TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
VECHETTİN YAKUT BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2014/9943)
Karar Tarihi: 22/6/2015
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Alparslan ALTAN
Üyeler
:
Serdar ÖZGÜLDÜR
Celal Mümtaz AKINCI
Muammer TOPAL
M. Emin KUZ
Raportör Yrd.
:
Gökçe GÜLTEKİN
Başvurucu
:
Vechettin YAKUT
Vekili
:
Av. Hüseyin AKÇARA
I. BAŞVURUNUNKONUSU
1. Başvurucu, 24/11/1994 tarihve 4046 sayılı Özelleştirme Uygulamaları Hakkında Kanun’un 22. maddesikapsamında şahsa bağlı hak uygulamasından yararlandırılma talebiyle idareyeyaptığı başvurunun reddedilmesi üzerine 22/9/2005 tarihinde Diyarbakır 1. İdareMahkemesinde açtığı iptal ve tam yargı davasının reddedildiğini ve yargılamanınmakul sürede sonuçlanmadığını belirterek, mülkiyet ve adil yargılanmahaklarının ihlal edildiğini ileri sürmüş ve tazminat talep etmiştir.
II. BAŞVURUSÜRECİ
2. Başvuru, 13/6/2014 tarihindeBatman İdare Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. İdari yönden yapılan ön incelemede başvurunun Komisyonasunulmasına engel bir durumunun bulunmadığı tespit edilmiştir.
3. İkinci Bölüm İkinciKomisyonunca 12/12/2014 tarihinde, kabul edilebilirlik incelemesi Bölümtarafından yapılmak üzere dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.
4. Bölüm Başkanı tarafından9/1/2015 tarihinde, kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikteyapılmasına karar verilmiştir.
5. Başvuru konusu olay veolgular ile başvurunun bir örneği görüş için Adalet Bakanlığına gönderilmiştir.Adalet Bakanlığının 11/2/2015 tarihli yazısında, Anayasa Mahkemesinin öncekikararlarına ve bu kapsamda sunulan görüşlerine atfen,başvuru hakkında görüş sunulmayacağı bildirilmiştir.
III. OLAY VEOLGULAR
A. Olaylar
6. Başvuru formu ve ekleri ilebaşvuruya konu yargılama dosyası içeriğinden tespit edilen ilgili olaylarözetle şöyledir:
7. Başvurucu, Petrol OfisiBatman Bölge Müdürlüğünde sözleşmeli olarak müdür yardımcılığı göreviniyürütmekte iken 4046 sayılı Kanun’un 22. maddesi kapsamında 23/10/2000tarihinde Batman Köy Hizmetleri İl Müdürlüğüne atanmıştır.
8. Başvurucu, 4046 sayılıKanun’un 22. maddesi uyarınca, 22/1/1990 tarih ve 399 sayılı Kamu İktisadiTeşebbüsleri Personel Rejiminin Düzenlenmesi ve 233 sayılı Kanun HükmündeKararnamenin Bazı Maddelerinin Yürürlükten Kaldırılmasına Dair Kanun HükmündeKararname Eki 1 Sayılı Cetvel’de yer alan görevlerdeiken anılan Kanun gereğince başka kurumlara atananlara tanınan "şahsa bağlı hak" uygulamasındanyararlandırılması talebiyle 1/8/2005 tarihinde idareye yaptığı başvurununreddedilmesi üzerine 22/9/2005 tarihinde Diyarbakır 1. İdare Mahkemesinde,hakkında tesis edilen atama işlemi nedeniyle maaşının dondurulmasına ilişkinidari işlemin iptalini ve uğradığı parasal kayıpların giderilmesini talepetmiştir.
9. Mahkemenin 14/6/2007 tarihlive E.2005/584, K.2007/827 sayılı kararıyla başvurucu hakkında tesis edilen23/10/2000 tarihli atama işleminin öğrenildiği 15/1/2001 tarihinden itibarenaltmış gün içinde davanın açılması gerektiği belirtilerek süre aşımı nedeniyledava reddedilmiştir.
10. Temyiz üzerine, DanıştayBeşinci Dairesinin 30/6/2008 tarihli ve E.2007/6388, K.2008/4040 sayılıilâmıyla; başvurucunun idareye müracaat ettiği tarih itibarıyla davanınsüresinde açılan kısmı yönünden işin esasına girilerek karar verilmesigerekirken, davanın tamamının süre aşımı yönünden reddedilmesinde isabetbulunmadığı gerekçesiyle ilk Derece Mahkemesinin kararı bozulmuştur.
