TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
I.Y. BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2012/1213)
Karar Tarihi: 17/7/2014
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Serruh KALELİ
Üyeler
:
Zehra Ayla PERKTAŞ
Burhan ÜSTÜN
Nuri NECİPOĞLU
Zühtü ARSLAN
Raportör
:
Elif KARAKAŞ
Başvurucu
:
I. Y.
I. BAŞVURUNUNKONUSU
1. Başvurucu, öğretmen olarakgörev yaptığı okul idaresi ve İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü görevlilerince,aleyhinde hukuksuz idari işlem ve eylemler yapılması ve bu suretle kendisine mobbing uygulanması nedeniyle yaptığı suç duyurusu üzerineşüpheliler hakkında soruşturma izni verilmemesine karar verilmesi ve yapılantahkikatın adil olmaması nedeniyle, Anayasa’nın 17. ve 36. maddelerinde güvencealtına alınan haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüş, ihlalin tespitiyleyeniden yargılama yapılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
II. BAŞVURUSÜRECİ
2. Başvuru, 24/12/2012tarihinde Anayasa Mahkemesi’ne doğrudan yapılmıştır. İdari yönden yapılan ön incelemede başvurununKomisyona sunulmasına engel bir durumun bulunmadığı tespit edilmiştir.
3. Birinci Bölümün İkinciKomisyonunca, 10/1/2014 tarihinde kabul edilebilirlikincelemesi Bölüm tarafından yapılmak üzere dosyanın Bölüme gönderilmesine kararverilmiştir.
III. OLAY VEOLGULAR
A. Olaylar
4. Başvuru formu ve eklerindebelirtildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir:
5. Başvurucunun, öğretmenolarak görev yaptığı okulda kullandığı e-okul sisteminde teknik sorunlar bulunduğunuve sağlıklı bilgi girişi yapamadığını okul yönetimine bildirmesine karşılıkokul müdürü tarafından sorunun çözülmesi yönünde girişimde bulunulmadığı,e-okul kullanıcı hesabına resmi nitelik verilmediği ve kullanıcı hesabınakasıtlı bir müdahale olduğu iddialarıyla sorumlular hakkında 28/12/2011ve 6/1/2012 tarihlerinde Çankaya İlçe Milli Eğitim Müdürlüğüne; 22/2/2012tarihinde de Çankaya Kaymakamlığına yaptığı şikayetler sonuçsuz kalmıştır.
6. Diğer taraftan, başvurucuhakkında, okul idaresi tarafından e-okulkullanıcı şifresinin verilmesi hususunda kendisine farklı muamele yapıldığıiddiasıyla verdiği 5/12/2011 tarihli dilekçe üzerineyapılan incelemede konuyu farklı göstermeye çalışma ve idareyi gereksiz iş veişlemlerle uğraştırmaya dönük bir çaba içinde olduğu kanaatine varılarak“kurumun huzur ve sükun içerisinde çalışma düzenini bozmak” fiiliniişlediği gerekçesiyle 17/1/2012tarihli işlemle kınama cezası ile tecziye edilmiştir.
7. Başvurucu tarafından,23/2/2012 tarihinde Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına verilen dilekçe ile, görev yaptığı okulun müdür ve müdür yardımcısı ileÇankaya İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü görevlileri hakkında, kendisine e-okulkullanıcı hesabı açılarak şifre verilmesi gerekirken verilmediği, durumla ilgilimüracaatı sonrasında disiplin cezasıyla cezalandırıldığı, İlçe Milli EğitimMüdürlüğü yetkililerinin de bu duruma kayıtsız kaldığı belirtilerek suçduyurusunda bulunulmuştur.
8. Şüpheliler hakkındadüzenlenen ön inceleme raporuna istinaden, Çankaya Kaymakamlığının 19/6/2012 tarih ve 2012/19 sayılı evrakı kapsamında, ileri sürülen iddialardan sübut bulan “öğretmenlerine-okul kullanıcı adı ve şifre değiştirme işlemlerinde dilekçe talep edilmediğihalde, yalnızca müştekiden dilekçe istenmesi durumunun” hukuki yönden bir ihlalyapılarak müştekinin mağduriyetine sebep verilmediği görüş ve kanaatinevarıldığı belirtilerek, ilgililer hakkında soruşturma izniverilmemesine karar verilmiştir.
