TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
VELİ AYDIN BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2014/3349)
Karar Tarihi: 28/9/2016
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Engin YILDIRIM
Üyeler
:
Serdar ÖZGÜLDÜR
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
Muammer TOPAL
M. Emin KUZ
Raportör Yrd.
:
Leyla Nur ODUNCU
Başvurucu
:
Veli AYDIN
Vekili
:
Av. Saim BOZKURT
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, terör örgütü üyeleri tarafından bazı köysakinlerinin öldürüldüğü, başvurucunun babası B.A.nın köy korucusu olarak görevyapmakta iken vefat ettiği dikkate alınmaksızın 17/7/2004 tarihli ve 5233sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması HakkındaKanun kapsamında yapılan başvuru sonrasında açılan davanın reddedilmesi nedeniylehakkaniyete uygun yargılanma ve mülkiyet haklarının; ret işlemine karşı açılandavaya ilişkin yargılama işlemlerinin adil olmaması, makul süredesonuçlandırılmaması nedenleriyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiğiiddialarına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 13/3/2013 tarihinde Anayasa Mahkemesine doğrudanyapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesineticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bireksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.
3. İkinci Bölüm Birinci Komisyonunca 19/11/2014 tarihinde,başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına kararverilmiştir.
4. Bölüm Başkanı tarafından 18/12/2014 tarihinde, başvurununkabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına kararverilmiştir.
5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüşünde, Anayasa Mahkemesinin öncekikararlarına ve bu kapsamda sunulan görüşlerine atfen başvuru hakkında görüşsunulmayacağı bildirilmiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
A. Olaylar
6. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgiliolaylar özetle şöyledir:
7. Başvurucu; terör örgütü mensupları tarafından Batman iliSason ilçesi Kayadüzü köyüne yapılan baskınlarda köy sakinlerinden öldürülen veyaralananların olduğunu, babası B.A.nın köy koruculuğugörevini ifa ettiği sırada yağmur ve soğuk havanın etkisi ile rahatsızlanarakvefat ettiğini beyan etmiş ve bu özel durumundan kaynaklanan güvenlik kaygısınedeniyle köyünü terk etmek zorunda kaldığını iddia etmiştir.
8. Başvurucu 5/7/2006 tarihinde 5233 sayılı Kanun kapsamınagiren zararlarının karşılanması talebiyle Batman Valiliği Zarar TespitKomisyonuna (Komisyon) başvurmuştur.
9. Komisyon 23/9/2010 tarihli ve 2010/1-201 sayılı kararında,terör olayları sonucu oluşan zararların karşılanması talebiyle yapılanbaşvuruda bilirkişi heyetince yapılan keşif, tutulan tutanaklar, dosyalarda yeralan bilgi ve belgeler uyarınca Sason ilçesi Kayadüzü köyü boşalmadığından,korucu aileleri dışında köyde yaşayan başka ailelerin de olduğundan, nüfussayımı sonuçlarına göre köyde yoğun bir nüfus bulunduğundan, kişiye yönelik birtehdit ve saldırı olmadığından bahisle talebin reddine karar vermiştir.
10. Başvurucu tarafından belirtilen ret işlemi aleyhineDiyarbakır İdare Mahkemesinde açılan dava, yetkisizlik kararı ile Batman İdareMahkemesine devredilmiştir.
11. Batman İdare Mahkemesinin 23/11/2011 tarihli ve E.2011/144,K.2011/1053 sayılı kararı ile Batman İl Jandarma Komutanlığının boşalan veboşaltılan köylere ilişkin yazısında Kayadüzü köyünün kısmen boşaldığının ifadeedildiği, terör olaylarından kısmen etkilenen köy olarak belirtildiği, 1987 ile2000 yılları arasında Kayadüzü köyünde geçici köy korucusu ile gönüllü köykorucusunun görevlendirildiği ve köyde koruculuk sisteminin olduğu, köykorucularının ailelerinin dışında köyde 40 hanenin bulunduğu, 1990 yılındayapılan nüfus sayımı listesinde köyün adının bulunamadığı, köy nüfusunun 1997yılında 973 kişi, 2000 yılında 1.285 kişi olduğu, köyde 1990 ile 2000 yıllarıarasında muhtarlık seçimlerinin yapıldığı, Kayadüzü köyü halkının bir kısmınıngüvenlik kaygısıyla da olsa göç etmesinden dolayı uğradığı zararın anılan köyüntamamen boşalmamış olması, diğer bir ifadeyle anılan köyde nesnel güvenlikkaygısının yaşanmamış olması ve başvurucuya yönelik bir terör tehdidi ya dasaldırısının bulunmaması nedenleriyle 5233 sayılı Kanun hükümlerine göreidarece karşılanmasına olanak bulunmadığı gerekçesi ile davanın reddine kararverilmiştir.
