Anayasa’nın 36. ve 91. maddeleriyle 13.maddesindeki ölçülülük ilkesine aykırı olduğu ileri sürmüştür.
30. Başvurucunun bu başlıkaltındaki şikâyetlerinin ayrı ayrı incelenmesi gerekir:
i-Gizlilik Dereceli Belgelerin Tebliğ Edilmediği İddiası
31. Başvurucu, davalı idaretarafından sunulan gizlilik dereceli belgelerin kendisine tebliğ edilmediğinive bu suretle adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmektedir.
32. Bakanlık görüş yazısında,başvuruya ilişkin dava dosyası incelendiğinde Milli Savunma Bakanlığıtarafından sunulan savunma dilekçesinin herhangi bir eki bulunmadığınıngörüldüğünü, İçişleri Bakanlığı Jandarma Genel Komutanlığı Hukuk HizmetleriBaşkanlığı ve Adli Müşavirliği tarafından gönderilen yazıda da gizlilikgerekçesiyle başvurucuya iletilmeyen belge olmadığının belirtildiği, diğeryandan, başvurucunun AYİM'e açtığı iptal davasının hiçbirsafahatında gizlilik gerekçesiyle kendisine sunulmayan belgeler olduğunu dilegetirmediğini, yargılama ve kanun yolları aşamasında dile getirilmeyen hakihlali iddiasının, bireysel başvuru yolunda öne sürülmesinin, bireysel başvuruyolunun ikincillik prensibine aykırı olduğunu belirterek, bu şikâyetin açıkçadayanaktan yoksun olduğu yönünde kanaatini bildirmiştir.
33. Başvurucu ise cevapdilekçesinde, yargılama aşamasında dava dosyasına sunulan gizli belgelerdenhaberdar edilmediği için bu konuda herhangi bir talepte bulunmadığınıbildirmiştir.
34. Adil yargılanma hakkınınunsurlarından biri de silahların eşitliği ilkesidir. Silahların eşitliği ilkesidavanın taraflarının usuli haklar bakımından aynıkoşullara tabi tutulması ve taraflardan birinin diğerine göre daha zayıf birduruma düşürülmeksizin iddia ve savunmalarını makul bir şekilde mahkeme önündedile getirme fırsatına sahip olması anlamına gelir. Ceza davalarının yanı sıramedeni hak ve yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara ilişkin hukuk davaları veidari davalarda da bu ilkeye uyulması gerekir (B. No: 2013/1134, 16/5/2013, § 32).
35. Başvuru konusu yargılamasonucunda verilen kararda davanın reddi ile birlikte gizlilik derecelibelgelerin iadesine de karar verildiği, gerekçeli kararda gizli olduğubelirtilen belgelerin mahkemece değerlendirildiğine ve karara esas teşkilettiğine ilişkin açık bilgilerin yer almadığı anlaşılmaktadır. Diğer yandan,kararın tebliği ile beraber başvurucunun, kararda ifade edilen gizlilikdereceli belgelerden haberdar olduğu açıktır.
36. Anayasa’nın 148. maddesininüçüncü fıkrası şöyledir:
“...Başvurudabulunabilmek için olağan kanun yollarının tüketilmiş olması şarttır.”
37. 30/3/2011 tarih ve 6216 sayılıAnayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un “Bireysel başvuru hakkı” kenar başlıklı45. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:
“İhlaleneden olduğu ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüşidari ve yargısal başvuru yollarının tamamının bireysel başvuru yapılmadan öncetüketilmiş olması gerekir.”
38. Anılan Anayasa ve Kanunhükümleri uyarınca Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru, “ikincil nitelikte bir kanun yolu” olup buyola başvurulmadan önce kural olarak olağan kanun yollarının tüketilmiş olmasışarttır.
39. Temel hak ve özgürlükleresaygı, devletin tüm organlarının uyması gereken bir ilke olup bu ilkeye uygundavranılmadığı takdirde, ortaya çıkan ihlale karşı öncelikle yetkili idarimercilere ve derece mahkemelerine başvurulmalıdır.
