TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
VEFA SERDAR BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2014/4217)
Karar Tarihi: 8/6/2016
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Engin YILDIRIM
Üyeler
:
Serdar ÖZGÜLDÜR
Recep KÖMÜRCÜ
Alparslan ALTAN
Muammer TOPAL
Raportör
:
Hüseyin MECEK
Başvurucu
:
Vefa SERDAR
Vekili
:
Av. Hacer ÇEKİÇ GÜNDÜZ
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, hükümlü olarak bulunulan ceza infaz kurumunda yapılanoperasyonda güvenlik güçlerince atılan gaz bombasının isabet etmesi sonucundasağ kolun dirseğinden kesilmesi üzerine açılan tam yargı davasının reddedilmesive yaralanma sonrasında tıbbi yardımın geç yapılması nedenleriyle yaşam hakkı,işkence ve kötü muamele yasağı, makul sürede yargılanma hakkı ve ayrımcılıkyasağının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. 2014/4217 sayılı dosyadaki bireysel başvuru 26/3/2014 tarihindeBakırköy 9. Ağır Ceza Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Başvuru formu veeklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde başvurunun Komisyonasunulmasına engel teşkil edecek bir eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.
3. İkinci Bölüm İkinci Komisyonunca 21/7/2014 tarihinde,başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına kararverilmiştir.
4. Bölüm Başkanı tarafından 17/10/2014 tarihinde, başvurununkabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına kararverilmiştir.
5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüşünü 19/11/2014 tarihinde AnayasaMahkemesine sunmuştur.
6. Bakanlık tarafından Anayasa Mahkemesine sunulan görüş11/12/2014 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir. Başvurucu Bakanlığıngörüşüne karşı beyanlarını 19/12/2014 tarihinde ibraz etmiştir.
7. 2016/9073 sayılı bireysel başvuru 3/5/2016 tarihinde Bakırköy10. Ağır Ceza Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. 3/6/2016 tarihinde, 2016/9073numaralı bireysel başvuru dosyasının kişi yönünden hukuki irtibat nedeniyle2014/4217 numaralı bireysel başvuru dosyası ile birleştirilmesine, 2016/9073numaralı bireysel başvuru dosyasının kapatılmasına ve incelemenin 2014/4217numaralı bireysel başvuru dosyası üzerinden yürütülmesine karar verilmiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
A. Olaylar
8. Başvuru formu ve ekleri ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin(AİHM) 7309/04 sayılı kararında ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetleşöyledir:
9. 1969 doğumlu olan başvurucu, başvuru konusu olayın meydanageldiği tarihte Çanakkale E Tipi Ceza İnfaz Kurumunda (Cezaevi) hükümlü olarakbulunmaktadır.
10. 2000 yılında F tipi ceza infaz kurumlarının hizmete açılmasıüzerine ülkemizde Çanakkale E Tipi Ceza İnfaz Kurumu da dâhil olmak üzerebirçok ceza infaz kurumunda “ölüm orucu” olarak adlandırılan açlık grevi veisyanlar başlamıştır.
11. Türkiye genelinde eylem yapılan ceza infaz kurumlarınamüdahale etmek üzere Adalet ve İçişleri Bakanlıkları tarafından hazırlanan14/12/2000 tarihli plan doğrultusunda terör örgütlerinin baskısıyla açlık greviyapan kişilerin kurtarılmaları, tedavilerinin sağlanması, infaz kurumlarınınsilahsızlandırılması amacıyla 19/12/2000'de saat 05.00 sıralarında Çanakkale ETipi Ceza İnfaz Kurumunda operasyon yapılmıştır.
12. Operasyon sırasında hükümlüler isyan başlatarak Cezaeviniateşe vermişler, birhükümlü kendini yakarak intihar etmiş, ayrıca güvenlikgüçleriyle çıkan çatışmalarda üç hükümlü ile bir jandarma er vefat etmiş, birçokkişi de yaralanmıştır.
13. Olaylar sırasında güvenlik güçleri tarafından atılan gazbombasının başvurucunun sağ koluna isabet etmesi üzerine dirseğinin üzerindenkolu kesilmiştir.
1. Cezaevinde YapılanOperasyonun Detayları
14. 23/10/2000 tarihli dilekçeyle Cezaevinde hükümlü 69 kişi,aynı tarihte açlık grevine başlayacaklarını bildirmişlerdir. Dilekçede, F tipicezaevlerinin faaliyete geçmesine karşı dokuz maddeden oluşan isteklerinibelirtmişlerdir.
15. Hükümlülerin Bakanlığa hitaben yazdıkları 2/12/2000 tarihlidilekçenin içeriği şöyledir:
“…Çanakkale Cezaevinde bulunan bir grup ...çizgi savaşçısı tutsakları olarak hücre tipi cezaevleri politikasını protestoetmek, devletin F tiplerini meşrulaştırma çabalarına geçit vermemek, ölümorucundaki tutsakların eylemini desteklemek için 3 Aralık 2000’den itibarensüresiz açlık grevine başlıyoruz, hücreler ölümdür, hücrelere girmeyeceğiz. Ftipi cezaevleriyle dayatılan siyasi ve insani kimliğimize dönük saldırılarakarşı sonuna kadar direneceğiz. Konuşan, hakkını arayan herkese dönük birtehdit olan hücre politikasını içeride ve dışarıda birleşik etkin ve örgütlüdirenişlerle boşa çıkaracağız.”
16. Çanakkale E Tipi Ceza İnfaz Kurumu Müdürlüğünün 14/5/2007tarihli yazısında 2000 yılında Cezaevinde yapılan arama tutanaklarıgönderilmiştir. Tutanaklarda hükümlü ve tutukluların arama yapılmak üzerehavalandırma bahçelerine çıkmaları istendiğinde“Kesinlikle geçmeyiz, daha önceden böyle bir şey yoktu, aramanızı yapacaksanızbiz buradayken yapın.” şeklinde cevap verdikleri, ortamıngerginleşmemesi için hükümlü ve tutuklular koğuş havalandırma bahçelerinealınmadan arama yapıldığı, detaylı aramaya terör suçundan hükümlü vetutukluların karşı çıktığı belirtilmiştir.
17. Çanakkale Cezaevinde açlık grevinin başlaması üzerine açlıkgrevi yapan hükümlülerin kurtarılmaları, tedavi ettirilmeleri,Cezaevininsilahsızlandırılması ve hükümlülerin F tipi cezaevlerine sevkedilmeleri amacıyla açlık grevi yapanlara müdahale edilmesikararlaştırılmıştır. İçişleri Bakanlığı ve Çanakkale Cumhuriyet Başsavcılığınıntalebi üzerine İl Jandarma Komutanlığı tarafından müdahale yapılmasıplanlanmıştır. İçişleri Bakanlığı tarafından 14/12/2000 tarihinde müdahale emriverilmiştir.
18. 17/12/2000 tarihli yazıyla Çanakkale Cumhuriyet Başsavcılığı;bazı tutukluların “ölüm orucunu” fiilen başlattıkları, her türlü tıbbi yardımıreddettikleri ve sağlık durumlarının endişe verici olduğu yönünde ÇanakkaleValiliği ile Jandarma Komutanlığını bilgilendirmiştir. Bu konuda verilen emirleilgili 18/12/2000 tarihli ve 20.30 saatli tutanak tanzim edilmiştir. İçişleri,Adalet ve Sağlık Bakanlıkları arasında imzalanan protokolle, açlık grevinekatılanların sağlık durumlarının kötüye gitmesi durumunda, uzman bir hekiminkararı üzerine gerektiği takdirde jandarmanın da yardımına başvurularak acilmüdahalede bulunma imkânı sağlamıştır. Cumhuriyet Başsavcılığı, müdahale emrinegöre isyancıların koğuşlarının kontrol altına alınmasına ve açlık greviyapanların tıbbi bakımlarının sağlanmasına yönelik operasyonun Bakanlıktarafından belirlenen tarihte yürütülmesi gerektiğini belirtmiştir.
19. Çanakkale Cezaevinde 19/12/2000 tarihinde saat 05.00sıralarında operasyon başlatılmıştır. Jandarma görevlilerince açlık grevinekatılmayan D Blok D-7, D-8 koğuşlarındaki 85 tutuklu ve hükümlünün E Blok E-1,E-2 ve E-3 koğuşlarına; C Blok sağ ve sol müşahede koğuşlarında bulunan 45tutuklu ve hükümlünün A Blok idare binası avukat görüş yerlerine; B Blok tecritve revir bölümünde bulunan 38 tutuklu ve hükümlünün A Blok idare binası nöbetçimüdür odasına nakledilerek güvenlikleri sağlanmıştır. Jandarma görevlileri üstkattaki ana koridoru kontrol altına almış ve Z-3 ve S-7 noktalarında bulunanaşağıdaki ana koridora geçişleri engellemişlerdir. Ancak S-1 ve S-6 kapılarınınarkasında barikatlar kuran tutuklulara tahsis edilen D Blok'ta dirençlekarşılaşmışlar, D-5 ve D-6 koğuşlarında operasyon başlatılmıştır.
20. Jandarma görevlileri, saat 07.00 civarında S-6 kapısınınarkasında toplanan tutukluları fark etmiş; grup tarafından marşlar söylendiğisırada hükümlü F.K. kendini yakmıştır.
21. Jandarma görevlilerinin F.K.ye yardım etmeye çalıştıklarıesnada isyancılar, barikattan silahla ateş ederek ve el yapımı bomba atarakjandarma görevlilerine karşılık vermişlerdir. Ayrıca isyancılar “Yaklaşmayın, tek tek hepimizi böyle yakıp önünüzeatacağız, bizi bu şekilde teslim alırsınız.” diye bağırmışlardır.Aynı anda Z-3 noktasında görevlendirilen jandarma görevlilerine S-1 kapısındanüç ya da dört el ateş edilmiştir. Güvenlik güçleri tarafından D Blok kontrolaltına alınmıştır.
22. Saat 13.00 sıralarında olası bir silahlı saldırıyı önlemek,isyancı olmayanları tahliye etmek ve isyancıları yakalamak amacıyla kadınlaraayrılan B Blok'un dış duvarlarında iş makineleri tarafından delik açılması içinbir komando timi yerleştirilmiştir.
23. Saat 13.50 civarında bu birliğin konuşlandırıldığı sıradaJandarma Er M.M., B Blok koğuşlarından birinin penceresinden açılan ateş sonucuyaralanmıştır. M.M., ambulansta hayatını kaybetmiştir.
24. Operasyon sırasında isyancı hükümlüler saat 07.00’de B Blokkadın koğuşundan iki el, C Blok C-1 koğuşunda saat 07.30’da üç el, saat08.40’da C-1 koğuşunda çatı ekibine tabancaylaiki el ateş etmişler, aramaltadan D-3 koğuşu maltasına saat 08.50’de üç adet el yapımı boru bomba atmışlar,çekildikleri koğuşları yakmışlardır.
25. Güvenlik güçlerinin delik açtıkları duvarlardan isyancılarLPG tüplerinden yaptıkları alev makineleriyle saldırmışlardır.
26. D Bloktaki koğuşların tahliye edilmesinin ardından saat 17.00’deoperasyona ara verilmiştir.
27. 20/12/2000 tarihinde saat 06.30’da operasyona devamedilmiştir. Operasyon, C Blok'ta yeniden başlatıldığında isyancılar geriçekilerek jandarma görevlilerinin üzerine ateş açmışlar ve boru tipi bombalaratmışlardır. Güvenlik güçleri, C-1 ile C-4 koğuşlarını kuşattıklarındaisyancılar bütün yerleri alev makinesi olarak kullandıkları gaz ocaklarıylaateşe vermişlerdir. C Blok, güvenlik görevlileri tarafından kontrol altınaalınmıştır. Bundan sonra E Blok S-7 kapısında bulunan kolluk kuvvetleri S-6kapısını hâkimiyeti altına alarak S-5 kapısına doğru yönelmiştir.
28. Ardından S-7 noktasına yerleştirilen jandarma görevlileri BBlok'u kuşatmışlardır. Jandarma görevlileri, yemekhanenin girişinde, dört gazocağı ve el yapımı patlatıcı yardımıyla sıkıştırılmış iki şişe oksijenbulmuşlardır. Bombayı aktif hâle getiremeden bu kattan ayrılan isyancılar,patlamayı gerçekleştirmek için gaz ocakları ile şişenin üzerine ateşetmişlerdir.
29. Güvenlik güçleri, teslim ol çağrılarını yineleyerek tutukluve hükümlülerin direnişini kırmak amacıyla göz yaşartıcı bombalar atmış;20/12/2000 tarihinde saat 17.30’da operasyona yeniden ara vermiştir.
30. Tüm bu süre boyunca jandarma görevlileri, 137 gaz bombası veM-16 saldırı tüfeklerinin üzerine monte edilen bomba atar yardımıyla atılan gözyaşartıcı bombalar kullanmışlardır. Hükümlüler de tabancalar, el yapımıbombalar ve alev makineleri kullanmışlardır.
31. 21/12/2000 tarihinde saat 07.00 civarında operasyona kaldığıyerden devam edilmiş, A Blok kuşatılmıştır.
32. Müdahale timleri, B Blok'un zemininde delik açmış;deliklerin arasından alt katta bulunan ana koridor, yemekhane, koğuşlar ve sporsalonuna doğru göz yaşartıcı bombalar atmışlardır.
33. İtfaiyeciler içeriye tazyikli su sıktıkları sırada sözkonusu yerlerin havalandırılmasını ve isyancıların tahliyelerini sağlamakamacıyla iş makineleri, aynı anda söz konusu bloğun dış duvarlarınıerişilebilir yerlere kadar yıkmaya başlamıştır.
34. Başvurucu, diğer hükümlülerle birlikte D-3 koğuşuna müdahaleyapıldıktan sonra spor salonuna intikal etmiştir.
35. Başvurucu, tutuklu S.S.nin bu olay sırasında yaşamınıyitirdiğini ve arkadaşlarını battaniyeler yardımıyla korumaya çalıştığı sıradasağ koluna gaz fişeğinin isabet ettiğini ifade etmiştir. Başvurucu, bilincinikaybetmeden önce vücut ısısının aşırı derecede yükselmesindenbayılmış,uyandığında arkadaşlarının olay yerinden ayrıldıklarını fark etmiş ve kendiside çıkışa doğru koridoru izleyerek olay yerinden ayrılmıştır.
36. Saat 10.30 sıralarında, dışarıda konuşlandırılan jandarmagörevlileri ateş seslerini duymuşlar ve bazı isyancıların arkadaşlarınınbinadan ayrılmasına engel olmaya çalıştığını fark etmişlerdir.
37. Daha sonra yaralı olduğu anlaşılan başvurucunun daaralarında yer aldığı on sekiz tutukludan oluşan bir grup dışarı çıkmıştır.
38. Operasyon, saat 12.15'te olay yerinin tamamen tahliyeedilmesiyle son bulmuştur.
39. Cezaevinin bahçesinde toplanan başvurucunun da aralarındabulunduğu dört yaralı, yoğun bakım ünitesine; on üç yaralı ise hastanelerincezaevi ünitelerine alınmıştır. Bunlar arasında bulunan F.S., ameliyathanedehayatını kaybetmiştir.
40. Operasyonda güvenlik güçlerinden birisi vefat etmiş, birasker yanağından yaralanmıştır.
41. 22/12/2000 tarihinde Cumhuriyet Savcılığı tarafından olayyerinde keşif yapılmıştır. Yapılan keşifte Cezaevinde olaydan sonra alt anamaltaya ait tüm elektrik tertibatının yakılarak ve kırılarak tahrip edildiği,koridorların ve koğuşların yer yer karanlık ve loş olduğu; fenerler yardımıyla,bubi tuzakları ihtimalinin bulunması nedeniyle eşyaların konumu ve yerlerideğiştirilmeden bulundukları hâl üzere yapılan tespitte Z-3 kapısı ile S-1kapısı arasında bulunan tüm camların kırık olduğu, çerçevelerin yandığı, çoksayıda çelik ranza ve çelik dolabın yerlere saçıldığı, büyük bir kısmınıntahrip edilmiş ve kullanılamaz hâlde olduğu, yer yer yandığı, S-1 kapısı ileS-2 kapısı arasında, S-1 kapısının arkasına hükümlüler tarafından çelik dolap,ranza, masalardan oluşmuş barikatın kurulduğu, bu şekilde yakıldığı, bu aradaelektrik panosunun yandığı, B-5 kapısının yanında duvarın 1x1,5 m ebadındayıkıldığı, bu arada bulunan dolap içinde el yapımı gaz maskesinin bulunduğu,S-1 ve S-2 kapıları arasında çok sayıda çelik dolap, ranza ve buzdolabınınbulunduğu, bunlardan faydalanılarak barikatların oluşturulduğu, eşyalarınyanmış, tahrip edilmiş, kullanılamaz hâlde olduğu, tavanda gaz bombası atmakiçin bir adet deliğin bulunduğu, kantin camlarının kırık olduğu, yerlerde petşişeden yapılmış çok sayıda gaz maskesinin bulunduğu, kot pantolondan yapılmışeldivenlerin bulunduğu, S-1, S-3 kapıları arasında camların kırık olduğu vetavanlarda yangın izlerinin bulunduğu, S-3, S-4 şebeke kapıları arasında çoksayıda barikat için kullanılan dolap, ranza, yatak ve battaniye gibimalzemelerin bulunduğu, bu malzemelerin yanmış ve kullanılamaz hâlde olduğu,elektrik tesisatı ve panonun tamamıyla yandığı, S-4, S-5 kapıları arasındacamların kırık olduğu, yanmış ranza bulunduğu, S-5, S-6 kapıları arasındayanmış elektrik panosu, el yapımı pet şişe gaz maskeleri, ranza demirlerindenyapılmış şiş, pala gibi saldırı aletleri ve yanık yatakların bulunduğu, S-6kapısının S-5 kapısı tarafında kalan kısmında çelik elbise dolaplarıylayapılmış barikattan kalan malzemelerin bulunduğu ve yerlerde yangınkalıntılarının bulunduğu, zeminin ıslak olduğu, ana malta bölümünde boydan boyadört sıra hâlinde bulunan yalıtkanlı kalorifer borularının büyük bir kısmınınyandığı, D-6 koğuşuna girildiğinde sayılamayacak kadar çok örgütsel kitap, dergi,broşür, bez pankartlar, ecza malzemeleri, ilaçlar, enjektörler ve diğermalzemelerin yerlere saçılmış olduğu, yemekhanede tüm eşyaların yerlerdeolduğu, eşyalar arasında kara kutu fotoğraf makinesi, el yapımı boru tipibomba, çok miktarda serum, maket silahlar, battaniyeden yapılma kütüklüklerinolduğu, D-5 koğuşunun yemekhanesinde girişte barikat olduğu, içerdeki tümeşyaların yanık olduğu, camların kırıldığı, yerlerde bol miktarda çivi, boru,bomba yapım malzemelerinin olduğu, D-1 koğuşunun kısmen tahrip edilmiş olduğu,elektronik eşyaların tümünün kırıldığı, örgütsel dokümanlar ve kitaplarınolduğu, D-3 koğuşunun üst maltadan kapısının sökülmüş olduğu, yatakhanekısmında eşyaların dağınık vaziyette olduğu, teneke kutulardan yapılmış elyapımı boş bombalar, örgütsel dokümanlar, kırılmış elektronik eşyalar, örgütselbayraklar olduğu, yatakhanenin üst katında küçük bölmenin arşiv olarakkullanıldığı, bomba yapımında kullanılan tozlar, boş kola kutuları, kibritparçalarından yapılmış patlayıcı tozlar olduğu, yemekhane bölümünde her yerinyandığı, yerlerde örgütsel dokümanlar bulunduğu, C-2 koğuşunun yemekhanesindeparçalanmış, ezilmiş dolaplar, örgüte ait pankartlar, dokümanlar bulunduğu,yatakhane kısmında örgütsel doküman, kitaplar, ilaçlar olduğu, C-1 koğuşuyemekhanesinin tamamen yandığı, havalandırmada serumlar ve hortumların olduğu,2mermi çekirdeği bulunduğu, C-4 koğuşunda eşyaların dağınık ve yerlerde olduğu,örgütsel flama ve kitapların bulunduğu, yemekhanede el yapımı maskeler, örgütflama ve bayrakları ve Cezaevi planının olduğu, B Blok'ta bulunan sporsalonunda yerlerde alt kata gaz bombası atılmak için açılmış yedi delik olduğu,ayrıca çok miktarda örgütsel doküman bulunduğu, B-2 koğuşu yatakhanesindeeşyaların dağıtılmış olduğu, örgütsel gazeteler, ciltlenmiş örgüt kitapları,tuvalette gizli evrakın yakıldığının tespit edildiği, B-1 koğuşu ara maltadaçok sayıda kesici alet ve şiş olduğu, yerlerde çok sayıda gaz maskesi olduğubelirtilmiştir.
42. Aramalar sonucunda bir adet tüfek ve bir adet el yapımıtabanca, beş tabanca, bir adet top ve iki tabanca dipçiği, iki şarjör, farklıçaplarda 219 fişek kovanı, otuz dokuz mermi, sekiz fişek, bir adet sapan,ikialev makinesi ve sekiz adet el yapımı bomba atar, çeşitli patlayıcımaddeler, pek çok kesici ve kırıcı alet, otuz bir adet el yapımı bıçak, biradet pala, altı sopa, otuz birmolotof kokteyli, dört gaz ocağı ve sıkıştırılmışiki şişe oksijen, bir litre mazot, demir tozu, civa, birçok el yapımı gazmaskesi, on üç demir boru bulunmuştur.
