TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
VATAN TULGAR BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2014/3457)
Karar Tarihi: 25/6/2015
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Alparslan ALTAN
Üyeler
:
Serdar ÖZGÜLDÜR
Celal Mümtaz AKINCI
Muammer TOPAL
M. Emin KUZ
Raportör Yrd.
:
Yusuf Enes KAYA
Başvurucu
:
Vatan TULGAR
Vekili
:
Av. Müşir DELİDUMAN
I. BAŞVURUNUNKONUSU
1. Başvuru, formül gerekçelerletutukluluğun devamına karar verildiği, tutukluluğun makul olmayan bir süredirdevam ettiği, adil bir yargılama yapılmadığı, makul olmayan bir sürediryargılamanın devam ettiği gerekçeleriyle adil yargılanma ile kişi özgürlüğü vegüvenliği haklarının ihlal edildiği iddiası hakkındadır.
II. BAŞVURUSÜRECİ
2. Başvuru, 13/3/2014 tarihindeAnayasa Mahkemesine doğrudan yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari yöndenyapılan ön incelemesi neticesinde, başvuruda Komisyona sunulmasına engel bireksikliğin bulunmadığı tespit edilmiştir.
3. İkinci Bölüm BirinciKomisyonunca 27/2/2015 tarihinde kabul edilebilirlik incelemesinin Bölümtarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.
4. Bölüm Başkanı tarafından7/5/2015 tarihinde, kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikteyapılmasına karar verilmiştir.
5. Başvurunun bir örneği görüş için Adalet Bakanlığınagönderilmiş, Adalet Bakanlığının 1/6/2015 tarihli yazısında, AnayasaMahkemesinin önceki kararlarına ve bu kapsamda sunulan görüşlerine atfen,başvuru hakkında görüş sunulmayacağı bildirilmiştir.
III. OLAY VEOLGULAR
A. Olaylar
6. Başvuru formu ve eklerindeifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir:
7. Başvurucu, suç işlemekamacıyla örgüt kurma, tefecilik yapma, yağma, kişiyi hürriyetinden yoksunbırakma ve tehdit suçlarından 22/12/2008 tarihinde gözaltına alınmış, Mersin 2.Sulh Ceza Mahkemesinin 26/12/2008 tarihli ve 2008/418 sorgu sayılı kararıylatutuklanmıştır.
8. Adana CumhuriyetBaşsavcılığınca düzenlenen iddianameyle başvurucu hakkında suç işlemek amacıylaörgüt kurma, tefecilik yapma, yağma, kişiyi hürriyetinden yoksun bırakma vetehdit suçlarından kamu davası açılmıştır.
9. Adana 7. Ağır CezaMahkemesinin 9/11/2012 tarihli ve E.2009/123, K.2012/177 sayılı kararıylabaşvurucunun atılı suçlardan mahkûmiyetine ve hükümle birlikte tutuklulukhalinin devamına karar verilmiştir.
10. Başvurucu, 7/3/2014 tarihlidilekçesiyle tutukluluk durumunun incelenmesi için dosya temyiz aşamasında ikenYargıtay 6. Ceza Dairesine tahliye talebiyle başvurmuştur. Başvuru formu veeklerinden Yargıtay 6. Ceza Dairesince bu talebin reddine karar verildiğianlaşılmıştır.
11. Başvurucu, 13/3/2014tarihinde Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.
12. Temyiz üzerine ilk derecemahkemesi kararı, Yargıtay 6. Ceza Dairesinin 8/5/2014 tarihli ve E.2013/30950, K.2014/9482 sayılı ilâmıyla bozulmuştur. Bozma kararı sonrasıdosya, Adana 7. Ağır Ceza Mahkemesinin 2014/243 sayılı esasına kaydedilmiştir.
13. Adana 7. Ağır CezaMahkemesinin 2/6/2014 tarihli ve E.2014/243, K.2014/171 sayılı yetkisizlikkararı üzerine dava, Mersin 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 2014/282 sayılı esasınakaydedilmiş olup yargılama halen devam etmektedir.
