TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
YAHYA ÖZAY BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2014/11141)
Karar Tarihi: 22/9/2016
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Engin YILDIRIM
Üyeler
:
Serdar ÖZGÜLDÜR
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
Muammer TOPAL
M. Emin KUZ
Raportör
:
Kamil KAYA
Başvurucu
:
Yahya ÖZAY
Vekili
:
Av. Emine ÇANDARLI
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, kadastro sırasında paftasında yol vasfı ile tespitdışı bırakılan taşınmaz hakkında kadastro öncesi zilyetliğe dayalı olarakaçılan tescil davasının içtihat yoluyla kabul edilen iki yıllık makul süreiçinde açılmadığı gerekçesiyle reddedilmesi nedeniyle mahkemeye erişim hakkınınihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 7/7/2014 tarihinde Karşıyaka 1. Asliye HukukMahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yöndenyapılan ön incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkiledecek bir eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.
3. İkinci Bölüm İkinci Komisyonunca 13/1/2016 tarihinde,başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına kararverilmiştir.
4. Bölüm Başkanı tarafından 25/3/2016 tarihinde, başvurununkabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına kararverilmiştir.
5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü 18/5/2016 tarihinde AnayasaMahkemesine sunmuştur.
6. Bakanlık tarafından Anayasa Mahkemesine sunulan görüş30/5/2016 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşünekarşı beyanda bulunmamıştır.
III. OLAY VE OLGULAR
A. Olaylar
7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgiliolaylar özetle şöyledir:
8. Başvurucu, 2007 yılında yapılan kadastro çalışmalarında yolvasfı ile tespit dışı bırakılan dava konusu taşınmazı yirmi yıldan fazlasüredir kullanmakta olduğunu, zilyetlikle kazanım koşullarının oluştuğunu ilerisürerek taşınmazın adına tapuya tescili talebiyle 17/9/2009 tarihinde(kapatılan) Hafik Asliye Hukuk Mahkemesinde (Mahkeme) tescil davası açmıştır.
9. Mahkeme 22/9/2010 tarihli ve E.2009/105, K.2010/72 sayılıkararı ile davanın kabulüne karar vermiştir.
10. Davalıların temyizi üzerine anılan karar, Yargıtay 8. HukukDairesinin 2/12/2011 tarihli ve E.2011/1856, K.2011/6524 sayılı ilamı ile “davanın, Yargıtay ve Daire uygulamalarıyla kabuledilen iki yıllık makul süre içinde açılmadığı ve taşınmazın tespit dışıbırakıldığı 23/5/2007 tarihinden dava tarihine kadar yirmi yıllık sürenin degeçmediği” gerekçesiyle bozulmuştur. Bozma ilamının ilgili kısmışöyledir:
“Mahkemece, yazılı gerekçeyle davanın kabulünekarar verilmiş ise de, mahkemenin bu görüşüne katılmaolanağı bulunmamaktadır. Dava konusu taşınmazın bitişiğinde bulunan 152 ada 18sayılı parsel, 23.5.2007 tarihinde yapılan kadastro çalışmaları sırasındadavacı Yahya Özay adına tespit ve tescil edilmiştir. Davacıya ait parselinkadastro tespiti 23.5.2007 tarihinde yapıldığına göre, dava konusu taşınmazında aynı tarihte paftasında yol olarak bırakıldığının kabulü gerekir. Kuralolarak, paftasında yol olarak ya da tespit dışı bırakılan bir taşınmaz içinkadastrodan önceki zilyetlik kadastro tespitiyle kesintiye uğrayacağındankadastrodan sonra başlayacak zilyetliğe eklenmez. Kadastro tespitinin yapıldığıtarihten itibaren taşınmazın yeniden ilgilisi tarafından aralıksız, çekişmesizmalik sıfatıyla ve 20 yıllık süreyle kullanılması gerekir. Yargıtay ve Daireuygulaması gereğince kadastro tespitinin yapıldığı tarihten itibaren, iki yılve daha aşağı makul sayılacak bir süre içerisinde paftasında yol ya da tespitharici bırakılan taşınmaz için dava açılmış ise, kadastrodan önceki zilyetliğinhesaba katılması kabul edilmektedir. Somut olayda, dava konusu ve paftasındayol olarak bırakılan taşınmaz 23.05.2007 tarihinde paftasında yol olarakgösterilmiş, dava ise 17.09.2009 tarihinde açılmıştır. Yani paftasında yololarak gösterildiği tarihten itibaren yaklaşık 2 yıl 4 aylık bir süre geçtiktensonra davanın açıldığı belirlenmiştir. Şu halde,paftasında yol olarak bırakılan taşınmazın 23.5.2007 tarihinden itibaren davanınaçıldığı 17.09.2009 tarihine kadar 20 yıllık kazanma süresi geçmediğinden veDairece kabul edilen makul sayılabilecek süre de aşılmış bulunduğundan davanınbu gerekçeyle reddine karar verilmesi gerekirken kabulüne karar verilmiş olmasıusul ve kanuna aykırıdır.”
11. Yargıtay bozma ilamına uyan Mahkeme 7/3/2012 tarihli veE.2012/20, K.2012/41 sayılı kararı ile bozma ilamındaki gerekçelerle davanınreddine karar vermiştir.
12. Başvurucu tarafından temyiz edilen söz konusu karar,Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 16/1/2013 tarihli ve E.2012/7575, K.2013/274sayılı ilamı ile onanmıştır.