9. Ankara CumhuriyetBaşsavcılığının 28/6/2012 tarih ve S.2012/41139 sayılıkararı ile evrakın işlemden kaldırılmasına karar verilmiştir.
10. Başvurucu tarafındansoruşturma izni verilmemesi kararına karşı yapılan itiraz Ankara Bölge İdareMahkemesinin 17/10/2012 tarih ve E.2012/350, K.2012/453 sayılı kararı ile, ön inceleme raporu ve eki belgelerde yer alantespitlerin isnat edilen eylemden dolayı Cumhuriyet Başsavcılığınca hazırlıksoruşturması yapılmasını gerektirecek nitelik ve yeterlikte olmadığınınanlaşıldığı belirtilerek reddedilmiştir.
11. Ret kararı 23/11/2012 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir.Başvurucu, 24/12/2012 tarihinde süresi içinde bireyselbaşvuruda bulunmuştur
B. İlgiliHukuk
12. 4/12/2004 tarih ve 5271 sayılı CezaMuhakemesi Kanunu’nun 172. ve 173. maddeleri, 2/12/1999 tarih ve 4483 sayılıMemurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanun’un 4.maddesinin birinci fıkrası, 5. maddesinin birinci fıkrası, 6. ve 9. maddeleri.
IV. İNCELEME VEGEREKÇE
13. Mahkemenin 17/7/2014 tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun24/12/2012 tarih ve 2012/1213 numaralı bireysel başvurusu incelenip gereğidüşünüldü:
A. Başvurucununİddiaları
14. Başvurucu, öğretmen olarakgörev yaptığı okulun yönetimi tarafından kendisine verilen şifre ve kullanıcıkodu ile e-okul hesabına girişlerde sorun yaşadığını, bu durumu okul idaresineiletmesine rağmen sorunun çözülmediği gibi sık sık e-okul şifresi istemeksuretiyle idareyi gereksiz işlerle uğraştırdığı belirtilerek tarafına kınama cezasıverildiğini, İlçe Milli Eğitim Müdürlüğüne yaptığı müracaatlara da cevapverilmediğini, kasıtlı olarak e-okul sayfasına müdahale edildiğini, bu şekildekendisine mobbing uygulandığını, belirtilen eylemlernedeniyle yaptığı suç duyurusu üzerine şüpheliler hakkındaki evrakın soruşturmaizni verilmemesi nedeniyle işlemden kaldırılmasına karar verildiğini, yaptığıitirazın da reddedildiğini ve bu kapsamda yapılan soruşturmanın adil olmadığınıbeyan ederek, Anayasa’nın 17. ve 36. maddelerinde tanımlanan haklarının ihlaledildiğini ileri sürmüştür.
B. Değerlendirme
1. AdilYargılanma Hakkının İhlal Edildiği İddiası
15. Başvurucu, görevi kötüyekullanma iddiasıyla Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına yaptığı şikâyet sonucunda eksikincelemeye ve hatalı değerlendirmeye dayalı olarak şüpheliler hakkındakievrakın işlemden kaldırılmasına karar verildiğini, soruşturma izni verilmemesikararına karşı yaptığı itiraz sonucunda verilen kararın gerekçeden yoksunolduğunu, söz konusu kararlar nedeniyle sorumluların cezasız kaldığınıbelirterek, Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan hakkının ihlaledildiğini ileri sürmüştür.
16. Anayasa’nın 148. maddesininüçüncü fıkrası şöyledir:
“Herkes, Anayasada güvence altına alınmış temel hak veözgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamındaki herhangi birininkamu gücü tarafından, ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesinebaşvurabilir. Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun yollarının tüketilmişolması şarttır.”
17. 30/11/2011 tarih ve 6216 sayılıAnayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un, “Bireysel başvuru hakkı” kenar başlıklı 45.maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:
“Herkes, Anayasada güvence altına alınmış temel hak veözgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve buna ek Türkiye’nin tarafolduğu protokoller kapsamındaki herhangi birinin kamu gücü tarafından, ihlaledildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvurabilir.”
