TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
VELİ ÖZDEMİR BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2015/15674)
Karar Tarihi: 3/7/2018
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Engin YILDIRIM
Üyeler
:
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
Recep KÖMÜRCÜ
M. Emin KUZ
Rıdvan GÜLEÇ
Raportör
:
Gülbin AYNUR
Başvurucu
:
Veli ÖZDEMİR
Vekili
:
Av. Öztürk TÜRKDOĞAN
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, idari işlemin iptali istemiyle açılan davanın süreaşımından reddedilmesi nedeniyle mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğiiddiasına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 17/9/2015 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan önincelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölümtarafından yapılmasına karar verilmiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
5. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylarözetle şöyledir:
6. Başvurucu, doktor olup 1991 yılında memuriyet hayatınabaşlamıştır.
A. Devlet MemurluğundanÇıkarma Cezasına İlişkin İdari ve Yargısal Süreç
7. Adli Tıp Kurumu merkez teşkilatında görev yapmakta iken 2011yılında Konya Adli Tıp Şube Müdürlüğü emrine uzman olarak atanan başvurucuhakkında göreve gelmediği yönünde yapılan ihbar üzerine soruşturmabaşlatılmıştır.
8. Adalet Bakanlığı (Bakanlık) Başmüfettişliğince yapılansoruşturma neticesinde düzenlenen raporda; başvurucunun 19/5/2011-23/5/2011,2/6/2011-13/6/2011, 23/6/2011-26/6/2011, 30/6/2011-6/7/2011 tarihleri arasındaolmak üzere özürsüz toplam yirmi sekiz gün göreve gelmediği tespitindebulunulmuş ve ilgili kanunda özürsüz olarakbir yıl içinde 20 gün göreve gelmemek fiilinin karşılığı olaraköngörülen devlet memurluğundan çıkarma cezası ile cezalandırılması teklifedilmiştir.
9. Bakanlık Yüksek Disiplin Kurulu 1/2/2013 tarihinde,soruşturma raporunda belirtilen tarihler arasında özürsüz olarak toplam yirmibeş gün göreve gelmediği gerekçesiyle başvurucunun 14/7/1965 tarihli ve 657sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun 125. maddesinin birinci fıkrasının (E)bendinin (d) alt bendi uyarınca devlet memurluğundan çıkarma cezası ilecezalandırılmasına karar vermiştir.
10. Devlet memurluğundan çıkarma cezası ile cezalandırılmasınailişkin işlem 5/2/2013 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiş ve aynı günbaşvurucunun görevinden ilişiği kesilmiştir.
11. Başvurucu söz konusu işlemin iptali istemiyle 14/3/2013tarihinde Konya 1. İdare Mahkemesinde (1. İdare Mahkemesi) dava açmıştır.
12. 1. İdare Mahkemesi 22/11/2013 tarihli kararıyla dava konusuişlemi iptal etmiştir. Kararın gerekçesinde 30/6/2011 ile 6/7/2011 tarihleriarasında başvurucunun görevine gelmediği hususunda somut bir tespitinyapılamadığına dikkat çekilmiş, öte yandan davalı idarece ara kararına cevabengönderilen yazılarda başvurucunun izinsiz ve mazeretsiz olarak görev mahalliniterk ettiğine ilişkin olarak düzenlenmiş bir tutanağın bulunmadığınınbildirildiği hatırlatılmıştır. Buna göre 30/6/2011 ile 6/7/2011 tarihleriarasında görevine gelmediğine ilişkin somut tespit yapılmayan başvurucununözürsüz olarak bir yılda toplam yirmi gün göreve gelmediğinden bahisle hakkındatesis edilen dava konusu işlemde hukuka uygunluk bulunmadığı belirtilmiştir.
13. Söz konusu karar Danıştay OnaltıncıDairesinin 24/6/2015 tarihli kararıyla onanmış, davalı idarenin karar düzeltmeistemi de aynı Dairenin 18/5/2017 tarihli kararıyla reddedilmiştir.