11. Mahkemece bozma kararınauyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda, 21/5/2010 tarihli ve E.2008/2294,K.2010/920 sayılı kararla davanın reddine karar verilmiştir. Mahkeme kararınınilgili kısmı şöyledir:
" ...Mahkememizce yapılan ara kararları üzerine gerek Devlet Personel Başkanlığıgerekse davacının eski kurumu olan Petrol Ofisi A.Ş. tarafından sunulan cevapdilekçesi ve ekli belgelerden; davacının eski görevi olan 'Bölge MüdürYardımcılığı' görevinin 399 sayılı KHK eki 1 sayılı cetvele tabi olmayıpdavacının 22/5/2003 tarih ve 1475 sayılı İş Kanunu'na tabi kapsam dışı personelolarak görev yapmakta iken nakle tabi tutulduğu anlaşılmıştır. Bu durumda, 4046sayılı Kanun gereğince atanmadan önceki görevinin 399 sayılı KHK eki 1 sayılıcetvele tabi bir görevde olmadığı anlaşılan davacının şahsa bağlı hakuygulamasından yararlandırılmamasında hukuka aykırılık bulunmamaktadır."
12. Temyiz üzerine, DanıştayBeşinci Dairesinin 7/5/2012 tarihli ve E.2011/144, K.2012/2969 sayılı ilâmıylahüküm onanmıştır.
13. Başvurucunun karar düzeltmetalebi, aynı Dairenin, 3/4/2014 tarihli ve E.2013/4465, K.2014/2762 sayılıilâmıyla reddedilmiştir.
14. Karar, başvurucuya 14/5/2014tarihinde tebliğ edilmiştir.
15. Başvurucu, 13/6/2014tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
B. İlgiliHukuk
16. 6/1/1982 tarihli ve 2577sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 1. maddesinin (2) numaralı fıkrası, 14.maddesinin (3) ve (4) numaralı fıkraları, 20. maddesinin (5) numaralı fıkrası,27. maddesi, 49. maddesinin (3) numaralı fıkrası ile 60. maddesi,
17. 4046 sayılı Kanun’un 22.maddesinin altıncı fıkrası şöyledir:
“399 sayılı Kanun HükmündeKararnameye ekli (1) sayılı cetvelde belirtilen kadrolarda görev yapmakta ikennakle tâbi tutulan personelin (bu Kanuna göre anonim şirket halinde birleştirilenkuruluşlardaki personel dâhil), Devlet Personel Başkanlığına bildirildikleritarihteki kadrolarına ilişkin olarak bildirim tarihi itibarıyla almaktaoldukları aylık, ek gösterge, zam, özel hizmet tazminatı, makam tazminatı,temsil tazminatı, görev tazminatı bir bütün olarak, göreve başladıkları tarihiizleyen aybaşından geçerli olmak üzere üç yıl süre ile saklı tutulur ve şahsabağlı haktan yararlanılan süreler 5434 sayılı Kanun’un ek 68 inci ve ek 73 üncümaddelerinde belirtilen sürelerin hesabında (daha önce nakledilenler dâhil)dikkate alınır. İlgililerin yeni kadrolarına atandıkları tarihten önce, eskikadroları için mevcut olan ve saklı haklar kapsamında bulunan gösterge, puan,oran ve katsayı artışları şahsa bağlı haklarda artış sayılır. Ancak eski kadroiçin bu tarihten sonra ihdas edilmiş hiçbir malî ve sosyal hak ve yardım ilesair ödemeler şahsa bağlı hak kapsamında değerlendirilmez. Atanılankadrodaki derece yükselmeleri veya kademe ilerlemeleri, aylık gösterge ve ekgösterge dışındaki ödemelerde, şahsa bağlı olarak saklı tutulan haklarınödendiği eski kadronun derecelerinin yükseltilmesi veya kademelerininilerletilmesi sonucunu doğurmaz. Bu personelin (bu Kanuna göre anonim şirkethalinde birleştirilen kuruluşlardaki personel dâhil), Devlet PersonelBaşkanlığına bildirildikleri tarihteki kadrolarına ilişkin olarak bildirimtarihi itibarıyla almakta oldukları aylık, ek gösterge, ikramiye, her türlü