18. Anılan Anayasa ve Kanunhükmüne göre, Anayasa Mahkemesine yapılan bir bireysel başvurunun esasınınincelenebilmesi için, kamu gücü tarafından müdahale edildiği iddia edilenhakkın Anayasa’da güvence altına alınmış olmasının yanı sıra Avrupa İnsanHakları Sözleşmesi (Sözleşme) ve Türkiye’nin taraf olduğu ek protokollerininkapsamına da girmesi gerekir. Bir başka ifadeyle, Anayasa ve Sözleşme’nin ortakkoruma alanı dışında kalan bir hak ihlali iddiasını içeren başvurunun kabuledilebilir olduğuna karar verilmesi mümkün değildir (B. No: 2012/1049, 26/3/2013, § 18).
19. Anayasa’nın “Hak arama hürriyeti” kenar başlıklı 36.maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
“Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmaksuretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ileadil yargılanma hakkına sahiptir.”
20. AİHS’nin “Adil yargılanmahakkı” kenar başlıklı 6. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
“Herkes medeni hak ve yükümlülükleri ileilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalarkonusunda karar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkemetarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarakgörülmesini istemek hakkına sahiptir. ….”
21. Anayasa’nın 36. maddesininbirinci fıkrasında herkesin meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyleyargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adilyargılanma hakkına sahip olduğu belirtilmiştir. Anayasa’da adil yargılanmahakkının kapsamı düzenlenmediğinden bu hakkın kapsam ve içeriğinin,Sözleşme’nin “Adil yargılanma hakkı”kenar başlıklı 6. maddesi çerçevesinde belirlenmesi gerekir (B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 38).
22. Sözleşme’nin adil yargılanmahakkını düzenleyen 6. maddesinde adil yargılanmaya ilişkin hak ve ilkelerin “medeni hak ve yükümlülükler ile ilgiliuyuşmazlıkların” ve bir “suçisnadının” esasının karara bağlanması esnasında geçerli olduğubelirtilerek hakkın kapsamı bu konularla sınırlandırılmıştır. Bu ifadeden, hak aramahürriyetinin ihlal edildiği gerekçesiyle bireysel başvuruda bulunabilmek için,başvurucunun ya medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili bir uyuşmazlığın tarafıolması ya da başvurucuya yönelik bir suç isnadı hakkında karar verilmiş olmasıgerektiği anlaşılmaktadır (B. No: 2012/917, 16/4/2013,§ 21).
23. Bir ceza davasında üçüncükişilerin suçlanması veya cezalandırılmasını talep eden mağdur, suçtan zarargören, şikâyetçi veya katılan sıfatını haiz kişiler, adil yargılanma hakkınınkoruma alanı dışında kalmaktadır. Bu kuralın istisnaları, ceza davasında medenîhak talebine imkân veren bir sistemin benimsenmiş veya ceza davası sonucundaverilen kararın hukuk davası açısından etkili ya da bağlayıcı olması hâlleridir(B. No. 2013/1845, 7/11/2013, § 37; Benzer yöndekiAİHM kararı için bkz. Perez/Fransa, B. No: 47287/99, 12/2/2004, §70).
24. Hukuk sistemimiz açısından,5271 sayılı Kanun’un yürürlüğe girmesi ile ceza muhakemesinde şahsi hakiddiasında bulunma imkânı ortadan kalkmış olup, başvurucunun ceza muhakemesisürecinde medeni haklarını ileri sürme imkânı bulunmamaktadır. Ayrıca somutolayda başvurucunun isteğinin üçüncü kişilerin cezalandırılmasıyla, verilenevrakın işlemden kaldırılmasına dair kararın etkilerinin de ceza muhakemesisüreci ile sınırlı olduğu ve başvurucunun iddiaları göz önündebulundurulduğunda hukuk yargılaması açısından bağlayıcı bir etkisi bulunmadığıanlaşılmaktadır (B. No: 2013/2284, 15/4/2014, § 24).
25. Açıklanan nedenlerle,Anayasa’nın 36. maddesine dayanan ihlal iddiasının konusunun, Anayasa’dagüvence altına alınmış ve Sözleşme kapsamında yer alan temel hak veözgürlüklerin koruma alanı dışında kaldığı anlaşılmakla, başvurunun bukısmının, diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin “konu bakımından yetkisizlik” nedeniylekabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
2. Anayasa’nın 17. Maddesinin İhlal Edildiği İddiası
26. Başvurucu, öğretmen olarakgörev yaptığı okul idaresi ve İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü görevlilerincekendisi aleyhine hukuksuz idari işlem ve eylemler yapıldığını ve bu suretle mobbinge maruz kaldığını belirterek, Anayasa’nın 17.maddesinde tanımlanan haklarının ihlal edildiğini iddia etmiştir.
