TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
ÜLKÜ ÖZGÜR BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2013/2263)
Karar Tarihi: 26/6/2014
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Alparslan ALTAN
Üyeler
:
Serdar ÖZGÜLDÜR
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
Recep KÖMÜRCÜ
M. Emin KUZ
Raportör
:
Şebnem NEBİOĞLU ÖNER
Başvurucu
:
Ülkü ÖZGÜR
Vekili
:
Av. Nedim ERKUŞ
I. BAŞVURUNUNKONUSU
1. Başvurucu, taşınmazınailişkin olarak açılan tapu iptal ve tescil davasının yedi yıl sonraneticelendiğini, mahkeme kararlarının gerekçesiz olması ve delil toplanmasıyönündeki taleplerinin dikkate alınmaması nedeniyle yapılan yargılamanın adilolmadığını ve bu nedenle verilen kararın mülkiyet hakkını ihlal ettiğini,ayrıca benzer hukuki uyuşmazlıklara nazaran farklı karar tesisinin eşitlikilkesine aykırılık oluşturduğunu belirterek, Anayasa’nın 10.,35. ve 36. maddelerinde tanımlanan haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
II. BAŞVURUSÜRECİ
2. Başvuru, 2/4/2013tarihinde Anayasa Mahkemesi’ne doğrudan yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idariyönden yapılan ön incelemesinde Komisyona sunulmasına engel bir eksikliğinbulunmadığı tespit edilmiştir.
3. İkinci Bölüm ÜçüncüKomisyonunca, kabul edilebilirlik incelemesi Bölüm tarafından yapılmak üzeredosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.
4. Bölüm tarafından 10/10/2013 tarihinde yapılan toplantıda, başvurunun kabuledilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
5. Başvuru konusu olay veolgular ile başvurunun bir örneği görüş için Adalet Bakanlığına gönderilmiştir.Adalet Bakanlığının 10/12/2013 tarihli görüş yazısı18/12/2013 tarihinde başvurucu vekiline tebliğ edilmiş olup, başvurucu vekilitarafından Adalet Bakanlığı görüşüne karşı 24/12/2013 tarihli beyan dilekçesiibraz edilmiştir.
III. OLAY VEOLGULAR
A. Olaylar
6. Başvuru formu ve ekleri ilebaşvuruya konu yargılama dosyası içeriğinden tespit edilen ilgili olaylarözetle şöyledir:
7. Başvurucunun ihlal iddiasınakonu davanın davacısı olan S.S. Çandarlı Özlem Sahil Arsa ve Yapı Kooperatifiile dava dışı Haskum Yapı Malzemeleri MadencilikSanayi ve Ticaret Ltd. Şirketi arasında Ankara 13. Noterliğinin 29/5/1996 tarih ve 28454 yevmiye noluevrakı kapsamında kat karşılığı inşaat yapım ve satış vaadi sözleşmesi ve13/7/1998 tarihli ek sözleşme akdedilmiştir.
8. Yüklenici firmanınedimlerini yerine getirmediği iddiasıyla açılan dava sonucunda Ankara 8. AsliyeTicaret Mahkemesinin 2/5/2007 tarih ve E.2004/166,K.2007/209 sayılı karar ile 29/5/1996 tarihli kat karşılığı inşaat yapım vesatış vaadi sözleşmesi ile 13/7/1998 tarihli ek sözleşmenin feshine kararverilmiş ve belirtilen karar derecattan geçerekkesinleşmiştir.
9. S.S. Çandarlı Özlem SahilArsa ve Yapı Kooperatifi tarafından Ankara 8. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2/5/2007 tarih ve E.2004/166, K.2007/209 sayılı kararınadayanılarak, yüklenici firma tarafından dava dışı bir üçüncü şahsa ve akabindebaşvurucuya devredildiği iddia edilen taşınmazın tapusunun iptaline vekooperatif adına tesciline karar verilmesi talebiyle 16/6/2009 tarihinde tapuiptal ve tescil davası açılmıştır.