13. Başvurucunun karar düzeltme talebi, aynı Dairenin 25/2/2014tarihli ve E.2013/20734, K.2014/3249 sayılı ilamı ile reddedilmiştir.
14. Nihai karar başvurucuya 9/6/2014 tarihinde tebliğedilmiştir.
15. Başvurucu 7/7/2014 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
B. İlgili Hukuk
16. 21/6/1987 tarihli ve 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 12.maddesi şöyledir:
“30 günlük ilan süresi geçtikten sonra, davaaçılmayan kadastro tutanaklarına ait sınırlandırma ve tespitler kesinleşir.
Kadastro müdürü tarafından onaylanarakkesinleşen tutanaklar ile kadastro mahkemesinin kesinleşmiş kararları;kesinleşme tarihleri tescil tarihi olarak gösterilmek suretiyle en geç 3 ayiçinde tapu kütüklerine kaydedilir.
Bu tutanaklarda belirtilen haklara,sınırlandırma ve tespitlere ait tutanakların kesinleştiği tarihten itibaren onyıl geçtikten sonra, kadastrodan önceki hukuki sebeplere dayanarak itirazolunamaz ve dava açılamaz.
Kadastrosu tamamlanan çalışma alanı içerisindekalan eski tapu kayıtları, işleme tabi kayıt niteliğini kaybederler. Bukayıtlara dayanılarak kadastro ve tapu sicil müdürlüklerinde işlem yapılamaz.
Kesinleşmemiş tutanaklar herhangi bir nedenletapuya tescil edilmişse, iddia ve taşınmazın niteliğine bakılmaksızın,taşınmazı tescil tarihinden itibaren 20 yıl müddetle malik sıfatıylazilyetliğinde bulunduranlar ile bunların akdi ve kanuni halefleri açılmış veaçılacak olan davalarda medeni kanunun tapuya itimat prensibinden yararlanırlar.”
17. 3402 sayılı Kanun’un 14. maddesinin birinci fıkrasışöyledir:
“Tapuda kayıtlı olmayan ve aynı çalışma alanıiçinde bulunan ve toplam yüzölçümü sulu toprakta 40, kuru toprakta 100 dönümekadar olan (40 ve 100 dönüm dahil) bir veya birden fazla taşınmaz mal,çekişmesiz ve aralıksız en az yirmi yıldan beri malik sıfatıyla zilyetliğinibelgelerle veya bilirkişi veyahut tanık beyanlarıyla ispat eden zilyedi adınatespit edilir.”
18. 3402 sayılı Kanun’un 16. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
“Kamunun ortak kullanılmasına veya bir kamuhizmetinin görülmesine ayrılan yerlerle Devletin hüküm ve tasarrufu altındabulunan sahipsiz yerlerden:
...
Yol, meydan, köprü gibi orta malları iseharitasında gösterilmekle yetinilir.”
19. 22/11/2011 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun713. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
“Tapu kütüğünde kayıtlı olmayan bir taşınmazıdavasız ve aralıksız olarak yirmi yıl süreyle ve malik sıfatıyla zilyetliğindebulunduran kişi, o taşınmazın tamamı, bir parçası veya bir payı üzerindekimülkiyet hakkının tapu kütüğüne tesciline karar verilmesini isteyebilir.
... Mülkiyet, birinci fıkrada öngörülenkoşulların gerçekleştiği anda kazanılmış olur.”
20. Yargıtay 16. Hukuk Dairesinin 7/9/2015 tarihli veE.2015/11595, K.2015/9767 sayılı ilamının ilgili kısmı şöyledir:
“Mahkemece, paftasında yol olarak tespitharici bırakılan, fen bilirkişi raporunda 109 ada 1 parsel sayılı taşınmazındoğu hududunda ve kırmızı renkle gösterilen, dava konusu taşınmaza ilişkin,davacı tarafından makul süre geçtikten sonra dava açıldığı ve bu nedenlekadastro tespitinden önceki zilyetlik süresinin hesaba katılamayacağı, kadastrotespitinden sonra da davacının 20 yıllık kazandırıcı zamanaşımı süresinidoldurmadığı gerekçesiyle hüküm kurulmuş ise de; verilen karar usul ve yasayauygun bulunmamaktadır. Davacı, kadastro sırasında adına tespit edilen 109 ada 1parsel sayılı taşınmazın doğusunda kalan ve hakkında tutanak düzenlenmeyerekharitasında gösterilmekle yetinilen yolun adına tescili istemiyle, kadastrodanönceki nedenlere dayanarak dava açmıştır. Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 36.maddesi uyarınca herkes, yargı mercileri önünde hak arama özgürlüğüne sahipolup, bu özgürlüğün en yaygın kullanılma şekli dava açma hakkıdır. YineAnayasamızın 13. maddesi uyarınca, “Temel hak ve hürriyetler, özlerinedokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplerebağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir". 3402 sayılı KadastroKanunu'nun 12/3. maddesinde, kadastro sırasında haklarında tutanak düzenlenentaşınmazlar yönünden, kadastrodan önceki nedenlere dayanılarak dava açma hakkı10 yıl ile sınırlanmış ise de, kadastro sırasındahaklarında kadastro tutanağı düzenlenmeyen taşınmazlar yönünden kadastrodanönceki nedenlere dayanılarak dava açma hakkını sınırlayan herhangi bir yasahükmü bulunmamaktadır. Davacı, kadastro sırasında hakkında tutanakdüzenlenmeyen taşınmaz bölümü yönünden dava açtığına göre, mahkemece işinesasına girilip ... neticesine göre bir karar verilmek gerekirken, yasalolmayan gerekçeyle yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsizdir.”
21. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 22/4/2015 tarihli veE.2013/8-2061, K.2015/1256 sayılı ilamının ilgili kısmı şöyledir:
“3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 16. maddesihükmüne göre; yollar, paftasında gösterilmekle yetinilir. Dava konusu taşınmazkadastro işlemi sırasında hukuksal niteliği belirlenerek yol olması nedeniyletespit dışı bırakılmıştır. Kadastro veya tapulama dışı bırakılma işlemi,taşınmazın geometrik durumu belirlenmediğinden bir tespit işlemi değil ise degörevlilerce bir yerin tescile tabi olmadığı saptanarak hukuksal durumununbelirlenmiş olması nedeniyle öncelikle bir kadastro veya tapulama işlemidir.
Tespit dışı bırakılan bir taşınmaz hakkındakadastro tutanağı düzenlenmediğinden paftasınındüzenlenmesiile işlemin tamamlandığının kabulü gerekir.
Tespit dışı bırakılan yerlerle ilgili mülkiyetuyuşmazlıklarında mülkiyeti kazanma koşullarının hangi tarih esas alınarakinceleneceği ve zilyetliğin hangi tarihte başlamış sayılacağı hususlarınınbelirlenmesi önemli ve zorunludur.
Tespit dışı bırakılan yer hakkında komisyonveya mahkeme kararıyla bir belirleme yapılmamış ve kadastro tutanağıdüzenlenmeden pafta düzenlenmesi suretiyle hukuksal durumu belirlenerektespitdışı bırakılma işlemi tamamlanmış ise paftasının düzenlendiği tarih kazanmasüresinin ve koşullarının hesaplanmasında esas alınmalıdır. Paftasındayololarak gösterilen bir yerin, tapuya tesciline karar verilebilmesi için paftanındüzenlendiği ve terk edildiği tarihten itibaren 20 yıldan fazla süre iletasarruf edilmiş olması gerekir.
Somut olayda dava konusu taşınmaz, davacıadına tespit edilen 101 ada 8 parsel sayılı taşınmaza ait kadastro tutanağınagöre 25.06.2007 tarihinde yapılan kadastro çalışmaları sırasında paftasında yolniteliği ile tespit dışı bırakılmıştır.
3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 7/4. maddesinegöre ”çalışma alanı sınırı içinde veya bitişiğindeki taşınmaz mallar ile dışındatoplu olarak bulunan taşınmaz mallardan kadastro tutanağı düzenlenmeyenyerlerin kadastroya tabi olması yolunda iddia vaki olursa, bu Kanun gereğincetahdit ve tespiti yapılarak tutanak düzenlenir ve iddia sebepleri açıklanarakkadastro komisyonuna tevdi edilir”.
Bu maddedeki düzenlemeden de anlaşılacağıüzere, bu çeşit taşınmazlara yönelik olarak açılacak davalarda herhangi birsüre öngörülmemiştir.
O halde, Özel Daire bozma ilamında davanınmakul sürede açılmadığına ilişkin belirleme isabetli olmadığından, yerelmahkemenin bu yöne değinen direnme kararı yerindedir.”
22. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 30/9/2015 tarihli veE.2014/16-102, K.2015/2026 sayılı ilamının ilgili kısmı şöyledir:
“Mahkemece, davanın tespit tarihinden sonraki2 yıllık makul süre içerisinde açılmadığı gibi tespit tarihinden sonra 20yıllık kazandırıcı zamanaşımı süresinin dolmadığı ve davanın süresindeaçılmadığı gerekçesi ile davanın reddine dair verilen, davacılar vekilinintemyizi üzerineÖzel Dairece yukarıda yazılı gerekçeylehüküm bozulmuş; Yerel Mahkemeceönceki gerekçelerleilk kararda direnilmiştir.
Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelenuyuşmazlık; kadastro işlemleri sırasında tescil harici bırakılan yerlerhakkında kadastrodan önceki hukuki nedenlere dayanarakdavaaçılmasını sınırlayan bir sürenin bulunup bulunmadığı noktasındatoplanmaktadır.
Hemen belirtmek gerekir ki; TürkiyeCumhuriyeti Anayasasının 36. maddesi uyarınca herkes, yargı mercileri önündehak arama özgürlüğüne sahip olup, bu özgürlüğün en yaygın kullanılma şekli davaaçma hakkıdır. Yine Anayasanın 13. maddesi uyarınca "Temel hak vehürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerindebelirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir."
Öte yandan; ayni haklar yasal kısıtlama yokise nitelikleri gereği her zaman ve herkese karşı ileri sürülebilirler. 3402sayılı Kadastro Kanununun 12/3. maddesinde yalnızcahakkında tutanak düzenlenen taşınmazlarla ilgili olarak 10 yıllıkhakdüşürücü süre belirlenmiş olup, gerek 3402 sayılı Kanunda, gerekse 4721 sayılıTürk Medeni Kanununun tescil hükümlerini düzenleyen maddelerinde, hakkındatutanak düzenlenmeyen ya da tescil harici bırakılan yerler hakkında kadastroöncesi nedenlere dayanarak dava açılmasını sınırlayan bir süre düzenlenmesibulunmamaktadır.
Nitekim,aynıilkeler YargıtayHukuk Genel Kurulunun 22.04.2015 günve 2013/8-2061E.-2015/1256 K. sayılı kararında dakabuledilmiştir.
