TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
ULAŞ KAYA VE ADNAN ATAMAN BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2013/4128)
Karar Tarihi: 18/11/2015
R. G. Tarih ve Sayı: 30/12/2015-29578
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Burhan ÜSTÜN
Üyeler
:
Serruh KALELİ
Nuri NECİPOĞLU
Hasan Tahsin GÖKCAN
Rıdvan GÜLEÇ
Raportör
:
Aydın ŞİMŞEK
Başvurucular
:
1. Ulaş KAYA
2. Adnan ATAMAN
Vekili
:
Av. Serpil YALÇIN ELBAN
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1.Başvuru, tutukluluğa dair kararlarda kamu yararının varlığını somut olay vehukuki değerlendirmelerle ortaya koyan bir gerekçenin olmaması, tutukluluğundevamına dair kararlara itirazların denetim usulüne ilişkin kurallaruygulanmadan karara bağlanması ve tutukluluğa itirazincelemelerinin duruşmalı yapılmaması nedenleriyle kişi hürriyeti ve güvenliğihakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2.Başvuru, 7/6/2013 tarihinde Antalya 3. Asliye Hukuk Mahkemesi aracılığıylayapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesineticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bireksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.
3.Birinci Bölüm Üçüncü Komisyonunca 27/2/2015 tarihinde, başvurunun kabuledilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
4.Bölüm Başkanı tarafından 7/5/2015 tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik veesas incelemesinin birlikte yapılmasına ve başvuru belgelerinin bir örneğiningörüş için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmesine karar verilmiştir.
5.Bakanlık tarafından 7/7/2015 tarihinde Anayasa Mahkemesine sunulan görüş yazısı29/7/2015 tarihinde başvuruculara tebliğ edilmiştir.
6.Başvurucular, Bakanlık görüşüne karşı 14/8/2015 tarihinde beyandabulunmuşlardır.
III. OLAY VE OLGULAR
A. Olaylar
7.Başvuru formu ve ekleri ile Ulusal Yargı Ağı Projesi (UYAP) aracılığıylaerişilen bilgi ve belgeler çerçevesinde ilgili olaylar özetle şöyledir:
8.Başvurucular, Antalya Cumhuriyet Başsavcılığının (Başsavcılık) 2013/9187Soruşturma sayılı dosyası ile yürütülen soruşturma kapsamında “çocuğun basitcinsel istismarı” suçundan20/2/2013 tarihinde gözaltına alınmış ve aynı gün Antalya 7. Sulh CezaMahkemesinin 20/2/2013 tarihli ve 2013/24 sorgu sayılı kararı iletutuklanmışlardır. Tutuklama kararının gerekçesi şöyledir:
“Şüphelilerinüzerlerine atılı suçun varlığını gösteren mevcut delil durumu, delillerin tamolarak toplanmamış olması, bu suç için öngörülen hapis cezasının süresi gözönüne alındığında şüphelilerin kaçmaya ve delilleri karartmaya yönelikdavranışları bulunduğu anlaşılmakla ...”
9.Başvurucular 21/2/2013 tarihinde ayrı ayrı sundukları dilekçeler ile tutuklamakararına itiraz etmişler ancak söz konusu itirazlar Antalya 14. Asliye CezaMahkemesinin 22/2/2013 tarihli ve 2013/87 ve 2013/91 Değişik İş sayılıkararları ile kesin olarak reddedilmiştir. Mahkemenin aldığı her iki retkararının gerekçesi şöyledir:
“Şüpheliye isnatedilen suçun niteliği, işleniş şekli ve soruşturma dosyası kapsamına göre suçdelillerinin henüz tam olarak toplanmamış olması karşısında şüphelinindelilleri karartma ve kaçma şüphesinin bulunduğu anlaşılmakla ...”
10.Başsavcılık, 20/3/2013 tarihinde Antalya (Nöbetçi) 11. Sulh Ceza Mahkemesindenbaşvurucuların tutukluluk hâllerinin devamına karar verilmesini talep etmiştir.Mahkeme 20/3/2013 tarihli ve 2013/186 Değişik İş sayılı kararı ile “şüphelilerin üzerine atılı suçun tür ve niteliği,mevcut delil durumu, tutuklama nedenlerinde şüphelilerin lehine bir değişiklikbulunmaması, şüphelilerin tutuklulukta geçirdiği süre, soruşturmanıntamamlanmamış oluşu ve atılı suça kanunda öngörülen hürriyeti bağlayıcı cezamiktarı, şüphelilerin tutuklanmasının ölçülü tedbir olduğu” gerekçesiyleBaşsavcılığın talebini kabul ederek başvurucuların tutukluluğunun devamınakarar vermiştir.
11.Başvurucular, 2/4/2013 tarihinde tutukluluğun devamı kararına itirazetmişlerdir. İtirazı, Başsavcılığın “tutuklulukhâlinin devamı talebi” olarak inceleyen Antalya (Nöbetçi) 1. SulhCeza Mahkemesi, 4/4/2013 tarihli ve 2013/471 Değişik İş sayılı kararı ilebaşvurucuların tutukluluğunun devamına karar vermiştir.
12.Başvurucular 15/4/2013 tarihinde, bu kez Antalya 11. Sulh Ceza Mahkemesinin20/3/2013 tarihli ve Antalya 1. Sulh Ceza Mahkemesinin 4/4/2013 tarihlikararlarına itiraz etmiştir. Başvurucuların bu itirazları, Antalya (Nöbetçi) 3.Sulh Ceza Mahkemesince 15/4/2013 tarihli ve 2013/461 Değişik İş sayılı kararıile yine Başsavcılığın “tutukluluk hâlinin devamıtalebi” olarak nitelendirilmiş ve başvurucuların tutukluluğunundevamına karar verilmiştir.
13.Başvurucular, 7/5/2013 tarihinde Antalya 3. Sulh Ceza Mahkemesinin 15/4/2013tarihli kararına itiraz etmişler; Antalya Nöbetçi 6. Sulh Ceza Mahkemesinin 7/5/2013tarihli ve 2013/447 Değişik İş sayılı kararı ile itiraz incelemesi içindosyanın ilgili merciine gönderilmesine karar verilmiştir.