10. Dikili Asliye HukukMahkemesinin 29/4/2010 tarih ve E.2009/190, K.2010/138 sayılı kararı ile, kat karşılığı inşaat sözleşmesinin geriye etkili feshisonucu 22/4/1926 tarih ve 818 sayılı Borçlar Kanununun 108. maddesinin birincifıkrası yorumuyla tapu iptal ve tescil talebi olarak nitelendirilen davanınyargılaması neticesinde, taşınmazın başvurucu adına olan tapu kaydının iptaliile davacı kooperatif adına tapuya kayıt ve tesciline karar verilmiştir.
11. İlk derece mahkemesi kararıtemyiz edilmekle Yargıtay 15. Hukuk Dairesinin 24/10/2011tarih ve E.2010/4995,K.2011/6135 sayılı kararı ile onanmıştır.
12. Başvurucu vekili tarafındanyapılan karar düzeltme talebi Yargıtay 15. Hukuk Dairesinin 7/2/2013tarih ve E.2012/2809, K.2013/829 sayılı ilamı ile reddedilmiş ve karar butarihte kesinleşmiştir.
13. Karar 15/3/2013tarihinde başvurucu vekiline tebliğ edilmiştir.
B. İlgiliHukuk
14. 12/1/2011 tarih ve 6100 sayılı HukukMuhakemeleri Kanunu’nun “Usulekonomisi ilkesi” kenar başlıklı 30. maddesi şöyledir:
“Hâkim, yargılamanın makul süre içinde vedüzenli bir biçimde yürütülmesini ve gereksiz gider yapılmamasını sağlamaklayükümlüdür.”
15. Olay tarihinde yürürlükteolan mülga 818 sayılı Kanun’un 108. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
“Akitten rücu eden alacaklı, vaidolunan şeyi vermekten imtina ve tediye eylediği şeyiistirdat edebilir.”
IV. İNCELEME VEGEREKÇE
16. Mahkemenin 26/6/2014 tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun2/4/2013 tarih ve 2013/2263 numaralı bireysel başvurusu incelenip gereğidüşünüldü:
A. Başvurucununİddiaları
17. Başvurucu, tarafına aittaşınmazla ilgili hukuki uyuşmazlığın yedi yıl sonra karara bağlandığını,yapılan yargılama sırasında verilen Yargıtay kararlarının yeterli gerekçeihtiva etmediğini, yargılama sırasında delil toplanması yönündeki taleplerinindikkate alınmadığını, benzer hukuki uyuşmazlıklara nazaran farklı karartesisinin eşitlik ilkesine aykırılık oluşturduğunu ve adil olmayan bir şekildeyürütülen yargılama neticesinde kendi adına olan tapu kaydının iptaline ilişkinolarak verilen kararın sonucu itibarıyla mülkiyet hakkını da ihlal ettiğinibeyan ederek, Anayasa’nın 10., 35. ve 36. maddelerindetanımlanan haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
B. Değerlendirme
1. Kabul Edilebilirlik Yönünden
a. Eşitlik İlkesinin İhlali İddiası
18. Başvurucu, benzer hukuki uyuşmazlıklara nazaran farklıkarar tesisinin eşitlik ilkesine aykırılık oluşturduğunu belirterek,Anayasa’nın 10. maddesinde güvence altına alınan eşitlik ilkesinin ihlaledildiğini ileri sürmüştür.
19. 6216 sayılı Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralı fıkrasıuyarınca Anayasa Mahkemesi, Anayasanın uygulanması ve yorumlanması veya temelhakların kapsamının ve sınırlarının belirlenmesi açısından önem taşımayan vebaşvurucunun önemli bir zarara uğramadığı başvurular ile açıkça dayanaktanyoksun başvuruların kabul edilemezliğine karar verebilir.
