TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
ULAŞ YILMAZ BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2013/2841)
Karar Tarihi: 4/11/2015
R.G. Tarih ve Sayı: 23/12/2015-29571
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Burhan ÜSTÜN
Üyeler
:
Serruh KALELİ
Nuri NECİPOĞLU
Hasan Tahsin GÖKCAN
Rıdvan GÜLEÇ
Raportör
:
Bahadır YALÇINÖZ
Başvurucu
:
Ulaş YILMAZ
I. BAŞVURUNUNKONUSU
1. Başvuru, 2007 yılındayapılan İdari Yargı Hâkim Adaylığı Mülakat Sınavı’nın ve bu sınavda başarısızsayılmaya ilişkin işlemin iptali istemiyle açılan davanın reddedilmesinedeniyle eşitlik ilkesi ile adil yargılanma, etkili başvuru ve kamu hizmetinegirme haklarının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
II. BAŞVURUSÜRECİ
2. Başvuru 29/04/2013 tarihindeHatay İdare Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idariyönden yapılan ön incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engelteşkil edecek bir eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.
3. Birinci Bölüm BirinciKomisyonunca 15/11/2013 tarihinde, kabul edilebilirlik incelemesinin Bölümtarafından yapılmasına karar verilmiştir.
4. Bölüm tarafından 7/1/2014tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikteyapılmasına ve başvuru belgelerinin bir örneğinin görüş için Adalet Bakanlığına(Bakanlık) gönderilmesine karar verilmiştir.
5. Bakanlığın 6/1/2014 tarihligörüş yazısı, 10/1/2014 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir. Başvurucu,Bakanlığın görüşüne karşı beyanlarını içeren dilekçesini 24/1/2014 tarihindeAnayasa Mahkemesine sunmuştur.
III. OLAY VEOLGULAR
A. Olaylar
6. Başvuru dilekçesi ilebaşvuruya konu yargılama dosyası içeriğinden tespit edilen ilgili olaylarözetle şöyledir:
7. Başvurucu 15/10/2006tarihinde yapılan İdari Yargı Hâkim Adaylığı yazılı sınavında 73,336 puanalarak başarılı olmasının ardından çağrıldığı 28/12/2007 tarihli İdari YargıHâkim Adaylığı mülakat sınavında 64 puan aldığı için başarısız sayılmıştır.
8. Başvurucu, mülakat sınavındabaşarısız sayılmasında anılan sınavın objektif kriterlere göre yapılmamasınınetkili olduğunu ve değerlendirmenin hangi kriterlere göre yapıldığının açıkolmadığını ileri sürerek 22/2/2008 tarihinde iptal davası açmıştır.
9. Ankara 7. İdare Mahkemesi26/12/2008 tarihli ve E.2008/287, K.2008/2354 sayılı kararı ile davanın reddinekarar vermiştir. Kararın ilgili kısmı şöyledir:
“Dava dosyasının incelenmesinden, 10.02.2006 tarihli 100İdari Yargı Hakim Adayı alım ilanı üzerine 15.10.2006 tarihinde yapılan İdariYargı Hakim Adaylığı yazılı sınavında davacının 73.336 puanla sınavı kazanarakbaşarılı sayıldığı, 26.03.2007 tarihinde yapılan mülakat sınavının Danıştayİdari Dava Daireleri Kurulunun yürütmeyi durdurma kararı üzerine durdurularakyenileneceğinin bildirildiği, karar üzerine Yönetmelikte gerekli düzenlemelerinyapılmasıyla 04.12.2007 tarih ve 26720 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarakyürürlüğe giren 5720 sayılı Kanun’un Geçici 1. Maddesiyle getirilendüzenlemeyle 27-28.12.2007 tarihinde tekrar yapılan mülakat sonucunda 64.00puan alarak başarısız sayıldığı, anılan mülakat ve mülakatta başarısızsayılmasına ilişkin işlemlerin iptali istemiyle de bakılan davanın açıldığıanlaşılmaktadır.
Uyuşmazlık konusu mülakat sınavında adayların, geneldavranışı muhakeme, kavrayış ve ifade yeteneği ile mesleğe uygunluğu ve temsilyeteneğinin değerlendirilmesi yönünde her bir komisyon üyesinin ayrı ayrı sözlüdeğerlendirme formu hazırladığı ve başarı sırasının buna göre belirlendiği görülmekle,mülakat sınavında hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
Olayda, davacının, yazılı sınavda 73.336 puan aldığı veyapılan mülakat sınav tutanaklarından, davacı hakkında mülakat komisyonu başkanve üyelerince yukarıda belirtilen kriterlere göre değerlendirme yapıldığı ve65, 64, 65, 67, 59, 61, 67 puan olarak ortalama 64 puanla değerlendirildiği,önceden belirlenen nesnel ölçütler çerçevesinde yapılan değerlendirmenin subjektif olduğunun kabulünü gerektiren bir durumunbulunmadığı ve yazılı sınavda 73.336 puan alan davacının salt mülakat sınavsonucuna göre başarısız duruma düşürülmesinin de söz konusu olmadığıanlaşılmaktadır.
Bu durumda yazılı sınavda 73.336 puan alarak başarılı orandavacının, davalı idarece hakim adayı kadrosu ihtiyacını teminenyapılan mülakat sınavı sonucunda, komisyon üyelerince yapılan değerlendirmedeortalama 64 puan aldığı, bu puanın başarılı olabilmek için geçerli olan puanınaltında kaldığı, yapılan değerlendirmenin objektif değerlendirme ölçülerineaykırı olduğu yolunda, davacının iddiası dışında herhangi bir bilgi ve belgemevcut olmadığı, ayrıca mülakatın yukarıda anılan Yönetmelikte belirtilen şekilve usule uygun olarak yapıldığı hususları göz önünde bulundurulduğunda,davacının, mülakat sınavında başarısız sayılmasına ilişkin işlem de hukukaaykırılık bulunmamaktadır.”
