TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
ÜLKÜ TUNCA VE DİĞERLERİ
(Başvuru Numarası: 2012/928)
Karar Tarihi: 11/12/2014
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Serruh KALELİ
Üyeler
:
Hicabi DURSUN
Erdal TERCAN
Zühtü ARSLAN
Hasan Tahsin GÖKCAN
Raportör
:
Recep ÜNAL
Raportör Yrd.
:
Hikmet Murat AKKAYA
Başvurucular
:
Ülkü TUNCA ve Diğerleri [Bkz. Ekli Tablonun (C) ve (D) Sütunları]
Vekilleri
:
[Bkz. Ekli Tablonun (E) Sütunu]
I. BAŞVURUNUNKONUSU
1. Başvurucular, 17/7/1964 tarihli ve 506 sayılı mülga Sosyal SigortalarKanunu’nun geçici 20. maddesine, 13/2/2011 tarihli ve 6111 sayılı Kanunlaeklenen beşinci fıkra ile devam eden yargı süreçlerine müdahale edilerek adilyargılanma, sosyal güvenlik ve mülkiyet haklarının ihlal edildiğini ilerisürmüş ve tazminat talebinde bulunmuşlardır.
II. BAŞVURUSÜRECİ
2. Ekli listede sıralananbaşvurulara ait başvuru formları ve eklerinin idari yönden yapılan önincelemelerinde, belirlenen eksiklikler tamamlatılmış ve Komisyonasunulmalarına engel eksikliklerinin bulunmadığı tespit edilmiştir.
3. Konularının aynı olmasınedeniyle, ekli tablonun (B) sütununda numaraları belirtilen başvurudosyalarının, aynı tablonun (1) numaralı satırında yer alan 2012/928 numaralıbireysel başvuru dosyası ile birleştirilmesine ve incelemenin bu dosyaüzerinden yapılmasına karar verilmiştir.
4. Komisyonlarca, kabuledilebilirlik incelemesinin Bölümler tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
5. Bölüm Başkanı tarafından 24/10/2014 tarihinde başvurunun kabul edilebilirlik ve esasincelemesinin birlikte yapılmasına ve bir örneğinin görüş için AdaletBakanlığına (Bakanlık) gönderilmesine karar verilmiştir.
6. Bakanlığın 28/11/2014 tarihli yazısıyla ek süre talep edilmiş olup,Bölüm Başkanı tarafından 1/12/2014 tarihinde, Bakanlığa tanınan sürenin 30 günuzatılmasına karar verilmiştir.
7. Aynı konuya ilişkin biriçtihadın (B. No: 2012/931, 26/6/2014) mevcut olmasınedeniyle, Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 71.maddesinin (2) numaralı fıkrası gereğince başvuru, Bakanlık cevabıbeklenmeksizin kabul edilebilirlik ve esas yönünden incelenmiştir.
III. OLAY VEOLGULAR
A. Olaylar
8. Başvuru formu ve eklerindeifade edildiği şekliyle ve UYAP aracılığıyla erişilen bilgi ve belgelerçerçevesinde olaylar özetle şöyledir:
9. Başvurucular, VakıflarBankası Türk Anonim Ortaklığında (Banka) çalıştıkları süre zarfında, 506 sayılıKanun’un geçici 20. maddesi uyarınca kurulmuş bulunan T. Vakıflar BankasıT.A.O. Memur ve Hizmetlileri Emekli Sağlık Yardım Sandığı Vakfına (Vakıf)ödedikleri primler karşılığında emekliliğe hak kazanmışlardır.
10. Vakıf, kanunla kurulansosyal güvenlik kurumları dışında kalan, ancak onlara denk kabul edilen birtüzel kişilik olup, sandık mensupları bakımından zorunlu sosyal güvenlik kurumuniteliğindedir.
11. Vakfın amacı, Vakıf Senedi’nin 4. maddesinde şöyle ifade edilmiştir.
“...
a) İş bu vakıf senedi hükümleri dairesinde üyelerinemeklilik, malullük, ölüm, hastalık, analık, iş kazaları ve meslek hastalıklarıhallerinde ve eş ve çocukları ile üyenin geçindirmekle yükümlü bulunduğu ana vebabasının hastalıklarında, Sosyal Sigortalar Kanunları ile temin edilenyardımlardan az olmamak üzere hak sahiplerine yardımda bulunmak;
…”
12. Vakfın gelirleri, sandıküyelerinin aylıklarından yapılan prim kesintilerinden ve diğer gelirlerdenoluşmaktadır. Banka da her ay, aynı esaslar çerçevesinde hesaplanan tutarıişveren hissesi olarak Vakfa aktarmaktadır.
13. Vakıf, üyelerine yapacağıyardımın miktarını ve dolayısıyla emekli aylıklarına ilişkin artışları, Vakıf Senedi’nde yazılı hükümler çerçevesinde tek taraflı olarakbelirlemekte olup, bunun 506 sayılı Kanunla belirlenmiş asgari standardınaltına düşmemesi gerekmektedir.
14. Sandık üyeleri, yapılanartışların 506 sayılı Kanun’un geçici 20. maddesine uygun bir şekildeyapılmadığı gerekçesiyle Vakıf aleyhine iş mahkemeleri önünde alacak davalarıaçmışlardır. Bu davalar sonucunda 506 sayılı Kanun’un geçici 20. maddesininnasıl anlaşılıp uygulanacağı konusunda bir yargısal içtihat yerleşmiştir.Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun (HGK) bu çerçeveyi çizen, 24/3/2010tarih ve E.2010/10-155, K.2010/170 sayılı kararı şöyledir:
“Görüldüğü gibi, 506 Sayılı Yasa, banka zorunlu sandıklarıiçin bir alt sınır oluşturur.
Bu husus, 506 Sayılı Yasa’nın Geçici 20. Maddesinde; ‘…’hükmünden anlaşılmaktadır.
Öte yandan çözülmesi gereken sorun, anılan maddede değinilenalt sınırın ne anlama geldiği hususudur. Yani bu alt sınırın belirlenmesindeYerel Mahkemece belirtildiği gibi fiilen ödenen yaşlılık aylığı miktarı bazındamı düşünülecek, yoksa Özel Daire bozma ilamında değinildiği üzere, yaşlılıkaylığı artış oranlarının kıyaslanması suretiyle mi hareket edilecektir?
Sosyal hukuk devleti ilkesi içerisinde Devletin görevi,zorunlu yardım sandıklarını, başı boş bırakmak değil,onların güçlenmesini sağlamak ve bu yolla ilgililerin sosyal güvenlik haklarınıgüvence altına almaktır. Bu kuruluşlar, Devletin asli görevi olan sosyalgüvenliği sağlama yükümünü, onun adına yerine getirdiğine göre, devletin busandıklar üzerinde, tesis senetlerinden ve senetlerin içeriğinden, mali durumlarınakadar geniş bir alanda denetim ve gözetim hakkının bulunması da olağandır.
Davalı Vakfın gayesi gözetildiğinde, yıllarca yüksek primödeyerek emekli olan davalı sandık mensuplarının aylıklarına daha düşükoranlarda zam yapılarak, yaşlılık aylıklarının daha düşük prim ödeyerek emekliolan 506 Sayılı Yasa’ya tabi olarak yaşlılık aylığı alanların aylıkları ileeşitlenmesi düşünülemez. Geçici 20. madde zorunlu banka sandıkları için birgüvence getirdiğine göre, bu durum mensuplarına yapılacak yaşlılık aylığıartışlarının da en az 506 Sayılı Yasa’ya tabi olanlara uygulanacak artışoranları kadar olması sonucunu doğuracaktır.
Kaldı ki, yargılama sırasında 16.6.2006 tarihinde yürürlüğegiren 5510 Sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun Geçici20. maddesinde ‘…506 Sayılı Yasa’nın Geçici 20. maddesi kapsamındakisandıkların bu maddenin yayımı tarihinden itibaren 3 yıl içinde Sosyal GüvenlikKurumu’na devredileceği ve bu kanun kapsamına alınacağı…’ hususudüzenlenmiştir. Anılan madde hükmü de gözetildiğinde, 506 Sayılı Yasamensuplarına sağlanan aylık artış oranlarına ilişkin hakların davalı sandıklaratabi olanlara uygulanmasının 506 Sayılı Yasa’nın Geçici 20. maddesinin konuluşruhuna aykırı olmayacaktır.
Neticeten, Özel Daire bozma ilamında da belirtildiği gibi,Hukuk Genel Kurulu görüşmeleri sonucunda, 506 Sayılı Yasa’nın Geçici 20.maddesinde değinilen alt sınır belirlenmesinde, davalı Vakfın bağladığıaylıklara yapılan artış oranlarının, SGK (Devredilen SSK) sigortalılarınabağlanan yaşlılık aylıklarına yapılan artış oranları ile karşılaştırılmasısuretiyle bulunması gerektiği, artış oranının, 506 sayılı Yasa uyarıncayaşlılık aylığı alanlara yapılan artış oranından daha az olması durumunda,davalı Sandık yönünden yaşlılık aylığı artış oranı konusunda ek yükümlülükdoğacağından, Vakıf Senedindeki düzenlemelere göre aylıklarında artış olankimselerin, ayrıca 506 Sayılı Yasa’nın aylık artışlarına dair hükümlerinden deyara(r)lanmaları gerekeceği kanaatine varılmıştır.”
15. Başvurucular, muhtelif tariharalıklarında emekli aylıklarına artış yapılmaması nedeniyle Ankara İşMahkemelerinde alacak davaları açmışlardır.
16. Örnek olarak, (1) numaralıbaşvurucu yönünden, 1/7/2002 tarihinden 2005 yılınınsonuna kadar başvurucunun emekli aylığında artış yapılmamış ve başvurucu bunedenle Ankara 4. İş Mahkemesinde (İş Mahkemesi) Vakıf aleyhine 2/4/2009tarihinde açtığı alacak davası ile “eksiködenen yaşlılık aylıklarının tespit edilerek davalıdan tahsiline kararverilmesini” talep etmiştir.
17. Bilirkişi tarafından İşMahkemesine sunulan 14/2/2011 tarihli raporda,başvurucu ile ilgili olarak dava tarihine kadar birikmiş fark alacağının42.357,72 TL olduğu tespit edilmiştir.
18. 13/2/2011 tarihli ve 6111 sayılı BazıAlacakların Yeniden Yapılandırılması İle Sosyal Sigortalar ve Genel SağlıkSigortası Kanunu ve Diğer Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde KararnamelerdeDeğişiklik Yapılması Hakkında Kanun’un 53. maddesiyle 506 sayılı Kanun’ungeçici 20. maddesine eklenen beşinci fıkra ile aynı maddenin sandıkemeklilerine yapılacak yardımların düzenlendiği birinci fıkrasının (b) bendininuygulanmasında, yardımların sağlanması ve bağlanması yönünden alt sınırınbelirlenmesinde muadil miktar karşılaştırmasının esas alınacağı, bunun mevcutdavalara da uygulanacağı düzenlenmiştir.
19. 6111 sayılı Kanun, 25/2/2011 tarih ve 27857 mükerrer sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
20. Bilirkişi tarafından İşMahkemesine sunulan 28/1/2012 tarihli ikinci rapordaise, başvurucu ile ilgili olarak dava tarihine kadar birikmiş fark alacağının26.573,51 TL olduğu tespit edilmiştir.
21. İş Mahkemesinin 8/3/2012 tarih ve E.2009/341, K.2012/525 sayılı kararı ile6111 sayılı Kanun’un 53. maddesi ile 506 sayılı Kanun’un geçici 20. maddesineeklenen fıkradaki düzenleme nedeniyle başvurucunun davasının reddine kararverilmiştir. Kararın gerekçesi şöyledir:
“… 25.02.2011 tarih 27857 sayılı ResmiGazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 6111 sayılı Kanunun 53. maddesi ile 506sayılı Kanunun geçici 20. maddesine eklenen yeni fırka ile ‘…’ hükmününöngörülmesi karşısında, alt sınırın belirlenmesinde, Vakıf emeklisi ile emsaldurumda bulunan SSK emeklisine ödenen yaşlılık aylığı miktarı ile Vakıfemeklisine ödenen yaşlılık aylığı miktarlarının karşılaştırılmasınınyapılmasına, yapılacak karşılaştırma sonucu SSK emeklisine ödenen aylığın Vakıfemeklisine ödenen aylıklardan fazla olması durumunda, davalı Vakıf yönündenyaşlılık aylığı miktarı konusunda ek yükümlülük doğacağından aradaki farkınVakıf emeklisine ödenmesi… gerekir.