zamve tazminatları (ek tazminat ve bankacılık tazminatı dâhil), makam tazminatı,temsil tazminatı, görev tazminatı, ücret (fazla mesai ücreti hariç), ek ücret,ek ödeme ve benzeri adlarla yapılan ödemelerin toplam net tutarının (bu tutarsabit bir değer olarak esas alınır); nakledildiği kurum ve kuruluş tarafındanşahsa bağlı hak olarak ödenen aylık, ek gösterge, zam, özel hizmet tazminatı,makam tazminatı, temsil tazminatı, görev tazminatı ödemeleri ile şahsa bağlıhak dışında yapılan ikramiye, ücret, ek ücret, ek ödeme, ek tazminat, teşviködemesi, döner sermaye payı ve benzeri adlarla yapılan her türlü ödemelerin(fazla mesai ücreti, fiilen yapılan ders karşılığı ödenen ek ders ücreti hariç)toplam net tutarından fazla olması hâlinde aradaki fark tutarı, herhangi birvergi ve kesintiye tâbi tutulmaksızın fark kapanıncaya kadar ayrıca tazminatolarak ödenir. Atandıkları kurumdaki kadro unvanı veya pozisyonlarında isteğebağlı olarak herhangi bir değişiklik olanlarla, başka kurumlara geçenlere şahsabağlı hak uygulaması ile fark tazminatı ödenmesine son verilir.”
IV. İNCELEME VEGEREKÇE
18. Mahkemenin 22/6/2015tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun 23/6/2014 tarih ve 2014/9943numaralı bireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucununİddiaları
19. Başvurucu, 4046 sayılıKanun’un 22. maddesi kapsamında şahsa bağlı hak uygulamasından yararlandırılmatalebiyle idareye yaptığı 1/8/2005 tarihli başvurunun reddedilmesi üzerinehakkında tesis edilen atama işlemi sonucunda maaşının dondurulmasına ilişkinidari işlemin iptali ve uğradığı parasal kayıpların giderilmesi istemiyle22/9/2005 tarihinde Diyarbakır 1. İdare Mahkemesinde açtığı iptal ve tam yargıdavasının 399 sayılı KHK Eki 1 Sayılı Cetvel’e dâhilunvanlar arasında bölge müdür yardımcısı unvanının bulunmadığı gerekçegösterilerek reddedildiğini, ancak bölge müdür yardımcısı unvanının bahsi geçenKHK Eki 1 Sayılı Cetvel’de yer aldığını, bu nedenleverilen kararın hukuka aykırı olduğunu, parasal kayıplarının giderilmediğini veyargılamanın makul sürede sonuçlanmadığını belirterek, mülkiyet ve adilyargılanma haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
B. Değerlendirme
20. Başvuru formu ve ekleriincelendiğinde, başvurucunun, 4046 sayılı Kanun’un 22. maddesi kapsamında şahsabağlı hak uygulamasından yararlandırılma talebiyle İdareye yaptığı 1/8/2005tarihli başvurunun reddedilmesi üzerine 22/9/2005 tarihinde Diyarbakır 1. İdareMahkemesinde açtığı iptal ve tam yargı davasının reddedildiğini belirterek,mülkiyet ve adil yargılanma haklarının ihlal edildiğini ileri sürdüğüanlaşılmıştır. Anayasa Mahkemesi, başvurucunun ihlal iddialarına ilişkinnitelendirmesi ile bağlı olmayıp hukuki nitelendirmeyi kendisi yapar.Başvurucunun anılan ihlal iddiaları yargılamanın sonucunun adil olmadığınailişkin olduğundan, bu iddiaların tamamı adil yargılanma hakkının ihlali iddiasıkapsamında nitelendirilmiştir. Başvurucunun, makul sürede yargılama yapılmadığıyönündeki iddiası ise ayrıca incelenmiştir.
1. Kabul Edilebilirlik Yönünden
a. Yargılamanın Sonucu İtibarıyla Adil Olmadığı İddiası
21. Anayasa’nın 148. maddesinindördüncü fıkrası şöyledir:
“Bireysel başvuruda, kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlardainceleme yapılamaz.”