10. Başvurucu tarafından temyizedilen karar Danıştay Onikinci Dairesinin 6/3/2012tarihli ve E.2009/5247, K.2012/1325 sayılı kararı ile onanmıştır.
11. Başvurucunun karar düzeltmetalebi de aynı Dairenin 7/11/2012 tarihli ve E.2012/7228, K.2012/7832 sayılıkararı ile reddedilmiş ve karar 1/4/2013 tarihinde başvurucuya tebliğedilmiştir
12. Başvurucu 29/4/2013tarihinde bireysel başvuru yapmıştır.
B. İlgiliHukuk
13. 24/2/1983 tarihli ve 2802sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu'nun 8. maddesinin (ı) bendi şöyledir:
“Adaylığa atanabilmek için :
…
Yazılı yarışma sınavı ile mülakatta başarı göstermek,
…
şarttır.”
14. 2802 sayılı Kanun'un 9/Amaddesinin beşinci ve devamı fıkraları ise şöyledir:
“Yazılı sınavda yüz tam puan üzerinden en az yetmiş puanalmak kaydıyla en yüksek puan alandan başlamak üzere, sınav ilânında belirtilenkadro sayısının iki katı fazlası mülâkata çağrılır. Ancak başarı oranı, ilânedilen kadronun iki katı fazlasının altında olursa, sadece başarılı olanlarmülâkata çağrılır. Bu şekilde çağrılan en düşük puana sahip adayla aynı puanıalanlar da mülâkata alınır.
Mülâkat Kurulu; Adalet Bakanlığı Müsteşarı veya görevlendireceğiMüsteşar Yardımcısı başkanlığında, Teftiş Kurulu Başkanı, Ceza İşleri, Hukukİşleri ve Personel Genel Müdürleri ile Türkiye Adalet Akademisi YönetimKurulunun her sınav için kendi üyeleri arasından belirleyeceği iki üye olmaküzere toplam yedi üyeden oluşur.
Türkiye Adalet Akademisi Yönetim Kurulunda Yargıtay veDanıştay mensubu birer üye bulunması halinde bu üyeler Mülâkat Kurulunda asılüye olarak görevlendirilir.
Türkiye Adalet Akademisi Yönetim Kurulunda Yargıtay veDanıştay mensubu üye sayısı birden fazla ise, Yargıtay kontenjanı için Yargıtaymensupları arasından, Danıştay kontenjanı için Danıştay mensupları arasından;Yargıtay veya Danıştay mensubu üyelerden birinin ya da her ikisinin bulunmamasıhalinde ise Yönetim Kurulunun diğer üyeleri arasından gizli oyla seçim yapılır.
Asıl üyelerin hukukî veya fiilî sebeplerle katılamamalarıhalinde; Teftiş Kurulu Başkanı, Ceza İşleri, Hukuk İşleri ve Personel GenelMüdürlerinin yerine vekâlet edenler, Türkiye Adalet Akademisi Yönetim Kurulundankatılacak üyelerin yerine ise, Yönetim Kurulunun kendi üyeleri arasından herbiri için ayrı ayrı gizli oyla belirleyeceği yedek üyeler Mülâkat Kurulunakatılır.
Mülâkat, ilgilinin;
a) Muhakeme gücünün,
b) Bir konuyu kavrayıp özetleme ve ifade yeteneğinin,
c) Genel ve fizikî görünümünün, davranış ve tepkilerininmesleğe uygunluğunun ve liyakatinin,
d) Yetenek ve kültürünün,
e) Çağdaş bilimsel ve teknolojik gelişmelere açıklığının,
puan vermek suretiyle değerlendirilmesiyöntemidir.
Mülâkat, yukarıdaki bentlerde yazılı özellikler herbiri yirmişer puan üzerinden değerlendirilerek yapılır.Mülâkat Kurulunun her bir üyesi tarafından verilen puanlar ayrı ayrı tutanağageçirilir. Başarılı sayılmak için, üyelerin yüz tam puan üzerinden verdiklerinotların aritmetik ortalamasının en az yetmiş olması şarttır.
Mülâkat sonucu en yüksek puan alandan başlamak üzere sırayakonularak mülâkat başarı listesi hazırlanır ve bu listenin altı Mülâkat Kurulutarafından imzalanarak Personel Genel Müdürlüğüne teslim edilir.
Yazılı yarışma sınavına katılmayanların mazeretleri kabuledilmez. Mazereti sebebiyle mülâkata katılamayanların müracaatı üzerine MülâkatKurulunca mazeretlerinin kabulüne karar verildiği takdirde mülâkat yeri ilegünü tespit edilir ve ilgili mülâkata çağrılır. Mazeret bildirenlerin mazeretiMülâkat Kurulunca reddedilir veya kabul edilmekle birlikte verilen süre içindemülâkata katılmazsa başarısız sayılır.”
15. Anayasa Mahkemesinin konuyailişkin 18/5/2011 tarihli ve E.2008/7, K.2011/80 sayılı kararının ilgili kısmışöyledir:
“… Dava konusu onuncu fıkrada kanun koyucu, yazılı sınavıkazanıp mülakata girecek adayların hangi özelliklerinin değerlendirmeye tabitutulacağını belirlemiştir. Buna göre, yazılı yarışma sınavında başarılı olanlarıntâbi tutulacağı mülâkat, ilgilinin muhakeme gücü, bir konuyu kavrayıp özetlemeve ifade yeteneği, genel ve fiziki görünümünün, davranış ve tepkilerininmesleğe uygunluğu ve liyakati ile yetenek ve kültürünün, çağdaş, bilimsel veteknolojik gelişmelere açıklığın puan vermek suretiyle değerlendirilmesiyöntemi olarak tanımlanmıştır. Yazılı yarışma sınavında ilgililerin genelyetenek ve genel kültür seviyeleri ile alan bilgisi düzeyleri ölçüldüğündenmülâkatta bilgilerinin yeniden ölçülmesi yerine dava konusu fıkrada belirtilenhususlarda değerlendirmeye tabi tutulması, mülakatın yapılış amacına uygunluktaşımaktadır.