43. 26/12/2000 tarihli ikinci keşif tutanağına göre keşfe B-1koğuşundan başlandığı, birinci bölümde yapılan aramada bir adet 7.65 mm çaplıtabancaya ait şarjör, bir adet 7.65 mm çaplı dolu fişek, üç plastik enjektöremonte edilmiş G-3 çekirdeği, bir adet 7.65 mm boş kovan, bir adet 7.65 deformeolmuş çekirdek, bir adet kâğıt yapıştırılmış G-3 çekirdiği, iki adet 7.65 mmboş kovan, bir adet sapan, çok sayıda el yapımı şiş, delici ve kesici alet, çoksayıda lama demirinden yapılmış demir alet ve boru, dört ağaç sopa, bir adeteğe, on üçadet el yapımı gaz maskesi, bir adet kırık cep telefonu parçası, biradet makas, bir adet küçük çekiç, bir adet kırık demir testere, bir adet pilbataryası, on bir adet serum şişelerine hazırlanmış molotof kokteyli, dörtşırınga, sekiz adet 20 cm uzunluğunda boru bomba olduğu tahmin edilen alet, biradet tartı aleti, çok sayıda tıbbi ilaç ve malzeme, çeşitli pankartlar,kitaplar, bir adet oyuncak lazer, yine iki adet plastik enjektöre monte edilmişG-3 mermisi çekirdeği, bir adet el yapımı pil içine yerleştirilmiş G-3çekirdeği, bir adet arkası kâğıt yapıştırılmış G-3 çekirdeği, iki ağaç sopa,bir adet plastik şişede solüsyon, üç makas, Panasonic cep telefonu parçaları,üç adet 7.65 mm çapında boş kovan, yirmi dört adet el yapımı gaz maskesi, on ikiadet el yapımı şiş, kama vb. demir parçaları, on beş adet el yapımı kama vedemir parçası, iki adet 30 cm çelik silindir, 1 m 8’lik demir, bir adet levye,beş adet 70 cm uzunluğunda lama demiri, iki adet 7.65 mm boş kovan, bir adet elyapımı tabanca, iki adet 6.35 mm çapında boş kovan, bir adet 7.65 BelçikaBB35883 seri No.lu tabanca, bir adet 7.65 mm 5334 seri No.lu kırık tabanca, biradet tabanca mekanizması ve yay, üç adet 7.65 mm tabancaya ait şarjör, bir adettabanca namlusu, bir adet kabzası kırık tabanca tipik tertibatı, bir adetiçinde patlayıcı olduğu tahmin edilen ilaç kutusu, dört kuş sapanı, iki alevmakinesi, on üç adet molotof kokteyli, yirmi beş adet el yapımı gaz maskesi,bir adet el yapımı kırık tüfek, yedi demir boru, on bir adet el yapımı demirşiş ve kılıf, beş adet el yapımı kama ve kılıç, bir adet şarj makinesi, B-1koğuşunun ikinci bölümünde iki adet 9 mm dolu fişek, bir adet 9 mm boş kovan,bir adet 7.65 mm dolu fişek, örgüt flamaları, bir adet kot tabanca kırıkkabzası, bir adet astra marka tabanca kırık kabzası, bir adet 9 mm dolu fişek,bir adet 9 mm patlamamış fişek, beş adet 9.65 mm boş kovan, dört adet 9.65 mmboş kovan, bir adet 6.35 dolu fişek, bir adet 6.35 çapında 981657 seri numaralıtabanca, yedi molotof kokteyli, on üç adet el yapımı kama, şiş ve delici alet,altı adet muhtelif ebatta demir boru, sekiz adet el yapımı gaz maskesi, biradet tabanca kabzası, bir adet bilgisayar adaptörü, üç cep telefonu adaptörü,bir adet içinde patlayıcı olduğu tahmin edilen cam şişe, bir adet balyöz, biradet masat, iki adet matkap ucu, sekiz adet el yapımı gaz maskesi, dokuz demirtesteresi, bir litre likit vazalin, tuvalet kısmında bir adet Nokia markakartsız, kırık cep telefonu, iki adet 7.65 mm boş kovan, bir adet yanmışdizüstü bilgisayar bulunduğu belirtilmiştir.
44. Alınan el svaplarında başvurucuda atış artığınarastlanmamıştır.
45. Çanakkale Sulh Ceza Mahkemesinin 2001/2 Değişik İş sayılıdosyasında meydana gelen zararın tespiti için 3/1/2001 tarihinde keşifyapılmış, bilirkişi raporlarına göre Cezaevinde toplam 124.020.000.000 TL (EskiTürk Lirası) maddi hasar meydana geldiği belirtilmiştir.
46. Cezaevi Müdürlüğünün 17/1/2001 tarihli yazısı ile Cezaevindeyapımı tamamlanmamış bir tünel bulunduğu bildirilmiştir.
47. Çanakkale İl Jandarma Komutanlığının 28/9/2004 tarihliyazısında 19/12/2000 ile 21/12/2000 tarihleri arasında Çanakkale E Tipi KapalıCeza İnfaz Kurumunda yapılan “Hayata Dönüş Operasyonu“nda jandarma personelininüzerinde görev silahı olan 7.62 mm G3 piyade tüfeği, 9 mm MP-5 makinelitabanca, 9 mm tabancayla bir kısım personelde göz yaşartıcı bomba mevcutolduğu, operasyon süresince telsiz ve telefon konuşmalarının kaydedilmediğibelirtilmiştir.
48. Çanakkale İl Jandarma Komutanlığının 28/6/2005 tarihliyazısında, operasyon esnasında Çanakkale E Tipi Kapalı Cezaevi, A, B, C, D ve EBlokları iç kısımlarında operasyon birliklerince ateşli silah kullanılmadığı,operasyon sonunda il Cumhuriyet Başsavcısı ve Cezaevi Cumhuriyet savcısınezaretinde tüm Cezaevi ve iç kısımlarında ince ve detaylı aramalar yapıldığı,elde edilen suç eşyalarının Cumhuriyet savcısı tarafından tespit edilerekemanete alındığı, bu konuda güvenlik kuvvetlerinde hiçbir evrak ve maddebulunmadığı belirtilmiştir.
2. Başvurucunun MuayeneSüreci
49. Başvurucu 21/12/2000 tarihinde saat 12.15 itibarıylaoperasyon sona erdikten sonra ambulansla Çanakkale Devlet Hastanesinegötürülmüştür. Başvurucuya osteo-fasiyalalanda akut kompartman sendromu (basınç birikmesi sonucu kanakışının kesilmesi) teşhisi konmuş ve cerrahi yolla yaraya yansıyan basıncıazaltma yönünde acilen tedavi uygulanmıştır. Çanakkale Devlet Hastanesinin21/12/2000 tarihli raporunda şunlar belirtilmiştir: "Sağ ön kolda çok sayıda açık kırık + yabancı nesne +kompartman sendromu, dekompresyon (basınç düşürülmesı) + fasyotomi (kaslarıbölme)" gerçekleştirilmiştir. Gelişmiş her türlü tedavi içinÇapa Üniversite Hastanesi Plastik Cerrahi Servisinde ilgilinin bakımınınüstlenilmesi gerekmektedir. Sevk ambulans ile yapılmalıdır.
50. Müdahalenin ardından başvurucu, kardiyovasküler (kalp damar) muayeneye tabi tutulmuş, dahasonra da Ortopedi Servisine kabul edilmiştir. Saat 13.40 sıralarında düzenlenengeçici sağlık raporunda, patlamamış olan göz yaşartıcı gaz fişeğininbaşvurucunun sağ dirseğinden çıkarıldığı ve başvurucunun hayati tehlikesininbulunduğu belirtilmiştir.
51. AİHM’in dosyasına ibraz edilen ancak başvuru dosyasınasunulmayan tutanağa göre başvurucunun kolundan çıkarılan fişeğin Cumhuriyetsavcısına teslim edildiği anlaşılmaktadır. Bu tutanakta saat 11.00 sıralarındaÇanakkale Devlet Hastanesine ambulansla götürülen başvurucunun da aralarındaolduğu üç kişi üzerinde cerrahi müdahale yapıldığı belirtilmiştir.
52. Çanakkale Devlet Hastanesi yoğun bakım ünitesi hasta izlemeformuna göre başvurucu 21/12/2000 tarihinde saat 12.15’te ameliyata alınmıştır.Çanakkale Devlet Hastanesi tarafından 23/12/2000 tarihinde başvurucunun ÇapaTıp Fakültesi plastik cerrahi servisine sevk edilmesine karar verilmiştir.
53. Cezaevi Müdürlüğü 23/12/2000 tarihinde, başvurucuyu Çapa TıpFakültesi Hastanesine sevk etmeye çalışmış ise de bu Hastanede tutuklularatahsis edilen bölüm bulunmadığından bu işlem gerçekleştirilememiştir.
54. 23/12/2000 tarihinde saat 18.50 sıralarında başvurucuCerrahpaşa Tıp Fakültesi plastik cerrahi servisine sevk edilmiştir.
55. 5/1/2001 tarihinde, başvurucunun dirseğinin üzerinden sağkolu kesilmiştir ve başvurucu 26/1/2001 tarihine kadar bu Hastanede kalmıştır.
56. 26/1/2001 tarihinde başvurucu, Sağmalcılar DevletHastanesi’nin genel cerrahi servisine gönderilmiştir. Başvurucu, söz konususerviste 13/2/2001 tarihine kadar kalmıştır.
57. Edirne Devlet Hastanesinin 29/11/2001 tarihli raporunda,başvurucunun maruz kaldığı ateşli silah yaralanması nedeniyle humerus (kol kemiği) dirsek üstü (R) ampütasyon (organ kesme)uygulandığı, hayati tehlike geçirdiği, uzuv kaybı olduğu, hastaya myoelektriklikol protezinin uygun olduğu bildirilmiştir.
58. Bursa Devlet Hastanesinin 12/11/2006 tarihli heyet raporunagöre başvurucuda %57 oranında iş gücü kaybı bulunmaktadır.
3. Güvenlik Güçleri veHükümlüler Hakkında Yapılan Soruşturmalar
59. Başvurucunun da aralarında bulunduğu 154 hükümlü hakkındaÇanakkale Cumhuriyet Başsavcılığının 20/4/2001 tarihli ve 2000/3468 Hazırlıksayılı iddianamesi ve 10/1/2002 tarihli ek iddianamesiyle faili gayrimuayyenolacak şekilde adam öldürme, cezaevinde silahlı isyan, intihara azmettirme,izinsiz patlayıcı madde imal etme ve kullanma suçlarından kamu davasıaçılmıştır.
60. Açılan bu dava Çanakkale Ağır Ceza Mahkemesinin E.2001/158sırasına kaydedilmiştir.
61. Çanakkale Cumhuriyet Başsavcılığının 25/12/2003 tarihli ve2001/1234 Hazırlık sayılı iddianamesiyle operasyona katılan 563 güvenlikgörevlisi hakkında görevin ifası sırasında faili gayrimuayyen olacak şekildeöldürme ve yaralama suçlarından kamu davası açılmıştır. Başvurucununyaralanmasıyla ilgili olarak 1/3/1926 tarihli ve 765 sayılı mülga Türk CezaKanunu’nun 456., 457. ve 463. maddelerine göre sanıkların cezalandırılmalarıtalep edilmiştir. Bu dava, Mahkemenin 2003/378 sayılı esasına kaydedilmiş;26/5/2004 tarihli kararı ile aynı Mahkemenin 2003/378 sırasına kayden,görülmekte olan operasyona katılan güvenlik görevlileri hakkında açılan kamudavası ile birleştirilmiştir. Dosyalar Mahkemenin 26/5/2004 tarihli kararı ile2003/378 esasında kayıtlı dosyası üzerinde birleştirilmiştir.
62. Çanakkale E Tipi Cezaevi Müdürlüğü 28/6/2002 tarihliyazısıyla başvurucu hakkında verdiği bilgide başvurucunun 26/3/1998 tarihindeCezaevine geldiği, terör hükümlülerinin barındığı C-2 koğuşuna verildiği,burada diğer terörden hükümlü ve tutuklularla birlikte malta işgali, sayımvermeme, personeli rehin alma ve açlık grevi gibi eylemlere katıldığı,10/11/1999 tarihinde D-3 koğuşuna alındığı, operasyona kadar orada kaldığı,23/10/2000 tarihli açlık grevi direnişi dilekçesinde imzasının bulunduğu,teröristler tarafından açılan tünelde çalıştırıldığı, 24/10/1998 tarihlitutanağa göre dokuz infaz ve koruma memurunun rehin alınması olayına karıştığıbildirilmiştir.
63. Çanakkale Ağır Ceza Mahkemesinin 16/9/2008 tarihli veE.2003/378, K.2008/268 sayılı kararı ile hakkında dava açılan kamu görevlisisanıkların delil yetersizliği nedeniyle beraatlerine, isyancı sanıklar hakkındaaçılan kamu davalarının ise zamanaşımı nedeniyle düşmesine karar verilmiştir.Kararın gerekçesinin ilgili bölümleri şöyledir:
“...
765 Sayılı TCK.nun 463. maddesinde, öldürme veyaralama fiillerinin 2 veya daha çok kimse tarafından birlikte işlenmiş olup daasli failinin kim olduğu belli olmazsa bunlardan her birisi hakkında, fiil içintayin edilmiş olan cezanın 1/3’ten yarıya kadar indirilerek hükmolunacağı,verilecek cezanın ölüm cezasını gerektiren fiillerde 20, müebbet ağır hapiscezasını gerektiren hallerde 16 seneden aşağı olamayacağı, bu hükmün fiilidoğrudan doğruya beraber işlemiş olanlar hakkında uygulanamayacağıöngörülmüştür.
Asıl olan suçu işleyen kişi ve kişilerincezalandırılmasıdır. Bu tespit edilemediğinde yasa koyucu 463. maddede 2 veyadaha çok kişinin belli bir suçun işlenmesine katılmış olması ve fakat aslifailin hangisi olduğunun belli olmaması halinde, suça katılanların hepsinintamamlanmış suç için öngörülen ceza ile sorumlu tutulmasını ya da tümününaklanmasını uygun bulmamış, suçun icrasına katılanların cezalandırılmalarınıancak verilecek cezanın maddede gösterilen şekilde belirlenmesini istemiştir.
İddianamede belirtilen güvenlik kuvvetlerimensubu sanıkların tümü fiilen operasyona katılmamıştır. Bir kısmı çevregüvenliğini almış, bir kısmı iddianamede belirtildiği gibi bir kısım kişi vearaçların güvenliğini sağlamıştır. Yani bütün askerler silahlarını kullanıpateş etmemiştir. Tüm askerlerin öldürme ve yaralama fiillerinden sorumlututulmaları için suç kastıyla hareket edip suça katılmaları yani tutuklu veyahükümlülerin bulunduğu koğuşlara ateş ettiklerinin belli olması ancak hangiaskerin silahıyla ölüm ve yaralanma neticesinin meydana geldiğinin belliolmaması gerekir. Tüm asker sanıkların silahlarıyla ateş ettiği ispatedilememiştir… Göz yaşartıcı bomba atan tüfeği kimin kullandığı belli değildir…
...”
64. Kararın başvurucu ve Cumhuriyet savcısı tarafından temyizedilmesi üzerine Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 12/12/2012 tarihli veE.2009/10141, K.2012/9364 sayılı ilamıyla karar bozulmuştur. Bozma ilamınınilgili bölümleri şu şekildedir:
“…
B) Dosya kapsamına göre, cezaların infazındakitemel ilkeyi gerçekleştirmek için infaza ilişkin kuralların uygulanmasındahükümlülerin ırk, dil, din, mezhep, milliyet, renk, cinsiyet, doğum, felsefiinanç, millî veya sosyal köken ve siyasî veya diğer fikir yahut düşünceleri ileekonomik güçleri ve diğer toplumsal konumları yönünden ayırım yapılmaksızın vehiçbir kimseye ayrıcalık tanınmaksızın uygulanması bakımından ve cezalarıninfazıyla özellikle suç işlenmesini önlemek, bu maksatla hükümlünün yeniden suçişlemesini engelleyici etkenleri güçlendirmek, toplumu suça karşı korumak,hükümlünün yeniden sosyalleşmesini teşvik etmek; üretken, kanunlara, nizamlarave toplumsal kurallara saygılı, sorumluluk taşıyan bir yaşam biçimine uyumunukolaylaştırmak ve cezaevlerinde yok olmaya başlayan Devlet otoritesini yenidentesis etmek amacıyla, gerekli yasal düzenlemelerin hayata geçirilerek, ülkeçapında ihtiyaca uygun yeni cezaevlerinin yapılmaya başlandığı, bu çalışmalarakarşı ülke genelinde özellikle terör suçundan hükümlü ve tutuklular tarafındandireniş gösterildiği, hükümlü sanıkların da cezaevleri reformuna yönelik bupolitikaları etkisiz kılmak maksadıyla, öncelikle cezaevi idaresini zaafauğratarak koğuşlarda mutat olarak yapılması gereken kontrolleri engelledikleri,cezaevi içinde kendilerine ait egemenlik alanları oluşturdukları, içerisindeteknik ve sağlık ekipman barındıran lojistik birimleri ele geçirdikleri, olasımüdahalelere karşı cezaevini adeta bir cephanelik haline getirip, suborularından yapılmış bombalar, mutfak tüplerini kablolarla irtibatlandırarakpatlayıcı haline getirilmiş tuzaklar, plastik enjektörlerin uç kısmına mermiçekirdeği konularak içine barut doldurmak suretiyle tek atımlık silah halinegetirilmiş mekanizmalar, alev makineleri, molotof kokteylleri, gaz maskeleri,tahta üzerine demir boru monte edilerek üretilmiş tüfek biçimindeki düzenekler,demir çubuklardan yapılmış, uçlarında yorgan iğnesi, kalem ucu, çivi bulunanoklar, bu okları fırlatmayı sağlayan tertibatlar, bunlara benzer saldırı vesavunma amaçlı malzemeler imal ettikleri; bunların yanında idareyi yönetim vehakimiyet zaafına uğratmaları sonucu, olay yeri tespit tutanaklarındabelirtildiği üzere yedi adet tabanca, çok sayıda delici ve kesici alet, ceptelefonları ve bilgisayarları cezaevine soktukları, başta Adalet Bakanlığıolmak üzere ilgili mercilere gönderdikleri dilekçelerde açlık grevlerinebaşladıklarını belirtip, F tipi olarak adlandırılan cezaevlerinin yapımınındurdurulması, mevcutların kapatılması, Terörle Mücadele Kanunu ile DevletGüvenlik Mahkemelerinin kaldırılması, Adalet, İçişleri ve SağlıkBakanlıklarının ortaklaşa çalışmasıyla, ceza infaz kurumlarıyla tutukevlerindeyönetim, dış koruma ve sağlık hizmetlerine işlerlik kazandırılması amacınayönelik imzalanan Üçlü Protokolün iptal edilmesi, bazı meslek kuruluşlarıncabelirlenen temsilciler tarafından cezaevlerinin denetlenmesi gibi taleplerdebulundukları, muhtemel operasyonlara karşı kendilerini yakacaklarına ilişkinuyarılar yapmak suretiyle isyan sürecini başlattıkları, eylemlerine katılmayanmahkumlara fiziki ve psikolojik baskı uyguladıkları, zamanla açlık grevlerininölüm orucuna dönüştüğü, bu nedenle gönderilen tıbbi yardımların geriçevrildiği, bu ahvalde; insan sağlığını tehdit eden bir süreye ulaşan ölüm oruçlarınınsona erdirilmesi, cezaevinde hakimiyetin yeniden kurulması, cezaların infazınınamacına uygun ortamlarda yerine getirilmesinin sağlanması amacıyla, 2992 sayılıAdalet Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde KararnameninDeğiştirilerek Kabulü Hakkında Kanun’un 2/a maddesi uyarınca ceza ve ıslahkurumlarında gözetim ve denetim yapmak, aynı Kanunun 11/b maddesi uyarınca dahükümlülerin beslenmesi konusunda gerekli özeni göstermekle görevliAdaletBakanlığıveİçişleri Bakanlıklarının koordineli olarak yaptıklarıistişareler sonunda, İçişleri Bakanlığının emriyle 19.12.2000 günü saat 05.00sıralarında Çanakkale Cezaevindeki ayaklanmayı bastırmaya yönelik bir operasyonbaşlatıldığı, operasyona 2803 sayılı Jandarma Teşkilat, Görev ve YetkileriKanunun 7/1-a 10 ve 11. maddelerine göre ceza infaz kurumları ve tutukevlerinindış korumasını yapmakla görevli, diğer güvenlik kuvvetleriyle işbirliği yapmayetkisini haiz, kendisine verilen görevlerin ifası sırasında hizmet özelliğineuygun ve görevin gereği olarak Kanunlarda öngörülen silah kullanma yetkisinesahip ve 3152 sayılı İçişleri Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri hakkındakiKanunun 29/b maddesine göre İçişleri Bakanlığına bağlı Jandarma GenelKomutanlığının personeli olan Çanakkale il ve ilçe jandarma komutanlıklarındagörevli askeri personel ile Halkalı Komando Bölük Komutanlığı personeli veBalıkesir Mürettep Bölük Komutanlığında görevli personelden oluşan güvenlikgücü mensubu sanıkların katıldığı, operasyonun başlangıcında cezaevi içindebulunan ve terör suçuyla ilgisi olmayan tutuklu ve hükümlülerin cangüvenliklerinin temini bakımından idari birim binalarına nakledildikleri,operasyonun öncelikli amacının ölüm orucuna katılanların muayene vetedavileriyle, cezaevinde arama yapılmasına yönelik olduğu, direniştebulunulmadığı takdirde hiç kimseye bir zarar gelmeyeceği belirtilerek, hükümlüsanıklara teslim olmaları yönünde