20. Başvuruyakonu ihlal iddiasıyla ilgili deliller sunarak olaya ilişkin iddialarını vehangi Anayasa hükmünün ihlal edildiğine ilişkin açıklamalarda bulunmaksuretiyle hukuki iddialarını kanıtlama yükümlülüğü başvurucuya ait olmasınarağmen, başvurucu tarafından soyut şekilde Anayasanın 10. maddesine atıftabulunulmakla beraber, bu madde kapsamında eşitlik ilkesine ilişkin olarak nasılbir ihlalin bulunduğunun açıklanmadığı ve bu hususa ilişkin kanıtlamadabulunulmadığı anlaşıldığından, başvurunun bu kısmının diğer kabul edilebilirlikşartları yönünden incelenmeksizin “açıkçadayanaktan yoksun olması” nedeniyle kabul edilemez olduğuna kararverilmesi gerekir.
b. Diğer İhlal İddiaları
21. Başvurucu, taşınmazına ilişkinolarak açılan tapu iptal ve tescil davasının yedi yıl sonra neticelendiğini,mahkeme kararlarının gerekçesiz olması ve delil toplanması yönündekitaleplerinin dikkate alınmaması nedeniyle yapılan yargılamanın adil olmadığınıbeyan ederek, Anayasa’nın 36. maddesinde tanımlanan haklarının ihlal edildiğiniileri sürmüştür.
22. Başvuru dosyası kapsamından, açıkçadayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesinigerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan başvurunun bu kısmının,kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
2. Esas Yönünden
a.Yargılama Süresinin Makul Olmadığı İddiası
23. Başvurucu, tarafına ait taşınmazlailgili hukuki uyuşmazlığın yedi yıl sonra karara bağlandığını belirterek, makulsürede yargılanma hakkının ihlal edildiğini iddia etmektedir.
24. Adalet Bakanlığı görüşünde,başvurucunun tarafı olduğu uyuşmazlığın yedi yıl sonra karara bağlandığı iddiaedilmekle birlikte, uyuşmazlığın başlangıç ve bitiş tarihleri nazaraalındığında, başvuruya konu yargılama faaliyetinin yaklaşık üç yıl sekiz aylıkbir sürede tamamlandığı hususunun yapılacak değerlendirmede dikkate alınmasıgerektiği bildirilmiştir.
25. Somut başvurunun dayanağınıoluşturan makul sürede yargılanma hakkı, Anayasa’nın 36. maddesinde güvencealtına alınan adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil olup, ayrıca davalarınen az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılmasının yargının göreviolduğunu belirten Anayasa’nın 141. maddesinin de, Anayasa’nın bütünselliğiilkesi gereği, makul sürede yargılanma hakkının değerlendirilmesinde göz önündebulundurulması gerektiği açıktır (B. No: 2012/13, 2/7/2013,§ 39).
26. Makul sürede yargılanma hakkınınamacı, tarafların uzun süren yargılama faaliyeti nedeniyle maruz kalacaklarımaddi ve manevi baskı ile sıkıntılardan korunması olup, davanın karmaşıklığı,yargılamanın kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılamasürecindeki tutumu ve başvurucunun davanın hızla sonuçlandırılmasındakimenfaatinin niteliği bir davanın süresinin makul olup olmadığının tespitindegöz önünde bulundurulması gereken hususlardır (B.No: 2012/13, 2/7/2013,§§40–46).
27. Başvurucu tarafından tarafıolduğu hukuki uyuşmazlığın yedi yılı aşkın sürede sonuçlandırıldığıbelirtilmekle beraber, yargılama faaliyetinin makul sürede gerçekleşipgerçekleşmediğinin saptanması için, öncelikle uyuşmazlığın türüne göredeğişebilen, başlangıç ve bitiş tarihlerinin saptanması gereklidir. Başvuru konusuolayda, bir taşınmaz hakkında görevli asliye hukuk mahkemesinde açılan tapuiptal ve tescil davasının söz konusu olduğu anlaşılmaktadır. Medeni hak veyükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara ilişkin makul süre değerlendirmesinde,sürenin başlangıcı kural olarak, uyuşmazlığı karara bağlayacak yargılamasürecinin işletilmeye başlandığı, başka bir deyişle davanın ikame edildiğitarih olup, bu tarih somut yargılama açısından 16/6/2009tarihidir. Uyuşmazlığın kesin olarak karara bağlandığı tarihin ise Yargıtay 15.Hukuk Dairesinin karar düzeltme talebinin reddine dair 7/2/2013tarih ve E.2012/2809, K.2013/829 sayılı ilam tarihi olduğu anlaşılmaktadır.