Hukuk Genel Kurulundaki görüşmeler sırasında,kadastro çalışmalarında tespit dışı bırakılan yerler hakkında tespit öncesizilyetlik hukuksal nedenine dayanılarak dava açılması halinde, söz konusudavanın tespit harici bırakılma tarihinden itibaren makul bir süre içerisindeaçılması gerektiği, makul süreninYargıtayın yerleşikkararları ile kabul edilip uzun yıllar boyunca istikrarlı bir şekildeuygulandığı, aksi takdirde bir süre kısıtlaması olmaksızın aradan uzun yıllargeçtikten sonra açılan davalarda sağlıklı bir sonuca ulaşılamayacağı, bunedenle makul süre uygulamasının yerinde olduğu belirtilerek direnme kararınınonanması gerektiği dile getirilmiş ise de, bu görüşçoğunluktarafından benimsenmemiştir.
O halde, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenenÖzel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usulve yasaya aykırıdır.
Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.”
IV. İNCELEME VE GEREKÇE
23. Mahkemenin 22/9/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucunun İddiaları
24. Başvurucu, kadastro sırasında paftasında yol vasfı iletespit dışı bırakılan taşınmaz hakkında kadastro öncesi zilyetliğe dayalıolarak tescil davası açtığını, bu tür taşınmazlarla ilgili tescil davaları içinmevzuatta herhangi bir süre sınırlaması bulunmadığını, 3402 sayılı Kanun’un 12.maddesine göre kadastrodan önceki hukuki sebeplere dayanılarak on yıl içindedava açılabileceğini, buna rağmen derece mahkemelerince yorum yoluyla kabuledilen iki yıllık makul süre içinde açılmadığı gerekçesiyle davasınınreddedildiğini belirterek Anayasa’nın 36. maddesinde düzenlenen adil yargılanmahakkı ile 35. maddesinde düzenlenen mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ilerisürmüş; tazminat talebinde bulunmuştur.
B. Değerlendirme
1. Kabul EdilebilirlikYönünden
25. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılanhukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifinikendisi takdir eder (Tahir Canan,B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16).
26. Başvurucu, mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüşise de başvurucunun şikâyetinin özü, kadastro öncesi zilyetliğe dayalı tescildavasının, yorum yoluyla kabul edilen iki yıllık makul süre içinde açılmadığıgerekçesiyle süre yönünden reddedilmesi nedeniyle davanın esasının Mahkemeceincelenmediğine ilişkindir. Bu nedenle başvurucunun iddiasının adil yargılanmahakkının güvenceleri arasında yer alan mahkemeye erişim hakkı kapsamındaincelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.
27. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğinekarar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılanmahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkinbaşvurununkabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
2. Esas Yönünden
28. Bakanlık görüş yazısında, başvurucunun şikâyeti mülkiyethakkı kapsamında değerlendirilerek Anayasa’nın 35. maddesinde düzenlenenmülkiyet hakkının sadece sahip olunan bir mülke ve varlığa koruma sağladığı,belli durumlarda bir malı elde etmeye yönelik meşru beklentinin de anılanmaddenin güvencesinden yararlanabileceği, somut davada, tespit dışı bırakılanyerlerle ilgili açılacak davalar hakkında Yargıtay 8. Hukuk Dairesininyerleşmiş uygulamasıyla kabul edilen iki yıllık süre içinde davanın açılmamasınedeniyle tespit dışı bırakılma tarihinden önceki zilyetliğin kazanmabakımından nazara alınmadığı, yerleşmiş içtihat doğrultusunda bir uygulama sözkonusu olduğundan başvurucunun malı elde etmeye yönelik meşru bir beklentisininmevcut olmadığının değerlendirildiği ifade edilerek başvurucunun şikâyetiincelenirken bu hususların dikkate alınması gerektiği yönünde beyandabulunulmuştur.
29. Anayasa’nın “Hak aramahürriyeti” kenar başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
“Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmaksuretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ileadil yargılanma hakkına sahiptir.”
30. Anayasa'nın 36. maddesinin birinci fıkrasında herkesin meşruvasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veyadavalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahip olduğubelirtilmiştir. Anayasa'da adil yargılanma hakkının kapsamı düzenlenmediğindenbu hakkın kapsam ve içeriğinin, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) “Adil yargılanma hakkı” kenar başlıklı 6.maddesi çerçevesinde belirlenmesi gerekir (Onurhan Solmaz, B. No: 2012/1049, 26/3/2013, § 22).
31. Sözleşme’nin “Adilyargılanma hakkı” kenar başlıklı 6. maddesinin (1) numaralıfıkrasının ilgili kısmı şöyledir:
“Herkes medeni hak ve yükümlülükleri ileilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalarkonusunda karar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkemetarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarakgörülmesini istemek hakkına sahiptir.”
32. Sözleşme’nin 6. maddesi mahkemeye başvurma hakkını açıkçadüzenlenmemekle beraber Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) tarafından,mahkemeye başvurmahakkının hukukun temel prensibi olduğu, mahkemeye başvurma hakkı olmaksızınhakkaniyete uygun, aleni bir yargılamadan söz edilemeyeceği ve adil yargılanmahakkının içerdiği güvencelerden yararlanmanın olanaksız hâle geleceği kabuledilmektedir (Golder/Birleşik Krallık, B. No: 4451/70,21/2/1975, § 35).
33. Mahkemeye erişim hakkı, bir uyuşmazlığı mahkeme önünetaşıyabilmek ve uyuşmazlığın etkili bir şekilde karara bağlanmasınıisteyebilmek anlamına gelmektedir. Kişinin mahkemeye başvurmasını engelleyenveya mahkeme kararını anlamsız hâle getiren, bir başka ifadeyle mahkemekararını önemli ölçüde etkisizleştiren sınırlamalar mahkemeye erişim hakkınıihlal edebilir (Özkan Şen, B. No:2012/791, 7/11/2013, § 52).