B. Müstafi Sayılmaİşlemine İlişkin İdari ve Yargısal Süreç
14. Devlet memurluğundan çıkarma cezası ile cezalandırılanbaşvurucu ayrıca, soruşturma raporuna göre usulüne uygun izni veya mazeretiolmaksızın 2/6/2011 ile 13/6/2011 tarihleri arasında görevinin başındabulunmadığının anlaşıldığı gerekçesiyle 5/2/2013 tarihli Bakanlık onayı ilegörevinden çekilmiş (müstafi) sayılmıştır.
15. Müstafi sayılmasına ilişkin işlem 21/2/2013 tarihli üst yazıekinde başvurucunun mernisadresine tebliğe çıkarılmıştır. Bu tebligat 8/4/2013 tarihinde, başvurucununsöz konusu adreste birlikte ikamet ettiği annesine teslim edilmek suretiylegerçekleştirilmiştir.
16. Başvurucu, devlet memurluğundan çıkarma cezası ilecezalandırılmasına ilişkin işlemin yargı kararı ile iptal edilmesi üzerine(bkz.§ 12) 21/1/2014 tarihinde Bakanlığa başvurmuş ve yeniden görevebaşlatılması talebinde bulunmuştur.
17. Bakanlık, başvurucunun göreve başlatılma talebini 30/1/2014tarihli yazı ile reddetmiştir. Söz konusu yazıda; yargı kararı ile iptal edilendevlet memurluğundan çıkarma cezası dışındabaşvurucuhakkında tesis edilmiş müstafi sayılmasına ilişkin 5/2/2013 tarihli başka birişlem daha bulunduğu, bu işlemin 8/4/2013 tarihinde başvurucuya tebliğ edildiğiancak dava konusu edilmediği ifade edilmiştir. Hakkında tesis edilen müstafisayılma işleminin hukuken yürürlükte olması karşısında başvurucunun 1. İdareMahkemesinin iptal kararı uyarınca tekrar göreve başlatılmasına fiilen olanakbulunmadığı belirtilmiştir.
18. Başvurucu, müstafi sayılmasına ilişkin 5/2/2013 tarihliişlemin ve müstafilik sebebiyle görevebaşlatılmamasına ilişkin 30/1/2014 tarihli işlemin iptali istemiyle 12/3/2014tarihinde Konya 2. İdare Mahkemesinde (2. İdare Mahkemesi) dava açmıştır.Başvurucu; dava dilekçesinde memuriyetten ilişiğinin kesilmesinden sonra tesisedilen müstafi sayılmasına ilişkin işlemin Anayasa'nın 40. maddesinde öngörülenusule uygun olarak tarafına bildirilmediğini, bu bağlamda söz konusu işlemdehangi süre içinde hangi kanun yollarına başvurabileceğine dair herhangi biraçıklamaya yer verilmediğini belirtmiştir. 1. İdare Mahkemesinin iptalkararında yer verilen gerekçe dikkate alındığında görevine kesintisiz on gün süreylegelmediği yönündeki iddianın da dayanaksız kaldığını ifade eden başvurucu, davakonusu işlemlerin hukuka aykırı olduğunu ileri sürmüştür.
19. 2. İdare Mahkemesi 31/12/2014 tarihli kararıyla davanınmüstafi sayılma işleminin iptali istemine ilişkin kısmını süre aşımından,göreve başlatılmama işleminin iptali istemine ilişkin kısmını ise esastanreddetmiştir.