28. Davanın ikame edildiği tarihile Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuruların incelenmesi hususundaki zamanbakımından yetkisinin başladığı tarihin farklı olması halinde, dikkate alınacaksüre, 23/9/2012 tarihinden sonra geçen süre değil,uyuşmazlığın başlangıç tarihinden itibaren geçen süredir (B. No: 2012/13,2/7/2013, § 51). Bu kapsamda, başvurucunun tarafı olduğu uyuşmazlığın kararabağlanması için geçen sürenin makul olup olmadığı noktasında nazara alınacakzaman dilimi, yaklaşık üç yıl sekiz aylık bir süreyi kapsamaktadır.
29. Başvurunun değerlendirilmesineticesinde, başvuruya konu yargılamanın bir taşınmazın mülkiyetine ilişkin biruyuşmazlık olduğu, uyuşmazlığın niteliği itibariyle, yazılı yargılama usulününgeçerli olduğu asliye hukuk mahkemesinde karara bağlandığı ve iki dereceli biryargılama prosedüründen geçerek kesinleştiğianlaşılmaktadır. Başvuru konusu dava 16/6/2009tarihinde açılmış olup, ilk derece mahkemesince 29/4/2010 tarihinde davanınkabulüne hükmedildiği, temyiz talebinin reddine dair 24/10/2011 tarihliYargıtay ilamı sonrasında başvurulan karar düzeltme neticesinde, 7/2/2013 tarihliYargıtay ilamı ile kesin hükme bağlandığı anlaşılmaktadır.
30. Başvuruya konu yargılamanıntabi olduğu yargılama usulü, bu usule bağlı olarak uygulanması gereken usulhükümleri ve yargılama aşamaları nazara alındığında, yaklaşık üç yıl sekiz aylıkyargılama süresinin somut davada ve iki dereceli yargılama prosedüründemakul süreyi aşmadığı ve başvuruya konu uyuşmazlığın karara bağlanmasınınyargılama makamlarının tutumu nedeniyle geciktirildiğine dair bir bulgusaptanmadığı anlaşılmaktadır.
31. Yukarıda açıklanannedenlerle, başvurucunun tarafı olduğu uyuşmazlığa ilişkin yargılama süresininmakul süreyi aşmadığı ve başvuruya konu uyuşmazlığın karara bağlanmasınınyargılama makamlarının tutumu nedeniyle geciktirildiğine dair bir bulgusaptanmadığı anlaşılmakla, Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınanmakul sürede yargılanma hakkının ihlal edilmediğine karar verilmesi gerekir.
b. Yargılamaya Etkin Katılım ve Gerekçeli KararHaklarının İhlali İddiası
32. Başvurucu, yapılan yargılamasırasında verilen Yargıtay kararlarının yeterli gerekçe ihtiva etmediğinden vedelil toplanması yönündeki taleplerinin dikkate alınmadığından bahisle adilyargılanma hakkının ihlal edildiğini iddia etmektedir. Bu kapsamda özellikledava konusu taşınmaza ilişkin tapu kayıtlarının tedavülleri ile birlikte celbive değerlendirilmesi hususundaki taleplerin dikkate alınmadığından vebaşvurucunun satın aldığı taşınmazın yükleniciden değil arsa sahibinden satınalınmasına rağmen bu konudaki itirazların dikkate alınmayarak, gerekçeli olarakkarşılanmadığından şikâyet edildiği anlaşılmaktadır.