B. İlgiliHukuk
14. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 100.maddesi şöyledir:
“(1) Kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren olguların vebir tutuklama nedeninin bulunması halinde, şüpheli veya sanık hakkındatutuklama kararı verilebilir. İşin önemi, verilmesi beklenen ceza veya güvenliktedbiri ile ölçülü olmaması halinde, tutuklama kararı verilemez.
(2) Aşağıdaki hallerde bir tutuklama nedeni var sayılabilir:
a) Şüpheli veya sanığın kaçması, saklanması veya kaçacağışüphesini uyandıran somut olgular varsa.
b) Şüpheli veya sanığın davranışları;
1. Delilleri yok etme, gizleme veya değiştirme,
2. Tanık, mağdur veya başkaları üzerinde baskı yapılmasıgirişiminde bulunma,
Hususlarında kuvvetli şüphe oluşturuyorsa.
(3) Aşağıdaki suçların işlendiği hususunda kuvvetli şüphe sebeplerininvarlığı halinde, tutuklama nedeni var sayılabilir:
a) 26.9.2004 tarihli ve 5237 sayılı TürkCeza Kanununda yer alan;
…
9. Suç işlemek amacıyla örgüt kurma (iki, yedi ve sekizincifıkralar hariç, madde 220),
…
(4) Sadece adlî para cezasını gerektiren veya hapiscezasının üst sınırı iki yıldan fazla olmayan suçlarda tutuklama kararıverilemez.”
15. 26/9/2004 tarihli ve 5237sayılı Kanun’un 106. maddesi şöyledir:
“(1) Birbaşkasını, kendisinin veya yakınının hayatına, vücut veya cinseldokunulmazlığına yönelik bir saldırı gerçekleştireceğinden bahisle tehdit edenkişi, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Malvarlığıitibarıyla büyük bir zarara uğratacağından veya sair bir kötülük edeceğinden bahisletehditte ise, mağdurun şikayeti üzerine, altı ayakadar hapis veya adlî para cezasına hükmolunur.
(2) Tehdidin; a)Silahla, b) Kişinin kendisini tanınmayacak bir hale koyması suretiyle, imzasızmektupla veya özel işaretlerle, c) Birden fazla kişi tarafından birlikte, d)Var olan veya var sayılan suç örgütlerinin oluşturdukları korkutucu güçtenyararlanılarak, İşlenmesi halinde, fail hakkında iki yıldan beş yıla kadarhapis cezasına hükmolunur. (3) Tehdit amacıyla kasten öldürme, kasten yaralamaveya malvarlığına zarar verme suçunun işlenmesi halinde, ayrıca bu suçlardandolayı ceza verilir.”
16. 5237 sayılı Kanun’un 109. maddesinin (1) ve (2) numaralıfıkraları şöyledir:
“(1) Bir kimseyihukuka aykırı olarak bir yere gitmek veya bir yerde kalmak hürriyetinden yoksunbırakan kişiye, bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası verilir.
(2) Kişi, fiiliişlemek için veya işlediği sırada cebir, tehdit veya hile kullanırsa, ikiyıldan yedi yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.”
17. 5237 sayılı Kanun’un 149. maddesinin (1) numaralı fıkrasışöyledir:
“(1) Yağma suçunun;
a) Silahla,
b) Kişinin kendisinitanınmayacak bir hale koyması suretiyle,
c) Birden fazla kişitarafından birlikte,
d) (Değişik:18/6/2014-6545/64 md.) Yol kesmek suretiyle ya dakonutta, işyerinde veya bunların eklentilerinde,
e) Beden veya ruhbakımından kendisini savunamayacak durumda bulunan kişiye karşı,
f) Var olan veya varsayılan suç örgütlerinin oluşturdukları korkutucu güçten yararlanılarak,
g) Suç örgütüne yararsağlamak maksadıyla,
h) Gece vaktinde,İşlenmesi halinde,
failhakkında on yıldan onbeş yıla kadar hapis cezasınahükmolunur.”
