TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
ÜMİT KAYA BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2016/4354)
Karar Tarihi: 22/1/2019
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Burhan ÜSTÜN
Üyeler
:
Serdar ÖZGÜLDÜR
Hicabi DURSUN
Kadir ÖZKAYA
Yusuf Şevki HAKYEMEZ
Raportör
:
Tuğçe TAKCI
Başvurucu
:
Ümit KAYA
Vekili
:
Av. Nadir ARISOY
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, beyanları mahkûmiyete esas alınan tanığın sorgulanamamasınedeniyle tanık sorgulama hakkının; grafolojik inceleme yaptırılması talebininreddedilmesi nedeniyle silahların eşitliği ilkesinin ihlal edildiği iddialarınailişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 29/2/2016 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan önincelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölümtarafından yapılmasına karar verilmiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
5. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve UlusalYargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) üzerinden ulaşılan bilgi ve belgelere göreilgili olaylar özetle şöyledir:
6. Başvurucu 1972 doğumlu olup olayın gerçekleştiği özelhastanede çocuk sağlığı ve hastalıkları alanında uzman doktor olarak görevyapmaktadır.
7. Mağdure E.A. olayın gerçekleştiğiözel hastanede 19/8/2009 tarihinde, 28 haftalık ve ikiz bebeklerden biri olarakdünyaya gelmiş; 77 gün yoğun bakım servisinde tedavi görmüştür.
8. Mağdurenin annesi B.A. bebeğin ilkbir ay tedavisini yapan doktor S.Ş. ile sonraki tarihlerde tedaviyle ilgilenenbaşvurucunun, bebeğin prematüre retinopatisiaçısından yapılması gereken göz muayenesini yaptırmayarak görme kaybınauğramasına neden olduklarını iddia ederek haklarında şikâyette bulunmuştur.
9. Müşteki anne B.A. 6/5/2010 tarihli Savcılık beyanında;çocuğunun doktorunun başvurucu olduğunu, doğumdan itibaren çocuğuna 1 aysüreyle ismini tam olarak hatırlayamadığı bir doktorun (M. veya A.), daha sonrada başvurucunun baktığını belirterek çocuğun tedavisinde ihmali olan çocukdoktorları başvurucu ve M.den (A.) şikâyetçiolmuştur. B.A. 19/8/2010 tarihli Savcılık beyanında ise bebeğinin tedavisiyledoğumundan itibaren bir ay süre ile S.Ç.nin, dahasonra başvurucunun ilgilendiğini, Doktor A.S.nin isenöbetçi olduğunda, üç dört günde bir geceleri bebeğiyle ilgilendiğini, o zamanda bebeği hakkındaki kesin bilgileri doktoru olan başvurucudan alabileceğini kendisinesöylediğini ifade etmiştir.
10. Olayın geçtiği hastane yetkilileri tarafından KüçükçekmeceCumhuriyet Başsavcılığına (Başsavcılık) gönderilen yazıyla bebeğin yoğun bakımayatışından, takibi ve bakımından doktor S.Ş.ninsorumlu olduğu, ayrıca hastanede bebeği gören nöbetçi hekimlerin S.Ş.nin yanı sıra başvurucu ve doktor A.S. olduğubildirilmiştir.
11. Savcılık ifadesinde başvurucu; bebeğin sadece taburcu olmaişlemlerini yaptığını, tedavisinde görev almadığını, tedaviden doktor S.nin sorumlu olduğunu belirtmiştir.
12. Mağdure bebeğin sağ gözününgörmemesine, sol gözde ise görme kaybı olmasına neden olup olmadığı hususundabebeği muayene ve tedavi eden doktor S.Ş. ile başvurucunun bakım ve tedavidekusurlu olup olmadığının tespiti için Başsavcılık tarafından Adli TıpKurumundan rapor talep edilmiştir. Adli Tıp Kurumu 3. Adli Tıp İhtisasKurulunun 29/6/2011 tarihli raporunun ilgili kısmı şöyledir:
"...32haftadan erken doğan tüm prematüre bebeklerde doğumdan sonraki 28. günde veyabebek post konsepsiyonel 31.haftasını doldurduğundadeneyimli bir göz hekimi tarafından tercihen bebeğin bulunduğu ortamda retinopati açısından ilk muayenesinin yapılması gerektiği,ortaya çıkan bulgulara göre bu muayenenin 1-3 haftalık aralıklarlatekrarlanması gerektiği, eşik düzeyin üstünde retinopatisaptanan bebeklerde uygulanan laser tedavisi iledüzelme olasılığının oldukça yüksek olduğu,
28haftalık 960gr olarak doğan küçüğün prematüre retinopatisiaçısından göz muayenesinin 17.09.2009 tarihinde (4) dört haftalık ikenyapılması gerektiği, bu tarihte takibinden sorumlu hekimin bu muayeneyiyaptırmadığından dolayı uygulamaların tıp kurallarına uygun olmadığı oybirliğiyle mütalaa olunur."
13. Çalıştığı hastanede doğan bebeğin göz muayenesiniyaptırmayarak tıp kurallarına aykırı, kusurlu davranışıyla mağdureninbir gözünde tamamen, bir gözünde kısmen görme kaybı oluşmasına sebebiyetverdiği iddiasıyla başvurucu ve diğer doktor sanık S.Ş.ninBaşsavcılığın 26/12/2011 tarihli iddianamesiyle taksirle bir kişininyaralanmasına neden olmak suçundan cezalandırılması talebiyle haklarında kamudavası açılmıştır.