22. 30/3/2011 tarihli ve 6216sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un48. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:
“Mahkeme, … açıkça dayanaktan yoksun başvuruların kabul edilemezliğinekarar verebilir.”
23. 6216 sayılı Kanun’un 48.maddesinin (2) numaralı fıkrasında açıkça dayanaktan yoksun başvurularınMahkemece kabul edilemezliğine karar verilebileceği belirtilmiştir. Anayasa’nın148. maddesinin dördüncü fıkrasında ise açıkça dayanaktan yoksun başvurularkapsamında değerlendirilen kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkinşikâyetlerin bireysel başvuruda incelenemeyeceği kurala bağlanmıştır.
24. Anılan kurallar uyarınca,ilke olarak derece mahkemeleri önünde dava konusu yapılmış maddi olay veolguların kanıtlanması, delillerin değerlendirilmesi, hukuk kurallarınınyorumlanması ve uygulanması ile derece mahkemelerince uyuşmazlıkla ilgilivarılan sonucun esas yönünden adil olup olmaması bireysel başvuru incelemesinekonu olamaz. Bunun tek istisnası, derece mahkemelerinin tespit ve sonuçlarınınadaleti ve sağduyuyu hiçe sayan tarzda açık bir takdir hatası içermesi ve budurumun kendiliğinden bireysel başvuru kapsamındaki hak ve özgürlükleri ihlaletmiş olmasıdır. Bu çerçevede, kanun yolu şikâyeti niteliğindeki başvurularaçıkça keyfilik bulunmadıkça Anayasa Mahkemesince incelenemez (B. No:2012/1027, 12/2/2013, § 26).
25. Başvuru konusu olayda,başvurucu, 4046 sayılı Kanun’un 22. maddesi kapsamında şahsa bağlı hakuygulamasından yararlandırılma talebiyle İdareye yaptığı 1/8/2005 tarihlibaşvurunun reddedilmesi üzerine hakkında tesis edilen atama işlemi sonucundamaaşının dondurulmasına ilişkin idari işlemin iptali ve uğradığı parasalkayıpların giderilmesi istemiyle 22/9/2005 tarihinde Diyarbakır 1. İdareMahkemesinde iptal ve tam yargı davası açmıştır.
26. Başvurucu, açtığı davanın, 399sayılı KHK Eki 1 Sayılı Cetvel’e dâhil unvanlararasında bölge müdür yardımcısı unvanının bulunmadığı gerekçe gösterilerekreddedildiğini, ancak bölge müdür yardımcısı unvanının bahsi geçen KHK Eki 1Sayılı Cetvel’de yer aldığını, bu nedenle verilenkararın hukuka aykırı olduğunu, parasal kayıplarının giderilmediğini belirterek,adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
27. Diyarbakır 1. İdareMahkemesinin 14/6/2007 tarihli kararıyla başvurucu hakkında tesis edilen23/10/2000 tarihli atama işleminin öğrenildiği 15/1/2001 tarihinden itibarenaltmış gün içinde davanın açılması gerektiği belirtilerek süre aşımı nedeniyledavanın reddedildiği, temyiz incelemesi sonucunda Danıştay Beşinci Dairesinin30/6/2008 ilâmıyla; başvurucunun idareye müracaat ettiği tarih itibarıyladavanın süresinde açılan kısmı yönünden işin esasına girilerek karar verilmesigerektiği, davanın tamamının süre aşımı yönünden reddedilmesinde isabetbulunmadığı belirtilerek İlk Derece Mahkemesi kararının bozulduğu, Mahkemecebozmaya uyularak yapılan yargılama sonunda 21/5/2010 tarihli kararla;başvurucunun eski görevi olan Bölge Müdür Yardımcılığı görevinin 399 sayılı KHKEki 1 Sayılı Cetvel’e tabi olmadığı, başvurucunun1475 sayılı Kanun'a tabi kapsam dışı personel olarak görev yapmakta iken nakletabi tutulduğu, 4046 sayılı Kanun gereğince atanmadan önceki görevinin 399sayılı KHK eki 1 Sayılı Cetvel’e tabi bir görevdeolmadığı gerekçesiyle şahsa bağlı hak uygulamasından yararlandırılmamasındahukuka aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddedildiği, kararın temyiziüzerine Danıştay Beşinci Dairesinin 7/5/2012 ilâmıyla hükmün onandığı, karardüzeltme isteminin aynı Dairenin 3/4/2014 tarihli ilâmıyla reddedildiğianlaşılmıştır.