Nitekim, BirleşmişMilletler Yargı Bağımsızlığının Temel İlkelerinden yeterlik, seçim ve eğitimbaşlıklı 10. maddesinde, hâkimlik mesleğine yeterli hukuk eğitimi görmüşyetenekli ve kişilikli bireylerin seçilmesi, 13. maddesinde de hâkimliksıfatının kazanılmasının objektif esaslara, özellikle kişilik, yetenek vetecrübeye dayandırılması gerektiği vurgulanmıştır.
Hâkimlik ve savcılıkmesleğine seçimde; muhakeme gücünün, karar vermek veya iddiada bulunmak içinbir konuyu kavrayıp iddianame veya karar şekline getirerek özetlemeyeteneğinin, mesleğin temsilinde fiziki görünüm ve davranışları ile olaylaraverilen tepkinin, mesleğin kariyer meslek olması nedeniyle temsilde çağdaşbilimsel ve teknolojik gelişmelere açık ve kültürlü olmanın ölçülmesi doğaldır.Genel idari hizmetler sınıfında yer almakla birlikte ileride hâkim ve savcıolacak adayların mülakatlarına ilişkin dava konusu kuralda belirlenen buölçütlerin hukuk devletine aykırı bir yönü bulunmamaktadır.
Dava konusu onbirinci fıkranınbirinci cümlesinde de adayın mülakatta onuncu fıkrada belirtilenözelliklerinden her birinin yirmibeşer puanüzerinden, eşit oranda değerlendirmeye tabi tutulacağı, ilgililer için ayrıayrı tutanak düzenleneceği ve mülâkatta başarılı sayılmak için üyelerin herbirinin verdikleri puanların aritmetik ortalamasının, yüz puan üzerinden en azyetmiş olması gerektiği belirtilerek, mülâkattaki kriterlerin ağırlıkları vedeğerlendirme esasları somut ve objektif kurallara bağlandığı anlaşıldığından,herhangi bir belirsizlikten söz edilemez.
Anayasa'nın 138.maddenin dördüncü fıkrasında yer alan hüküm, somut yargı kararlarınailişkindir. Yasama organı, anayasal ilkeleri göz önünde bulundurarak soyut,genel ve objektif kanuni düzenlemeler yapma yetkisine her zaman sahiptir. Kanunkoyucunun bu nitelikte yaptığı düzenlemeler yargı kararlarınınetkisizleştirilmesi olarak nitelendirilemez.
Açıklanan nedenlerle,dava konusu kurallar Anayasa'nın 2. ve 138. maddelerine aykırı değildir. İptalistemlerinin reddi gerekir.
Kuralların,Anayasa'nın 11. maddesiyle ilgisi görülmemiştir.”
IV. İNCELEME VEGEREKÇE
16. Mahkemenin 4/11/2015tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvurucunun 29/4/2013 tarihli ve 2013/2841numaralı bireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucununİddiaları
17. Başvurucu, 2007 yılındakatıldığı İdari Yargı Hâkim Adaylığı Mülakat Sınavı’nda başarısız sayılmasınailişkin işlemin hukuka aykırı olduğunu, değerlendirmenin hangi kriterlere göreyapıldığının belli olmadığını, sübjektif hareket edildiğini, anılan işleminiptali istemiyle açılan davada verilen hükmün gerekçesinin anlaşılmaz olduğunu,Mahkeme kararında iddialarını destekleyen bilgi ve belge sunmadığındanbahsedildiğini ancak mülakat sınavına ilişkin bir bilgi ve belge sunmaimkânının bulunmadığını, sınavın yapılış şekli itibarıyla etkili bir şekildehak arama özgürlüğünün engellendiğini, yargılamanın makul sayılamayacak birsürede tamamlandığını, kamu hizmetine girme hakkının elinden alındığını,mülakat heyetinin oluşumu nedeniyle siyasi etkilere açık olduğunu vedeğerlendirmesini siyasi kriterler üzerinden yapıldığını belirterek Anayasa’nın10. maddesinde öngörülen eşitlik ilkesinin, 36. maddesinde düzenlenen adilyargılanma hakkının, 40. maddesinde düzenlenen etkili başvuru hakkının ve 70.maddesinde düzenlenen kamu hizmetine girme hakkının ihlal edildiğini ilerisürmüş, mesleğe alınmama nedeniyle maruz kaldığı maddi zararlara ve mülakatsınavında başarısız sayılması nedeniyle maruz kaldığı manevi zararlara karşılıktazminat talebinde bulunmuştur.
B. Değerlendirme
18. Anayasa Mahkemesi, olaylarınbaşvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay veolguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucu;kendisine ayrımcılık yapıldığından, yargılamanın adil yapılmadığından vedavanın makul sürede sonuçlandırılmadığından şikâyet etmektedir. Bu nedenlebaşvurunun; eşitlik ilkesinin ihlali iddiası, yargılamanın sonucu itibarıylaadil olmadığı ve makul sürede yargılanma hakkının ihlali iddiası başlıklarıaltında değerlendirilmesi gerekmiştir.
1. Kabul Edilebilirlik Yönünden
a. Eşitlik İlkesinin İhlali İddiası
19. Başvurucu, mülakat heyetininoluşumu nedeniyle siyasi etkilere açık olduğunu ve heyet tarafındangerçekleştirilen değerlendirmesinin siyasi kriterler üzerinden yapıldığını belirterekAnayasa’nın 10. maddesinde düzenlenen eşitlik ilkesinin ihlal edildiğini ilerisürmüştür.