14.İtirazı inceleyen Antalya 7. Asliye Ceza Mahkemesinin 9/5/2013 tarihli ve2013/235 Değişik İş sayılı kararı ile “şüphelilerinüzerine atılı suçun vasıf ve mahiyeti, mevcut delil durumlarına, şüphelilerintutuklu kaldığı süreler dikkate alınarak, Sulh Ceza Mahkemesinin kararında usulve yasaya aykırı bir yön bulunmadığından” başvurucuların itirazınınkesin olarak reddine karar verilmiştir.
15.Başvurucular anılan kararı 13/5/2013 tarihinde öğrenmişlerdir.
16.Başvurucular 7/6/2013 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuşlardır.
17.Başsavcılığın 6/6/2013 tarihinde yapmış olduğu talep üzerine başvurucularıntutukluluk durumunu inceleyen Antalya 10. Sulh Ceza Mahkemesi, 11/4/2013tarihli ve 6459 sayılı Kanun'un 16. maddesi ile 4/12/2004 tarihli ve 5271sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 108. maddesinde yapılan değişikliği (“şüpheli veya müdafiidinlenilmek suretiyle” ibaresinin madde metnine eklenmesini)gözeterek verdiği 7/6/2013 tarihli ve 2013/512 Değişik İş sayılı kararındabaşvurucuların avukatlarını dinleyerek değerlendirmesini yapmış ve tutukluluğundevamına karar vermiştir.
18.Başsavcılığının 10/6/2013 tarihli ve E.2013/12330 sayılı iddianamesi ilebaşvurucular hakkında “çocuğa nitelikli cinsel istismarda bulunma, kişiyihürriyetinden yoksun kılma ve hakaret” suçlarını işlediklerinden bahislecezalandırılmaları istemiyle aynı yer Ağır Ceza Mahkemesine kamu davası açılmıştır.
19.Davaya bakan Antalya 1. Ağır Ceza Mahkemesi, 31/3/2014 tarihli ve E.2013/349,K.2014/116 sayılı kararı ile başvurucuların “çocuğun cinsel istismarı ve kişiyihürriyetinden yoksun kılma” suçlarındantoplam 10 yıl 20 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve “cinsel istismar suçundan verilen ceza miktarı,tutuklulukta geçirdikleri süre, adli kontrol kararlarının tutuklamadan beklenenmenfaati sağlayacağı sonucuna varılmakla” başvurucularıntahliyelerine karar vermiştir.
20.Anayasa Mahkemesince incelemenin yapıldığı tarih itibarıyla dava, temyizincelemesi için Yargıtay aşamasındadır.
B. İlgili Hukuk
21.26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun “Çocukların cinsel istismarı” kenar başlıklı103. maddesinin (1) numaralı fıkrasının, 1/6/2014 tarihli ve 6545 sayılı Kanunile yapılan değişiklikten önceki hâli şöyledir:
“Çocuğu cinsel yöndenistismar eden kişi, üç yıldan sekiz yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
Cinsel istismardeyiminden;
a) Onbeş yaşını tamamlamamış veya tamamlamış olmakla birliktefiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılama yeteneği gelişmemiş olan çocuklarakarşı gerçekleştirilen her türlü cinsel davranış,
b) Diğer çocuklarakarşı sadece cebir, tehdit, hile veya iradeyi etkileyen başka bir nedene dayalıolarak gerçekleştirilen cinsel davranışlar,
Anlaşılır.”
22.5237 sayılı Kanun’un “Kişiyi hürriyetindenyoksun kılma” kenar başlıklı 109. maddesi şöyledir:
“(1) Bir kimseyihukuka aykırı olarak bir yere gitmek veya bir yerde kalmak hürriyetinden yoksunbırakan kişiye, bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası verilir.
...
(3) Bu suçun;
...
f) Çocuğa ya da bedenveya ruh bakımından kendini savunamayacak durumda bulunan kişiye karşı,
...
İşlenmesi halinde,yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza bir kat artırılır.
...
(5) Suçun cinselamaçla işlenmesi halinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek cezalar yarıoranında artırılır.
23.5271 sayılı Kanun’un “Tutuklama nedenleri”kenar başlıklı 100. maddesi şöyledir:
“(1) Kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösterensomutdelillerin ve bir tutuklama nedeninin bulunması halinde, şüpheli veya sanık hakkındatutuklama kararı verilebilir. İşin önemi, verilmesi beklenen ceza veya güvenliktedbiri ile ölçülü olmaması halinde, tutuklama kararı verilemez.
(2) Aşağıdakihallerde bir tutuklama nedeni var sayılabilir:
a) Şüpheli veya sanığın kaçması, saklanması veya kaçacağışüphesini uyandıran somut olgular varsa.
b) Şüpheli veya sanığın davranışları;
1. Delilleri yok etme, gizleme veya değiştirme,
2. Tanık, mağdur veya başkaları üzerinde baskı yapılmasıgirişiminde bulunma,
Hususlarında kuvvetli şüphe oluşturuyorsa.
(3) Aşağıdakisuçların işlendiği hususunda kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı halinde,tutuklama nedeni var sayılabilir:
a) 26.9.2004 tarihli ve 5237 sayılı TürkCeza Kanununda yer alan;
…
6. Çocukların cinsel istismarı (madde 103),
...”
24.5271 sayılı Kanun'un “Tutuklama kararı”kenar başlıklı 101. maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir:
“(1) Soruşturma evresinde şüphelinin tutuklanmasınaCumhuriyet savcısının istemi üzerine sulh ceza hâkimi tarafından, kovuşturmaevresinde sanığın tutuklanmasına Cumhuriyet savcısının istemi üzerine veya re'sen mahkemece karar verilir. Bu istemlerde mutlakagerekçe gösterilir ve adlî kontrol uygulamasının yetersiz kalacağını belirten hukukîve fiilî nedenlere yer verilir.