27. Anayasa’nın 17. maddesininbirinci ve üçüncü fıkraları şöyledir:
“Herkes, yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma vegeliştirme hakkına sahiptir.
...
Kimseye işkence ve eziyet yapılamaz; kimse insanhaysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabi tutulamaz.”
28. Sözleşme’nin “İşkence yasağı” kenar başlıklı 3. maddesişöyledir:
“Hiç kimseye işkenceveya insanlık dışı ya da aşağılayıcı muamele veya ceza uygulanamaz.”
29. Anayasa’nın 17. maddesininbirinci fıkrasında, herkesin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirmehakkına sahip olduğu belirtilmekte olup, bu düzenlemede yer verilen maddi vemanevi varlığı koruma ve geliştirme hakkı, Sözleşme’nin 8. maddesi çerçevesindeözel yaşama saygı hakkı kapsamında güvence altına alınan fiziksel ve zihinselbütünlük hakkı ile, bireyin kendisini gerçekleştirmeve kendisine ilişkin kararlar alabilme hakkına karşılık gelmektedir (B. No:2013/2187, 19/12/2013, § 30).
30. Anayasa’nın 17. maddesininüçüncü fıkrasında ise kimseye “işkence”,“eziyet” yapılamayacağı vekimsenin “insan haysiyetiyle bağdaşmayan”muamele ve cezaya tabi tutulamayacağı düzenlenmiş olup, hüküm Sözleşme’nin 3.maddesi kapsamında güvence altına alınmış olan hukuksal çıkarlarıkapsamaktadır. Belirtilen düzenlemede yer alan ifadeler arasında bir yoğunlukfarkı bulunmakta olup, kişinin maddi ve manevi varlığının bütünlüğüne en ağırşekilde zarar veren muamelelerin “işkence”,bu seviyeye varmayan fakat yine de vücutta zarar ya da yoğun fiziksel veyaruhsal ızdırap veren insanlık dışı muamelelerin “eziyet”, küçük düşürücü ve alçaltıcınitelikteki daha hafif muamelelerin ise “insanhaysiyetiyle bağdaşmayan” muamele veya ceza olarak belirlenmesimümkündür (B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 22).
31. Ancak, bir eyleminAnayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasının kapsamına girebilmesi için asgaribir ağırlık düzeyine ulaşmış olması gerekir. Bu asgari eşiğin aşılıpaşılmadığının belirlenmesinde her somut olayın özellikleri dikkate alınarak birdeğerlendirme yapılması esastır. Bu bağlamda, muamelenin süresi, fiziksel vemanevi etkileri ile mağdurun cinsiyeti, yaşı ve sağlık durumu gibi faktörlerönem taşımaktadır (B. No. 2012/969, 18/9/2013, § 23).Somut olaydaki veriler ışığında, belirtilen ağırlık eşiğinin altında kalanmuamele ve eylemlerin ise, diğer haklar kapsamında değerlendirilmesi mümkündür.
32. AİHM içtihadında da, başvurukonusu iddiaların Sözleşme’nin 3. maddesinin güvencesi kapsamında yer almasıiçin minimum bir ağırlığa varması gerektiği kabul edilmekte ve acımasız,insanlık dışı veya küçük düşürücü muamele veya cezanın ağır ve kasıt içeren şekliolarak kabul edilen işkencenin, şiddetli acı veya eziyet uygulanması, acınınkasıtlı olarak uygulanması ve bilgi almak, cezalandırmak veya korkutmak gibiamaçlı bir muameleyi içermesi gerektiği benimsenmektedir. Önceden tasarlanaraksaatlerce uygulanan ve ağır yaralar ve en azından ağır fiziki ve ruhsal acılarçektiren muameleler ise insanlık dışı muamele olarak değerlendirilmektedir.Küçük düşürücü muamelenin ise, mağdurlarda korku ve aşağılık duygusu oluşturan,küçük düşürücü ve alçaltıcı nitelikte olan muameleleri ifade ettiği kabuledilmekte ancak, söz konusu muamelenin amacının ilgili kişiyi küçük düşürmekveya alçaltmak olup olmadığı ve sonuçları itibarıyla mağdurun kişiliğiniSözleşme’nin 3. maddesi ile uyuşmayan bir olumsuzluk düzeyinde etkileyipetkilemediği üzerinde durulmaktadır (B. No: 2013/2284, 15/4/2014,§ 34).