defalarca uyarılarda bulunulduğu, yapılan buuyarılara aldırış etmeyen hükümlü sanıkların, slogan atarak barikatlar kurmayabaşladıkları, bu sırada maktul F.K.nin kimliği tespit edilmeyen bazı hükümlüsanıkların da teşvikiyle kendini yakarak öldürdüğü, ardından hükümlüsanıkların, cezaevi içinde bulunan bir kısım güvenlik gücü mensubunun sanıklaradoğru el yapımı boru tipi bombalar atarak, tabancalarla ateş ettikleri, budurum karşısında uygulanan operasyon planına göre; bir kısım güvenlik gücümensubunun sanıkların, dışarı çıkması muhtemel hükümlü sanıkların güvenliğinisağlamak ve koğuşlara ait dış duvarların yıkılması için getirilen işmakinalarını korumak amacıyla cezaevi dışında tertiplendikleri, akabinde kimoldukları tespit edilemeyen bir kısım hükümlü sanıklar tarafından açılan ateşsonucu bu tertiplenme içinde yer alan er M.M.nin aldığı iki isabetle hayatınıkaybettiği, bunun üzerine güvenlik gücü mensubu sanıklardan bir kısmının daüzerlerine ateş edilen yeri hedef alarak karşılık verdikleri, operasyonunilerleyen safhalarında cezaevi içine giren bir kısım güvenlik gücü mensubusanıkların, hükümlü sanıklar tarafından düzenlenen bombalı tuzaklarlakarşılaştıkları, kaydedilen ilerleme sonucu cezaevinin tuvalet, banyo veyemekhane bölümlerinde sıkıştırılan hükümlü sanıkların, göz yaşartıcı etkiyapan tüfek ve gaz bombaları kullanılarak dışarıya çıkartılmaya çalışıldığı, busırada güvenlik gücü mensubu sanıkların üzerine hükümlü sanıklar tarafındantekrar ateş açıldığı, atılan göz yaşartıcı bombaların muhtemel bir zehirlenmeyeyol açmaması ve hükümlü sanıkların bir an önce tahliye edilmesi maksadıylacezaeviduvarlarıyıkılarak,itfaiye araçlarından tazyikli su sıkılmayabaşlandığı, dışarı çıkmak isteyen bazı hükümlü sanıkların arkadaşlarıncaengellenmeye çalışıldığı, nihayet üçüncü günün sonunda duvarların toplucayıkılmasıyla tüm hükümlü sanıkların etkisiz hale getirilebildiği, üç günboyunca süren operasyonun bu şekilde sona erdiği, operasyon sırasında hükümlüsanıklar tarafından vurulan ve sağ meme altından isabet eden mermi nedeniyleakciğer yaralanmasından ölen jandarma eri M.M.den başka, güvenlik gücümensuplarına saldıran hükümlüler arasında yer alan maktul S.S.nin göğsüne küntbir cisim çarpması sonucu meydana gelen göğüs kemiği ve ikinci kaburgakırığıyla birlikte aort yaralanması ve kalp hasarı nedeniyle gelişen dolaşımdurması sonucu; maktul İ.B.nin sol baş bölgesinden, muhtemelen göz yaşartıcıgaz bombalarının parçalarının çarpmasından kaynaklanan kafatası ve kaide kemiğikırığı, beyin ve beyincik hasarı ile beyin kanaması sonucu; maktul F.S.nin isesol batın bölgesi ve sol koldan aldığı ateşli silah isabetleriyle ince bağırsakyaralanması sonucu öldükleri, aynı grupta yer alan hükümlülerden otuz üçünün deadli raporlarda belirtildiği şekilde yaralandıkları, neticeten direnişe katılanyüz elli dört hükümlüden, sadece maktul İ.nin ateşli silah isabeti ile öldüğü, diğeriki hükümlünün ölümünün ise, hükümlülerin dışarıya çıkarılmasını sağlamak içinatılan göz yaşartıcı bomba parçalarının isabetiyle gerçekleştiği, ellerindeatış artığı bulunan on dört hükümlü sanığa karşı, cezaevinde sadece yedi adettabancanın bulunduğu, maktul M.M.nin vücudundan çıkartılan bir adet mermiçekirdeğinin bu tabancalardan birisiyle atıldığının tespit edilmesine karşılıkbu tabancanın hangi hükümlü sanık tarafından kullanıldığının belirlenemediği,maktuller S.S., İ.B. ve F.S.nin ölümüne neden olan eylemlerinise operasyonakatılan tüm güvenlik gücü mensubu sanıklar tarafından fikir ve eylem birliğiiçerisinde gerçekleştirdikleri olayda;
a) Fikir ve eylem birliği içinde birliktehareket eden ve bu nedenle de gerçekleşen sonuçtan 765 sayılı TCK.nun 64.maddesi uyarınca birlikte sorumlu oldukları kabul edilen güvenlik gücü mensubusanıkların, 2803 sayılı Jandarma Teşkilat, Görev ve Yetkileri Kanunu'nun 7, 10ve 11. maddelerinde tanınan yetkiler çerçevesinde ve Avrupa İnsan HaklarıSözleşmesinin 2. maddesinde belirtilen ölçüler içerisinde “bir isyanın yasayauygun olarak bastırılması ve cezaevindeki diğer hükümlülerin yasadışı şiddetekarşı korunmasının sağlanması” amacına yönelik olarak mutlak zorunlu olanıaşmayacak biçimde güç kullandıkları sırada gerek kendilerinin gerekse diğerhükümlerin yaşama haklarını tehdit eder biçimde silah kullanılması ve bu sıradabir güvenlik gücü mensubunun silahla öldürülmesi üzerine olay tarihindeyürürlükte bulunan 765 sayılı TCK.nun 49. maddesindeki sınırları dahilindegüvenlik gücü mensuplarıyla diğer hükümlülerin yaşama haklarına yöneliksaldırıyı etkisiz halegetirmekiçinsaldırıylaorantılıbiçimdegüç kullandıklarınınanlaşılmış olması karşısında; güvenlik gücü mensubu sanıklar tarafındanbirlikte işlendiğinden kuşku bulunmayan ve isyana katılan bazı hükümlülerinölümü, bazılarının ise yaralanmasıyla sonuçlanan eylemde hukuka uygunluknedenlerinden biri olan meşru müdafaanın koşullarının oluşmuş bulunmasınedeniyle 5271 sayılı CMK.nun 223/2-d madde, fıkra ve bendi uyarınca verilmesigereken beraat hükmünün, delillerin takdirinde yanılgıya düşülerek, aynıKanunun 223/2-e madde, fıkra ve bendi uyarınca, “yüklenen suçun sanıklartarafından işlendiğinin sabit olmaması” gerekçesine dayalı olarak verilmesi,
…”
65. Çanakkale 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 18/12/2014 tarihli veE.2013/42, K.2014/359 sayılı kararı ile Yargıtay bozma ilamı doğrultusunda kamugörevlisi sanıkların meşru müdafaa koşullarının oluştuğu gerekçesiyleberaatlerine karar verilmiştir.
66. Bu karar başvurucu tarafından temyiz edilmiş, dosya Yargıtay1. Ceza Dairesinin 2016/1784 sayılı esasında kayıtlı olarak beklemektedir.
4. Başvurucunun İşkenceve Kötü Muamele İddialarıyla İlgili Yapılan Soruşturma
67. Bu iddialarla ilgili olarak başvuru dosyasına herhangi birbilgi ve belge sunulmamıştır. Ancak, AİHM’in dosyasındaki bilgiler aşağıdakigibidir:
68. Başvurucu, Cezaevinde yapılan operasyonun sona erdiği vehastaneye sevk edildiği dört beş saatlik sürede kendisine tıbbi yardımsağlanmayarak kötü muameleye maruz bırakıldığını belirterek şikâyettebulunmuştur.
69. Çanakkale Cumhuriyet Başsavcılığının 25/12/2003 tarihlikararıyla kötü muamele iddialarına ilişkin olarak kovuşturmaya yer olmadığınakarar verilmiştir.
70. Bu karara başvurucu tarafından itiraz edildiğine yönelikherhangi bir bilgi bulunmamaktadır.
5. Başvurucu TarafındanÇanakkale İdare Mahkemesinde Açılan Tam Yargı Davası
71. Başvurucu, Çanakkale E Tipi Cezaevinde sağ kolununkesilmesine neden olan müdahaleden dolayı uğradığı zararın tazmini içinİçişleri ve Adalet Bakanlıkları aleyhine 15/4/2002 tarihinde Bursa İdareMahkemesine 100.000 TL maddi, 50.000 TL manevi olmak üzere toplam 150.000TL’lik tam yargı davası açmıştır.
72. Bursa 1. İdare Mahkemesi 21/5/2003 tarihli ve E.2002/757,K.2003/1001 sayılı kararıyla, hükümlü olan başvurucunun vasisi yerine bizzatkendisinin dava açtığı gerekçesiyle davanın ehliyet yönünden reddine kararvermiştir.
73. Kararın temyiz edilmesi üzerine Danıştay Onuncu Dairesinin7/3/2006 tarihli ve E.2004/6296, K.2006/1772 sayılı ilamı ile başvurucu davadevam ederken 24/3/2003 tarihinde şartla tahliye edildiğinden kısıtlılıkhâlinin kendiliğinden ortadan kalktığı, aynı avukata 19/11/2003 tarihindevekâletname verdiği, avukat vasıtasıyla temyiz isteminde bulunan davacınındavaya devam etme iradesini ortaya koyduğu, bu nedenle davanın ehliyet yönündenreddedilmesinin hukuka aykırı olduğu gerekçesiyle karar bozulmuştur.
74. Bozmadan sonra dava Bursa 1. İdare Mahkemesinin E.2006/1852sırasına kaydedilmiştir.
75. Bursa 1. İdare Mahkemesi tarafından bilirkişi raporualınmıştır. Bilirkişi raporunda davacının 137.466,46 TL maddi zararınınbulunduğu bildirilmiştir.
76. Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun 12/7/2007 tarihli ve303 sayılı kararıyla Çanakkale ilinde idare mahkemesi kurularak 6/9/2007tarihinde faaliyete geçtiğinden dava dosyası Çanakkale İdare Mahkemesinegönderilmiştir.
77. Dava, Çanakkale İdare Mahkemesinin 2007/190 sayılı esasınakaydedilmiştir.
78. Çanakkale İdare Mahkemesinin 9/7/2008 tarihli ve E.2007/190,K.2008/363 sayılı kararıyla davacı, %50 oranında kusurlu görülerek davanınkısmen kabulü ile 57.409, 67 TL maddi, 5.000 TL manevi tazminatın başvurucuyaödenmesine karar verilmiştir.
79. Kararın başvurucu ve davalılar tarafından temyiz edilmesiüzerine Danıştay Onuncu Dairesinin 28/11/2011 tarihli ve E.2008/10917,K.2011/5169 sayılı kararıyla hüküm, reddedilen kısım yönünden onanmış; kabuledilen kısım yönünden ise davanın reddine karar verilmesi gerektiği yönündebozulmuştur. Kararın gerekçesinin ilgili bölümleri şöyledir:
“…
Dava dosyasının incelenmesinden; ... örgütününsair efradı olmak suçundan Ankara 1 No.lu Devlet Güvenlik Mahkemesi'nin3.10.1995 tarih ve E:1994/18, K:1995/72 sayılı kararıyla 12 yıl 6 ay ağır hapiscezasına mahkum edilen, olaylar sırasında sol terör örgütü mensuplarınınbulunduğu D-3 koğuşunda hükümlü olarak bulunan davacının yapılan operasyonsonucunda yaralanması ve sağ kol dirsek altının ampute edilmesi üzerine davacıtarafından açılan davada; Çanakkale cezaevinde bulunan ve terör örgütü mensubuolan hükümlü ve tutuklular tarafından 1999 yılının Şubat, Eylül, Ekimaylarında, 2000 yılının Temmuz, Eylül, Ekim, Kasım ve Aralık aylarındacezaevlerindeki koşulların olumsuz olduğu, kullanıma açılacak F tipicezaevlerinin tecrit sistemini getireceği ve ülke gündeminde gerçekleşençeşitli olaylar ileri sürülerek, malta işgali, sayım vermeme, zemin aramasıyaptırmama, koğuşların ana malta kapılarını kapattırmama, açlık grevi ve ölümorucu gibi eylemler yapıldığı, davacının da açlık grevi ve sayım vermemeeylemlerine zaman zaman katıldığı, söz konusu eylemler nedeniyle koğuşlaragirilememesi ve arama yapılamaması üzerine 19.12.2000 tarihinde saat 05:00sıralarında güvenlik güçlerince, daha önce belirlenen noktalardan cezaevinegirildiği, D-7 ve D-8 koğuşlarında bulunan 85 adli hükümlü ve tutuklunun E blokE-1, E-2, E-3 koğuşlara, C blokta bulunan 44 adli hükümlü ve tutuklunun A blokidare binasına nakledilerek muhafaza altına alındığı, operasyonun ölüm orucunakatılanların muayene ve tedavileri ile cezaevinde arama yapılmasına yönelikolduğu, teslim olmaları yönünde gerekli anonsların yapıldığı, terörkoğuşlarında yer alan hükümlü ve tutukluların çağrılara olumlu cevap vermemesiüzerine D-5 ve D-6 koğuşlarına yönelik operasyona başlandığı, operasyonundevamı sırasında şebeke kapılarında barikat kurarak slogan atmaya başladıkları,bu esnada bir bayan hükümlünün bir başka hükümlü tarafından ateşe verildiği,güvenlik güçlerince ateşi söndürmek amacıyla barikatı aşmak için ilerlendiğisırasında güvenlik güçlerine ateş açıldığı, 2 adet boru tipi bombakullanıldığı, D-5 ve D-6 koğuşları ile D blok doğu tarafında bulunan D-1, D-2,D-3, D-4 koğuşlarına gün boyu operasyonun sürmesi sonucunda D bloğun tamamenhükümlü ve tutuklulardan arındırıldığı, toplu olarak hareket eden mahkumların Cblok ve B blok bayanlar bölümüne geçtikleri, B blok kadınlar bölümüne yönelengüvenlik güçlerine boru tipi bomba atılarak, koğuşların ateşe verildiği ve13:50 sıralarında teröristlerce açılan ateş sonucu bir güvenlik görevlisininhayatını kaybettiği, LPG tüplerinden yaptıkları alev makineleri ile güvenlikgüçlerine alev tuttukları, teslim olmaları yönünde belli aralıklarla anonsedildiği, saat 17:00 itibariyle operasyona ara verildiği, ertesi gün 20.12.2000günü erken saatlerinde teslim olmaları yönündeki anons sonrası C bloğun doğu vebatı bloklarında mahkumların koğuşlardan çekilmeden önce güvenlik güçleriüzerine çok sayıda mermi attıkları, el yapımı boru bomba kullandıkları ve LPGtüplerinden yaptıkları alev cihazları ile alev tuttukları, yemekhane vekoğuşları ateşe verdikleri, ikinci günün sonunda erkek ve kadın mahkumların Bblok alt kattaki yemekhane, koğuş ve banyo bölümüne sıkıştırıldığı, güvenlikgüçlerince direnişe karşı göz yaşartıcı bomba, el ve tüfek bombaları kullanıldığı,gün sonunda alt kat ana maltadaki tüm barikatlar kaldırılarak güvenliğinsağlandığı, ertesi gün 21.12.2000 tarihinde A blok idare binası tarafındanteslim olmaları yönünde yapılan ikazlara olumlu cevap verilmemesi üzerine Bblok üst kat taban betonları delinerek alt kat yemekhane, koğuş ve ara maltayagöz yaşartıcı gaz uygulamasına başlandığı anda cezaevi dış B blok doğucephesine yanaştırılan iş makineleri ile B bloğu idare binasına bağlayan üst vealt koridorların duvarları ile B blok tuvalet ve merdiven boşluğu dış duvarlarıkırılarak teröristlerin gazdan boğulmadan dışarı çıkmalarını teminen itfaiyearaçlarıyla su sıkılmasının sağlandığı, olaylarda davacının da aralarındabulunduğu 18 kişinin yaralandığı, 4 mahkumun hayatını kaybettiği, bir kısımgüvenlik görevlisinin de yaralandığı anlaşılmaktadır.
Olaydan sonra koğuşlarda yapılanaramalarda,çok sayıda şiş, kılıç, pala, delici ve kesici aletler ve bıçaklarbulunduğu, değişik çap ve markalarda 7 adet tabanca ve 15 adet dolu fişeğin elegeçirildiği belirtilmiştir.
Dava dosyası içeriğinden, cezaevi görevlilerihakkında operasyon esnasında meydana gelen ölüm ve yaralanma eylemlerineiştirak ve görevi ihmal suçlamasıyla ilgili olarak Çanakkale CumhuriyetBaşsavcılığınca E.2003/2482 sayılı dava (soruşturma) dosyasında takipsizlikkararı verildiği, bazı hükümlü ve tutuklular hakkında 6136 sayılı Kanun’amuhalefet iddiasıyla ilgili olarak açılan davada, davanın ortadankaldırılmasına; ruhsatsız patlayıcı imal etmek, bulundurmak suçlarından açılankamu davasında ise delil yetersizliği nedeniyle sanıkların beraatlerine kararverildiği anlaşılmaktadır.
Buna göre, cezaevinde asayiş ve disiplininsağlanması amacıyla zorunlu hale gelen müdahaleyi idarenin hizmetin işleyişindekusurlu davrandığının bir göstergesi olarak kabul etmeye olanakbulunmamaktadır.
Cezaevinde çıkan olaylarda davacının güvenlikgüçlerine direniş gösterip, silahlı çatışmaya giren tutuklularla birliktehareket ettiği, üç gün boyunca süren operasyon sırasında ikazlara rağmen teslimolmadığı, meydana gelen çatışmada da yaralandığı anlaşılmış olup, yaralanandavacının eyleminden ve kişisel kusurundan kaynaklanan yaralanma olayındakişinin olaya katılımı, olayla zarar arasındaki illiyet bağını kesmektedir.
Bu itibarla, zararın, idarenin ağır hizmetkusurundan doğduğu gerekçesiyle, davalı idarelerce %50 oranında tazmini yolundaverilen temyize konu mahkeme kararında hukuki isabet görülmemektedir.
Davacının temyiz istemi;
İdare Mahkemesince, davacının da olaynedeniyle %50 oranında kusurlu olduğundan bahisle bilirkişi incelemesi sonucuhazırlanan rapor esas alınarak karar verilmiş ise de, dosya ve eklerininincelenmesinden, davacının kaldığı D-3 koğuşunu temsilen operasyon öncesindegiriş kapılarının kapatılmamasına yönelik olarak davacı ile birlikte hareketeden bazı hükümlüler hakkında çok sayıda tutanak düzenlendiği, operasyonlarsırasında ise mahkumların teslim olmalarına yönelik yapılan ikazlar üzerinebazı hükümlü ve tutukluların teslim olmalarına rağmen davacının üç gün boyuncagüvenlik güçlerine direndiği, operasyon sırasında davacının kaldığı D-3koğuşunun jandarma görevlilerinin müdahalesi ile boşaltılmasına rağmendavacının teslim olmayıp, B bloğa geçerek direnişe devam etmesi ve mahkumlaramüdahale ederek görevin ifası sırasında asli faili belli olmayacak şekilde ölümve yaralanmalarına neden oldukları iddiasıyla jandarma güvenlik görevlilerihakkında açılan davada sanıkların mahkûmiyetlerine yeter kesin ve inandırıcıdelil elde edilemediği gerekçesiyle sanıkların ayrı ayrı beraatlerine kararverilmiş olması nedenleriyle davalı idarelere kusur izafe edilmesine olanakbulunmamaktadır.
Bu itibarla, İdare Mahkemesince olay nedeniyledavalı idarelerin kusurlarının bulunmadığı gerekçesiyle tazminat istemininreddi gerekirken, davacı ve davalı idarelerin %50 oranında kusurlu bulunaraktazminat isteminin kısmen reddine karar verilmesinde sonucu itibarıyla hukukiisabetsizlik görülmemiştir.
Açıklanan nedenlerle, 2577 sayılı Yasanın 49.maddesine uygun bulunmayan davacının temyiz isteminin reddine, Çanakkale İdareMahkemesinin 9.7.2008 tarih ve E:2007/190, K:2008/363 sayılı kararının davanınreddine ilişkin kısmının yukarıda yer verilen gerekçe ile ONANMASINA, davalıidarelerin temyiz istemlerinin kabulü ile anılan Mahkeme kararının, maddi vemanevi tazminat isteminin kabulüne ilişkin kısmının BOZULMASINA, bozulan kısımhakkında yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın adı geçen İdare Mahkemesinegönderilmesine… (karar verilmiştir)”
80. Başvurucu, kısmen onama kararına karşı karar düzeltmetalebinde bulunmuş, Danıştay Onuncu Dairesinin 10/12/2013 tarihli veE.2012/5012, K.2013/8857 sayılı kararıyla bu talep reddedilmiştir. Ret kararıbaşvurucuya 26/2/2014 tarihinde tebliğ edildiğinden 26/3/2014 tarihinde yapılan2014/4217 sayılı bireysel başvuruda süre aşımının bulunmadığı anlaşılmıştır.
81. Bozma kararından sonra Çanakkale İdare MahkemesininE.2014/311 sayılı dosyasında yargılamaya devam edilmiştir. Çanakkale İdareMahkemesi bozma ilamına uyarak 14/3/2014 tarihli ve E.2014/311, K.2014/230sayılı kararıyla davanın reddine karar vermiştir.