20. Anayasa’nın 148. maddesininüçüncü fıkrası ile 30/11/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa MahkemesininKuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 45. maddesinin (1) numaralıfıkrası hükümlerine göre Anayasa Mahkemesine yapılan bir bireysel başvurununesasının incelenebilmesi için kamu gücü tarafından müdahale edildiği iddiaedilen hakkın Anayasa’da güvence altına alınmış olmasının yanı sıra Avrupaİnsan Hakları Sözleşmesi (Sözleşme) ve Türkiye’nin taraf olduğu ekprotokollerinin kapsamına da girmesi gerekir. Bir başka ifadeyle Anayasa veSözleşme’nin ortak koruma alanı dışında kalan bir hak ihlali iddiasını içerenbaşvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi mümkün değildir (Onurhan Solmaz, B. No: 2012/1049, 26/3/2013, §18). Bu nedenle, bireysel başvuru kapsamındaki hakların içeriğinin tespitedilmesinde Anayasa ve Sözleşme hükümlerinin birlikte değerlendirilmesi veortak koruma alanının tespit edilmesi gerekir.
21. Anayasa’nın “Kanun önünde eşitlik” kenar başlıklı 10.maddesinin birinci ve beşinci fıkraları şöyledir:
“Herkes, dil, ırk, renk,cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerleayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir.
…
Devlet organları ve idare makamları bütünişlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmekzorundadırlar.”
22. Sözleşme’nin “Ayrımcılık yasağı” kenar başlıklı 14.maddesi şöyledir:
“Bu Sözleşme’de tanınan hak ve özgürlüklerden yararlanma,cinsiyet, ırk, renk, dil, din, siyasal veya diğer kanaatler, ulusal veyatoplumsal köken, ulusal bir azınlığa aidiyet, servet, doğum başta olmak üzereherhangi başka bir duruma dayalı hiçbir ayrımcılık gözetilmeksizinsağlanmalıdır.”
23. Yukarıda yer verilenhükümler göz önünde bulundurulduğunda, başvurucunun ayrımcılık yasağıkapsamında incelenmesi gereken iddiasının, soyut olarak değerlendirilmesimümkün olmayıp Anayasa ve Sözleşme kapsamında yer alan diğer temel hak veözgürlüklerle bağlantılı olarak ele alınması gerekir (Onurhan Solmaz, § 33).
24. Bununla birlikte bireyselbaşvuru incelemesinde ayrımcılık yasağının bağımsız bir koruma işlevininolmaması, bu yasağın genişletici bir yoruma tabi tutulmasına engel teşkiletmemektedir. Anayasal bir hakkın ihlal edildiği iddiası tek başınaincelendiğinde o hakkın ihlal edilmediği kanaatine varılabilirse de bu durum, ohakka ilişkin ayrımcı bir uygulamanın incelenmesine engel değildir. Buçerçevede, ilgili temel hak ve özgürlük ihlal edilmemiş olsa da o hakla ilgilibir konuda sergilenen ayrımcı tutumun, Anayasa’nın 10. maddesini ihlal ettiğisonucuna ulaşılabilir (İhsan Asutay,B. No: 2012/606, 20/2/2014, § 48).
25. Ayrımcılık yasağının ihlaledilip edilmediğinin tartışılabilmesi için kural olarak hem kişinin hangi temelhak ve özgürlüğü konusunda hem de hangi temele dayalı olarak ayrımcılığa maruzkaldığının tespit edilmesi gerekir. Ayırımcılık iddiasının ciddiye alınabilmesiiçin başvurucunun, kendisiyle benzer durumdaki başka kişilere yapılan muameleile kendisine yapılan muamele arasında bir farklılığın bulunduğunu ifade etmesiyeterli olmayıp ayrıca bu farklılığın meşru bir temeli olmaksızın ırk, renk,cinsiyet, din, dil vb. bir ayrımcılık temeline dayandığını makul delillerleortaya koyması gerekir.
26. Somut olayda başvurucutarafından, girdiği hâkim adaylığı mülakat sınavında oluşturulan mülakatheyetinin siyasi etkilere açık olduğunu ve değerlendirilmesinin siyasi kriterlerüzerinden yapıldığı belirtilmiş olmakla beraber kendisine hangi temele dayalıolarak ayırımcılık yapıldığına ilişkin bir beyanda bulunmamıştır. Belirtileniddiasını temellendirecek herhangi bir somut bulgu ve kanıt da sunmamış olduğugörüldüğünden başvurunun bu kısmının açıkçadayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna kararverilmesi gerekir.
b. Yargılamanın Sonucuİtibarıyla Adil Olmadığı İddiası
27. Başvurucu, sınavda başarısızsayılmasına ilişkin işlemin hukuka aykırı olduğunu, değerlendirmenin hangikriterlere göre yapıldığının belli olmadığını, sübjektif esaslara göre hareketedildiğini, anılan işlemin iptali istemiyle açılan davada verilen hükmüngerekçesinin anlaşılmaz olduğunu, Mahkeme kararında iddialarını destekleyenbilgi ve belge sunmadığından bahsedildiğini ancak mülakat sınavına ilişkin birbilgi ve belge sunma imkânının bulunmadığını ve sınavın yapılış şekliitibarıyla etkili bir şekilde hak arama özgürlüğünün engellendiğini ilerisürmüştür.
28. Bakanlık görüşünde başvuruyakonu kararda, mülakat sınavında adayların genel davranışı; muhakeme, kavrayışve ifade yeteneği ile mesleğe uygunluğu ve temsil yeteneğinin değerlendirilmesiyönünde her bir komisyon üyesinin ayrı ayrı sözlü değerlendirme formuhazırladığı ve başarı sırasının buna göre belirlendiğinin tespit edildiği;yargılamada hiçbir keyfîlik emaresi görülmediği,başvurucunun iddialarının mahkemece değerlendirildiği ve yargılama süreciboyunca başvurucunun görüşlerini sunma imkânı bulduğu, bunun yanındayargılamanın usul şartlarına ve hukuka uygun olarak gerçekleştirilmediğine vebaşvurucunun kendi delillerini ve iddialarını sunma fırsatı bulamadığına dairaçık bir bulgu saptanmadığı, Derece Mahkemesinin, ilgili hukuku yorumlamasındave delilleri takdirinde keyfîlik bulunmadığı yönündegörüş bildirmiştir.
