TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
VEYSEL DOĞAN BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2014/1725)
Karar Tarihi: 17/9/2014
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Serruh KALELİ
Üyeler
:
Zehra Ayla PERKTAŞ
Burhan ÜSTÜN
Nuri NECİPOĞLU
Hasan Tahsin GÖKCAN
Raportör
:
Murat AZAKLI
Başvurucu
:
Veysel DOĞAN
Vekili
:
Av. Doğan ÖZÇELİK
I. BAŞVURUNUNKONUSU
1. Başvurucu,1/3/2000 tarihinde Diyarbakır 3. Asliye Hukuk Mahkemesinde açtığı tazminatdavasının kısmen kabulüne karar verildiğini ve makul sürede sonuçlanmadığınıbelirterek, adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüş ve tazminattalep etmiştir.
II. BAŞVURUSÜRECİ
2. Başvuru,6/2/2014 tarihinde Diyarbakır 3. Asliye Hukuk Mahkemesi vasıtasıylayapılmıştır. İdari yönden yapılan ön incelemede başvurunun Komisyonasunulmasına engel bir durumun bulunmadığı tespit edilmiştir.
3. Birinci Bölüm İkinci Komisyonunca, kabul edilebilirlikincelemesi Bölüm tarafından yapılmak üzere, dosyanın Bölüme gönderilmesinekarar verilmiştir.
4. Bölümtarafından 15/5/2014 tarihinde, kabul edilebilirlik ve esas incelemesininbirlikte yapılmasına karar verilmiştir.
5. Başvuru konusu olay veolgular ile başvurunun bir örneği, görüş için Adalet Bakanlığınagönderilmiştir. Adalet Bakanlığının 16/6/2014 tarihli yazısında, AnayasaMahkemesinin önceki kararlarına ve bu kapsamda sunulan görüşlerine atfen,başvuru hakkında görüş sunulmayacağı bildirilmiştir.
III. OLAY VEOLGULAR
A. Olaylar
6. Başvuru formu ve ekleri ilebaşvuruya konu yargılama dosyası içeriğinden tespit edilen ilgili olaylarözetle şöyledir:
7. Başvurucu, 3/6/1999 tarihinde meydana gelen kaza sonucuyaralanmıştır.
8. Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığınca, Türkiye ElektrikDağıtım A.Ş. (TEDAŞ) ve Tekel Genel Müdürlüğü A.Ş. (TEKEL) görevlileri hakkındaDiyarbakır 3. Asliye Ceza Mahkemesine açılan dava sonunda, 27/5/2004 tarih veE.1999/21, K.2004/694 sayılı kararla, sanıkların ve başvurucunun kusurlarının olmadığı,TEKEL A.Ş.’nin hizmet kusurunun bulunduğugerekçesiyle sanıklar hakkında beraat kararı verilmiş ve karar kesinleşmiştir.
9. Başvurucu, 1/3/2000 tarihinde, Diyarbakır ElektrikDağıtım A.Ş. (DEDAŞ) ve TEKEL A.Ş. aleyhine Diyarbakır 3. Asliye HukukMahkemesinde açtığı tazminat davasında, DEDAŞ ile TEKEL A.Ş. arasında akdedilenenerji nakil hattı ile TEKEL A.Ş.’ye tesis edilenözel hattan kopan elektrik teline temas etmesi sonucu yaralandığını ve solbacağının kesildiğini ileri sürerek, maddi ve manevi zararlarının tazmininitalep etmiştir.
10. Başvurucu, 8/6/2010 tarihinde, Diyarbakır 3. Asliye HukukMahkemesinde yapılan yargılama sırasında alınan hesap bilirkişisi raporundakendisine kusur verilmediği ve bu rapora itiraz edilmediği halde, MahkemeHâkiminin, tazminat miktarından kusur oranında indirim yapılmadığınıbelirttiğini, bu durumun ihsası rey anlamına geldiğini ileri sürerek, hâkiminreddi talebinde bulunmuştur.
11. Diyarbakır 3. Asliye Hukuk Mahkemesince, 8/6/2010tarihinde, hâkimin reddi talebinin yerine olmadığı görüşüyle, bu talebindeğerlendirilmesi için dosyanın Yazı İşleri Müdürlüğüne tevdiine kararverilmiştir.
12. Dosyanın gönderildiği Diyarbakır 2. Asliye HukukMahkemesi, 16/7/2010 tarih ve 2010/127 Değişik İş sayılı kararıyla hâkiminreddine yönelik talebin esas yönünden reddine, 7 gün içinde temyiz yolu açıkolmak üzere karar vermiştir.