14. Küçükçekmece 7. Sulh Ceza Mahkemesi (Mahkeme) nezdindeyürütülen yargılamanın 22/3/2012 tarihli celsesindeki savunmasında isebaşvurucu bebeğin doğduğu tarihte hastanede olmadığını beyan etmiştir.
15. Yargılamanın 11/11/2013 tarihli celsesinde sanıkların suçakonu olayla ilgili ihmali, kasıtlı davranışı ya da sanıklara atılı kabil kusurolup olmadığı, ortaya çıkan sonuç ile sanıklara atılı eylem arasında illiyetbağı bulunup bulunmadığı hususlarında görüş alınması talebiyle dosyanın SağlıkBakanlığı Yüksek Sağlık Şûrasına (Şûra) gönderilmesine karar verilmiştir.
16. Şûranın 8/11/2012-9/11/2012 tarihli raporunun ilgili kısmışöyledir:
"...bebeğe hastanede yattığı süredeprematüre retinopatisi açısından muayene isteğindebulunulmadığı, ...18.11.2009 tarihinde Dr.[S.P.] tarafından muayenesi yapılan hastanın prematüre retinopati ile uyumlu patoloji saptandığı..."
17. Şûra raporunda olayın gerçekleştiği tarihte başvurucunun adıgeçen hastanede çalıştığına ve bebeğin tedavisinde görev aldığına dair ilgilihastane tarafından Başsavcılığa iletilen yazıya atıf yapılan kısım ise şöyledir:
"...22/6/2010 tarihli [B.B.] Hastanesinin Küçükçekmece Cumhuriyet Başsavcılığınayazdığı yazıda: "[E.] isimlihastanın yatışı ve takibi konusunda bakımından sorumlu hekimim [S.Ş.nin] olduğu, 24 saathizmet vermekte olan hastanede bebeği gören nöbetçi hekimlerin [S.Ş](Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı), Dr. Ümit Kaya(Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı)[başvurucu] ve Dr. [A.S.] (Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı) olduğunun yazılıolduğu..."
18. Şûra raporunun başvurucunun kusurunun tespitine ilişkinkısmı şöyledir:
"...SONUÇ ve KARAR: Dosyadaki bilgi,belge v e bulgular değerlendirildiğinde; 960 gr prematüre doğan bebeğin en geç34. haftada göz dibi muayenesi yapılmasının şart olduğu, usulüne uygun olarakbunu yapmayan gündüz hastayı takip eden Dr. [S.Ş.nin] (Çocuk Sağlığıve Hastalıkları Uzmanı) kusurlu olduğuna,
Gündüz hastanın takiplerine iştirak eden vetaburcu işlemlerini yaparken de hastanın muayenesini eksik yapan Dr. ÜmitKaya'nın da [başvurucu] (Çocuk Sağlığı ve Hastalıklan Uzmanı)kusurlu olduğuna,
Ayrıca hastada meydana gelen görme hissininkaybedilmesi ile ilgililerin kusurları arasında illiyet bağı olduğuna,Şuramızca oybirliğiyle karar verildi. "
19. 21/10/2013 tarihli celsede başvurucu bu defa; bebeğin netedavisinde ne de taburcu işlemlerinde görev aldığını, hiçbir şekildemuayenesini yapmadığını, taburcu işlemi sırasında hastanede çalışma iznibulunmaksızın çalışan yabancı uyruklu doktor A.nınkendisine ait kaşeyi kullandığını, Savcılık ifadesinde önceki avukatınınyönlendirmesiyle hastanede yabancı uyruklu doktor çalıştırıldığının ortayaçıkmasının önlenmesi için bebeğin taburcu işlemini gerçekleştirdiğine dairbeyanda bulunduğunu ifade etmiştir.
20. 11/11/2013 tarihli celsede bebeğin annesi olan B.A.;bebeğine ilk bir ay doktor S.Ş.nin baktığını, dahasonra yaklaşık 2 ay süre ile başvurucunun bebeğin tedavisinden sorumluolduğunu, başvurucudan bizzat bilgi aldığını, gece nöbetinde ise ismini M. veyaA. olarak duyduğu başka doktorların da bebeğine baktıklarını fakat bebeğinkesin durumu ile ilgili bilgi vermeyip kendisini başvurucuyayönlendirdiklerini, ayrıca taburcu ederken de başvurucunun bebeğinin başındaolduğunu hatta taburcu işlemleri sırasında kendisine hastane tarafından faturaedilen 1.000 TL'lik ücreti 500 TL olarak ödemesinde de yardımcı olduğunu beyanetmiştir.
21. Başvurucunun müdafiininkatılımıyla gerçekleşen 11/11/2013 tarihli celsede müdafi, grafolojik incelemeyapılması talebinde bulunmuştur. Söz konusu celsede başvurucu, katılan ve diğersanık beyanlarında ismi geçen doktor A.nıntanık olarak dinlenmesine, grafolojik inceleme yapılması talebinin tanıklardinlendikten sonra değerlendirilmesine ve duruşmanın 27/1/2014 tarihinebırakılmasına karar verilmiştir.
22. Mahkeme 11/11/2013 tarihli hastaneye yazdığı müzekkereyledoktor A.nın tanık sıfatıyladinlenilmek üzere duruşma günü veya en geç bu güne kadar günsüz olarakMahkemede hazır bulunması gerektiğinin kendisine tebliğ edilmesi gerektiğinibildirmiştir.