28. Mahkemenin gerekçesi vebaşvurucunun iddiaları incelendiğinde, iddiaların özünün Derece Mahkemesitarafından delillerin değerlendirilmesinde ve hukuk kurallarınınyorumlanmasında isabet olmadığına ve esas itibarıyla yargılamanın sonucunailişkin olduğu anlaşılmaktadır.
29. Başvurucu, yargılamasürecinde karşı tarafın sunduğu deliller ve görüşlerden bilgi sahibiolamadığına, kendi delillerini ve iddialarını sunma olanağı bulamadığına, karşıtarafça sunulan delillere ve iddialara etkili bir şekilde itiraz etme fırsatıbulamadığına ya da uyuşmazlığın çözüme kavuşturulmasıyla ilgili iddialarınınDerece Mahkemesi tarafından dinlenmediğine ilişkin bir bilgi ya da kanıtsunmadığı gibi Mahkemenin kararında bariz takdir hatası veya açık keyfilikoluşturan herhangi bir durum da tespit edilememiştir.
30. Açıklanan nedenlerle,başvurucu tarafından ileri sürülen iddiaların kanun yolu şikâyeti niteliğinde olduğu,Derece Mahkemesi kararlarının bariz takdir hatası veya açık keyfilik deiçermediği anlaşıldığından, başvurunun bu kısmının, diğer kabul edilebilirlikkoşulları yönünden incelenmeksizin “açıkçadayanaktan yoksun olması” nedeniyle kabul edilemez olduğuna kararverilmesi gerekir.
b. Yargılamanın Süresinin Makul Olmadığıİddiası
31. Başvuru formu ile eklerininincelenmesi sonucunda, açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabuledilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığıanlaşılan başvurunun bu kısmının kabul edilebilir olduğuna karar verilmesigerekir.
2. Esas Yönünden
32. Başvurucu, 4046 sayılıKanun’un 22. maddesi kapsamında şahsa bağlı hak uygulamasından yararlandırılmatalebiyle İdareye yaptığı 1/8/2005 tarihli başvurunun reddedilmesi üzerine22/9/2005 tarihinde Diyarbakır 1. İdare Mahkemesinde açtığı iptal ve tam yargıdavasında yargılamanın makul sürede sonuçlanmadığını belirterek, Anayasa’nın36. maddesinde tanımlanan adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini iddiaetmiştir.
33. Anayasa ve Avrupa İnsanHakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) ortak koruma alanı dışında kalan bir hakihlali iddiasını içeren başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesimümkün olmayıp (B. No: 2012/1049, 26/3/2013, § 18), Sözleşme metni ile Avrupaİnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarından ortaya çıkan ve adil yargılanmahakkının somut görünümleri olan alt ilke ve haklar, Anayasa’nın 36. maddesindeyer verilen adil yargılanma hakkının da unsurlarıdır. Anayasa Mahkemesi deAnayasa’nın 36. maddesi uyarınca inceleme yaptığı bir çokkararında, ilgili hükmü Sözleşme’nin 6. maddesi ve AİHM içtihadı ışığındayorumlamak suretiyle, Sözleşme’nin lafzi içeriğinde yer alan ve AİHMiçtihadıyla adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil edilen ilke ve haklara,Anayasa’nın 36. maddesi kapsamında yer vermektedir. Somut başvurunun dayanağınıoluşturan makul sürede yargılanma hakkı da yukarıda belirtilen ilkeler uyarıncaadil yargılanma hakkının kapsamına dâhil olup, ayrıca davaların en az giderleve mümkün olan süratle sonuçlandırılmasının yargının görevi olduğunu belirtenAnayasa’nın 141. maddesinin de Anayasa’nın bütünselliği ilkesi gereği, makulsürede yargılanma hakkının değerlendirilmesinde göz önünde bulundurulmasıgerektiği açıktır (B. No: 2012/13, 2/7/2013, §§ 38–39).
34. Davanın karmaşıklığı,yargılamanın kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılamasürecindeki tutumu ve başvurucunun davanın hızla sonuçlandırılmasındakimenfaatinin niteliği gibi hususlar, bir davanın süresinin makul olupolmadığının tespitinde göz önünde bulundurulması gereken kriterlerdir (B. No:2012/13, 2/7/2013, §§ 41–45).