… tüm dosya kapsamından, dava konusu dönemde Vakıf emeklisidavacıya, Vakıf senedi hükümlerine uygun olarak ödenen aylıkların, emsalidurumda olan SSK emeklisine ödenen aylığın ve uygulanan maaş artışlarınınaltına düşmediği kanaatine varılmış ve mahkememizce verilen benzer dosyalardakibilirkişi raporları ile kararlar da dikkate alınarak bu dosyamız için sunulan bilirkişi … rapor ve ekraporlarının dosya kapsamına uygun bulunmadığı sonucuna varılıp açılan davanınreddine …”
22. Başvurucunun temyiz yolunabaşvurması üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin 9/10/2012 tarih ve E.2012/11761, K.2012/18106 sayılıilamıyla, anılan İş Mahkemesi kararının “düzeltilerekonanmasına” karar verilmiştir. Yargıtayındüzelterek onama gerekçesi şöyledir:
“…
Ancak, açıldığı tarihteki mevzuat hükümlerine uygun olandavanın, yasal dayanağını oluşturan düzenlemenin, yargılama sürecindeki yasadeğişikliğiyle ortadan kalkması nedeniyle reddinde, tarafların sorumluluğubulunmadığı halde; her davanın açıldığı tarihteki koşullara göredeğerlendirileceği yönündeki usul kuralından hareketle davacının, davada haksızçıkan taraf olarak nitelenip vekalet ücretiylesorumluluğuna hükmedilmiş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
Ne var ki, bu yanlışlığın giderilmesi, yeniden yargılamayıgerektirmediğinden, hüküm bozulmamalı, … 1086 sayılı Hukuk Usulü MuhakemeleriKanununun 438. maddesi gereğince düzeltilerek onanmalıdır.
…”
23. Onama kararı başvurucuya 8/1/2013 tarihinde tebliğ edilmiş olup başvurucu bu tarihtenönce, 15/11/2012 tarihinde, Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.
24. 25/2/2011 tarihinden önce açılan vebaşvurulara konu olan diğer davalarda da başvurucular, yukarıdaki sürece benzerşekilde davaları kaybetmişler ve süresi içerisinde muhtelif tarihlerde bireyselbaşvuruda bulunmuşlardır.
25. Ekli tablonun ikincisatırında yer alan başvurucu Sema Nur Dincel’e aitbireysel başvuru formunda ise, yaşlılık aylığının tespiti ve eksik ödendiğiniiddia ettiği yaşlılık aylıklarının yasal faiziyle davalı Vakıftan tahsiliistemiyle hem Ankara 10. İş Mahkemesinde E.2011/308 sayılı dosya ile 23/2/2011 tarihinde, hem de Ankara 9. İş MahkemesindeE.2011/309 sayılı dosya ile 3/3/2011 tarihinde dava açıldığı belirtilmiştir.Anılan Mahkemelerce davaların reddine karar verilmiş olup, Yargıtay 10. HukukDairesinin 16/4/2013 tarih ve E.2013/698, K.2013/7995sayılı kararıyla Ankara 10. İş Mahkemesinin; 11/12/2012 tarih ve E.2012/16838,K.2012/25219 sayılı kararıyla da Ankara 9. İş Mahkemesinin kararı onanmıştır.Her iki yerel mahkeme kararını da dosyaya sunması nedeniyle adı geçenbaşvurucuya eksiklik yazısı tebliğ edilmiş olup, başvurucu, bireyselbaşvurusunun 3/3/2011 tarihinde açılan dava esasalınarak incelenmesini talep etmiştir.
B. İlgiliHukuk
26. 506 sayılı Kanun’un geçici20. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi şöyledir:
“…b) Bu personelin, iş kazalariylemeslek hastalıkları, hastalık, analık, malûllük, yaşlılıkve ölüm, eşlerinin analık, eş ve çocuklarının hastalık hallerinde, en az bu kanunda belirtilen yardımları sağlıyacak…,”
27. 506 sayılı Kanun’un geçici20. maddesine, 6111 sayılı Kanun’un 53. maddesiyle eklenen (beşinci) fıkraşöyledir:
“… Birinci fıkranın (b) bendinin uygulanmasında, yardımlarınsağlanması ve bağlanması yönünden alt sınırınbelirlenmesinde muadil miktar karşılaştırması esas alınır. Ancak,gelir ve aylıkların artırılmasında 506 sayılı Kanuna göre bağlanan gelir veaylıkların artırımına ilişkin hükümler devir tarihine kadar uygulanmaz. 5510sayılı Kanunun geçici 20 nci maddesinin onikinci fıkrasında yer alan sınırlama dâhilindesandıkların kuruluş senetlerinde yer alan hükümler ve sandıkların uygulamalarısaklıdır. Bu hüküm, yürürlüğe girdiğitarihten önceki artışlarda ve görülmekte olan davalar hakkında da uygulanır…”
28. Anılan kanuni düzenlemeniniptali için Anayasa Mahkemesine dava açılmış olup, Anayasa Mahkemesi GenelKurulunun 9/5/2013 tarihli toplantısında, E.2011/42sayılı dosya kapsamında iptal başvurusu görüşülmüştür. Anayasa Mahkemesininkararı şöyledir:
“2- Anayasa’ya AykırılıkSorunu
Dava dilekçesinde, 506 sayılı Kanun’un geçici 20. maddesindebelirtilen sandıkların, bağlı bulundukları kuruluşların personeli hakkındayasal düzenleme alanı içinde SGK’nın yüklendiğigörevleri, sağladığı hakları, o düzeyin altına düşmemek üzere yüklenmişkuruluşlar olduğu, bunların görev ve yükümlülüklerinin kanunla belirlendiği,mahkemeler tarafından vakıf sandıklarınca bağlanan aylıklara yapılan artışınoran olarak alt sınırının 506 sayılı Kanun uyarınca aylık alanlara yapılanartış oranından az olmaması gerektiği yönünde kararlar verildiği, eklenen fıkraile alt sınırın belirlenmesinde miktar karşılaştırmasının esas alınmasının öngörüldüğü,bunun ise kazanılmış hakları ortadan kaldırdığı, yasaların geriye yürümeyeceğiilkesine aykırı olduğu ve görülmekte olan davaları geçersiz kıldığı, sandıkkapsamındaki sigortalıların emekli maaş artışı konusunda açmış olduklarıdavalardan bir kısmının kesinleştiği bir kısmının ise hâlen devam ettiği vedüzenleme ile görülmekte olan davaların ortadan kaldırıldığı belirtilerekkuralın, Anayasa’nın 2. ve 138. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti, eylem veişlemleri hukuka uygun, insan haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyupgüçlendiren, her alanda adil bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren,Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukukun üstün kurallarıylakendini bağlı sayan, yargı denetimine açık olan devlettir.
Anayasa’nın 2. maddesinde yer alan hukuk devleti ilkesininvazgeçilmez unsurlarından birisi kanunların hukuk güvenliğini sağlaması, budoğrultuda geleceğe yönelik, öngörülebilir kurallar içermesi gerekliliğidir. Bunedenle, hukuk devletinde güven ve istikrarın korunabilmesi için kural olarakkanunlar, yürürlüğe girdikleri tarihten sonraki olaylara uygulanırlar.Kanunların geriye yürümezliği ilkesi uyarınca, kanunlar kamu yararı ve kamudüzeninin gereği, kazanılmış hakların korunması, mali haklarda iyileştirme gibikimi ayrıksı durumlar dışında ilke olarak yürürlük tarihlerinden sonraki olay,işlem ve eylemlere uygulanmak üzere çıkarılırlar. Yürürlüğe giren kanunlarıngeçmişe ve kesin nitelik kazanmış hukuksal durumlara etkili olmaması hukukungenel ilkelerindendir.
Kazanılmış haklara saygı ilkesi, hukukun genel ilkelerindenbirisi olup, hukuk güvenliği ilkesinin bir sonucudur. Kazanılmış bir haktan sözedilebilmesi için bu hakkın, yeni kanundan önce yürürlükte olan kurallara görebütün sonuçlarıyla fiilen elde edilmiş olması gerekir. Kazanılmış hak, kişininbulunduğu statüden doğan, kendisi yönünden kesinleşmiş ve kişisel niteliğedönüşmüş haktır. Bir statüye bağlı olarak ileriye dönük, beklenen haklar ise bunitelikte değildir. Kanunlarda yapılan değişiklikler kazanılmış haklarıetkilemediği ve hukuk güvenliğini zedelemediği sürece bu değişikliklerin hukukdevleti ilkesine aykırı oldukları ileri sürülemez.
Anayasa’nın 138. maddesinde hâkimlerin görevlerinde bağımsızoldukları, Anayasa, kanun ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine görehüküm verecekleri, hiç bir organ, makam, merci veya kişinin yargı yetkisininkullanılmasında mahkemelere ve hâkimlere emir ve talimat veremeyeceği, genelgegönderemeyeceği, tavsiye ve telkinde bulunamayacağı, görülmekte olan bir davahakkında Yasama Meclisinde yargı yetkisinin kullanılması ile ilgili sorusorulamayacağı, görüşme yapılamayacağı veya herhangi bir beyandabulunulamayacağı, yasama ve yürütme organları ile idarenin mahkeme kararlarınauymak zorunda bulundukları, bu organlar ve idarenin mahkeme kararlarını hiçbirsuretle değiştiremeyeceği ve bunların yerine getirilmesini geciktiremeyeceğihükme bağlanmıştır.
Yasama organının mahkeme kararlarını değiştirememesi ilkesiyasama organının kanun yoluyla kesinleşmiş olan kararları ortadan kaldıramamasıanlamına gelir. Mahkeme kararının kanun yoluyla değiştirilememesi ilkesi, maddihukukta herhangi bir değişiklik yapmaksızın sadece somut mahkeme kararlarınınkanun yoluyla değiştirilmesi ya da uygulanmasının engellenmesi hâlleri için sözkonusu olacaktır.
506 sayılı Kanun’un geçici 20. maddesinde, bazı kuruluşlarapersonelinin sosyal güvenliğini sağlaması amacıyla vakıf veya dernek şeklindesandık kurabilme yetkisi verilmiştir. Maddenin birinci fıkrasının (b) bendinde,bu madde uyarınca kurulan sandıkların üyelerine en az 506 sayılı Kanun’dabelirtilen yardımları sağlayacağı belirtilmiştir.
Kural, sandıklarca sağlanan yardımların SGK sigortalısınasağlanan yardımlardan aşağı olmaması yönündeki hükmün uygulanmasında, yardımmiktarları dışında aylık artış oranlarının da SGK sigortalısının aylık artışoranlarından aşağı olamayacağı yönünde ortaya çıkan ihtilafların giderilmesiamacıyla getirilmiştir. Düzenlemeyle, sandıkların sağladıkları yardımın altsınırının belirlenmesinde muadil miktar karşılaştırmasının esas alınacağıbelirtilmek suretiyle mevcut hükümden ne anlaşılması gerektiği ve maddeninlafzına ve amacına uygun nasıl uygulanacağı konusu açıklığa kavuşturulmuştur.
Vakıf senedi gereği üyelerine sağladıkları yardımlardakiartış oranını SGK tarafından uygulanan oranın altında tutan vakıf sandıklarınınbu uygulamasını onun mali yapısını ve aktüeryaldengesini sağlam tutmaya yönelik bağımsız bir kararı olarak görmekgerekmektedir. Dolayısıyla, sandıkların alt sınır kuralını ihlal etmediklerisürece, sağladıkları yardımlar için SGK’dan dahadüşük artış oranı belirleyebilmeleri mümkün görülmelidir. Aksi hâlde sandığınasli görevi olan üyelerinin sosyal güvenliğini sağlama fonksiyonu tehlikeyegirecektir.