82. Bu karar, davacı ve davalı taraflarca yapılan temyiz üzerineDanıştay Onuncu Dairesinin 29/2/2016 tarihli ve E.2014/3961, K.2016/1088 sayılıilamı ile onanmıştır.
83. Danıştayonama kararı 5/4/2016 tarihinde başvurucuya tebliğedildiğinden 3/5/2016 tarihinde yapılan ve birleştirilmesine karar verilen2016/9073 sayılı bireysel başvuruda da süre aşımının bulunmadığı anlaşılmıştır.
6. Başvurucunun AİHM'eYaptığı Müracaat (B. No: 7309/04)
84. Başvurucu 17/1/2004 tarihinde AİHM’e başvurmuştur.Başvurucu, Cezaevinde başlatılan operasyon sırasında ve sonrasında orantısızgüç kullanılarak yaşam hakkı, işkence ve kötü muamele yasağının, ayrımcılıkyasağı ve hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğini ilerisürmüştür.
85. AİHM, 10/7/2007 tarihinde yaşam hakkı ve işkence ile kötümuamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin olanlar dışındaki iddiaların kabuledilemez olduğuna, yaşam hakkı ile işkence ve kötü muamele yasağının ihlaledildiğine ilişkin iddiaların ise Hükûmete bildirilmesine karar vermiştir.
86. AİHM, 27/1/2015 tarihli kararıyla başvuruyusonuçlandırmıştır. İnceleme sonucunda yaşam hakkının maddi boyutunun ihlaledilmeyip usul boyutunun ihlal edildiğine; işkence ve kötü muamele yasağınınihlal edildiği iddialarının ise kabul edilemez olduğuna karar vermiştir. İhlalnedeniyle başvurucuya 8.000 avro manevi tazminat ödenmesine karar verilmiştir.Karar 1/6/2005 tarihinde kesinleşmiştir. Kararın ilgili kısımları şöyledir:
“…
33. Belirtilmeyen bir tarihte, muhtemelen 25Aralık 2003 tarihinde, Çanakkale Cumhuriyet savcısı, başvuran ve şikâyetçidiğer tutukluların tahliyeleri ve sevkleri sırasında maruz kaldıklarını iddiaettikleri kötü muamele iddiaları hakkında kovuşturmaya yer olmadığına kararvermiştir (bk. benzer yargılamalar konusunda Leyla Alp ve diğerleri/Türkiyedavası, No. 29675/02, §§ 30 ila 32, 10 Aralık 2013).
Soruşturma dosyasındaki unsurları incelediktensonra, savcı, birçok tutuklunun silahlı direnişte bulunmaları sebebiyle yaralandığınıtespit etmiştir. Savcı, isyancıların teslim olmalarının ardından, cezaevininönünde bulunan avluda herkesin ve hatta basının gözü önünde arama ve sevkişlemlerinin gerçekleştirildiğini kaydetmiştir. Savcı, aynı zamanda, yaralıtutukluların hastanelere doğru tahliye edildiklerini ve diğer tutukluların,hekimin bu hususta herhangi bir engelin bulunmadığını saptamasının ardındanbaşka cezaevlerine sevk edildiklerini tespit etmiştir.
Başvuranın bu karara itiraz ettiğini belirtenherhangi bir unsur bulunmamaktadır.
…
II. SÖZLEŞME’NİN 2. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİİDDİASI HAKKINDA
…
B. Esas Hakkında
1. Maddi Yönü Hakkında
…
b. Mahkemenin Değerlendirmesi
93. Mahkeme, öncelikle, somut olayda ilerisürülen isyan karşıtı operasyonun, daha önce Leyla Alp ve diğerleri/Türkiye(yukarıda anılan karar, §§ 8 ve 10) davasında incelenen operasyon olduğunu veyerel düzeyde hâlihazırda derdest olan ceza yargılamasının, bu dava (yukarıdaanılan, Leyla Alp ve diğerleri, §§ 52 ve 53) hakkında karar verildiği sıradahangi aşamada ise yine aynı aşamada olduğunu kaydetmektedir (yukarıda 49.paragraf). Ayrıca yine bu operasyon sırasında ateşli silah ile yaralanan MeralKıdır’ın durumunun (yukarıda 77. paragraf in limine) başvuranın durumundan ayrıtutulmasına imkân veren herhangi bir unsur bulunmamaktadır (yukarıda anılan,Leyla Alp ve diğerleri, § 64; 3. madde açısından incelenen, benzer bir durumiçin, bk. Sambor/Polonya, No. 15579/05, §§ 36 ila 39, 1 Şubat 2011).
94. Leyla Alp ve diğerleri kararında, Mahkeme,bu durumda yürütülen soruşturmaların, olayları çevreleyen gerçek koşullarıaydınlatmaya olanak sağladığına dair ikna olduğunu belirtmiştir (yukarıdaanılan karar, §§ 68 ila 84; yukarıda anılan, Saçılık ve diğerleri kararıylamukayese ediniz, §§9, 107 ve 108). Mahkeme, özellikle şunları ifade etmiştir:
Elinde bulunan unsurlar ışığında ve yukarıdabelirtilenleri dikkate alarak, Mahkeme, kendisini ulusal mahkemelerin vardığıtespitlerden ve sonuçlardan uzaklaşmaya itecek nitelikte ikna edici herhangibir bilginin sunulmadığı kanaatindedir. Mahkeme, ayrıca, operasyonunyürütüldüğü sırada kullanılan gücün, izlenen amaçla, yani “isyanı bastırma”ve/veya “herkesi şiddete karşı koruma” amacıyla orantısız olmadığının tespitedildiği kanısındadır.”
95. Başvuranın iddialarının (yukarıda 91.paragraf) Meral Kıdır ile ilgili davanın mevcut davadaki durumdan ayrıtutulmasına imkân vermemesi nedeniyle, Mahkeme, Leyla Alp ve diğerleri/Türkiyekararında kabul edilen gerekçelerle, Sözleşme’nin 2. maddesinin esas yönündenihlal edilmediği sonucuna varmaktadır.
2. Usul Yönü Hakkında
…
b. Mahkemenin Değerlendirmesi
100. Mahkeme, Sözleşme’nin 2. maddesiningetirdiği yaşam hakkını koruma yükümlülüğünün, yalnızca güç kullanımınınbireyin ölümüne yol açması durumunda değil (yukarıda anılan, McCann vediğerleri § 161, ve Kaya/Türkiye, 19 Şubat 1998, § 105, Derleme 1998-I), aynızamanda, somut olayda olduğu gibi, kullanılan gücün mağdurun hayatını tehlikeyeatması durumunda da (bk. diğer kararlar arasında, yukarıda anılan, İsmailAltun, § 80) etkin biçimde soruşturma yürütülmesini kapsadığını vegerektirdiğini hatırlatmaktadır.
Soruşturma, etkin olmalı, bu anlamda güçkullanımının dava koşullarında haklı gösterilip gösterilmediğininbelirlenmesine ve sorumluların tespit edilerek cezalandırılmalarına imkânsağlamalıdır (bk. örnek olarak, Oğur/Türkiye [BD], No. 21594/93, § 88, AĠHM1999-III). Sonuç yükümlülüğü değil, araç yükümlülüğü söz konusu olsa da,mercilerin, söz konusu olaylara ilişkin delilleri elde etmek amacıyla ellerindebulunan makul tedbirleri almaları gerektiği bir gerçektir.
Dava koşullarını ya da sorumlulukları tespitetme imkânını azaltan, soruşturmadaki her türlü eksiklik, soruşturmanın gerekenetkinlik kuralına uymadığı yönünde bir sonuca varılmasına neden olabilecektir(bk. diğer birçok karar arasında, Natchova ve diğerleri/Bulgaristan [BD], No.43577/98 ve 43579/98, § 113, AĠHM 2005-VII, yukarıda anılan, İsmail Altun,§ 80, ve yukarıda anılan, Leyla Alp ve diğerleri, § 97).
101. Makul bir çabukluk ve özen gerekliliği,bu bağlamda zımnidir. Soruşturmanın özel bir durumda ilerlemesine mani olanengel ya da güçlüklerin söz konusu olabileceğini kabul etmek gerekmektedir;ancak ölümcül ve/veya potansiyel olarak ölümcül nitelikte güç kullanımıhakkında soruşturma yapılması söz konusu olduğunda, mercilerin ivedilikle cevapvermesinin, yasallık ilkesine riayet edilerek toplumun güveninin korunması veyasa dışı eylemlere ilişkin olarak her türlü suça iştirak edildiği ya datolerans gösterildiği izleniminin oluşturulmaması amacıyla genel olarakgereklilik arz ettiği kabul edilebilmektedir (diğer kararlar arasında,McKerr/Birleşik Krallık, No. 28883/95, § 114, AİHM 2001-III, ve yukarıda anılankararlar, İsmail Altun, § 81, Perişan ve diğerleri, § 103, ve Leyla Alp vediğerleri, § 98).
102. Daha önce Leyla Alp ve diğerleri(yukarıda anılan, §§ 100 ve 101) davasında tespit edildiği ve önceden dedoğrulandığı üzere, ihtilaf konusu operasyonun ardından hazırlık soruşturmasınıyürütmekle görevli merciler ve güvenlik gücü mensupları hakkında açılan davasırasında davanın esasına bakan hâkimler tarafından somut olayda yapılangirişimler, davaya ilişkin olay ve olguların tespiti hususunda tartışma konusuyapılmamaktadır.
Ancak yukarıda belirtilen çabukluk ve özengerekliliği (yukarıda 101. paragraf) dikkate alındığında ve özellikle suçakarışan kişi sayısının fazlalığı ve davanın karmaşıklığı nedeniyle bu davanınyürütülmesinde karşılaşılan zorluklar (yukarıda anılan, Leyla Alp ve diğerleri,§ 102) gerektiği gibi göz önünde bulundurulduğunda, hâlihazırda, olaylarınardından 13 yıl sekiz aydan fazla bir süre geçtikten sonra, davanın ilk derecemahkemesinde halen derdest olduğunu (yukarıda 49. paragraf) gözlemlemek vesuçlanan kişilerin muhtemel sorumluluklarının belirlenmesini sağlayacaknitelikte somut ve güvenilir en ufak bir ilerleme kaydedilmediğini (bk. benzerbir durum için, yukarıda anılan, Ceyhan Demir ve diğerleri, §§ 10 ve 111, vePerişan ve diğerleri, § 103) tespit etmek yeterlidir.
103. Bu tespit, Mahkeme’yi, başvuranın sözkonusu davanın zamanaşımına uğrayabileceği yönündeki iddiasını ayrıcaincelemekle yükümlü tutmamaktadır (yukarıda 96. paragraf)
104. İdari yargıda açılan tazminat davasınınyaklaşık on üç yıldan beri devam ettiğinin (yukarıda 62. paragraf) ve cezadavası gibi (yukarıda 102. paragraf), başvuranın yaralanması nedeniyle davalıtaraflar hakkında dile getirilen iddiaları doğrulamaya ya da reddetmeye imkânvermediğinin belirtilmesi gerekse bile, söz konusu tespit, Mahkeme’yi sözkonusu tazminat davasını incelemekle de yükümlü tutmamaktadır. Danıştay’ın, sonolarak, açıklama yapmaksızın ve ivedilikle (mutatis mutandis, yukarıda anılan,Makbule Akbaba ve diğerleri, § 41), başvuranın kendi isteğiyle ayaklanmayakatıldığı (yukarıda 59. ve 60. paragraflar) kanaatine varması sebebiyle,gelecek yargılama süreçleri boyunca bazı şeylerin değişebileceğibeklenemeyecektir.
105. Sonuç olarak, Mahkeme, hâlihazırda, somutolayda yürütülen soruşturmaların Sözleşme’nin 2. maddesinin gerektirdiğiçabukluk ve özen gerekliliklerini yerine getirmediğini saptamaktadır;nihayetinde, Mahkeme, Hükümet’in ilk itirazının ikinci kısmını (yukarıda 89. ve90. paragraflar – bk. mutatis mutandis, yukarıda anılan Makbule Akbaba vediğerleri, §§ 42 ve 43) reddetmekte ve bu hükmün usul yönünden ihlal edildiğisonucuna varmaktadır.
III. SÖZLEŞME’NİN 3. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİİDDİASI HAKKINDA
A.İç hukuk yollarının tüketilmesi hakkında
106. Hükümet, iç hukuk yollarının tüketilmesikuralına ve mevcut başvurunun vaktinden önce sunulmasına ilişkin daha öncekiiddialarına atıfta bulunmaktadır (yukarıda 85. ve 86. paragraflar).
107. Başvuran, kendi iddialarınıyinelemektedir (yukarıda 87. paragraf).
108. Acil tıbbi bakımın sağlanmamasıbağlamında ileri sürülen şikâyete ilişkin olarak, Mahkeme, 25 Aralık 2003tarihinde, Çanakkale Cumhuriyet savcısının bu iddia hakkında kovuşturmaya yerolmadığına karar verdiğini ve başvuranın bu karara itiraz ettiğini belirtenherhangi bir unsur bulunmadığını saptamaktadır (yukarıda 33. paragraf).Dolayısıyla, başvuran tarafından aynı anda açılan tam yargı davasının sözkonusu olan şikayeti kapsaması (yukarıda 50. ve 51. paragraflar) nedeniyle, buşikâyet, cezai yargı yollarının tüketilmediği gerekçesiyle (yukarıda anılan Şatkararıyla mukayese ediniz, § 88; ayrıca bk. Epözdemir/Türkiye (kabuledilebilirlik hakkında karar), No. 57039/00, 31 Ocak 2002, ve Kanlıbaş/Türkiye(kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 32444/96, 28 Nisan 2005) bu bağlamdareddedilemeyecektir.
109. Nitekim bu çözüm yolunun, devletlere,özgürlüklerinden yoksun bırakılan kişilerin hayatını ve sağlığını korumahususunda getirilen yükümlülüğe ilişkin içtihatla uyumlu olması sebebiyle,somut olaydakine benzer durumlarda, idarenin sorumluluğuna ilişkin davanın muhtemelenetkin olarak değerlendirilmesi gerekmektedir (yukarıda anılan, IribarrenPinillos, § 40). Söz konusu içtihada göre, tutuklu bir kimse, hayattaykendevlet memurlarına atfedilebilir tıbbi nitelikli fiil ya da ihmallerden dolayımağdur olduğu kanısına vardığında, bu durumda, idari yargı yoluna başvurulmasıTürkiye’de yeterli ve uygun bir hukuk yolu teşkil etmektedir (GülayÇetin/Türkiye, No. 44084/10, §§ 83 ila 87, 5 Mart 2013, diğer atıflarlabirlikte; genel ilke için, bk. Calvelli ve Ciglio/İtalya ([BD], No. 32967/96, §51, AİHM 2002-I).
Yukarıda belirtilen idari dava bu şikâyeti dekapsadığından, tutukluluk koşulları bağlamındaki şikâyetle ilgili olarak aynıdurum geçerlidir.
110. Daha önce belirttiği aynı gerekçeyeuyarak (yukarıda 88. ila 90. paragraflar), Mahkeme, dolayısıyla, Hükümet’initirazının birinci kısmını reddetmekte ve aşağıda açıklanacak olan gerekçelerlede başvurunun vaktinden önce sunulduğu yönündeki ikinci kısım hakkında kararverilmesine gerek olmadığı kanaatine varmaktadır.
B. Esas Hakkında
1. Maddi Yönü Hakkında
…
ii. Operasyonun ardından tıbbi yardımınsağlanmadığı yönündeki iddia
116. Uygun tıbbi bakımların sağlanmaması,kural olarak, Sözleşme’nin 3. maddesine aykırı bir muamele teşkiledebilmektedir (yukarıda anılan, İlhan/Türkiye, § 87, Kudła/Polonya [BD],No. 30210/96, § 94, AĠHM 2000-XI, Kalashnikov/Rusya, No. 47095/99, § 95,AİHM 2002-VI, ve Gennadiy Naoumenko/Ukrayna, No. 42023/98, §112, 10 Şubat2004). Bu hususta, Mahkeme, her şeyden önce, hastanın ilgili tıbbi gözetim altındatutulmasını ve hastanın özel durumuna ilişkin öngörülen tıbbi bakımın yeterliolmasını gerektirmektedir (yukarıda anılan, Liartis, § 49 ve Khatayev/Rusya,No. 56994/09, § 84, 11 Ekim 2011).
117. Bu “yeterlilik” unsurunun belirlenmesininaçıkça zor olmasına rağmen, Mahkeme, mercilerin, her şeyden önce, birtutuklunun sağlık sorunlarını tedavi etmek veya bu sorunların kötüye gitmesiniönlemek amacıyla derhal uygun bir teşhis konularak, uygun bir tedavistratejisinin belirlenmesini ve tutuklunun klinik tablosu gerektirdiğitakdirde, hastanın düzenli ve sistematik olarak tıbbi gözetim altındatutulmasını sağlamakla yükümlü oldukları kanaatine varmaktadır (bk. diğerkararlar arasında, Sarban/Moldova, No. 3456/05, § 79, 4 Ekim 2005 ve buradayapılan atıflar; yukarıda anılan, Mkhitaryan, § 73).
118. Sağlanan tedavinin etkinliği, böylelikle,cezaevi yetkililerince yetkili hekimler tarafından öngörülen tıbbi bakımıntutukluya sağlanmasını gerektirmektedir (Soysal/Türkiye, No. 50091/99, § 50, 3Mayıs 2007, ve Gorodnitchev/Rusya, No. 52058/99, § 91, 24 Mayıs 2007). Butedavinin uygulanma çabukluğu ve sıklığı, tıbbi tedavinin Sözleşme’nin 3.maddesinin gereklilikleriyle uyumlu olup olmadığını belirlemek amacıyla dikkatealınması gereken diğer iki unsurdur. Zira bu iki unsur, Mahkeme tarafındanmutlak anlamda değil, ancak her defasında tutuklunun özel sağlık durumu gözönünde bulundurularak değerlendirilmektedir (Iorgov/Bulgaristan, No. 40653/98,§ 85, 11 Mart 2004, Rohde/Danimarka, No. 69332/01, § 106, 21 Temmuz 2005,Serifis/Yunanistan, No. 27695/03, § 35, 2 Kasım 2006, Sediri/Fransa (kabuledilebilirlik hakkında karar), No. 4310/05, 10 Nisan 2007, ve yukarıda anılan,Liartis, ibidem).
119. Genel olarak, tutuklunun sağlık durumununkötüleşmesi, tek başına, Sözleşme’nin 3. maddesine riayet edilmesi hususundabelirleyici rol oynamamaktadır, zira Mahkeme, yine sağlık durumununbozulmasının, sağlanan tıbbi bakımlardaki eksikliklere atfedilebilir olupolmadığını (Kotsaftis/Yunanistan, No. 39780/06, § 53, 12 Haziran 2008) ve budurumda hangi düzeydeki tıbbi tedavinin gerekli olduğunu her defasındaincelemekle görevlidir (yukarıda anılan, Mkhitaryan, § 74).
120. Davaya ilişkin olay ve olgular hakkında,Mahkeme, 21 Aralık 2000 tarihinde, isyan karşıtı operasyonun, saat 11.30 ilesöz konusu yerin tam anlamıyla boşaltıldığı saat olan 12.15 arasında kademeliolarak sona erdiğini tespit etmektedir (yukarıda 15. paragraf). Saat 14.00sularında düzenlenen operasyon tutanağına göre, başvuranın da aralarındabulunduğu yirmiden fazla tutuklu, saat 12.15’ten itibaren Çanakkale DevletHastanesi Acil Servisi’ne sevk edilmiştir (yukarıda 15. paragraf, in fine).Başvuranın kolundan çıkarılan fişeğin savcılığa gönderilmesine ilişkin tutanağagöre, başvuran “saat 11 civarında” hastaneye götürülmüştür (yukarıda 20.paragraf, in fine). Ancak başvuran, herhangi bir tıbbi bakım sağlanmaksızındört ya da beş saat boyunca cezaevinin bahçesinde yalnız bırakıldığını iddiaetmektedir (yukarıda 69. ve 111. paragraflar).
Bu hususta, Çanakkale Devlet Hastanesitarafından düzenlenen sağlık raporunun imzalandığı tarih - “21 Aralık 2000” -ile saatin -“13.40”- , Meral Kıdır davasında kabul edilen tarih ve saat olduğu(yukarıda anılan, Leyla Alp ve diğerleri, § 18) kabul edilerek, söz konusuraporla yetinmek gerekmektedir. Bu bilginin aksini ispatlayabilecek niteliktebaşka unsurlar bulunmadığından, Mahkeme, dolayısıyla, başvuranın ileri sürdüğügibi saat 16.00 veya 17.00 sularında değil, saat 13.40’tan önce, bu hastanehekimleri tarafından muayene edildiğinin, ardından ameliyat edildiğinin tespitedilebileceği kanısındadır. Bu durum, dikkate değer bir gecikme teşkiledemeyecektir.
Bu tür durumlarda, bazı toplu isyanlarınkaçınılmaz olduğunu göz önünde bulundurarak Mahkeme, bununla birlikte, somutolayda yürütülen kurtarma operasyonuna ilişkin olarak Sözleşme’nin 3. maddesibakımından herhangi bir ciddi sorunun ortaya çıkmadığı kanaatine varmaktadır(yukarıda anılan, Finogenov ve diğerleri ile mukayese ediniz, § 266).
121. Çanakkale Devlet Hastanesi’nde sağlanantıbbi bakımların yeterliliği ve kapsamına ilişkin olarak, Mahkeme, başvuranınileri sürdüğünün (yukarıda 111. paragraf) aksine, söz konusu tıbbi bakımlarınpansumanın ötesine geçtiğini kaydetmektedir. Bu durumda, hekimler, başvuranınhayatının tehlikeye girmesine sebep olan, osteo-fasiyal alanda kompartmansendromunu önlemek ve fişeği çıkarmak amacıyla hem önemli hem de zor bircerrahi müdahale gerçekleştirmişlerdir (yukarıda 19. in limine ve 20.paragraflar).