33. Yapılan yargılama sırasındatanık dinletme hakkı da dâhil olmak üzere delillerin ibrazı vedeğerlendirilmesi adil yargılanma hakkının unsurlarından biri olarak kabul edilendavaya etkin katılım ve çelişmeli yargılama ilkesi kapsamında kabul edilmekteolup, bu ilkeler, adil yargılanma hakkının somut görünümleridir. AnayasaMahkemesi de Anayasa’nın 36. maddesi uyarınca inceleme yaptığı bir çokkararında, ilgili hükmü Sözleşme’nin 6. maddesi ve AİHM içtihadı ışığındayorumlamak suretiyle, gerek Sözleşme’nin lafzi içeriğinde yer alan gerek AİHMiçtihadıyla adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil edilen ilke ve haklara,Anayasanın 36. maddesi kapsamında yer vermektedir (B. No: 2012/13, 2/7/2013,§ 38). Ayrıca, hakkaniyete uygun yargılamanın birunsuru olan gerekçeli karar hakkı Anayasa’nın 141. maddesinin 1. fıkrasında yerverilen “Bütün mahkemelerin her türlükararları gerekçeli olarak yazılır” hükmüyle, mahkemelerin uymasıgereken bir yükümlülük olarak düzenlenmiştir.
34. Yargılama makamlarıyargılamanın taraflarınca ileri sürülen iddiaları ve gösterdikleri delillerigereği gibi incelemek zorundadır. Bununla birlikte, belirli bir davaya ilişkinolarak delileri değerlendirme ve gösterilmek istenen delilin davayla ilgiliolup olmadığına karar verme yetkisi esasen derece mahkemelerine aittir. AnayasaMahkemesinin görevi ise başvuru konusu yargılamanın bütünlüğü içinde adil olupolmadığının değerlendirilmesidir. Genel anlamda hakkaniyete uygun biryargılamanın yürütülebilmesi için yargılamaya etkin katılım ve çelişmeliyargılama ilkeleri ışığında, taraflara iddialarını sunmak hususunda uygunolanakların sağlanması şarttır. Taraflara tanık delili de dâhil olmak üzeredelillerini sunma ve inceletme noktasında da uygun imkanların tanınması gerekir(B. No: 2013/2116, 23/1/2014, § 19; Benzer yöndekiAİHM kararı için bkz. Barbera Messegue ve Jabardo/İspanya,B. No: 10590/83, 6/12/1988, § 68). Adil yargılanma hakkının unsurlarından olançelişmeli yargılama ilkesi de taraflara dava malzemesi hakkında bilgi sahibiolma ve yorum yapma hakkının tanınmasını ve bu nedenle tarafların yargılamanınbütününe aktif olarak katılmasını gerektirmektedir. Bu anlamda, mahkemecetarafların dinlenilmemesi, delillere karşı çıkma imkanı verilmemesi, yargılamafaaliyetinin hakkaniyete aykırı hale gelmesine neden olabilecektir (Benzeryöndeki AİHM kararı için bkz. Ruiz-Mateos/İspanya,B. No: 12952/87, 23/06/1993, § 63). Yargılamaya etkinkatılım hakkı, zaten zımni olarak çelişmeli usul içinde de yer almaktadır.Çelişmeli yargılamanın medeni haklara ilişkin davalarda da kabul ediliyorolması, medeni bir hakka ilişkin yargılamada tarafların duruşmada hazırbulunması da dahil olmak üzere, yargılamanın bütününeaktif olarak katılmalarını gerektirir.
35. Anayasa Mahkemesininyargılamaya etkin katılım ve çelişmeli yargılama ilkeleri bağlamında yapacağıinceleme, başvuru konusu yargılamanın bütünlüğü içinde adil olup olmadığınındeğerlendirilmesidir (B. No: 2013/2116, 23/1/2014, §19).