Kanunların, kamu yararının sağlanması amacına yönelikolması, genel, objektif, adil kurallar içermesi ve hakkaniyet ölçütlerinigözetmesi ve kazanılmış hakları ihlal etmemesi Anayasa’nın 2. maddesindebelirtilen hukuk devleti olmanın gereğidir. Bu nedenle kanun koyucunun hukukidüzenlemelerde kendisine tanınan takdir yetkisini anayasal sınırlar içindeadalet, hakkaniyet ve kamu yararı ölçütlerini göz önünde tutarak kullanmasıgerekir.
Vakıf sandıklarının mali yapısını ve aktüeryaldengesini sağlam tutarak üyelerinin sosyal güvenliğini sağlama yönündeki asligörevini yerine getirebilmesinin tehlikeye girmemesi için mevcut kanun hükmününuygulanmasına ilişkin olarak ortaya çıkan ihtilafların giderilmesi amacıylayapıldığı hususu göz önünde bulundurulduğunda, yeni bir uygulama getirmeyen vesadece sandıkların sağladıkları yardımın alt sınırı belirlenirken muadil miktarkarşılaştırmasının esas alınacağı belirtilmek suretiyle mevcut hükümden ne anlaşılmasıgerektiğini açıklığa kavuşturan kural, kamu yararı amacıyla getirilmiş olup,Anayasa’ya aykırı bir yönü bulunmamaktadır.
Diğer taraftan, söz konusu sandıklar tarafından bağlananaylık ve gelirlerin artırılmasında muadil miktar karşılaştırmasının esasalınmasının sağlanmasına yönelik düzenlemenin yürürlüğe girdiği tarihten öncekiartışlarda da uygulanacağı öngörülerek geriye yürütülmesi, sandık tarafındanyapılan yardımlarda alt sınırın hatalı belirlenmesi sonucu aleyhine uygulamadabulunulan sandık üyelerinin haklarının ihlal edilmemesi amacıyla kabul edildiğianlaşıldığından, hukuk güvenliği ilkesini ihlal eden bir durum dabulunmamaktadır.
Kanun koyucu tarafından bir kanun hükmünün farklıyorumlanmasından kaynaklanan ihtilafları gidermek amacıyla yapılandüzenlemelerin söz konusu ihtilaf nedeniyle açılmış ve düzenlemenin yürürlüğegirdiği tarih itibarıyla henüz sonuçlanmamış davalar hakkında da uygulanmasınısağlamak amacıyla getirilen kuralın, yargılamanın ne yönde yapılacağı veyabelirli somut bir uyuşmazlığı nasıl karara bağlayacağı hususunda bir ifadeiçermediği gibi hâkimlerin görevlerini bağımsızlık içinde yapmalarını,Anayasa’ya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanî kanaatlerine göre hükümvermelerini engelleyen ve yargı yetkisinin kullanılması bakımından mahkemelereve hâkimlere emir ve talimat verilmesine yol açan bir yönü de bulunmamaktadır.
Her kanunun muhatapları ve uygulayıcılar açısından uyulmasızorunlu emirler niteliğinde olması hukuk kurallarının normatif doğasındankaynaklanır. Bir hukuk devletinde her kamusal yetkinin hukuka uygunkullanılması gerektiği gibi mahkemelerin de önlerine gelen uyuşmazlıklarhakkında karar verirken ilgili kanunlara uyma yükümlülüğü vardır. Bu nedenlesandıklarca yapılacak yardımlardan kaynaklanan uyuşmazlıkları karara bağlarkenmahkemelerin uymaları gereken esasları belirleyen kuralın yargı bağımsızlığınıihlal edici nitelikte olduğu söylenemez.
Öte yandan, sandıkça ödenecek gelir ve aylıklar nedeniyleaçılacak davaların kazanılmış hak doğurması, davada, sigortalı lehine kararverilmesi ve bu kararın kesinleşmesiyle söz konusu olacaktır. Anılanuyuşmazlıklarla ilgili olarak dava açılmış olması, o ihtilafın sigortalı lehinesonuçlanacağı anlamına gelmeyeceği gibi bu kişiler için kazanılmış herhangi birhaktan da söz edilemez.
Açıklanan nedenlerle, dava konusu kural Anayasa’nın 2. ve138. maddelerine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
Serdar ÖZGÜLDÜR maddenin tümü yönünden; Mehmet ERTEN ileOsman Alifeyyaz PAKSÜT maddenin dördüncü cümlesiyönünden; Serruh KALELİ ile Zehra Ayla PERKTAŞ isemaddenin dördüncü cümlesinin ‘…yürürlüğe girdiği tarihten önceki artışlardave…’ bölümü yönünden bu görüşe katılmamışlardır.”
IV. İNCELEME VEGEREKÇE
29. Mahkemenin 11/12/2014 tarihinde yapmış olduğu toplantıda,başvurucuların 2012/928 başvuru numarası altında birleştirilen başvurularıincelenerek gereği düşünüldü:
A. Başvurucularınİddiaları
30. Başvurucular, yüksekmiktarda prim ödemelerine rağmen daha düşük miktarda prim ödeyenlerle aynımiktarda emekli aylığı almak zorunda bırakıldıklarını, bu çerçevede 6111 sayılıKanun’un 53. maddesi ile 506 sayılı Kanun’un geçici 20. maddesine eklenen fıkraile Vakfa ödenen primlere el konulduğunu ve belirtilen kanuni düzenlemenindevam eden davalara da uygulanmasına ilişkin hükmünün İş Mahkemelerindeaçtıkları alacak davalarının dayanağı olan ve lehe olan Yargıtay içtihatlarınıuygulanamaz hale getirdiğini, sonradan çıkarılan Kanunla devam eden yargısüreçlerine müdahale edildiğini, sonuç itibarıyla kendilerinden tahsil edilenprimlerin yarısının emekli aylıklarına yansıtılmadığını belirterek Anayasa’dagüvence altına alınan adil yargılanma, mülkiyet ve sosyal güvenlik haklarınınihlal edildiğini ileri sürmüşler ve anılan Kanun hükmünün iptali ile tazminattaleplerinde bulunmuşlardır.
B. Değerlendirme
1. KabulEdilebilirlik Yönünden
a. MülkiyetHakkının İhlal Edildiği İddiası
31. Başvurucular, yüksekmiktarda prim ödemelerine rağmen daha düşük miktarda prim ödeyenlerle aynı miktardaemekli aylığı almak zorunda bırakıldıklarını, bu çerçevede 6111 sayılı Kanun’un53. maddesi ile 506 sayılı Kanun’un geçici 20. maddesine eklenen fıkra ileVakfa ödedikleri primlere el konulduğunu belirterek, Anayasa’da güvence altınaalınan mülkiyet ve sosyal güvenlik haklarının ihlal edildiğini ilerisürmüşlerdir. Başvurucuların aynı olay ve olgulara dayanan ihlal iddialarının,mülkiyet hakkı çerçevesinde incelenmesi gerekir.
32. Anayasa’nın 148. maddesininüçüncü ve 6216 sayılı Kanun’un 45. maddesinin (1) numaralı fıkrası hükümlerinegöre, Anayasa Mahkemesine yapılan bir bireysel başvurunun esasınınincelenebilmesi için, kamu gücü tarafından müdahale edildiği iddia edilenhakkın Anayasa’da güvence altına alınmış olmasının yanı sıra Avrupa İnsanHakları Sözleşmesi (Sözleşme) ve Türkiye’nin taraf olduğu ek protokollerininkapsamına da girmesi gerekir. Bir başka ifadeyle, Anayasa ve Sözleşme’nin ortak koruma alanıdışında kalan bir hak ihlali iddiasını içeren başvurunun esasının incelenmesimümkün değildir (B. No: 2012/1049, 26/3/2013, § 18).
33. Başvurucuların ihlaliddialarına konu olan mülkiyet hakkı, Anayasa’nın 35. ve Sözleşme’yeEk 1 No’lu Protokol’ün (1 No’luProtokol) 1. maddesinde düzenlenmiştir.
34. Anayasa’nın “Mülkiyet hakkı” kenar başlıklı 35. maddesişöyledir:
“Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir.
Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunlasınırlanabilir.
Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırıolamaz.”
35. 1 No’luProtokol’ün 1. maddesi şöyledir:
“Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk dokunulmazlığınasaygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Bir kimse, ancak kamu yararısebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun genelilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.
Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetin kamu yararınauygun olarak kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin ya da başka katkılarınveya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekli gördükleri yasalarıuygulama konusunda sahip oldukları hakka halel getirmez.”
36. Anayasa’nın 35. maddesikapsamındaki mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri süren başvurucular, böylebir hakkın varlığını kanıtlamak zorundadır. Bu nedenle, önceliklebaşvurucuların, Anayasa’nın 35. maddesi uyarınca korunmayı gerektiren mülkiyeteilişkin bir menfaate sahip olup olmadığı noktasındaki hukuki durumunundeğerlendirilmesi gerekir (B. No. 2013/382, 16/4/2013,§ 26).
37. Mülkiyet hakkı kişininşahsında mündemiç olmayıp, Anayasa’nın 35. maddesi kapsamında hukuki korumadanistifade edilebilmesi açısından, öncelikle mülkiyet hakkının var olması aranır.Anayasa’nın 35. maddesi ile 1 No’lu Protokol’ün 1.maddesi mülk edinme talebini değil, kişinin var olan mülkiyet hakkını güvencealtına almaktadır. Bu durum hakkın kazanılmış olması veya mevcut olmasışeklinde de ifade edilebilir.
38. Avrupa İnsan HaklarıMahkemesi (AİHM) içtihatlarında, nelerin mülkiyet hakkına konu olabileceğihususunda, mevzuat hükümlerinden ve derece mahkemelerinin bunlara ilişkin yorumundanbağımsız olarak “özerk bir yorum”esas alınmaktadır (bkz. Depalle/Fransa [BD], B. No: 34044/02, 29/3/2010 § 62; Anheuser-Busch Inc./Portekiz[BD], B. No: 73049/01, 11/1/2007, § 63; Öneryıldız/Türkiye [BD], B. No: 48939/99,30/11/2004, § 124; Broniowski/Polonya [BD], B. No: 31443/96, 22/6/2004,§ 129; Beyeler/İtalya [BD], B.No: 33202/96, 5/1/2000, § 100; Iatridis/Yunanistan[BD], B. No: 31107/96, 25/3/1999, § 54).
39. Anayasa’nın 35. maddesi ile1 No’lu Protokol’ün 1. maddesinin koruma alanı içindeyer alan menfaatlerin kapsamına, mevcut bir mülk (“existing possessions”) girebileceği gibialacak hakları (AYM, E.2000/42, K.2001/361, K.T. 10/12/2001;AYM, E.2006/142, K.2008/148, K.T. 24/9/2008) veya kesin bir şekilde tanımlanmıştalep hakları (“claims”)da girebilir. Bu kapsamda bir alacak hakkı ya da talebin, mülkiyet hakkıkapsamında korunması için mahkeme hükmü, hakem kararı veya idari karar gibiyeterli derecede icra edilebilir kılınması halinde bir “mülk” teşkil edebilir (Benzer yöndeki AİHMkararı için bkz. Krstıć/Sırbistan, B. No: 45394/06, 10/12/2013, § 76). Ancak, hakkın tam olarak kazanılmamışolduğu bazı hallerde, özellikle ekonomik hayatın gerekleri ve hukuki güvenlikanlayışı, hakkın ileride mevcut olacağına dair hukuki umudu ifade eden birkısım meşru beklenti hallerinin de mülkiyet hakkının güvence kapsamına dahil edilmesi gereğini ortaya koymaktadır. Ancak buhallerde, hakkın kazanılacağı yönünde salt bir umudun ötesinde kişinin, hakkınmevcudiyeti yönünde meşru bir beklentisi olması gerekir (Benzer yöndeki AİHMkararı için bkz. Maltzan ve Diğerleri/Almanya (k.k.)[BD], B. No: 71916/01, 71917/01, 10260/02, 2/3/2005, §74).