40. Bireysel başvurunun ikincilniteliği gereği, başvurucunun, temel hak ve özgürlüklerinin ihlal edildiğiiddialarını öncelikle yetkili idari mercilere ve derece mahkemelerine usulüneuygun olarak iletmesi, bu konuda sahip olduğu bilgi ve kanıtları zamanında bumercilere sunması, aynı zamanda bu süreçte dava ve başvurusunu takip etmek içingerekli özeni göstermiş olması gerekir. Bu şekilde olağan denetimmekanizmaları önünde ileri sürülüp takip edilmeyen temel hak ve özgürlüklerinihlaline ilişkin iddialar, Anayasa Mahkemesi önünde bireysel başvuru konusuyapılamaz (B. No: 2012/1049, 16/4/2013, § 32).
41. Başvuru konusu olayda,başvurucunun 25/5/2012 tarihinde yaptığı karardüzeltme talebi (§15) incelendiğinde, başvurucunun davalı idare tarafındansunulan gizlilik dereceli bilgilerin kendisine tebliğ edilmediği ve bubilgilerin hükme esas alındığına ilişkin herhangi bir iddiayı ileri sürmediğigörülmektedir.
42. Başvurucu tarafından ihlaliddiasına konu idari işlem için öngörülmüş olan kanun yollarında başvurunun bukısmına ilişkin ihlal iddialarının ileri sürülmeksizin bireysel başvurudabulunulduğu anlaşıldığından, diğer kabul edilebilirlik şartları yönündenincelenmeksizin bu kısma ilişkin iddiaların “başvuruyollarının tüketilmemiş olması” nedeniyle kabul edilemez olduğunakarar verilmesi gerekir.
ii- Başsavcılığınve Raportörün Düşüncesinin Bildirilmediği İddiası
43. Başvurucu, ayrıca, AYİMtarafından davanın reddine karar verilmeden önce Başsavcılık tarafındanhazırlanan yazılı düşüncenin kendisine tebliğ edilmediğini ve bu suretle adilyargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmektedir.
44. Bakanlık görüş yazısında,AYİM Başsavcılık düşüncesinin davacıya tebliğ edilmemesinin AİHM tarafındansilahların eşitliği ilkesine aykırı görüldüğünü, bu nedenle verilen ihlalkararlarının önlenmesi için düşüncenin tebliğine ilişkin kanun değişikliğiyapıldığını, 03/06/2012 tarihinde yürürlüğe giren 6318sayılı Askerlik Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunile Başsavcılık düşüncesinin davalı ve davacıya tebliğ edilerek görüşlerinisunmaları için yedi gün süre verilmesi kuralı getirildiğini, başvuruya konudosyada, AYİM Başsavcılığı düşüncesinin hazırlandığı tarihte Kanun’un henüzyürürlüğe girmediğini, Anayasa Mahkemesinin, davacının lehine olan AYİMBaşsavcılığı düşüncesinin davacıya tebliğ edilmemesini silahların eşitliği veçekişmeli yargılama ilkelerine aykırı görmediğini, başvuruya konu dosyada iseBaşsavcılık düşüncesinin başvurucunun aleyhine savlar içerdiği ve AYİM kararınaesas alındığının görüldüğünü, Başsavcılık düşüncesinin tebliğ edilmemesinedeniyle silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin ihlal edilipedilmediğine ilişkin yapılacak değerlendirmede bu hususların da dikkatealınması gerektiğini bildirmiştir.
45. Başvurucu cevapdilekçesinde, Bakanlık tarafından verilen görüşte yer alan Başsavcılıkdüşüncesinin tebliğ edilmemesinin ihlal oluşturduğu kısmına katıldığınıbildirmiştir.
46. AİHM, dosyaya ilişkinbağımsız bir inceleme yaparak görüşünü mahkemeye sunan AYİM Başsavcısınındüşüncesinin önceden taraflara tebliğ edilmemesi nedeniyle silahların eşitliğive çelişmeli yargılama ilkelerinin ihlal edildiğine karar vermiştir (Bkz. Miran/Türkiye, B. No: 43980/04, 21/4/2009). Bu nedenle Başsavcılık düşüncesinin öncedentaraflara tebliğ edilerek incelemelerine sunulması ve karşı görüşlerinihazırlama imkânı verilmesi adil yargılanma hakkının bir gereğidir (B. No:2013/1134, 16/5/2013, § 33).
