TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
UMUT KARA BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2015/2947)
Karar Tarihi: 6/3/2019
R.G. Tarih ve Sayı: 27/3/2019 -30727
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Burhan ÜSTÜN
Üyeler
:
Serdar ÖZGÜLDÜR
Serruh KALELİ
Hasan Tahsin GÖKCAN
Kadir ÖZKAYA
Raportör
:
Yücel ARSLAN
Başvurucu
:
Umut KARA
Vekili
:
Av. Mahmut Nedim ELDEM
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, izinsiz tanıtım masası açan ve sendika adına afişdağıtanın yazılı olarak ikaz edilmesi nedeniyle ifade özgürlüğünün ihlaledildiği iddiasına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 18/2/2015 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan önincelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölümtarafından yapılmasına karar verilmiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
5. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylarözetle şöyledir:
6. 1976 doğumlu olan başvurucu, Hacettepe Üniversitesi İktisadiİdari Bilimler Fakültesi İktisat Bölümünde araştırma görevlisi olarak görevyapmaktadır. Başvurucu, Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası(EĞİTİM-SEN/Sendika) üyesidir.
7. Başvurucu, anılan Üniversitenin BeytepeKampüsünde 2/11/2010 tarihinde bir grup akademik ve idari personelle birliktekütüphane önünde önceden izin almaksızın EĞİTİM-SEN adına tanıtım masası açmışve "Öğrencime Dokunma ve AsistanKıyımına Hayır" başlıklı el ilanları dağıtmıştır.
8. Belirtilen eylem nedeniyle başvurucu hakkında idaretarafından disiplin soruşturması açılmıştır. 9/3/2011 tarihli işlem ilebaşvurucunun 21/8/1982 tarihli ve 17789 sayılı Resmî Gazete'deyayımlanarak yürürlüğe giren mülga Yükseköğretim Kurumları Yönetici, ÖğretimElemanı ve Memurları Disiplin Yönetmeliği'nin (Yönetmelik) 5. maddesinin (a)bendine göre kurumlarca belirtilen usul ve esasların yerine getirilmesindekayıtsızlık göstermek veya düzensiz davranmak disiplin suçunu işlediği sabitgörülmüştür. Başvurucunun uyarma cezası ile cezalandırılması gerektiği hâldeolumlu sicili dikkate alınmak suretiyle anılan Yönetmelik'in 16. maddesiuygulanarak cezai nitelikte olmamak üzere bu defaya mahsus uyarılmasına kararverilmiştir. Disiplin dışı davranışların devamı hâlinde başvurucu hakkındagerekli cezai işlemin yapılacağı kendisine bildirilmiştir.
9. Başvurucu, söz konusu işleme karşı Ankara 1. İdareMahkemesinde iptal davası açmıştır. İlk derece mahkemesi 14/3/2013 tarihindedavayı reddetmiştir.
10. Ret kararında, başvurucunun da aralarında olduğu on beşkişilik bir grubun Sendika adına açılan tanıtım masası ve el ilanları ileilgili olarak idareden izin almadığı ifade edilmiştir. Kararda, Sendikaüyelerinin 25/6/2001 tarihli ve 4688 sayılı Kamu Görevlileri Sendikaları veToplu Sözleşme Kanunu'nun 18. maddesine göre iş saatleri içinde sendika veyakonfederasyonların anılan Kanun'da belirtilen faaliyetlerine işverenin izni ilekatılabilecekleri, somut olayda izin alınmamış olması nedeniyle işlemin hukukauygun olduğu belirtilmiştir.
11. Başvurucunun itirazı üzerine Ankara Bölge İdare Mahkemesi (1.Kurul) 21/5/2014 tarihinde ilk derece mahkemesi kararını onamıştır. Karardüzeltme talebini ise Bölge İdare Mahkemesi 17/12/2014 tarihinde reddetmiştir.