20. Kararın süre aşımından ret hükmüne ilişkin gerekçesindeöncelikle Anayasa'nın 40. maddesi hükmünün dava açma sürelerine etkisiyleilgili değerlendirmelere yer verilmiştir. Bu bağlamda idarenin Anayasa’nın 40.maddesinde öngörülen yükümlülüğünü yerine getirmesinin esas olduğu, ancak buyükümlülüğün yerine getirilmemesinin idari işlemlere karşı açılan davalardadava açma süresinin işletilmeyip ihmal edilmesi sonucunudoğurmamasıgerektiği belirtilmiştir. Özel yasalarda genel dava açma süreleri dışında ayrı-daha kısa- dava açma sürelerinin öngörülmüş olması hâlinde idare tarafındanidari işlemlerin nitelikleri ve tabi oldukları dava açma sürelerigösterilmedikçe özel dava açma sürelerinin işletilmesine olanak bulunmadığı, budurumda dava konusu idari işlemin tebliği tarihinden itibaren özel dava açmasüresinin değil altmış günlük genel dava açma süresinin uygulanması gerektiği,anılan düzenlemenin genel dava açma süresinin aşılmasına sebep olacak şekildeyorumlanmasına imkân bulunmadığı ifade edilmiştir. Söz konusu değerlendirmeninardından başvurucunun müstafi sayılmasına ilişkin işlemin 8/4/2013 tarihinde mernisadresinde annesinin imzasıyla tebellüğ edildiği tespitine yer verilen kararda,tebliğ tarihinden itibaren altmış gün içinde dava açılması gerekirken bu süregeçtikten çok sonra idareye yapılan ve dava açma süresini canlandırmayanbaşvurunun reddi üzerine açılan davanın bu kısmının süresinde olmadığıbelirtilmiştir.
21. Kararın esastan ret hükmüne ilişkin gerekçesinde isebaşvurucunun müstafi sayılması işlemine ilişkin idari ve yargısal süreç iledevlet memurluğundan çıkarılması işlemine ilişkinidarive yargısal sürecin birbirinden farklı ve bağımsız olduğunun altı çizilmiştir.Buna göre müstafi sayılmasına ilişkin işlem hukuken geçerli olduğu sürecedevlet memurluğundan çıkarılmasına ilişkin işlemin iptal edilmesinin tek başınabaşvurucunun göreve başlatılmasına olanak sağlamayacağı, dolayısıyla bu yöndetesis edilen dava konusu işlemdehukuka aykırılıkbulunmadığı ifade edilmiştir.
22. Söz konusu karar Danıştay OnaltıncıDairesinin 24/6/2015 tarihli kararıyla onanmıştır.
23. Nihai karar 20/8/2015 tarihinde başvurucuya tebliğedilmiştir.
24. Başvurucu 17/9/2015 tarihinde bireysel başvurudabulunmuştur.
IV. İLGİLİ HUKUK
25. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) Adil yargılanma hakkı kenar başlıklı 6.maddesinin (1) numaralı fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:
"Herkes davasının,medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar ... konusunda kararverecek olan,... bir mahkeme tarafından ...görülmesini isteme hakkına sahiptir..."
26. Sözleşme'nin Etkilibaşvuru hakkı kenar başlıklı 13. maddesi şöyledir:
"İşbu Sözleşmede tanınmış hak vehürriyetleri ihlâl edilen her şahıs ihlâl fiilî resmî vazifelerini ifa edenkimseler tarafından bu vazifelerin ifası sırasında yapılmış da olsa, millî birmakama fiilen müracaat hakkına sahiptir."
V. İNCELEME VE GEREKÇE
27. Mahkemenin 3/7/2018 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucunun İddiaları
28. Başvurucu, müstafi sayılmasına ilişkin işlemde hangi kanunyollarına başvurabileceği ve süresi gösterilmediğinden 8/4/2013 yapılantebligatın dava açma süresinin başlangıcında esas alınamayacağınıbelirtmektedir. Söz konusu işlemin memuriyetten ilişiği kesildikten sonratebligata çıkarılmasının hukuka aykırı olduğunu iddia eden başvurucu, derecemahkemesinin bu yöndeki itirazlarını dikkate almaksızın davayı süre aşımındanreddetmesinin adil olmadığından şikâyet etmekte; mahkemeye erişim ve etkili başvuruhaklarının ihlal edildiğini ileri sürmektedir.
B. Değerlendirme
29.Anayasa'nın 36. maddesinin birinci fıkrasışöyledir:
"Herkes, meşru vasıta ve yollardanfaydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia vesavunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir."
30. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılanhukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifinikendisi takdir eder (Tahir Canan,B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16).