47. Bu kapsamda kanun koyucuyasal değişikliğe gitmiş ve 3/6/2012 tarih ve 28312sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 22/5/2012 tarih ve6318 sayılı Kanun’un 60. maddesi ile 1602 sayılı Kanun’un 47. maddesineBaşsavcılık düşüncesinin Genel Sekreterlikçe taraflara tebliği ve tebliğdenitibaren yedi gün içerisinde tarafların cevaplarını yazılı olarak Mahkemeyebildirebilmesi imkanı öngören bir kural eklenmiştir (B. No: 2013/1134,16/5/2013, § 34).
48. Dosyanın incelenmesinden ilkderece yargılaması sırasında Başsavcılık düşüncesinin önceden taraflara tebliğedildiği anlaşılamamaktadır. Başvurucu 25/5/2012tarihli karar düzeltme istemli dilekçesinde Başsavcılık düşüncesinin kendisinetebliğ edilmediğini de ileri sürmemiştir. Karar düzeltme incelemesi sırasındaalınan Başsavcılık düşüncesinin ise başvurucuya tebliğ edilerek başvurucunun budüşüncelere cevap verdiği görülmektedir. Dolayısıyla başvurucu ilk dereceyargılaması aşamasında tebliğ edilmemiş olsa bile karar düzeltme aşamasındaBaşsavcılık görüşünden haberdar olmuş ve buna yönelik görüşlerini hazırlama vemahkemeye sunma imkânı bulmuştur (B. No: 2012/660, 7/11/2013,§ 46).
49. Başvurucu aynı zamanda raportörün düşüncesinin de kendisine tebliğ edilmemesininadil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmektedir.
50. 4/7/1972 tarih ve 1602 sayılı AskeriYüksek İdare Mahkemesi Kanunu’nun 54. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
“Daireler ile Daireler Kurulunda, üye raportörünaçıklamaları dinlendikten ve Başsavcılığın yazılı düşüncesi okunduktan sonraişin görüşülmesine geçilir…”
51. Aynı Kanun’un geçici 2.maddesinin ikinci ve üçüncü fıkraları ise şöyledir:
“Raportörler, Daire Başkanlarının kendilerine havaleettikleri işleri vaktinde inceliyerek Daire veyaDaireler Kuruluna gerekli açıklamaları yaparlar.
Kendi düşünce ve kanatlerini sözlü ve yazılı olarak bildirirler, karartaslaklarını yazarlar, gerekli tutanakları düzenlerler, Başkanın ve DaireBaşkanlarının verecekleri diğer görevleri yerine getirirler.”
52. Raportörler, daire başkanıgözetiminde kendilerine havale edilen davaları inceler, düşüncelerini sözlü veyazılı olarak bildirir, karar taslaklarını ve tutanakları hazırlarlar. Dolayısıyladava dosyası hakkında karar verecek heyet ile birlikte çalışır ve heyet adınainceleme yaparak uyuşmazlığın çözümüne katkı sağlarlar. Raportördüşüncelerinin, daire üyelerini etkileyebilecek kanaatleri taşımaları mümkünolmakla birlikte bu düşünceler mahkemenin iç işleyişine ilişkin ve nihaikararın verilmesi sürecinde hazırlanan bir görüş olup, raportörlerbu görevi mahkeme veya daire başkanını temsilen yerine getirmektedirler.Anayasa’nın 36. maddesinde yer alan adil yargılanma hakkının bir unsuru olansilahların eşitliği ilkesi davanın tarafları arasındaki çelişmeli yargıyıgüvence altına almakta olup, bu ilke mahkemenin iç işleyişine ilişkin usulleryönünden uygulanamaz (Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Meral/Türkiye, B. No: 33446/02,27/11//2007, § 40-42).