12. Başvurucunun temyizi üzerine Danıştay Onbeşinci Dairesinin13/6/2012 tarihli ve E.2012/1781, K.2012/4584 sayılı kararı ile aşağıdakigerekçeye dayanılarak eksik incelemeye dayalı İdare Mahkemesi hükmününbozulmasına karar verilmiştir:
“... uyuşmazlıkta öncelikle, davacıya ait malvarlığının bulunduğu Boğazkapı Mezrası’nın tamamen boşaltılıp boşaltılmadığınıntespit edilmesi gerekmekte olup; İdare Mahkemesi tarafından, davacının terörolayları nedeniyle terk ettiğini ileri sürdüğü Boğazkapı Mezrası’nın tamamenboşaltılıp boşaltılmadığına yönelik herhangi bir araştırma yapılmadan, KayadüzüKöyü’nün Jandarma tarafından düzenlenen listelerde "kısmenboşaldığının" belirtilmesi, ayrıca, Kayadüzü Köyü’ne ilişkin nüfus, seçimvb. hususlar dikkate alınarak Kayadüzü Köyü’nün tamamen boşaltılmadığı sonucunavarılmış ise de; 20.9.2010 tarihli Jandarma tutanağında, terör olaylarınedeniyle köyde ve mezralarda oturan vatandaşlardan sadece geçici köykorucularının ve ailelerinin kaldığı, diğer ailelerin Köyü boşalttıklarınınbelirtildiği, Batman İl Jandarma Komutanlığı’nın Mayıs 2006 gün ve ASYŞ:7130-06sayılı yazısına ekli listede ise, Boğazkapı Mezrası’nın, terör olaylarındanetkilenmediğinin belirtildiği hususları birlikte değerlendirildiğinde,Boğazkapı Mezrası’nın "terör eylemleri" veya "terörle mücadelekapsamında yürütülen faaliyetler" nedeniyle idarece veya köy halkıtarafından tamamen boşaltılıp boşaltılmadığına ilişkin çelişkili bilgiler yeraldığı anlaşıldığından, İdare Mahkemesi’nce yapılacak araştırma ile söz konusubelgeler arasındaki çelişkiler giderilerek, uyuşmazlık konusu dönemde BoğazkapıMezrası’nda köy korucuları dışında oturan olup olmadığı (mezranın tamamenboşaltılıp boşaltılmadığı) hususunun araştırılması ve bu hususun tereddüte yerbırakmayacak şekilde açığa kavuşturulmasından sonra bir karar verilmesigerekmektedir.”
13. Danıştay kararları doğrultusunda değerlendirme yapılarakdava dosyasının yeniden incelenmesi suretiyle Batman İdare Mahkemesinin19/11/2012 tarihli ve E.2012/5028, K.2012/5759 sayılı kararı ile davanınreddine hükmedilmiştir. Kararın gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:
"...
Uyuşmazlığın çözümünde öncelikle, davacınınyerleşim yerinin "tamamen boşalıp boşalmadığı" hususunun, davadosyasında mahkememizce yapılan ara kararı üzerine sunulan bilgi ve belgeler,aynı Köy ve Mezraaya ilişkin dava dosyalarında yer alan bilgi ve belgelerinbirlikte değerlendirilmek suretiyle tespiti gerekmektedir.
Buna göre, davacının ikâmet ettiği KayadüzüKöyü’ne (Mezraalar yönünden ayrı sandık kurulmadığı ve seçim yapılmadığından)ilişkin olarak; yukarıda ayrıntılı olarak belirtildiği üzere, düzenli biryerleşik nüfusun bulunduğu, yerel ve genel seçimlerin yapıldığı, ayrıca1987-2000 yılları arasında geçici ve gönüllü köy korucusu ailesi dışında köyde95 hanenin ikâmet ettiği hususlarında kuşku bulunmamaktadır.
Dava dosyasında yer alan ve Jandarmagörevlileri ile Kayadüzü, Ergünü ve Taşyuva Köyü muhtarları, aza ve köyhalkından olduğu belirtilen kişilerce imzalanan 17.09.2010 tarihli tutanakta;"...terör olayları nedeniyle köyde ve mezralarda oturan vatandaşlardansadece geçici köy korucularının ve ailelerinin kaldığı, diğer ailelerin Köyüboşalttıkları, köye 2006 yılından itibaren kısmen geri dönüşlerin olduğununbelirtildiği, ...muhtarlarının beyanından anlaşılmış olup..." ibaresineyer verilmiştir.
Mahkememizce, Kayadüzü Köyü ile aralarındadavacının ikâmet ettiği bağlısı Mezraalara ait yukarıda anılan davadosyalarında yer alan ve (11.05.2011 ve 17.10.2011 tarihli ara kararlarıuyarınca gönderilen) bilgi ve belgeler ile Danıştay kararı doğrultusundayapılan ara kararı uyarınca sunulan bilgi ve belgelerin birliktedeğerlendirilmek suretiyle, hükme esas alınan Batman İl JandarmaKomutanlığı’nın 25.03.2011 tarih ve 18647 sayılı yazısı eki Liste ile28.08.2012 tarih ve 50801 sayılı yazısı eki Listede ise, Kayadüzü KöyüMerkezinin 1994-2000 yılları arasında, (daha sonra Ergünü Köyü adı altında bağımsızköy olan) Boğazkapı Mezraasının ve (daha sonra bağımsız köy olan ErgünüKöyü’nün Mezraası olan) Yukarı Ergünü Mezraasının 1992-1999 yılları arasında"kısmen boşaldığı"nın belirtilmesi nedeniyle, söz konusu tutanağıniçeriğinin değerlendirilmesi gerekmektedir.