23. Sonrasında tanığın gelmesi üzerine Mahkeme 10/1/2014 tarihindeara celse açmış ve "Her ne kadarduruşma 27/1/2014 gününe ertelenmiş ise de yazı gereği tanık [A.İ.A.nın] mahkememize başvurması üzerine celse açıldı." şeklindekihususu tutanağa bağlayarak başvurucu ve müdafiininyokluğunda tanığın beyanını almıştır. Tanığın beyanı şu şekildedir:
"...Ümit Bey [başvurucu] ile de daha sonra [S.] Bey'in çalıştığı [Ö.B.B.] Hastanesine yanına gidip geldikçe tanıştık, ben dahaönce [B.B.] hastanesinde hiççalışmadım, 2002 yılında uzman oldum, uzman hekim olduğum 2002 senesinden bugüne değin [B.B.] Hastanesindehiç bir sıfatla ve hiç bir tarihte görev almadım, ben 2011 senesinde Türkvatandaşlığına geçtim, vatandaşlığa geçtikten sonra [A.İ.A.] kimlik bilgilerini aldım, Ümit Kaya'yı [başvurucu] söylediğim gibi bir kaç yıldır arkadaşım[S.nin] yanınagidiş gelişlerimden dolayı tanırım, aramızda bir husumet yoktur, Ümit Kaya'nın [başvurucu] savunmalarında benim ismimi zikretmesinin, hastanedebir dönem kaçak olarak çalıştığımı, kaçak olarak çalıştığım için de imza yetkimolmadığından kendisinin isim ve diploma numarasını içeren kaşesini kullandığımıve kaşenin üzerini muhtelif tedavi belgelerinde parafe ettiğimi söylemesininsebebini tam olarak bilmiyorum, ancak Ümit Kaya'nın [başvurucu] [Ö.B.B.]Hastanesinde görev yaptığı dönemde hastane ile ortak olduklarını, lakinsonradan aralarının açıldığını duydum, bu nedenle böyle bir savunma yapmışolabilir, bunu da tahmine dayalı olarak söylüyorum, özetle ben ismi geçenhastanede yasal olarak veya kaçak surette hiç bir şekilde çalışmadığım ve görevalmadığım için ismi geçen çocuğun tedavisinde de herhangi bir şekilde görevalmadım, olayla ilgili herhangi bir bilgim yoktur dedi...
...
... kaşeler üzerindeki paraflar tarafımdanatılmamıştır. "
24. Başvurucu vekili 27/1/2014 tarihli dilekçeyle duruşmadanönce dosya üzerinde yaptığı inceleme sonucunda tanığın beyanlarınınbaşvurucunun yokluğunda alındığını kendileri tarafından fark edildiğini,tanığın beyanlarının gerçeğe aykırı olduğunu belirtmiş; ayrıca -tanığın mağdurenin tedavisini yapan kişi olması sebebiyle- gerçeğinortaya çıkmasında ve mağdurenin zarar görmesindebaşvurucunun kusurunun olup olmadığının tespitinde tanığın beyanının önemtaşıdığını ifade ederek Mahkeme huzurunda yeniden sorgulanması talebinde bulunmuştur.
25. Başvurucu, müdafii ve katılan ilevekilinin hazır bulunduğu 27/1/2014 tarihli celsede doktor A.S. tanık olarakdinlenmiştir. Beyanın ilgili kısımları şöyledir:
"Ben 2003 yılı Haziran ayından 2013 yılıTemmuz ayına kadar [Ö.B.B.] hastanesinde çocuk sağlığı ve hastalıkları uzmanı olarak kesintisizçalıştım, sanık Ümit'de [başvurucu] benim gibi 2003-2013 tarihleri arasında aynıhastanede çocuk doktoru olarak çalıştı, ancak yıl olarak hatırlamamaklabirlikte [B.B.] Hastanesininortaklığı olan [Ö.G.]hastanesinde 1 yıldan fazla süre görev yaptı, dolayısıyla Ümit'in [başvurucu][B.B.] 10 yıllık çalışması bir dönemkesintiye uğradı, kesintiye uğradığı dönemin mağdur çocuğun hastanede yataraktedavi gördüğü döneme denk gelip gelmediğini bilmiyorum, mağdur çocuğunhastalığının yatışı takip ve tedavisi konusundaki sorumlu hekimin doktor [S.Ş.] olduğunu biliyorum, hastanede o dönem 6 tane çocukdoktoru vardı, yani 6 uzman doktor vardı, her doktorun takip ve tedavisindensorumlu olduğu hastalar değişmekle birlikte doktorun izinli olduğu günlerdeveya hastane 24 saat hizmet verdiği için nöbetlerde diğer doktorlar da tümhastalarla (kendi branşıyla alakalı) ilgilenirlerdi, bu nedenle ben de çocukdoktoru olmam hasebiyle doktor [S.nin] izinli olduğu günlerde veya nöbetlerde mağdur çocuğuntakip ve tedavisiyle geçici olarak ilgilenmişimdir, ancak bu asıl sorumluluğundoktor [S.de] olduğu gerçeğinideğiştirmez, ben sanık Ümit'in [başvurucu] az önce söylediğim gibi mağdur çocuğun tedavisinde görev alıp almadığınıbilmiyorum...
...
...mağdur [E.A.nın] ebeveynleri ile yani anne ve babasıyla çocuğa nöbetçi olarak görevliolduğum dönemde baktığım sırada tedavisi ve durumuyla ilgili olarak kesincevabı doktor Ümit Kaya'dan [başvurucu] alırsınız şeklinde bir görüşmem olup olmadığını hatırlamıyorum,söylediğim gibi mağdurun hastanede yattığı dönemde sanık Ümit'in [başvurucu] hastanede görevli olup olmadığını hatırlamıyorum...
...bana gösterilen belgelerdeki bir kısımyazılar doktor [A.İ.A.ya] aittir, odönem çalışma izni olmadığı için başka doktorların kaşesi kullanılmış olabilir,örneğin 02/10/-09/10/2009 tarihleri arasındaki doktor drektiflerialdı belgedeki yazılar %80 - %90[A.İ.A.ya] aittir..."