(2) (Değişik: 2/7/2012-6352/97 md.)Tutuklamaya, tutuklamanın devamına veya bu husustaki bir tahliye istemininreddine ilişkin kararlarda;
a) Kuvvetli suç şüphesini,
b) Tutuklama nedenlerinin varlığını,
c) Tutuklama tedbirinin ölçülü olduğunu,
gösteren deliller somut olgularla gerekçelendirilerekaçıkça gösterilir. Kararın içeriği şüpheli veya sanığa sözlü olarak bildirilir,ayrıca bir örneği yazılmak suretiyle kendilerine verilir ve bu husus karardabelirtilir.”
25.5271 sayılı Kanun'un “Tutukluluğunincelenmesi” kenar başlıklı 108. maddesinin (1) numaralı fıkrasışöyledir:
“Soruşturma evresinde şüphelinin tutukevinde bulunduğu süreiçinde ve en geç otuzar günlük süreler itibarıyla tutukluluk hâlinin devamınıngerekip gerekmeyeceği hususunda, Cumhuriyet savcısının istemi üzerine sulh cezahâkimi tarafından 100 üncü madde hükümleri göz önündebulundurularak, şüpheli veya müdafii dinlenilmeksuretiyle karar verilir.”
26.5271 sayılı Kanun'un “Tazminat istemi”kenar başlıklı 141. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:
“Suç soruşturması veya kovuşturması sırasında;
a)Kanunlarda belirtilen koşullar dışında yakalanan,tutuklanan veya tutukluluğunun devamına karar verilen,
...
Kişiler, maddî ve manevî her türlü zararlarını, Devlettenisteyebilirler.”
27.5271 sayılı Kanun'un “Tazminat istemininkoşulları” kenar başlıklı 142. maddesinin (1) numaralı fıkrasışöyledir:
“Karar veya hükümlerin kesinleştiğinin ilgilisinetebliğinden itibaren üç ay ve her hâlde karar veyahükümlerin kesinleşme tarihini izleyen bir yıl içinde tazminat istemindebulunulabilir.”
28.5271 sayılı Kanun'un “İtiraz usulü veinceleme mercileri” kenar başlıklı 268. maddesinin (2) numaralıfıkrası şöyledir:
“Kararına itiraz edilen hâkim veya mahkeme, itirazı yerindegörürse kararını düzeltir; yerinde görmezse en çok üç gün içinde, itirazıincelemeye yetkili olan mercie gönderir.”
IV. İNCELEME VE GEREKÇE
29.Mahkemenin 18/11/2015 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvurucuların7/6/2013 tarihli ve 2013/4128 numaralı bireysel başvurusu incelenip gereğidüşünüldü:
A. Başvurucuların İddiaları
30.Başvurucular, tutukluluğun devamına dair Antalya 11. Sulh Ceza Mahkemesitarafından verilen kararın hukukiliğine üç kez itirazda bulunduklarını ancakher defasında 5271 sayılı Kanun’un 268. maddesinde belirtilen denetim usulüneilişkin kurallar uygulanmadan karar verildiğini belirtmişlerdir. İtirazlarınınhukukun öngördüğü usule aykırı bir şekilde yargısal denetime tabi tutulmasınınhukukilik ve keyfî olmama şartlarına aykırı olduğunu; masumiyet karinesi gereğiyargılama süresince kişinin hürriyetinin esas, tutukluluğun ise istisna olmasıgerekmesine rağmen tutukluluğa dair kararlarda kamu yararının varlığını somutolay ve hukuki değerlendirmelerle ortaya koyan bir gerekçenin bulunmadığınıifade etmişlerdir. Ayrıca gerekçe olarak matbu sebeplerin gösterildiğini,tutuklanma için kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren olguların iddiamakamınca elde edilmediğini ve haklarında adli kontrol hükümlerininuygulanmasının yetersiz kalıp kalmayacağına ilişkin hiçbir değerlendirmeyapılmaksızın karar verildiğini, tutukluluğun devamına ilişkin kararlarayapılan itirazlarının duruşma açılmak suretiyle çelişmeli bir yargılamayapılarak değerlendirilmesi taleplerinin göz ardı edildiğini belirterekAnayasa’nın 19. maddesinin ikinci, üçüncü, yedinci ve sekizinci fıkralarınınihlal edildiğini ileri sürmüşler ve hak ihlalinin tespiti ile birlikte tazminattalebinde bulunmuşlardır.
B. Değerlendirme
1. Kabul EdilebilirlikYönünden
31.Bakanlık görüşünde, 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinin (1) numaralıfıkrasının (a) bendi uyarınca kanuna aykırı olarak tutuklandığını veyatutukluluğun devamına karar verildiğini iddia eden kişinin aynı Kanun'un 142.maddesine göre tazminat davası açabileceği, anılan başvuru yolununtüketildiğine yönelik bir bilginin başvuru dosyasında bulunmadığı belirtilmişsede somut olaydaki şikâyet yönünden 5271 sayılı Kanun’un anılan maddelerindebelirtilen yolun hüküm kesinleşmeden önce etkili olduğuna yönelik uygulamadabir örnek bulunmadığından Bakanlığın bu yöndeki ön itirazı yerinde değildir (Hamit Kaya, B. No: 2012/338, 2/7/2013, §§23-33).
a. Tutukluluğun Makul SüreyiAştığı İddiası
32.Başvurucular tutukluluğa dair kararlarda, tutuklamada kamu yararının varlığınısomut olay ve hukuki değerlendirmelerle ortaya koyan bir gerekçeninbulunmadığını, gerekçe olarak matbu sebeplerin gösterildiğini ilerisürmüşlerdir. Başvurucuların anılan şikâyetinin, tutukluluk süresinin makulolup olmadığı yönünden incelenmesi gerekmektedir.