Yukarıda anılan dava dosyalarında da yer alanSason İlçe Jandarma Komutanlığı’nca İl Jandarma Komutanlığı’na hitaben yazılan11.03.2011 tarih ve 1668 sayılı yazıda, "İlgi emir gereğince, Sasonilçesinde boşalan köylerin araştırılması sonucu Komutanlığımızca tutularakgönderilen tutanaklar arasında ciddi çelişkiler olduğu bildirilmiştir."ibaresine yer verildikten sonra, Sason ilçesine bağlı Belde, Mahalle, Köy veMezraalarda, mahalle ve köy muhtarlarından, ihtiyar heyetlerinden, mahalle veköy halkından, komşu köylerin muhtar ve ihtiyar heyetlerinden titiz bir şekildearaştırma yapılmak suretiyle köy ve mezraaların tamamen boşalıp boşalmadığı,boşalanların hangi tarihler arasında boşaldığı, korucu aileleri dışında ikâmeteden ailelerin bulunup bulunmadığı ve 1987-2000 yılları arasında koruculuksistemine dahil olan ve olmayan köylerin tespit edildiği, bahse konu hususlarınaraştırılması esnasında, Sason Kaymakamlığı, İlçe Nüfus Müdürlüğü, İlçe MilliEğitim Müdürlüğü ve İlçe Seçim Müdürlüğü ile yazışmalar yapıldığı, (köymuhtarlarının, köy halkının ve komşu köy muhtarları ile köy halkından)1987-2000 yılları arasında tamamen boşaldığı beyan edilen köy ve mezraalarhakkında Sason Cumhuriyet Başsavcılığı’nca köy ve mezraalarda ikâmet edenmuhtelif şahıslar ile ilgili adli soruşturma yapıldığı ve bu soruşturmalariçeriğinde bazı vatandaşların (boşaldığı belirtilen) köy ve mezraalarda ikâmetettiklerinin tespit edildiği, ayrıca Sason Askerlik Şubesi Başkanlığı’ncabenzer şekilde köy ve mezraalarda ikâmet eden şahıslar olduğuna dair resmibelgelerin sunulduğu belirtildikten sonra, "EK-A (1 Adet Boşalan ve DönüşYapılan Köy ve Mezraa çizelgesi)"ne yer verilmiştir.
O halde, davacı vekilince sunulan ve Sasonİlçe Jandarma Komutanlığı’nca "imzası bulunanların beyanlarıdoğrultusunda" düzenlenen 17.09.2010 tarihli tutanakta, Kayadüzü Köyümerkezinin 1994-2000, daha sonra bağımsız köy olan Boğazkapı Mezraası ileanılan yere bağlanan Yukarı Ergünü Mezraalarının 1992-1999 yılları arasındatamamen boşaldığı, korucuların köyde terörle mücadele ettikleri beyan edilmişise de; yukarıda anılan 11.03.2011 tarih ve 1668 sayılı İlçe JandarmaKomutanlığı yazısı uyarınca, bütün mahalle, köy ve mezraa halkıyla yapılanaraştırmalar, Sason Kaymakamlığı, Cumhuriyet Başsavcılığı, Askerlik ŞubesiBaşkanlığı, İlçe Nüfus Müdürlüğü, İlçe Seçim Müdürlüğü ve İlçe Milli EğitimMüdürlüklerinden alınan bilgi ve belgeler ile Korucular hakkındaki bilgi vebelgeler esas alınmak suretiyle hazırlanan "boşalan köy vemezraalara" ilişkin Mahkememizce de hükme esas alınan çizelgede, davacınınikâmet ettiği Kayadüzü Köyü, Boğazkapı Mezraası’nın "Belirtilen TarihlerArasında Kısmen Boşalmıştır." olarak belirtilmesi, söz konusu tarihlerarasında korucu aile dışında 95 hanenin ikâmet ettiği görülmesi, ayrıca03.03.2011 tarihli tutanak içerisinde ve eki belgelerde, Kayadüzü Köyü’ndeikâmet eden şahıslar hakkında, tamamen boşaldığı ileri sürülen tarihleri dekapsayan tarihlerde Sason Cumhuriyet Başsavcılığı’nca yürütülen soruşturmadosya esas numaralarına yer verildiği ve anılan soruşturma kapsamındakikişilerin yerleşim yerlerinin Dağçatı Köyü olduğunun anlaşılmasın karşısında,20.09.2010 tarihli tutanağın hükme esas alınmasını kabule olanakbulunmamaktadır.
Bu durumda; yukarıda anılan dava dosyalarındayapılan ara kararları uyarınca gönderilen bilgi ve belgeler ile dava dosyasıbirlikte değerlendirildiğinde, davacının ikâmet ettiği Kayadüzü Köyü’nde veBoğazkapı Mezraasında yerleşik bir nüfusunun olması, köyde 1987-2000 yılları arasında korucu ailesi dışında 95hanenin ikâmet etmesi ve davacı vekilince sunulan tutanaktan dahasonra İlçe Jandarma Komutanlığı’nca her bir köy ve mezraada yapılan inceleme,resmi kurumlardan alınan bilgi ve belgeler birlikte değerlendirildikten sonrahazırlanan çizelgede de "kısmen" boşaldığının belirtilmesikarşısında, davacının ikâmet ettiği yerleşim yerinin "tamamenboşalmamış" olması, diğer bir ifadeyle nesnel güvenlik kaygısınınyaşanmamış olması ve davacıya yönelik herhangi bir terör tehdidi yadasaldırısının bulunmaması nedenleriyle, dava konusu işlemde hukuka aykırılıkbulunmamaktadır.
..."