13. Anılan karar temyiz edilmeksizin kesinleşmiştir.
14. Diyarbakır 3. Asliye Hukuk Mahkemesi, esas hakkındaki davadayaptığı yargılama sonunda; 11/11/2010 tarih ve E.2000/170, K.2010/977 sayılıkararla; başvurucunun % 42 oranında maluliyetinin bulunduğu, davalı TEKEL A.Ş.’nin % 80, başvurucunun % 20 oranında kusurlu olduklarıgerekçesiyle davalı DEDAŞ aleyhine açılan davanın reddine, davalı TEKEL A.Ş.aleyhine açılan davanın kısmen kabulüne, toplam 103.863,36 TL maddi, 15.000,00TL manevi tazminatın davalıdan tahsiline karar vermiştir.
15. Temyiz üzerine, Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 6/6/2012tarih ve E.2011/3657, K.2012/9856 sayılı ilamıyla; davanın haksız fiile dayalıtazminat davası olduğu, tesisin geçici kabulünün yapılıp kesin kabulününyapılmamış olması, davalı DEDAŞ’ın enerji verdiğihatlardan da sorumlu olması ve olaya uygun bilirkişi raporları dikkate alınarakdavalı DEDAŞ’ın sorumluluğuna karar verilmesi, davalıTEKEL A.Ş. aleyhine açılan davanın reddine hükmedilmesi gerekirken, somut olayauygun olmayan bilirkişi raporuna dayalı olarak hüküm kurulması doğru görülmemişve karar bozulmuştur.
16. Karar düzeltme istemi, aynı Dairenin 20/12/2012 tarih veE.2012/14926, K.2012/19717 sayılı ilamıyla reddedilmiştir.
17. Mahkemece, bozma kararına uyularak yapılan yargılamasonunda; 14/3/2013 tarih ve E.2013/41, K.2013/168 sayılı kararla; davalı TEKELA.Ş. aleyhine açılan davanın reddine, davalı DEDAŞ aleyhine açılan davanınkısmen kabulüne, 103.863,36 TL maddi, 15.000,00 TL manevi tazminatın davalıdantahsiline karar verilmiştir.
18. Taraflarca davanın esası yönünden temyizi üzerine,Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 2/7/2013 tarih ve E.2013/8715, K.2013/11418 sayılıilamıyla hüküm onanmıştır.
19. Tarafların karar düzeltme istemi, aynı Dairenin16/12/2013 tarih ve E.201/18451, K.2013/17912 sayılı ilamıyla reddedilmiştir.
20. Karar, 8/1/2014 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir.
21. Başvurucu, 6/2/2014 tarihinde bireysel başvurudabulunmuştur.
B. İlgiliHukuk
22. 12/1/2011 tarih ve 6100 sayılı Hukuk MuhakemeleriKanunu’nun 30. maddesi, 18/6/1927 tarih ve 1086 sayılı mülga Hukuk UsulüMuhakemeleri Kanunu’nun 34., 35. ve 36. maddeleri, 22/4/1926 tarih ve 818sayılı mülga Borçlar Kanunu’nun 41. ve 49. maddeleri.
IV. İNCELEME VEGEREKÇE
23. Mahkemenin 17/9/2014 tarihinde yapmış olduğu toplantıda,başvurucunun 6/2/2014 tarih ve 2014/1725 numaralı bireysel başvurusu incelenipgereği düşünüldü:
A. Başvurucunun İddiaları
24. Başvurucu, 1/3/2000 tarihinde Diyarbakır 3. Asliye HukukMahkemesinde açtığı tazminat davasında Mahkemece ceza davasının sonuçlanmasıbeklendiği halde, ceza davasının sonucuna bağlı kalınmadığını, ceza davasındakendisine kusur verilmediği halde tazminat davasında % 20 kusurlu kabuledildiğini, tazminat davasında Mahkemece üç defa bilirkişi raporu alındığını,8/6/2010 tarihli duruşmada okunan hesap bilirkişisi raporuna karşı taraflarcabeyanda bulunulmadan Mahkemece, raporda kusur oranında indirim yapılmadığınınbelirtildiğini, Mahkemece bu şekilde bir tarafın lehine diğer tarafın aleyhineresen değerlendirme yapıldığını, bu nedenle hâkimin reddi talebinde bulunduğunuancak bu talebin Diyarbakır 2. Asliye Hukuk Mahkemesince reddedildiğini,yargılamayı uzatmamak için bu kararı temyiz etmediğini, kanun yollarınabaşvurulmamasının iddiaların doğru olmadığını göstermeyeceğini, bu şekildehâkimin tarafsızlığı ilkesinin ve adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini,Mahkemece uzun yargılama sonunda hüküm kurulduğunu, yaklaşık 14 yıl devam edenyargılama süreci nedeniyle ekonomik olarak zarar gördüğünü ve manevi zararınındoğduğunu, % 20 kusurlu olduğu kabul edilerek davanın kısmen kabulüne kararverildiğini belirterek, adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ilerisürmüştür.