18. 5237 sayılı Kanun’un 220.maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:
“ (1) Kanunun suç saydığı fiilleri işlemek amacıylaörgüt kuranlar veya yönetenler, örgütün yapısı, sahip bulunduğu üye sayısı ilearaç ve gereç bakımından amaç suçları işlemeye elverişli olması halinde, ikiyıldan altı yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Ancak, örgütün varlığıiçin üye sayısının en az üç kişi olması gerekir.”
IV. İNCELEME VEGEREKÇE
19. Mahkemenin 25/6/2015tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun 13/3/2014 tarihli ve 2014/3457numaralı bireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucununİddiaları
20. Başvurucu, delillerin bizzatsavcı tarafından toplanması gerekirken kolluk makamlarınca toplandığını,tahliye taleplerinin formül gerekçelerle reddedildiğini, tutukluğunun devamıkararlarında kendisinin ve müdafiinin görüşününalınmadığını, tutukluluğunun infaza dönüştüğünü, uzun süredir tutuklu olduğunu,yargılamanın makul olmayan bir süredir devam ettiğini, savunma yapması içingerekli kolaylıkların sağlanmadığını, tevsii tahkikat taleplerinin dikkatealınmadığını, iddia makamı ve kolluğun isnatlarına dayalı olarak hükümkurulduğunu, belirterek kişi özgürlüğü ve güvenliği ile adil yargılanmahaklarının ihlal edildiğini ileri sürmüş ve tahliye talebinde bulunmuştur.
B. Değerlendirme
1. Kabul Edilebilirlik Yönünden
a. Kişi Özgürlüğü ve Güvenliği Hakkınınİhlal Edildiği İddiası
21. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşuve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un“Bireysel başvuru usulü” kenar başlıklı 47.maddesinin (5) numaralı fıkrası şöyledir:
“Bireysel başvurunun, başvuru yollarının tüketildiğitarihten; başvuru yolu öngörülmemişse ihlalin öğrenildiği tarihten itibarenotuz gün içinde yapılması gerekir. …”.
22. Başvurucu, tutukluluğundevamına dair kararlarda somut bulguların yer almadığını, tahliye taleplerininformül gerekçelerle reddedildiğini, tutukluğununundevamı kararlarında kendisinin ve müdafiiningörüşünün alınmadığını, uzun süredir tutuklu olduğunu belirterek kişi özgürlüğüve güvenliği hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
23. Devam eden tutukluluğunhukuka aykırı olduğu iddiasıyla yapılan bireysel başvurularda şikâyetlerintemel amacı, tutukluluğun hukuka aykırı olduğunun ya da devamını haklı kılansebep veya sebeplerin bulunmadığının tespitidir. Bu tespit yapıldığı takdirde bunabağlı olarak ilgilinin tutukluluk halinin devamına gerekçe olarak gösterilenhukuki sebeplerin varlığı sona erecek ve böylece kişinin serbest kalmasınınyolu açılabilecektir. Dolayısıyla belirtilen nedenlerle ve serbest bırakılmayıtemin edebilecek bir karar alma amacıyla yapılacak bireysel başvuruların,olağan kanun yolları tüketilmek şartıyla, tutukluluk hali devam ettiği süreceyapılabilmesi mümkündür (Korcan Pulatsü, B.No:2012/726, 2/7/2013,§ 30).
24. Ancak başvurucu hakkında ilkderece mahkemesinde mahkûmiyet kararı verilmiş ise, bireysel başvuru açısındantalep hukuka aykırılığın tespiti ve tazminatla sınırlı kalacaktır. Dolayısıylabu tür ihlal iddiaları bakımından varsa başvuru yolları denendikten sonrabireysel başvuru yapılmalıdır (Korcan Pulatsü, § 31).