14. Başvurucunun temyizi üzerine Danıştay Onbeşinci Dairesinin31/10/2013 tarihli ve E.2013/8105, K.2013/7541 sayılı ilamı ile kararın usul vehukuka uygun olduğu, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenlerinin kararınbozulmasını gerektirecek nitelikte görülmediği belirtilerek onanmasına kararverilmiştir. Onama kararı başvurucuya 18/2/2014 tarihinde tebliğ edilmiştir.
15. Başvurucu 13/3/2014 tarihlerde bireysel başvurudabulunmuştur.
B. İlgili Hukuk
16. 5233 sayılı Kanun’un 1., 2., 4., 6., 7., 8., geçici 1.,geçici 3., geçici 4. maddeleri, 24/6/2013 tarihli ve 2013/5034 sayılı BakanlarKurulu Kararı Eki Karar’ın 1. maddesi, Danıştay Onuncu Dairesinin 30/12/2008tarihli ve E.2008/4141, K.2008/9584 sayılı kararı, Danıştay Onuncu Dairesinin31/12/2008 tarihli ve E.2008/5548, K.2008/9733 sayılı kararı, Danıştay OnuncuDairesinin 20/2/2009 tarihli ve E.2008/6679, K.2009/1227 sayılı kararı (Celal Demir, B. No: 2013/3309, 6/2/2014,§§ 15-28).
17. 5233 sayılı Kanun’un 25/4/2013 tarihli ve 6462 sayılıKanun’un 1. maddesiyle değişik 9. maddesinin birinci ve üçüncü fıkralarınınilgili kısmı şöyledir:
“Yaralanma, engelli hâle gelme ve ölüm hâllerinde (7000) göstergerakamının memur aylık katsayısı ile çarpımı sonucunda bulunan miktarın;
...
e) Ölenlerin mirasçılarına elli katı tutarında,
Nakdî ödeme yapılır.
…
Birinci fıkranın (e) bendine göre belirlenen nakdî ödemenin mirasçılaraintikalinde 4721 sayılı Türk Medenî Kanununun mirasa ilişkin hükümleriuygulanır.”
IV. İNCELEME VE GEREKÇE
18. Mahkemenin 28/9/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucunun İddiaları
19. Başvurucu; 5233 sayılı Kanun kapsamında yaptığı talebin veakabinde açtığı davanın reddedildiğini, idarenin köy halkına "Köy korucusuol yahut köyü terk et." şeklindeki baskı ve zorlamasına kendisinin demaruz kalmasının dikkate alınmadığını, dosyadaki zarar tespitine ilişkinraporlar, güvenlik nedeniyle köyünün boşaltılmış olduğunu belirten belgeler,terör örgütü mensuplarınca köye yapılan baskınlarda köy sakinlerininöldürülmesine, yaralanmasına, köy korucusu olarak görev yapan babası B.A.nıngörevi sırasında yağmur ve soğuk havanın etkisi ile rahatsızlanmasına ve vefatetmesine dair özel durumu dikkate alınmadan köyün tamamen boşalmamış olduğusoyut gerekçesine ve şahsına yönelik bir terör tehdidi ya da saldırısınınbulunmamasına dayanılarak sunduğu belgeler değerlendirilmeden idare tarafındansunulan belgelerin dikkate alındığını, bu belgeler tebliğ edilmemek suretiylekendisine savunma yapmaimkânı tanınmadan karar verildiğini, bu kararın adilolmadığını belirtmiştir.
20. Başvurucu; ayrıca kararların yeterli gerekçe ihtivaetmediğini, sunduğu belgeleri dikkate almadan idarece sunulan belgelere dayalıolarak karar veren Mahkemenin tarafsız olmadığını, kendi içinde çelişkili vegerçeği yansıtmayan belgelere dayanılarak karar verildiğini, davasının reddinekarar verilmesi nedeniyle makul ve objektif bir sebep bulunmamasına rağmenşahsına tazminat ödenmemesi yönünde karar alınarak ayrımcılığa maruz kaldığını,idarenin can ve mal güvenliğini sağlama yükümlülüğünü yerine getirmemesi sonucumülkiyet hakkından yoksun kaldığını ve Derece Mahkemelerinin yaptığı hatalıdeğerlendirme nedeniyle zararlarının tazmin edilmediğini, 5233 sayılı Kanun’dayazmayan bir nedene dayanılarak Komisyon ve yargı makamlarınca talebininreddedildiğini, ayrıca yaptığı başvuru hakkında yürütülen işlemlerin makulsürede sonuçlandırılmadığını belirterek Anayasa’nın2., 7., 10., 35., 36., 87.,125. ve 141.maddelerinde tanımlanan haklarının ihlal edildiğini iddia etmiş vemaddi tazminat talebinde bulunmuştur.