33.Bakanlık görüşünde benzer şikâyetlere ilişkin daha önce yapılan başkabaşvurularda, incelemede göz önüne alınacak kriterlere ilişkin görüş bildirildiğindenbaşvurunun bu kısmı yönünden görüş sunulmasına gerek duyulmadığı belirtmiştir.
34.Anayasa’nın 19. maddesinin yedinci fıkrası şöyledir:
“Tutuklanan kişilerin, makul süre içinde yargılanmayı vesoruşturma veya kovuşturma sırasında serbest bırakılmayı isteme hakları vardır.Serbest bırakılma ilgilinin yargılama süresince duruşmada hazır bulunmasınıveya hükmün yerine getirilmesini sağlamak için bir güvenceye bağlanabilir.”
35.Anayasa’nın 19. maddesinin birinci fıkrasında herkesin kişi özgürlüğü vegüvenliği hakkına sahip olduğu ilke olarak konduktan sonra ikinci ve üçüncüfıkralarında şekil ve şartları kanunda gösterilmek şartıyla kişilerinözgürlüğünden mahrum bırakılabileceği durumlar sınırlı olarak sayılmıştır.Dolayısıyla kişinin özgürlük ve güvenlik hakkının kısıtlanması ancakAnayasa’nın anılan maddesi kapsamında belirlenen durumlardan herhangi birininvarlığı hâlinde söz konusu olabilir (MuratNarman, B. No: 2012/1137, 2/7/2013, § 42).
36.Anayasa'nın 19. maddesinin yedinci fıkrasında bir ceza soruşturması kapsamındatutuklanan kişilerin, yargılamanın makul sürede bitirilmesini vesoruşturma veya kovuşturma sırasında serbest bırakılmayıisteme haklarına sahip olduğu güvence altına alınmıştır (Murat Narman, § 60).
37.Tutukluluk süresinin makul olup olmadığı konusunun, genel bir ilke çerçevesindedeğerlendirilmesi mümkün değildir.Birsanığın tutuklu olarak bulundurulduğu sürenin makul olup olmadığı, her davanınkendi özelliklerine göre değerlendirilmelidir. Tutukluluğun devamı ancakmasumiyet karinesine rağmen Anayasa'nın 19. maddesinde güvence altına alınankişi hürriyeti ve güvenliği hakkından daha ağır basan somut bir kamu yararınınmevcut olması durumunda haklı bulunabilir (MuratNarman, § 61).
38.Bir davada tutukluluğun belli bir süreyi aşmamasını sağlamak, öncelikle derecemahkemelerinin görevidir. Bu amaçla yukarıda belirtilen kamu yararı gereğinietkileyen tüm olayların derece mahkemeleri tarafından incelenmesi ve serbestbırakılma taleplerine ilişkin kararlarında bu olgu ve olayların ortayakonulması gerekir (Murat Narman, §62).
39.Tutuklama tedbirine kişilerin suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunmasınınyanı sıra bu kişilerin kaçmalarını, delilleri yok etmelerini veyadeğiştirmelerini önlemek maksadıyla başvurulabilir. Başlangıçtaki bu tutuklama nedenleribelli bir süreye kadar tutukluluğun devamı içinyeterli görülebilirse de busüre geçtikten sonrauzatmaya ilişkin kararlarda tutuklama nedenlerinin hâlâ devam ettiğiningerekçeleriyle birlikte gösterilmesi gerekir. Bu gerekçeler”ilgili” ve”yeterli”görüldüğütakdirde yargılama sürecinin özenli yürütülüp yürütülmediği de incelenmelidir.Davanın karmaşıklığı, organize suçlara dair olup olmadığı veya sanık sayısıgibi faktörler sürecin işleyişinde gösterilen özenin değerlendirilmesindedikkate alınır. Tüm bu unsurların birlikte değerlendirilmesiyle sürenin makulolup olmadığı konusunda bir sonuca ulaşılabilir (Murat Narman, § 63).
40.Dolayısıyla Anayasa'nın 19. maddesinin yedinci fıkrasının ihlal edilipedilmediğinin değerlendirmesinde esas olarak serbest bırakılma taleplerineilişkin kararların gerekçelerine bakılmalı ve tutuklu bulunan kişilertarafından yapılan tutukluluğa itiraz başvurularında sunulan belgelerçerçevesinde kararların yeterince gerekçelendirilmiş olup olmadığı göz önünealınmalıdır. Öte yandan hukuka uygun olarak tutuklanan bir kişinin, suçişlediği yönünde kuvvetli belirti ve tutuklama nedeninin varlığı devam ettiğisürece ilke olarak belli bir süreye kadar tutukluluk hâlinin makul kabuledilmesi gerekir (Murat Narman, §§64, 65).
41.Makul sürenin hesaplanmasında sürenin başlangıcı, başvurucunun ilk kezyakalanıp gözaltına alındığı durumlarda bu tarih, doğrudan tutuklandığıdurumlarda ise tutuklama tarihidir. Sürenin sonu ise kural olarak kişinin serbestbırakıldığı ya da ilk derece mahkemesince hüküm verildiği tarihtir (Murat Narman, § 66).
42.Anayasa’da yer alan hak ve özgürlükler ihlal edilmediği sürece derecemahkemelerinin kararlarındaki kanunun yorumuna ya da maddi veya hukuki hatalaradair hususlar bireysel başvuru incelemesinde ele alınamaz. Tutuklulukkonusundaki kanun hükümlerinin yorumu ve somut olaylara uygulanması da derecemahkemelerinin takdir yetkisi kapsamındadır. Ancak kanun veya Anayasa’ya barizşekilde aykırı yorumlar ile delillerin takdirinde açık keyfîlikbulunması hâlinde hak ve özgürlük ihlaline sebebiyet veren bu tür kararlarınbireysel başvuruda incelenmesi gerekir (AbdullahÜnal, B. No: 2012/1094, 7/3/2014,§ 39).