34. AİHM, mahkemeye etkili erişim hakkını “hukukun üstünlüğü”ilkesinin temel unsurlarından biri olarak kabul etmekte ve mahkemeye etkilierişim hakkının, mahkemeye başvuru konusunda tutarlı bir sistemin var olmasınıve dava açmak isteyen kişilerin mahkemeye ulaşmada açık, pratik ve etkilifırsatlara sahip olmasını gerektirdiğini ifade etmektedir. Bu sebeple hukukibelirsizliklerin ya da uygulamadaki belirsizliklerin tarafların mahkemeyeerişimine zarar verdiği durumlarda bu hakkın ihlâl edildiğine kararverilmektedir (Geffre/Fransa, (k.k)B. No: 51307/99, 23/1/2003).
35. Hukuki güvenlik ile belirlilik ilkeleri, hukuk devletinin önkoşullarındandır. Kişilerin hukuki güvenliğini sağlamayı amaçlayan hukuki güvenlikilkesi, hukuk normlarının öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem veişlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerinde bugüven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar. Belirlilikilkesi ise yasal düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi birduraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır veuygulanabilir olmasını, ayrıca kamu otoritelerinin keyfî uygulamalarına karşıkoruyucu önlem içermesini ifade etmektedir (AYM, E.2013/64, K.2013/142,28/11/2013).
36. Mahkemeye erişim hakkı, kural olarak mutlak bir hak olmayıpsınırlandırılabilen bir haktır. Bununla birlikte getirilecek sınırlamalarınhakkın özünü, zedeleyecek şekilde hakkı kısıtlamaması, meşru bir amaç izlemesi,açık ve ölçülü olması ve başvurucu üzerinde ağır bir yük oluşturmaması gerekir(Serkan Acar, B. No: 2013/1613,2/10/2013, § 38).
37. Dava açma hakkı birtakım sınırlamalara tabi tutulabileceğigibi bu hakkın kullanımı da belli kurallara bağlanabilir. Bununla birlikte busınırlamalar dava açmak isteyen bir kişinin mahkemeye erişim hakkının özünezarar verecek seviyeye ulaşmamalıdır (benzer yöndeki AİHM kararları için bkz. Edificaciones March GallegoS.A./İspanya, B. No: 28028/95, 19/2/1998, § 34; Rodríguez Valín/İspanya, B. No: 47792/99,11/10/2001, § 22).
38. Bir mahkemeye başvuru hakkının yasal şartlara tabi tutulmasıkabul edilebilir olsa da mahkemeler usul kurallarını uygularken bir yandan adilyargılanma hakkını ihlal edebilecek aşırı şekilcilikten diğer yandan da yasalartarafından düzenlenen usul kurallarının ortadan kaldırılması sonucunudoğurabilecek aşırı esneklikten kaçınmalıdırlar (Walchli/Fransa, B. No: 35787/03, 26/7/2007, § 29).
39. Usul kurallarının hukuki güvenliğin sağlanması veyargılamanın düzgün bir şekilde yürütülmesi sonucu adaletin tecelli etmesinehizmet etmek yerine kişilerin davalarının yetkili bir mahkeme tarafındangörülmesi bakımından bir çeşit engel hâline gelmesi durumunda mahkemeye erişimhakkı ihlal edilmiş olacaktır (benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Efstathiou ve diğerleri/Yunanistan, B. No: 36998/02,27/7/2006, § 24).
40. AİHM, süre koşulu gibi dava açmaya ilişkin usul koşullarıbirden fazla yoruma neden olabilecek nitelikte ise mahkemeye erişim hakkıkapsamında o yorumlardan birinin davayı açmak isteyen kişileri engelleyecekşekilde katı bir şekilde kullanılmaması veya söz konusu koşulların katı biruygulamaya tabi olmaması gerektiğini ifade etmiştir (Beles/Çek Cumhuriyeti, B. No: 47273/99, 12/11/2002, § 51; Tricard/Fransa, B. No: 40472/98, 10/7/2001, §33).
41. Dava açma ya da kanun yollarına başvuru için belli sürelerinöngörülmesi, bu süreler dava açmayı imkânsız kılacak ölçüde kısa olmadıkçahukuki belirlilik ilkesinin bir gereğidir ve mahkemeye erişim hakkına aykırılıkoluşturmaz. Ne var ki öngörülen süre koşullarının açıkça hukuka aykırı olarakyanlış uygulanması ya da yanlış hesaplanması nedeniyle kişiler, dava açma ya dakanun yollarına başvurma hakkını kullanamamışsa mahkemeye erişim hakkının ihlaledildiğini kabul etmek gerekir (benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Osu/İtalya, B. No: 36534/97, 11/7/2002, §§36-40).
42. Başvuruya konu olayda başvurucu, 2007 yılında yapılankadastro çalışmalarında yol vasfı ile tespit dışı bırakılan taşınmazı yirmiyıldan fazla süredir kullanmakta olduğunu,zilyetliklekazanım koşullarının oluştuğunu ileri sürerek taşınmazın adına tapuya tescilitalebiyle 17/9/2009 tarihinde tescil davası açmıştır. Mahkeme 22/9/2010 tarihlikarar ile davanın kabulüne karar vermiş ise de temyiz üzerine bu karar,Yargıtay 8. Hukuk Dairesince, “davanın,Yargıtay ve Daire uygulamalarıyla kabul edilen iki yıllık makul süre içindeaçılmadığı ve taşınmazın tespit dışı bırakıldığı 23/5/2007 tarihinden davatarihine kadar yirmi yıllık sürenin de geçmediği” gerekçesiylebozulmuştur.