B. Değerlendirme
21. Başvuru formu ve ekleri incelendiğinde başvurucunun 5233sayılı Kanun kapsamındaki zararlarının tazmini amacıyla açtığı davanınreddedilmesi nedeniyle Anayasa’nın 2., 7., 10., 35., 36., 87., 125. ve141.maddelerinde tanımlanan haklarının ihlal edildiğini iddia ettiğianlaşılmıştır. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukukinitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisitakdir eder (Tahir Canan, B. No:2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvuru formunun incelenmesinde başvurucunun köyeyapılan baskınlarda köy sakinlerinin öldürüldüğü ve yaralandığı iddiasıhakkında bu kişiler ile arasındaki ilişkide şahsi ve özel bağ bulunduğuna dairherhangi bir bilgi veya belge sunmadığı, başvuru formuna ekli listeye atıfyaptığı ve dört kişinin isimlerini zikrederek yaralandığını ve öldürüldüğünübelirtmekle yetindiği, mağdur olduğu beyan edilen kişilerin başına geldiğiiddia edilen olay neticesinde başvurucuda oluşan algı, bu algının oluşmasındatemel teşkil eden özel nedenler ve algının yoğunluğu konusunda başvurucununyeterince açıklıkta beyanının bulunmadığı tespit edilmiştir. Açıklanan nedenlebaşvurucunun bu iddiasının ayrıca incelenmesine gerek görülmemiştir.Başvurucunun diğer ihlal iddiaları aşağıdaki başlıklar altında incelenmiştir:
1. Eşitlik İlkesininİhlal Edildiğine İlişkin İddia
22. Başvurucu, 5233 sayılı Kanun kapsamında yaptığı giderimtalebinin ve akabinde açtığı davanın reddedilmesi nedeniyle Anayasa’nın 10.maddesinde tanımlanan eşitlik ilkesinin ihlal edildiğini iddia etmiştir.
23. 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan başvurularda, tazminattaleplerinin reddedilmesi nedeniyle ayrımcılığa maruz kalındığı iddiası dahaönce bireysel başvuruya konu olmuş ve Anayasa Mahkemesinin bu konuda verdiğikararlarında, başvurucuların kendilerine hangi temele dayalı olarak ayrımcılıkyapıldığına ilişkin herhangi bir beyanda bulunmadıkları gibi, belirtileniddialarını temellendirecek herhangi bir somut bulgu ve kanıt da sunmamışoldukları dikkate alınarak başvurucuların anılan iddialarının açıkça dayanaktanyoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğu sonucuna varılmıştır (Mesude Yaşar, B. No: 2013/2738, 16/7/2014,§§ 43-48; Cahit Tekin, B. No:2013/2744, 16/7/2014, §§ 39-44).
24. Somut başvuru açısından yapıldığı iddia edilen ayrımcılığınhangi temele dayalı olduğuna dair bir beyanda bulunulmadığı, belirtileniddiaları temellendirecek herhangi bir somut bulgu ve kanıt sunulmadığı gibifarklı karar verilmesini gerektiren bir yön de bulunmamaktadır.
25. Açıklanan nedenlerle başvurucunun eşitlik ilkesinin ihlaledildiği iddialarının diğer kabul edilebilirlik koşulları yönündenincelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksunolması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
2. Adil YargılanmaHakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
a. Tarafsız MahkemedeYargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
26. Başvurucu, idare tarafından sunulan ve kendisine tebliğedilmeyen belgelere göre karar veren Mahkemenin tarafsız olmadığını iddiaetmiştir.
27. 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan başvurularda, benzeriddialar daha önce bireysel başvuruya konu olmuş ve Anayasa Mahkemesinin bukonuda verdiği kararlarında, başvurulara konu yargılamalarda hâkimintarafsızlığına ilişkin karineyi ortadan kaldıracak şekilde yargılamayı yürütenhâkimin taraflardan birine yönelik ön yargılı ve taraflı bir tutumu, kişiselbir kanaati veya menfaati, bu bağlamda kişisel bir taraflılığının söz konusuolduğunu ortaya koyan bir bulgu saptanmadığı anlaşıldığından başvurucularınanılan iddialarının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemezolduğu sonucuna varılmıştır (Mesude Yaşar,§§ 38-41; Cahit Tekin, §§ 34-37).
28. Somut başvuru açısından hâkimin tarafsızlığına ilişkinkarineyi ortadan kaldıracak bir olgu ya da bulgu saptanmadığı gibi farklı kararverilmesini gerektiren bir yön de bulunmamaktadır.
29. Açıklanan nedenlerle başvurucunun tarafsız mahkemedeyargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarının diğer kabul edilebilirlikkoşulları yönünden incelenmeksizin açıkçadayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna kararverilmesi gerekir.
b. Çelişmeli Yargılama veSilahların Eşitliği İlkelerinin İhlal Edildiğine İlişkin İddia
30. Başvurucu, sunduğu bilgi, belge ve deliller dikkatealınmaksızın sadece idare tarafından sunulan ve kendisine tebliğ edilmeyen belgeleredayanılarak İlk Derece Mahkemesi tarafından davanın reddine karar verildiğinibelirtmiş; bu nedenle çelişmeli yargılama ve silahların eşitliği ilkelerininihlal edildiğini iddia etmiştir.
31. 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan başvurularda, çelişmeliyargılama ve silahların eşitliği ilkelerinin ihlal edildiği iddiası daha öncebireysel başvuruya konu olmuş ve Anayasa Mahkemesinin bu konuda verdiğikararlarında, başvurulara konu tazminat taleplerinin 5233 sayılı Kanunkapsamında karşılanıp karşılanmayacağı noktasında Danıştay tarafından ihdasedilen içtihadi kriter olan “yerleşim yerinin tamamen boşalmış/boşaltılmışolması” ölçütünden yararlanıldığı, bu hususun tespiti için de bir kısım idaribirimden gelen tahkikat sonuçlarına dayanıldığı, bu belgelerin ve içeriklerininKomisyon ya da İlk Derece Mahkemesi kararlarına aktarıldığı, bu suretle ilgilibelgeler ve içeriklerine en geç İlk Derece Mahkemesi kararıyla başvurucularınvakıf olduğu tespit edilmiştir. Başvurucuların, temyiz ve karar düzeltme talepdilekçelerinde bu belgeler ışığında yapılan tespitlere karşı itiraz vesavunmalarını ileri sürme imkânlarının bulunduğu, başvurucular tarafından ibrazedilen delil ve beyan dilekçeleri kapsamında Mahkemelerce idare ve başvuruculartarafından sunulan belgeler değerlendirilerek başvuruculara dava malzemesineilişkin olarak tetkik ve beyanda bulunma olanağının tanındığı, bu çerçevedebaşvuru dosyaları kapsamından başvurucuların yargılamanın sonucunu etkileyecekusule ilişkin bir imkândan mahrum bırakılmadığı anlaşıldığından başvuruların bukısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğunakarar verilmiştir (Mesude Yaşar,§§ 74-76; Cahit Tekin, §§ 70-72).