31. Başvurucu; müstafi sayılmasına ilişkin dava konusu işlemdemüracaat edebileceği kanun yollarının ve süresinin gösterilmediğini, bu nedenleAnayasa'nın 40. maddesinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Sözleşme'nin adilyargılanma hakkını düzenleyen 6. maddesinde ve etkili başvuru hakkınıdüzenleyen 13. maddesinde, Anayasa'nın 40. maddesinin ikinci fıkrasında yeralan "Devlet, işlemlerinde, ilgilikişilerin hangi kanun yolları ve mercilere başvuracağını ve sürelerinibelirtmek zorundadır" şeklinde bir güvence öngörülmemiştir.Anılan hükümle devlete, işlemlerinde ilgili kişilerin hangi kanun yollarına vemercilere başvuracağını ve sürelerini belirtme yükümlüğü yüklenmiştir. Buitibarla Anayasa ve Sözleşme’nin ortak koruma alanının dışında kalan söz konusugüvencenin bireysel başvuru kapsamında incelenemeyeceği anlaşılmaktadır.Dolayısıyla Anayasa'nın 40. maddesinin ikinci fıkrasındaki güvence bireyselbaşvuruda bağımsız bir güvence olarak ele alınamaz. Bununla birlikte bu durum,başta mahkemeye erişim hakkı olmak üzere diğer hakların ihlal edildiğineilişkin iddialar incelenirken -Anayasa’nın bütünlüğü ilkesi gereği- anılanhükmün dikkate alınmasına engel değildir (aynı yönde değerlendirme için bkz. Özbakım Özel Sağlık Hiz. İnş. Tur.San. ve Tic. Ltd. Şti., B. No: 2014/13156, 20/4/2017,§32).
32. Başvurucunun şikâyetlerinin özü müstafi sayılmasına ilişkinidari işlemin iptali istemiyle açtığı davanın süre aşımından reddedilmesinedeniyle uyuşmazlığın esasının incelenememesidir. Bu itibarla ihlal iddialarıadil yargılanma hakkının güvencelerinden biri olan mahkemeye erişim hakkıkapsamında incelenmiştir.
33. Anayasa'nın 36. maddesinin birinci fıkrasında, herkesinyargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddiada bulunma ve savunmahakkına sahip olduğu belirtilmiştir. Dolayısıyla mahkemeye erişim hakkı,Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan hak arama özgürlüğünün birunsurudur. Diğer yandan Anayasa'nın 36. maddesine adil yargılanma ibaresinin eklenmesine ilişkin gerekçede,Türkiye'nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerce de güvence altına alınanadil yargılanma hakkının madde metnine dâhil edildiği vurgulanmıştır. Sözleşme'yi yorumlayan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi(AİHM), Sözleşme'nin 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasının mahkemeye erişimhakkını içerdiğini belirtmektedir (Özbakım Özel Sağlık Hiz. İnş. Tur. San. ve Tic. Ltd.Şti., § 34).
34. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan hak aramaözgürlüğü, bir temel hak olmanın yanında diğer temel hak ve özgürlüklerdengereken şekilde yararlanılmasını ve bunların korunmasını sağlayan en etkiligüvencelerden biridir. Bu bakımdan davanın bir mahkeme tarafından görülebilmesive kişinin adil yargılanma hakkı kapsamına giren güvencelerden faydalanabilmesiiçin ilk olarak kişiye iddialarını ortaya koyma imkânının tanınması gerekir.Diğer bir ifadeyle dava yoksa adil yargılanma hakkının sağladığı güvencelerdenyararlanmak mümkün olmaz (Mohammed Aynosah, B. No:2013/8896, 23/2/2016, § 33).
35. Somut olayda idari işlemin iptali istemiyle açılan davanınsüre aşımından reddedilerek uyuşmazlığın esasının incelenmemesi nedeniylebaşvurucunun mahkemeye erişim hakkına yönelik bir müdahalenin bulunduğugörülmektedir.