26. Aynı celsede tanığın anlatımına karşı başvurucuyadiyecekleri sorulmuştur. Başvurucu müdafii; tanığınbeyanlarına ilişkin olarak yazılı beyanda bulunmak ve esas hakkında savunmahazırlamak için süre verilmesi, ayrıca doğrudan sorgulanabilmesi için tanığınhuzurda yeniden dinlenmesi taleplerinde bulunmuştur. Mahkeme, tanığın yenidendinlenmesi talebinin reddine ve başvurucu müdafine süre verilmesine kararvermiştir. Başvurucunun önceden yaptığı grafolojik inceleme yaptırılması talebiise hükmün esasına tesir etmeyeceği ve sübuta katkı sağlamayacağı gerekçesiylereddedilmiştir.
27. Mahkeme; hastaneden gönderilen, başvurucunun bebeğintedavisinde görev aldığına dair yazıyı, Adli Tıp ve Şûra raporlarını,müştekinin istikrarlı beyanları ile başvurucunun çelişkili ifadeleri ve tümdosya kapsamını birlikte değerlendirerek 17/2/2014 tarihli kararıylabaşvurucunun müsnet suçtan 6.000 TL adli paracezasıyla cezalandırılmasına hükmetmiştir.
28. Mahkeme; başvurucunun ilk ifadesinde bebeğin sadece taburcuişlemini yaptığı, sonrasında ise hiçbir şekilde tedavisine katılmadığışeklindeki beyanlarının çelişkili olması nedeniyle bunları suçtan kurtulmayayönelik kabul ederek beyanlarına itibar edilmediğini, müştekinin ise istikrarlıolup ilk aşamadan beri başvurucunun (sanığın) ismini zikrettiğini, başvurucununmasraflar konusunda indirim yapılmasına yardımcı olduğu şeklindeki beyanlarınıise samimi bulduğunu belirtmiştir. Gerekçenin ilgili kısımları şöyledir:
"Dosya kapsamı, iddia, savunmalar,müşteki [B.A.nın] soruşturmayı başlatan 26/04/2010 tarihli şikayetdilekçesi ve aşamalardaki beyanları, tanıklar [A.S. ve S.E.nin] 27/01/2014günlü oturumdaki beyanları, mağdurda görme kaybı bulunduğuna ilişkin raporlar,tüm tıbbi ve tedavi belgeleri, 03/11/2009 tarihli yenidoğantaburculuk formu, ATK 3. İhtisas Kurulunun 29/06/2011 tarihli bilirkişi raporu,bu rapordaki tespit ve belirlemelerle örtüşen Yüksek Sağlık Şurasının09/11/2012 tarih ve 2012/90 sayılı kararı, [Ö.B.B.] Hospital Hastahanesinin 22/06/2010 tarihli yazısı, sanıkların nüfusve adli sicil kayıtları hep birlikte değerlendirildiğinde;
...
... 19/08/2009 tarihinde ikiz eşi olarak [B.B.] Hastanesinde 28 haftalık ve 960 gr ağırlığındaprematüre olarak doğan [E.A.nın] söz konusu hastanede 77 gün küvözdekaldığı, 77. gününde 03/11/2009 tarihinde genel durumunun iyileşmesi nedeniyletaburcu edildiği, hastanede yattığı sürede mağdur [E.ye] prematüre retinopatisi açısından muayene isteğinde bulunulmadığı, yenidoğan taburculuk formunda kalça USG ve göz muayenesinin06/11/2009 tarihinde yapılacağının yazılı olduğu, 18/11/2009 tarihinde[B.B.] Hastanesi göz hastalıkları uzmanı Dr.[S.P.] tarafından muayenesi yapılan mağdur bebekteprematüre retinopati ile uyumlu patoloji saptandığı,20/11/2009 tarihinde bebeğin bu kez İÜ Cerrahpaşa Tıp Fakültesi GözHastalıkları Anabilim Dalında yapılan muayenesinde hastanın geç gelmişolduğunun tespit edildiği, aynı sağlık kuruluşu tarafından düzenlenen13/05/2010 tarihli yazıda hastanın geç başvurusu nedeniyle lazer tedavisisafhasının geçirildiğinin ve 19/08/2010 tarihli belge ve ekindeki raporlardamağdur bebeğin sağ gözünde ROP 5 tablosu mevcut olup bu bulguya göre sağgözünde görme hissinin mevcut olmadığı, sol gözünde ise retinanın yapışık oluphafif disk çekilmesi mevcut olduğu, sol gözde görme duyusunun tespiti içinbebekle iletişim kurulma yaşının beklendiğinin tespit edildiği, mağdur [E.nin] hastanedekiyatışı ve takibi konusunda bakımından ilk sorumlu hekimin sanıklardan Dr.[S.Ş.]olduğu, yaklaşık 1 aylık süre geçtiktensonra sanık Dr.Ümit Kaya'nın [başvurucu] [E.nin] tedavisi ileilgilendiği, ayrıca hastanenin 24 saat hizmet veren bir sağlık kuruluşu olmasısebebiyle hastanede bebeği gören nöbetçi hekim Dr.[A.S.] ve isimleri [M. ve A.] olarak (tanık beyanlarına göre Suriye uyruklu olup,sonradan Türk vatandaşlığına geçmesi sebebiyle [A.İ.A.] adını alan) bildirilen çocuk doktorlarının dabebeğin tedavisi ile arızi olarak ilgilendikleri, nitekim müştekiler tarafındanbebeğin durumu sorulduğunda nöbetçi hekimlerce bebeğin tedavisinin gelişimi veakıbeti konusunda net bilginin kendilerine Dr.