35. Anayasa’nın 36. maddesi veSözleşme’nin 6. maddesi uyarınca, medeni hak ve yükümlülüklere ilişkinuyuşmazlıkların makul sürede karara bağlanması gerekir. Hukuk sisteminde yeralan mevzuat hükümleri gereğince “kamuhukuku” alanına dâhil olan, ancak sonucu itibarıyla özel niteliktekihaklar ve yükümlülükler üzerinde belirleyici olan uyuşmazlıkları konu alandavalar da, Anayasa’nın 36. maddesi ve Sözleşme’nin 6.maddesinin koruması kapsamına girmektedir. Bu anlamda, belirtilendüzenlemelerde yer verilen güvenceler, başvurucunun haklarına zarar verdiğiiddia edilen idari bir kararın iptali talebiyle açılan davalara da uygulanacaktır.Başvuruya konu davanın, 4046 sayılı Kanun’un 22. maddesi kapsamında şahsa bağlıhak uygulamasından yararlandırılma talebiyle idareye yapılan 1/8/2005 tarihlibaşvurunun reddedilmesi üzerine başvurucu hakkında tesis edilen atama işlemisonucunda maaşın dondurulmasına ilişkin idari işlemin iptali ve uğranılanparasal kayıpların giderilmesi istemini konu alan bir uyuşmazlık olduğugörülmekle, somut yargılama faaliyetinin, medeni hak ve yükümlülüklere ilişkinbir yargılama olduğunda kuşku yoktur (B. No: 2012/1198, 7/11/2013, § 44).
36. Medeni hak veyükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara ilişkin makul süre değerlendirmesinde,sürenin başlangıcı kural olarak, uyuşmazlığı karara bağlayacak yargılamasürecinin işletilmeye başlandığı, başka bir deyişle davanın ikame edildiğitarihtir. Ancak idari yargıda dava açılabilmesi için öncelikle idari makamlarabaşvurulmasının zorunlu olduğu durumlar ile idari davaya konu olabilecek birişlem veya eylemin yapılmasını sağlamak amacıyla idari makamlara yapılan başvurularüzerine açılan davalar bakımından sürenin başlangıcı idareye başvuru tarihiolup, somut başvuru açısından bu tarih, 1/8/2005 tarihidir.
37. Sürenin bitiş tarihi ise,çoğu zaman icra aşamasını da kapsayacak şekilde yargılamanın sona ermetarihidir (B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 52). Bukapsamda, somut yargılama faaliyeti açısından sürenin bitiş tarihi,başvurucunun karar düzeltme talebinin Danıştay Beşinci Dairesince reddedildiği3/4/2014 tarihidir.
38. Başvuruya konu yargılamasürecinin incelenmesinde, 22/9/2005 tarihinde Diyarbakır 1. İdare Mahkemesindeaçılan, 4046 sayılı Kanun’un 22. maddesi kapsamında şahsa bağlı hakuygulamasından yararlandırılma talebiyle İdareye yapılan 1/8/2005 tarihlibaşvurunun reddedilmesi üzerine başvurucu hakkında tesis edilen maaşındondurulmasına ilişkin idari işlemin iptali ve uğranılan parasal kayıplarıngiderilmesi istemini konu alan davada, Mahkemece, tarafların dilekçeleri vedelillerin toplanması sonucu 14/6/2007 tarihli kararla, başvurucu hakkındatesis edilen 23/10/2000 tarihli atama işleminin öğrenildiği 15/1/2001tarihinden itibaren altmış gün içinde davanın açılması gerektiği belirtilereksüre aşımı nedeniyle davanın reddedildiği, temyiz incelemesi sonucunda DanıştayBeşinci Dairesinin 30/6/2008 ilâmıyla İlk Derece Mahkemesi kararının bozulduğu,Mahkemece bozmaya uyularak yapılan yargılama sonunda 21/5/2010 tarihli kararla,davanın reddedildiği, temyiz üzerine Danıştay Beşinci Dairesinin 7/5/2012ilâmıyla hükmün onandığı, karar düzeltme isteminin aynı Dairenin 3/4/2014tarihli ilâmıyla reddedildiği tespit edilmiştir.