B. Değerlendirme
25. Başvuru dilekçesi ve ekleri incelendiğinde, başvurucunun,Diyarbakır 3. Asliye Hukuk Mahkemesinde açtığı tazminat davasında, delillerineksik ve hatalı değerlendirilerek davanın kısmen kabulüne karar verilmesininadil yargılanma hakkını ihlal ettiğini ileri sürdüğü anlaşılmıştır. AnayasaMahkemesi, başvurucunun ihlal iddialarına ilişkin nitelendirmesi ile bağlıolmayıp hukuki nitelendirmeyi bizzat yapar. Başvurucunun anılan iddialarıyargılama sonucunda verilen kararın adil olup olmadığına yönelik olup, buiddialar adil yargılanma hakkının ihlali iddiası kapsamındadeğerlendirilmiştir. Başvurucunun hâkimin reddi talebinin reddedilmesinedeniyle tarafsız mahkemede yargılanma hakkı kapsamında adil yargılanmahakkının ihlali iddiası ile makul sürede yargılama yapılmaması nedeniyle adilyargılanma hakkının ihlali iddiası ayrıca incelenmiştir.
1. Kabul Edilebilirlik Yönünden
a. Yargılamanın Sonucu İtibarıyla Adil Olmadığıİddiası
26. Anayasa’nın 148. maddesinindördüncü fıkrası şöyledir:
“Bireysel başvuruda,kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlarda inceleme yapılamaz.”
27. 30/3/2011 tarih ve 6216sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un48. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:
“Mahkeme, … açıkçadayanaktan yoksun başvuruların kabul edilemezliğine karar verebilir.”
28. 6216 sayılı Kanun’un 48.maddesinin (2) numaralı fıkrasında açıkça dayanaktan yoksun başvurularınMahkemece kabul edilemezliğine karar verilebileceği belirtilmiştir. Anayasa’nın148. maddesinin dördüncü fıkrasında ise açıkça dayanaktan yoksun başvurularkapsamında değerlendirilen kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkinşikâyetlerin bireysel başvuruda incelenemeyeceği kurala bağlanmıştır.
29. Anılan kurallar uyarınca,ilke olarak derece mahkemeleri önünde dava konusu yapılmış maddi olay veolguların kanıtlanması, delillerin değerlendirilmesi, hukuk kurallarınınyorumlanması ve uygulanması ile derece mahkemelerince uyuşmazlıkla ilgilivarılan sonucun esas yönünden adil olup olmaması bireysel başvuru incelemesinekonu olamaz. Bunun tek istisnası, derece mahkemelerinin tespit ve sonuçlarınınadaleti ve sağduyuyu hiçe sayan tarzda bariz takdir hatası veya açık keyfilikiçermesi ve bu durumun kendiliğinden bireysel başvuru kapsamındaki hak veözgürlükleri ihlal etmiş olmasıdır. Bu çerçevede, kanun yolu şikâyetiniteliğindeki başvurular, bariz takdir hatası veya açık keyfilik bulunmadıkçaAnayasa Mahkemesince incelenemez (B. No: 2012/1027, 12/2/2013, § 26).
30. Somut olayda başvurucu,Diyarbakır 3. Asliye Hukuk Mahkemesinde açtığı tazminat davasında Mahkemececeza davasının sonuçlanması beklenildiği halde, ceza davasının sonucuna bağlıkalınmadığını, ceza davasında kendisine kusur verilmediği halde tazminatdavasında % 20 kusurlu kabul edildiğini, tazminat davasında Mahkemece üç defabilirkişi raporu alındığını, yargılama sonucunda kusur oranında indirimyapılarak davanın kısmen kabulü yönünde hüküm kurulduğunu belirterek, adilyargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
31. Başvurucu, 1/3/2000tarihinde Diyarbakır 3. Asliye Hukuk Mahkemesinde açtığı davada, davalılara aitelektrik teline temas etmesi sonucu yaralandığını ileri sürerek tazminat talepetmiştir. Mahkemece Diyarbakır 3. Asliye Ceza Mahkemesinde olaya sebebiyetverenler hakkında açılan ceza davasının sonuçlanması beklenmiş ve anılan davasonunda, sanıkların ve başvurucunun kusurunun bulunmadığı gerekçesiylesanıkların beraatlerine karar verildiği ve kararınkesinleştiği anlaşılmıştır.