53. Somut davada AYİM raportörü tarafından, dava dosyası incelenmiş ve uyuşmazlığailişkin açıklamaları AYİM Daire Başkanı ve üyelerine sunulmuştur. Raportörünaçıklamalarından sonra Daire Başkanı ve dört üye tarafından dava hakkında kararverilmiştir. Mevcut davada, raportörün önyargılıdavranmasına neden olacak düşünce sunduğunu gösteren herhangi bir unsurbulunmamaktadır. Raportörün düşüncesi başvurucuya tebliğ edilmemişse de budurum adil yargılanma hakkının ihlali niteliğinde kabul edilemez.
54. Diğer taraftan başvurucueğer ilk derece yargılaması sırasında başsavcılık ve raportörün düşüncesitebliğ edilmiş olsaydı mahkeme önünde dile getiremediği hangi ilave tezleriileri süreceğine ilişkin olarak da herhangi bir açıklamada bulunmamış olup,somut olayda silahların eşitliği ilkesinin ihlal edilmediği anlaşılmaktadır (B.No: 2012/660, 7/11/2013, § 47).
55. Açıklanan nedenlerle, AYİM’in kararlarında silahların eşitliği ve çelişmeliyargılama ilkelerine yönelik açık bir ihlalin olmadığı anlaşıldığındanbaşvurunun bu kısmının “açıkça dayanaktanyoksun olması” nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesigerekir.
iii-Başvurucu Aleyhine Avukatlık Ücretine Hükmedilmesinin Ölçülü Olmadığı İddiası
56. Başvurucu son olarak,vekâlet ücreti ile ilgili yapılan düzenlemenin hak arama özgürlüğünükısıtladığını, temel hakların 659 sayılı KHK ile düzenlenmesinin Anayasa’yaaykırılık teşkil ettiğini, bu düzenlemenin ölçülülük ilkesine aykırı olduğunuiddia etmiştir. Ancak bu iddia dava açmanın zorlaştırılması ve hakkaniyeteaykırı olması yönü nedeniyle adil yargılanma hakkının bir unsuru olan mahkemeyeerişim hakkı kapsamında değerlendirilebilecektir.
57. Bakanlık görüş yazısındadaha önce Anayasa Mahkemesinin bu konuda karar verdiğini belirterek başvurununbu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olduğu yönünde kanaatini bildirmiştir.
58. Başvurucu cevapdilekçesinde, başvuru formunda yer alan iddialarını tekrar etmiştir.
59. Aynı konuya ilişkin benzergerekçelerle ileri sürülmüş olan ihlal iddiaları, 2/10/2013tarih ve 2013/1613 başvuru numaralı kararda incelenmiştir. Söz konusu kararda,bir yasama işlemi veya düzenleyici idari işlemin, temel hak ve özgürlüğünihlaline neden olması durumunda, bireysel başvuru yoluyla doğrudan bu işlemleredeğil ancak yasama veya düzenleyici idari işlemin uygulanması mahiyetindekiişlem, eylem ve ihmallere karşı başvuru yapılabileceği, başvuruya konu davada,659 sayılı KHK ile getirilen düzenleme gereğince idare lehine vekâlet ücretinehükmedildiği, dolayısıyla bu düzenleyici idari işlemin öngördüğü hükümlerindavaya uygulandığının anlaşıldığı, somut başvurunun da bu açıdandeğerlendirilmesi gerektiği öncelikle ifade edilmiş ve iddialar mahkemeyeerişim hakkı kapsamında incelenmiştir (B. No: 2013/1613, 2/10/2013,§ 37, 39).
60. Başvuru konusu davanınaçılmasından önce 2/11/2011 tarihinde yayımlanarakyürürlüğe giren 659 sayılı KHK ile davanın reddi halinde idare lehine vekaletücretine hükmedilmesi düzenleme altına alınmıştır. Vekâlet ücreti davaya hukukikatkıda bulunan ve davası kabul edilen lehine hükmedilen bir ücrettir. Davaaşamasında kimin leh ya da aleyhine olacağı önceden belli olmayan bu ücretyükümlülüğü bir usul kuralı olup, mahkemeye erişim hakkı ile de ilişkilidir.Yükletilen ücretin, bu hakkın özünü zedeleyecek şekilde kısıtlamaması, meşrubir amaç izlemesi, açık ve ölçülü olması ve başvurucu üzerinde ağır bir yükoluşturmaması gerekir (B. No: 2013/1613, 2/10/2013, §38).