43. Söz konusu Yargıtay bozma ilamında, paftasında yol olarak yada tespit dışı bırakılan bir taşınmaz için kadastrodan önceki zilyetliğinkadastro tespitiyle kesintiye uğrayacağından kadastrodan sonra başlayacakzilyetliğe eklenemeyeceği, kadastro tespitinin yapıldığı tarihten itibarentaşınmazın yeniden ilgilisi tarafından aralıksız, çekişmesiz malik sıfatıyla veyirmi yıllık süreyle kullanılması gerektiği, Yargıtay ve Daire uygulamasıgereğince kadastro tespitinin yapıldığı tarihten itibaren, iki yıl ve dahaaşağı makul sayılacak bir süre içerisinde paftasında yol ya da tespit haricibırakılan taşınmaz için dava açılmış ise kadastrodan önceki zilyetliğin hesabakatılmasının kabul edilebileceği, somut olayda, dava konusu ve paftasında yololarak bırakılan taşınmazın 23/5/2007 tarihinde paftasında yol olarakgösterildiği, davanın ise yaklaşık 2 yıl 4 aylık bir süre geçtikten sonra17/9/2009 tarihinde açıldığı, dolayısıyla kadastro sonrası yirmi yıllık kazanmasüresinin geçmediği ve Dairece kabul edilen makul sayılabilecek sürenin deaşılmış bulunduğu belirtilmiştir (bkz. § 10).
44. Bozma ilamına uyan Mahkeme, bozma ilamındaki gerekçelerledavanın reddine karar vermiştir. Yargıtay 8. Hukuk Dairesi tarafından onanan bukarar, başvurucunun karar düzeltme talebinin reddedilmesiyle kesinleşmiştir.
45. Yargıtay 8. Hukuk Dairesince bozma ilamında ortaya konan veilk derece mahkemesince de uyma kararı ile benimsenen uygulamaya göre kadastrosırasında yol vasfı ile tespit dışı bırakılan taşınmazlar hakkında kadastroöncesi zilyetliğe dayalı olarak açılan tescil davaları için doğrudan bir davaaçma süresi öngörülmemekle birlikte bu taşınmazlarla ilgili açılacak davalardakadastro öncesi zilyetliğin dikkate alınması için davanın Yargıtay ve Daireuygulaması ile kabul edilen iki yıl içinde açılması zorunlu kılındığından buyaklaşımla, kadastro öncesi zilyetliğe dayalı olarak açılan tescil davalarınındinlenebilmesi için dolaylı olarak iki yıllık dava açma süresi getirilmişolduğu anlaşılmaktadır.
46. Başvurucu, kadastro sırasında tespit dışı bırakılantaşınmazlar hakkında açılacak tescil davaları için mevzuatta herhangi bir süresınırlaması bulunmadığını, 3402 sayılı Kanun’un 12. maddesine göre kadastrodanönceki hukuki sebeplere dayanılarak on yıl içinde dava açılabileceğini, bunarağmen derece mahkemelerince yorum yoluyla kabul edilen iki yıllık makul süreiçinde açılmadığı gerekçesiyle davasının reddedildiğini belirterek adilyargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
47. Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği gereği mevzuatınyorumlanması ve uygulanması, derece mahkemelerinin görevi olmakla birlikte buyorum ve uygulamaların etkilerinin Anayasa ve Sözleşme’nin ortak korumaalanında bulunan hak ve yükümlülüklerle bağdaşıp bağdaşmadığının AnayasaMahkemesince incelenebileceği tabiidir. Mahkemeye erişim hakkı yönündenyapılacak böyle bir inceleme, somut olayın koşulları çerçevesinde olacaktır (Emre Kartal, B. No: 2014/5020, 6/10/2015,§ 40).
48. 3402 sayılı Kanun’un 12. maddesinde, kadastro çalışmalarısırasında hakkında kadastro tutanağı düzenlenen taşınmazlarla ilgilitutanaklarda belirtilen haklara, tutanakların kesinleştiği tarihten itibaren onyıl geçtikten sonra kadastrodan önceki hukuki sebeplere dayanılarak davaaçılamayacağı belirtilmiştir (bkz. § 16). Aynı Kanun'un 16. maddesinin üçüncüfıkrasında yol, meydan, köprü gibi orta mallarının haritasında gösterilmekleyetinileceği belirtildiğinden bu nitelikteki kamu malları hakkında kadastrotutanağı düzenlenmemektedir. 3402 sayılı Kanun’un 12. maddesinde belirtilen onyıllık dava açma süresi, hakkında kadastro tutanağı düzenlenen taşınmazlarailişkin olduğundan yol, meydan, köprü gibi kamu malları hakkında kadastroöncesi nedenlere dayalı olarak hangi sürede dava açılabileceği konusunda anılanKanun’da açık bir düzenleme bulunmamaktadır.
49. Başvurucu, bu tür taşınmazlar hakkında açılacak tescildavaları için 3402 sayılı Kanun’da düzenlenmeyen iki yıllık dava açma süresininyorum yoluylu öngörülmesinin adil yargılanma hakkınıihlal ettiğinden şikâyet etmiştir.