12.Bu karar başvurucuya 19/1/2015 tarihinde tebliğ edilmiştir.
13.Başvurucu 18/2/2015 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
IV. İLGİLİ HUKUK
A. Ulusal Hukuk
14. Yönetmelik'in "Uyarmacezası" kenar başlıklı 5. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
"Uyarma cezasını gerektiren fiil ve haller şunlardır:
a - Verilen emir ve görevlerin tam ve zamanında yapılmasında, görevmahallinde kurumlarca belirlenen usul ve esasların yerine getirilmesinde,göreve ilgili resmi belge, araç ve gereçlerin korunması, kullanılması vebakımında kayıtsızlık göstermek veya düzensiz davranmak,
..."
15. Yönetmelik'in "İyihalin değerlendirilmesi" kenar başlıklı 16. maddesi şöyledir:
"Geçmiş hizmetleri sırasında çalışmalarıolumlu olan ve iyi veya çok iyi derecede sicil alan yönetici ve öğretimelemanları ile memurlar ve diğer personel için verilecek cezalarda bir derecehafif olanı uygulanabilir."
16. Danıştay Onikinci Dairesinin23/3/2016 tarihli ve E.2012/9161, K.2016/1578 sayılı kararının ilgili kısımlarışöyledir:
"Dava; davalı idare bünyesinde hukukmüşaviri olarak görev yapan davacı tarafından disiplin cezası olmaksızınuyarılması yolundaki ... işlemlerile ... uyarmacezasının ve ... inceleme raporunun iptali istemiyle açılmıştır.
İdare Mahkemesince, [davacının]… disiplin cezası olmaksızın yazılı olarak uyarılmasıise idarelerin iç işleyişine yönelik ceza niteliği olmayan yazışma niteliğindeolduğundan, tek başına hukuki sebepler doğuran, davacının durumunda değişiklikyapacak kesin ve yürütülebilir işlemler olmadığından esasının incelenme olanağıbulunmadığı[ndan]… davanın reddine karar verilmiştir.
(…)
Davacının tutum ve davranışlarında gereklidikkat ve özeni göstermesi gerektiği hususunun bildirilmesine ilişkin işlemler;her ne kadar kamu görevlilerinin disiplin cezaları dışında ve disiplin cezasıniteliği taşımayan bir biçimde yazılı olarak ikaz edilmelerine imkân tanıyanbir düzenleme bulunmaması nedeniyle disiplin cezası niteliği taşımasa da,davacının özlük dosyasında bulunan bu işlemin davalı idarenin davacı hakkındatakdir yetkisini kullanacağı çeşitli işlemlerde dikkate alınabilecek olmasıkarşısında, davacının hukuki durumunu etkileyebileceği ve bu nedenle de idaridavaya konu olacak kesin ve yürütülmesi zorunluişlemlerniteliğinde olduğu açıktır.
Bu durumda uyuşmazlığın esasının incelenerekbir karar verilmesi gerekirken, davacının tutum ve davranışlarında gereklidikkat ve özeni göstermesi gerektiği şeklinde yazılı olarak ikaz edilmesiişlemlerinden kaynaklanan uyuşmazlıklarda, idari davaya konu olabilecek kesinve yürütülmesi zorunlu bir idari işlem bulunmadığı gerekçesiyle davanın …incelenmeksizin reddinde hukuka uyarlık bulunmamaktadır."
B. Uluslararası Hukuk
17. 1/6/2010 tarihinde yürürlüğe giren 14 No.lu Protokol'ün 20. maddesiyleAvrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) 35. maddesine "önemli bir zarar görmemiş olma"kabul edilemezlik kriteri olarak eklenmiştir. Bu ilkeye göre Avrupa İnsanHakları Mahkemesi (AİHM), önüne gelen başvuruda başvurucunun önemli bir zararauğramadığını tespit ederse bu başvuruyu kabul edilemez bulabilecektir. Fakat bukriterin uygulanmasının hakkaniyete aykırı sonuçlar doğurmasını önleme amacınadönük iki koruyucu unsur kabul edilmiştir. Bu unsurlar, insan haklarına saygıilkesinin başvurunun esastan incelenmesini gerektirmesi ile davanın ulusal birmahkeme tarafından gereği gibi incelenmiş olmasıdır.