43.Somut olayda başvurucular hakkında yapılan yargılamada Antalya 1. Ağır CezaMahkemesince 17/6/2013 tarihinde yapılan tensip incelemesinde “isnat olunan suçun niteliği, kaçma şüphesi, mevcutdelil durumu, mağdur ve tanıklar üzerinde baskı girişiminde bulunma ihtimali,adli kontrol kararlarının tatbiki suretiyle tutuklamadan beklenen menfaatinsağlanamayacağı dikkate alınarak” başvurucuların tutukluluğunundevamına karar verilmiştir.
44.Başvurucular, savunmalarının alındığı 7/8/2013 tarihli ilk celsede tahliyetalebinde bulunmuşlardır. Mahkemece“üzerlerine atılı suçun niteliği, dinlenmeyen mağdureve tanıklar üzerinde baskı girişiminde bulunma ihtimali dikkate alınarak” başvurucularıntahliye talepleri kabul edilmemiş ve tutukluluk hâllerinin devamına kararverilmiştir. 30/10/2013, 28/11/2013, 9/1/2014, 3/3/2014 tarihli celselerde iseMahkeme genel olarak “atılı suçunniteliğini, mevcut delil durumunu, kaçma şüphesini, delillerin henüz tam olaraktoplanmamış olmasını, adli kontrol kararlarının tutuklamadan beklenen menfaatisağlamayacağını ve eylemin gerektirdiği ceza miktarını” gerekçegöstererek başvurucuların tutukluluğunun devamına karar vermiştir.
45.Suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunan kişiler, ancak kaçmalarını,delilleri yok etmelerini veya değiştirmelerini önlemek maksadıyla veya bunlargibi tutuklamayı zorunlu kılan ve kanunda gösterilen diğer hâllerdetutulabilirler. Bu şartların tutukluluk süresince devam ediyor olması,tutukluluğun devamının hukuka uygunluğu ve meşruiyeti bakımından olmazsa olmazbir koşul olmakla birlikte bu durumun devam edip etmediğinin ilgili ve yeterligerekçelerle ortaya konulması ve yürütülen işlemlerde gerekli özeningösterilmesi gerekir (Burhan İsmailoğlu,B. No: 2012/349, 25/6/2014, § 37).
46.Somut olayda 20/2/2013 tarihinde tutuklanan başvurucuların İlk Derece Mahkemesince31/3/2014 tarihinde 10 yıl 20 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hükümleberaber tahliyelerine karar verilmiştir. Buna göre başvurucuların özgürlüğündenyoksun kaldıkları süre, 1 yıl 1 ay 11 gündür.
47.Dava dosyasının incelenmesi neticesinde Derece Mahkemelerinin başvurucularıntutukluluğunun devamına ilişkin kararların gerekçelerinde isnat olunan suçunniteliğine, kaçma şüphesinin bulunduğuna, mağdur ve tanıklar üzerinde baskıgirişiminde bulunma ihtimaline ve eylemin gerektirdiği ceza miktarına değindiğigörülmektedir. İlk Derece Mahkemesi, yapılan yargılama sonucunda başvurucuların“çocuğun cinsel istismarı ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma” suçlarınıişledikleri sonucuna vararak mahkûmiyetlerine karar vermiştir. Mahkemelercekuvvetli suç şüphesi altında bulundukları kabul edilen başvurucular hakkındaverilen tutukluğun devamına ilişkin kararların gerekçeleri, tutukluluğundevamının hukuka uygunluğunu ve tutulmanın meşruluğunu haklı gösterecek özen veiçeriktedir. Somut olaydaki tutukluluk hâlinin devamına ilişkin bu gerekçeler,1 yıl 1 ayı aşan tutukluluk süresi yönünden ilgili veyeterlidir.İlgili ve yeterli gerekçelere dayanılarak başvurucuların özgürlüğünden mahrumbırakıldığı dikkate alındığında tutukluluk süresinin makul olduğugörülmektedir.
48. Açıklanannedenlerle başvurucuların tutukluluğun makul süreyi aştığı iddialarına ilişkinolarak bir ihlalin olmadığı açık olduğundan, başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniylekabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
b. İtiraz İncelemelerinin Kanunun ÖngördüğüUsule Aykırı Olarak ve Duruşmasız Yapıldığı İddiası
49. Başvurucular,tutukluluğa itiraz incelemelerinin duruşmalı yapılması taleplerinin kabuledilmemesi nedeniyle çelişmeli yargılama ilkesinin ihlal edildiğini, ayrıcaitiraz incelemelerinin kanunda öngörülen usul izlenmeksizin yapıldığını ilerisürmüşlerdir. Başvurucuların bu şikâyetleri, açıkça dayanaktan yoksun olmayıpbaşkaca bir kabul edilemezlik nedeni de bulunmadığından başvurunun bu kısmınınkabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
2. Esas Yönünden
a. İtirazİncelemelerinin Duruşmasız Yapıldığı İddiası
50.Başvurucular, tutukluluğa itiraz incelemelerinin duruşmalı yapılmasıtaleplerinin kabul edilmemesi nedeniyle çelişmeli yargılama ilkesinin ihlaledildiğini ileri sürmüşlerdir.
51.Bakanlık görüşünde, benzer şikâyetlere ilişkin daha önce yapılan başkabaşvurularda, incelemede göz önüne alınacak kriterlere ilişkin görüşbildirildiğinden başvurunun bu kısmı yönünden görüş sunulmasına gerekduyulmadığı belirtmiştir.
52.Anayasa'nın 19. maddesinin sekizinci fıkrası şöyledir:
“Her ne sebeple olursa olsun, hürriyeti kısıtlanan kişi,kısa sürede durumu hakkında karar verilmesini ve bu kısıtlamanın kanuna aykırılığıhalinde hemen serbest bırakılmasını sağlamak amacıyla yetkili bir yargımerciine başvurma hakkına sahiptir.”
53.Anayasa’nın bu hükmü uyarınca hürriyeti kısıtlanan kişi, kısa sürede durumuhakkında karar verilmesini ve bu kısıtlamanın kanuna aykırılığı hâlinde hemenserbest bırakılmasını sağlamak amacıyla yetkili bir yargı merciine başvurmahakkına sahiptir.