36. Mahkemeye erişim hakkına yapılan bu müdahalenin Anayasa'yauygunluğundan söz edilebilmesi için Anayasa'nın 13. maddesinde belirtilen kanunadayanma, meşru bir amaç taşıma ve ölçülü olma koşullarını sağlamasıgerekmektedir.
37. Davanın süre aşımından reddi yönündeki derece mahkemesikararının 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 7.maddesine dayandığı dikkate alındığında müdahalenin kanuni dayanağınınbulunduğu açıktır.
38. İdari işlemlere karşı dava açmanın belli bir süreylesınırlanması idari istikrar gerekçesine dayandırılmaktadır. İdari istikrarınsağlanması Anayasa'nın 2. maddesinde düzenlenen hukuk devleti ilkesinin birgereğidir. Dolayısıyla kanun koyucunun idari istikrarın sağlanması gayesiyleidari işlemlere karşı dava açılmasını belli bir süreyle sınırlamasının anayasalaçıdan meşru bir amaca dayandığı anlaşılmaktadır (Çölbeyi Lojistik Nakliyat Gümrükleme Denizcilik İnşaat Turizm Sanayii veTicaret Limited Şirketi, B. No: 2014/12354, 9/11/2017, § 52).
39. Son olarak başvurucunun mahkemeye erişim hakkına yönelikmüdahalenin ölçülü olup olmadığının irdelenmesi gerekmektedir. AnayasaMahkemesi bireysel başvuru kapsamında yaptığı değerlendirmelerde kişininmahkemeye başvurmasını engelleyen veya mahkeme kararını anlamsız hâle getiren,bir başka anlatımla mahkeme kararını önemli ölçüde etkisizleştirensınırlamaların mahkemeye erişim hakkını ihlal edebileceğini ifade etmiştir (Özkan Şen, B. No: 2012/791, 7/11/2013, §52).
40. Bu nedenle mahkemelerin usul kurallarını uygularkenyargılamanın hakkaniyetine zarar getirecek ölçüde katı şekilciliktenkaçınmaları gerektiği gibi kanunla öngörülmüş usul şartlarının ortadankalkmasına neden olacak ölçüde aşırı esneklikten de kaçınmaları gerekir (Kamil Koç, B. No: 2012/660, 7/11/2013, § 65).Bu kapsamda mevzuatta öngörülen dava açma süresine ilişkin kuralların hukukaaçıkça aykırı olarak yanlış uygulanması veya bu sürelerin hatalı hesaplanmasınedenleriyle kişilerin dava açma ya da kanun yollarına başvuru haklarınıkullanmasına engel olunması mahkemeye erişim hakkını ihlal edebilir (Özbakım Özel Sağlık Hiz. İnş. Tur.San. ve Tic. Ltd. Şti., §38).
41. Bu bağlamda dava açma süresinin işlemeye başladığı an damahkemeye erişim hakkına yapılan müdahalenin ölçülülüğü bağlamında büyük önemtaşımaktadır (Yaşar Çoban [GK],B. No: 2014/6673, 25/7/2017, § 66). Dava açma süresinin hangi tarihtebaşlayacağını belirleme ve mevzuatı bu yönüyle yorumlama görevi esasen derecemahkemelerine aittir. Bireysel başvurunun ikincillik ilkesi gereği, dava açmasüresinin başlatılacağı tarihin belirlenmesi noktasında Anayasa Mahkemesininbir görevi bulunmamaktadır. Anayasa Mahkemesinin bu hususta üstleneceği rol,dava açma süresinin hangi tarihten itibaren başlatılması gerektiğiyle ilgiliderece mahkemelerinin yorumlarının mahkemeye erişim hakkına etkisini somutolayın koşulları ışığında incelemektir (AhmetYıldırım, B. No: 2014/18135, 20/9/2017, § 46). Bu kapsamda dava açmasüresinin henüz dava hakkının doğmadığı ya da hak sahibinin dava hakkınındoğduğundan haberdar olmadığı ve somut koşullar çerçevesinde haberdar olduğununkabulünü haklı kılan nedenlerin bulunmadığı bir dönemde işlemeye başlaması davahakkının varlığını anlamsız kılabileceğinden ölçülülük ilkesini zedeleyebilir(benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. YaşarÇoban, § 66).