61. Vekâlet ücreti bir yargılamagideri olup, kural olarak bu tür giderler mahkemeye erişim hakkına müdahaleteşkil eder. Ancak, gereksiz başvuruların önlenerek dava sayısının azaltılmasıve böylece mahkemelerin fuzuli yere meşgul edilmeksizin uyuşmazlıkları makulsürede bitirebilmesi amacıyla başvuruculara belli yükümlülükler öngörülebilir.Bu yükümlülüklerin kapsamını belirlemek kamu otoritelerinin takdir yetkisiiçindedir. Öngörülen yükümlülükler dava açmayı imkânsız hale getirmedikçe ya daaşırı derecede zorlaştırmadıkça mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğisöylenemez. Dolayısıyla davayı kaybetmesi halinde başvurucuya yüklenecek olanvekâlet ücreti bu çerçevede değerlendirilmelidir (B. No: 2013/1613, 2/10/2013, § 39).
62. Vekâlet ücretininorantılılık incelemesi yapılırken, öngörülen miktarın ülke şartlarında ne anlamifade ettiği, başvurucunun ödeme gücü ve davanın özel şartları gibi hususlardikkate alınmalıdır. Somut olayda yargılamanın duruşmalı yapılması nedeniylebaşvurucu aleyhine 2.400 TL maktu vekâlet ücretine hükmedilmiştir. Başvurucu,yaklaşık 3 aylık asgari ücrete tekabül eden bu ücreti ödeme gücüne sahipolmadığına dair hiçbir bilgi ve belge sunmamıştır. Öngörülen vekâlet ücretininbaşvurucuya dava açmasını imkânsız kılacak veya aşırı derecede zorlaştıracakağır bir ekonomik yük getirdiğinden ve bu suretle mahkemeye erişim hakkınayönelik orantısız bir müdahale oluşturduğundan söz edilemez.
63. Bu durumda, başvurunun bukısmının “açıkça dayanaktan yoksun olması”nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
b-Masumiyet Karinesinin İhlal Edildiği İddiası
64. Başvurucu, hakkında açılankovuşturma devam ederken sözleşmesinin feshedilmesinin ve fesih işlemine karşı açtığı davanın reddedilmesinin Anayasa’nın38. maddesinin dördüncü ve Sözleşme’nin 6. maddesinin (2) numaralı fıkralarındadüzenlenen masumiyet karinesini ihlal ettiğini ileri sürmüştür.
65. Bakanlık, başvurunun bukısmının kabul edilebilirliği konusunda herhangi bir görüş bildirmemiştir.
66. Başvurucunun bu şikâyetiaçıkça dayanaktan yoksun değildir. Kabul edilemezliğine karar verilmesinigerektirecek başka bir neden de görülmeyen bu şikâyet yönünden başvurunun kabuledilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
2- Esas Yönünden
67. Başvurucu, hakkında açılankovuşturma devam ederken sözleşmesinin feshedilmesinin ve fesih işlemine karşı açtığı davanın reddedilmesinin masumiyetkarinesini ihlal ettiğini ileri sürmüştür.
68. Bakanlık görüş yazısında,masumiyet karinesinin kural olarak, hakkında bir suç isnadı bulunan ve henüzmahkûmiyet kararı verilmemiş kişileri kapsayan bir ilke olduğunu, AİHM’in, ceza yargılamasına paralel olarak veya cezayargılamasının bitmesinden sonra devam eden adli ve idari süreçler bakımındanda masumiyet karinesinin uygulanabileceğini birçok kararında kabul ettiğini,ceza yargılamasının niteliği ile disiplin yargılamasının niteliğininbirbirinden farklı olduğunun unutulmaması gerektiğini, bu hususa ilişkin olarakAnayasa Mahkemesinin kararının bulunduğunu, somut olayda başvurucunun bildiğibir olay hakkında bilgisi olmadığını söyleyerek yalan beyanda bulunduğunu, AYİM’in, başvurucunun yalan beyanda bulunmasını jandarmasınıfından olması nedeniyle suç ve suçlularla mücadele görevini yerinegetirmesine engel oluşturan bir olgu olarak ortaya koyduğunu, kararda, cezasoruşturmasının sonucundan bağımsız olarak, başvurucunun diğer nedenlerlebirlikte ortaya çıkan disiplin durumu dikkate alınarak işlem tesis edildiğinevurgu yaptığını belirterek, masumiyet karinesinin ihlal edilip edilmediğineilişkin yapılacak değerlendirmede bu hususların dikkate alınması gerektiğinibildirmiştir.