ÜmitKaya [başvurucu] tarafındanverilebileceğinin söylendiği, 29/06/2011 tarihli ATK 3. İhtisas Kurulununraporun sonuç kısmında 32 haftadan erken doğan tüm prematüre bebeklerdedoğumdan sonraki 28. günde veya bebek post konsepsiyonel31. haftasını doldurduğunda deneyimli bir göz hekimi tarafından tercihenbebeğin bulunduğu ortamda retinopati açısından ilkmuayenesinin yapılması gerektiğinin, ortaya çıkan bulgulara göre de bumuayenenin 1-3 haftalık aralıklarla tekrarlanması gerektiğinin, eşik düzeyinüstünde retinopati saptanan bebeklerde uygulananlazer tedavisi ile düzenli olasılığının oldukça yüksek olduğunun, 28 haftalıkdoğan mağdur [E.nin] prematüre retinopatisiaçısından göz muayenesinin 17/09/2009 tarihinde 4 haftalık iken yapılmasıgerektiğinin, bu tarihte takibinden sorumlu olan hekimin bu muayeneyiyaptırmadığından dolayı uygulamalarının tıp kurallarına uygun olmadığının oybirliğiyle mütalaa edildiğinin belirtildiği, Yüksek Sağlık Şurasının 2012/90sayılı kararında da aynı tespit ve belirlemelere yer verilerek 960 gr prematüredoğan bebeğin en geç 34.haftada göz dibi muayenesinin yapılmasının şartolduğuna, usulüne uygun olarak bunu yapmayan gündüz hastayı takip eden çocuksağlığı ve hastalıkları uzmanı sanık Dr. [S.Ş.nin] ve gündüz hastanın takiplerine iştirak eden, taburcuişlemlerini yaparken de hastanenin muayenesini eksik yapan çocuk sağlığı vehastalıkları uzmanı sanık Ümit Kaya'nın [başvurucu] kusurlu olduklarına ayrıca mağdurda meydana gelengörme hissinin kaybedilmesi ile ilgililerin kusurları arasında illiyet bağıbulunduğuna oy birliğiyle karar verildiğinin belirtildiği, sanıkların tıpkurallarına aykırı kusurlu davranışları ile mağdurda meydana gelen görmehissinin kaybedilmesi şeklindeki sonuç arasında illiyet bağı bulunduğu, nitekimATK raporunda eşik düzeyin üstünde retinopatisaptanan bebeklerde uygulanan lazer tedavisi ile düzelme olasılığının oldukçayüksek olduğunun, İÜ Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Göz Hastalıkları Anabilim Dalıtarafından düzenlenen 13/05/2010 tarihli yazıda ise bebeğin geç müracaatınedeniyle lazer tedavisi safhasının geçirildiğinin belirtildiği, her iki raporve yazı birlikte değerlendirildiğinde bebekteki görme yetisinin kaybının gözdibi muayenesinin geç yaptırılmasından kaynaklandığının aşikar olduğu, buhusustaki sorumluluğun hastayı takip eden sanık doktorlarda olduğunda kuşku vetereddüde mahal olmadığı, mesleki uzmanlığı gerektiren bu hususu müştekilerinbilmesinin veya tahmin etmesinin düşünülemeyeceği, bu konudaki yükümlülüğünsanıklarda olduğu, bebeğin taburcu edilirken 06/11/2009 tarihinde göz muayenesiiçin hastaneye getirilmesi gerektiğinin müştekilere şifahen belirtilmesininveya taburculuk formuna elle yazılmasının yukarıda özetlenen sağlık raporlarıve yazılar ışığında sonucu değiştirmeyeceğinin ve sanıklardaki tıp kurallarınaaykırı davranış biçimindeki kusuru ortadan kaldırmayacağının sabit olduğu,sanıkların böylelikle görev yaptıkları hastanede yattığı 77 günlük süreiçerisinde ve bilirkişi raporlarında belirtilen 17/09/2009 tarihinden itibarenbir başka deyişle bebeğin 32 haftalık erişkinliğe ulaştığı tarihten itibarenyapmaları gereken ve hekim olarak sorumlu oldukları göz dibi muayenesini yaptırmamaksuretiyle mağdurda görme hissinin kaybedilmesine sebebiyet vererek üzerlerineatılı taksirle bir kimsenin yaralanmasına sebebiyet vermek suçunu ayrı ayrıişledikleri yukarıda açıklanan kanıtlar, mahkememizce bu şekilde benimsenenoluş ve kabul ve vicdani kanaat ışığında sabit görülmekle ..."
29. Mahkeme, tanık dinletme talebiyle ilgili olarak gerekçelikararda şu ifadelere yer vermiştir:
"Her ne kadar sanık Ümit Kaya [başvurucu] müdafii, tanık[A.İ.A.nın] aracelse açılarak müvekkili sanık ve kendilerinin yokluğunda dinlenilmesisuretiyle CMK'nun 201.maddesi kapsamında tanığadoğrudan soru yöneltme haklarının tanınmadığını, böylelikle savunma haklarınınkısıtlandığını ifade etmiş ise de; Yargıtay 5. CD'nin 17/01/2014 tarih ve2013/16791 esas, 2014/516 karar sayılı kararında da işaret edildiği üzere CMK'nın 210/1 maddesine göre olayın delilinin tek birtanığın açıklamalarından ibaret bulunmaması karşısında sanık müdafiinin bu yöndeki itirazlarının esasa müessir olmadığıdeğerlendirilmiş..."