33. Yukarıda yer verilentespitlerden de anlaşılacağı üzere, doğası gereği cezaların veya menfi hareketve eylemler ile olumsuz hayat deneyimlerinin, kişinin fiziki ve ruhsal değerlerinietkilemesi ve kişide stres, üzüntü ve sair menfi tezahürlere yol açması ve buetkileri açısından özellikle küçük düşürücü muamele kavramını çağrıştırmasımümkün olmakla birlikte, belirtilen eylemlerin Sözleşme’nin 3. maddesianlamında işkence, insanlık dışı veya küçük düşürücü muamele ve bu kavramlarınAnayasa’nın 17. maddesinde yer verilen muadilleri olan işkence, eziyet veyahaysiyetle bağdaşmayan muamele veya ceza olarak nitelendirilebilmesi için,mağdurun sübjektif niteliklerinin yanı sıra muamelenin uygulanış şekli veyöntemi ile özellikle meydana getirdiği fiziksel ve ruhsal etkiler açısındanönemli bir ağırlığa ulaşmış olması gerekmektedir (B. No: 2013/2284, 15/4/2014, § 35).
34. Belirtilen tespitlerışığında somut olay incelendiğinde, başvurucu tarafından esasen, görev yaptığıokulun yönetimi tarafından kendisine verilen şifre ve kullanıcı kodu ile e-okulhesabına girişlerde sorun yaşadığı, bu durumu okul idaresine iletmesine rağmensorunun çözülmediği gibi sık sık e-okul şifresi istemek suretiyle idareyigereksiz işlerle uğraştırdığı gerekçesiyle kınama cezası ile cezalandırıldığı,İlçe Milli Eğitim Müdürlüğüne yaptığı müracaatlara da cevap verilmediği,kasıtlı olarak e-okul sayfasına müdahale edildiği, bu suretle manevi zararauğratıldığı ve bu kapsamda Anayasa’nın 17. maddesinin ihlal edildiği iddiasıylabaşvuruda bulunulduğu anlaşılmaktadır. Başvurucu tarafından iddiaedilen eylemlerin fiziksel ve manevi etkileri, süresi ve yoğunluk derecesi gibiunsurların değerlendirilmesi neticesinde; başvurucunun e-okul şifresi nedeniyleokul idaresi ile yaşadığı sorunların sistematik bir muamele tarzına işaretetmeyip münferit hadiselerden ibaret olduğu anlaşılmaktadır. Belirtileneylemlerin kişilik haklarını ihlal ederek, başvurucu üzerinde fiziki ve ruhsaletkilerinin olması mümkün olmakla birlikte, özellikle kamu görevlisi olanbaşvurucu hakkında bir disiplin cezası tesis edilmesinin, muamelenin uygulanışşekli ve yöntemi ile özellikle meydana getirdiği fiziksel ve ruhsal etkileraçısından, başvurucunun yetişkin bir birey olması ve mesleki statüsü de nazaraalındığında, Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrası kapsamındadeğerlendirilmesi için gerekli olan asgari eşiği aştığı söylenemez.
35. Belirtilen nedenlerlebaşvurucunun şikâyetinin, maddi ve manevi varlığın korunması hakkı ilebağlantılı olarak Anayasa’nın 17. maddesinin birinci fıkrası kapsamındadeğerlendirilmesi uygun görülmüştür.
36. Anayasa’nın 148. maddesininüçüncü fıkrası şöyledir:
“… Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun yollarınıntüketilmiş olması şarttır.”
37. 6216 sayılı Kanun’un, “Bireysel başvuru hakkı” kenar başlıklı 45.maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:
“İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmaliçin kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının tamamının bireyselbaşvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir.”