36. Mahkeme kararlarınıngerekçeli olması, kanun yoluna başvurma olanağını etkili kullanabilmek vemahkemelere güveni sağlamak açısından, hem tarafların hem kamunun menfaatiniilgilendirmekte olup, kararın gerekçesi hakkında bilgi sahibi olunmaması, kanunyoluna müracaat imkânını da işlevsiz hale getirecektir. Bu nedenle mahkemekararlarının dayanaklarının yeteri kadar açık bir biçimde gösterilmesizorunludur.
37. Mahkeme kararlarınıngerekçeli olması adil yargılanma hakkının unsurlarından birisi olmakla beraber,bu hak yargılamada ileri sürülen her türlü iddia ve savunmaya ayrıntılı şekildeyanıt verilmesi şeklinde anlaşılamaz. Bu nedenle, gerekçe göstermezorunluluğunun kapsamı kararın niteliğine göre değişebilir. Bununla birliktebaşvurucunun ayrı ve açık bir yanıt verilmesini gerektiren usul veya esasa dairiddialarının cevapsız bırakılmış olması bir hak ihlaline neden olacaktır. Bununyanı sıra, kanun yolu mahkemelerince verilen karar gerekçelerinin ayrıntılıolmaması da bu hakkın ihlal edildiği şeklinde yorumlanmamalıdır. Kanun yolumahkemelerince verilen bu tür kararların, ilk derece mahkemesi kararlarında yerverilen gerekçelerin kabul edilmiş olduğu şeklinde yorumlanması uygun olup, budurumda, üst dereceli mahkeme tarafından önceki mahkeme kararının gerekçesininbenimsendiği kabul edilmelidir (B. No: 2013/1213, 4/12/2013,§ 26).
38. Somut başvuru açısından,başvuruya konu ilk derece mahkemesi kararında, davaya temel alınan katkarşılığı inşaat yapım ve satış vaadi sözleşmesi ile ek sözleşmenin feshinekarar verildiği, bu sözleşme gereğince arsa sahibi ve yüklenici arasındakidevirlerin yükleniciye sermaye sağlanmasını amaçlayan avans niteliğindedevirlerden ibaret olduğu ve akdin feshedilmesi nedeniyle, arsa sahibitarafından devredilen taşınmazların her zaman geri istenebileceği, bu durumunyükleniciden pay devralan şahıslarca da bilinmesi gerektiği, bu devirlerin paysatın alan üçüncü kişilere ayni hak sağlamayacağı ve iyi niyet iddiasındabulunulamayacağı belirtilerek başvurucu adına olan tapu kaydının iptali iletaşınmazın davacı kooperatif adına tapuya kayıt ve tesciline karar verildiği veilk derece mahkemesince oluşturulan karar ve gerekçesi hukuka uygun bulunmaksuretiyle kanun yolu Mahkemesinin denetiminden geçerek kesinleştiğianlaşılmaktadır. Ayrıca, her ne kadar başvurucu tarafından, başvuru formunda,dava konusu taşınmazın yükleniciden değil arsa sahibinden satın alındığı ve buhusustaki itirazlarının mahkemelerce incelenmediği ve gerekçeli olarakdeğerlendirilmediği iddia edilmekte ise de, tapu kayıtları da dâhil tarafdelillerinin mahkemece celp edildiği ve başvuruya konu yargılama dosyasınasunulan cevap dilekçesinde, dava konusu taşınmazın, daha önce yüklenicidensatın almış olan dava dışı üçüncü bir şahıstan satın alınmış olduğunun bizzatbaşvurucu tarafından ilk derece mahkemesinin dikkatine sunulduğuanlaşılmaktadır. Bu bağlamda, başvuru dosyası kapsamından başvurucunundelillerini ve iddialarını sunma fırsatı bulamadığına ve yargılamaya etkinolarak katılma imkânının elinden alındığına dair bir bulgu da saptanmamıştır.