18. AİHM, bu yeni kriterin Sözleşme ve protokolleri ile güvencealtına alınan hakların Avrupa düzeyinde korunmasını sağlama yönündeki temelgörevine yoğunlaşması için oluşturulduğunu belirtmiştir (Stefanescu/Romanya (k.k.),B. No: 11774/04, 12/4/2011, § 35). De minimis non curatpraetor (Hâkim önemsiz ve küçük işlerleuğraşmaz.) ilkesinden doğan bu yeni kabul edilebilirlik şartı, bir hak ihlalininne denli gerçek olursa olsun uluslararası bir mahkeme tarafından incelenmeyigerektirecek asgari bir ağırlık düzeyine ulaşması gerektiği görüşüne dayanır (Korolev/Rusya (k.k.),B. No: 25551/05, 1/7/2010). Bu seviyenin değerlendirilmesinde ise ihlal edildiğiiddia edilen hakkın doğası, ihlal iddiasının ciddiyeti ve ihlalin başvurucununkişisel durumu üzerinde oluşturacağı olası sonuçlar gözönündebulundurulur (Giusti/İtalya, B. No: 13175/03, 18/10/2011, §34).
19. AİHM, bu kriteri uygularken başvurucunun önemli bir zarargörüp görmediğini, Sözleşme ve eki protokollerinde tanımlandığı şekliyle insanhaklarına saygı hususunun şikâyetin esası bakımından bir inceleme gerektiripgerektirmediğini, davanın ulusal mahkeme tarafından gereği gibi incelenip incelenmediğiniele almaktadır (Tayfun Görgün/Türkiye(k.k.), B. No: 42978/06, 16/9/2014).
20. Başvurucunun önemli bir zarar görüp görmediğinin tespitindekendi özel şartları içinde başvurucunun yaşadığı dezavantajın gözönünde bulundurulması gerekir. Bu noktada parasal tutarönemli olmakla birlikte her zaman tek ölçüt değildir. Ayrıca olayda başvurucuiçin önemli bir prensip meselesi söz konusu olabilir ancak bu durum AİHMaçısından başvurucunun önemli bir zarar gördüğü sonucuna varmak için yeterliolmayıp başvurucunun subjektif düşüncesinin objektifunsurlarla da haklılaştırılması gerekir (Korolev/Rusya).
21. Sözleşme ve protokollerinin güvence altına aldığı insanhaklarına saygının başvurunun esastan incelenmesini gerektirip gerektirmediğihususuyla ilgili olarak AİHM,başvurunun davalıdevletin Sözleşme kapsamındaki yükümlülüğünün netleştirilmesi veya davalıdevletin yapısal bir eksikliği gidermeye teşvik edilmesi ihtiyacının olduğudurumlar gibi Sözleşme gerekliliklerinin yerine getirilmesini etkileyen genelnitelikte bir konuyu gündeme getirdiği durumlarda başvurunun esastanincelenmesi gerekeceğini belirtmiştir (Zwinkels/Hollanda (k.k.), B. No: 16593/10,9/10/2012, § 28).
22.Bu kapsamda AİHM, söz konusu kriter getirilmeden önce deönüne gelmiş olan Sözleşme’yle ilgili hususlarda açıkve çokça uygulanmış olan bir içtihadın bulunması durumunda bu incelemeninyapılmasının gerekli olmadığına hükmettiğini (VanHouten/Hollanda (kayıttan düşürme), B. No:25149/03; CEDH 2005-IX ve Kavak/Türkiye (k.k.),B. No: 34719/04, 37472/05, 19/5/2009) hatırlatarak AİHM içtihatlarınıgenişletebilecek veya bunlara katkı sağlayabilecek nitelikte olmayanbaşvuruları incelemediğini belirtmektedir (TayfunGörgün/Türkiye).