40. Bu şekildeki bir beklentiyevücut verebilecek ve talep halindeki bir malvarlığı yararının Anayasa’nın 35.maddesi anlamında kıymet oluşturmasını sağlayabilecek unsurlardan biri, butalebi destekleyen yerleşik içtihat gibi bir hukuksal temelin bulunmasıdır.Ancak sırf bir yargı yerine başvurularak dile getirilen talepler yeterli temelsağlamaktan uzaktır. Önemli olan, bahsedilen hukuki dayanağın Anayasa’nın 35.maddesi kapsamında sağlanan güvenceyi aktif hale getirebilecek yeterlilikteolmasıdır (Benzer yöndeki AİHM kararları için bkz. Kopecky/Slovakya, B. No: 44912/98, 28/9/2004,§ 52; Draon/Fransa [BD], B. No: 1513/03, 6/10/2005, §68; Maurice/Fransa [BD], B. No:11810/03, 6/10/2005, § 66; Özden/Türkiye,B. No: 11841/02, 3/5/2007, § 27).
41. Yukarıda yer verilentespitler uyarınca, başvurucular tarafından hakkın mevcudiyeti veya bu yöndemeşru beklentilerinin bulunduğu ortaya konulmalıdır.
42. Başvuruların konusu,başvurucuların daha önce tahakkuk etmiş olan emekli aylıkları veya buaylıkların miktarından öte, aylıklara daha önce yapılması gerekirkenyapılmadığını iddia ettikleri artış oranından kaynaklanan fark nedeniyle oluşanalacak haklarına ilişkin beklentilerinin karşılanmamasıdır. Mülkiyet hakkınıgüvence altına alan Anayasa’nın 35. maddesinin, belirli bir miktar emekliaylığı almaya ilişkin olarak bireylere talep hakkı sağlamadığı açıktır. Ancakbu yöndeki bir talebin, kanuni düzenleme ve içtihatlarda yeterli dayanağa sahipolması halinde, Anayasa’nın 35. maddesi kapsamında olduğu değerlendirilebilir.Bir başka ifadeyle mülk edinme yönündeki bir beklenti, ancak hukuken belli birdayanağa sahip olduğu takdirde, belli koşullar altında mülk olaraknitelendirilebilir. Aynı doğrultuda, hukuk sistemi bireylere sosyal güvenlikhakkı ve buna ilişkin menfaatleri sağlamaya yönelik düzenlemeler içerdiğitakdirde bu konuda bir mülkiyet hakkı oluşmakta, yargısal içtihatlara paralelolarak, Anayasa’nın 35. maddesi kapsamına giren mülkiyetle ilgili birmenfaatin, mevzuatın aradığı şartları yerine getiren birey yönünden doğduğununkabulü gerekir (Benzer yöndeki AİHM kararları için bkz. Arras ve Diğerleri/İtalya, B. No: 17972/07, 14/2/2012,§ 76; Klein/Avusturya, B. No. 57028/00, 3/3/2011, §41-47). Bu noktada değerlendirilmesi gereken husus, başvurucuların aylıklarınayapılması gerektiğini iddia ettikleri artış oranlarına ilişkin hukukibeklentilerinin, Anayasa’nın 35. maddesi kapsamındaki güvence hükmüne uygulamaalanı sağlayacak yeterlilikte olup olmadığıdır.
43. Başvurucular bahse konubeklentilerini, Ankara İş Mahkemelerinde açtıkları alacak davaları ilesomutlaştırmış olup, başvurucuların ileri sürmüş oldukları beklentilerinin,Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin, açıldığıtarihteki mevzuat hükümlerine uygun olan davanın kanuni dayanağını oluşturandüzenlemenin, yargılama sürecindeki kanun değişikliğiyle ortadan kalkmasınedeniyle davanın reddedildiğini vurgulayan 9/10/2012tarih ve E.2012/11761, K.2012/18106 sayılı ilamı çerçevesinde, talepleridestekleyen yerleşik içtihat şeklinde bir hukuksal temelinin bulunduğu açıkolup, bu karar Dairenin daha sonraki kararları için de emsal olmuştur (Ayrıcabkz. § 14’te nakledilen HGK kararı).
44. Başvurucuların belirtilenkanun değişikliğinden önce mevzuat ve yargısal uygulamaya uygun olarak gündemegelmiş olan güncel taleplerinin, başvurucular lehine bir meşru beklentiye vücutverdiği ve başvurucuların ihlal iddiasına konu söz konusu beklentilerinin,Anayasa’nın 35. maddesi ile 1 No’lu Protokol’ün 1.maddesinin güvence kapsamında yer aldığı anlaşılmaktadır.
45. Açıklanan nedenlerle,Anayasa Mahkemesinin konu bakımından yetkisi kapsamında yer alan, açıkçadayanaktan yoksun olmayan ve kabul edilemezliğine karar verilmesinigerektirecek başka bir neden bulunmayan başvuruların, mülkiyet hakkınınincelenmesi yönünden kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
b. AdilYargılanma Hakkının İhlal Edildiği İddiası
46. Başvurucular, 506 sayılıKanun’un geçici 20. maddesine eklenen beşinci fıkra ile devam eden yargısüreçlerine müdahale edilerek adil yargılanma haklarının ihlal edildiğini ilerisürmüşlerdir.
47. Yasama organı tarafındançıkarılan bir kanunla, devam etmekte olan yargısal sürece müdahale edilerek,başvurucuların davalı Vakıf karşısında dezavantajlı duruma düşürüldüğü olgusunadayanan ihlal iddialarının, adil yargılanma hakkının bir unsuru olan silahlarıneşitliği ilkesi çerçevesinde değerlendirilmesi gerekir.
48. Anayasa Mahkemesine yapılanbir bireysel başvurunun esasının incelenebilmesi için, kamu gücü tarafındanmüdahale edildiği iddia edilen hakkın Anayasa ve Sözleşme’nin ortak korumaalanı kapsamında yer alması gerekir (§ 32).
49. Anayasa’nın 36. maddesininbirinci fıkrasında herkesin meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyleyargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adilyargılanma hakkına sahip olduğu belirtilmiştir. Anayasa’da adil yargılanmahakkının kapsamı düzenlenmediğinden bu hakkın kapsam ve içeriğinin,Sözleşme’nin “Adil yargılanma hakkı”kenar başlıklı 6. maddesi çerçevesinde belirlenmesi gerekir (B. No: 2012/1049, 26/3/2013, § 22). Sözleşme’nin “Adil yargılanma hakkı” kenar başlıklı 6. maddesinin (1)numaralı fıkrası şöyledir:
“1. Herkes medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgiliuyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusundakarar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkemetarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarakgörülmesini istemek hakkına sahiptir. …”
50. Sosyal güvenlik hukukuna ilişkinolan somut uyuşmazlığın, özel kişiler arasında veya özel kişiler ile devletarasındaki hak ve yükümlülüklere ilişkin olması ve Sözleşme’nin 6. maddesindeifade edilen “medeni hak ve yükümlülükler”kavramı içerisinde yer alması itibarıyla, Anayasa ve Sözleşme’dedüzenlenen adil yargılanma hakkının koruma alanı kapsamında yer aldığıkonusunda tereddüt yoktur.
51. Açıklanan nedenlerle,Anayasa Mahkemesinin konu bakımından yetkisi kapsamında yer alan, açıkçadayanaktan yoksun olmayan ve kabul edilemezliğine karar verilmesinigerektirecek başka bir neden bulunmayan başvuruların, adil yargılanma hakkıkapsamında kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
2. EsasYönünden
a. MülkiyetHakkının İhlal Edildiği İddiası
52. Başvurucular, yüksekmiktarda prim ödemelerine rağmen daha düşük miktarda prim ödeyenlerle aynımiktarda emekli aylığı almak zorunda bırakıldıklarını, bu çerçevede 6111 sayılıKanun’un 53. maddesi ile 506 sayılı Kanun’un geçici 20. maddesine eklenen fıkraile Vakfa ödenen primlere el konulduğunu belirterek, Anayasa’da güvence altınaalınan mülkiyet haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir (§ 30).
53. Mülkiyet hakkınınsınırlamaları ve güvenceleri açısından Anayasa’nın 35. maddesinin 13. maddeylebirlikte değerlendirilmesinden doğan genel rejim yanında, Anayasa’nın başkamaddelerinde de mülkiyete ilişkin ek güvence ve sınırlama hükümlerine yerverilmekle birlikte, bunlardan en önemlisi şüphesiz mülkiyeti bir hak olaraktanımlayan 35. maddedir. Maddenin birinci fıkrasında genel olarak haktanınmakta, ikinci ve üçüncü fıkralarda ise sınırlama ve güvence ölçütlerigösterilmektedir. Bu sınırlama ve güvence ölçütlerinin Anayasa’nın 13. maddesiışığında yorumlanması gerekir. Bu kapsamda mülkiyet hakkı, özünedokunulmaksızın, kamu yararı amacıyla ve kanunla sınırlanabilir. Ayrıca yapılansınırlamalar Anayasa’nın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzenine veölçülülük ilkesine aykırı olamaz.
54. Kanunla sınırlama ilkesi,anayasal temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasında vazgeçilmez bir unsurolup, bu koşulun sağlanmaması durumunda diğer güvence ölçütlerinindeğerlendirilmesinin bir anlamı yoktur.
55. Toplum yararı, ortak çıkar,genel yarar gibi birbirinin yerine kullanılan kavramlarla ifade edilen vebireysel çıkardan farklı, onun üstünde ortak bir yarar olan kamu yararı amacı35. maddenin mülkiyet hakkı açısından öngördüğü özel sınırlandırma sebebi olup,genel yarar ve toplumsal yarar gibi ifadeleri de kapsayacak şekilde genişyorumlanmaktadır (AYM, E.1999/46, K.2000/25, K.T. 20/9/2000).Kamu yararı kavramı, devlet organlarının takdir yetkisini de beraberindegetiren bir unsur olup, objektif bir tanımlamaya elverişli olmayan bu ölçütünher somut olay temelinde ayrıca değerlendirilmesi asıldır.
56. Mülkiyet hakkınınAnayasa’nın sözüne ve ruhuna uygun biçimde sınırlandırılması, bu kapsamda,Anayasa’nın bütünü dikkate alınmak suretiyle bu hak için öngörülen ekgüvencelere riayet edilmesi ve kamu yararı dışında amaçlarlasınırlandırılmaması, ayrıca hakkın özüne dokunulmadan ve ölçülülük ilkesineriayet edilerek sınırlandırılması gerekmektedir. Mülkiyet hakkına ilişkinAnayasa Mahkemesi kararlarında söz konusu ölçütler çoğunlukla birlikteuygulanmakta ve bireyin hakkıyla kamu yararı arasında kurulması gereken adildengeye vurgu yapılmaktadır (AYM, E.1999/33, K.1999/51, K.T. 29/12/1999).Bu noktada, ihlal teşkil ettiği iddia edilen önlemin temelini oluşturan kamuyararı karşısında, bireye düşen fedakârlığın ağırlığı göz önündebulundurulmalıdır.
57. Başvurucular, belli birtarih aralığında emekli aylıklarına artış yapılmaması nedeniyle Vakıf aleyhinedeğişik tarihlerde alacak davaları açmışlardır. Yargılama süreçleri devamederken 25/2/2011 tarihinde yürürlüğe giren 6111sayılı Kanun’un 53. maddesi ile 506 sayılı Kanun’un geçici 20. maddesineeklenen beşinci fıkranın dördüncü cümlesinde, yardım sandıklarından emekliolanlara yapılacak yardımlar ve dolayısıyla emekli aylıklarındaki artışlarbakımından alt sınırın muadil miktar karşılaştırması esas alınarakbelirleneceği ve bu düzenlemenin Kanun’un yürürlüğe girmesinden önceki artışlarve görülmekte olan davalarda da uygulanacağı kurala bağlanmıştır. Bu düzenlemenedeniyle, başvurucuların açmış oldukları davalar reddedilmiştir.