39. İlgili yargılama evrakınınincelenmesinden, başvuruya konu yargılama sürecinin idari yargı makamlarınezdinde sürdüğü görülmekle, 2577 sayılı Kanun’da yer alan usul hükümlerinetabi bir yargılama faaliyetinin söz konusu olduğu ve idari yargı alanına dâhiluyuşmazlıkları konu alan yargılama faaliyetleri için geçerli genel usuli hükümler içeren 2577 sayılı Kanun’un muhtelifmaddelerinin, uyuşmazlıkların makul sürede çözümlenmesi gerekliliğini ortayakoyduğu anlaşılmaktadır (bkz. § 16).
40. Hukuk sistemimizde idariyargı alanında yer alan uyuşmazlıklara ilişkin dava sürelerinin makul yargılamasüresini aştığı yönündeki tespitlere AİHM ihlal kararlarında yer verilmiş olup,özellikle idari yargı alanındaki yapısal sorunlar ve Danıştay nezdinde temyizve karar düzeltme incelemelerinde geçirilen uzun yargılama sürelerinin ihlalkararlarına temel oluşturduğu anlaşılmaktadır. Bu kapsamda idari yargımakamları nezdindeki yargılamaların makul sürede tamamlanmadığı yönündekiiddialar daha önce bireysel başvuru konusu yapılmış ve Anayasa Mahkemesitarafından, özellikle 2577 sayılı Kanun’da yer alan usul hükümleri de gözönünde bulundurularak makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği yönündekarar verilmiştir (B. No: 2012/1198, 7/11/2013, §§ 54-60).
41. Başvuruya konu davaya birbütün olarak bakıldığında, 2577 sayılı Kanun’da yer alan usul hükümlerine tabibir yargılama sürecine ilişkin somut başvuru açısından farklı bir kararverilmesini gerektirecek bir yön bulunmadığı ve söz konusu sekiz yıl sekiz aysüren yargılama sürecinde makul olmayan bir gecikmenin olduğu sonucunavarılmıştır.
42. Açıklanan nedenlerle,başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul süredeyargılanma hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
3. 6216 Sayılı Kanun’un 50. Maddesi Yönünden
43. Başvurucu, makul süredeyargılanma hakkının ihlali nedeniyle 250.000,00 TL maddi, 30.000,00 TL manevitazminata karar verilmesini talep etmiştir.
44. 6216 sayılı Kanun'un “Kararlar” kenar başlıklı 50. maddesinin(2) numaralı fıkrası şöyledir:
“Tespit edilen ihlalbir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmakiçin yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yenidenyargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehinetazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolugösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, AnayasaMahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadankaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”
45. Başvurucunun tarafı olduğuuyuşmazlığa ilişkin sekiz yıl sekiz aylık yargılama süresi nazara alındığında,yargılama faaliyetinin uzunluğu sebebiyle, yalnızca ihlal tespitiylegiderilemeyecek olan manevi zararı karşılığında başvurucuya takdirennet 6.650,00 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.
46. Başvurucu tarafından madditazminat talebinde bulunulmuş olmakla beraber, tespit edilen ihlal ile iddiaedilen maddi zarar arasında illiyet bağı bulunmadığı anlaşıldığından,başvurucunun maddi tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.
47. Başvurucu tarafından yapılanve dosyadaki belgeler uyarınca tespit edilen 206,10 TL harç ve 1.500,00 TLvekâlet ücretinden oluşan 1.706,10 TL yargılama giderinin başvurucuyaödenmesine karar verilmesi gerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanangerekçelerle;
A. Başvurucunun,
1.Yargılamanın sonucu itibarıyla adil olmadığı yönündeki iddiasının “açıkça dayanaktan yoksun olması" nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği yönündekiiddiasının KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
3.Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede yargılanmahakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
B. Başvurucuya net 6.650,00 TL manevi TAZMİNAT ÖDENMESİNE, başvurucununtazminata ilişkin diğer taleplerinin REDDİNE,
C. Başvurucu tarafından yapılan 206,10 TL harç ve 1.500,00 TLvekâlet ücretinden oluşan toplam 1.706,10 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYAÖDENMESİNE,
D. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun MaliyeBakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına; ödemedegecikme olması halinde, bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadargeçen süre için yasal faiz uygulanmasına,
22/6/2015tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar verildi.