23. Ayrıca AİHM'e göre önemli bir zarar görmemiş olma kabuledilebilirlik kriterinin Sözleşme kapsamında güvenceye alınan herhangi birhakka uygulanması kısıtlanmamıştır (Sylka/Polonya (k.k.), B. No: 19219/07, 3/6/2014).
V. İNCELEME VE GEREKÇE
24. Mahkemenin 6/3/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucunun İddiaları
25. Başvurucu; Sendika adına açılan tanıtım masasında dağıttığıel ilanları nedeniyle hakkında açılan disiplin soruşturması sonucunda cezainitelikte olmamak üzere bir defaya mahsus olmak şartıyla yazılı olarakuyarılmasına karar verildiğini, temelinde sendikal çalışmalar bulunan sözkonusu işlemin kendisine ve diğer Sendika üyelerine karşı gözdağı verme vekendilerini yıldırma amaçlı olduğunu belirterek örgütlenme özgürlüğünün vesendika hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
26. Başvurucu ayrıca kendisine uygulanan yaptırım özlükdosyasında yer alacağından bu yaptırımın ileride atama, yükselme ve göreve sonverme gibi işlemlerde dikkate alınacağını ve sendikal faaliyetlere katılımkonusunda caydırıcı nitelikte olduğunu iddia etmiştir.
B. Değerlendirme
27. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılanhukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifinikendisi takdir eder (Tahir Canan, B.No: 2012/969, 18/9/2013, § 16).
28. Anayasa Mahkemesi önceki kararlarında sendika kararı üzerineyapılan eylemler üzerine uygulanan disiplin cezalarında kişilerin sendikahakkına müdahalede bulunulduğunu kabul etmiş ve kişilerin mesleki çıkarlarınailişkin sendika kararları çerçevesinde yapılan eylemlerde sendika hakkınındevreye gireceğine karar vermiştir (TayfunCengiz, B. No: 2013/8463, 18/9/2014; Mehmet Çağdaş Serttaş, B. No: 2013/8516, 6/1/2015; Nihat Çan, B. No: 2013/8745, 6/1/2015; Ayşe Yılmaz, B. No: 2013/8805, 6/1/2015; Selma Baş, B. No: 2014/1946, 6/1/2015; Hayati Aktop ve diğerleri,B. No: 2014/4199, 10/6/2015; Selma DemirTaze, B. No: 2014/7668, 10/6/2015; AbidinAydın Tüfekçi, B. No: 2013/1315, 15/4/2015).
29. Somut olayda başvurucunun üniversitede araştırma görevlisiolarak görev yapmakta iken akademik ve idari personelle birlikte üyesi olduğuSendika adına tanıtım masası kurarak el ilanları dağıttığı anlaşılmaktadır.Başvurucu, başvuru formu ekinde Sendika üyesi olduğuna dair belge sunmuşolmakla birlikte eyleminin sendikal faaliyetle bir şekilde ilgili olduğunundeğerlendirilebilmesine imkân tanımak amacıyla ilgili Sendikanın bu konudakieylem kararını ya da en azından kendisinin üyesi olduğu Sendikanın işyeritemsilcisi veya yöneticisi olduğuna dair bir belgeyi ibraz etmemiştir.
30. Açıklanan nedenlerle başvurucunun iddialarının sendika hakkıkapsamında değil bir bütün olarak ifade özgürlüğü kapsamında incelenmesigerektiği değerlendirilmiştir.
31. Anayasa'nın 26. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
"Herkes,düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veyatoplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet resmî makamlarınmüdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini dekapsar...