69. Başvurucu cevapdilekçesinde, başvuru formunda yer alan masumiyet karinesinin ihlal edildiğineyönelik iddialarını tekrar etmiştir.
70. Öncelikle bireysel başvuruincelemesinin, anayasal hak ve özgürlüklere yönelik ihlallerin tespiti vesonuçlarının ortadan kaldırılması ile sınırlı bir inceleme olduğunun veAnayasa’nın 148. maddesinin dördüncü fıkrasındaki kural gereğince, kanun yoluincelemesinde olduğu gibi kararın tüm yönleri ile ele alınarak eksiksiz birhukuki denetim imkânı sağlamadığının hatırlanmasında yarar vardır (B. No:2012/1027, 12/2/2013, § 26). Buçerçevede, başvurucu hakkında tesis edilen fesih işleminin ve ardındanbaşvurucunun açtığı iptal davasına ilişkin yargılama sonucunda AYİM tarafındanulaşılan sonucun hukuka uygun olup olmadığı meselesi, Mahkeme kararının tespitve sonuçları bariz bir takdir hatası içermedikçe ve bu durum kendiliğindenbireysel başvuru kapsamındaki hak ve özgürlükleri ihlal etmiş olmadıkçabireysel başvuru incelemesinin kapsamı dışında kalmaktadır. Buaçıklamalar çerçevesinde, somut başvurunun, sözleşmenin feshine ilişkin işlemdeve AYİM kararının gerekçesinde, masumiyet karinesine ilişkin anayasal güvenceninihlal edilip edilmediği ile sınırlı olarak incelenmesi gerekmektedir.
71. Bireysel başvuruincelemesinde, bir ihlal iddiasının Anayasa Mahkemesinin konu bakımından yetkialanına girip girmediğinin tespitinde Anayasa ve Sözleşme’nin ortak koruma alanıesas alınmaktadır (B. No: 2012/1049, 26/3/2013, § 18).
72. Başvurucunun ihlal iddiasınakonu olan masumiyet karinesi, Anayasa’nın 38. maddesinin dördüncü, Sözleşme’ninise 6. maddesinin (2) numaralı fıkralarında düzenlenmektedir.
73. Anayasa’nın 38. maddesinindördüncü fıkrası şöyledir:
“Suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlusayılamaz”
74. Sözleşme’nin 6. maddesinin(2) numaralı fıkrası şöyledir:
“Kendisine bir suç isnat edilen herkes, suçluluğu yasalolarak sabit oluncaya kadar suçsuz sayılır.”
75. Masumiyet karinesi, kişininsuç işlediğine dair kesinleşmiş bir yargı kararı olmadan suçlu olarak kabuledilmemesini güvence altına alır. Bunun sonucu olarak, kişinin masumiyeti “asıl” olduğundan suçluluğu ispat külfeti iddiamakamına ait olup, kimseye suçsuzluğunu ispat mükellefiyeti yüklenemez. Ayrıcahiç kimse, suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar yargılama makamları ve kamuotoriteleri tarafından suçlu olarak nitelendirilemez ve suçlu muamelesine tabitutulamaz (B. No: 2012/665, 13/6/2013, § 26).