30. Mahkeme grafolojik inceleme yaptırılması talebiyle ilgiliolarak gerekçeli kararda şu ifadelere yer vermiştir:
" ...yukarıda açıklanan müşteki beyanlarıkarşısında yapılacak bir imza incelemesinin mahkememizce verilen hükmünsonucuna tesir etmeyeceği kanaati ile grafolojik inceleme yapılması yönündekiistemlerin reddine karar verilerek, sanık Ümit Kaya [başvurucu] ve sanığın isim - diploma numarasını içeren kaşeyibilgisi dahilinde kullanmak suretiyle sanık adına atfen oluşturulan resmi evrakhükmündeki sağlık belgelerini düzenlediği iddia edilen [A.İ.A.] hakkında resmi belgede sahtecilik suçu ve 4817 sayılıYabancıların Çalışmasına Dair Kanuna muhalefet nedeniyle ilgili sağlık kuruluyetkilileri hakkında suç duyurusunda bulunulması cihetine gidilmiş[tir.]"
31. Başvurucu; Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Adli Tıp Ana Bilim DalıBaşkanlığından özel imkânlarıyla aldığı 9/2/2015 tarihli doktor direktifleri,yatış ve taburcu formları üzerindeki yazıların başvurucunun elinin ürünüolmadığına ya da eli ürünü olduğuna dair nitelik ve yeterlilikte bulgusaptanamadığına dair tespitleri içeren bilimsel mütalaa raporunu temyizincelemesinde gözetilmek üzere Yargıtaya sunmuştur.
32. Yargıtay 12. Ceza Dairesinin 3/12/2015 tarihli kararıylahüküm onanmıştır. Gerekçenin ilgili kısmı şöyledir:
"...Yapılan yargılamaya, toplanıp kararyerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarakoluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sanık müdafiininsanığın tedavide takip ve görev almadığı, diğersanığın kusurlu olduğu, eksik inceleme ile hüküm tesis edildiğine ilişkintemyiz itirazlarının reddiyle hükmün isteme aykırı olarak ONANMASINA ..."
33. Karar başvurucuya 29/2/2016 tarihinde tebliğ edilmiştir.
34. Başvurucu 29/2/2016 tarihinde bireysel başvurudabulunmuştur.
IV. İLGİLİ HUKUK
35. İlgili ulusal ve uluslararası hukuk için bkz. Nurcan Gülabi,B. No: 2015/15355, 23/5/2018,§§ 18-27.
V. İNCELEME VE GEREKÇE
36. Mahkemenin 22/1/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Tanık Sorgulama Hakkının İhlal Edildiğineİlişkin İddia
37. Başvurucu, beyanı mahkûmiyetinde belirleyici delil olantanığı sorgulayamaması nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiğiniileri sürmüştür.
38. Anayasa'nın 36. maddesine adil yargılanma ibaresinineklenmesine ilişkin gerekçede Türkiye'nin taraf olduğu uluslararasısözleşmelerce de güvence altına alınan adil yargılama hakkının madde metninedâhil edildiği vurgulanmıştır. Nitekim Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin(Sözleşme) 6. maddesinin (3) numaralı fıkrasının (d) bendinde; bir suç ileitham edilen herkesin iddia tanıklarını sorguya çekme veya çektirme, savunmatanıklarının da iddia tanıklarıyla aynı koşullar altında davet edilmelerinin vedinlenmelerinin sağlanmasını isteme hakkı düzenlenmiştir (Ali Fırtına, B. No: 2014/14575, 6/7/2017,§ 25).
39. Anayasa Mahkemesi, benzer iddiaların ileri sürüldüğübaşvurulara ilişkin olarak birçok kararında tanık sorgulama hakkıyla ilgiliilkeleri belirlemiştir. Buna göre bir ceza yargılamasında, sanığın aleyhineolan tanıkları sorguya çekme veya çektirme, lehine olan tanıkların da aleyhineolan tanıklarla aynı koşullar altında davet edilmelerinin ve dinlenmelerininsağlanmasını isteme hakkı vardır. Sanık hakkında gerçekleştirilen cezayargılamasının sürecinde sanığın tanıklara soru yöneltebilmesi, onlarlayüzleşebilmesi ve tanık beyanlarının doğruluğunu sınama imkânına sahip olmasıadil bir yargılamanın yapılabilmesi bakımından gereklidir. Ancak başvurucularıntanıklara soru sorabilmesi, onlarla yüzleşebilmeleri mutlak bir hak değildir.Makul gerekçelerle getirilen kısıtlamalar, kimi zaman başvurucunun iddiatanıklarına soru sorabilme ve onlarla yüzleşme imkânını da ortadan kaldırabilmektedir.Diğer yandan bir mahkûmiyet -sadece veya belirleyici ölçüde- sanığın soruşturmaveya yargılama aşamasında sorgulama veya sorgulatma imkânı bulamadığı bir kimsetarafından verilen ifadelere dayandırılmış ise sanığın hakları Anayasa'nın 36.maddesindeki güvencelerle bağdaşmayacak ölçüde kısıtlanmış olur (Atila Oğuz Boyalı, B. No: 2013/99,20/3/2014, §§ 34-56; Az. M., B.No: 2013/560, 16/4/2015, §§ 46-67; LeventYanlık, B. No: 2013/1189, 18/11/2015, §§ 67-76; İsmet Özkorul,B. No: 2013/7582, 11/12/2014, §§44, 45).