54.Serbest bırakılmak amacıyla yetkili yargı merciine yapılması gereken başvurudansöz edildiğinden anılan hakkın talep hâlinde uygulama bulabileceğianlaşılmaktadır. Dolayısıyla tutuklama kararı; tahliye talebinin reddi,tutukluluk hâlinin devamı kararlarına karşı yapılan itirazların incelenmesisırasında uygulamaya giren bir güvencedir. Fıkrada tanınan bu prosedürde adilyargılanma hakkının bütün güvencelerini sağlamak mümkün değil ise de iddiaedilen tutmanın koşullarına uygun somut güvencelerin yargısal nitelikli birkararla sağlanması gerekir (Mehmet Haberal, B.No: 2012/849, 4/12/2013, § 123).
55.Tutukluluk hâlinin devamının veya serbest bırakılma taleplerinin incelenmesinde“silahların eşitliği” ve “çelişmeli yargı” ilkelerine riayet edilmesi gerekir (Hikmet Yayğın,B. No: 2013/1279, 30/12/2014, § 30).
56.Silahların eşitliğiilkesi, davanın taraflarının usuleilişkin haklar bakımından aynı koşullara tabi tutulması ve taraflardan birinindiğerine göre daha zayıf bir duruma düşürülmeksizin iddia ve savunmalarınımakul bir şekilde mahkeme önünde dile getirme fırsatına sahip olması anlamınagelmektedir. Taraflardan birine tanınan, diğerine tanınmayan avantajın, fiilenolumsuz bir sonuç doğurduğuna dair delil bulunmasa da silahların eşitliğiilkesi ihlal edilmiş sayılır (BülentKarataş, B. No: 2013/6428, 26/6/2014, § 70).
57.Çelişmeli yargılama ilkesi ise taraflara dava malzemesi hakkında bilgi sahibiolma ve yorum yapma hakkının tanınmasını ve bu nedenle tarafların yargılamanınbütününe aktif olarak katılmasını gerektirmektedir. Çelişmeli yargılama ilkesi,silahların eşitliği ilkesi ile yakından ilişkili olup bu iki ilke birbirinitamamlar niteliktedir. Zira çelişmeli yargılama ilkesinin ihlal edilmesidurumunda, davasını savunabilmesi açısından taraflar arasındaki dengebozulacaktır (Bülent Karataş, §71).
58.Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) göre Avrupa İnsan HaklarıSözleşmesi’nin (Sözleşme) 5. maddesinin (4) numaralı fıkrasından kaynaklananilk temel teminat, tutukluluğa karşı itirazın hâkim önünde yapılan duruşmalardaetkin olarak incelenmesi hakkıdır. Tutuklu kişi, bu haktan düzenli aralıklarlayararlanabilmelidir (Knebl/Çek Cumhuriyeti, B. No: 20157/05,28/10/2010, § 85).
59.Tutukluluğa ilişkin her incelemenin duruşmalı yapılması, yargı sisteminiişlemez hâle getirse de özgürlüğünden yoksun bırakılan kişinin tutulma hâlinindevam edip etmeyeceğine ilişkin incelemenin, çelişmeli yargılama ilkesine uygunolarak ve kişinin dinlenilmesi suretiyle makul aralıklarla yapılması gerekir (Mehmet Haberal, § 124).
60.AİHM bir kararında, 2 ay 13 günlük sürede şüphelinin dinlenilmeden tutukluluğailişkin itirazlarının reddedilmesini Sözleşme'nin 5. maddesinin (4) numaralıfıkrasının ihlali olarak değerlendirmiştir (Erişenve diğerleri/Türkiye, B. No. 7067/06, 3/4/2012, §§ 51-54).
61.Somut olayda başvurucular, 20/2/2013 tarihinde tutuklanmışlardır. Başsavcılığın20/3/2013 tarihinde 5271 sayılı Kanun'un 108. maddesi uyarınca yaptığı talepüzerine Antalya 11. Sulh Ceza Mahkemesi tarafından dosya üzerinden yapılaninceme sonucunda verilen 20/3/2013 tarihli karar ile başvurucuların tutukluğudevam ettirilmiştir. Başvurucuların bu karara yönelik itirazları, Antalya 7.Asliye Ceza Mahkemesi tarafından 9/5/2013 tarihinde duruşma yapılmaksızınkarara bağlanmıştır. Başsavcılığın 6/6/2013 tarihinde yapmış olduğu talepüzerine başvurucuların tutukluluk durumunu inceleyen Antalya 10. Sulh CezaMahkemesi, 6459 sayılı Kanun'un 16. maddesi ile 5271 sayılı Kanun'un 108.maddesinde yapılan değişikliği gözeterek verdiği 7/6/2013 tarihli ve 2013/512Değişik İş sayılı kararında başvurucuların avukatlarını dinleyerekdeğerlendirmesini yapmış ve tutukluluğun devamına karar vermiştir (bkz. § 17).Dolayısıyla başvurucuların tutukluluk durumu 20/2/2013-7/6/2013 tarihleriarasında duruşma yapılmaksızın dosya üzerinden yapılan incelemeler sonucundaverilen kararlar ile devam ettirilmiştir. Başvurucular anılan tarihler arasındahâkim önünde düzenli aralıklarla dinlenme hakkından yoksun kalmışlardır.Başvurucuların isnat edilen suçlar kapsamında tutukluluk durumlarının anılantarihler arasında duruşmasız olarak incelenmesi ve üç ayı aşkın süre bu şekildedevam eden bir usule göre özgürlüğünden yoksun bırakılmaları, “silahlarıneşitliği” ve “çelişmeli yargılama” ilkeleri ile bağdaşmamaktadır.
62.Açıklanan nedenlerle Anayasa’nın 19. maddesinin sekizinci fıkrasının ihlaledildiğine karar verilmesi gerekir.
b. İtirazın Kanunun Öngördüğü Usule Aykırı Olarak İncelendiğiİddiası
63.Başvurucular, tutukluluğa itiraz incelemelerinin kanunda öngörülen usulizlenmeksizin yapıldığını ileri sürmüşlerdir.