76. Bu çerçevede, masumiyetkarinesi kural olarak, hakkında bir suç isnadı bulunan ve henüz mahkûmiyetkararı verilmemiş kişileri kapsayan bir ilkedir. Suç isnadı mahkûmiyete dönüşenkişiler açısından ise, artık “hakkında suçisnadı olan kişi” statüsünde olmadıkları için masumiyet karinesiiddiasının geçerli bir dayanağı kalmamaktadır. Ancak ceza davası sonucundakendisine isnat edilen suçu işlemediğinin sabit olduğu veya suçu işlediğinekesin olarak kanaat getirilemediği ve bu nedenle sanık hakkında beraat kararıverilen durumlarda kişi hakkında masumiyet karinesinin devam ettiğinin kabulügerekir. Çünkü böyle durumlarda Anayasa’nın 38. maddesinin dördüncü veSözleşme’nin 6. maddesinin (2) numaralı fıkraları anlamında kişinin suçluluğusabit olmamıştır ve bu nedenle kişi suçlu sayılamaz.
77. Masumiyet karinesi, suçisnadının karara bağlandığı yargılamalarda geçerli olduğu için, Sözleşme’nin 6.maddesinde ifade edilen “medeni hak veyükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar” çerçevesinde değerlendirilenidari davalar, kural olarak masumiyet karinesinin uygulama alanı dışındakalmaktadır. Ancak idari davada uyuşmazlık konusu olan maddi olayın tespitindeidari yargı mercii, aynı maddi olayı ele alan ceza mahkemesinin daha önceverdiği beraat kararına uygun hareket etmelidir (Benzer yöndeki AİHM kararlarıiçin bkz. X/Avusturya, B. No:9295/81, 6/10/1982, k.k.; C/Birleşik Krallık, B. No: 11882/85,7/10/1987, kk.). Bu kural, kişi hakkında verilenberaat kararı sorgulanmadığı sürece, aynı maddi olay çerçevesinde daha düşükispat standardı kullanılarak kişinin disiplin sorumluluğu çerçevesindeyaptırıma tabi tutulmasına engel teşkil etmemektedir (Benzer yöndeki AİHMkararı için bkz. Ringvold/Norveç, B. No: 34964/97, 11/2/2003, §38).
78. Bu çerçevede, ceza davasıdışında fakat ceza davasına konu olan eylemler nedeniyle devam eden idariuyuşmazlıklarda, kişi hakkında beraat kararı verilmiş olmasına rağmen, bukarara esas teşkil eden yargılama sürecine dayanılması ve bu şekilde beraatkararının sorgulanması masumiyet karinesi ile çelişir. Buna karşılık, idariuyuşmazlığın çözümüne esas teşkil etmesi bakımından, kişi beraat etmiş olsadahi yargılanmış olması olgusundan veya buna ilişkin karardan söz edilmesi,kişinin suçlu muamelesi gördüğünden ve dolayısıyla masumiyet karinesinin ihlaledildiğinden söz edebilmek bakımından yeterli değildir. Bunun için kararıngerekçesinin bütün halinde dikkate alınması ve nihai kararın, münhasırankişinin yargılandığı ve sonuçta beraat ettiği fiilleri işlendiği kabulünedayanıp dayanmadığının incelenmesi gerekir (B. No: 2012/665, 13/6/2013,§ 29).
79. Öte yandan, ceza ve cezamuhakemesi hukuku ile disiplin hukukunun farklı kural ve ilkelere tabidisiplinler olduğunun hatırlanmasında yarar vardır. Buna göre kamu görevlisinindavranışı, suç tanımına uymasının yanı sıra disiplin sorumluluğunu dagerektirebilir. Böyle durumlarda ceza muhakemesi ve disiplin soruşturması ayrıayrı yürütülür ve ceza muhakemesi sonucunda kişinin isnat edilen eylemi işlemediğinedair hükümler dışında, ceza mahkemesi hükmü disiplin makamları açısındandoğrudan bağlayıcı değildir (B. No: 2012/665, 13/6/2013,§ 30). Ancak bu kapsamda yapılan değerlendirmelerde delil yetersizliğine dayalıolsa bile kişi hakkında verilen beraat kararına aykırı olarak kişinin suçsuzolmadığı yönünde değerlendirmelerden kaçınılması gerekir.