50. Anayasa'nın 36. maddesinde, mahkemeye erişim hakkı açısındanherhangi bir sınırlama nedeni öngörülmemiş olmakla birlikte bunun hiçbirşekilde sınırlandırılması mümkün olmayan mutlak bir hak olduğu söylenemez. Özelsınırlama nedeni öngörülmemiş olan hakların da hakkın doğasından kaynaklananbazı sınırları bulunduğu kabul edilmektedir. Ayrıca hakkı düzenleyen maddedeherhangi bir sınırlama nedenine yer verilmemiş olsa da Anayasa'nın diğermaddelerinde yer alan kurallara dayanarak bu hakların sınırlandırılması damümkün olabilir. Bu noktada Anayasa'nın 13. maddesinde yer alan güvenceölçütleri işlevsel niteliği haizdir (Tahir Gökatalay, B. No: 2013/1780, 20/3/2014, § 39).
51. Anayasa'nın “Temel hak vehürriyetlerin sınırlanması” kenar başlıklı 13. maddesi şöyledir:
“Temel hak ve hürriyetler, özlerinedokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplerebağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanınsözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerineve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”
52. Belirtilen Anayasa hükmü, hak ve özgürlükleri sınırlama vegüvence rejimi bakımından temel öneme sahip olup Anayasa'da yer alan bütün hakve özgürlüklerin yasa koyucu tarafından hangi ölçütler gözönündebulundurularak sınırlandırılabileceğini ortaya koymaktadır. Anayasa'nınbütünselliği ilkesi çerçevesinde Anayasa kurallarının bir arada ve hukukungenel kuralları gözönünde tutularak uygulanmasızorunlu olduğundan belirtilen düzenlemede yer verilen güvence ölçütlerinin,Anayasa'nın 36. maddesinde yer verilen hakkın kapsamının belirlenmesinde degözetilmesi gerektiği açıktır (Tahir Gökatalay, § 41).
53. Anayasa’nın 36. maddesi kapsamında yapılan bir müdahaleninkanunilik şartını sağladığının kabulü için, müdahalenin kanuni bir dayanağınınbulunması zaruridir. Bununla birlikte, temel hak ve hürriyetlerinsınırlandırılmasına ilişkin kanunların şeklen var olması yeterli değildir.Kanunilik ölçütü aynı zamanda maddi bir içeriği de gerektirmekte olup bunoktada yasanın niteliği önem kazanmaktadır. Kanunla sınırlama ölçütü,sınırlamanın erişilebilirliğini, öngörülebilirliğini ve kesinliğini ifade etmekte;böylece uygulayıcının keyfî davranışlarının önüne geçtiği gibi kişinin hukukubilmesine de yardımcı olmakta; bu yönüyle hukuk güvenliği güvencesisağlamaktadır (Bülent Polat [GK],B. No: 2013/7666, 10/12/2015, §§ 73-96).
54. Kanunun bu gerekliliklere uygun olduğunun söylenebilmesiiçin yeterince ulaşılabilir olması yani vatandaşların belirli bir olayauygulanabilir nitelikteki hukuk kurallarının varlığı hakkında yeterli bilgiyesahip olabilmesi, ayrıca ilgili normun keyfîliğekarşı uygun bir koruma sağlaması, yetkili makamlara verilen yetkiningenişliğini ve icra edilme biçimlerini yeterli bir netlikte tanımlamasıgerekmektedir (Gülmez/Türkiye,16330/02, 20/5/2008, § 49; Silver vediğerleri/Birleşik Krallık, B. No: 5947/72, 25/3/1983, § 86-88; Malone/Birleşik Krallık, B. No: 8691/79,2/8/1984, § 66-68; Rotaru/Romanya,[BD], B. No: 28341/95, 4/5/2000, § 55).
55. Bununla birlikte her ihtimale çözüm getiremeyecek olan yasalmevzuatın gereken koruma seviyesi, büyük ölçüde ilgili metnin düzenlediği alanve içeriğiyle birlikte muhataplarının niteliği ve sayısıyla yakındanbağlantılıdır. Bu nedenle kuralın karmaşık olması ya da belirli ölçülerdesoyutluk içermesi ve bu nedenle hukuki yardım ile tam olarak anlaşılabilir hâlegelmesi tek başına hukuken öngörülebilirlik ilkesine aykırı görülemez. Bukapsamda hak ya da özgürlüğe müdahale eden kural belirli ölçülerdeki takdiralanını elbette uygulayıcıya sunabilir. Fakat bu takdir alanının sınırlarınında yeterli açıklıkta belirlenmesi ve kuralın asgari bir kesinlik içermesizaruridir (Halime SareAysal [GK], B. No: 2013/1789, 11/11/2015, § 65).
56. Somut başvuru açısından kadastro çalışmalarında yol vasfıile tespit dışı bırakılan taşınmaz hakkında başvurucu tarafından açılan tescildavasının, uygulamayla kabul edilen iki yıllık makul süre içinde açılmadığıgerekçesiyle reddedilmesinin başvurucunun mahkemeye erişim hakkına bir müdahaleoluşturduğu açıktır.
57. Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin benzer davalar için benimsediğive somut davada da uyguladığı yaklaşıma göre kural olarak bir taşınmaz içinkadastrodan önceki zilyetlik kadastro tespitiyle kesintiye uğrayacağındankadastrodan sonra başlayacak zilyetliğe eklenmez. Bunun sonucu olarak dakadastro tespitinin yapıldığı tarihten itibaren taşınmazın yeniden ilgilisitarafından aralıksız, çekişmesiz, malik sıfatıyla ve yirmi yıllık süreylekullanılması gerekir.