32. Somut başvuruda, yukarıda değinilen ilkeler ışığında yapılanincelemelerde başvurucunun usule ilişkin bir imkândan mahrum bırakılmadığı vebaşvurucu açısından farklı karar verilmesini gerektiren bir yön bulunmadığısonucuna varılmıştır.
33. Açıklanan nedenlerle başvurucunun çelişmeli yargılama vesilahların eşitliği ilkelerinin ihlal edildiği iddialarının diğer kabuledilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemezolduğuna karar verilmesi gerekir.
c. Gerekçeli KararHakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
34. Başvurucu, Mahkeme kararlarında talebiyle ilgili olarakulaşılan sonuca etki eden hususlara dair yeterli gerekçeye yer verilmediğiniiddia etmiştir.
35. 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan başvurularda, gerekçelikarar hakkının ihlal edildiği iddiası daha önce bireysel başvuruya konu olmuşve Anayasa Mahkemesinin bu konuda verdiği kararlarında, başvurucularınhakkaniyete uygun yargılanma hakkı kapsamında olan özel durumlarınındeğerlendirilmesi hariç olmak üzere başvurucular tarafından ileri sürülen vehüküm sonucunu etkilediği iddia edilen taleplerinin Derece Mahkemelerikararlarında denetlenerek reddedildiği gerekçesiyle başvuruların bu kısmınınaçıkça dayanaktan yoksun olması nedeniylekabul edilemez olduğu sonucuna varılmıştır (MesudeYaşar, §§ 79-82; Cahit Tekin,§§ 75-77).
36. Somut başvurunun incelenmesinden başvurucunun talebinin 5233sayılı Kanun kapsamında kabul edilip edilmeyeceği noktasında İlk DereceMahkemesince yerleşim yerinin tamamen boşalmış/boşaltılmış olup olmadığınınçeşitli idari kurumlar tarafından tanzim edilen tutanak ve belgeler kapsamındadeğerlendirildiği, başvurucu tarafından ileri sürülen ve hüküm sonucunuetkilediği iddia edilen istemlerin tartışılarak reddedildiği (bkz. § 13), İlkDerece Mahkemesince oluşturulan karar ve gerekçelerinin hukuka uygun bulunmaksuretiyle kanun yolu mahkemesinin denetiminden geçerek (bkz. § 14) kesinleştiğianlaşılmıştır. Bu bakımdan başvurucunun, hakkaniyete uygun yargılanma hakkıkapsamında olan özel durumunun değerlendirilmesi hususu dışında gerekçeli kararhaklarının ihlal edildiğine yönelik iddiaları hakkında farklı karar verilmesinigerektiren bir yön bulunmamaktadır.
37. Açıklanan nedenlerle başvurucunun gerekçeli karar haklarınınihlal edildiği iddialarının diğer kabul edilebilirlik koşulları yönündenincelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksunolması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
d. Makul SüredeYargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
38. Başvurucu, 5233 sayılı Kanun kapsamında ileri sürdüğügiderim talebinin değerlendirilmesi hususundaki idari süreç ve yargılamaprosedürlerinin makul sürede sonuçlandırılmaması nedeniyle Anayasa’nın 36.maddesinde tanımlanan makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğini iddiaetmiştir.
39. 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan müracaatlarda idariyargı makamları nezdindeki yargılamaların makul sürede tamamlanmadığı yönündekiiddialar daha önce bireysel başvuru konusu yapılmış ve Anayasa Mahkemesinin bukonuda verdiği kararlarında, Komisyon ve yargılama aşamalarında geçen sürelerile davanın tüm koşulları, karara bağlanan başvuru sayısı ve yargılamasürecinde Komisyon ve yargılama makamlarınca yapılan işlemler dikkate alınarakuyuşmazlığın karara bağlanması konusunda kamu otoritelerine ve özellikleyargılama organlarına atfedilebilecek bir gecikmenin olmadığı ve toplamda sekizyılın altında gerçekleşen başvuruların karara bağlanma süresinin makul süredeyargılanma hakkının ihlaline yol açmadığı sonucuna ulaşılmıştır (Sabri Çetin, B. No: 2013/3007, 6/2/2014,§§ 61-69; Mahmut Can Arslan, B.No: 2013/3008, 6/2/2014, §§ 60-68; MehmetGürgen, B. No: 2013/3202, 6/2/2014, §§ 58-66; Celal Demir, §§ 58-66). Başvurunun kesinolarak karara bağlanmasının daha uzun bir sürede gerçekleştiği ve bu durumunbaşvuruculara atfedilebilecek bir kusurdan kaynaklanmadığı durumlarda ise makulsürede yargılanma hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır (İsmet Kaya, B. No: 2013/2294, 8/5/2014, §§46-70).
40. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa MahkemesininKuruluşu ve Yargılama Usulleri HakkındaKanun’un 48. maddesinin (2) numaralıfıkrasının ilgili kısmı şöyledir:
“Mahkeme, … açıkça dayanaktan yoksunbaşvuruların kabul edilemezliğine karar verebilir.”
41. Somut davaya bir bütün olarak bakıldığında Komisyona başvurutarihi (5/7/2006) ile nihai karar tarihi (31/10/2013) arasında geçen 7 yıl 3aylık sürede uyuşmazlığın karara bağlanması konusunda kamu otoritelerine veözellikle yargılama organlarına atfedilebilecek bir gecikmenin olduğu tespitedilemediğinden, başvuru açısından farklı karar verilmesini gerektiren bir yönde bulunmadığından yargılama süresinin makul olduğu sonucuna varılmıştır.
42. Açıklanan nedenlerle başvurucunun makul sürede yargılanmahakkına yönelik bir ihlalin olmadığı açık olduğu anlaşıldığından başvurunun bukısmının diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniylekabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
e. Hakkaniyete UygunYargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
43. Başvurucu, köy korucusu olarak görev yapmakta iken görevisırasında yağmur ve soğuk havanın etkisi ile babası B.A.nın7/12/1999 tarihinde rahatsızlanması ve vefat etmesi noktasındaki özel durumudikkate alınmaksızın Mahkemece mukim olduğu köyün tamamen boşaltılmamış olduğuşeklindeki nesnel ölçütten hareketle 5233 sayılı Kanun kapsamında yaptığıbaşvurunun reddedildiğini belirterek Anayasa’nın 36. maddesinde tanımlananhakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.
44. 6216 sayılı Kanun’un 47. maddesinin (5) numaralı fıkrasınınilgili kısmı şöyledir:
"Bireysel başvurunun, başvuru yollarınıntüketildiği tarihten; başvuru yolu öngörülmemişse ihlalin öğrenildiği tarihtenitibaren otuz gün içinde yapılması gerekir."
45. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün (İçtüzük) 64. maddesinin (1)numaralı fıkrası şöyledir:
"Bireysel başvurunun, başvuru yollarınıntüketildiği tarihten, başvuru yolu öngörülmemişse ihlalin öğrenildiği tarihtenitibaren otuz gün içinde yapılması gerekir."
46. Bireysel başvuruların, 6216 sayılı Kanun’un 47. maddesinin(5) numaralı fıkrası ile İçtüzük’ün 64. maddesinin (1) numaralı fıkrasıuyarınca başvuru yollarının tüketildiği tarihten; başvuru yolu öngörülmemiş iseihlalin öğrenildiği tarihten itibaren otuz gün içinde Anayasa Mahkemesinedoğrudan veya diğer mahkemeler yahut yurt dışı temsilcilikler vasıtasıylayapılması gerekmektedir (Yasin Yaman,B. No: 2012/1075, 12/2/2013, §§ 18, 19).
47. Bireysel başvurunun kabul edilebilirlik koşullarından olanbaşvuru süresine riayet edilmesi şartı, bireysel başvuru incelemesinin heraşamasında resen dikkate alınması gereken bir başvuru koşuludur (Taner Kurban, B. No: 2013/1582, 7/11/2013,§ 19).
48. Kural olarak başvurucular tarafından bireysel başvuruformunda ileri sürülen ihlal iddiaları ile bu iddiaların dayanağı olan vakıalarınbireysel başvuru için öngörülen otuz günlük başvuru süresi içinde AnayasaMahkemesine sunulması gerekir. Bununla birlikte otuz günlük sürenin dolmasındansonra ileri sürülen şikâyetler, ancak haklı bir mazeret nedeniyle ve süresiiçinde ileri sürülen ilk şikâyetin belirli yönlerini oluşturmaları hâlindeincelenebilir (Seyithan Akkuş, B.No: 2013/4267, § 28; benzer yöndeki AİHM kararları için bkz. Kaj Raninen/Finlandiya (k.k.), B. No:20972/92, 7/3/1996; Yunan KatolikParish-Sâmbăta Bihor/Romanya (k.k.), B. No: 48107/99,25/5/2004).
49. Başvurucunun başvuru formunda değinmediği şikâyetleraçısından otuz günlük süre koşulu işlemeye devam eder. Süresi içinde beyanedilen iddialar bakımından bir konuda şikâyetin varlığı için Anayasa’nın, Avrupaİnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme), Sözleşme’ye ek Türkiye’nin tarafolduğu protokollerin bir maddesinin ya da bireysel başvuru kapsamındaki birhakkın somut olarak ileri sürülmesi yeterli olmayıp maddi vakıanın içeriğininve hangi hakkın ne sebeple ihlal edildiğinin kısaca da olsa anlatılması,şikâyete ilişkin dayanak delillerin maddi vakıalarla irtibatlandırılarakbelirtilmesi gerekmektedir (Seyithan Akkuş,§ 29).