38. Anayasa’nın 148. maddesininüçüncü fıkrası ile 6216 sayılı Kanun’un 45. maddesinin (2) numaralı fıkrasında,bireysel başvuruda bulunulmadan önce, ihlal iddiasının dayanağı olan işlem,eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş olan idari ve yargısal başvuruyollarının tamamının tüketilmiş olması gerektiği belirtilmiştir. Temel hakihlallerini öncelikle derece mahkemelerinin gidermekle yükümlü olması, kanunyollarının tüketilmesi koşulunu zorunlu kılar (B. No: 2012/1027, 20, 12/2/2013, §§ 19–20; B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 26).
39. Ancak belirtilen hükümlerdeyer verilen olağan başvuru yolları ibaresinin, başvurucunun şikâyetleriaçısından makul bir başarı şansı sunabilecek ve bir çözüm sağlayabileceknitelikte, kullanılabilir ve etkili başvuru yolları olarak anlaşılmasıgerekmektedir. Ayrıca, başvuru yollarını tüketme kuralı ne kesin ne şeklîolarak uygulanabilir bir kural olup, bu kurala riayetin denetlenmesindemünferit başvurunun koşullarının dikkate alınması esastır. Bu anlamda, yalnızcahukuk sisteminde bir takım başvuru yollarının varlığının değil, aynı zamandabunların uygulama şartları ile başvurucunun kişisel koşullarının gerçekçi birbiçimde ele alınması gerekmektedir. Bu nedenle başvurucunun, kendisindenbaşvuru yollarının tüketilmesi noktasında beklenebilecek her şeyi yerinegetirip getirmediğinin başvurunun özellikleri dikkate alınarak incelenmesi gerekir(B. No: 2013/2284, 15/4/2014, § 42).
40. Bireyin fiziksel ve zihinselbütünlüğü, Anayasa’nın 17. maddesinde yer verilen “maddi ve manevi varlık” kapsamında yer almaktadır. Devlet,bireyin maddi ve manevi varlığının bir parçası olan fiziksel ve zihinselbütünlüğe keyfi olarak müdahale etmemek ve üçüncü kişilerin saldırılarınıönlemekle yükümlüdür. Ancak Devletin, bireylerin maddi ve manevi varlığınayönelik olarak yapılan müdahalelere karşı etkili mekanizmalar kurmaçerçevesindeki pozitif yükümlülüğü, tüm müdahale türleri açısından mutlakacezai soruşturma ve kovuşturma yapılmasını gerekli kılmaz. Belirtilen haksızmüdahalelere karşı bireyin korunması hukuk muhakemesi yoluyla da mümkündür.Nitekim fiziksel ve zihinsel bütünlüğe yapılan müdahaleler için ülkemizde hemcezai hem de hukuki koruma öngörülmüştür. Ancak hukukumuzaçısından, mobbing teşkil eden ve psikolojik taciz,şiddet ve yıldırma türünden davranış grubu olarak kabul edilen ve somutbaşvuruya konu eylemlere benzer eylemlerin içinde ceza hukuku anlamında suçteşkil eden fiillerin yer alması durumunda, bu alandaki yaptırımlara tabitutulma olanağı bulunmakla beraber, özel hukuk anlamında bu tür fillerintazminat davasına konu edilebildiği görülmektedir. Yargı kararlarınazara alındığında, belirtilen tazmin imkanının, kişinin kamu görevlisi veyaözel hukuka tabi bir hizmet sözleşmesi çerçevesinde görev yapması nazaraalınarak, hem idari yargı hem de adli yargı alanında yer alan yargısalmakamlarca sağlandığı anlaşılmaktadır (Y.H.G.K. 25/9/2013tarih ve E.2012/9-1925, K.2013/1407; Danıştay 8. Dairesi 16/4/2012 tarih veE.2008/10606, K.2012/1736). Dolayısıyla bir bireyin, somut başvuruda belirtilenfiillere benzer eylemler vasıtasıyla fiziksel ve zihinsel bütünlüğüne müdahaleedildiği iddiasıyla, hukuk davası yoluyla daha etkin bir giderim sağlamasımümkündür (B. No: 2013/2284, 15/4/2014, § 43).