32. Diyarbakır 3. Asliye HukukMahkemesince 15/7/2004 tarihinde üç kişilik bilirkişi heyetinden raporalınmasına karar verilmiştir. Bilirkişi heyeti raporu ile ceza davasında alınanrapor arasında çelişki olması nedeniyle 13/12/2005 tarihinde, çelişkiningiderilmesi için yeniden rapor alınmasına karar verilmiştir. Bilirkişiraporunun gelmesinden sonra başvurucu vekili, raporlar arasındaki çelişkiningiderilmediğini ve tek bilirkişiden rapor alındığını ileri sürerek bilirkişiheyetinden rapor alınmasını istemiştir. Mahkemece, başvurucu vekilininiddiaları da dikkate alınarak 17/7/2006 tarihli duruşmada üç kişilik bilirkişiheyetinden rapor alınmasına karar verilmiştir. Raporun gelmesinden sonrabaşvurucu vekili, raporda başvurucuya % 20 kusur verilmesinin hatalı olduğunuileri sürmüş ancak, dosyanın sürüncemede kaldığını belirterek maddi zararıntespiti için hesap bilirkişisinden rapor alınmasını talep etmiştir. Raporungelmesinden sonra Mahkeme Hâkiminin, maddi zararın hesaplanması sırasında kusuroranının dikkate alınmadığını belirttiği anlaşılmıştır.
33. Mahkemece, başvurucunun % 20oranında kusurlu olduğuna dair bilirkişi raporu ve hesap bilirkişisinin raporudikkate alınarak davanın kısmen kabulüne, 103.863,36 TL maddi ve 15.000,00 TLmanevi tazminatın davalı TEKEL A.Ş.’den tahsilinekarar verilmiştir. Kararın taraflarca temyizi üzerine Yargıtay 4. HukukDairesince, 6/6/2012 tarihinde hüküm bozulmuştur.
34. Mahkemece bozma kararınauyularak, 14/3/2013 tarihinde davanın kısmen kabulüne, 103.863,36 TL maddi,15.000,00 TL manevi tazminatın davalı DEDAŞ’tantahsiline karar verilmiştir. Tarafların temyizi üzerine, Yargıtay 3. HukukDairesince hüküm onanmış ve karar düzeltme istemleri reddedilmiştir.
35. Hukuk ve ceza davalarınınkonuları, tarafları ve amaçları farklı olduğundan, ceza mahkemesi kararları,hukuk davaları için kural olarak kesin hüküm oluşturmaz. Haksız fiil nedeniyleaçılan tazminat davalarını çözmek bütünüyle hukuk hâkiminin görevi içindedir.Mülga 818 sayılı Kanun’un 53. maddesi gereğince hukuk hâkimi, ceza mahkemesininmahkûmiyet kararıyla bağlı ise de, maddi olayı tespit etmeyen beraat kararıhukuk hâkimini bağlamaz. Onun için hukuk hâkimi, topladığı delillerdoğrultusunda karar verebilir. Ceza mahkemesinin delilleri tespit ve takdiriile hukuk mahkemesinin delilleri tespit ve takdirinin farklı olmasının birsonucu olarak, bir olayda sebep sonuç bağı bulunmadığına dair ceza mahkemesikararı dahi hukuk hâkimini bağlamayabilir (B. No: 2013/7123, 6/2/2013, § 62).
36. Öte yandan 6100 sayılıKanun’un 266. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:
“Mahkeme, çözümü hukuk dışında, özel veya teknik bilgiyigerektiren hâllerde, taraflardan birinin talebi üzerine yahut kendiliğinden,bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar verir. Hâkimlik mesleğiningerektirdiği genel ve hukuki bilgiyle çözümlenmesi mümkün olan konulardabilirkişiye başvurulamaz.”