29. Başvurucu, karşı beyanlarınısunduğu dilekçesinde, başvuru formundaki iddialarını tekrarlamıştır.
30. Anayasa’nın 148. maddesinin dördüncüfıkrası şöyledir:
“Bireysel başvuruda, kanun yolunda gözetilmesi gerekenhususlarda inceleme yapılamaz.”
31. 6216 sayılı Kanun’un 48.maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:
“Mahkeme, … açıkça dayanaktan yoksun başvuruların kabuledilemezliğine karar verebilir.”
32. 6216 sayılı Kanun’un 48.maddesinin (2) numaralı fıkrasında açıkça dayanaktan yoksun başvurularınMahkemece kabul edilemezliğine karar verilebileceği belirtilmiştir. Anayasa’nın148. maddesinin dördüncü fıkrasında ise açıkça dayanaktan yoksun başvurularkapsamında değerlendirilen kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkinşikâyetlerin bireysel başvuruda incelenemeyeceği kurala bağlanmıştır.
33. Anılan kurallar uyarıncailke olarak derece mahkemeleri önünde dava konusu yapılmış maddi olay veolguların kanıtlanması, delillerin değerlendirilmesi, hukuk kurallarınınyorumlanması ve uygulanması ile derece mahkemelerince uyuşmazlıkla ilgilivarılan sonucun esas yönünden adil olup olmaması bireysel başvuru incelemesinekonu olamaz. Bunun tek istisnası, derece mahkemelerinin tespit ve sonuçlarınınadaleti ve sağduyuyu hiçe sayan tarzda bariz takdir hatası veya açık keyfîlik içermesi ve bu durumun kendiliğinden bireyselbaşvuru kapsamındaki hak ve özgürlükleri ihlal etmiş olmasıdır. Bu çerçevede,kanun yolu şikâyeti niteliğindeki başvurular, bariz takdir hatası veya açık keyfîlik bulunmadıkça Anayasa Mahkemesince incelenemez (Necati Gündüz ve Recep Gündüz, B. No:2012/1027, 12/2/2013, § 26).
34. Anayasa’nın “Hak arama hürriyeti” kenar başlıklı 36.maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
“Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmaksuretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ileadil yargılanma hakkına sahiptir.”
35. Sözleşme’nin “Adil yargılanma hakkı” kenar başlıklı 6.maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:
“Herkes medeni hak ve yükümlülükleri ileilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalarkonusunda karar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkemetarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarakgörülmesini istemek hakkına sahiptir. …”
36. Anayasa’nın 36. maddesininbirinci fıkrasında herkesin meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyleyargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adilyargılanma hakkına sahip olduğu belirtilmiştir. Maddede geçen “adil yargılanma hakkının” kapsamıAnayasa’da açık bir şekilde düzenlenmediğinden bu hakkın kapsam ve içeriğinin,Sözleşme’nin “Adil yargılanma hakkı”kenar başlıklı 6. maddesi çerçevesinde belirlenmesi gerekir (Onurhan Solmaz, § 22).
37. Adil yargılanma hakkı;bireylere dava sonucunda verilen kararın değil, yargılama sürecinin ve usulününadil olup olmadığını denetletme imkânı verir. Bu nedenle bireysel başvurudaadil yargılanmaya ilişkin şikâyetlerin incelenebilmesi için başvurucununyargılama sürecinde haklarına saygı gösterilmediğine; bu çerçevede yargılamasürecinde karşı tarafın sunduğu deliller ve görüşlerden bilgi sahibiolamadığına veya bunlara etkili bir şekilde itiraz etme fırsatı bulamadığına,kendi delillerini ve iddialarını sunamadığına ya da uyuşmazlığın çözümekavuşturulmasıyla ilgili iddialarının derece mahkemesi tarafındandinlenmediğine veya kararın gerekçesiz olduğu gibi mahkeme kararının oluşumunasebep olan unsurlardan değerlendirmeye alınmamış eksiklik, ihmal ya da açık keyfîliğe ilişkin bir bilgi ya da belge sunmuş olmasıgerekir (Nadi Karakoç, B. No:2013/2767, 2/10/2013, § 22).
38. Avrupa İnsan HaklarıMahkemesi (AİHM), Sözleşme ile güvence altına alınan hak ve yükümlülüklerehalel getirmedikçe iç hukuktaki mahkemeler tarafından yapıldığı iddia edilenolay ve hukuk hatalarını incelemenin kendi görevi olmadığını, kararlarında biryerel mahkemenin şu veya bu şekilde karar vermesine neden olan unsurlarhakkında değerlendirme yapma yetkisi bulunmadığını zira bunun kendisini üçüncüya da dördüncü derece yargı organı olarak görmesi anlamına geleceğini ifadeetmiştir (Kemmache/Fransa, B. No: 14992/89, 2/11/1993).Ancak iç hukukun yorum ve uygulamasının, Mahkemenin içtihatları ışığındayorumlanan Sözleşme ilkeleri ile uyumlu olup olmadığının değerlendirilmesi içinAİHM’in lüzumlu olduğunu da belirtmektedir (Scordina/İtalya, B. No: 36813/97, 26/3/2006, §§190, 191).
39. Anayasa’nın 2. maddesindeyer alan hukuk devletinin temel ilkelerinden biri “belirlilik”tir.Bu ilkeye göre, yasal düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangibir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır veuygulanabilir olması ayrıca kamu otoritelerinin keyfî uygulamalarına karşıkoruyucu birtakım güvenceler içermesi gereklidir. Belirlilik ilkesi hukuksalgüvenlikle bağlantılı olup birey, belirli bir kesinlik içinde, hangi somuteylem ve olguya hangi hukuksal yaptırımın veya sonucun bağlandığını, bunlarınidareye hangi müdahale yetkisini doğurduğunu, kanundan öğrenebilme imkânınasahip olmalıdır. Birey, ancak bu durumda kendisine düşen yükümlülükleri öngörüpdavranışlarını düzenleyebilir. Hukuk güvenliği, kuralların öngörülebilir olmasını,bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin dekanuni düzenlemelerde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasınıgerekli kılar (Abdulhalim Karavil, B. No: 2013/849, 15/4/2013, § 34).