Bu hürriyetlerin kullanılması,...kamu düzeni, ... amaçlarıyla sınırlanabilir. "
32. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa MahkemesininKuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un “Bireysel başvuruların kabul edilebilirlik şartları ve incelenmesi”kenar başlıklı 48. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:
"Mahkeme, Anayasanın uygulanması veyorumlanması veya temel hakların kapsamının ve sınırlarının belirlenmesiaçısından önem taşımayan ve başvurucunun önemli bir zarara uğramadığıbaşvurular ile açıkça dayanaktan yoksun başvuruların kabul edilemezliğine kararverebilir."
33. Başvurucu, tanıtım masası kurmak ve el ilanları dağıtmakeylemini idareden izin almaksızın gerçekleştirmiştir. Bunun üzerine idareilgili Yönetmelik'in 5. maddesine göre (bkz. § 14) başvurucunun fiilinin uyarmacezası gerektirdiğini tespit etmiş ancak başvurucunun olumlu sicile sahipolması nedeniyle aynı Yönetmelik'in 16. maddesi uyarınca (bkz. § 15) işlemyapmaya karar vermiştir. Başvurucunun fiiline karşılık gelen disiplin cezasıolan uyarma cezası en hafif ceza olduğundan ve 16. maddedeki düzenlemeye görebir alt cezanın uygulanması gerektiğinden idarece cezai nitelikte olmamak üzerebaşvurucunun uyarılmasına ve tekrarı hâlinde işlem yapılmasına kararverilmiştir.
34. Bir kamu görevlisinin herhangi bir fiil veya davranışındandolayı disiplin cezası niteliği taşımayan bir şekilde yazılı olarak ikazedilmesine ilişkin işlemlerin icrailik niteliğinihaiz olduğu değerlendirilerek idari davaya konu edilebileceği kabul edilmektedir(Ali Diren, B. No: 2015/13108,18/4/2018, §§ 43, 44). Dolayısıyla somut olayda başvurucunun yazılı olarak ikazedilmesiyle ifade özgürlüğüne yönelik bir müdahale bulunulduğu sonucunaulaşılmıştır.
35. Söz konusu müdahaleye ilişkin olarak somut olaydabaşvurucunun iddialarının kabul edilebilirlik kriterlerinden olan anayasal vekişisel önemden yoksun olma kriteri yönünden incelenmesi gerekir.
36. Anayasal ve kişisel önemden yoksun olma kriterine ilişkingenel ilkeler Anayasa Mahkemesi Genel Kurulunca tespit edilmiştir (K.V. [GK], B. No: 2014/2293, 1/12/2016, §§47-68).
37. Kanun’da anayasal ve kişisel önemden yoksun başvurularınkabul edilemez bulunabilmesi için iki koşul öngörülmüştür: Anayasal önem olarak adlandırılabilecekolan birinci koşul başvurunun Anayasa’nın uygulanması ve yorumlanması veyatemel hakların kapsamının ve sınırlarının belirlenmesi açısından önemtaşımaması, kişisel önem olarakadlandırılabilecek olan ikinci koşul ise başvurucunun önemli bir zararauğramamasıdır (K.V., § 57).
38. Birinci koşul olan anayasal önem kriteri iki ölçüttenoluşmaktadır. Birincisi, başvuru anayasa hukuku açısından ve temel haklarınsınırlarının belirlenmesi bakımından önem arz eden meselelere dair ise anayasalbakımdan önemlidir. Başvuru konusunun Anayasa yargısı aracılığıyla toplumungeneline, kamu gücünün eylem ve işlemlerine ve ülkedeki hukuk birikimineyapacağı katkı anayasal önemdir. Başvuru konusunun hangi haklarla ilgiliolduğu, başvurunun Anayasa’nın yorumlanmasına yapacağı katkı, genel yapısalsorunlara işaret edip etmediği dikkate alınmalıdır (K.V., § 61).