58. Meşru beklenti kategorisindeyer alan hukuksal çıkarların büyük bir kısmına temel olan hukuki güvenlik ve builkenin gerekleri olan öngörülebilirlik ve belirlilik unsurları, kişiye hakkasahip olacağı noktasında objektif olarak makul nedenler sağlayacağı için,öngörülebilirlik niteliğini taşımayan geriye yürür nitelikte hukuki işlemler,lehe olan kararlara ya da işlemlere dayanan meşru beklentilere açık birmüdahale oluşturacaktır. Bu müdahalenin haklılığı ise, ancak yukarıda yer verilensınırlama ve güvence ölçütlerine riayetle sağlanabilir.
59. Sosyal güvenlik, devlettarafından üstlenilen önemli bir sorumluluk olup, bu sorumluluğun gereklerininsağlıklı bir şekilde yerine getirilebilmesi için bir takım düzenlemeleryapılması kaçınılmazdır. Dolayısıyla devletin sosyal güvenlik alanına ilişkintakdir yetkisi geniştir. AİHM de sosyal güvenliğe ilişkin düzenlemelerindeğiştirilmeye açık olduğunu, yasama organının bu konuda engellenemeyeceğini,kanunlara veya mahkeme kararlarına dayalı olarak tanınmış emeklilik haklarının,geçmişe etkili yeni kanunlarla değiştirilebileceğini, bu kapsamdaki birdüzenlemenin, açıkça keyfi olduğu tespit edilmedikçe, kanunilik şartınısağlayacağını kabul etmektedir (Bkz. Arras ve Diğerleri/İtalya, B. No: 17972/07, 14/2/2012,§ 81; Maggio ve Diğerleri/İtalya B. No: 46286/09,52851/08, 53727/08, 54486/08, 56001/08, 31/5/2011, § 60; Maurice/Fransa [BD], B. No: 11810/03,6/1/2005, § 81; Draon/Fransa [BD], B. No: 1513/03, 6/1/2005, §73; Kuznetsova/Rusya [BD], B. No: 67579/01, 7/6/2007, §50). Belirtilen tespitler, başvurulara konu müdahalenin dayanağı olan kanunidüzenleme bakımından da geçerli olup, bu kapsamda, somut olay açısındanmüdahalenin hukukiliği şartının sağlanmış olduğu sonucuna varılmaktadır.
60. Meşru beklentiye yönelikmüdahale oluşturan düzenlemenin, meşru kabul edilebilmesi bakımından, kamuyararını gerçekleştirme amacını taşıması ve müdahale sonucunda ortaya çıkanyeni durumun ve bozulan yararlar dengesinin, birey açısından tahammül edilemezbir boyuta ulaşmaması gerekir.
61. 506 sayılı Kanun’un geçici20. maddesinde değişiklik yapan 6111 sayılı Kanun’un 53. maddesiningerekçesinde, anılan geçici madde kapsamındaki sandıklar tarafından bağlananaylık ve gelirlerin artırılmasında 506 sayılı Kanun’a göre bağlanan aylıklarauygulanan artışların söz konusu sandıkların aktüeryaldengelerini bozmasından dolayı, aylık ve gelirlerde yapılacak artışlarda muadilmiktar karşılaştırmasının esas alınmasının sağlanması ve bu nedenle doğmuş vedoğacak olan uyuşmazlıkların giderilmesi amacıyla yeni bir düzenleme yapılmasıgereğinden bahsedilmek suretiyle, başvurulara konu olan düzenlemenin kamuyararına yönelik meşru amacına işaret edilmektedir.
62. Bu gerekçeye göre, düzenlemeninamacının esas itibarıyla, sözü edilen sandıkların 506 sayılı Kanun’a görebağlanan aylıklara uygulanan artışlar nedeniyle aktüeryaldengelerinin bozulmasını engellemek olduğu anlaşılmaktadır. Sosyalgüvenlik hizmetlerinde aktüeryal denge, mevcut vegelecekteki varlıkların toplamının yine mevcut ve gelecekteki yükümlülüklerintoplamına eşit olması ve sistemdeki bireylere verilen taahhütlerin, sistemtarafından karşılanabilir olması anlamına gelmekte olup, 5510 sayılı Kanun’ungeçici 20. maddesi gereğince belirli bir süre sonra Sosyal Güvenlik Kurumuna(SGK) devredilecek olan bu sandıkların mali dengelerinin korunmasında, genelsosyal güvenlik sisteminin mali yapısının korunması ve sosyal güvenlikplanlaması çerçevesinde toplumun korunmaya daha çok muhtaç olan fertlerinin debu sosyal güvenlik şemsiyesi altına alınması bakımından zorlayıcı niteliktekamu yararı olduğu açıktır.
63. Somut başvurular açısından,506 sayılı Kanun’un geçici 20. maddesinde değinilen alt sınırınbelirlenmesinde, davalı Vakfın bağladığı aylıklara yapılan artış oranlarının,SGK sigortalılarına bağlanan yaşlılık aylıklarına yapılan artış oranları ilekarşılaştırılması suretiyle tespit edilmesi gereğini, yardımların sağlanması vebağlanması yönünden alt sınırın belirlenmesinde muadil miktarkarşılaştırmasının esas alınması şeklinde değiştiren kanuni düzenlemeneticesinde başvurucuların, büsbütün emekli aylıklarından veya aylıkmiktarlarının belirli bir asgari standardın altına düşmemesine ilişkingüvenceden mahrum bırakılmış olmadıkları, yalnızca kanunda öngörülen altsınırın belirlenmesinde, SGK sigortalılarına bağlanan yaşlılık aylıklarınayapılan artış oranları ile karşılaştırılma ölçütü yerine, muadil miktarkarşılaştırması esasının getirildiği, bu durumun da meşru beklentisine konuolan eksik ödemelere ilişkin alacağın başvuruculara ödenmemesi ile sınırlı birsonuç doğurduğu, bu çerçevede, yukarıda ifade edilen zorlayıcı nitelikte kamuyararı amacına dayanan düzenlemenin, başvurucuları ağır ve tahammül edilemezbir yük altına sokmadığı, müdahalenin amacı ile başvuruculara yüklenen külfetinorantılı olduğu sonucuna varılmıştır.
64. Yukarıda açıklanannedenlerle, belirtilen sınırlama ve güvence ölçütlerine aykırı olmadığıanlaşılan, başvurulara konu müdahale sonucunda, Anayasa’nın 35. maddesindegüvence altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edilmediğine karar verilmesigerekir.
b. AdilYargılanma Hakkının İhlal Edildiği İddiası
65. Başvurucular, 6111 sayılıKanun’un 53. maddesi ile 506 sayılı Kanun’un geçici 20. maddesine eklenenfıkranın devam eden davalara da uygulanmasına ilişkin ibaresiyle İşMahkemelerinde açtıkları alacak davalarının dayanağı olan ve kendilerini haklıkılan Yargıtay içtihatlarının ortadan kaldırıldığını, çıkarılan kanunla devameden yargı süreçlerine müdahale edildiğini belirterek Anayasa’nın 36.maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen adil yargılanma haklarının ihlaledildiğini ileri sürmüşlerdir (§ 30).
66. Başvurucular, belli birtarih aralığında emekli aylıklarında artış yapılmaması nedeniyle Vakıf aleyhinedeğişik tarihlerde alacak davaları açmışlardır. Başvurucular tarafından açılandavalar, yargılama süreçleri devam ederken 25/2/2011tarihinde yürürlüğe giren 6111 sayılı Kanun’un 53. maddesiyle 506 sayılıKanun’un geçici 20. maddesine eklenen beşinci fıkra nedeniyle İş Mahkemeleritarafından reddedilmiştir. Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin 9/10/2012tarihli düzelterek onama kararının (§ 22) düzeltme gerekçesinde temas edilenhususlar çerçevesinde, davaların açıldığı sırada başvurucuların iddialarınındayanağı mevcut olup, davalarının başarı şansı yüksektir. Bu çerçevede,başvurucuların yerleşik Yargıtay içtihadına dayanarak başlattıkları yargısalsüreçlere kanunla yapılan müdahalenin, silahların eşitliği ilkesine vedolayısıyla adil yargılanma hakkına yönelik bir ihlal oluşturup oluşturmadığısorunu, esas incelemesinin özünü oluşturmaktadır.
67. Öncelikle, AnayasaMahkemesince yapılan bireysel başvuru incelemesinde norm denetimden farklıolarak, kanunun Anayasa’ya uygunluğunun değil, kanuna dayalı somut uygulamanınAnayasa’ya uygunluğunun denetlendiği belirtilmelidir.
68. Sözleşme’nin 6. maddesindeki“Herkes, … medeni hak ve yükümlülükleri ileilgili uyuşmazlıklar … konusunda …davasının … hakkaniyete uygun …olarak görülmesini istemek hakkına sahiptir.”ifadesi ile işaret olunan hakkaniyete uygun yargılama ilkesinin bir gereği deyargılama kapsamında taraflar arasında silahların eşitliğinin sağlanmasıdır.
69. Medeni hak ve yükümlülüklereilişkin uyuşmazlıklarda, uyuşmazlığın adil bir çözüme kavuşturulması, taraflararasındaki yargılamanın hakkaniyete uygun bir şekilde yürütülebilmesinebağlıdır. Bu kapsamda, tarafların yargılamadaki konumları ile paralel olarak,tez ve antitezlerini ileri sürerken eşit şartlar altında olmaları, birinindiğerine nazaran dezavantajlı olmaması gerekir.
70. Devletin, kendisi tarafolsun ya da olmasın, davanın taraflarından birini diğerine nazaran önemliölçüde avantajlı hale getiren kanuni düzenlemeler yapması, silahların eşitliğiilkesi ve dolayısıyla yargılamanın hakkaniyete uygun yürütülmesi kuralınaaykırılık oluşturur (Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Arras ve Diğerleri/İtalya, B. No: 17972/07, 14/2/2012,§ 43; Ducret/Fransa, B. No: 40191/02, 12/6/2007, §33). Bir başka ifadeyle yasama organının, yargılamadaki taraflardan biri lehinesonuç doğuracak şekilde kanun çıkarttığı durumlarda, davanın taraflarının eşitkonumda olduğu söylenemez. Bunun için, yargısal süreci etkilediği iddia edilendüzenlemenin taraflardan birinin davadaki başarı şansını önemli ölçüdeazaltması, ortaya çıkan bu sonuç ile kanuni düzenleme arasında bir illiyet bağıbulunması ve bu illiyet bağını kesen veya zayıflatan başka etken ortayaçıkmamış olması gerekir.
71. Özetle, yasama müdahalesiile ilgili olarak silahların eşitliği güvencesi değerlendirilirken, yapılanmüdahalenin yargılamanın taraflarından birinin konumunda, diğer tarafa nazaranorantısız ve açık bir dengesizlik veya dezavantaj oluşturup oluşturulmadığınıntespit edilmesi gerekmektedir.
72. Bu açıklamalar çerçevesindebaşvurulara konu olan davaların özel koşullarına bakıldığında, başvurucularındava açmadan önceki dönemlerde ve davalarının ilk aşamalarında, mevcut Yargıtayiçtihatları çerçevesinde önemli ölçüde başarı şansı olan davaları, 6111 sayılıKanun’un 53. maddesiyle 506 sayılı Kanun’un geçici 20. maddesine eklenenbeşinci fıkra nedeniyle reddedilmiştir. Buna göre başvurucular, başlangıçtabaşarı şansı oldukça yüksek olan davalarını, değişikliğin devam etmekte olandavalara da uygulanacağını içeren sözü edilen kanun değişikliği nedeniylekaybetmişlerdir. Yasama organınca kabul edilen Kanun’un başvurulara konu olandavaların sonucunu doğrudan etkilediği, başvurucuların davalı Vakıf karşısındaönceki konumlarıyla mukayese edilemeyecek ölçüde dezavantajlı durumadüşürüldüğü anlaşılmaktadır. Daha net bir ifadeyle, 6111 sayılı Kanun’un 53.maddesi, uyuşmazlığın esasına ilişkin sonucu belirlemiş, başvurucuların davaaçmış olmalarını ve dolayısıyla davayı devam ettirmelerini anlamsız hale getirmiştir.Bu durumun silahların eşitliği ilkesine ve dolayısıyla adil yargılanma hakkınamüdahale oluşturduğu açıktır.