37. Anılan düzenlemeye göre,özel ve teknik bilgiyi gerektiren konularda bilirkişi raporu alınmasınamahkemenin kendiliğinden karar verme yetkisi bulunmaktadır. Somut olayda, cezadavasında yargılanan sanıklar hakkında beraat kararı verildiği de dikkatealındığında, kusur durumunun tespiti amacıyla bilirkişi raporu alınmasınaMahkemece kendiliğinden karar verilebilir ve bu rapor doğrultusunda hükümkurulabilir.
38. Mahkemenin gerekçesi vebaşvurucunun iddiaları incelendiğinde, iddiaların özünün Derece Mahkemesitarafından delillerin değerlendirilmesinde ve hukuk kurallarınınyorumlanmasında isabet olmadığına ve esas itibarıyla yargılamanın sonucunailişkin olduğu anlaşılmaktadır.
39. Başvurucu, yargılamasürecinde karşı tarafın sunduğu deliller ve görüşlerden bilgi sahibiolamadığına, kendi delillerini ve iddialarını sunma olanağı bulamadığına, karşıtarafça sunulan delillere ve iddialara etkili bir şekilde itiraz etme fırsatıbulamadığına ya da uyuşmazlığın çözüme kavuşturulmasıyla ilgili iddialarınınderece Mahkemesi tarafından dinlenmediğine ilişkin bir bilgi ya da kanıtsunmadığı gibi Mahkemenin kararında bariz takdir hatası veya açık keyfilikoluşturan herhangi bir durum da tespit edilememiştir.
40. Açıklanan nedenlerle,başvurucu tarafından ileri sürülen iddiaların kanun yolu şikâyeti niteliğindeolduğu, Derece Mahkemesi kararının bariz takdir hatası veya açık keyfilik deiçermediği anlaşıldığından, başvurunun bu kısmının, diğer kabul edilebilirlikkoşulları yönünden incelenmeksizin “açıkçadayanaktan yoksun olması” nedeniyle kabul edilemez olduğuna kararverilmesi gerekir.
b. Tarafsız Mahkemede Yargılanma Hakkının İhlali İddiası
41. Anayasa’nın 148. maddesininüçüncü fıkrası şöyledir:
“…Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun yollarınıntüketilmiş olması şarttır.”
42. 6216sayılı Kanun’un 45.maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:
“İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmaliçin kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının tamamının bireyselbaşvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir.”
43. Anılan Anayasa ve Kanunhükümleri uyarınca Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru, “ikincil nitelikte bir kanun yolu” olup buyola başvurulmadan önce kural olarak olağan kanun yollarının tüketilmiş olmasışarttır.
44. Temel hak ve özgürlükleresaygı, devletin tüm organlarının uyması gereken bir ilke olup bu ilkeye uygundavranılmadığı takdirde, ortaya çıkan ihlale karşı öncelikle yetkili idarimercilere ve derece mahkemelerine başvurulmalıdır.
45. Bireysel başvurunun ikincilniteliği gereği, başvurucunun, temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiğiiddialarını öncelikle yetkili idari mercilere ve derece mahkemelerine usulüneuygun olarak iletmesi, bu konuda sahip olduğu bilgi ve kanıtları zamanında bumercilere sunması, aynı zamanda bu süreçte dava ve başvurusunu takip etmek içingerekli özeni göstermiş olması gerekir. Bu şekilde olağan denetim mekanizmalarıönünde ileri sürülüp takip edilmeyen temel hak ve özgürlüklerin ihlalineilişkin iddialar, Anayasa Mahkemesi önünde bireysel başvuru konusu yapılamaz(B. No: 2012/946, 26/3/2013, § 19).
46. Bireyselbaşvurunun ikincil niteliğinin bir sonucu olarak olağan kanun yollarında ve genel mahkemeler önünde dayanılmayan iddialar AnayasaMahkemesi önünde şikâyet konusu edilemeyeceği gibi genel mahkemelere sunulmayanyeni bilgi ve belgeler de Anayasa Mahkemesine sunulamaz (B. No:2012/946, 26/3/2013, § 20).