122. Daha sonraki olayla ilgili olarak, Mahkeme,yukarıda belirtilen hekimlerin tavsiyesine rağmen, belirlenen ilk hastanenintutuklular için yeterli imkânlara sahip olmadığı gerekçesiyle (bk. benzer birdurum için, Chadli Sediri/Fransa [kabul edilebilirlik hakkında karar], No.44310/05, 10 Nisan 2007), başvuranın ameliyat sonrası Üniversite Hastanesi’ninPlastik Cerrahi Servisi’nde sevk edilmesi ancak 23 Aralık tarihinde, yaklaşıkotuz saatlik bir gecikmeyle gerçekleştirilmiştir (yukarıda 21. paragraf -yukarıda anılan İlhan/Türkiye kararıyla kıyaslayınız, §§ 24 ve 87; yukarıdaanılan Mkhitaryan/Rusya, § 79 ve yukarıda anılan, Liartis, § 58).
Başvuranın klinik tablosu, her ne kadar gerçekve yakın bir doku çürümesi riskinin olduğunu gösterse de, daha sonra art ardasağlanan tıbbi bakımlardaki her türlü gecikme, şüphesiz, söz konusu riskinartmasında rol oynayabilmiştir. Ancak bu süreç boyunca, başvuranın sürekliolarak tıbbi gözetim altında tutulduğunun ve Cerrahpaşa Hastanesi’nde uygulanantedavi çerçevesinde, başvuranın, hekimlerin amputasyona karar vermeden önce 5Ocak 2001 tarihine kadar beklemeye karar vermelerini eleştirmediğinin (yukarıda111. paragraf) altını çizmek gerekmektedir. Dolayısıyla, söz konusu hekimlerinbakış açısına göre, somut olayda ileri sürülen gecikmeli sevkin, tedavistratejilerinin belirlenmesi için belirleyici bir etken olmadığı sonucunavarmak gerekmektedir; ayrıca bu gecikme Sözleşme’nin 3. maddesi bakımındandikkate değer olarak nitelendirilemeyecektir (bk. aynı anlamda, yukarıda anılankararlar, Erol Arıkan ve diğerleri, § 101, Şat, § 87, İsmail Altun, § 90).
123. Üstelik Mahkeme, başvuranın şikâyettebulunmaması sebebiyle, Çapa’da bu tarihten itibaren, ardından da SağmalcılarDevlet Hastanesi’nde bir sonraki 13 Şubat tarihine kadar sunulan ameliyatsonrası bakımların uygunluğunu ve kapsamını değerlendirmek zorunda değildir(yukarıda 22. paragraf).
124. Dolayısıyla, dosyada, başvurana sağlanantıbbi bakımların yeterliliğini ve kapsamının, sağlık personelinin yetkilerininve bu konuda müdahale etmeye yetkili hastane kuruluşlarının şikâyet konusuyapılmasına imkân veren herhangi bir unsur bulunmamaktadır.
Ayrıca somut olayda yetkililerin başvurana exgratia myoelektrik protez temin ettiklerini (yukarıda 25. ve 26. paragraflar –Vladimir Vassilyev/Rusya kararıyla kıyaslayınız, No. 28370/05, §§ 68 ve 69, 10Ocak 2012), ve bu durumun, ilgilinin bu konudaki eleştirilerine rağmen(yukarıda 111. paragraf in fine), Sözleşme’nin 3. maddesinin konuya ilişkinolarak tavsiye ettiği tedbirler ile uyumlu bir girişim olduğunu(Zarzycki/Polonya, No. 15351/03, §§ 21 ila 24, 12 Mart 2013) hatırlatmakgerekmektedir.
125. Yukarıda belirtilen değerlendirmeleridikkate alarak, Mahkeme, şikâyet konusu muamelenin, Sözleşme’nin 3. maddesikapsamına girmesi için gereken asgari ağırlık eşiğine ulaşmadığı kanısındadır.
Bu şikâyetin Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. ve4. fıkraları uyarınca açıkça dayanaktan yoksun olduğu ve reddedilmesi gerektiğisonucuna varılmaktadır.
…
2.Usul yönü hakkında
132. Sözleşme’nin 3. maddesinin esas yönündenihlaline ilişkin savunulabilir şikâyetlerin bulunmadığı yönünde varılan ikitespit göz önünde bulundurulduğunda (yukarıda 125 ve 131. paragraflar), buhükmün usul yönüne ilişkin şikâyet incelenebilecek nitelikte değildir (bk,diğer birçok karar arasında, Ştefan Povestca/Moldova Cumhuriyeti (kabuledilebilirlik hakkında karar), No. 54791/10, §§ 39 ve 40, 18 Mart 2014, DilanAzgın/Türkiye (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 33062/03, § 60, 17Mayıs 2011, diğer atıflarla birlikte; yine bk. mutatis mutandis, yukarıdaanılan, Leyla Alp ve diğerleri, § 104).
Dolayısıyla, daha önce belirtildiği üzere(yukarıda 110. paragraf), Hükümet’in başvurunun zamanından önce yapılmasınailişkin itirazının ikinci kısmı hakkında karar verilmesi gerekmemektedir, zirabu şikâyet de açıkça dayanaktan yoksundur ve Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. ve4. fıkraları uyarınca reddedilmelidir.
…”
B. İlgili Hukuk
1. Ulusal Mevzuat
87. 29/3/1984 tarihli ve 2992 sayılı Adalet Bakanlığının Teşkilatve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek KabulüHakkında Kanun’un olay tarihinde yürürlükte olan 2. ve 11. maddeleri şöyledir:
“Görev
Madde 2 - Adalet Bakanlığının görevlerişunlardır:
a) Kanunlarda kurulması öngörülen mahkemeleriaçmak ve teşkilatlandırmak, ceza infaz ve ıslah kurumları, icra ve iflasdaireleri gibi her derece ve türdeki adalet kurumlarını planlamak, kurmak veidari görevleri yönünden gözetim ve denetimini yapmak ve geliştirmek,
…
Ceza İnfaz Kurumları ve Tutukevleri GenelMüdürlüğü
Madde 11- Ceza İnfaz Kurumları ve TutukevleriGenel Müdürlüğünün görevleri şunlardır:
…
b) Hükümlü ve tutukluların giydirilmesi,beslenmesi, yatırılması ve eğitilmesi işleriyle “Cezaevleri ve MahkemeBinaları, İnşaası Karşılığı Olarak Alınacak Harçlar ve Mahkumlara ÖdettirilecekYiyecek Beddelleri Hakkında Kanun”da gösterilen her türlü işlemleri yapmak,
…”
88. 13/12/2014 tarihli ve 5275 sayılı Ceza ve GüvenlikTedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un “Hapiscezalarının infazında gözetilecek ilkeler” kenar başlıklı 6.maddesinin ilgili hükümleri şöyledir:
“(1) Hapis cezalarının infaz rejimi, aşağıdagösterilen temel ilkelere dayalı olarak düzenlenir:
a) Hükümlüler ceza infaz kurumlarında güvenlibir biçimde ve kaçmalarını önleyecek tedbirler alınarak düzen, güvenlik vedisiplin çerçevesinde tutulurlar.
…
f) Ceza infaz kurumlarında hükümlülerin yaşamhakları ile beden ve ruh bütünlüklerini korumak üzere her türlü koruyucutedbirin alınması zorunludur.
…”
89. 765 sayılı mülga Kanun’un 49., 456., 457. ve 463. maddelerişöyledir:
“Madde 49 - …
2 - Gerek kendisinin gerek başkasının nefsineveya ırzına vukubulan haksız bir taarruzu filhal def'i zaruretinin bais olduğumecburiyetle,
… işlenilen fiilerden dolayı faile cezaverilemez.
…
Madde 456 - (Değişik: 6123 - 9.7.1953) Her kimkatil kasdiyle olmaksızın bir kimseye cismen eza verir veya sıhhatini ihlâleaklî melekelerinde teşevvüş husulüne sebep olursaaltı aydan bir seneye kadarhapsolunur.
…
Fiil, katî veya muhtemel surette iyileşmesikabil olmayacak derecede akıl veya beden hastalıklarından birini yahut havastanveya el yahut ayaklardan birinin veya söylemek kudretinin yahut çocuk yapmakkabiliyetinin zıyaını mucip olmuş veya âzadan birinin tatilini yahut çehrenindaimî değişikliğini veya gebe bir kadına karşı ika olunup da çocuğun düşmesiniintaç eylemiş ise ceza beş seneden on seneye kadar ağır hapistir.
Madde 457 - (Değişik: 6123 - 9.7.1953) 456 ncımaddede yazılı fiillere 449 uncu maddenin birinci ve üçüncü bentlerinde yazılıhal inzimam eder yahut fiil gizli veya aşikâr bir silah ile veya aşındırıcıecza ile işlenmiş olursa asıl ceza üçte birden yarıya kadar artırılır.
Madde 463 - (Değişik: 2787 - 21.1.1983) 448,449, 450, 456, 457 nci maddelerde beyan olunan fiilleri iki veya daha çok kimsebirlikte yapmış olup da failin kim olduğu belli olmazsa bunlardan her birisihakkında, fiil için tayin edilmiş olan ceza üçte birden yarıya kadarindirilerek hükmolunur. Ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis cezasını gerektirenfiillerde yirmi seneden, müebbet ağır hapis cezasını gerektiren fiillerdeonaltı seneden aşağı olmamak üzere ağır hapis cezası tayin olunur. Şu kadar ki,bu hüküm fiili doğrudan doğruya beraber işlemiş olanlar hakkında uygulanmaz.”
90. 10/3/1983 tarihli ve 2803 sayılı Jandarma Teşkilat, Görev veYetkileri Kanunu’nun 3., 7., 11. ve 25. maddeleri şöyledir:
“Tanım:
Madde 3 – Türkiye Cumhuriyeti Jandarmasıemniyet ve asayiş ile kamu düzeninin korunmasını sağlayan ve diğer kanun venizamların verdiği görevleri yerine getiren silahlı, askeri bir güvenlik vekolluk kuvvetidir.
Jandarmanın genel olarak görevleri:
Madde 7 – Jandarmanın sorumluluk alanlarındagenel olarak görevleri şunlardır.
a) Mülki görevleri;
Emniyet ve asayiş ile kamu düzenini sağlamak,korumak ve kollamak, kaçakçılığı men, takip ve tahkik etmek, suç işlenmesiniönlemek için gerekli tedbirleri almak ve uygulamak, ceza infaz kurumları vetutukevlerinin dış korunmalarını yapmak.
b) Adli görevleri;
İşlenmiş suçlarla ilgili olarak kanunlarda belirtilenişlemleri yapmak ve bunlara ilişkin adli hizmetleri yerine getirmek.
…
d) Diğer görevleri;
Yukarıda belirtilen görevler dışında kalan vediğer kanun ve nizam hükümlerinin icrası ile bunlara dayalı emir ve kararlarlaJandarmaya verilen görevleri yapmak.
Silah Kullanma Yetkisi
Madde 11 – Jandarma, kendisine verilengörevlerin ifası sırasında hizmet özelliğine uygun ve görevin gereği olarakkanunlarda öngörülen silah kullanma yetkisine sahiptir.
Yürürlükten kaldırılan ve uygulanmayacak olanhükümler:
Madde 25 –
...
2)1559 sayılı Polis Vazife ve SelahiyetKanununun,
3)3201 sayılı Emniyet Teşkilatı Kanununun,
4) Disiplin hükümleri saklı kalmak kaydıyla5442 sayılı İl İdaresi Kanununun,
Ve diğer kanunların,
Bu Kanuna aykırı hükümleri Jandarma Teşkilatıiçin uygulanmaz."
91. 17/12/1983 tarihli ve 18254 sayılı Resmî Gazete’deyayımlanan Jandarma Teşkilatı Görev ve Yetkileri Yönetmeliği’nin 24., 38., 39.,40., 41. ve 42. maddeleri şöyledir:
“Genel Yetki
Madde 24 - Jandarma, emniyet ve asayişisağlama ve kamu düzenini koruma amacıyla Jandarma Teşkilat, Görev ve YetkileriKanunu ile Polis Vazife ve Selahiyet Kanununda belirtilen gerekli her türlügüvenlik tedbirlerini almaya yetkilidir.
Zor Kullanma Yetkisi
Madde 38 - Jandarma kanun ve nizamlara uygunolarak kişileri yakalama veya toplulukları dağıtma sırasında karşılaştığıdirenmeleri, kırmak, saldırıya yeltenen veya saldırıda bulunanları etkisizduruma getirmek için zor kullanabilir.
Zor kullanmanın niteliği ve derecesikarşılaşılan direnme veya saldırıya göre değişmek üzere; yeterli biçimde venitelikte bedeni kuvvet, maddi güç ve şartları gerçekleştiğinde her çeşit silahkullanmayı kapsar.
…
Toplu kuvvet olarak müdahale edilendurumlarda; zor kullanmanın derecesi ile kullanılacak araç ve gerecin seçimiöncelikle, kuvvetin başındaki komutana aittir. Bu konuda mülki amirin yetkilerisaklıdır.
Silah Kullanma Yetkisi ve Bu YetkininKullanılacağı Durumlar
Madde 39 - Jandarma, aşağıda yazılı hallerdesilah kullanmaya yetkilidir:
a. Nefsini müdafaa etmek için,
b. Başkasının ırz ve canına vuku bulan vebaşka suretle men'i mümkün olmayan bir saldırıyı savmak için;
…
g. Jandarmanın görevini yapmasına yalnız veyatoplu olarak fiili mukavemette bulunulmuş veya fiili saldırı ile karşıgelinmişse,
h. Devlet nüfuz ve icraatına silahlı olarakkarşı gelinmişse,
…
k. Ceza infaz kurumları ile tutukevlerinde, içyönetimce bastırılmayan isyan, kargaşa, direnme ve kavga çıkması durumunda;cezaevi müdürü ile gardiyanların başvurusu üzerine kuruma girilmesi halinde,(a)ve (b) bentlerinde gösterilen silah kullanma yetkileri çerçevesinde,
Silah Kullanmanın Kapsamı ve Uyulması GerekenEsaslar
Madde 40 - Silah kullanmak deyiminden, mutlakaateş etmek anlaşılmaz. Ateş etmek, silah kullanmada en son çaredir. Buna bağlıolarak:
a. Bu yönetmeliğin uygulanmasında silahdeyimi; ateşli silahları, kesici ve dürtücü silahları, önleyici, etkisiz durumagetirici ve savunmaya ilişkin aletleri cop, sis ve gaz bombalarını; gaz, boyalıve boyasız basınçlı su püskürten, personel ve malzeme taşıyabilir zırhlı vezırhsız araçları, helikopter ve uçakları kapsar.
b. Silah kullanma yetkisine sahip bulunan amirve görevliler, kanun ve nizamların belirlediği yetkilerini zamanında kullanmazya da silahlarından yeterince yararlanmazsa, davranış ve tutumunun niteliğinegöre cezalandırılır.
"Din ve vicdana göre lazım sayılanhareketler" ile "şahsi tehlike korkusu" yüzünden silahkullanmaktan kaçınmış olmak cezayı kaldırmaz ve hafifletmez.
c. Silah kullanmada, olayın ve durumunözellikleri gözönünde bulundurularak; savunmaya ilişkin aletlerle önleyici veetkisiz duruma getirici aletleri kullanılmasına öncelik verilir. Daha sonra,kesici ve dürtücü silahlarla, ateşli silahların hedefe yöneltilmesi safhasınageçilir. Etkili olunmadığında, dipçik ve kabzalar kullanılır. Buna rağmen amaçsağlanamamışsa, kesici ve dürtücü silahlarla, ateşli silahlar kullanılır.Ateşli silahların kullanılmasında sırasıyla; önce havaya ihtar atışı yapılır,sonra ayağa doğru ateş edilir. Buna rağmen silah kullanmaya yol açan olay vedurum bastırılamamışsa hedef gözetilmeden ateş edilir.
Bu sıranın her olayda aynen izlenmesi zorunludeğildir. Olayın özelliğine göre, sıra atlanabileceği gibi, şartları varsadoğrudan doğruya hedefe de ateş edilebilir.
Bu gibi durumlarda, neden bu şekilde hareketedildiği olay tutanağında açıkça ve özellikle belirtilir.
d. Ateşli Silahlarla Ateş edilmesi;
(1) Öncelikle bu konuda emir verilmiş olmasınabağlıdır.
(2) Ateş emri verilmemiş olsa bile 39 uncumaddede sayılan, durum ve özelliklerin ortaya çıkması nedeniyle, silahınkullanma zamanını, ölçü ve tarzını, her alandaki özel şartları gözönündetutarak; her görevli kendisi değerlendirir ve saptar.
Diğer silahların kullanılması, emirle veemirde belirtildiği şekilde olur.
Yetkilerin Kullanılması
Madde 41 - Zor ve silah kullanma yetkileridışında:
Polis Vazife ve Selahiyet Kanununda öngörülenve yönetmeliğin bu bölümünde ayrıntıları gösterilen görevlerin yapılması veyetkilerin kullanılması; İl Jandarma alay, ilçe jandarma bölük, bucak jandarmatakım ve jandarma karakol komutanlarına aittir.
Jandarma iç güvenlik birliklerinin diğer makamve memurları; geçerli bir yetki devri olmadıkça ya da yetkili amirlikmakamlarının emri olarak verilmedikçe, bu konudaki görevleri yapamaz veyetkileri kullanamazlar. Ancak bu konulara ilişkin bir ihlallekarşılaştıklarında durumu bir tutanakla belgeler ve silsile yoluyla ilgilimakama gönderirler.
Suçların kovuşturulması yönünden CezaMuhakemeleri Usulü Kanununun öngördüğü yetkiler gözönünde tutulur.
Genel Görevler
Madde 42 - Jandarma; emniyet ve asayişisağlamak, kamu düzenini korumakla yükümlü olup, bu görevlerini iki şekildeyürütür.
a. Kanunlara, tüzüklere, yönetmeliklere, hükümetemirlerine ya da tebliğlere ve genel olarak kamu düzenine uygun olmayaneylemleri, işlenmesinden önce kanun ve nizamlar çerçevesinde önlemek.
b. İşlenmiş olan bir suç hakkında CezaMuhakemeleri Usulü Kanunu ile diğer kanunlarda yazılı görevleri yapmak,
Jandarmanın görevlerini yerine getirirken öndegelen amacı; insana taşınır ve taşınmaz eşyaya en az zarar verilerek, bozulankanun ve nizam ortamını yeniden kurmaktır.
Jandarma görevin yürütülüşünde kanunikısıtlamalara ve insani düşüncelere bağlıdır. Faaliyetlerine muhatap olanlara,düşman gibi görülmemesi için gerekli özeni gösterir.
...”
2. Uluslararası Belgeler
92. 13/1/1993 tarihli Kimyasal Silahların Geliştirilmesi,Üretimi, Stoklanması ve Kullanımının Yasaklanması ve Bunların İmhası ile İlgiliSözleşme’ye (KSS) göre göz yaşartıcı gaz kimyasal silah sayılmamakta ve bu türgazların -iç ayaklanmaların kontrolü de dâhil olmak üzere- asayişin sağlanmasıamacıyla kullanılmasına izin verilmektedir (Madde II § 7, 9 (d)). KSS,Türkiye'de 11/6/1997 tarihinde yürürlüğe girmiştir.
93. Kolluk Görevlileri Tarafından Zor ve Ateşli SilahKullanılması Hakkında Temel İlkeler’in (Birleşmiş Milletler [BM] SuçunÖnlenmesi ve Suçluların Islahı Sekizinci Kongresi, Havana, 27/8/1990 -7/9/1990, BM, A/CONF.144/28/Rev.1, 1990, s. 112-115) ilgili bölümleri şöyledir:
“…
3. Öldürücü nitelikte olmayan etkisizleştiricisilahların geliştirilmesi ve dağıtılması hususu, olaylarla ilgisi bulunmayankişilerin zarar görme riskini en aza indirebilmek amacıyla dikkatli bir şekildedeğerlendirilmelidir ve bu tür silahların kullanımı titizlikle kontroledilmelidir.
...
5. Güç ve ateşli silahların, kanuna uygunolarak kullanımı kaçınılmaz hale geldiğinde, kolluk görevlileri:
(a) Bu tür araçların kullanımına sınırlı olarakbaşvurur ve suçun ağırlığı ve gerçekleştirilmesi hedeflenen meşru amaç ileorantılı biçimde tasarrufta bulunur;
(b) Zarar ve yaralanmaları en azaindireceklerdir ve insan yaşamına saygı gösterir ve onu korur;
(c) Yaralananlara veya müdahalelerden etkilenenlere,mümkün olan en kısa sürede yardım ulaştırılmasını ve tıbbi yardım sağlanmasınıtemin eder;
(d) Yaralananların veya müdahalelerdenetkilenenlerin akrabaları veya yakın arkadaşlarının, mümkün olan en kısa sürededurumdan haberdar edilmelerini sağlar;
…
9. Kolluk görevlileri; ölüm veya ağıryaralanmaya sebebiyet verecek yakın bir tehlikeye karsı kendilerini veyabaşkalarını savunma, yaşamı ciddi şekilde tehdit eden özellikle ağır niteliklibir suçun islenmesini önleme, bu tür bir tehlike yaratan ve emirlere karsıgelen bir kimseyi yakalama veya bu tür bir kimsenin kaçmasını önleme amaçlarıdışında ve söz konusu amaçları gerçekleştirmede daha hafif yöntemler yetersizkalmadığı sürece başkalarına karsı ateşli silah kullanamaz. Her halükarda,ateşli silahlara, ancak yaşamı koruma açısından büsbütün kaçınılmaz olduğuhallerde başvurulmalıdır.