40. Başvuru konusu olaydabaşvurucu, katıldığı mülakat sınavında başarısız sayılması üzerine mülakatsınavının ve başarısız sayılması işleminin iptali istemiyle Ankara 7. İdareMahkemesinde dava açmış; Mahkeme, 2802 sayılı Kanun’un 9/A maddesi uyarınca mülakat sınavında adaylarıngenel davranışı, muhakeme, kavrayış ve ifade yeteneği ile mesleğe uygunluğu vetemsil yeteneğinin değerlendirilmesi yönünde her bir komisyon üyesinin ayrıayrı sözlü değerlendirme formu hazırladığını ve başarı sırasının buna görebelirlendiğini, başvurucunun iddiası dışında yapılan değerlendirmenin sübjektifolduğunun kabulünü gerektiren bir durumun bulunmadığını ifade ederek davanınreddine karar vermiştir.
41. Somut olayda uygulanan 2802sayılı Kanun’un 9/A maddesinin onuncu fıkrası ile on birinci fıkrasının birincicümlesinin iptali istemiyle açılan davada Anayasa Mahkemesi; onuncu fıkradakanun koyucunun, yazılı sınavı kazanıp mülakata girecek adayların hangiözelliklerinin değerlendirmeye tabi tutulacağını belirlediğini; yazılı yarışmasınavında başarılı olanların tâbi tutulacağı mülâkatın, ilgilinin muhakemegücü, bir konuyu kavrayıp özetleme ve ifade yeteneği, genel ve fizikigörünümünün, davranış ve tepkilerinin mesleğe uygunluğu ve liyakati ile yetenekve kültürünün çağdaş, bilimsel ve teknolojik gelişmelere açıklığının puanvermek suretiyle değerlendirilmesi yöntemi olarak tanımlandığını; hâkimlik vesavcılık mesleğine seçimde muhakeme gücünün, karar vermek veya iddiada bulunmakiçin bir konuyu kavrayıp iddianame veya karar şekline getirerek özetlemeyeteneğinin, mesleğin temsilinde fiziki görünüm ve davranışları ile olaylaraverilen tepkinin, mesleğin kariyer meslek olması nedeniyle temsilde çağdaşbilimsel ve teknolojik gelişmelere açık ve kültürlü olmanın ölçülmesinin doğalolduğunu, hâkim ve savcı olacak adayların mülakatlarına ilişkin dava konusukuralda belirlenen bu ölçütlerin hukuk devletine aykırı bir yönününbulunmadığını ifade etmiştir (bkz. § 15).
42. Anayasa Mahkemesi on birincifıkranın birinci cümlesinde de adayın mülakatta onuncu fıkrada belirtilenözelliklerinden her birinin yirmi beşer puan üzerinden, eşit orandadeğerlendirmeye tabi tutulacağı, ilgililer için ayrı ayrı tutanak düzenleneceğive mülâkatta başarılı sayılmak için üyelerin her birinin verdikleri puanlarınaritmetik ortalamasının, yüz puan üzerinden en az yetmiş olması gerektiğibelirtilmiştir. Ayrıca mülâkattaki kriterlerin ağırlıklarının ve değerlendirmeesaslarının somut ve objektif kurallara bağlandığını belirterek kuraldabelirsizlikten söz edilemeyeceğini karar altına almıştır (bkz. § 15).
43. Mahkemenin gerekçesi vebaşvurucunun iddiaları incelendiğinde davanın konusunun; başvurucunun katıldığımülakat sınavının ve mülakat sınavında başarısız sayılması işleminin iptaliistemi olduğu, bu kapsamda iddiaların özünün derece Mahkemesi tarafındandelillerin ve mevzuatın değerlendirilmesinde ve yorumlanmasında isabetolmadığına ve esas itibarıyla yargılamanın sonucunun hukuka aykırılık teşkilettiğine ilişkin olduğu anlaşılmaktadır.
44. Davranış ve düşüncelereilişkin bilgi edinme amacıyla bir kişiyle yapılan sorulu cevaplı olan mülakat;yazılı sınavı tamamlayıcı nitelikte ve liyakati ölçmek, adayın mesleğe uygunyeteneğe ve kültürel birikime sahip olup olmadığını belirlemek amacıylayapılmaktadır. Bu kapsamda yapılacak bir mülakatın nesnel olduğunun kabuledilebilmesi için ne şekilde uygulanacağına ilişkin hususları ve değerlendirmeesaslarını içeren bir yöntemin düzenlenmesi gerekmektedir (Danıştay İdari DavaDaireleri Kurulu, E.2009/1089, K.2013/730, 28/12/2013).
45. 2802 sayılı Kanun’un 9/A maddesindemülakat, ilgilinin; muhakeme gücünün, bir konuyu kavrayıp özetleme ve ifadeyeteneğinin, genel ve fiziki görünümünün, davranış ve tepkilerinin mesleğeuygunluğunun ve liyakatinin, yetenek ve kültürünün, çağdaş bilimsel veteknolojik gelişmelere açıklığının puan verilmek suretiyle değerlendirilmesiyöntemi olarak tanımlanmış; maddenin devamında, mülakatın anılan bentlerdeyazılı özelliklerin her birinin yirmişer puan üzerinden değerlendirilerekyapılacağı, mülakat kurulunun her bir üyesi tarafından verilen puanların ayrıayrı tutanağa geçirileceği düzenlemesine yer verilmek suretiyle mülakatınyapılışına ve değerlendirme şekline ilişkin ölçütler belirlenmiştir.
46. 2802 sayılı Kanun’un 9/Amaddesinin onuncu ve on birinci fıkraları ile bu kuralların iptali istemiyleaçılan dava üzerine verilen Anayasa Mahkemesi kararı bir aradadeğerlendirildiğinde; başvurucunun belirli bir kesinlik içinde, mülakatsınavının yapılış şekli, puanlaması, başarı değerlendirmesi ve sonucunu öncedenöngörebildiği, buna göre davranışlarını düzenleyebildiği, diğer taraftan daanılan kanuni düzenlemelerin başvurucunun devlete olan güven duygusunuzedeleyici nitelikte olmadığı anlaşılmaktadır.