58. Kural bu olmakla birlikte Yargıtay 8. Hukuk Dairesininuygulaması gereğince kadastro tespitinin yapıldığı tarihten itibaren iki yıl vedaha aşağı makul sayılacak bir süre içerisinde paftasında yol ya da tespitharici bırakılan taşınmaz için dava açılmış ise kadastrodan önceki zilyetliğinhesaba katılması kabul edilmektedir. Bir başka ifadeyle yol, meydan, köprü gibikamu malları hakkında açılacak tescil davalarında kadastro öncesindekizilyetliğin dikkate alınması için kadastro öncesi zilyetliğe dayalı davanın,taşınmazın kadastro sırasında tespit dışı bırakıldığı tarihten itibaren ikiyıllık makul süre içinde açılması gerekmektedir.
59. Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin anılan yaklaşımına karşılık butür taşınmazlarla ilgili kadastro öncesi zilyetlik iddiasına dayalı olarakaçılacak davaların son dönemde temyiz incelemesini yapan Yargıtay 16. HukukDairesi, hakkında tutanak düzenlenmeyen ya da tespit harici bırakılan yerlerhakkında kadastro öncesi nedenlere dayanılarak dava açılmasını engelleyen ya dahak düşürücü süre belirleyenyasal düzenleme mevcutolmadığından bu tür davalar için süre sınırı bulunmadığını kabul etmektedir(bkz. § 20; Yargıtay 16. Hukuk Dairesinin 7/3/2016 tarihli ve E.2015/2527,K.2016/2239 sayılı; 2/7/2015 tarihli ve E.2014/17506, K.2015/9510 sayılı;14/5/2014 tarihli ve E.2014/4311, K.2014/6035 sayılı; 6/5/2013 tarihli veE.203/2914, K.2013/4922 sayılıilamları).
60. Öte yandan Yargıtay Hukuk Genel Kurulunca da aynı konununyakın zamanda incelendiği ve Yargıtay 16. Hukuk Dairesinin yaklaşımıdoğrultusunda bir uygulama benimsendiği görülmektedir (bkz. §§ 21, 22).
61. Yukarıda yer verilen tespitlere göre 3402 sayılı Kanun'un12. maddesinde, kadastro çalışmaları sırasında haklarında kadastro tutanağıdüzenlenen taşınmazlarla ilgili kadastro öncesi nedenlere dayalı olarakaçılacak davalar için on yıllık hak düşürücü süre sınırı düzenlendiği ancakYargıtay Hukuk Genel Kurulu ve 16. Hukuk Dairesinin yukarıda bahsi geçenkararlarında vurgulandığı gibi haklarında tutanak düzenlenmeyip haritasındagösterilmekle yetinilen yol, meydan, köprü gibi orta malları için kadastroöncesi nedenlere dayalı olarak açılacak davalarla ilgili 3402 sayılı Kanun veyailgili mevzuatta süre sınırı öngören herhangi bir düzenleme bulunmadığıanlaşılmaktadır. Bu itibarla dava konusu taşınmaz hakkındaki zilyetliğe dayalıtescil davasının iki yıl içinde açılmasını zorunlu kılan Yargıtay 8. HukukDairesinin bu uygulamasının Anayasa'nın 36. maddesi anlamında müdahaleninmeşruiyet unsurlarından biri olan kanunilik şartını sağladığı söylenemez.
62. Başvuruya konu müdahalenin kanunilik şartını sağlamadığıanlaşıldığından söz konusu müdahale açısından diğer güvence ölçütlerine riayetedilip edilmediğinin ayrıca değerlendirilmesine gerek görülmemiştir.
63. Açıklanan nedenlerle başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesindegüvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamında mahkemeye erişimhakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
3. 6216 Sayılı Kanun'un50. Maddesi Yönünden
64. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa MahkemesininKuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanunu'nun 50. maddesinin (1) ve (2)numaralı fıkraları şöyledir:
“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucununhakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararıverilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılmasıgerekenlere hükmedilir. …
(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararındankaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılamayapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasındahukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veyagenel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılamayapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığıihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden kararverir.”
65. Başvurucu tazminat talebinde bulunmuştur.
66. Anayasa’nın 36. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkıkapsamında mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.
67. Adil yargılanma hakkı kapsamında mahkemeye erişim hakkınınihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasındahukuki yarar bulunduğundan ihlale konu kararı veren Hafik Asliye HukukMahkemesinin bulunduğu adliyenin Sivas adliyesiyle birleştirilmiş olmasınedeniyle kararın bir örneğinin yeniden yargılama yapılmak üzere Sivas NöbetçiAsliye Hukuk Mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekir.
68. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 206,10 TL harç ve 1.800TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.006,10 TL yargılama giderinin başvurucuyaödenmesine karar verilmesi gerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Adil yargılanma hakkı kapsamında mahkemeye erişim hakkınınihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Anayasa’nın 36. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkıkapsamında mahkemeye erişim hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
C. Kararın bir örneğinin adil yargılanma hakkı kapsamındamahkemeye erişim hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması içinyeniden yargılama yapılmak üzere ihlale konu kararı veren Hafik Asliye HukukMahkemesinin bulunduğu adliyenin Sivas Adliyesiyle birleştirilmiş olmasınedeniyle Sivas Nöbetçi Asliye Hukuk Mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,
D. 206,10 TL harç ve 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam2.006,10 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,
E. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun MaliyeBakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemedegecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadargeçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE22/9/2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.