40. Sonuç olarak somut bir yargılama öncesinde veya haricindeelde edilen tanık ifadelerinin delil olarak kabulünün yargılamanın adilliğinezarar verip vermediğini değerlendirmek için iki aşamalı bir testuygulanmalıdır. İlk olarak tanığın mahkemede hazır edilmemesi geçerli birnedenin mevcudiyetine dayanmalıdır. İkinci olarak ise okunmasıyla yetinilenifadenin karara götüren tek ya da belirleyici kanıt olması hâlinde savunmahaklarının adil yargılanmanın gerekleriyle bağdaşmayacak ölçüde sınırlandırılıpsınırlandırılmadığına bakılacaktır (Abdurrahim Balur, B. No:2013/5467, 7/1/2016, § 80).
41. Yukarıdaki değerlendirme yapılırken geçerli neden şartı,öncelikli olarak gözetilmelidir. Çünkü tek veya yegâne ispat unsuru olmasa dahiifadesi hükme esas alınan bir tanığın geçerli bir neden olmaksızın duruşmadadinlenmemesi tek başına adil yargılanma hakkına aykırılık oluşturabilir. Kamumakamları bu nedenle ifadesi hükme dayanak yapılacak tanıkların duruşmada hazıredilmesi için makul bir çaba sergileme yükümlülüğü altındadır (Abdurrahim Balur, § 81).
42. Somut olayda; yokluğunda dinlenen tanık beyanlarının duruşmaöncesinde başvurucu müdafii tarafından incelendiği,duruşmada Mahkemece tanığın beyanlarına karşı diyeceklerinin sorulduğu, müdafiyesavunma hazırlaması ve tanık beyanlarına karşı diyeceklerini yazılı olaraksunması için süre verildiği ve Mahkeme tarafından tanığın yeniden dinlenmesitalebinin reddine dair gerekçe sunulduğu anlaşılmıştır.
43. Ayrıca gerekçeli karar incelendiğinde Adli Tıp ve Şûraraporları, tanık A.S.nin beyanı ve müştekininistikrarlı beyanlarının, sanığın ise çelişkili beyanlarının bulunduğu dikkatealındığı dolayısıyla tanık anlatımının mahkûmiyet için yegâne veya belirleyicidelil niteliğinde olmadığı görülmektedir. Mahkeme, gerekçeli kararında olayındelilinin tek bir tanığın açıklamalarından ibaret olmadığı ve beyanlarınınesasa tesirli bulmadığı gerekçesiyle tanığın yeniden huzurda dinlenmesitalebini reddetmiştir. Anılan tanığın huzurda dinlenilmesi talebinin dosyadakimevcut deliller dikkate alınarak reddedilmesine ilişkin kararın yeterligüvenceleri içeren bir usul çerçevesinde verilmediği ve gerekçeden yoksunolduğu söylenemez.
44. Açıklanan gerekçelerle tanık sorgulama hakkına ilişkin birihlalin olmadığı açık olduğundan başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniylekabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
B. Silahların Eşitliğiİlkesinin İhlal Edildiğine İlişkin İddia
45. Başvurucu grafolojik inceleme yapılmasına dair talebininhaksız olarak reddedildiğini ileri sürmüştür.
46. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılanhukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifinikendisi takdir eder (Tahir Canan,B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucunun grafolojik inceleme talebinedair iddiasının adil yargılanma hakkının güvencelerinden olan silahlarıneşitliği ilkesi kapsamındaincelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.
47. Anayasa'nın 36. maddesi uyarınca herkes iddia, savunma ve adil yargılanma hakkınasahiptir. Anayasa'nın anılan maddesinde adil yargılanma hakkından ayrı olarak iddia ve savunma hakkına birlikte yerverilmesi, taraflara iddia ve savunmalarını mahkeme önünde dile getirme fırsatıtanınması gerektiği anlamını da içermektedir.
48. Diğer yandan Anayasa'nın 36. maddesine adil yargılanmaibaresinin eklenmesine ilişkin gerekçede, bu ibarenin Türkiye'nin tarafı olduğuuluslararası sözleşmelerce de güvence altına alınan adil yargılama hakkınınmadde metnine dâhil edildiği vurgulanmıştır. Nitekim Anayasa Mahkemesi deAnayasa’nın 36. maddesi uyarınca inceleme yaptığı birçok kararında, Avrupaİnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) içtihadıyla adil yargılanma hakkının kapsamınadâhil edilen silahların eşitliği ilkelerine Anayasa’nın 36. maddesi kapsamındayer vermektedir. Bu itibarla anılan ilkenin adil yargılanma hakkının kapsam veiçeriğine dâhil olduğu sonucu ortaya çıkmaktadır. Anılan ilkeye uygunyürütülmeyen bir yargılamanın hakkaniyete uygun olması olanaklı değildir.
49. Silahların eşitliği ilkesi, davanın taraflarının usuleilişkin haklar bakımından aynı koşullara tabi tutulması ve taraflardan birinindiğerine göre daha zayıf bir duruma düşürülmeksizin iddia ve savunmalarınımakul bir şekilde mahkeme önünde dile getirme fırsatına sahip olması anlamınagelir (Yaşasın Aslan, B. No:2013/1134, 16/5/2013, § 32). Bu usul güvencesi, uyuşmazlığın her iki tarafınada savunmasının temel dayanağı olan delilleri sunma imkânı tanınmasınıkapsamaktadır (Yüksel Hançer, B.No. 2013/2116, 23/1/2014, § 18).
50. Diğer taraftan belirli bir davaya ilişkin olarak delillerideğerlendirme ve gösterilmek istenen delilin davayla ilgili olup olmadığınakarar verme yetkisi esasen derece mahkemelerine aittir. Mevcut yargılamadasunulan delilin geçerli olup olmadığını, delil sunma ve inceleme yöntemlerininyasaya uygun olup olmadığını denetlemek Anayasa Mahkemesinin görevi kapsamındaolmayıp bu husustaki görevi başvuru konusu yargılamanın bütünlüğü içinde adilolup olmadığını değerlendirmektir (MuhittinKaya ve Muhittin Kaya İnşaat Taahhüt Madencilik Gıda Turizm Pazarlama Sanayi veTicaret Limited Şirketi, B. No: 2013/1213, 4/12/2013, § 27).Silahların eşitliği ilkesi kapsamında yapılacak inceleme de başvuru konusuyargılamanın bir bütün olarak adil olup olmadığının değerlendirilmesidir (Yüksel Hançer, § 19).