41. Hukuka veya sözleşmeyeaykırı bir fiil nedeniyle başkasına verilmiş olan zararın tazmin edilmesiyükümlülüğünü ifade eden hukuki sorumluluk, ceza hukuku alanında suç diyeadlandırılan insan davranışına göre daha geniş bir hukuka aykırı davranışgrubunu kapsamaktadır. Bir eylemin suç teşkil edebilmesi için ilgili kanundaaçıkça tanımlanması gerekirken haksız fiil için böyle bir sınırlamaya yer verilmemektedir.Ayrıca, ceza hukuku alanında taksire dayalı sorumluluğunistisnai nitelik taşımasına rağmen, kasten veya taksirle başkalarına verilenzararın hukuki sorumluluk kapsamında giderim imkânının daha fazla olduğu, cezahukuku alanında objektif sorumluluğa yer verilmezken hukuki sorumluluk alanındaobjektif sorumluluk esasının da etkin şekilde uygulandığı ve hukuki sorumlulukalanında aynı maddi vakıalar çerçevesinde daha düşük bir ispat standardıkullanılarak kişisel sorumluluğun söz konusu olabildiği anlaşılmaktadır. Bununyanı sıra, hukuk sistemimizde ceza muhakemesinde şahsi hak iddiasında bulunmaimkânı ortadan kaldırılırken, hukuki sorumluluk alanındaki tazminyükümlülüğünün asıl gayesinin zarar görenin zararının telafi edilmesi olduğunazara alındığında, özellikle somut başvuruya konu ihlal iddiasına benzeruyuşmazlıklar açısından, hukuki tazmin yolunun daha yüksek başarı şansısunabilecek, kullanılabilir ve etkili bir başvuru yolu olduğu anlaşılmaktadır(B. No. 2013/2284, 15/4/2014, § 44).
42. Başvuruya konu olayda,başvurucu tarafından görev yaptığı okulun yönetimi tarafından kendisine verilenşifre ve kullanıcı kodu ile e-okul hesabına girişlerde sorun yaşadığı, budurumu okul idaresine iletmesine rağmen sorunun çözülmediği gibi sık sık e-okulşifresi istemek suretiyle idareyi gereksiz işlerle uğraştırdığı gerekçesiylekınama cezası ile cezalandırıldığı, İlçe Milli Eğitim Müdürlüğüne yaptığımüracaatlara da cevap verilmediği, kasıtlı olarak e-okul sayfasına müdahaleedildiği, belirtilen eylem ve işlemler yoluyla kendisine mobbinguygulandığı belirtilerek suç duyurusunda bulunulduğu, yürütülen soruşturmasonucunda şüpheliler hakkındaki evrakın işlemden kaldırılmasına kararverildiği, ancak başvurucu tarafından somut başvuru açısından daha etkili birgiderim yolu olan hukuk davası açma yoluna gidilmediği anlaşılmaktadır.
43. Yukarıda yer verilentespitler çerçevesinde, fiziksel ve zihinsel bütünlüğe ait unsurlara karşıyapıldığı iddia edilen müdahaleler ile ilgili olarak, başvurucu tarafındanyalnızca ceza muhakemesi yoluna başvurulmuş olduğu nazara alındığında, AnayasaMahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek için etkili başvuru yollarınıntüketilmesi koşulunun yerine getirildiği söylenemez (B. No. 2013/2284, 15/4/2014, § 46).
44. Açıklanan nedenlerle,başvurucu tarafından fiziksel ve zihinsel bütünlüğüne ait unsurlara karşıyapıldığı iddia edilen müdahaleler ile ilgili olarak yalnızca ceza muhakemesiyoluna başvurulduğu ve somut başvuru açısından daha etkili bir giderim yoluolan hukuk davası açma imkânı kullanılmaksızın bireysel başvuruda bulunulduğuanlaşıldığından, başvurunun bu kısmının “başvuruyollarının tüketilmemesi” nedeniyle kabul edilemez olduğuna kararverilmesi gerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanangerekçelerle;
A. Başvurucunun,
1. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adilyargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddiasının “konu bakımından yetkisizlik”,
2. Anayasa’nın 17. maddesinin ihlal edildiğine yönelikiddialarının “başvuru yollarınıntüketilmemesi”,
nedenleriyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde bırakılmasına,
17/7/2014 tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar verildi.