...
14. Kolluk görevlileri, ateşli silahları,sadece daha az tehlikeli araçların kullanılmasının mümkün olmadığı hallerde vesadece gereken asgari ölçüde kullanabilirler. Kolluk görevlileri, ateşlisilahları, 9. ilke kapsamında belirtilen durumlar dışında kullanamaz.”
94. Avrupa İşkencenin ve İnsanlık Dışı veya Onur Kırıcı Cezaveya Muamelenin Önlenmesi Komitesi (CPT), kanunların uygulanmasında bu türgazların kullanımına ilişkin endişelerini ifade etmiştir. CPT’nin görüşüşöyledir:
“(…) Biber gazı, potansiyel olarak tehlikelibir maddedir ve kapalı alanlarda kullanılmamalıdır. Açık havada kullanılmasıhalinde bile, CPT’nin ciddi çekinceleri bulunmaktadır; istisnai olarakkullanılması gerektiğinde, bölgede belirli güvenlik tedbirlerinin alınmasıgerekmektedir. Örneğin, biber gazına maruz kalan kişiler derhal bir doktoraulaştırılmalı ve bu kişilere panzehir sağlanmalıdır. Biber gazı, halihazırdakontrol altına alınmış bir tutukluya karsı asla kullanılmamalıdır.” (CPT/Inf[2009] 25).
95. CPT, Avrupa Konseyinin bazı üye devletlerine yaptığıziyaretlerle ilgili raporlarında aşağıdaki tavsiyelerde bulunmuştur:
“... (A) Biber gazı kullanımının kontrolüneilişkin olarak düzenlenecek açık bir yönerge, en azından şu hususlarıiçermelidir:
-biber gazının kapalı alanlarda kullanılmamasıgerektiğinin açıkça belirtildiği, biber gazının hangi durumlardakullanılabileceğine dair açık talimatlar;
-biber gazına maruz kalan tutukluların derhaldoktora ulaştırılmalarına ve kendilerine rahatlatıcı tedbirlerin sunulmasınadair hakları;
-biber gazı kullanma yetkisi verilmişpersonelin nitelikleri, eğitimleri ve yeteneklerine ilişkin bilgiler;
-biber gazının kullanımına ilişkin yeterli birraporlama ve denetim mekanizması …” (CPT/Inf [2009] 8).
IV. İNCELEME VE GEREKÇE
96. Mahkemenin 8/6/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucunun İddiaları
97. Başvurucu, Çanakkale E Tipi Ceza İnfaz Kurumunda hükümlüolarak bulunduğu sırada Cezaevinde yapılan ölüm orucu eylemlerini sonlandırmakiçin gerçekleştirilen operasyonda kolluk kuvvetleri tarafından atılan gazbombasının sağ koluna isabet etmesi nedeniyle yaralandığını, yaralandıktansonra dört beş saat boyunca kendisine hiçbir tıbbi müdahalede bulunulmadığını,gecikmeli olarak yapılan müdahalede dirseğinin üstünden kolunun kesildiğini,terör hükümlüsü olması nedeniyle ayrımcılığa maruz kaldığını, operasyonnedeniyle uğradığı zarar için açtığı tam yargı davasının kısmen kabulüne kararverildiğini; ancak, bu kararın Danıştay tarafından davanın tamamen reddinekarar verilmesi yönünde bozulduğunu, devletin gözetim ve koruması altındaki birinfaz kurumunda gerçekleştirilen operasyona kendisinin sebebiyet vermediğini,devletin cezaevlerinde güvenliği sağlama görevinin olduğunu, Cezaevindekihizmet kusurunun nedeninin idare olduğunu, operasyon sırasında orantısız güçkullanıldığını, İdare Mahkemesinde açtığı davanın on iki yıldan fazla birsüreden beri devam ettiğini belirterek Anayasa’nın 10., 17. ve 36. maddelerindegüvence altına alınan yaşam hakkı, işkence ve kötü muamele yasağı, adilyargılanma hakkı ve ayrımcılık yasağının ihlal edildiğini ileri sürmüş; ihlalintespiti ve tazminat talebinde bulunmuştur.
B. Değerlendirme
98. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılanhukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifinikendisi takdir eder(Tahir Canan,B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Bir olayda yaşam hakkına ilişkin ilkelerinuygulanabilmesi için gerekli şartlardan biri doğal olmayan bir ölümüngerçekleşmesi olmakla birlikte bazı durumlarda ölüm gerçekleşmese dahi olayınyaşam hakkı çerçevesinde incelenebilmesi mümkündür. AİHM de ölümlesonuçlanmayan yaralanma olaylarını kişiye karşı kullanılan gücün derecesi, türüve güç kullanımının ardında yatan niyet ve amacı diğer faktörlerle birliktedikkate alarak yaşam hakkı kapsamında inceleyebilmektedir(Mehmet Karadağ, B. No: 2013/2030,26/6/2014, § 20) Somut olayda Ceza İnfaz Kurumunda çıkan isyanı bastırmak içingüvenlik güçlerinin attığı potansiyel olarak ölüm neticesini doğurmayaelverişli göz yaşartıcı bombanın başvurucunun uzuv kaybı olacak ve hayatitehlike geçirecek şekilde yaralanması sonucunda dirsek üstünden kolunun kesilmesinesebep olduğundan başvuru, Anayasa’nın 17. maddesinin birinci fıkrasında güvencealtına alınan yaşam hakkı kapsamında değerlendirilmiştir.
99. Başvurucu, yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle Anayasa’nın36. maddesinin ihlal edildiğini ileri sürmüş ise de makul sürede yargılanmahakkına ilişkin iddiaların yaşam hakkı ile işkence ve kötü muamele yasağınınusul yükümlülüğü kapsamında kalması nedeniyle adil yargılanma hakkı yönündenayrıca inceleme yapılmamıştır.
1. Kabul EdilebilirlikYönünden
100. Bakanlık görüşünde kabul edilebilirliğe ilişkin olarakbaşvuru konusu olayın 2000 yılında meydana gelmesi nedeniyle zaman bakımındanyetki hususuna dikkat çekmiştir.
101. Başvurucu, Bakanlığın bu konudaki görüşüne karşı zamanbakımından yetki konusunda yargılama sonunda verilen kararın kesinleşmetarihinin dikkate alınması gerektiğini ileri sürmüştür.
a. Yaşam Hakkının MaddiBoyutunun İhlal Edildiğine İlişkin İddia
102. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa MahkemesininKuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un geçici 1. maddesinin (8)numaralı fıkrası şöyledir:
"Mahkeme, 23/9/2012 tarihinden sonrakesinleşen nihai işlem ve kararlar aleyhine yapılacak bireysel başvurularıinceler."
103. Bu hüküm gereğince Anayasa Mahkemesi 23/9/2012 tarihindensonra kesinleşen nihai işlem ve kararlar aleyhine yapılacak bireyselbaşvuruları inceler. Dolayısıyla Mahkemenin zaman bakımından yetkisi butarihten sonra kesinleşen nihai işlem ve kararlar aleyhine yapılan bireyselbaşvurularla sınırlı olduğundan (G.S.,B. No: 2012/832, 12/2/2013, § 14) başvuru konusuna ilişkin olayın gerçekleşmetarihinin bir önemi bulunmamaktadır.
104. Somut olayda başvuru konusu iddialarla ilgili Çanakkaleİdare Mahkemesinin kısmi ret kararının Danıştay Onuncu Dairesinin 10/13/2013tarihli karar düzeltme talebinin reddi kararıyla kesinleşmesi nedeniylebaşvurunun Anayasa Mahkemesinin zaman bakımından yetkisi kapsamında kaldığıdeğerlendirilmiştir.
105. Anayasa’nın 17. maddesinde düzenlenen yaşam hakkının ihlaledildiğine ilişkin iddialarda başvurucunun uğradığı zararın telafisi içinbirden fazla yol bulunmakta ise de bunlardan en etkin olanı ceza soruşturmasıve/veya kovuşturması olduğundan bu yol tüketilmeksizin yapılan başvurunun kabuledilebilir olup olmadığının da değerlendirilmesi gerekmektedir.
106. Başvurucunun yaralanmasıyla sonuçlanan olayla ilgili olarakkolluk görevlileri hakkında Çanakkale 1. Ağır Ceza Mahkemesinin E.2013/42esasında kasten yaralama suçundan açılan kamu davasına ilişkin olarak18/12/2014 tarihinde verilen beraat kararı temyiz incelemesi için hâlenYargıtay 1. Ceza Dairesinde bulunmaktadır (bkz. § 66).
107. Başvurucu Çanakkale 1. İdare Mahkemesinin 9/7/2008 tarihlive E.2007/190, K.2008/363 sayılı kararına karşı yaşam hakkı ile işkence ve kötümuamele yasağının ihlal edildiği iddiasıyla bireysel başvuruda bulunmuştur.
108. Yaşam hakkının ihlaline ilişkin olaylarda Anayasa'nın 17.maddesi gereğince devletin, ölümcül saldırı durumunda sorumluların tespitine vecezalandırılmasına imkân verebilecek nitelikte ceza soruşturması yürütmeyükümlülüğü bulunmaktadır. Bu tür olaylarda yürütülen idari ve hukukisoruşturmalar ve davalar sonucunda sadece tazminat ödenmesi, yaşam hakkıihlalini gidermek ve mağdur sıfatını ortadan kaldırmak için yeterli değildir (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, B. No:2012/752, 17/9/2013, § 55). Esasen yaşam hakkı kapsamında kalan başvurularda,yetkililerin olaya ilişkin ceza soruşturması yapılmaksızın sadece tazminatödenmesiyle sınırlı kalınması hak ihlaline yol açabilecektir (Mehmet Orhan ve diğerleri, B. No:2012/1258, 19/11/2014, § 36)
109. Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:
“... Başvuruda bulunabilmek için olağan kanunyollarının tüketilmiş olması şarttır.”
110. 6216 sayılı Kanun’un 45. maddesinin (2) numaralı fıkrasışöyledir:
“İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem,eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarınıntamamının bireysel başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir.”
111. Temel hak ve özgürlüklere saygı, devletin tüm organlarınınanayasal ödevi olup bu ödevin ihmal edilmesi nedeniyle ortaya çıkan hakihlallerinin düzeltilmesi idari ve yargısal makamların görevidir. Bu nedenletemel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiği iddialarının öncelikle derecemahkemeleri önünde ileri sürülmesi, bu makamlar tarafından değerlendirilmesi vebir çözüme kavuşturulması esastır (AyşeZıraman ve Cennet Yeşilyurt, B. No: 2012/403, 26/3/2013, § 16).
112. Kural olarak bir işlem ya da kararın bireysel başvuruyakonu olabilmesi için bu hususta öngörülen tüm kanun yollarının tüketilmesigerekir. 6216 sayılı Kanun'un 45. maddesinin (2) numaralı fıkrasında yerverilen kanun yollarının tüketilmesi koşulu, bireysel başvurunun temel hakihlallerini önlemek için son ve olağanüstü bir çare olmasının doğal sonucudur.Diğer bir ifadeyle temel hak ihlallerini öncelikle idari makamların ve derecemahkemelerinin gidermekle yükümlü olması, kanun yollarının tüketilmesi koşulunuzorunlu kılmaktadır (Necati Gündüz ve RecepGündüz, B. No: 2012/1027, 12/2/2013, §§ 20, 21).
113. Ancak belirtilen hükümlerde yer verilen olağan başvuruyolları ibaresinin, başvurucunun şikâyetleri açısından makul bir başarı şansısunabilecek ve bir çözüm sağlayabilecek nitelikte, kullanılabilir ve etkilibaşvuru yolları olarak anlaşılması gerekmektedir. Ayrıca başvuru yollarınıtüketme kuralı ne kesin ne şeklî olarak uygulanabilir bir kural olup bu kuralariayetin denetlenmesinde münferit başvurunun koşullarının dikkate alınmasıesastır. Bu anlamda yalnızca hukuk sisteminde birtakım başvuru yollarınınvarlığının değil aynı zamanda bunların uygulama şartları ile başvurucununkişisel koşullarının gerçekçi bir biçimde ele alınması gerekmektedir. Bunedenle başvurucunun, kendisinden başvuru yollarının tüketilmesi noktasındabeklenebilecek her şeyi yerine getirip getirmediğinin başvurunun özellikleridikkate alınarak incelenmesi gerekir (IşılYaykır, B. No: 2013/2284, 15/4/2014, § 42).
114. Başvuruya konu olayla ilgili olarak gerek başvurucunun şikâyetigerekse resen yürütülen soruşturmalar sonucunda açılmış ve neticelenmiş olandavalar yanında derdest olan dava, yürütülen ve kesinleşmemiş kovuşturmalarbulunmakta ise de başvuru konusu olayda devletin yaşam hakkı kapsamındakiyükümlülüklerinin Anayasa Mahkemesince bu aşamada incelenmesi ve buyükümlülüklere uygun davranılıp davranılmadığının belirlenmesi ikincil korumamekanizması ile çelişmeyecektir (Rahil Dinkve diğerleri, B. No: 2012/848 , 17/7/2014, § 76) Bir ihlal iddiasınailişkin olarak başvurulabilecek birden fazla etkili başvuru yolunun bulunmasıdurumunda, kural olarak başvurucunun aynı amacı taşıyan başvuru yollarınıntamamını tüketmesi beklenemez (Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Kozacıoğlu/Türkiye, B. No: 2334/03,19/2/2009, § 40).
115. Diğer taraftan etkili bir başvurudan söz edebilmek içinbaşvuru yolunun sadece hukuken mevcut bulunması yeterli olmayıp bu yolunuygulamada fiilen de etkili olması ve başvurulan makamın ihlal iddiasının özünüele alma yetkisine sahip bulunması gerekir.Ancak bir hak ihlali iddiasınıönleyebilme, devam etmekteyse sonlandırabilme veya sona ermiş bir hak ihlalinikarara bağlayabilme ve bunun için uygun bir giderim sunabilmesi hâlinde başvuruyolunun etkililiğinden söz etmek mümkün olabilir. Yine vuku bulmuş bir hakihlali iddiası söz konusu olduğunda tazminat ödenmesinin yanısıra sorumlularınortaya çıkarılması bakımından da usule ilişkin yeterli güvencelerin sağlanmasıgerekir (Sedat Selim Ay, B. No:2013/2355, 7/11/2013, § 28).
116. Bir soruşturmanın açılmayacağını, soruşturmada ilerlemeolmadığını, etkili bir ceza soruşturması yapılmadığını ve ileride de etkili birsoruşturmanın yürütüleceği konusunda gerçekçi bir şans olmadığının farkınavardıkları veya varmaları gerektiği andan itibaren başvurucuların yaptığıbireysel başvurular kabul edilebilmelidir. Yaşam hakkı ile ilgili böyle birdurumda başvurucular gerekli özeni göstermeli, inisiyatifi ele alabilmeli veşikâyetlerini çok uzun süre geçirmeden Anayasa Mahkemesine sunabilmelidirler.Soruşturmanın çok uzun sürmesi ve soruşturma süreci tamamlanmadan başvuruyapılması konusunda başvuruculara karşı çok katı bir tutum takınılmamalıdır (Rahil Dink ve diğerleri, 77).
117. Kamu görevlisi olan sanıklar hakkında kasten öldürme veyaralama suçlarından Çanakkale 1. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından 16/9/2008tarihli delil yetersizliği nedeniyle verilen beraat kararının temyiz edilmesiüzerine Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 12/12/2012 tarihli ilamıyla eylemlerin birisyanın bastırılması sırasında meşru savunma kapsamında gerçekleştirildiği, bunedenle 5271 sayılı Kanun’un 223. maddesinin (2) numaralı fıkrasının (d) bendiuyarınca beraat kararı verilmesi gerektiğinden bahisle bozulmuştur (bkz. § 64).
118. Bozmaya uyarak yargılamaya devam eden İlk Derece Mahkemesitarafından 18/12/2014 tarihinde bozma ilamı doğrultusunda meşru müdafahükümlerine göre sanıkların beraatlerine karar verilmiştir. Verilen bu karartemyiz incelemesi için hâlen Yargıtayda bulunmaktadır. Olay tarihi olan18/12/2000’den beri on beş yıldan fazla bir süre devam eden yargılamanınbitirilememiş olması, beraat kararının Yargıtay bozma ilamı doğrultusundaverilmiş olması dikkate alındığında başvurucuya karşı işlenen suç yönünden buaşamadan sonra ceza kovuşturmasının telafi edici bir etkinliğinin bulunduğununsöylenme imkânı bulunmamaktadır.
119. Başvurucu yönünden neredeyse hiçbir başarı imkânı kalmayanceza kovuşturmasının kesinleşmesinin beklenmesi, başvuru için gerekli şeklîbirtakım eksikliklerin tamamlanmasından öte bir değer taşımayacaktır. Zira hukuksistemindeki alternatif bütün giderim yollarını kullanan başvurucununkendisinden kaynaklanmayan bazı nedenlerle başvurularının bir kısmınınneticelenmemesinin kendi aleyhine sonuç doğuracak şekilde yorumlanması,bireysel başvurunun amacıyla örtüşmediği gibi birbirinden bağımsız olaraköngörülen başvuru yollarının kendi içinde etkinliğinin ortadan kaldırılmasısonucunu doğuracaktır. Esasında başvurucu, Anayasa’nın 17. maddesi bakımındantek başına etkin ve yeterli bir hukuk yolu teşkil eden ceza yargılaması yolunugerektiği gibi kullanmış; kamu makamlarına ihlalin giderilmesi fırsatınıtanımıştır.
120. Açıklanan nedenlerle yaşam hakkının ihlal edildiğiiddialarına konu fiillerde en etkin giderim yolu olan ceza yargılamasınınetkisiz bir yol olduğu açığa çıktıktan sonra bu yolun tüketilmesinin beklenmesigerekli olmadığından başvurunun incelenmesine karar verilmiştir.
121. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğinekarar verilmesini gerektirecek başka bir nedeni de bulunmadığı anlaşılan yaşamhakkının maddi boyutunun ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilirolduğuna karar verilmesi gerekir.
b. Yaşam Hakkının Usuli Boyutunun İhlalEdildiğine İlişkin İddia
122. Başvurucu, idare mahkemesinde açmış olduğu tam yargıdavasının on iki yıldan fazla süredir devam ettiğini, bu nedenle makul süredeyargılanma hakkı bağlamında yaşam hakkının usul boyutunun ihlal edildiğiniileri sürmüştür.
123. Devletin yaşam hakkı ile maddi ve manevi varlığı korumahakkı kapsamında sahip olduğu pozitif yükümlülüklerin bir de usule ilişkin yönübulunmaktadır. Bu usul yükümlülüğü çerçevesinde devlet, bir kişinin maddi vemanevi varlığının zarar görmesine sebep olan olaylar ile doğal olmayan her ölümolayının sorumlularının belirlenmesini ve gerekiyorsa cezalandırılmasınısağlayabilecek etkili bir resmî soruşturma yürütmek durumundadır. Bu tarz birsoruşturmanın temel amacı, kişilerin yaşam hakkı ile maddi ve manevivarlıklarını koruyan hukukun etkin bir şekilde uygulanmasını güvenceye almak vekamu görevlilerinin ya da kurumlarının karıştığı olaylarda, bunlarınsorumlulukları altında meydana gelen ölümler ile bireylerin maddi ve manevivarlığına verilen zararlar için hesap vermelerini sağlamaktır (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, § 54).
124. Anayasa'nın 17. maddesinde düzenlenen yaşam hakkı ile maddive manevi varlığı koruma hakkı kapsamında devletin yerine getirmek zorundaolduğu pozitif yükümlülüklerin usule ilişkin boyutu, yaşanan ölüm olayının veyabireylerin maddi ve manevi varlığının zarar görmesine sebep olan vakaların tümyönlerinin ortaya konmasına ve sorumlu kişilerin belirlenmesine imkân tanıyanbağımsız bir soruşturma yürütülmesini gerektirmektedir (Sadık Koçak ve diğerleri, B. No: 2013/841,23/1/2014, § 94).
125. Bununla birlikte ölüm olayını aydınlatmak üzerine yürütülenceza soruşturmaları ile mağdurların kendi inisiyatifleri ile hukuk veya idaremahkemesinde açtıkları dava yollarının sadece hukuken mevcut bulunması yeterliolmayıp bu yolun uygulamada fiilen de etkili olması ve başvurulan makamın,ihlal iddiasının özünü ele alma yetkisine sahip bulunması gereklidir. Ancak birhak ihlali iddiasını önleyebilme, devam etmekteyse sonlandırabilme veya sonaermiş bir hak ihlalini karara bağlayabilme ve bunun için uygun bir giderim sunabilmesihâlinde başvuru yolunun etkililiğinden söz etmek mümkün olabilir (Tahir Canan, § 26; Filiz Aka, B. No: 2013/8365, 10/6/2015, §39).
126. Yürütülecek soruşturmalarda makul bir hızdagerçekleştirilme ve özen gösterilme zorunluluğu da zımnen mevcuttur. Elbette kibazı özel durumlarda soruşturmanın veya kovuşturmanın ilerlemesine engel olanunsurlar ya da güçlükler bulunabilir. Ancak bir soruşturmada ve devamındayapılan kovuşturmada yetkililerin hızlı hareket etmeleri, yaşanan olaylarındaha sağlıklı bir şekilde aydınlatılabilmesi, kişilerin hukukun üstünlüğüneolan bağlılığını sürdürmesi ve hukuka aykırı eylemlere hoşgörü gösterildiği yada kayıtsız kalındığı görünümü verilmesinin engellenmesi açısından kritik biröneme sahiptir (Deniz Yazıcı, B.No: 2013/6359, 10/12/2014,§ 96; Filiz Aka,§ 29).