73. Anayasa’nın 36. maddesinde,adil yargılanma hakkı için herhangi bir sınırlama nedeni öngörülmemiş olmaklabirlikte, bunun hiçbir şekilde sınırlandırılması mümkün olmayan mutlak bir hakolduğu söylenemez. Özel sınırlama nedeni öngörülmemiş hakların da hakkındoğasından kaynaklanan bazı sınırları bulunduğu kabul edilmektedir. Ayrıcahakkı düzenleyen maddede herhangi bir sınırlama nedenine yer verilmemiş olsada, Anayasa’nın başka maddelerinde yer alan kurallara dayanarak bu haklarınsınırlandırılması da mümkün olabilir. Adil yargılanma hakkının kapsamına vekullanım koşullarına ilişkin bir kısım düzenlemelerin özgürlüğün doğasındankaynaklanan sınırları ortaya koyan ve hakkın norm alanını belirleyen kurallarolduğu açıktır. Ancak bu sınırlamalar Anayasa’nın 13. maddesinde yer alangüvencelere aykırı olamaz (AYM, E.2010/83, K.2012/169, K.T. 1/11/2012).Silahların eşitliği ilkesi de adil yargılanma hakkının bir unsuru olarak mutlakbir ilke olmayıp meşru kabul edilebilecek bir takım sınırlamalara tabitutulabilir.
74. Anayasa’nın “Temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması”kenar başlıklı 13. maddesi şöyledir:
“Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızcaAnayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancakkanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna,demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesineaykırı olamaz.”
75. Belirtilen Anayasa kuralınagöre, silahların eşitliği ilkesi ve dolayısıyla adil yargılanma hakkına yönelikkanuni sınırlamanın, hakkın özüne dokunmaması, Anayasa’nın sözüne ve ruhuna,demokratik toplum düzeninin ve laik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülükilkelerine aykırı nitelikte olmaması gereklidir.
76. AİHM de yargılama sürecineyönelik yasama müdahalesi çerçevesinde silahların eşitliği ilkesinin mutlakolmadığını ve bazı şartlar altında müdahalenin meşru görülebileceğini kabuletmektedir. Bunun için müdahalenin öngörülebilir nitelikte olması, yasamaorganının böyle bir müdahalede bulunmak için zorlayıcı bir kamu yararıgerekçesinin bulunması ve kanuni düzenlemenin taraflar arasında yargılamaaşamasına geçilmeden yapılmış olması gerekir. Bu şartlardan en az biriningerçekleşmemiş olması, müdahalenin hak ihlali olarak nitelendirilmesi içinyeterlidir (The National &Provincial Building Society, The Leeds Permanent Building Society And TheYorkshire Building Society/Birleşik Krallık, B. No: 21319/93, 21449/93,21675/93, 23/10/1997, § 112).
77. Benzer bir başvuruda AİHM,zorlayıcı kamu yararı gerekçesini tekrarlamıştır. Homojen nitelikte bir emekliliksisteminin tesisi için, belirli bir emekli kategorisine tanınmış bir imtiyazıortadan kaldıran kanuni düzenlemenin genel olarak kamu yararı kapsamındadeğerlendirilebileceğini ancak hükümet gerekçesinin, kanunun devam etmekte olandavalara etki edecek şekilde geçmişe yürütülmesine ilişkin sakıncaları ortadankaldıracak derecede yeterli olduğunun ispatlanması gerektiği yönünde biriçtihat ortaya koymuştur (Arras ve Diğerleri/İtalya, B. No: 17972/07, 14/2/2012, § 49).
78. Adil yargılanma hakkının birunsuru ve hakkaniyete uygun yargılamanın bir gereği olan silahların eşitliğiilkesine ilişkin AİHM içtihatları çerçevesinde beliren yukarıdaki ilkeler vemüdahaleyi meşru kılan nedenler, Anayasa’nın 13. maddesindeki sınırlamailkeleri ile paralel olup, silahların eşitliği hakkına yönelik müdahaleninmeşru olup olmadığının bu şartlar çerçevesinde incelenmesi gerekmektedir.
79. 506 sayılı Kanun’un geçici20. maddesinin amacı, vakıf sandıklarına üye personele ödenen aylık ve gelirmiktarının, belirli bir alt sınırın altında kalmamasını sağlamak olmaklabirlikte, uygulamada, yardım miktarları dışında aylık artış oranlarının daSosyal Sigortalar Kurumunun aylık artış oranlarından aşağı olamayacağı yönündeihtilaflar çıktığı görülmüş, bunun da ilgili vakıfların “aktüeryal” dengelerini olumsuzolarak etkileyebileceği düşünülerek, anılan beşinci fıkra 506 sayılı Kanun’ungeçici 20. maddesine eklenmiştir.
80. Sosyal güvenlik kurumlarınıntek bir çatı altında toplanmasını amaçlayan 5510 sayılı Kanun yürürlüğe girinceyekadar Devlet, sosyal güvenlik hakkı ile ilgili anayasal yükümlülüğünü,çıkardığı kanunlarla ve sosyal güvenlik kurumları eliyle, mali imkânlarnispetinde yerine getirmiştir. Devlet, bu fonksiyonunu tamamlaması bakımından,banka ve sigorta sandıklarının da vakıf tüzel kişiliği altında sosyal güvenliksistemi dışında sosyal güvenlik hizmeti vermesine imkân tanıyan hukukidüzenlemeler yapmış ve bu alandaki hizmetlerin sağlıklı yürütülebilmesi içinbir takım önlemler almıştır. Bu kapsamda 506 sayılı Kanun’un geçici 20. maddesiile bir taraftan genel sosyal güvenlik sisteminden daha gelişmiş sosyalgüvenlik imkânları sağlayan yardım vakıfları kurulmasının önü açılmış ve bukuruluşlarla ilgili bir takım düzenlemeler yapılarak hizmetlerinin belirli bir standardakavuşturulması amaçlanmıştır. Bu doğrultuda, 506 sayılıKanun’un geçici 20. maddesi kapsamındaki sandıklar için, “en az bu Kanun’da belirlenen yardımları sağlama”yükümlülüğü öngörülmüş ve sosyal güvenlik sistemi açısından bir nevi “sigorta” olarak kabul edilebilecek olanaynı Kanun’un 36. maddesi hükmü ile bu asgari standardı sağlayamayansandıkların tasfiye edileceği ve ilgili kuruma devredileceği düzenlemesine yerverilmiştir. Buna karşılık sözü edilen sandıklara genel sosyal güvenliksisteminin sağladığı standardın üzerine çıkma görevi yüklenmediği gibi aksiyönde bir sınırlama da öngörülmemiştir.
81. Sandıkların, üyelerineödeyecekleri aylıklara ilişkin artışların oransal olarak denetime tabitutulması, bu kurumların mali istikrarlarının bozulmasına yol açabileceği gibi,öngörülmesi mümkün olmayan bir mali yükün altına girmelerine de nedenolabilecektir. Bu durum, sandığın asli görevi olan üyelerinin sosyalgüvenliğini sağlama fonksiyonunu tehlikeye sokabilecek ve kendisinden beklenenstandartları sağlayamayan sandıkların tasfiye edilerek ilgili kamu kurumunadevredilmesine neden olacaktır. Ayrıca 5510 sayılı Kanun’un geçici 20.maddesine göre söz konusu sandıkların tamamı belirli bir süre sonra SosyalGüvenlik Kurumuna devredileceğinden, mali yapıları ve aktüeryaldengeleri bozulmuş sandıkların yükünü Sosyal Güvenlik Kurumu ve dolayısıylagenel sosyal güvenlik sistemine tâbi, çalışan ve emekliler çekmek zorundakalabilecektir.
82. Tüm bu hususlar göz önündebulundurulduğunda, 6111 sayılı Kanunla yapılan düzenlemenin “… aylıklara uygulananartışların söz konusu sandıkların aktüeryaldengelerini bozması …” şeklinde ifade edilen gerekçesinin, genelsosyal güvenlik sisteminin istikrarını koruma kaygısını yansıttığı vedolayısıyla belirtilen geriye etkili düzenlemenin tüm toplumu ilgilendirenzorlayıcı kamu yararını hedeflediği sonucuna ulaşılmıştır.
83. 506 sayılı Kanun’un geçici20. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinde sandıkların “… iş kazalariylemeslek hastalıkları, hastalık, analık, malûllük,yaşlılık ve ölüm, eşlerinin analık, eş ve çocuklarının hastalık hallerinde, enaz bu kanunda belirtilen yardımları…” sağlama yükümlülüğü öngörülmüşolup, bu hüküm, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu tarafından (§ 14) “506 Sayılı Yasa’nın Geçici 20. maddesinde değinilenalt sınır belirlenmesinde, davalı Vakfın bağladığı aylıklara yapılan artışoranlarının, SGK (Devredilen SSK) sigortalılarına bağlanan yaşlılık aylıklarınayapılan artış oranları ile karşılaştırılması suretiyle bulunması gerektiği”şeklinde yorumlanmış ve bu yöndeki içtihat yerleşik hale gelmiştir. Örneğin,başvurucu Ülkü Tunca’nın temyizi üzerine ilk derece mahkemesinin kararınıinceleyen Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin düzelterek onama kararında (§ 22) yerverilen “… açıldığıtarihteki mevzuat hükümlerine uygun olan davanın, yasal dayanağını oluşturandüzenlemenin, yargılama sürecindeki yasa değişikliğiyle ortadan kalkmasınedeniyle …” ifadelerinden, davanın açıldığı tarih itibarıylayerleşik Yargıtay içtihadına dayandığı ve başarı şansının yüksek olduğuanlaşılmaktadır. 506 sayılı Kanun’un geçici 20. maddesinin birinci fıkrasının(b) bendi farklı bir şekilde yorumlanmaya, hatta 6111 sayılı Kanun’un 53.maddesiyle eklenen beşinci fıkrada ifade edilen “muadil miktar karşılaştırması” şeklinde anlaşılmaya müsaitise de, belirtilen Yargıtay kararları çerçevesinde, 6111 sayılı Kanunla eklenenfıkranın 25/2/2011 tarihinden önce dava açanbaşvurucular açısından öngörülebilir olduğunu söylemek mümkün değildir.
84. Sema Nur Dincel dışındaki başvuruculartarafından değişik tarihlerde açılmış olan alacak davaları sonrasında (25/2/2011 tarihinde) yürürlüğe giren kanuni düzenlemenin,taraflar arasında yargılama süreci başladıktan sonra yapıldığı anlaşılmaktadır.
85. Görüldüğü üzere, her ne kadarkanun koyucunun, mevcut davalara etkili kanun çıkararak görülmekte olan davayamüdahale etmesinde zorlayıcı bir kamu yararı olduğu kanaatine ulaşılmışsa dayasamanın müdahalesinin (başvurucu Sema Nur Dincel’indavası dışında) taraflar arasında yargılama başladıktan sonra gerçekleştiği vedavaların esasına ilişkin sonucu belirlediği, müdahale sonucunda başvurucularındavalarını kazanmalarının imkânsız hale geldiği, oysa davaların açıldığıtarihte yerleşik içtihat çerçevesinde başvurucuların davalarını kazanmalarınınkuvvetle muhtemel olduğu, bu çerçevede öngörülebilir olmayan müdahalenin meşrukabul edilemeyeceği, müdahale sonucunda davalı Vakfın, başvuruculara nazaranönemli ölçüde avantajlı hale geldiği, bu şekilde yararlar dengesininbaşvurucular aleyhine bozulduğu ve bu durumun silahların eşitliği hakkınayönelik orantısız bir müdahale oluşturduğu açıktır.
86. Açıklanan nedenlerle, SemaNur Dincel haricindeki başvurucuların Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altınaalınan adil yargılanma haklarının ihlal edildiği sonucuna ulaşılmıştır.