39. Anayasal önem kriterinin ikinci alt ölçütü ise anayasanın uygulanması ölçütüdür. Bu ölçütanayasaya saygı gösterilmesiyle doğrudan bağlantılıdır (K.V., § 64). Bu koşul sağlanmaz isezararın miktarının veya uyuşmazlığın anayasal ve temel haklar bağlamındakiilkesel boyutunun bir önemi olmayacaktır. Düşük zararlı bir müdahale veyailkesel olarak önem arz etmeyen bir mesele bile anayasaya saygı öylegerektiriyorsa esastan bir hükümle sona erdirilecektir. Başka bir deyişleAnayasa tarafından tanınan temel hakların ve özgürlüklerin korunmasındakiyarar, başvurucunun bireysel yararının ötesine geçtiği takdirde kabuledilemezlik kararı verilemeyecektir.
40. İkinci koşul ise kişisel önem kriteridir. Kişisel önem,başvuru konusunun başvurucu tarafından ne kadar önemsendiğinden bağımsızdır vebaşvurucunun kişisel koşulları ile sıkı bir ilişkisi vardır. Diğer bir ifadeylekişisel önem koşulu, başvurucunun önemli bir zarara uğramamış olmasını ifadeeder. Bu koşul, somut olayın başvurucunun kişisel durumu üzerindeki olumsuzetkisinin derecesiyle ilgilidir (K.V.,§§ 66, 67) .
41. Somut olayda ortaya çıkan kişisel zararın önemli olupolmadığını başvurucunun subjektif algısı belirlemez.Bu husus başvurucunun içinde bulunduğu koşullar da dâhil olmak üzere her olayınkendine özgü koşulları dikkate alınarak ve objektif verilerden hareket edilerekAnayasa Mahkemesi tarafından değerlendirilir (K.V.,§ 67). Her hâlde iddia edilen zararın başvurucununkişisel yaşamı üzerinde kayda değer bir etkisi olmalıdır. Söz konusu zararekonomik olarak belirlenebilir parasal bir meblağ olabileceği gibi maddiolmayan bir zarar da olabilir (K.V.,§ 68). Fakat her hâlde olası bir kabul edilemezlikkararının başvurucu açısından özellikle ağır sonuçlar meydana getirmesigerekir. Bununla birlikte başvurucu için sorunun yalnızca subjektiföneminin ağır bastığı başvurular kabul edilemez bulunacaktır.
42. Mevcut başvuruda başvurucu, izinsiz tanıtım masası açması veel ilanları dağıtması üzerine disiplin cezası niteliğinde olmayan ancak benzerdurumlarda ileride idarenin yaklaşımını etkileyebilecek yazılı ikazlauyarılmıştır. Olayın koşulları objektif şekilde incelendiğinde söz konusu yazılıikazın başvurucunun kişisel yaşamında ve kariyerinde disiplin cezalarıyla aynıderecede bir etki doğurduğu söylenemez. Başvurucu böyle bir etkinin doğduğunuve dolayısıyla kendisi açısından kişisel önemini gösterebilmiş de değildir.
43. Sonuç olarak başvurucu tarafından ileri sürülen hususlarıngenel bir soruna işaret etmediği, Anayasanın uygulanması ve yorumlanması veyatemel hakların kapsamının ve sınırlarının belirlenmesi açısından da önemtaşımadığı sonucuna varılmıştır. Ayrıca başvurucunun öne sürdüğü hususlar ilebaşvurunun koşulları da Anayasa Mahkemesinin başvurucunun önemli bir zararuğradığına karar vermesi açısından yeterli görülmemiştir.
44. Açıklanan gerekçelerle başvurununbu kısmının anayasal ve kişisel önemdenyoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesigerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. İfade özgürlüğünün ihlal edildiğine ilişkin iddianın anayasal ve kişisel önemden yoksun olması nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA6/3/2019 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.