50. Başvurucunun ilk başvurusunda, daha sonra ileri süreceğişikâyetin olgusal temellerine ve ihlal iddialarının niteliğine dair açık veyazımni bir işaret vermeden sadece adil yargılanma hakkına dayandırılmış olması,daha sonra bu hak bakımından ileri süreceği tüm şikâyetlerin de yapılmışolduğunun kabulü için yeterli değildir. Süresinde sunulan dilekçelerde ima dahiedilmedikçe ya da süresi içinde ileri sürülen şikâyetlerle çok yakındanbağlantılı olmadıkça başvurucu tarafından ileri sürülen sonraki iddialarınincelenmesi mümkün değildir (Seyithan Akkuş,§ 30; benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. RichardRoy Allan/Birleşik Krallık (k.k.), B. No: 48539/99, 28/8/2001).
51. Başvuru konusu olayda Anayasa Mahkemesinin 5/6/2015 tarihliyazısı ile başvurucudan, başvuru formunda ileri sürülen iddialarını ispatetmeye yönelik köy halkından olduğu beyan edilen ve mağdur oldukları iddiaedilen kişiler ile kendisi arasında şahsi ve özel bağ bulunduğuna dairelverişli delilleri Mahkemeye sunması istenmiştir.
52. Başvurucunun 28/9/2015 tarihli dilekçesinde, zarargördükleri belirtilen kişiler ile aralarında şahsi ve özel bağ bulunmadığınınbeyan edilmesinin yanı sıra başvurucunun babası B.A.nınkoruculuk görevi sırasında vefat etmesi hakkında -başvuru formunda yeralmamakla birlikte- yeni iddialarda (bkz. § 40) bulunduğu tespit edilmiştir.
53. Başvurucu tarafından 13/3/2014 tarihinde bireysel başvurudabulunulduktan sonra otuz günlük başvuru süresinin dolması akabinde 28/9/2015tarihinde Mahkemeye sunulan dilekçede, ileri sürülen argümanların başvuruformunda sunulanlardan farklı olduğu ve sonraki dilekçelerde ihlal iddialarınailişkin vakıaların genişletildiği anlaşılmıştır. Bu kapsamda AnayasaMahkemesine sunulan dilekçenin değerlendirmeye tabi tutulması hâlinde bir kezbireysel başvuru yapıldıktan sonra başvuru sonlandırılıncaya kadar başvuru dosyasınayeni vakıaların, farklı hak ihlali iddialarının sunulmasının kaçınılamazolacağından ve bu durumda bireysel başvuru için öngörülen otuz gün kuralıanlamsız hâle geleceğinden otuz günlük başvuru süresi sonrasında sunulandilekçelerde ileri sürülen yeni iddiaların incelenmesi ve değerlendirilmesimümkün değildir (Ümüt Demir, B.No: 2012/1000, 18/9/2014, § 31). Her ne kadar başvurucu, başvuru formundahakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüş ise debabasının köy koruculuğu görevi sırasında vefat ettiğine dair vakıanın olgusaltemellerine işaret dahi etmediği, 7/12/1999 tarihli olaydan hiç bahsetmediği vesüresi içinde dile getirilmeyen bu iddiaların haklı bir mazeret nedeniyle ilerisüremediğine dair herhangi bir beyanda da bulunmadığı tespit edildiğindenbaşvurucunun iddialarının hakkaniyete uygun yargılanma hakkı kapsamındaincelenmesi mümkün değildir. Kaldı ki başvurucu, anılan iddiasını kanun yoludenetimi aşamalarında da ileri sürmemiştir.
54. Açıklanan nedenlerle anılan ihlal iddiaları otuz günlükbaşvuru süresi geçtikten sonra ileri sürüldüğünden başvurunun bu kısmının diğerkabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin süre aşımı nedeniyle kabul edilemezolduğuna karar verilmesi gerekir.
55. Başvurucu, idarenin can güvenliğini sağlama yükümlülüğünüyerine getirmemesi nedeniyle mülkiyet hakkını ihlal ettiğini iddia etmektedir.
56. Başvuru formunun incelenmesinden başvurucunun 5233 sayılıKanun kapsamında tanzim edilen belgelerde maddi zararının mevcut olduğunun belirtildiğive tazminat başvurusunun reddedilmesine ilişkin davada idari yargı makamlarınınsöz konusu düzenlemeleri dar ve aleyhe yorumlaması nedeniyle Anayasa’nın 35.maddesinin ihlal edildiğinin ileri sürüldüğü tespit edilmiştir.
57. Başvurucu tarafından mülkiyet hakkının ihlal edildiğihususundaki iddianın yargılamanın sonucuna dayandırıldığı ve yargılama sürecineilişkin olarak yukarıda yapılan değerlendirme neticesinde (bkz. §§ 23–34)başvurucunun delillerini ve iddialarını sunma fırsatı bulamadığına veyargılamaya etkin olarak katılma imkânının elinden alındığına dair bir bulgusaptanmadığı anlaşılan somut yargılama faaliyetinin, adil yargılanma hakkınıngereklerine uygun şekilde yerine getirildiği tespit edilmiş olduğundan mülkiyethakkının ihlal edildiği yönündeki iddiasının ayrıca değerlendirilmesine gerekgörülmemiştir.
V. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. 1. Eşitlik ilkesinin ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2. Tarafsız mahkemede yargılanma hakkının ihlal edildiğineilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksunolması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
3. Çelişmeli yargılama ve silahların eşitliği ilkelerinin ihlaledildiğine ilişkin iddianın açıkçadayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
4. Gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
5. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkiniddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
6. Hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğineilişkin iddianın süre aşımı nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA28/9/2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.