25. Kişi serbest bırakılmadan yargılandığı davada ilk derecemahkemesinin kararıyla mahkûm olmuşsa, mahkûmiyet tarihi itibarıyla tutuklulukhali sona erer. Çünkü bu durumda kişinin hukuki durumu “bir suç isnadına bağlı olarak tutuklu”olma kapsamından çıkmaktadır. Bireysel başvuru incelemesi açısından,tutuklamanın şartları ile mahkûmiyete hükmedilmesi arasındaki esaslı fark bunugerektirir. Zira mahkûmiyete karar verilmiş olmakla, isnat olunan suçunişlendiği, bundan failin sorumlu olduğunun sübuta erdiği kabul edilmekte ve bunedenle sanık hakkında hürriyeti bağlayıcı cezaya ve/veya para cezasınahükmedilmektedir. Mahkûmiyetle birlikte kişinin kuvvetli suç şüphesi ve birtutuklama nedenine bağlı olarak tutukluluk hali sona ermektedir. Bu açıdanmahkûmiyet kararının kesinleşmiş olması ayrıca gerekmez. Nitekim Avrupa İnsanHakları Mahkemesi (AİHM) ve Yargıtay, mahkûmiyet kararı sonrası tutulma halinitutukluluk olarak nitelendirmemektedir. AİHM, ilk derece mahkemesi kararıylamahkûm olan bir sanığın, söz konusu mahkûmiyet kararından sonraki tutulmasınıSözleşme’nin 5. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi hükmü uyarınca “mahkûmiyet sonrası tutma” olarakdeğerlendirmekte ve tutukluluk süresinin hesabında dikkate almamaktadır (Korcan Pulatsü, § 33).
26. “Bir suçisnadına bağlı olarak” tutuklulukta geçen sürenin başlangıcı, başvurucunun ilk kezyakalanıp gözaltına alındığı durumlarda bu tarih, doğrudan tutuklandığıdurumlarda ise tutuklama tarihidir. Sürenin sonu ise kural olarak kişininserbest bırakıldığı ya da ilk derece mahkemesince hüküm verildiği tarihtir (Murat Narman, B. No: 2012/1137, 2/7/2013,§ 66). Belirtilen tarihler arasında geçen süre esas alınarak “bir suç isnadına bağlı olarak” tutukluluktageçen sürenin makul olup olmadığı değerlendirmesi yapılacaktır.
27. Bu kapsamda “bir suç isnadına bağlı olarak tutuklu olma”durumunda, tutukluluk süresinin makul olmadığı iddiasıyla yapılacak bireyselbaşvurunun ilk derece yargılaması devam ederken tutukluluğun devamına kararverilen her aşamada başvuru yolları tüketildikten sonra ve serbest bırakılmadışında, nihayet bu durumun ortadan kalktığı mahkûmiyet kararından itibarensüresi içinde yapılması gerekir. AİHM de, mahkumiyetkararından itibaren altı ay içerisinde yapılmayan “bir suç isnadına bağlı” tutma kapsamındaki başvurununsüresinde olmadığını belirtmiştir (AtalayÖztürk / Türkiye (kk), B. No: 54890/09,7/1/2014, §§ 37-41).
28. Somut olayda başvurucu,isnat edilen suçlar nedeniyle 26/12/2008 tarihinde tutuklanmış ve Adana 7. AğırCeza Mahkemesinin 9/11/2012 tarihli kararıyla üzerine atılı suçlardan hapiscezası ile cezalandırılmasına ve hükümle birlikte tutukluluk halinin devamınakarar verilmiştir. Söz konusu karar başvurucuya tefhim edilmiştir.
29. Başvurucunun, isnat edilensuçlarla ilgili yargılama kapsamında ilk derece mahkemesince mahkûmiyetkararının verildiği tarihe kadar geçen sürede “birsuç isnadına bağlı olarak” özgürlüğünden yoksun bırakıldığı,mahkûmiyet kararından sonra geçen sürenin “mahkûmiyetsonrası tutma” kapsamında olduğu anlaşılmaktadır.
30. Hükümle birlikte verilentutukluluk halinin devamı kararına itiraz edildiğine ilişkin başvurucutarafından herhangi bir bilgi ve belge sunulmadığı tespit edilmiştir. Bubelirlemeler karşısında, “bir suç isnadınabağlı olarak” tutuklulukla ilgili şikayetleri içeren bireyselbaşvuruda, ilk derece mahkemesinin nihai kararını verdiği 9/11/2012 tarihindenitibaren otuz gün içinde başvuru yapılması gerekirken 13/3/2014 tarihindebaşvuru yapılması nedeniyle süre aşımı olduğu sonucuna varılmıştır. Bu noktadabaşvurucunun 7/3/2014 tarihli dilekçesiyle Yargıtay 6. Ceza Dairesine yaptığıtahliye talebinin başvuru süresi üzerinde bir etkisi olmayacaktır.