64.Bakanlık görüşünde, AİHM'in benzer kararlarına atıftabulunularak Sözleşme'nin 5. maddesinin (4) numaralı fıkrasının, yakalanan veyatutuklanan bir kimseye özgürlüğünden yoksun bırakılmasının “kanuna uygunluğu” açısından gerekli olanusul ve esasa ilişkin koşulların mahkeme tarafından incelenmesini sağlamaküzere başvuru hakkı tanıdığı, yasal itiraz süresi olan yedi gün geçtikten sonraverilen dilekçelerin tahliye talebi olarak değerlendirilmesinin uygulamadakarşılaşılan bir durum olduğu belirtilmiştir.
65.Başvurucular, Bakanlık görüşüne karşı beyanlarında dosya kapsamındatutukluluğun devamı kararını öğrendikleri 26/3/2013 tarihinden sonra yasalitiraz süresi dolmadan 2/4/2013 tarihinde itirazda bulunduklarını iddiaetmişlerdir.
66.Anayasa'nın 19. maddesinde her ne sebeple olursa olsun hürriyeti kısıtlanankişinin “kısa sürede” durumuhakkında karar verilmesini ve bu kısıtlamanın kanuna aykırılığı hâlinde hemenserbest bırakılmasını sağlamak amacıyla yetkili bir yargı merciine başvurmahakkına sahip olduğu düzenlenmiştir.
67.Öte yandan Sözleşme'nin 5. maddesinin (4) numaralı fıkrası, tutulmanınhukukiliği hakkında “süratle” biryargısal karar verilmesini gerektirmektedir.
68. AİHM’e göre başvurucu tarafından salıverilme talebiyleyapılan başvuruların, Sözleşme'nin 5. maddesinin (3) numaralı fıkrasına göreyetkili merciler tarafından resen yapılan denetimden ayrı olarak incelenmesigerekmektedir (Rehbock/Slovenya, B. No: 29462/95, 28/11/2000, §87). Ancak tutmanın bir mahkeme tarafından otomatik bir şekilde ve düzenliolarak denetiminin yapıldığı bir sistemin, (4) numaralı fıkranın gereklerineuygunluğunu sağlama ihtimali gözden uzak tutulamaz (Megyeri/ Almanya, B. No: 13770/88, 12/5/1992, § 22; Eğmez/ Kıbrıs,B. No: 30873/96, 21/12/2000, § 94).
69.Bir kişinin özgürlüğünden yoksun bırakılmasını haklı kılan faktörlerin zamanladeğişmesi mümkün olup bu durumda Sözleşme'nin 5. maddesinin (4) numaralıfıkrası, “makul aralıklarla”yapılan salıverilme başvurularının incelenmesini güvence altına almaktadır.Anılan fıkra, yakalanan veya tutuklu bulunan kişilere özgürlük kısıtlamasınınyasaya uygunluğuna itiraz etmek için mahkemeye başvurma hakkı sağlamaklabirlikte bu işlemlerin başlamasının ardından özgürlük kısıtlamasının yasayauyguluğuna ilişkin kısa bir süre içinde karar verilmesi haklarını dakorumaktadır (Musial/Polonya, B. No: 24557/94, 25/3/1999, §43).
70. AİHM'e göre Sözleşme’nin (4) numaralı fıkra anlamındaözgürlük kısıtlamasının yasaya uygunluğuna yönelik itirazı inceleme süresi,yetkili mercilere başvuru yapılması ile başlar ve başvuruya ilişkin verilenkararın başvurana veya temsilcisine bildirilmesi ile sona erer (Koendjbiharie/Hollanda, B. No: 11487/85, 25/10/1990, §28; Singh/Çek Cumhuriyeti, B. No:60538/00, 25/1/2005, § 74).
71.Anayasa'nın 19. maddesinin sekizinci fıkrasında, hürriyeti kısıtlanan kişinindurumu hakkında karar verilmesini talep etmesi hâlinde bu talebin kararabağlanması için belirli bir süre öngörülmemişse de “kısa sürede” karar verilmesi gerektiği belirtilmiştir. Aynışekilde Sözleşme'nin 5. maddesinin (4) numaralı fıkrası, bir karar alınmasıiçin mutlak azami bir süre sınırı getirmemiştir. Kararın gereken süratle alınıpalınmadığı, her davanın kendi özel koşullarına göre değerlendirilir. (Sanchez-Reisse/İsviçre, B. No: 9862/82,21/10/1986, § 55). Burada derece mahkemelerinin gösterdiği özen, tutulan kişinintutumlarının gecikmeye sebebiyet verip vermediği, gecikmenin resmî makamlarınsorumluluğunda olup olmadığı gibi hususların dikkate alınması gerekir.
72.AİHM bir kararında başvurucunun salıverilme talebinin yirmi üç gün sonra kararabağlanmasını (Rehbock/Slovenya, §§ 85, 86); bir başka kararındaise başvurucunun tutuklamaya itirazının kırk bir gün sonra karara bağlanmasını(Şevk/Türkiye, B. No: 4528/02,11/4/2006, § 40) Sözleşme’nin 5. maddesinin (4) numaralı fıkrası anlamıdâhilinde “süratle yargı kararının verilmesigereği”neaykırı olarak değerlendirmiş ve anılan fıkranın ihlal edildiğine kararvermiştir.
73.Ceza muhakemesi hukukumuzda itiraz usulünün düzenlendiği 5271 sayılı Kanun'un268. maddesinin (2) numaralı fıkrasında, kararına itiraz edilen hâkim veyamahkemenin, itiraz incelemesini en çok üç gün içerisinde yapması, itirazıyerinde görmezse yetkili mercie göndermesi gerektiği belirtilmişse de itirazmerciinin incelemesini ne kadar süre içerisinde tamamlaması gerektiğine ilişkinbir düzenleme bulunmamaktadır. Anayasa'nın yukarıda değinilen 19. maddesininsekizinci fıkrasında yer alan “kısa sürede”ibaresi, hürriyeti kısıtlanan kişinin bu kısıtlamanın hukukiliğine karşıyaptığı itirazın mümkün olan en kısa sürede karara bağlanmasını zorunlu kılmaktadır.