51. Somut olayda Mahkeme, başvurucunun mağdurenintedavisi ve taburcusuna ilişkin evrakdaki yazı veimza örnekleri üzerinde grafolojik inceleme yaptırılmasına dair talebi hakkındatanık beyanlarını aldıktan sonra karar vereceğini belirtmiştir. Mahkeme A.S. veA.İ.A. isimli doktorları tanık olarak beyanlarını aldıktan sonra müştekininbaştan beri başvurucunun bebeğin tedavisinde yer aldığı yönünde istikrarlıbeyanları bulunduğu halde başvurucunun tedavide yer alıp almadığına dairçelişkili beyanları bulunduğunu da gözeterek müştekinin beyanlarını samimikabul etmiş ve tüm dosya kapsamındaki delillere göre kanaatini oluşturduğundan grafolojikinceleme yapılmasının davanın esasına bir tesiri olmayacağını değerlendirereksöz konusu talebi reddetmiştir.
52. Grafolojik inceleme yapılması talebinin reddedilmesineilişkin kararın makul gerekçe taşıdığı, yeterli güvenceleri içeren bir usul çerçevesindeverildiği ve usule ilişkin imkânlar noktasında taraflar arasında farklı muameleyapılmadığı görülmektedir. Ayrıca başvurucu temyiz incelemesi aşamasında teminettiği grafolojik inceleme raporunu Yargıtayındikkatine sunmuştur. Yargıtay tarafından başvurucunun sunduğu söz konusu raporve tüm dosya kapsamı değerlendirilerek mahkûmiyet kararının onanmasına kararverilmiştir. Öte yandan başvurucunun temyiz aşaması da dâhil yargılamanın tümaşamalarında her türlü itirazını dile getirme olanağına sahip olduğuanlaşılmıştır.
53. Temyiz incelemesinden de geçerek kesinleşen mahkûmiyet hükmübaşka delillerle desteklenerek oluşturulduğundan silahların eşitliği ilkesineaykırı ve sonucu itibarıyla bir tarafı diğer taraf karşısında önemli birdezavantaj içine sokan bir uygulamanın varlığından söz etmek mümkün değildir. Somutdelillerini sunma ve inceletme noktasında başvurucuya uygun imkânlartanınmıştır. Dolayısıyla yargılamanın bütünlüğü içinde silahların eşitliğiilkesine yönelik bir ihlalin olmadığının açık olduğu sonucuna varılmıştır.
54. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının da diğer kabuledilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemezolduğuna karar verilmesi gerekir.
C. Diğer İhlal İddiaları
55. Başvurucu; eksik incelemeyle lehe deliller toplanmadanmahkûm edildiğini ileri sürmüştür.
56. Anayasa’nın 148. maddesinin dördüncü fıkrasında, kanunyolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin şikâyetlerin bireysel başvurudaincelenemeyeceği belirtilmiştir. Bu kapsamda ilke olarak mahkemeler önünde davakonusu yapılmış maddi olay ve olguların kanıtlanması, delillerindeğerlendirilmesi, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması ileuyuşmazlıkla ilgili varılan sonucun adil olup olmaması bireysel başvurukonusu olamaz. Ancak bireysel başvuru kapsamındakihak ve özgürlüklere müdahale teşkil eden, bariz takdir hatası veya açık bir keyfîlik içeren tespit ve sonuçlar bu kapsamda değildir (Ahmet Sağlam, B. No: 2013/3351, 18/9/2013,§ 42).
57. Somut olayda Mahkemece yapılan yargılamada müşteki, tanıkbeyanları, sanıkların savunmaları, Adli Tıp Kurumu ve Şûra raporları, ilgilihastane tarafından başvurucunun da tedavide görevli doktorlar arasında olduğubilgisi ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirilmek suretiyle kararverilmiştir. Başvurucunun anılan iddialarının esas itibarıyla derecemahkemelerince verilen kararlarda delillerin değerlendirilmesinde isabetbulunmadığına ve dolayısıyla kararın sonucuna ilişkin olduğu görülmektedir.Başvurucu yargılama süresince ve bireysel başvuru sırasında olay tarihindeolayın geçtiği hastanede çalışmadığına dair iddiasını destekleyici, hastaneceverilen bebeğin tedavi sürecinde görev aldığına dair yazının aksini kanıtlayanherhangi bir belge de sunmamıştır. Yapılan yargılamada, Mahkemenin ve Yargıtayın kararlarında bariz takdir hatası veya açık bir keyfîlik oluşturan herhangi bir durum da tespitedilmemiştir.
58. Başvurucu tarafından ileri sürülen ihlal iddialarınınyukarıda belirtilen içtihat kapsamında kanun yolu şikâyeti niteliğinde olduğusonucuna varıldığından başvurunun bu kısmının da açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemezolduğuna karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. 1. Tanık sorgulama hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianınaçıkça dayanaktan yoksun olmasınedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2. Silahların eşitliği ilkesinin ihlal edildiğine ilişkiniddianın açıkça dayanaktan yoksun olmasınedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
3. Diğer ihlal iddiaların açıkçadayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA22/1/2019 OYBİRLİĞİYLE karar verildi.