47. Başvurucu, Diyarbakır 3.Asliye Hukuk Mahkemesinde yapılan yargılama sırasında, maddi zararın tespitiiçin hesap bilirkişisinden rapor alınmasından sonra ve taraflar rapora karşıbeyanda bulunmadan, Mahkeme Hâkiminin, tazminatın hesaplanmasında kusuroranında indirim yapılmadığını belirtmesinin ihsası rey anlamına geldiğini,adil ve tarafsız bir yargılama yapılmasına engel oluşturduğunu, hâkimin redditalebinin de reddedildiği belirterek, tarafsız mahkemede yargılanma hakkıkapsamında adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
48. Hâkimin ihsası reydebulunması veya tarafsızlığını etkileyecek bir durum oluşması halinde hâkiminreddi talebinde bulunulabilir. Ancak adil yargılanma hakkının ihlaliiddialarının incelenmesinde yargılamanın tümü üzerinden değerlendirmeyapılarak, bu hakkın ihlal edilip edilmediği sonucuna ulaşılabilir.
49. Somut olayda, MahkemeHâkiminin, hesap bilirkişisinin raporunda kusur oranında indirim yapılmadığınıbelirtmesi, yargılamanın tamamı ve sonucu dikkate alınarak değerlendirilebilir.Başvurucunun, Hâkimin reddi talebi üzerine Diyarbakır 2. Asliye HukukMahkemesince, Mahkeme Hâkiminin anılan beyanının ihsası rey veya taraflardanbirine yol gösterme şeklinde değerlendirilemeyeceği, Mahkemenin, zarar vetazminat miktarını doğrudan araştırmakla görevli olduğu gibi, bilirkişiraporlarının gerçekliğe uygunluğunu da denetlemekle yükümlü olduğu gerekçesiyle16/7/2010 tarihinde hâkimin reddine yönelik talebin reddine karar verilmiştir.Temyiz yolu açık olarak verilen karar, temyiz edilmeksizin kesinleşmiştir.
50. Hâkimin reddi talebininreddine karar verilmesi nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlali iddiası,yargılama sürecinin ve sonucunda verilen kararın adil olmadığına yönelik biriddiadır. Başvurucu, hâkimin reddi talebinin reddine dair kararı temyizetmediği gibi, asıl karara yönelik temyiz ve karar düzeltme taleplerininhiçbirinde de hâkimin ihsası reyde bulunduğu veya tarafsız olmadığıiddialarında bulunmamıştır. Başvurucu, kendisine atfedilen % 20 kusur oranınındoğru olmadığını belirterek tazminat miktarlarına yönelik olarak temyiz vekarar düzeltme istemlerinde bulunmuştur. Bu iddiaları da derece Mahkemesince veYargıtay tarafından değerlendirilmiş ve Anayasa Mahkemesince de açıkçadayanaktan yoksun bulunmuştur.
51. Başvurucunun, hâkimin redditalebinin reddine karar verildiği ve temyiz yolu açık olmak üzere verilen bukararı temyiz etmediği, hâkimin ihsası reyde bulunduğu ve tarafsızlığınıkaybettiği yönündeki iddialarını esastan verilen Mahkeme kararına ilişkintemyiz ve karar düzeltme safhalarında da ileri sürmediği, dolayısıyla başvuruyollarını usulünce tüketmeden bireysel başvuruda bulunduğu anlaşılmıştır.
52. Açıklanan nedenlerle, hukuk sisteminde düzenlenen başvuruyolları usulüne uygun olarak tüketilmeden temel hak ve özgürlüklerin ihlaledildiği iddiasının bireysel başvuru konusu yapıldığı anlaşıldığından,başvurunun bu kısmının, diğer kabul edilebilirlik koşulları yönündenincelenmeksizin “başvuru yollarınıntüketilmemiş olması” nedeniyle kabul edilemez olduğuna kararverilmesi gerekir.
c. Yargılamanın Makul Sürede Tamamlanmadığıİddiası
53. Başvuru formu ile eklerinin incelenmesi sonucunda, açıkçadayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesinigerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan başvurunun bu kısmınınkabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
2. Esas Yönünden
54. Başvurucu, Diyarbakır 3. Asliye Hukuk Mahkemesinde açtığıtazminat davasının makul sürede sonuçlanmadığını belirterek, adil yargılanmahakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
55. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin metni ile Avrupaİnsan Hakları Mahkemesi kararlarından ortaya çıkan ve adil yargılanma hakkınınsomut görünümleri olan alt ilke ve haklar, Anayasa’nın 36. maddesinde yerverilen adil yargılanma hakkının da unsurlarıdır. Anayasa Mahkemesi deAnayasa’nın 36. maddesi uyarınca inceleme yaptığı bir çok kararında, ilgilihükmü Sözleşme’nin 6. maddesi ve AİHM içtihadı ışığında yorumlamak suretiyle,gerek Sözleşme’nin lafzi içeriğinde yer alan gerek AİHM içtihadıyla adilyargılanma hakkının kapsamına dâhil edilen ilke ve haklara, Anayasa’nın 36.maddesi kapsamında yer vermektedir (B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 38). Budoğrultuda, makul sürede yargılanma hakkı da adil yargılanma hakkınınkapsamında değerlendirilmektedir.