42. Derece mahkemelerinin dava açma süresinin başlangıcına esasaldıkları kriterlerden biri de tebliğ tarihidir. Tebligat, yetkili makamlarcabirtakım hukuki işlemlerin bu işlemin hukuki sonuçlarından etkilenmeleriamaçlanan kişilere kanuna uygun şekilde bildirimi ve bu bildirimin usulüneuygun olarak yapıldığının belgelendirilmesi işlemidir. Usulüne uygun işlemlerinkendilerine bağlanan hukuki sonuçları doğurabilmesi için muhatabınabildirilmesi gerekir. Usulüne uygun olarak yapılan tebligat, Anayasa'da güvencealtına alınmış olan iddia ve savunma hakkının tam olarak kullanılabilmesinin vebireylere tanınan hak arama hürriyetinin önemli güvencelerinden biridir (Nadir Kahya, B.No: 2014/16754, 9/11/2017, §37; AYM, E.2013/95, K.2014/176,13/11/2014).
43. Tebligatın hukuki sonuçlarının önemi ve ağırlığı dikkatealındığında tebliğe yetkili makamların muhatabının tebliğ konusuna vâkıfolabilmesi amacıyla tebligat işlemlerini yürütürken gerekli özeni göstermesi,yargılama faaliyetlerinde tebliğ tarihini esas alarak bir sonuca ulaşanyargı makamlarının da şayet tebligat işlemine ilişkinesaslı ve ciddi tereddütler varsa bunları ortadan kaldırmaya yönelik titiz birinceleme yoluna gitmesi mahkemeye erişim hakkına yönelik güvencelerinsağlanması bakımından önem arz etmektedir.
44. Bireysel başvuruya dayanak davada derece mahkemesininuyuşmazlık konusu edilen müstafi sayılmaya ilişkin idari işlemin 8/4/2013tarihinde başvurucuya tebliğ edildiği tespitine istinaden dava açma süresini butarihten başlattığı, başvurucunun ise bu tebligattan haberdar olmadığınıbelirttiği anlaşılmaktadır.
45. Başvurucunun 8/4/2013 tarihinde kendisine ait mernisadresinde gerçekleştirildiği ve annesi tarafından kabul edildiği hususundaihtilaf bulunmadığı anlaşılan söz konusu tebligata dair; tebligat hukukunailişkin usul ve esaslar çerçevesinde en azından savunulabilir nitelikte birgeçersizlik sebebi ileri sürmediği ya da derece mahkemesinin tebliğ tarihinintespitinde resmî kurum verilerine itibar etmesindeki yaklaşımının ya datebligatın geçerli olduğu yönündeki kabulünün sorgulanması gerekliliğine yolaçacak ve hukuken kabul edilebilir nitelikte herhangi bir bilgi, belge ya daolguyu ortaya koyamadığı görülmektedir.
46. Bu itibarla maddi olayın niteliği de gözönündebulundurularak gerekçeli kararda yer verilen hukuki tespitler ve dayanaklarirdelendiğinde derece mahkemesinin dava açma süresinin başlangıcına esas aldığıtarih itibarıyla başvurucunun dava konusu işlemden haberdar olduğunun ya daolması gerektiğinin kabulünü haklı kılan nedenlerin bulunmadığı söylenemez.
47. Bu durumda derece mahkemesinin dava açma süresininbaşlatılacağı tarihi belirlemesiyle ilgili uygulamasının başvurucunun davaaçmasını aşırı derecede zorlaştırmadığı ya da imkânsız kılmadığı, dolayısıylabaşvurucunun mahkemeye erişim hakkına yönelik müdahalenin ölçülü olduğudeğerlendirilmiştir. Buna göre şikâyete konu yargılama işlemlerinde mahkemeyeerişim hakkı yönünden bir ihlalin olmadığının açık olduğu sonucuna varılmıştır.
48. Açıklanan gerekçelerle başvurunun açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemezolduğuna karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Başvurunun açıkçadayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA3/7/2018 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.