47. Sonuç olarak başvurucu,yargılama sürecinde karşı tarafın sunduğu deliller ve görüşlerden bilgi sahibiolamadığına, kendi delillerini ve iddialarını sunma olanağı bulamadığına, karşıtarafça sunulan delillere ve iddialara etkili bir şekilde itiraz etme fırsatıelde edemediğine ya da uyuşmazlığın çözüme kavuşturulmasıyla ilgiliiddialarının Derece Mahkemesi tarafından dinlenmediğine veya kararın gerekçesizolduğuna ilişkin bir bilgi ya da kanıt sunmadığı gibi mahkemenin kararındabariz takdir hatası veya açık keyfîlik oluşturanherhangi bir durum da tespit edilmemiştir.
48. Açıklanan nedenlerlebaşvurucu tarafından ileri sürülen iddiaların kanun yolu şikâyeti niteliğindeolduğu, Derece Mahkemesi kararının bariz takdir hatası veya açık bir keyfîlik de içermediği anlaşıldığından başvurunun bukısmının, diğer kabul edilebilirlik şartları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniylekabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
c. Yargılama Süresinin MakulOlmadığı İddiası
49. Başvuru formu ile eklerininincelenmesi sonucunda, açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabuledilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığıanlaşılmıştır. Bu nedenle başvurunun bu kısmının kabul edilebilir olduğunakarar verilmesi gerekir.
2. Esas Yönünden
50. Başvurucu açtığı davanınmakul sürede sonuçlandırılamaması nedeniyle Anayasa'nın 36. maddesindetanımlanan adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
51. Anayasa ve Sözleşme’ninortak koruma alanı dışında kalan bir hak ihlali iddiasını içeren başvurununkabul edilebilir olduğuna karar verilmesi mümkün olmayıp (Onurhan Solmaz, § 18) Sözleşme metni ile AİHM kararlarından ortayaçıkan ve adil yargılanma hakkının somut görünümleri olan alt ilke ve haklar,esasen Anayasa’nın 36. maddesinde yer verilen adil yargılanma hakkının daunsurlarıdır. Anayasa Mahkemesi de Anayasa’nın 36. maddesi uyarınca incelemeyaptığı birçok kararında ilgili hükmü, Sözleşme’nin 6. maddesi ve AİHM içtihadıışığında yorumlamak suretiyle Sözleşme’nin lafzi içeriğinde yer alan ve AİHMiçtihadıyla adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil edilen ilke ve haklaraAnayasa’nın 36. maddesi kapsamında yer vermektedir Somut başvurunun dayanağınıoluşturan makul sürede yargılanma hakkı da yukarıda belirtilen ilkeler uyarıncaadil yargılanma hakkının kapsamına dâhil olup ayrıca davaların en az giderle vemümkün olan süratle sonuçlandırılmasının yargının görevi olduğunu belirtenAnayasa’nın 141. maddesinin de Anayasa’nın bütünselliği ilkesi gereği, makulsürede yargılanma hakkının değerlendirilmesinde göz önünde bulundurulmasıgerektiği açıktır (Güher Ergun ve diğerleri,B. No: 2012/13, 2/7/2013, §§ 38, 39).
52. Davanın karmaşıklığı,yargılamanın kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılamasürecindeki tutumu ve başvurucunun, davanın hızla sonuçlandırılmasındakimenfaatinin niteliği gibi hususlar, bir davanın süresinin makul olupolmadığının tespitinde göz önünde bulundurulması gereken kriterlerdir (Güher Ergun ve diğerleri, §§ 41–45).
53. Anayasa’nın 36. maddesi veSözleşme’nin 6. maddesi uyarınca medeni hak ve yükümlülüklere ilişkinuyuşmazlıkların makul sürede karara bağlanması gerekir. Hukuk sisteminde yeralan mevzuat hükümleri gereğince “kamu hukuku” alanına dâhil olan ancak sonucuitibarıyla özel nitelikteki haklar ve yükümlülükler üzerinde belirleyici olanuyuşmazlıkları konu alan davalar da Anayasa’nın 36. maddesi ve Sözleşme’nin 6.maddesinin koruması kapsamına girmektedir. Bu anlamda, belirtilendüzenlemelerde yer verilen güvenceler, başvurucunun haklarına zarar verdiğiiddia edilen idari bir kararın iptali talebiyle açılan davalara dauygulanacaktır. Başvuruya konu davanın, başvurucunun katıldığı mülakatsınavının ve anılan sınavda başarısız sayılması işleminin iptali istemindenkaynaklanmasından dolayı medeni hak ve yükümlülükleri konu alan bir yargılamaolduğuna kuşku yoktur (Selahattin Akyıl,B. No: 2012/1198, 7/11/2013, § 44).
54. Medeni hak ve yükümlülüklerleilgili uyuşmazlıklara ilişkin makul süre değerlendirmesinde, sürenin başlangıcıkural olarak uyuşmazlığı karara bağlayacak yargılama sürecinin işletilmeyebaşlandığı, başka bir deyişle davanın ikame edildiği tarih olup bu tarih somutbaşvuru açısından 22/2/2008’dir.
55. Sürenin bitiş tarihi iseçoğu zaman icra aşamasını da kapsayacak şekilde yargılamanın sona ermetarihidir (Güher Ergun ve diğerleri,§ 52). Bu kapsamda somut yargılama faaliyeti açısından sürenin bitiş tarihi,başvurucunun karar düzeltme talebinin Danıştay OnikinciDairesince reddedildiği tarih olan 7/11/2012’dir.