56. Anayasa’nın 36. maddesi ve Avrupa İnsan HaklarıSözleşmesi’nin 6. maddesi uyarınca, medeni hak ve yükümlülüklere ilişkinuyuşmazlıkların makul sürede karara bağlanması gerekmektedir. Başvuru konusuolayda, haksız fille dayalı tazminat davasında, 1086 sayılı mülga Hukuk UsulüMuhakemeleri Kanunu ve 6100 sayılı Kanun’larda yeralan usul hükümlerine göre yürütülen somut yargılama faaliyetinin, medeni hakve yükümlülükleri konu alan bir yargılama olduğunda kuşku yoktur (B. No:2012/13, 2/7/2013, § 49).
57. Davanın karmaşıklığı, yargılamanın kaç dereceli olduğu,tarafların ve ilgili makamların yargılama sürecindeki tutumu ve başvurucunundavanın hızla sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği gibi hususlar, birdavanın süresinin makul olup olmadığının tespitinde göz önünde bulundurulmasıgereken kriterlerdir (B. No: 2012/13, 2/7/2013, §§ 41–45).
58. Medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklarailişkin makul süre değerlendirmesinde, sürenin başlangıcı kural olarak,uyuşmazlığı karara bağlayacak yargılama sürecinin işletilmeye başlandığı, başkabir deyişle davanın ikame edildiği tarih olup, bu tarih somut başvuru açısından1/3/2000 tarihidir.
59. Sürenin bitiş tarihi ise, çoğu zaman icra aşamasını dakapsayacak şekilde yargılamanın sona erme tarihidir (B. No: 2012/13, 2/7/2013,§ 52). Somut başvuru açısından bu tarih, Yargıtay tarafından karar düzeltmeisteminin reddedildiği 16/12/2013 tarihidir.
60. Başvuruya konu yargılama sürecinin incelenmesinde,başvurucunun, 1/3/2000 tarihinde Diyarbakır 3. Asliye Hukuk Mahkemesinde açtığıtazminat davasında, Mahkemece Diyarbakır 3. Asliye Ceza Mahkemesinde olayasebebiyet verenler hakkında açılan ceza davasının sonuçlanması beklenmiş veanılan dava sonunda TEDAŞ ile TEKEL A.Ş. görevlilerinin ve başvurucununkusurlarının bulunmadığı gerekçesiyle sanıkların beraatlerinekarar verilerek kesinleşmesi üzerine yargılamaya devam edilmiştir. Diyarbakır 3.Asliye Hukuk Mahkemesince 15/7/2004 tarihinde üç kişilik bilirkişi heyetindenrapor alınmasına karar verilmiştir. Bilirkişi heyeti raporu ile ceza davasındaalınan rapor arasında çelişki olması nedeniyle 13/12/2005 tarihinde, çelişkiningiderilmesi için yeniden rapor alınmasına karar verilmiştir. Bilirkişiraporunun gelmesinden sonra Mahkemece, başvurucu vekilinin iddiaları da dikkatealınarak 17/7/2006 tarihli duruşmada üç kişilik bilirkişi heyetinden raporalınmasına karar verilmiştir. Raporun gelmesinden sonra başvurucunun maluliyetdurumunun tespiti için Adli Tıp Kurumundan rapor alınmış ve bu raporungelmesinden sonra da maddi zararın tespiti için hesap bilirkişisinden raporalınmasına karar verilmiştir. Mahkemece maddi zararın tespitinden sonra, hastaneve tedavi giderlerinin tespiti için doktor bilirkişiden rapor alınmıştır.
61. Mahkeme, başvurucunun % 20 oranında kusurlu olduğuna dairbilirkişi raporu ve hesap bilirkişisinin raporunu dikkate alarak davanın kısmenkabulüne, 103.863,36 TL maddi ve 15.000,00 TL manevi tazminatın davalı TEKEL A.Ş.’den tahsiline karar vermiştir. Kararın taraflarcatemyizi üzerine Yargıtay 4. Hukuk Dairesince, 6/6/2012 tarihinde hükümbozulmuştur.