87. Başvurucu Sema Nur Dincel’in, aynı konuya ilişkin 23/2/2011ve 3/3/2011 tarihlerinde olmak üzere İş Mahkemelerinde iki ayrı dava açtığıanlaşılmış olup, kendisine gönderilen eksiklik yazısına verdiği cevapta, başvurusunun3/3/2011 tarihinde açtığı dava esas alınarak incelenmesini talep etmiştir. Bunagöre 25/2/2011 tarihinde yürürlük kazanan kanunidüzenlemenin adı geçen başvurucunun davası yönünden taraflar arasında yargılamasüreci başladıktan önce yapıldığı anlaşılmakta olup, bu nedenle adı geçenbaşvurucunun Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanmahakkının ihlal edilmediği sonucuna ulaşılmıştır.
3. 6216 SayılıKanunun 50. Maddesi Yönünden
88. 6216 sayılı Kanun’un “Kararlar” kenar başlıklı 50. maddesinin(2) numaralı fıkrası şöyledir:
“Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa,ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzeredosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yararbulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genelmahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmaklayükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali vesonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”
89. Başvurucular, lehlerine maddi ve/veya manevi tazminata hükmedilmesini talep etmişlerdir.
90. Başvurucular, tespit edilenihlal sonucunda başarı şansı yüksek olan davalarını kaybetmişlerdir. Bu şartlaraltında başvurucuların salt ihlal tespitiyle giderilemeyecek zararlarauğradıkları açıktır. Bu çerçevede, tespit edilen ihlal nedeniyle her birbaşvurucu için, dosyalarda mübrez bilirkişi raporlarıda nazara alınarak hakkaniyet temelinde belirlenen ve ekli tablonun (G)sütununda gösterilen miktarlardaki net tazminatların başvuruculara ödenmesinekarar verilmesi gerekir.
91. Başvurucu Sema Nur Dinceltarafından yapılan yargılama giderlerinin adı geçen başvurucu üzerindebırakılmasına, diğer başvurucular yönünden ekli tablonun (H) sütunundagösterilen miktarlardaki başvuru harçlarının başvuruculara ayrı ayrı ödenmesinekarar verilmesi gerekir.
92. Toplam 1.500,00 TL vekâletücretinin, Sema Nur Dincel, Rafet Hatıpoğlu veMustafa Kemal Tekbaş dışındaki başvuruculara müştereken ödenmesine kararverilmesi gerekir.
93. Başvurucular SebahatGüvenli, Serkan Güvenli, Osman Serdar Güvenli ve Çetin Güvenli’yetazminat ve yargılama giderlerine ilişkin ödemelerin müştereken yapılmasına kararverilmesi gerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanannedenlerle;
A. Başvurucuların,
1. Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altınaalınan mülkiyet hakkının ihlal edildiği yönündeki başvurularının,
2. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altınaalınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki silahların eşitliği ilkesinin ihlaledildiği yönündeki başvurularının,
KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyethakkının tüm başvurucular yönünden İHLAL EDİLMEDİĞİNE,
C. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanmahakkının,
1. Başvurucu Sema Nur Dincel yönünden İHLALEDİLMEDİĞİNE,
2. Diğer tüm başvurucular yönünden İHLALEDİLDİĞİNE,
D. Adil yargılanma haklarının ihlal edildiğine karar verilenbaşvuruculara, ekli tablonun (G) sütununda gösterilen miktarlarda net TAZMİNATÖDENMESİNE,
E. Başvurucuların tazminata ilişkin diğer taleplerinin REDDİNE,
F. Başvurucu Sema Nur Dincel tarafından yapılan yargılamagiderlerinin adı geçen başvurucu üzerinde bırakılmasına, diğer başvurucularyönünden ekli tablonun (H) sütununda gösterilen miktarlardaki başvuruharçlarının BAŞVURUCULARA AYRI AYRI ÖDENMESİNE,
G. Toplam 1.500,00 TL vekâlet ücretinin, Sema Nur Dincel, Rafet Hatıpoğlu ve Mustafa Kemal Tekbaş dışındaki başvurucularaMÜŞTEREKEN ÖDENMESİNE,
H. Başvurucular Sebahat Güvenli, Serkan Güvenli, Osman SerdarGüvenli ve Çetin Güvenli’ye tazminat ve yargılamagiderlerine ilişkin ödemelerin müştereken yapılmasına,
İ. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben ilgili başvurucularınMaliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına;ödemede gecikme olması halinde, bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihinekadar geçen süre için yasal faiz uygulanmasına,
11/12/2014 tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar verildi.
A
B
C
D
E
F
G
H
Sıra
Başvuru Numarası
Başvurucu
T.C. Kimlik No.
Vekili
Dava Tarihi
Hükmedilen NET Tazminat (TL)
Başvuru Harcı (TL)
1
2012/928
Ülkü TUNCA
-
Ebru TARAKÇI ÇİMEN
2/4/2009
21.200,00
172,50
2
2013/1569
Sema Nur DİNCEL
-
Ebru TARAKÇI ÇİMEN
3/3/2011
-
-
3
2012/927
Sevgi Melek TİRKEŞ
-
Ebru TARAKÇI ÇİMEN
2/4/2009
4.800,00
172,50
4
2012/929
Hüseyin YANIK
-
Ebru TARAKÇI ÇİMEN
30/1/2009
20.000,00
172,50
5
2012/930
Ayşe Semra UTKU
-
Ebru TARAKÇI ÇİMEN
2/4/2009
9.000,00
172,50
6
2012/932
Sabahattin IŞIKDERE
-
Ebru TARAKÇI ÇİMEN
23/2/2011
30.200,00
172,50
7
2012/933
Erdinç BABAN
-
Ebru TARAKÇI ÇİMEN
23/2/2011
25.800,00
172,50
8
2012/934
Kamile ÖNCEL
-
Ebru TARAKÇI ÇİMEN
30/1/2009
15.200,00
172,50
9
2012/935
Ayşe GÜLTEKİN
-
Ebru TARAKÇI ÇİMEN
30/1/2009
17.300,00
172,50
10
2012/936
Birsel KARAKUŞ
-
Ebru TARAKÇI ÇİMEN
30/1/2009
18.200,00
172,50
11
2012/937
Emel YILMAZ
-
Ebru TARAKÇI ÇİMEN
30/1/2009
20.000,00
172,50
12
2012/938
Sevim ASLAN
-
Ebru TARAKÇI ÇİMEN
2/4/2009
7.400,00
172,50
13
2012/939
Nuran BOZKURT
-
Ebru TARAKÇI ÇİMEN
30/1/2009
17.000,00
172,50
14
2012/940
Dürdane ARIKAN
-
Ebru TARAKÇI ÇİMEN
2/4/2009
23.800,00
172,50
15
2012/941
Ayşen OZAN
-
Ebru TARAKÇI ÇİMEN
2/4/2009
8.300,00
172,50
16
2012/942
Ruhiye SAATCI
-
Ebru TARAKÇI ÇİMEN
30/1/2009
16.500,00
172,50
17
2012/948
Gülnazik TANSUK
-
Ebru TARAKÇI ÇİMEN
2/4/2009
9.200,00
172,50
18
2012/975
Birgül GÜNEŞ
-
Ebru TARAKÇI ÇİMEN
2/4/2009
9.100,00
172,50
19
2012/976
Durdane BAŞANDAÇ
-
Ebru TARAKÇI ÇİMEN
30/1/2009
18.200,00
172,50
20
2012/977
Hanife Nursen ALTAN
-
Ebru TARAKÇI ÇİMEN
30/1/2009
16.300,00
172,50
21
2012/978
Fatma Çağlayan ÖZAK
-
Ebru TARAKÇI ÇİMEN
2/4/2009
8.100,00
172,50
22
2012/979
Zuhal ÇOKKESKİN
-
Ebru TARAKÇI ÇİMEN
2/4/2009
9.500,00
172,50
23
2012/980
Suna TEKOĞLU
-
Ebru TARAKÇI ÇİMEN
31/12/2008
23.700,00
172,50
24
2013/1026
Rasim KAVAK
-
Ebru TARAKÇI ÇİMEN
24/2/2011
26.700,00
198,35
25
2013/1029
Serpil UÇKAN
-
Ebru TARAKÇI ÇİMEN
11/6/2010
23.200,00
198,35
26
2013/1030
Avni EREN
-
Ebru TARAKÇI ÇİMEN
11/6/2010
25.300,00
198,35
27
2013/1031
Remziye DOĞAN
-
Ebru TARAKÇI ÇİMEN
11/6/2010
23.300,00
198,35
28
2013/1032
Sıdıka Ceyhan SAVUR
-
Ebru TARAKÇI ÇİMEN
25/1/2008
10.400,00
198,35
29
2013/1033
Sahir DÖNMEZ
-
Ebru TARAKÇI ÇİMEN
11/6/2010
27.800,00
198,35
30
2013/1034
Ayşe Nurdan ÖZTÜRK
-
Ebru TARAKÇI ÇİMEN
25/1/2008
8.200,00
198,35
31
2013/1035
Münevver BÜKÜLMEZ
-
Ebru TARAKÇI ÇİMEN
11/6/2010
23.000,00
198,35
32
2013/1036
Aynur MEMİŞ
-
Ebru TARAKÇI ÇİMEN
24/2/2011
24.300,00
198,35
33
2013/1039
İsmail ÖZBAKAN
-
Ebru TARAKÇI ÇİMEN
11/6/2010
28.500,00
198,35
34
2013/1040
Meral HELVACI
-
Ebru TARAKÇI ÇİMEN
11/6/2010
23.200,00
198,35
35
2013/1041
Vildan SELÇUK
-
Ebru TARAKÇI ÇİMEN
24/2/2011
21.200,00
198,35
36
2013/1042
Turgut ZENGİ
-
Ebru TARAKÇI ÇİMEN
26/5/2009
8.200,00
198,35
37
2013/1043
Mesut MEMİŞ
-
Ebru TARAKÇI ÇİMEN
24/2/2011
21.200,00
198,35
38
2013/1086
Nurten ALPER
-
Ebru TARAKÇI ÇİMEN
24/2/2011
25.800,00
198,35
39
2013/1087
Ayten ÇINAR
-
Ebru TARAKÇI ÇİMEN
17/8/2010
25.700,00
198,35
40
2013/1088
Çiğdem KUŞÇU
-
Ebru TARAKÇI ÇİMEN
17/8/2010
1.200,00
198,35
41
2013/1090
Hüseyin TEKOĞLU
-
Ebru TARAKÇI ÇİMEN
31/12/2008
23.700,00