31. Açıklanan nedenlerle,başvuru yollarının tüketildiği tarihten itibaren otuz gün içinde yapılmayanbireysel başvurunun bu kısmının “süre aşımı”nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
b. Adil Yargılanma Hakkının İhlal Edildiği İddiası
i. Adil Bir Yargılama Yapılmadığı İddiası Yönünden
32. 6216 sayılı Kanun’un “Bireysel başvuru hakkı” kenar başlıklı 45.maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:
“İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmaliçin kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının tamamının bireyselbaşvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir.”
33. Anılanhükümler uyarınca bireysel başvuru yoluyla Anayasa Mahkemesine başvurabilmekiçin olağan kanun yollarının tüketilmiş olması gerekir. Temel hak ve özgürlükleresaygı, devletin tüm organlarının anayasal ödevi olup, bu ödevin ihmal edilmesinedeniyle ortaya çıkan hak ihlallerinin düzeltilmesi idari ve yargısalmakamların görevidir. Temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiği iddialarınınöncelikle derece mahkemeleri önünde ileri sürülmesi, bu makamlar tarafındandeğerlendirilmesi ve bir çözüme kavuşturulması esastır (Ayşe Zıraman ve CennetYeşilyurt, B. No: 2012/403, 26/3/2013, § 16).
34. Bu nedenleAnayasa Mahkemesine bireysel başvuru, iddia edilen hak ihlallerinin derecemahkemelerince düzeltilmemesi hâlinde başvurulabilecek ikincil nitelikte birkanun yoludur. Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği gereği AnayasaMahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek için öncelikle olağan kanunyollarının tüketilmesi zorunludur. Bu ilke uyarınca, başvurucunun AnayasaMahkemesi önüne getirdiği şikâyetini öncelikle ve süresinde yetkili idari veyargısal mercilere usulüne uygun olarak iletmesi, bu konuda sahip olduğu bilgive kanıtlarını zamanında bu makamlara sunması ve aynı zamanda bu süreçte davave başvurusunu takip etmek için gerekli özeni göstermiş olması gerekir (Ayşe Zıraman ve CennetYeşilyurt, § 17).
35. Başvurucu delillerin bizzat savcı tarafından toplanması gerekirken kollukmakamlarınca toplandığını, savunma yapması için gerekli kolaylıklarınsağlanmadığını, tevsii tahkikat taleplerinin dikkate alınmadığını, iddia makamıve kolluğun isnatlarına üstünlük tanınarak hüküm kurulduğunu belirterek adilyargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
36. Somut olayda başvurucuhakkındaki dosya, Mersin 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 2014/282 sayılı esasnumarasına kaydedilmiş olup yargılama halen devam etmektedir. Dolayısıyla buşikâyet bakımından olağan kanun yolları tüketilmemiştir.
37. Açıklanannedenlerle, kanunda öngörülmüş yargısal başvuru yollarının tamamı tüketilmedenbireysel başvuru yapıldığı anlaşıldığından başvurunun bu kısmının “başvuru yollarının tüketilmemiş olması”nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
ii. Makul SüredeYargılanma Hakkının İhlal Edildiği İddiası Yönünden
38. Başvuru formu ile eklerinin incelenmesi sonucunda,başvurucunun makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği şikâyetinin açıkçadayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesinigerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan bu şikayetinkabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
2. Esas Yönünden
39. Başvurucu suç işlemek amacıyla örgüt kurma, tefecilikyapma, yağma, kişiyi hürriyetinden yoksun bırakma ve tehdit suçlarından hakkında açılan kamu davasındamakul sürede yargılama yapılmadığını belirterek, adil yargılanma hakkının ihlaledildiğini ileri sürmüştür.
40. Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme)ortak koruma alanı dışında kalan bir hak ihlali iddiasını içeren başvurununkabul edilebilir olduğuna karar verilmesi mümkün olmayıp (B. No: 2012/1049,26/3/2013, § 18), Sözleşme metni ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarındanortaya çıkan ve adil yargılanma hakkının somut görünümleri olan alt ilke vehaklar, Anayasa’nın 36. maddesinde yer verilen adil yargılanma hakkının daunsurlarıdır. Anayasa Mahkemesi de Anayasa’nın 36. maddesi uyarınca incelemeyaptığı birçok kararında, ilgili hükmü Sözleşme’nin 6. maddesi ve AİHM içtihadıışığında yorumlamak suretiyle, Sözleşme’nin lafzi içeriğinde yer alan ve AİHMiçtihadıyla adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil edilen ilke ve haklara,Anayasa’nın 36. maddesi kapsamında yer vermektedir. Somut başvurunun dayanağınıoluşturan makul sürede yargılanma hakkı da yukarıda belirtilen ilkeler uyarıncaadil yargılanma hakkının kapsamına dâhil olup, ayrıca davaların en az giderleve mümkün olan süratle sonuçlandırılmasının yargının görevi olduğunu belirtenAnayasa’nın 141. maddesinin de Anayasa’nın bütünselliği ilkesi gereği, makulsürede yargılanma hakkının değerlendirilmesinde göz önünde bulundurulmasıgerektiği açıktır (Güher Ergun ve Diğerleri,B. No: 2012/13, 2/7/2013, §§ 38–39).
41. Davanın karmaşıklığı, yargılamanın kaç dereceli olduğu,tarafların ve ilgili makamların yargılama sürecindeki tutumu ve başvurucunundavanın hızla sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği gibi hususlar, birdavanın süresinin makul olup olmadığının tespitinde göz önünde bulundurulmasıgereken kriterlerdir (Güher Ergun veDiğerleri, §§ 41–45).
42. Anayasa’nın 36. ve Sözleşme’nin 6. maddesi uyarıncakişilere, cezai alanda yöneltilen suçlamaların da (suç isnadı) makul süredekarara bağlanmasını isteme hakkı tanınmıştır. İsnat olunan fiil, cezakanunlarında suç olarak nitelendirilmiş ve yargılama aşamasında ceza hukukununkuralları uygulanmış ise ayrıca bir uygulanabilirlik incelemesi yapılmaksızınkendiliğinden adil yargılanma hakkının kapsamına girer (B. No: 2013/625,9/1/2014, § 31). Başvuru konusu olayda, başvurucu hakkında, suç işlemekamacıyla örgüt kurma, tefecilik yapma, yağma, kişiyi hürriyetinden yoksunbırakma ve tehdit suçlarını işlediği iddiasıyla soruşturma başlatılmıştır.Başvurucu hakkında isnat olunan suçlar 5237 sayılı Kanun’un 220. maddesinin (1)numaralı fıkrasında, 106. maddesinin (2) numaralı fıkrasının (d) bendinde, 109.maddesinin (2) numaralı fıkrasında, 149. maddesinin (1) numaralı fıkrasının(a), (c), (f), (g), (h), bentlerinde hapis cezasını gerektirir şekildetanımlanmıştır. Bu çerçevede başvurucu hakkındaki suç isnadına dayalıyargılamanın Anayasa’nın 36. maddesi güvencesi kapsamına girdiği konusundakuşku bulunmamaktadır (B.E.,B. No: 2012/625, 9/1/2014,§ 32).
43. Ceza muhakemesinde yargılama süresinin makul olupolmadığı değerlendirilirken sürenin başlangıcı, bir kişiye suç işlediğiiddiasının yetkili makamlar tarafından bildirilmesi veya isnattan ilk olaraketkilendiği arama ve gözaltı gibi bir takımtedbirlerin uygulanması anıdır. Somut başvuru açısından bu tarih, başvurucunungözaltına alındığı 22/12/2008 tarihidir.