74.Somut olayda 20/2/2013 tarihinde tutuklanan başvurucular hakkında Başsavcılıktarafından yapılan talep üzerine Antalya 11. Sulh Ceza Mahkemesi tarafından5271 sayılı Kanun'un 108. maddesine göre resen yapılan inceleme sonucundaverilen 20/3/2013 tarihli karar ile başvurucuların tutukluluğunun devamınakarar verilmiştir. Başvurucular 2/4/2013 tarihinde, haklarında verilentutukluluğun devamı kararına itiraz emişlerdir. Başvurucuların itirazınailişkin ilk incelemeyi yapan Antalya 1. Sulh Ceza Mahkemesi, 5271 sayılıKanun'un 268. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca itirazı yerindegörmediği takdirde en çok üç gün içinde yetkili mercie göndermesi gerekirken4/4/2013 tarihinde verdiği karar ile başvuruyu aynı Kanun'un 108. maddesikapsamında değerlendirerek başvurucuların tutukluluğunun devamına karar vermişve fakat itirazı, incelemeye yetkili mercie göndermemiştir. Başvurucuların15/4/2013 tarihinde yaptıkları ikinci itiraz talebi de Antalya 3. Sulh CezaMahkemesi tarafından verilen 15/4/2013 tarihli karar ile yine aynı Kanun'un108. maddesi kapsamında değerlendirerek başvurucuların tutukluluğunun devamınakarar verilmiş ve itiraz, mercie gönderilmemiştir. Başvurucuların 7/5/2013tarihinde üçüncü kez yineledikleri itirazları sonunda Antalya 6. Sulh CezaMahkemesi tarafından itiraz başvurusu, incelemeye yetkili merci olan AsliyeCeza Mahkemesine gönderilmiştir. Antalya 7. Asliye Ceza Mahkemesi 9/5/2013tarihli kararı ile başvurucuların itirazını kesin olarak reddetmiştir (bkz. §§10-14).
75.Buna göre haklarında verilen tutukluluğun devamı kararına karşı 2/4/2013tarihinde itiraz eden başvurucuların bu itirazı, Derecemahkemelerinin hukuki nitelendirmelerindeki yanılgıları sonucunda, merciince9/5/2013 tarihinde karara bağlanmış ve başvurucular itirazlarının sonucunu13/5/2013 tarihinde öğrenmişlerdir. İtirazların karara bağlanmasındakigecikmede başvuruculara atfedilebilecek bir kusurun bulunmadığı görülmektedir.Başvurucuların itirazının, itirazda bulunulduktan otuz yedi gün sonra kararabağlanmasının ve başvurucuların karar sonucunu kırk bir gün sonraöğrenmelerinin Anayasa'nın 19. maddesinin sekizinci fıkrası ile düzenlenen “kısa sürede” karar verilmesi zorunluluğuile bağdaştığı söylenemez.
76.Açıklanan nedenlerle Anayasa’nın 19. maddesinin sekizinci fıkrasının ihlaledildiğine karar verilmesi gerekir.
3. 6216 Sayılı Kanun’un 50. Maddesinin Uygulanması
77.30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve YargılamaUsulleri Hakkında Kanun’un 50. maddesinin (1) numaralı fıkrasında, esasinceleme sonunda ihlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadankaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedileceği belirtilmiş olupyerindelik denetimi yapılamayacağı, idari eylem ve işlem niteliğinde kararverilemeyeceği hüküm altına alınmıştır.
78.Başvuruda, soruşturma aşamasında tutukluluk durumunun 20/2/2013-7/6/2013tarihleri arasında duruşmasız olarak incelenmesi ve 2/4/2013 tarihindetutukluluğun devamına yapılan itirazın merciince karara bağlanmasının gecikmesinedenleriyle Anayasa'nın 19. maddesinin sekizinci fıkrasının ihlal edildiğinekarar verilmiştir. Başvurucular, ayrı ayrı 5.000 TL manevi tazminat talebindebulunmuşlardır.
79.Başvurucuların kişi hürriyeti ve güvenliği haklarına yönelik müdahale nedeniyleyalnızca ihlal tespitiyle telafi edilemeyecek ölçüdeki manevi zararlarıkarşılığında, somut olayın özellikleri dikkate alınarak her bir başvurucuya takdiren 4.000 TL manevi tazminat ödenmesine kararverilmesi gerekir.
80.Dosyadaki belgelerden tespit edilen 198,35 harç ve 1.500 TL vekâlet ücretindenoluşan toplam 1.698,35 TL yargılama giderinin başvuruculara müştereken ödenmesigerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanangerekçelerle;
A.1. Tutukluluğun makul süreyi aştığına ilişkin iddiaların açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2. Tutukluluğaitiraz incelemelerinin kanunun öngördüğü usule aykırı şekilde ve duruşmasızolarak yapıldığına ilişkin iddiaların KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Soruşturmaaşamasında tutukluluk durumunun 20/2/2013-7/6/2013 tarihleri arasındaduruşmasız olarak incelenmesi ve 2/4/2013 tarihinde tutukluluğun devamınayapılan itirazın merciince karara bağlanmasının gecikmesi nedenleriyleAnayasa’nın 19. maddesinin sekizinci fıkrasının İHLAL EDİLDİĞİNE,
C.Her bir başvurucu için takdiren net 4.000 TL manevitazminat ÖDENMESİNE, fazlaya ilişkin talebin REDDİNE,
D. Ödemenin, kararıntebliğinden takiben Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ayiçinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiğitarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal faiz uygulanmasına,
E.198,35 TL başvuru harcı ve 1.500 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 1.698,35TL yargılama giderinin müştereken ÖDENMESİNE,
18/11/2015tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.