127. Yaşam hakkı ile maddi ve manevi varlığı koruma hakkıkapsamında yürütülecek olan ceza soruşturmalarının yanı sıra hukuki sorumluluğuortaya koymak adına adli ve idari yargıda açılacak tazminat davalarının damakul derecede ivedilik ve özen şartını yerine getirmesi gerekmektedir. Derecemahkemelerinin bu tür olaylara ilişkin yürüttükleri yargılamalarda, Anayasa'nın17. maddesinin gerektirdiği seviyede derinlik ve özenle bir inceleme yapıpyapmadıklarının ya da ne ölçüde yaptıklarının da Anayasa Mahkemesi tarafındandeğerlendirilmesi gerekmektedir. Zira derece mahkemeleri tarafından bu konudagösterilecek hassasiyet, yürürlükteki yargı sisteminin daha sonra ortayaçıkabilecek benzer yaşam hakkı ihlallerinin önlenmesinde sahip olduğu önemlirolün zarar görmesine engel olacaktır (CemilDanışman, B. No: 2013/6319, 16/7/2014, § 110; Filiz Aka, § 33).
128. Yaşam hakkına ilişkin açılan tam yargı davalarında makulsürenin hesaplanmasında sürenin başlangıcı idareye başvuru tarihidir. Somutolayda başvurucu 19/12/2001 tarihinde zararının giderilmesi için idareyeyaptığı başvurunun reddedilmesi üzerine 15/4/2002 tarihinde Bursa 1. İdareMahkemesine dava açmış, Mahkeme tarafından davanın ehliyet yönünden reddinedair 21/5/2003 tarihli karar Danıştay Onuncu Dairesinin 7/3/2006 tarihliilamıyla bozulmuş; bozmadan sonra Çanakkale İdare Mahkemesinin 9/7/2008 tarihlikararıyla davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, bu kararın da temyiz edilmesiüzerine Danıştay Onuncu Dairesinin 28/11/2011 tarihli kararıyla hükümreddedilen kısım yönünden onanmış, kabul edilen kısım yönünden ise bozulmuştur.Bozmaya uyularak yapılan yargılama sonucunda İlk Derece Mahkemesinin 14/3/2014tarihli kararıyla davanın reddine karar verilmiş, bireysel başvuru yapıldıktansonra bu karar Danıştayın aynı Dairesi tarafından 29/2/2016 tarihindeonanmıştır (bkz. §§ 72-83).
129. Anayasa Mahkemesinin kararını verdiği tarih itibarıyla 14yıldan fazla süren yargılama, makul sürede bitirilememiştir. Aynı konuda dahaönce AİHM’e müracaatta bulunan başvurucuya etkili soruşturma yükümlülüğükapsamında makul sürede yargılamanın bitirilmediği gerekçesiyle 27/1/2015tarihinde 8.000 avro ödenmesine karar verilmiştir (bkz. §§ 85-87).
130. Öncelikle AİHM tarafından verilen ihlal ve tazmin kararınınAnayasa Mahkemesini bağlayıcı nitelikte olup olmadığı, başvurucunun mağdursıfatını ortadan kaldırıp kaldırmadığı değerlendirilerek kabul edilebilirlikhakkında karar verilmesi gerekmektedir.
131. Bireysel başvurunun uygulamaya başlandığı 23/9/2012’tensonra kesinleşen idari ya da yargısal kararlar nedeniyle Anayasa’da güvencealtına alınan temel hak ve hürriyetlerinden Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi(AİHS/Sözleşme) ve buna ek Türkiye’nin taraf olduğu protokoller kapsamındaki herhangibirinin kamu gücü tarafından ihlal edildiği iddiasıyla bireyler tarafındanAnayasa Mahkemesine başvurulabilir. Anılan tarihten önce ise kamu gücütarafından yapıldığı ileri sürülen ihlal iddialarıyla ilgili şartları taşımasıhâlinde AİHM’e başvurulabilmekteydi. Bu tarihten sonra Anayasa Mahkemesinebireysel başvuru yolunu tüketmeden artık AİHM’e başvurulması mümkün değildir (Hasan Uzun/Türkiye [k.k.], B. No:10755/13, 3/1/2013). Zira gerek Anayasa Mahkemesine gerekse AİHM’e yapılanbireysel başvurular koruma sistemi bakımından ikincil niteliktedir.
132. AİHS’in 46. maddesinin (1) numaralı fıkrası uyarıncaAİHM’in kesinleşmiş ihlal kararları taraf devletler açısından bağlayıcıdır.AİHM ihlal kararının taraf devlet açısından bağlayıcı olması, Anayasa Mahkemesitarafından ihlal niteliğinde olmayan kararlar yönünden yeniden değerlendirmeyapılması ve ihlal kararlarındaki miktardan daha fazla tazminat verilmesiimkanını ortadan kaldırdığı anlamına gelmemektedir. Ancak AİHM tarafındanverilen ihlal ve tazmin kararı sonucunda diğer şartların gerçekleşmesidurumunda başvurucunun mağdur sıfatının ortadan kalkması mümkündür. Ancak budurum ne AİHM’in Türk Anayasa Mahkemesinin yerine ne de Türk AnayasaMahkemesinin AİHM’in yerine geçerek onun adına karar verebileceği anlamınagelmektedir.
133. Anayasa Mahkemesi açısından idari makamlar ve derecemahkemeleri tarafından başvurucular lehine bir tedbir ya da kararın alınmasısuretiyle ihlalin tespit edilmesi ve verilen karar ile bu ihlalin uygun veyeterli biçimde giderilmesi hâlinde ilgili tarafın artık mağdur olduğu ilerisürülemeyecektir. Bu iki koşul yerine getirildiği takdirde bireysel başvurumekanizmasının ikincil niteliği dolayısıyla Anayasa Mahkemesinin incelemeyapmasına gerek kalmayacaktır. (Sadık Koçakve diğerleri, § 83; SerpilKerimoğlu ve diğerleri, §§ 61, 74).
134. Aynı şekilde AİHM de ulusal yetkililerce ihlalin tespitedilmesi ve verilen karar ile bu ihlalin uygun ve yeterli biçimde giderilmesihâlinde başvurucunun, Sözleşme'nin 34. maddesi anlamında bundan böyle mağdurolduğunu ileri süremeyeceğini belirtmektedir (FatmaYüksel/Türkiye, B. No: 51902/08, 9/4/2013, § 44). AİHM, bununyanısıra cezanın hafifletilmesi veya ulusal makamlarca başvurucu lehine birtedbir ya da kararın alınması doğrultusunda ihlalin alenen kabul edilmesi veyaen azından yeterli ve uygun ölçüde giderilmesi neticesinde mağdur sıfatınınkaybedileceğini kabul etmektedir (Scordino/İtalya,[BD], B. No: 36813/97, 29/3/2006, §§ 178 ve devamı).
135. Başvuru konusu olayda Çanakkale E Tipi Ceza İnfaz Kurumundaölüm oruçlarını sonlandırmak için güvenlik kuvvetleri tarafından yapılanmüdahale sırasında 21/12/2000 tarihinde başvurucu, sağ kolu dirsek üstündenkesilecek, gaz bombasının isabet etmesi nedeniyle hayati tehlike geçirecek veuzuv zaafı oluşturacak şekilde yaralanmıştır. Başvurucunun AİHM’e 17/1/2004tarihinde yaptığı başvuru sonucunda 27/1/2015 tarihli kararla yaşam hakkınınusul yükümlülüğünün ihlal edildiği gerekçesiyle başvurucuya 8.000 avro manevitazminat verilmesine karar verilmiştir. Yargılamanın uzun sürmesi dolayısıylabaşvurucu lehine verilen 8.000 avro tazminat miktarının, dava dosyalarınınmahiyeti, davada müşteki ve sanık olan kişilerin sayısı dikkate alındığındauygun ve yeterli miktarda giderim oluşturduğu anlaşılmaktadır.
136. Açıklanan nedenlerle yaşam hakkının usul boyutunun ihlaledildiği iddiası yönünden başvurucunun mağdur sıfatının kalktığıanlaşıldığından başvurunun kişi bakımındanyetkisizlik nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesigerekir.
c. İşkence ve KötüMuamele Yasağının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
137. Başvurucu 21/12/2000 tarihinde yaralandıktan sonra dört beşsaat boyunca kendisine hiçbir tıbbi yardım sağlanmadığını, gecikmeli olarakyapılan tıbbi müdahaleden dolayı kolunun kesildiğini, bu şekilde işkence vekötü muamele yasağının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
138. Bakanlık görüşünde, AİHM ve Anayasa Mahkemesinin ilkekararlarına atıfta bulunularak güvenlik kuvvetlerinin gerekli uyarılarına bazıhükümlü ve tutukluların silahlı olarak karşılık verdiği, bunun sonucunda biraskerin hayatını kaybettiği, operasyonun üç günde tamamlandığı, hükümlülerdende dört kişinin vefat ettiği, kendini yakan hükümlü F.K.nin kurtarılması içingüvenlik güçleri tarafından yoğun çaba harcandığı, itfaiye tarafından susıkıldığı, gaz bombası kullanıldığı, iş makineleriyle duvar yıkıldığıbelirtilerek Anayasa Mahkemesi tarafından daha önceden verilen ilkekararlarının dikkate alınması gerektiği bildirilmiştir.
139. Başvurucu yaralandıktan sonra tıbbi yardımın dört beşsaatlik gecikmeden sonra sağlandığı konusunda Anayasa Mahkemesine herhangi birbelge ibraz etmemiştir. Ancak başvurucunun AİHM’e yaptığı başvuru sonucundaverilen 27/1/2015 tarihli ve 7309/04 sayılı kararında Çanakkale CumhuriyetBaşsavcılığı tarafından 25/12/2003 tarihinde bu iddia hakkında kovuşturmaya yerolmadığına karar verildiği, başvurucunun bu karara itiraz ettiğini gösterenherhangi bir bilgi bulunmadığı belirtilmiştir (bkz. § 87).
140. Başvurucu aynı konuda aynı maddi vakıaların anlatıldığı davadilekçesiyle Çanakkale İdare Mahkemesine tam yargı davası açtığından (bkz. §§72-83) bu konudaki şikâyeti üzerine yapılan ceza soruşturmasındaki başvuruyollarını tüketmemesine rağmen dava hakkında kabul edilemezlik kararıverilmemiştir. Zira başvurucunun kötü muamele iddialarıyla ilgili olarakCumhuriyet Savcılığı tarafından kovuşturmaya yer olmadığına, İdare Mahkemesitarafından da davanın reddine dair verilen bu kararlar farklı zamanlardaneticelenmekle birlikte -aşamaların aynı olay kapsamında kamu görevlilerinin vedevletin sorumluluğuna yönelik olduğu gözetildiğinde- soruşturmanın bir bütünolarak değerlendirilmesinde Çanakkale İdare Mahkemesinin kararının kesinleşmetarihi dikkate alınmıştır (Süleyman Deveci,B. No: 2013/3017, 16/12/2015, § 69).
141. Herkesin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirmehakkı Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınmıştır. Anılan maddeninbirinci fıkrasıyla insan onurunun korunması amaçlanmıştır. Üçüncü fıkrasında dakimseye “işkence” ve “eziyet” yapılamayacağı, kimsenin “insan haysiyetiylebağdaşmayan” ceza veya muameleye tabi tutulamayacağı hüküm altına alınmıştır (Cezmi Demir ve diğerleri, B. No: 2013/293,17/7/2014, § 80).
142. Devletin, bireyin maddi ve manevi varlığını koruma vegeliştirme hakkına saygı gösterme yükümlülüğü, öncelikle kamu otoritelerinin buhakka müdahale etmemelerini yani anılan maddenin üçüncü fıkrasında belirtilenşekillerde kişilerin fiziksel ve ruhsal zarar görmelerine neden olmamalarınıgerektirir. Bu, devletin bireyin vücut ve ruh bütünlüğüne saygı göstermeyükümlülüğünden kaynaklanan negatif ödevidir (CezmiDemir ve diğerleri, § 81).
143. Anayasa’nın 17. maddesi cezaevinde tutulan bir hükümlü veyatutuklunun içinde bulunduğu şartların insan onuruna yakışır bir şekildeolmasını da koruma altına almaktadır. İnfazın yöntemi ve infaz sürecindekidavranışların mahkûmları, özgürlükten mahrum kalmanın doğal sonucu olankaçınılmaz elem seviyesinden daha fazla sıkıntılı veya eziyetli bir durumasokmaması gerekir. Cezaevinde tutulmanın pratik gerekleri çerçevesindemahkûmların sağlık ve esenlikleri gibi hususların yeterli bir şekilde güvencealtına alınması ve makhûmlara gerekli tıbbi yardımın sağlanması da insanonuruna yakışır koşulların sağlanması için gereklidir (Turan Günana, B. No: 2013/3550,19/11/2014, § 39). Bu çerçevede hasta bir kişinin uygun olmayan fiziki ve tıbbikoşullarda tutulması da Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasına aykırı birmuamele olarak kabul edilebilir (MuratKarabulut, B. No: 2013/2754,18/2/2016, § 65).
144. Somut başvuruda Cezaevinde yapılan operasyon sona erince21/12/2000 tarihinde saat 14.00’te tutanak tanzim edilmiştir. Bu tutanağa göresaat 11.30 civarında M.K. ve S.İ. dışarı çıkmışlardır. Bu kişilerden hemensonra başvurucunun da aralarında bulunduğu on sekiz kişi binadan çıkmıştır.Olay yeri saat 12.15’te tamamen tahliye edilerek operasyon sona ermiştir.Çanakkale Devlet Hastanesinin Yoğun Bakım Ünitesi hasta izleme formuna göre isebaşvurucu 21/12/2000 tarihinde saat 12.15’te ameliyata alınmıştır. AyrıcaAİHM’in dosyasında bulunan ancak bireysel başvuru dosyasına ibraz edilmeyentutanağa göre başvurucunun kolundaki fişek saat 11.00 civarında çıkarılarakCumhuriyet Savcılığına gönderilmiştir.
145. Başvurucunun tıbbi müdahalenin, operasyonun sona ermesindendört beş saat sonra yapıldığı iddialarının doğru olduğu varsayılırsa saat16.00-17.00 civarında kendisine tıbbi müdahale yapıldığının kabul edilmesigerekmektedir. Ancak dosyada bulunan ve birbirini teyit eden Çanakkale DevletHastanesinin yoğun bakım hasta izleme formu, başvurucunun kolundaki fişeğinsaat 11.00’de çıkarıldığına dair tutanak ve operasyondan sonra saat 14.00’tetanzim edilen tutanaklardaki birbirini doğrulayan bilgilere göre başvurucuya,en geç ameliyata alındığı saat 12.15’te tıbbi yardımda bulunulmuştur. Bu süreyebaşvurucunun ambulansla Hastaneye geliş süresi de eklendiğinde tıbbi müdahaledeolağan dışı bir gecikme yaşandığına dair bir bilgi bulunmamaktadır.Ayrıcabaşvurucu tarafından bu iddiasını kanıtlayabilecek nitelikte bir kanıt sunulmamıştır.
146. Öte yandan Çanakkale Devlet Hastanesinin 21/12/2000 tarihliraporuna göre başvurucunun sağ kolunda bulunan açık kırık ve yabancı nesneninyol açtığı kompartman sendromuna, fasyotomive dekomprasyon yoluyla cerrahiolarak müdahale edilerek yabancı cismin çıkarıldığı, daha sonra başvurucununÇapa Tıp Fakültesi Hastanesi Plastik Cerrahi Servisine sevk edildiğianlaşılmaktadır.
147. İstanbul Üniversitesi Çapa Tıp Fakültesi Hastanesindehükümlülere tahsisli yer bulunmadığından, 23/12/2000 tarihinde yaklaşık otuzsaatlik gecikmeyle saat 18.50 sıralarında başvurucu Cerrahpaşa Tıp FakültesiHastanesi Plastik Cerrahi Servisine sevk edilmiştir. Başvurucu bu Hastanede ikihafta kaldıktan sonra 5/1/2001 tarihinde amputasyonakarar verilmiştir.
148. Başvurucunun Plastik Cerrahi Servisine sevk edilmesindekigecikmenin tek başına başvurucuya ampütasyonuygulanmasına yol açtığını gösterecek bir tıbbi tespit ya dabaşvurucu tarafından bu yönde alınmış herhangi bir bilirkişi raporu ya da uzmanmütalaası bulunmamaktadır. Başvurucu İstanbul’daki hastaneye sevk edilinceyekadar ilk tıbbi müdahalenin yapıldığı Çanakkale Devlet Hastanesinde tutulmuş,sevki de ambulansla gerçekleştirilmiştir. Başvurucunun sürekli hekimgözetiminde tutulmuş olması, ayrıca Cerrahpaşa Tıp Fakültesine sevk edildiğitarihten iki hafta sonra kolunun kesilmesine karar verilmiş olmasıgözetildiğinde ihmal nedeniyle ampütasyonuygulandığı, dolayısıyla kötü muamelede bulunulduğunun söylenebilmesi mümküngörünmemektedir.
149. Açıklanan nedenlerle başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniylekabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
d. Ayrımcılık Yasağınınİhlal Edildiğine İlişkin İddia
150. Başvurucu; terör hükümlüsü olması nedeniyle kötü muameleyemaruz kaldığını, kamu görevlileriyle aynı olanaklara sahip olmadan silahlarıneşitliği ilkesine aykırı olarak yargılandığını ileri sürmüştür.
151. Anayasa'nın 10. maddesi şöyledir:
"Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasidüşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırımgözetilmeksizin kanun önünde eşittir.
...
Devlet organları ve idare makamları bütünişlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmekzorundadırlar."
152. Başvurucunun, Anayasa'nın 10. maddesinde düzenlenen eşitlikilkesinin ihlal edildiğine yönelik iddialarının soyut olarak değerlendirilmesimümkün olmayıp iddiaların Anayasa ve Sözleşme kapsamında yer alan diğer temelhak ve özgürlüklerle bağlantılı olarak ele alınması gerekir (Onurhan Solmaz, B. No: 2012/1049,26/3/2013, § 33).
153. Ayrımcılık yasağının ihlal edilip edilmediğinintartışılabilmesi için kural olarak kişinin hangi temel hak ve özgürlüğükonusunda, ayrıca hangi temele dayalı olarak ayrımcılığa maruz kaldığınıntespiti gerekir. Ayrımcılık iddiasının ciddiye alınabilmesi için başvurucunun,kendisiyle benzer durumdaki başka kişilere yapılan muamele ile kendisineyapılan muamele arasında bir farklılığın bulunduğunu ifade etmesi yeterliolmayıp ayrıca bu farklılığın meşru bir temeli olmaksızın ırk, renk, cinsiyet,din, dil vb. bir ayrımcılık temeline dayandığını makul delillerle ortayakoyması gerekir (Adnan Oktar [2],B. No: 2013/514, 2/10/2013, § 46).
154. Somut olayda başvurucunun, kendisine hangi temele dayalıolarak ayrımcılık yapıldığına ilişkin herhangi bir beyanda bulunmadığı gibibelirtilen iddiasını temellendirecek herhangi bir somut bulgu ve kanıt dasunmadığı anlaşılmış olduğundan başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniylekabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
155. Açıklanan nedenlerle başvurucu ihlal iddialarınıkanıtlayacak herhangi bir delil ileri sürmediğinden başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniylekabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
2. Esas Yönünden
156. Başvurucu; yapılan operasyon sırasında kolluk kuvvetleritarafından orantısız güç kullanılarak atılan gaz bombasının sağ koluna isabetetmesi nedeniyle yaralandığını, gerçekleştirilen müdahalede kolunun dirseküstünden kesildiğini, açtığı tam yargı davasının reddedildiğini, Cezaevindeoperasyon yapılmasına neden olan hizmet kusurunun idareye ait olmasına rağmendavanın reddedildiğini belirterek yaşam hakkının maddi boyutunun ihlaledildiğini ileri sürmüştür.
157. Bakanlık, başvurucunun bu iddiasına ilişkin görüşbildirmemiştir.
a. İlkeler
158. Anayasa’nın “Kişinindokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığı” başlıklı 17. maddesininbirinci ve dördüncü fıkraları şöyledir:
“Herkes, yaşama, maddî ve manevî varlığınıkoruma ve geliştirme hakkına sahiptir.
...
Meşru müdafaa hali, yakalama ve tutuklamakararlarının yerine getirilmesi, bir tutuklu veya hükümlünün kaçmasınınönlenmesi, bir ayaklanma veya isyanın bastırılması, sıkıyönetim veya olağanüstühallerde yetkili merciin verdiği emirlerin uygulanması sırasında silahkullanılmasına kanunun cevaz verdiği zorunlu durumlarda meydana gelen öldürmefiilleri, birinci fıkra hükmü dışındadır.”
159. Kişinin yaşam hakkı ile maddi ve manevi varlığını korumahakkı, birbiriyle sıkı bağlantıları olan, devredilmez ve vazgeçilmez haklardanolup devletin bu konuda pozitif ve negatif yükümlülükleri bulunmaktadır.Devletin, negatif bir yükümlülük olarak yetki alanında bulunan hiçbir bireyinyaşamına kasıtlı ve hukuka aykırı olarak son vermeme,bunun yanısıra, pozitifbir yükümlülük olarak yetki alanında bulunan tüm bireylerin yaşam hakkını gerekkamusal makamların gerek diğer bireylerin gerekse kişinin kendisinineylemlerinden kaynaklanabilecek risklere karşı koruma yükümlülüğü bulunmaktadır(Serpil Kerimoğlu ve diğerleri,§§ 50, 51).