62. Mahkemece bozma kararına uyularak, 14/3/2013 tarihindedavanın kısmen kabulüne, 103.863,36 TL maddi, 15.000,00 TL manevi tazminatındavalı DEDAŞ’tan tahsiline karar verilmiştir.Tarafların temyizi üzerine, Yargıtay 4. Hukuk Dairesince hüküm onanmış ve karardüzeltme istemlerinin reddedildiği 16/12/2013 tarihinde hüküm kesinleşmiştir.
63. 6100 sayılı Kanun’un öngördüğü yargılama usullerine tabimahkemeler nezdindeki yargılamaların makul sürede tamamlanmadığı yönündekiiddialar daha önce bireysel başvuru konusu yapılmış ve Anayasa Mahkemesitarafından, özellikle yargılamada sürati temin etmeye hizmet eden özel usulhükümlerinin nazara alınmadığı göz önünde bulundurularak makul süredeyargılanma hakkının ihlal edildiği yönünde karar verilmiştir. (B. No: 2012/13, 2/7/2013, §§ 34-64).
64. Başvurunun değerlendirilmesi neticesinde, başvuruya konutazminat davası; hukuki meselenin çözümündeki güçlük, maddi olaylarınkarmaşıklığı, delillerin toplanmasında karşılaşılan engeller, taraf sayısı gibikriterler dikkate alındığında karmaşık olmaktan uzaktır. Başvurucunun tutum vedavranışlarıyla ve usuli haklarını kullanırkenözensiz davranmasıyla yargılamanın uzamasına önemli ölçüde sebep olduğu dasöylenemez. Dolayısıyla somut başvuru açısından, daha önce verilen kararlardışında farklı bir karar verilmesini gerektirecek bir yön bulunmadığı ve sözkonusu yaklaşık 14 yıllık yargılama sürecinde makul olmayan bir gecikmeninolduğu sonucuna varılmıştır.
65. Açıklanan nedenlerle,başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul süredeyargılanma hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
3. 6216 Sayılı Kanun’un 50. Maddesi Yönünden
66. Başvurucu, makul süredeyargılama yapılmadığı için 60.000,00 TL manevi, 80.000,00 TL maddi tazminatahükmedilmesini talep etmiştir.
67. 6216 Kanun’un “Kararlar” kenarbaşlıklı 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:
“Tespit edilen ihlalbir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmakiçin yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yenidenyargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminatahükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir.Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlalkararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünsedosya üzerinden karar verir.”
68. Başvurucunun tarafı olduğuuyuşmazlığa ilişkin yaklaşık 14 yıllık yargılama süresi nazara alındığında,yargılama faaliyetinin uzunluğu sebebiyle, yalnızca ihlal tespitiylegiderilemeyecek olan manevi zararları karşılığında başvurucuya 19.500,00 TLmanevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.
69. Başvurucu tarafından madditazminat talebinde bulunulmuş olmakla beraber, tespit edilen ihlal ile iddiaedilen maddi zarar arasında illiyet bağı bulunmadığı anlaşıldığından, başvurucununmaddi tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.
70. Başvurucu tarafından yapılanve dosyadaki belgeler uyarınca tespit edilen 206,10 TL harç ve 1.500,00 TLvekâlet ücretinden oluşan toplam 1.706,10 TL yargılama giderinin başvurucuyaödenmesine karar verilmesi gerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanangerekçelerle;
A. Başvurucunun,
1.Yargılamanın sonucu itibarıyla adil olmadığı yönündeki iddiasının “açıkça dayanaktan yoksun olması”nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2.Tarafsız mahkemede yargılanma hakkının ihlal edildiği yönündeki iddiasının “başvuru yollarının tüketilmemiş olması”nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
3. Makulsürede yargılanma hakkının ihlal edildiği yönündeki iddiasının KABUL EDİLEBİLİROLDUĞUNA,
B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul süredeyargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
C. Başvurucuya 19.500,00 TL manevi TAZMİNAT ÖDENMESİNE,başvurucunun tazminata ilişkin diğer taleplerinin REDDİNE,
D. Başvurucu tarafından yapılan 206,10 TL harç ve 1.500,00 TLvekâlet ücretinden oluşan toplam 1.706,10 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYAÖDENMESİNE,
E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun MaliyeBakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına; ödemedegecikme olması halinde, bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadargeçen süre için yasal faiz uygulanmasına,
17/9/2014tarihinde OY BİRLİĞİYLE kararverildi.