80. Başvuru ve ekindeki belgelerinincelenmesinden, başvuranın sözleşmesinin feshiyle sonuçlanan idari işlemeparalel olarak yürütülmüş ve sonuçlandırılmış ayrı bir ceza soruşturması olduğuanlaşılmaktadır. Bu soruşturma, başvuranın ilk ifadesinin “tanık” sıfatıyla alınmaması sebebiyle,yalan tanıklık suçunun unsurları itibariyle oluşmadığından bahisle kovuşturmayayer olmadığı kararıyla sonuçlandırılmıştır. İdari işlemin esas dayanağı isebaşvuranın bir gün arayla vermiş olduğu iki ifadeden ilkidir. Buna göre, idariişlem ile adli soruşturma birbirinden ayrı yürütülmüştür. Başvuranınsözleşmesinin adlî soruşturma tamamlanmadan feshedilmiş olması da bu sonucu teyitetmektedir.
81. Askeri disiplin gerekleridikkate alındığında masumiyet karinesinin disiplin hukukunun uygulanabilmesiiçin mutlaka ceza davalarının sonucunun beklenmesini gerektirdiği söylenemez.Kişinin suçluluğunu ima eden ya da kabul eden bir yargı söz konusu olmadıkça,sadece soruşturma açılmış olması da disiplin veya idari yaptırım işlemlerininbaşlatılması veya uygulanması için yeterli görülebilir (B. No: 2012/998, 7/11/2013, § 65).
82. Somut olayda, başvuran hakkındakovuşturmaya yer olmadığına karar verilirken, başvuranın ilk ifadesinin tanıksıfatıyla alınmadığı tespitine dayanılmıştır. Ceza soruşturması açısından budurum suçun unsurları itibariyle oluşmasına engel teşkil ettiğinden kovuşturmayayer olmadığına karar verilmesini gerektirmiştir. AYİM ise ayırma işlemininhukuka uygun olduğu sonucuna varırken, ceza soruşturması sonucundaki kararadeğil, fakat disiplin hukukunun aradığı ve ceza soruşturmasından farklıilkelere bağlı kıstasları kullanmıştır (bkz. §13) .
83. AYİM’e göre, jandarma sınıfındanolan başvurucunun, suç ve suçlularla mücadele temel görevi iken, adam öldürmegibi ciddi bir suç nedeniyle yürütülen soruşturmayı ilk başta yanlışyönlendirip bildiklerini anlatmayarak faili koruma gayreti içine girmesi hiçbirşekilde kabul edilemez. Başvurucunun son üç ayda almış olduğu disiplincezalarıyla birlikte bu tutumu, kendisindenistifade edilmesine ve kamu hizmetine devamına imkân bırakmaması nedeniyle,tesis edilen fesih hukuka uygundur. İşlemde ayrıca kişi yararı ile kamu yararıarasındaki denge gözetilmiştir.
84. Görüldüğü üzere Mahkeme,ayırma işleminin hukuka aykırı olmadığı sonucuna varırken, başvurucunun cinayetolayı ile ilgili olarak bir gün arayla vermiş olduğu ifadeler ile son üç aydaalmış olduğu toplam üç disiplin suçunu/tecavüzünü dikkate almış, bunlarındışında gizli-açık başkaca bir nedene dayanmamıştır.
85. Yukarıdaki açıklamalarçerçevesinde, başvurucunun masumiyet karinesinin ihlal edilmediği sonucuna ulaşılmıştır.
V. HÜKÜM
Açıklanannedenlerle:
A. Başvurucunun;
1.Gizlilik dereceli belgelerin tebliğ edilmediğine ilişkin şikâyetinin “başvuru yollarının tüketilmemiş olması”,
2.Başsavcılığın ve raportörün düşüncesininbildirilmediğine ilişkin şikâyetinin “açıkçadayanaktan yoksun olması”,
3.Aleyhine avukatlık ücretine hükmedilmesinin ölçülü olmadığına ilişkinşikâyetinin “açıkça dayanaktan yoksunolması”,
nedenleriyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
4.Masumiyet karinesinin ihlal edildiğine ilişkin şikâyetinin KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Sözleşmenin feshi ve bu işleme karşı açılan davada masumiyetkarinesinin İHLAL EDİLMEDİĞİNE,
C. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde bırakılmasına,
6/2/2014 tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar verildi.