198,35
42
2013/1092
Mustafa YAMAN
-
Ebru TARAKÇI ÇİMEN
17/8/2010
18.300,00
198,35
43
2013/1094
Osman Nuri YÜĞRÜK
-
Ebru TARAKÇI ÇİMEN
24/2/2011
26.700,00
198,35
44
2013/1095
Gülfer ŞAHİN
-
Ebru TARAKÇI ÇİMEN
31/12/2008
8.900,00
198,35
45
2013/1097
Huriye Bilge ÖZDOĞAN
-
Ebru TARAKÇI ÇİMEN
3/4/2009
21.900,00
198,35
46
2013/1099
Gönül AÇIKBAŞ
-
Ebru TARAKÇI ÇİMEN
3/4/2009
15.500,00
198,35
47
2013/1101
Eşref UÇAR
-
Ebru TARAKÇI ÇİMEN
17/8/2010
14.500,00
198,35
48
2013/1102
Abdulaziz GÜRBÜZ
-
Ebru TARAKÇI ÇİMEN
17/8/2010
24.700,00
198,35
49
2013/1105
Hatice Yasemin İNANÇ
-
Ebru TARAKÇI ÇİMEN
24/2/2011
26.800,00
198,35
50
2013/1348
Abdulcelil ALTINTAŞ
-
Ebru TARAKÇI ÇİMEN
17/8/2010
17.500,00
198,35
51
2013/1349
Füsun EROL
-
Ebru TARAKÇI ÇİMEN
30/1/2009
21.500,00
198,35
52
2013/1350
Kemal ZELVİ
-
Ebru TARAKÇI ÇİMEN
11/6/2010
25.900,00
198,35
53
2013/1351
Rukiye ÖZDEMİR
-
Ebru TARAKÇI ÇİMEN
17/8/2010
14.500,00
198,35
54
2013/1352
Mehmet KÖKSAL
-
Ebru TARAKÇI ÇİMEN
31/12/2008
8.500,00
198,35
55
2013/1353
Mihriban Hülya ŞAPÇIOĞLU
-
Ebru TARAKÇI ÇİMEN
9/3/2007
4.300,00
198,35
56
2013/1354
Songül KIYAK
-
Ebru TARAKÇI ÇİMEN
30/1/2009
21.100,00
198,35
57
2013/1355
Sevim SELÇUKTEKİN
-
Ebru TARAKÇI ÇİMEN
30/1/2009
21.700,00
198,35
58
2013/1356
Hacer Yasemin OSMANAĞAOĞLU
-
Ebru TARAKÇI ÇİMEN
9/3/2007
10.800,00
198,35
59
2013/1357
Hüseyin AKKOYUN
-
Ebru TARAKÇI ÇİMEN
11/6/2010
15.300,00
198,35
60
2013/1358
Mahmut KURT
-
Ebru TARAKÇI ÇİMEN
11/6/2010
26.900,00
198,35
61
2013/1359
Süleyman Ferit ÖZBATURLAR
-
Ebru TARAKÇI ÇİMEN
11/6/2010
18.100,00
198,35
62
2013/1360
Gülen Serap SELEN
-
Ebru TARAKÇI ÇİMEN
30/1/2009
23.000,00
198,35
63
2013/1362
Nazire DOĞAN
-
Ebru TARAKÇI ÇİMEN
31/12/2008
19.000,00
198,35
64
2013/1363
Fatma Zinnur BAŞARIR
-
Ebru TARAKÇI ÇİMEN
24/2/2011
26.800,00
198,35
65
2013/1364
Sebahat GÜVENLİ
-
Ebru TARAKÇI ÇİMEN
11/6/2010
25.700,00
198,35
Serkan GÜVENLİ
-
Osman Serdar GÜVENLİ
-
Çetin GÜVENLİ
-
66
2013/1365
Nurhayat ÖZDEMİR
-
Ebru TARAKÇI ÇİMEN
3/4/2009
15.900,00
198,35
67
2013/1367
Şerife AŞIK
-
Ebru TARAKÇI ÇİMEN
17/8/2010
21.100,00
198,35
68
2013/1368
Mehmet Raci MUNGAN
-
Ebru TARAKÇI ÇİMEN
24/2/2011
27.200,00
198,35
69
2013/1369
Rahile HELVACI
-
Ebru TARAKÇI ÇİMEN
30/1/2009
21.500,00
198,35
70
2013/1370
Zekiye TAŞ
-
Ebru TARAKÇI ÇİMEN
30/1/2009
21.700,00
198,35
71
2013/1371
Rabia ERBEK
-
Ebru TARAKÇI ÇİMEN
24/2/2011
22.800,00
198,35
72
2013/1373
Leyla CEYHAN
-
Ebru TARAKÇI ÇİMEN
30/1/2009
22.800,00
198,35
73
2013/1374
Beyhan TONĞ
-
Ebru TARAKÇI ÇİMEN
30/1/2009
21.500,00
198,35
74
2012/926
Belgin KAYIŞLI
-
Ebru TARAKÇI ÇİMEN
2/4/2009
8.000,00
172,50
75
2013/1570
Neriman PEKMEZCİ
-
Ebru TARAKÇI ÇİMEN
23/2/2011
26.800,00
198,35
76
2013/1571
Saliha TURGUT
-
Ebru TARAKÇI ÇİMEN
23/2/2011
24.600,00
198,35
77
2013/1575
Nurten ERGÜNEŞ
-
Ebru TARAKÇI ÇİMEN
24/2/2011
12.600,00
198,35
78
2013/1576
Kamber ÖRENCİK
-
Ebru TARAKÇI ÇİMEN
3/4/2009
17.700,00
198,35
79
2013/1727
Keziban EVCİ
-
Ebru TARAKÇI ÇİMEN
24/2/2011
12.600,00
198,35
80
2013/1729
Renin Dilek TAN
-
Ebru TARAKÇI ÇİMEN
31/12/2008
8.700,00
198,35
81
2013/1730
Ahmet SULAR
-
Ebru TARAKÇI ÇİMEN
31/1/2008
16.100,00
198,35
82
2013/1731
Gülesin OZULUOĞLU
-
Ebru TARAKÇI ÇİMEN
20/7/2009
24.600,00
198,35
83
2013/1732
Yüksel ÇETİN
-
Ebru TARAKÇI ÇİMEN
20/12/2010
4.900,00
198,35
84
2013/1733
Sevinç TOZLU
-
Ebru TARAKÇI ÇİMEN
4/1/2010
20.300,00
198,35
85
2013/1734
Hatice YALÇIN
-
Ebru TARAKÇI ÇİMEN
4/1/2010
24.700,00
198,35
86
2013/1736
Tahsin SANDIKCIOĞLU
-
Ebru TARAKÇI ÇİMEN
11/6/2010
24.800,00
198,35
87
2013/1737
Bircan ARMAĞAN
-
Ebru TARAKÇI ÇİMEN
31/12/2008
14.500,00
198,35
88
2013/2077
Sebahat UĞUR
-
Ebru TARAKÇI ÇİMEN
11/6/2010
23.000,00
198,35
89
2013/2078
Doğan Mecit AYBAR
-
Ebru TARAKÇI ÇİMEN
11/6/2010
24.800,00
198,35
90
2013/2816
Rafet HATIPOĞLU
-
-
1/6/2010
23.300,00
198,35
91
2013/2821
Yurdagül KAYA
-
Ebru TARAKÇI ÇİMEN
29/12/2010
25.200,00
198,35
92
2013/2822
Hatice Semra KURDOĞLU
-
Ebru TARAKÇI ÇİMEN
29/12/2010
23.400,00
198,35
93
2013/2823
Nezahat KUTAY
-
Ebru TARAKÇI ÇİMEN
29/12/2010
26.100,00
198,35
94
2013/2824
Fatma YURDAKUL
-
Ebru TARAKÇI ÇİMEN
29/12/2010
29.500,00
198,35
95
2013/2825
Halim TANRIVERDİ
-
Ebru TARAKÇI ÇİMEN
11/6/2010
25.500,00
198,35
96
2013/2826
Serap BASMACI
-
Ebru TARAKÇI ÇİMEN
23/1/2008
10.900,00
198,35
97
2013/2829
Hayriye USTA
-
Ebru TARAKÇI ÇİMEN
29/12/2010
24.000,00
198,35
98
2013/2830
Mehmet GÜLAY
-
Ebru TARAKÇI ÇİMEN
29/12/2010
27.600,00
198,35
99
2013/2831
Saadet BAKIR
-
Ebru TARAKÇI ÇİMEN
29/12/2010
23.400,00
198,35
100
2013/2832
Ruhan YAVRU
-
Ebru TARAKÇI ÇİMEN
29/12/2010
25.200,00
198,35
101
2013/2835
Mülkiye OZAN
-
Ebru TARAKÇI ÇİMEN
9/3/2007
9.500,00
198,35
102
2013/2978
Asuman ÇETİN
-
Ebru TARAKÇI ÇİMEN
3/4/2009
16.200,00
198,35
103
2013/2979
Beyhan ÇERENÇE
-
Ebru TARAKÇI ÇİMEN
23/1/2008
15.000,00
198,35
104
2013/2980
Sibel Aydın ÖÇTEN
-
Ebru TARAKÇI ÇİMEN
23/2/2011
2.000,00
198,35
105
2013/3636
Ahmet KURBAN
-
Ebru TARAKÇI ÇİMEN
29/12/2010
21.500,00
198,35
106
2013/9847
Mustafa SOĞUKPINAR
-
Ebru TARAKÇI ÇİMEN
4/12/2009
33.100,00
198,35
107
2013/9848
Hülya BİLGİÇ
-
Ebru TARAKÇI ÇİMEN
26/11/2010
17.000,00
198,35
108
2013/9849
Ruhkat Rikkat EREN
-
Ebru TARAKÇI ÇİMEN
30/12/2008
22.100,00
198,35
109
2013/9850
Berrin GİRGİN
-
Ebru TARAKÇI ÇİMEN
26/11/2010
3.700,00
198,35
110
2013/9851
Mustafa Cahit ENİŞTEGİL
-
Ebru TARAKÇI ÇİMEN
23/2/2011
15.800,00
198,35
111
2013/9852
Ahmet Eltaf ALPASLAN
-
Ebru TARAKÇI ÇİMEN
30/12/2008
25.700,00
198,35
112
2013/9853
Ahmet AYAN
-
Ebru TARAKÇI ÇİMEN
20/12/2010
7.100,00
198,35
113
2013/9854
Fahrunnisa TOK
-
Ebru TARAKÇI ÇİMEN
7/2/2011
23.800,00
198,35
114
2013/9855
Gülbin KÖKTÜRK
-
Ebru TARAKÇI ÇİMEN
24/2/2011
12.600,00
198,35
115
2013/9856
Abdulkadir ERDEM
-
Ebru TARAKÇI ÇİMEN
7/2/2011
28.200,00
198,35
116
2013/9857
Veli KESİK
-
Ebru TARAKÇI ÇİMEN
30/1/2008
16.100,00
198,35
117
2013/9858
Şadan YAHLIER
-
Ebru TARAKÇI ÇİMEN
9/3/2007
14.400,00
198,35
118
2013/9859
Yılmaz ÖZTÜRK
-
Ebru TARAKÇI ÇİMEN
27/5/2009
12.900,00
198,35
119
2013/9860
Hikmet ATAYETER
-
Ebru TARAKÇI ÇİMEN
30/12/2010
21.500,00
198,35
120
2013/9861
İlhan BİNİCİ
-
Ebru TARAKÇI ÇİMEN
18/5/2009
21.000,00
198,35
121
2013/9863
Sıtkı TOPCU
-
Ebru TARAKÇI ÇİMEN
28/12/2010
14.600,00
198,35
122
2013/9866
Dinçer ŞARERLEL
-
Ebru TARAKÇI ÇİMEN
26/11/2010
5.000,00
198,35
123
2013/9867
Gönül BABAOĞLU
-
Ebru TARAKÇI ÇİMEN
28/12/2010
8.600,00
198,35
124
2013/9869
Güzin KOKU
-
Ebru TARAKÇI ÇİMEN
24/2/2011
12.648,10
198,35
125
2013/9870
Refik PARMAKSIZ
-
Ebru TARAKÇI ÇİMEN
24/2/2011
12.600,00
198,35
126
2013/9872
Mehmet GEZER
-
Ebru TARAKÇI ÇİMEN
20/12/2010
14.300,00
198,35
127
2013/9873
Mustafa AYGÜRLER
-
Ebru TARAKÇI ÇİMEN
24/2/2011
12.600,00
198,35
128
2013/9874
Elavettin ABLAY
-
Ebru TARAKÇI ÇİMEN
26/11/2010
38.200,00
198,35
129
2013/9875
Nesibe Bahar ŞARERLER
-
Ebru TARAKÇI ÇİMEN
26/11/2010
11.200,00
198,35
130
2013/9876
Filiz BEDÜK
-
Ebru TARAKÇI ÇİMEN
26/11/2010
18.600,00
198,35
131
2013/9877
Gülgün TİRELİ
-
Ebru TARAKÇI ÇİMEN
28/12/2010
18.700,00
198,35
132
2013/9878
Durali ÖZKAN
-
Ebru TARAKÇI ÇİMEN
20/12/2010
6.900,00
198,35
133
2013/1104
Süeda MIZRAPOĞLU
-
Ebru TARAKÇI ÇİMEN
30/1/2008
13.700,00
198,35
134
2013/9865
Naime Nur ÖZYİRMİDOKUZ
-
Ebru TARAKÇI ÇİMEN
23/2/2011
19.000,00
198,35
135
2013/9868
Pervin ÖZTEKİN
-
Ebru TARAKÇI ÇİMEN
26/11/2010
1.300,00
198,35
136
2013/1431
Mustafa Kemal TEKBAŞ
-
-
11/2/2011
26.700,00
198,35