56. Başvuruya konu yargılamasürecinin incelenmesinden, başvurucu mülakat sınavının ve anılan sınavdabaşarısız sayılması işleminin iptali istemiyle 22/2/2008 tarihinde dava açmış,İlk Derece Mahkemesi 26/12/2008 tarihinde davanın süre aşımı yönünden reddinekarar vermiş, başvurucu kararı temyiz etmiş, Danıştay OnikinciDairesi 6/3/2012 tarihli kararı ile İlk Derece Mahkemesi kararını onamıştır.Başvurucu karar düzeltme talebinde bulunmuş ve Danıştay OnikinciDairesi 7/11/2012 tarihli kararı ile bu talebi reddetmiş, uyuşmazlığa konuyargılama bu tarih itibarıyla sona ermiştir.
57. Hukuk sistemimizde idariyargı alanında yer alan uyuşmazlıklara ilişkin dava sürelerinin makul yargılamasüresini aştığı yönündeki tespitlere, AİHM kararlarında yer verilmiş olupözellikle idari yargı alanındaki yapısal sorunlar ve Danıştay nezdinde temyizve karar düzeltme incelemelerinde geçirilen uzun yargılama sürelerinin ihlalkararlarına temel oluşturduğu anlaşılmıştır. Bu kapsamda idari yargı makamlarınezdindeki yargılamaların makul sürede tamamlanmadığı yönündeki iddialar dahaönce bireysel başvuru konusu yapılmış ve Anayasa Mahkemesi tarafından,özellikle 6/1/1992 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nda yeralan usul hükümleri de göz önünde bulundurularak makul sürede yargılanmahakkının ihlal edildiği yönünde karar verilmiştir (Selahattin Akyıl, §§ 54-60).
58. Başvuru konusu yargılamasüreci değerlendirildiğinde, İlk Derece Mahkemesinde 22/2/2008 tarihinde açılandava hakkında 26/12/2008 tarihinde karar verildiği ve yargılama süresinin 10 ay4 gün olduğu, İlk Derece Mahkemesi karar tarihinden Danıştay Onikinci Dairesinin karar düzeltme talebinin reddi kararınakadar geçen sürenin ise 3 yıl 10 ay 11 gün olduğu, toplam yargılama süresininise 4 yıl 8 ay 15 gün olduğu, İlk Derece Mahkemesince makul sürede davahakkında karar verilmiş ise de Danıştay OnikinciDairesinde geçen kanun yolu incelemesinde gecikmelerin yaşandığı tespitedilmekle beraber, yukarıda yer verilen tespitler ışığında, özellikle yargısisteminin yapısından kaynaklanan iş yükü ve organizasyon eksikliğinin somutbaşvuruya ilişkin yargılama süresinin uzaması üzerinde baskın bir etkiye sahipolduğu anlaşılmaktadır. Ancak Anayasa’nın 36. maddesi ile Sözleşme’nin 6.maddesi gereğince yargılama sistemi, mahkemelerin davaları makul bir süreiçinde karara bağlama yükümlülüğü de dâhil olmak üzere adil yargılamakoşullarını yerine getirebilecek biçimde düzenlenmesini zorunlu kıldığındanhukuk sisteminde var olan yapısal ve organizasyona ilişkin eksiklikler,yargılama faaliyetinin makul sürede gerçekleştirilmemesine mazeret olarakgösterilemez.
59. Başvurunun değerlendirilmesineticesinde, başvurucu tutumunun yargılamanın uzamasına özellikle bir etkisiolduğunun tespit edilmediği, başvuruya konu uyuşmazlığın mülakat sınavınayönelik olmasına ve davanın esastan çözümünün İlk Derece Mahkemesince 10 ay 4gün içinde tamamlanmış olmasına karşın temyiz ve karar düzeltme taleplerihakkında 3 yıl 10 ay 11 günlük sürede karar verilmiş olduğu; 2577 sayılıKanun’da yer alan usul hükümlerine tabi bir yargılama sürecine ilişkin somutbaşvuru açısından farklı bir karar verilmesini gerektirecek bir yön bulunmadığıtespit edilmiş; toplam 4 yıl 8 ay 15 günlük yargılamada makul olmayan birgecikmenin bulunduğu sonucuna varılmıştır.
60. Açıklanan nedenlerlebaşvurucunun Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul süredeyargılanma hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
3. 6216 Sayılı Kanun’un 50. Maddesi Yönünden
61. Başvurucu, mesleğe alınmamanedeniyle maruz kaldığı maddi ve mülakat sınavında başarısız sayılmasınedeniyle maruz kaldığı manevi zararlara karşılık tazminat talebinde bulunmuşancak yargılamanın makul sürede sonuçlandırılmamasına bağlı herhangi birtazminat isteminde bulunmamıştır.
62. 6216 sayılı Kanun’un “Kararlar” kenar başlıklı 50. maddesinin(2) numaralı fıkrası şöyledir:
“Tespit edilen ihlalbir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmakiçin yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yenidenyargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehinetazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolugösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, AnayasaMahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadankaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”
63. Başvuruda Anayasa’nın 36.maddesinde tanımlanan makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği tespitedilmiş olmakla beraber başvurucu tarafından ileri sürülen zarar ile tespitedilen ihlal arasında illiyet bağı bulunmadığı anlaşıldığından başvurucununtazminat taleplerinin reddine karar verilmesi gerekir.
64. Dosyadaki belgelerden tespitedilen 198,35 TL harçtan oluşan yargılama giderinin başvurucuya ödenmesinekarar verilmesi gerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanangerekçelerle;
A. Başvurucunun,
1.Eşitlik ilkesinin ihlal edildiğine ve yargılamanın, sonucu itibarıyla adilolmadığına yönelik iddialarının açıkçadayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2.Yargılama süresinin makul olmadığına yönelik iddiasının KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Anayasa’nın 36. maddesindegüvence altına alınan makul sürede yargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
C. Başvurucunun tazminattaleplerinin REDDİNE,
D. Başvurucu tarafından yapılanve 198,35 TL harçtan oluşan yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,
E. Ödemenin, kararın tebliğinitakiben başvurucunun Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ayiçinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiğitarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal faiz uygulanmasına
4/11/2015tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.