39. Yukarıda açıklanannedenlerle, başvurucunun tarafı olduğu uyuşmazlığa ilişkin yargılama sürecindebaşvurucunun davaya etkin olarak katılma imkânının elinden alındığına veiddialarının derece mahkemelerince karşılıksız bırakıldığına dair bir bulgusaptanmadığı anlaşılmakla, Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınanyargılamaya etkin katılım ve gerekçeli karar haklarının ihlal edilmediğinekarar verilmesi gerekir.
40. Başvurucu ayrıca adilolmayan bir şekilde yürütülen yargılama neticesinde kendi adına olan tapukaydının iptaline ilişkin olarak verilen kararın, sonucu itibarıyla mülkiyethakkını ihlal ettiğini iddia etmektedir.
41. Başvurucunun mülkiyet hakkıkapsamındaki iddialarını yargılama neticesine dayandırdığı, özellikle dereceMahkemelerince yürütülen ve adil yargılanma hakkına riayet edilmediği iddiaedilen yargılama neticesinde verilen kabul kararının mülkiyet hakkını ihlalettiğini iddia ettiği anlaşılmaktadır.
42. Adalet Bakanlığı görüşünde,özel hukuk kişileri arasındaki mülkiyet ihtilaflarında, Devletin adalet vehakkaniyete uygun bir yargılama ortamı oluşturup etkili hukuk yolları ihdasetmek şeklinde bir pozitif yükümlülüğü olduğunun ve başvurucunun iddia vedelillerinin yargısal makamlar tarafından esastan dinlenip incelenmesisuretiyle, yargılamaya etkin katılım hakkına riayet edildiğinin yapılacakdeğerlendirmede nazara alınması gerektiği bildirilmiştir.
43. Somut başvuruda olduğu gibi,özel kişiler arasındaki mülkiyet ihtilafları açısından, çoğu zaman mülkiyethakkına klasik müdahale biçimlerinden biri söz konusu olmamakla beraber,mülkiyet hakkı kapsamında da yetkili makamlar için geçerli olan usulî özen yükümlülüğü, gerekli usulîgüvenceleri sunan yargısal prosedürleri sağlamak ve bu suretle yargısal veidari makamların özel kişiler arasındaki bir uyuşmazlıkta etkili ve adil birkarar vermesini temin etme sorumluluğunu ifade etmektedir (Benzer yöndeki AİHMkararları için bkz. Novoseletskiy/Ukrayna, B. No: 47148/99, 22/2/2005, § 102; Sovtransavto Holding/Ukrayna, B. No: 48553/99,25/7/2002, § 96). Başvurucu tarafından mülkiyet hakkınınihlal edildiği hususundaki iddianın yargılamanın sonucuna dayandırıldığı veyargılama sürecine ilişkin olarak yukarıda yapılan değerlendirme neticesinde(§§ 31–38) başvurucunun delillerini ve iddialarını sunma fırsatı bulamadığınave yargılamaya etkin olarak katılma imkânının elinden alındığına dair bir bulguda saptanmadığı anlaşılan somut yargılama faaliyetinin adil yargılanma hakkınıngereklerine uygun şekilde yerine getirildiği tespit edilmiş olmakla, mülkiyethakkının ihlal edildiği yönündeki iddianın ayrıca değerlendirilmesine gerekgörülmemiştir.
V. HÜKÜM
Açıklanangerekçelerle;
A. Başvurucunun,
1.Anayasa’nın 10. maddesi kapsamında eşitlik ilkesinin ihlal edildiğine ilişkiniddiasının “açıkça dayanaktan yoksun olması”nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2.Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkıkapsamında makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği yönündeki iddiasınınKABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
3.Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkıkapsamında yargılamaya etkin katılım ve gerekçeli karar haklarının ihlaledildiği yönündeki iddialarının KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
4.Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkıkapsamında makul sürede yargılanma hakkının İHLAL EDİLMEDİĞİNE,
5.Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkıkapsamında yargılamaya etkin katılım ve gerekçeli karar haklarının İHLALEDİLMEDİĞİNE,
B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde bırakılmasına,
26/6/2014 tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar verildi.