44. Başvuruya konu yargılamasürecinin incelenmesinde, Adana Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturmakapsamında, 22/12/2008 tarihinde gözaltına alınarak 26/12/2008 tarihindetutuklanan başvurucu hakkında, Başsavcılığın 26/5/2009 tarihli iddianamesi ilesuç işlemek amacıyla örgüt kurma, tefecilik yapma, yağma, kişiyi hürriyetindenyoksun bırakma ve tehdit suçlarını işlediği iddiasıyla kamu davası açıldığı,Adana 7. Ağır Ceza Mahkemesince, başvurucunun savunmasının alındığı,müştekilerin dinlendiği, toplanan deliller değerlendirilerek 9/11/2012 tarihlikarar ile hapis ve adli para cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği, Başvurucununtemyizi üzerine, Yargıtay 6. Ceza Dairesinin 8/5/2014 tarihli ilamıyla hükmünbozulmasına karar verildiği belirlenmiştir. Bozma kararı sonrası dosya, Adana7. Ağır Ceza Mahkemesinin 2014/243 sayılı esasına kaydedilmiştir. Adana 7. AğırCeza Mahkemesinin yetkisizlik kararı üzerine dosya, Mersin 1. Ağır CezaMahkemesinin 2014/282 sayılı esasına kaydedilmiş olup yargılama halen devametmektedir.
45. 5271 sayılı Kanun’un öngördüğü yargılama usullerine tabimahkemeler nezdindeki yargılamaların makul sürede tamamlanmadığı yönündekiiddialar daha önce bireysel başvuru konusu yapılmış ve Anayasa Mahkemesitarafından makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği yönünde kararlarverilmiştir (B.E.,B.No: 2012/625, 9/1/2014, §§ 23-41; ErsinCeyhan, B. No: 2013/695, 9/1/2014, §§ 24-40).
46. Başvuruya konu davanın mahiyeti nedeniyle icrası gerekenusul işlemlerinin niteliği başvuruya konu yargılamanın karmaşık olduğunu ortayakoymakla birlikte, davaya bütün olarak bakıldığında, somut başvuru açısındanfarklı bir karar verilmesini gerektirecek bir yön bulunmadığı ve yaklaşık yediyıldır devam eden yargılama sürecinde makul olmayan bir gecikmenin olduğusonucuna varılmıştır.
47. Açıklanan nedenlerle,başvurucunun Anayasanın 36. maddesinde güvence altına alınan makul süredeyargılanma hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
3. 6216 SayılıKanun’un 50. Maddesi Yönünden
48. 6216 sayılı Kanun’un 50.maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir:
“(1) Esasinceleme sonunda, başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğinekarar verilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadankaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir…
(2) Tespitedilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarınıortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeyegönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerdebaşvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılmasıyolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, AnayasaMahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadankaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”
45. Başvuruda, Anayasa’nın 36.maddesinin ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.
46. Başvurucu, herhangi bir tazminattalebinde bulunmamıştır.
47. Başvurucu tarafından yapılan vedosyadaki belgeler uyarınca tespit edilen 206,10 TL harç ve 1.500,00 TL vekâletücretinden oluşan toplam 1.706,10 TL yargılama giderinin başvurucuya ödenmesinekarar verilmesi gerekir.
48. Kararın bir örneğinin ilgilimahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanangerekçelerle;
Başvurucunun,
A. Kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkının ihlal edildiği yönündekişikâyetinin “süre aşımı” nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
B. Adil bir yargılama yapılmadığı yönündeki şikâyetinin “başvuru yollarının tüketilmemesi” nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
C. 1. Makul süredeyargılanma hakkının ihlal edildiği yönündeki iddiasının KABUL EDİLEBİLİROLDUĞUNA
2.Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede yargılanmahakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
D. Başvurucu tarafından yapılan 206,10 TL harç ve 1.500,00 TLvekâlet ücretinden oluşan toplam 1.706,10 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYAÖDENMESİNE,
E. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun MaliyeBakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına; ödemedegecikme olması halinde, bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadargeçen süre için yasal faiz uygulanmasına,
F. Kararın bir örneğinin Mersin 1. Ağır Ceza Mahkemesinegönderilmesine
25/6/2015 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.