160. Kamu görevlilerinin güç kullanması sonucu gerçekleştiğiiddia edilen ölüm olaylarının da devletin sahip olduğu “hiçbir bireyin yaşamınason vermeme” negatif yükümlülüğü kapsamında incelenmesi gerekmektedir. Buyükümlülük hem kasıtlı bir biçimde öldürmeyi hem de kasıt olmaksızın ölümlesonuçlanan güç kullanımını içermektedir. Güç kullanımı, bedenî kuvvetkullanılması, diğer maddi güç araçlarının kullanılması veya silah kullanılmasışeklinde gerçekleşebilecektir (CemilDanışman, § 44)
161. Anayasa'nın 17. maddesinin son fıkrasına göre kamugörevlilerince güç kullanılmasının bir anlamda en ağır düzeyini ifade edensilah kullanılmasına “meşru müdafaa” ile “bir ayaklanma veya isyanınbastırılması” gibi kuralda sayılan durumlarda cevaz verilebilecektir. Ancak sözkonusu durumlardaöldürücü kuvvete başvurulmasının yaşam hakkının ihlalinidoğurmaması için güç kullanmayı gerekli kılacak “zorunlu bir durum”un varlığıaranacaktır (Cemil Danışman, §45).
162. Kişilere karşı silah kullanılmasına olanak sağlayan Anayasa’nın17. maddesinin koşulları gerçekleştiğinde kolluk güçlerinin bedeni kuvvet vemaddi güç kullanmasına öncelikle izin vereceğinin kuşkusuz olduğu, kamudüzenini sağlamakla yükümlü olan polisin (kolluk kuvvetlerinin) suç niteliğindeolan eylemleri başka türlü engelleme olanağı kalmadığında son çare olarak zorabaşvurabilmesine yönelik düzenlemelerin Anayasa’ya aykırılık oluşturmayacağı,diğer yandan kolluk güçlerinin kendilerine karşı kullanılacak güç ileorantılılığı aranmaksızın ve kademeli olarak etkisiz kılma yöntemleribelirtilmeksizin “ateşli silah” kullanmalarına imkân veren yasal düzenlemelerinAnayasa’ya aykırı olacağı belirtilmiştir (AYM, E.1996/68,K.1999/1, 6/1/1999).
163. Anayasa’nın “Temel hakve hürriyetlerin sınırlanması” başlıklı 13. maddesi şöyledir:
“Temel hak ve hürriyetler, özlerinedokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplerebağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanınsözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerineve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”
164. Bütün temel hak ve özgürlükler için geçerli sınırlamakoşullarını düzenleyen Anayasa’nın 13. maddesinde yer alan ölçülülük ilkesigereği kişilerin temel haklarından mahrum bırakılmaları hâlinde elde edilmekistenen kamu yararı ile temel hakkından mahrum bırakılan bireyin haklarıarasında adil bir denge kurulması gerekmektedir (Mehmet Akdoğan ve diğerleri, B. No: 2013/817, 19/12/2013, §37).
165. Ölçülülük ilkesi, “elverişlilik”, “gereklilik” ve“orantılılık” olmak üzere üç alt ilkeden oluşmaktadır. “Elverişlilik” öngörülenmüdahalenin ulaşılmak istenen amacı gerçekleştirmeye elverişli olmasını,“gereklilik” ulaşılmak istenen amaç bakımından müdahalenin zorunlu olmasınıyani aynı amaca daha hafif bir müdahale ile ulaşılmasının mümkün olmamasını,“orantılılık” ise bireyin hakkına yapılan müdahale ile ulaşılmak istenen amaçarasında makul bir dengenin gözetilmesi gerekliliğini ifade etmektedir (Mehmet Akdoğan ve diğerleri, § 38).
166. Anayasa’daki düzenlemeye benzer şekilde AİHS’in 2.maddesine göre bir ölüm, a) bir kimsenin yasa dışı şiddete karşı korunmasınınsağlanması, b) bir kimsenin usulüne uygun olarak yakalanmasını gerçekleştirmeveya usulüne uygun olarak tutulu bulunan bir kişinin kaçmasını önleme, c) birayaklanma veya isyanın yasaya uygun olarak bastırılması durumlarında “mutlakzorunlu olanı aşmayacak bir güç kullanımı” sonucunda meydana gelmişse yaşamhakkının ihlalinin gerçekleştiğinden söz edilemez.
167. Anayasa’da yaşam hakkına güç kullanmak suretiyle yapılacakmüdahalelere ilişkin Anayasa Mahkemesinin bu konuda daha önce vermiş olduğukararlar birlikte değerlendirildiğinde kolluk güçlerinin ancak Anayasa’dabelirtilen amaçlara ulaşmak adına başka bir çarenin kalmadığı “zorunludurumlarda” silah kullanabilmelerine izin verdiği söylenebilecektir. Ayrıcasilah kullanarak ulaşılmak istenen amaç ile karşı karşıya kalınan güce nispeten“ölçülü” olma şartı bulunmaktadır (CemilDanışman, § 50).
168. Göz yaşartıcı gaz silahlarının uygun olmayan bir şekildeateşlenmesi sonucunda gaz fişeklerinin ciddi yaralanmalara ya da ölüme yol açmariski bulunması nedeniyle ateşli silah kullanımına ilişkin olarak AnayasaMahkemesinin kabul ettiği ilkelerin uygun düştüğü ölçüde bu silahlarınkullanımının da değerlendirme kriteri olarak kullanılması gerekmektedir (Turan Uytun ve Kevzer Uytun, B. No:2013/9461, 15/12/2015, § 59).
169. Bu kapsamda yürüttükleri operasyonlarda gaz bombasıkullanımı konusunda kolluk güçlerini yetkilendiren ve kullanım yönteminiyeterli ve etkili bir şekilde düzenleyen mevzuatın bu silahların keyfî ve aşırıkullanımına engel olacak ve kişiyi istenmeyen kazalara karşı koruyacakgüvenceleri içermesi gerekmektedir (TuranUytun ve Kevzer Uytun, § 60).
170. Göz yaşartıcı silahların kullanımı açısından yukarıdakiilke dikkate alındığında bu silahların doğrudan ve dik bir açıyla müdahaledebulunulan kişilere tutularak ateşlenmemesi, bunun yerine silahın menzilidikkate alınarak havaya doğru uygun bir açıyla hedeflenen noktaya ulaşabilecekbir atışın yapılması gerekmekte olup böylelikle ciddi ve ölümcül yaralanmalarınyaşanmasına engel olunabilecektir (TuranUytun ve Kevzer Uytun, § 61).
171. AİHM de ölüm ya da yaralanmanın güvenlik güçlerinin silahkullanımı sonucu gerçekleştiğinin tartışmasız olduğu olaylarda, bu konudakiispat yükünün Taraf Devlete ait olduğunu kabul etmekte ve “mutlak zorunlu olanıaşmayacak bir güç kullanımı” gerçekleştiğinin kanıtlanamaması hâlinde yaşamhakkının usul ve esas yönünün ihlal edildiğine karar vermektedir (Bektaş ve Özalp/Türkiye, B. No: 10036/03,20/4/2010, § 57, Ataykaya/Türkiye,B. No: 50275/08, 22/7/2014, §§ 45-59).
b. İlkelerin Uygulanması
172. 19/12/2000 tarihinde güvenlik güçlerince Çanakkale E TipiCeza İnfaz Kurumuna müdahalede bulunulmuştur. Operasyon sırasında güvenlikgüçleri tarafından atılan gaz bombasının başvurucunun koluna isabet etmesinedeniyle sağ kolu kesilmiştir. Başvurucunun yaralanmasına sebep olan gazbombasının kolluk kuvvetleri tarafından atıldığı konusunda dosyada bir ihtilafbulunmamaktadır.
173. O hâlde bu aşamada çözümlenmesi gereken konu, yapılanmüdahalenin Anayasa’nın 17. maddesinin dördüncü fıkrasındaki “meşru müdafaa” ve“bir ayaklanma veya isyanın bastırılması” kapsamına girip girmediğidir.
174. 19/12/2000 tarihinde Türkiye’de birçok cezaevinde F tipicezaevlerininaçılmasına tepki olarak eylemler ve ölüm orucu olarak adlandırılanaçlık grevleri başlatılmıştır. Bu eylemlere çoğunlukla terör suçlarındanhükümlü ve tutuklular ön ayak olmuş, Çanakkale Cezaevinin de aralarındabulunduğu yirmi cezaevinde güvenlik kuvvetleri,devletin kontrolünü yenidensağlamak, tutukluların ayaklanmasına ve hükümlüler için artık hayati tehlikeoluşturan ölüm oruçlarına son vermek amacıyla müdahalede bulunmuştur.
175. Anayasa’nın 17. maddesinin dördüncü fıkrası bağlamındameşru müdafaa ve bir ayaklanma veya isyanın bastırılması amacıyla kesinliklegerekli olması hâlinde kolluk kuvvetleri tarafından müdahale yapılmasımümkündür. Buradaki kesinlikle gereklilik ifadesinin Anayasa’nın 13. maddesindeyer alan genel sınırlama sebeplerinden olan "demokratik toplumdagereklilik" ifadesine göre daha katı ve zorlayıcı bir gereklilikölçütüdür. Kullanılan güç özellikle Anayasa’nın 17. maddesinin dördüncü fıkrasındabelirtilen amaçlarla orantılı olmalıdır (Benzer yönde karar için bkz. McCann ve diğerleri/Birleşik Krallık, B.No: 18984/91, 27/9/1995, §§ 148-150)
176. AİHM kararlarında, bir kişinin sağlıklı hâldeyken gözaltınaalındığı ancak salıverildiği zaman vücudunda yaralanma tespit edildiğidurumlarda söz konusu yaralanmanın nasıl oluştuğu hususunda makul bir açıklamagetirme ve mağdurun bu yöndeki iddialarını şüphede bırakacak kanıtları sunmayükümlülüğünün devlete ait olduğu, özellikle ilgili iddiaların doktor raporlarıile doğrulandığı hâllerde Sözleşme’nin 3. maddesi anlamında açık sorunlarınortaya çıkacağı ifade edilmiştir (HamdiyeAslan, B. No: 2013/2015, 4/11/2015, § 91). Aynı ilke devletgörevlilerinin denetimi altında bulundukları sırada güvenlik güçlerinin müdahalelerisonucu örneğin askerî operasyon sırasında yaralanan kişiler söz konusuolduğunda da geçerlidir (Songül İnce vediğerleri/Türkiye, B. No: 25595/08, 34252/10, 26/5/2015, § 73).
177. Bireysel başvurulara ilişkin şikâyetlerin incelenmesindeAnayasa Mahkemesinin sahip olduğu rol ikincil niteliktedir. Bir davadakidelilleri değerlendirmek kural olarak derece mahkemelerinin işi olduğundanAnayasa Mahkemesinin görevi, bu mahkemelerin maddi olaylara ilişkin yaptıklarıdeğerlendirmenin yerine kendi değerlendirmesini koymak değildir. Yaşam hakkınailişkin iddialarla ilgili olarak derece mahkemelerinde dava görüldüğü zaman,ceza hukuku sorumluluğunun Anayasa ve uluslararası hukuk sorumluluğundan ayrıtutulması gerekir. Anayasa Mahkemesinin yetkisi, Anayasa’da güvence altınaalınmış temel hak ve özgürlüklerinden, Sözleşme ve buna ek Türkiye’nin tarafolduğu protokoller kapsamında bulunanlarla sınırlıdır. Dolayısıyla AnayasaMahkemesinin cezai sorumluluk bağlamında suça ya da masumiyete ilişkin birbulguya ulaşma görevi bulunmamaktadır. Diğer taraftan derece mahkemelerininbulgularının Anayasa Mahkemesini bağlamamasına rağmen normal şartlar altında bumahkemelerin maddi olaylara ilişkin yaptığı tespitlerden ayrılmak için dekuvvetli nedenlerin var olması gerekir (CezmiDemir ve diğerleri, § 96).
178. 2000 yılında ülkemizdeki cezaevlerinde meydana gelen isyanve açlık grevlerine karşı İçişleri ve Adalet Bakanlıklarının koordinesindeyirmi cezaevinde eş zamanlı olarak müdahale gerçekleştirilmiştir. Yargıtay 1.Ceza Dairesinin 12/12/2012 tarihli bozma ilamında da açıklandığı üzere (bkz. §65), hükümlüler arasında hiçbir gruba ayrıcalık tanınmaksızın cezaların infazı,özellikle cezaevlerinde hükümlülerin yeniden suç işlemelerini engelleyicietkenleri güçlendirmek ve cezaevlerinde kaybolan devlet otoritesini yenidentesis etmek amacıyla F tipi cezaevlerinin faaliyete geçmesini önlemeye yönelikolarak gerçekleştirilen eylemler sırasında, özellikle terör suçlarından hükümlüolanların cezaevi idaresini zaafa uğratarak koğuşlarda mutat olarak yapılmasıgereken arama ve kontrolleri engelledikleri, sayım vermedikleri, cezaevi içindekendilerine ait egemenlik alanları oluşturdukları, olası müdahalelere karşıcezaevinde el yapımı patlayıcı, tabanca, gaz maskeleri, kesici ve delici aletler,alev makineleri, molotof kokteylleri imal ettikleri, resmî kurumlaragönderdikleri dilekçelerde açlık grevlerine başladıklarını belirtip F tipicezaevlerinin yapımının durdurulması, mevcutların kapatılması, 12/4/1991tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu ile devlet güvenlikmahkemelerinin kaldırılması, muhtemel operasyonlara karşı kendileriniyakacaklarına ilişkin uyarılar yapmak suretiyle isyan sürecini başlattıkları,zamanla açlık grevlerinin ölüm orucuna dönüştüğü, bu nedenle gönderilen tıbbiyardımların geri çevrildiği, bu eylemlere rızası dışında katılarak hayatitehlikeye maruz kalan bazı hükümlülerin ölüm oruçlarının sona erdirilmesi,cezaevinde hâkimiyetin yeniden kurulması, cezaların infazının amacına uygunortamlarda yerine getirilmesinin sağlanması amacıyla 19/12/2000 tarihinde saat05.00 sıralarında Çanakkale Cezaevindeki ayaklanmayı bastırmaya yönelik biroperasyon başlatılmıştır. Operasyonun hükümlülerin yaşam hakkının korunmasıamacıyla Anayasa’nın 17. maddesinin dördüncü fıkrasında belirtilen meşrumüdafaa ve bir isyan ya da ayaklanmanın bastırılması amaçlarına yönelik olarakbirden fazla meşru amaç için gerçekleştirildiği anlaşılmıştır.
179. Operasyonda D-5 ve D-6 koğuşlarına müdahalenin başladığındaisyancıların söyledikleri marşlar eşliğinde hükümlü F.K.nin kendini yakarakintihar ettiği, kolluk kuvvetlerinin yanan hükümlüyü kurtarma girişimineisyancıların bomba atarak karşılık verdikleri, yanan hükümlü F.K.ninkurtarılması için jandarma tarafından sarf edilen çabanın da operasyonun meşrumüdafaa amacıyla yapıldığı konusundaki iradeyi ortaya koyması bakımından önemliolduğu zira kişilerin sadece üçüncü kişilerin değil kendi eylemlerindenkaynaklanabilecek risklere karşı korunmasının da devletin görevi kapsamındakaldığı (bkz. § 159), ölüm orucu eylemine katılan tüm hükümlüler açısından–rızalarıyla gerçekleştirilse dahi- gerçekleşeceği muhakkak olan ağır ve yakınbir tehlikenin ortaya çıktığı tespit edilmiştir.
180. Kolluk kuvvetleri tarafından Cezaevinde yapılan operasyonunbirden fazla meşru amaç taşımakta ancak bunun Anayasa’nın 17. maddesinindördüncü fıkrasının uygulanma şartları açısından yeterli olmayıp bunun yanısıramüdahalenin mutlak surette zorunlu olması da gerekmektedir.
181. Yakalanmak istenen bir kişinin güvenlik güçlerinin veyaüçüncü şahısların yaşam ve vücut bütünlüğüne yönelik bir tehdit oluşturduğubiliniyor ve öncesinde bu yönde bir şiddet eylemi gerekleştirdiğindenşüpheleniliyorsa bu kişinin etkisiz hâle getirilebilmesi için silahkullanımının gerekli olmadığı ve bunun dışında başka yöntemlere başvurabilecekdurumda oldukları söylenemez (CemilDanışman, § 79).
182. Kolluk kuvvetleri müdahaleden önce ve müdahale sırasındasık sık isyancı hükümlüleri teslim olmaları konusunda uyarmışlar, müdahaledenönce isyana katılmayan hükümlülerin tahliyelerini sağlamışlardır (bkz. § 19).F.K. kendini yakarak intihar ettikten sonra saat 13.00 sıralarında olası yenisaldırıları önlemek amacıyla B Blok önüne birlikyerleştirilmiştir. Bu sıradaJandarma Er M.M., B Blok koğuşlarından açılan ateş sonucunda yaralanmış;hastaneye götürülürken ambulansta vefat etmiştir. İsyancılar, isyanı vehükümlülerin yaşamını tehdit eden açlık grevini sonlandırmak için müdahaledebulunan güvenlik güçlerine karşı öldürme de dâhil olmak üzere tüm haksızsaldırı yöntemlerini kullanmışlardır. Bu nedenle gerek ölüm orucu eylemi yapanhükümlülerin gerek güvenlik kuvvetlerinin yaşam hakkının korunması gerekseisyanın bastırılması için müdahale yapılması zorunlu hâle gemiştir.
183. Anayasa Mahkemesinin başvuru konusu olaydaki gibi süregelensilahlı çatışmalarda olayın sıcaklığı içinde tepki veren güvenlik güçlerininyerine geçerek silah kullanımının zorunluluğu ve ölçülülüğü konusunda olaydankopuk olarak tek başına kendi değerlendirmelerini esas alması mümkün olamaz.Aksi yöndeki bir kabul, kamu gücünü kullanan güvenlik güçlerinin veya üçüncüşahısların belki de hayatlarına mal olabilecek bir yük altına girmelerine yolaçacaktır (Cemil Danışman, § 88).
184. Müdahalenin gerektirdiği zorunlu şartlar doğmasına rağmenkolluk kuvvetleri tarafından ateşli silahlar gibi doğrudan öldürücü nitelikteolmayan, kişilerin vücut bütünlüklerine daha az zarar verecek nitelikte gazbombası kullanılmıştır. Üstelik gaz bombasının etkisinin azaltılması amacıylaCezaevi duvarları delinerek havalandırma sağlanmaya çalışılmış, itfaiyearaçlarıyla su sıkılarak tehlikeye karşı müdahale yöntemleri konusundayeterince dikkatli davranılarak ölçülü bir müdahalede bulunulmasına özengösterildiği sonucuna varılmıştır. Zira isyancılar jandarmanın üzerinetabancalarla ateş açmış, boru tipi bombalar atmış, LPG tüplerinden yaptıklarıalev silahlarını kullanarak koğuşları ateşe vermiş, el yapımı bomba vepatlayıcı kullanmışlardır. İsyancıların kullandıkları bu kadar niteliklisaldırı aracı karşısında (bkz. §§ 41, 42) bunlardan daha fazla tahrip edicinitelikte olmayan vasıtalar kullanılarak isyan bastırılmaya çalışıldığındanmüdahalenin gerçekleştirilmek istenen amaçla uyumlu, saldırıda kullanılanaraçları önlemekle orantılı olduğu sonucuna varılmıştır. Öte yandan müdahaledenhemen sonra yaralıların tamamı hastanelere sevk edilerek gerekli ve yeterlitıbbi yardım sağlanmıştır.
185. Danıştay Onuncu Dairesinin bozma ilamında da açıklandığıüzere (bkz. § 79) operasyonlar sırasında ise mahkûmların teslim olmalarınayönelik yapılan ikazlar üzerine bazı hükümlü ve tutukluların teslim olmalarınarağmen başvurucunun üç gün boyunca güvenlik güçlerine direnmesi, bulunduğu D-3koğuşunun jandarma görevlilerinin müdahalesi ile boşaltılmasına rağmen başvurucununteslim olmayıp B Blok'a geçerek direnişe devam etmesi ve mahkûmlara müdahaleetmesi dikkate alındığında başvurucunun yaralanmasında bizzat kendi eylemininetken olduğu da değerlendirilmesi gereken bir başka husustur.
186. Somut olayda Derece Mahkemeleri ve AİHM tarafından yaşamhakkının maddi boyutunun ihlal edilmediğine ilişkin olarak ulaşılan kanaat,bunlara paralel şekilde Anayasa Mahkemesi tarafından yapılan tespitler ışığındaDerece Mahkemeleri tarafından varılan sonuçtan uzaklaşmayı gerektiren bir nedenbulunmadığından yaşam hakkının maddi boyutunun ihlal edilmediği sonucunaulaşılmıştır.
187. Açıklanan nedenlerle Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncüfıkrasında güvence altına alınan yaşam hakkının maddi boyutunun ihlaledilmediğine karar verilmesi gerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. 1. Yaşam hakkının usulboyutunun ihlal edildiğine ilişkin iddianın kişibakımından yetkisizlik nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2. İşkence ve kötümuamele yasağı ile ayrımcılık yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddiaların açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
3. Yaşam hakkının maddiboyutunun ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Anayasa’nın 17. maddesinin birinci fıkrasında güvence altınaalınan yaşam hakkının maddi boyutunun İHLAL EDİLMEDİĞİNE,
C. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA,
D. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE8/6/2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.