TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
YAKUP ŞİMŞEK BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2017/36064)
Karar Tarihi: 25/12/2018
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Burhan ÜSTÜN
Üyeler
:
Hicabi DURSUN
Hasan Tahsin GÖKCAN
Kadir ÖZKAYA
Yusuf Şevki HAKYEMEZ
Raportör
:
Hüseyin TURAN
Başvurucu
:
Yakup ŞİMŞEK
Vekili
:
Av. Mesut YAZICI
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, darbe teşebbüsü sonrasında yürütülen soruşturmalarkapsamında bir gazeteci hakkında uygulanan gözaltı ve tutuklama tedbirinin hukuki olmaması, tutukluluk süresininmakul olmaması, tutukluluğa ilişkin kararların doğal hâkim ilkesine aykırıolarak kurulmuş, bağımsız ve tarafsız olmayan bir hâkimlik/mahkeme tarafındanverilmesi, soruşturma dosyasınaerişimin kısıtlanması ve tutukluluk incelemelerinin ve itiraz incelemelerininduruşmalı ve kısa sürede incelenip karara bağlanmaması nedenleriyle kişihürriyeti ve güvenliği hakkının; gözaltına alınılan ilk andan itibaren avukatyardımından yararlandırılmama nedeniyle adil yargılanma hakkının; tutuklamayakonu suçlamaların ifade özgürlüğü ve basın hürriyeti kapsamındaki eylemlereilişkin olması nedeniyle ifade ve basın özgürlüklerinin, arama işleminin hukukiolmaması nedeniyle özel hayata saygı hakkının ve gözaltında iken bazıuygulamalar nedeniyle kötü muamele yasağının ihlal edildiği iddialarınailişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 20/10/2017 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan önincelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölümtarafından yapılmasına karar verilmiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
5. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve UlusalYargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgelerçerçevesinde ilgili olaylar özetle şöyledir:
6. Türkiye 15 Temmuz 2016 gecesi askerî bir darbe teşebbüsüylekarşı karşıya kalmış, bu nedenle 21/7/2016 tarihinde ülke genelinde olağanüstühâl ilan edilmesine karar verilmiştir. Kamu makamları, soruşturma mercileri veyargı organları -olgusal temellere dayanarak- bu teşebbüsün arkasındaTürkiye'de çok uzun yıllardır faaliyetlerine devam eden ve son yıllarda Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) ve/veya Paralel DevletYapılanması (PDY) olarak isimlendirilen bir yapılanmanın olduğunudeğerlendirmişlerdir (Aydın Yavuz vediğerleri [GK], B. No: 2016/22169, 20/6/2017, §§ 12-25).
7. Darbe teşebbüsü sırasında ve sonrasında ülke genelindeCumhuriyet başsavcılıkları tarafından darbe girişimiyle bağlantılı ya dadoğrudan darbe girişimiyle bağlantılı olmasa bile FETÖ/PDY'ninkamu kurumlarındaki örgütlenmesinin yanı sıra eğitim, sağlık, ticaret, siviltoplum ve medya gibi farklı alanlardaki yapılanmasına yönelik soruşturmalaryürütülmüş ve çok sayıda kişi hakkında gözaltı ve tutuklama tedbirleriuygulanmıştır (Aydın Yavuz ve diğerleri,§ 51, Mehmet Hasan Altan (2)[GK], B. No: 2016/23672, 11/01/2018, § 12).
8. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 31/7/2016tarihinde "15.07.2016 tarihindeFETÖ/PDY silahlı terör örgütü tarafından devletin bağımsızlığını zayıflatmak vebirliğini bozmak amacına yönelik kalkışma, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetiniortadan kaldırmaya, görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeyekalkışılmış, cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Anayasanın gördüğüdüzeni ortadan kaldırmaya, bu düzen yerine başka bir düzen getirmeye veya budüzenin fiilen uygu1annasınnı önlemeye teşebbüs edilmiştir. Darbe girişimineilişkin, olaydan 9 ay 10 gün önce Zaman Gazetesi'nin reklam filmi olarak05.10.2015 tarihinde basın yayın kuruluşlarında yayınlamnayabaşlanan ve darbe teşebbüsüne atıf mahiyetindeki ...reklam filminin yapımcılarıolduğu" gerekçesiyle başvurucu hakkında da FETÖ/PDY'nin medya yapılanmasıyla bağlantılı olarak (SoruşturmaNo: 2016/83705) soruşturma başlatılmış ve yakalama ve gözaltı kararlarıverilmiştir.
9. Bu kararlar uyarınca başvurucu 1/8/2016 tarihinde Trabzon'dababasına ait evde yakalanarak gözaltına alınmış ve ertesi gün hakkındasoruşturma işlemlerinin yürütüldüğü İstanbul Emniyet Müdürlüğüne getirilmiştir.Başvurucu 5/8/2016 tarihine kadar burada gözaltında tutulmuştur.
10. İstanbul Emniyet Müdürlüğünce 4/8/2016 tarihindebaşvurucunun ifadesine başvurulmuştur. Başvurucu ifadesinde;
i. Zaman gazetesinde 1991 yılında muhabir olarak işebaşladığını, 1992 yılında gazetenin Elazığ temsilciliğini yaptığını, 1994 yılındaİstanbul'da bulunan dağıtım büroları koordinatörlüğü görevini yaptıktan sonra1997 yılında reklam müdür yardımcısı görevine getirildiğini, 1999 yıllındareklam müdürü olduğunu, 2007 yılına kadar bu görevinin devam ettiğini,
ii. Başvurucu,2007-2010 yılları arasında gazete satış sorumlusugörevini üstlendiğini, 2010 yılından sonra kayyumlar tarafından çıkışı yapılanakadar olan süreçte marka pazarlama direktörü olarak görev yaptığını, markapazarlama direktörünün halkla ilişkiler ve tanıtım görevini yaptığını,
iii. Feza gazeteciliğin bünyesindeki Aksiyon dergisinin de üçdört defa marka pazarlama ve tanıtım görevini üstlendiğini, 2014 yılıitibarıyla 4/3/2016 tarihinde Zaman gazetesine kayyum atanıncaya kadarki süredeT.S.nin sahibi olduğu ajans ile çalıştıklarını,ajansın birden çok fikirleri getirdikten sonra şirket içinde bir değerlendirmetoplantısı yapıldığını, senaryonun getirildiği zaman yönetimde kimler müsaitseo anda o kişilerce toplantı yapıldığını, toplantılara satış adeti sorumlusu F.K.,Kültür Sanat ve Edebiyat Uzmanı A.Ç., Grafik Tasarım Sorumlusu F.Y. vekendisinin katıldığını, zaman zaman Genel Yayın Yönetmeni E.D. ve Genel YayınYönetmen Yardımcısı M.K.nın da katıldığını, reklamfilmlerine Fetullah Gülen'in bir yönlendirmesininkesinlikle olmadığını,
iv. Zaman gazetesinin 2015 yılı güz dönemi reklam filmi hakkındaise abone kampanyasının yayın satış ekibince başlatıldıktan sonra destek amaçlımarka pazarlama birimi olarak kendisinin de reklam filmi ile her zaman olduğugibi reklam filminin konusunu belirleyip kampanya düzenlediklerini, daha öncekikampanyalar ile 2015 yılı güz dönemi reklam filminin konusunun belirlenmesi,projenin hazırlanması ve yayın tarihinin belirlenmesinde herhangi birdeğişiklik olmadan yapıldığını, ilk etapta konuyu abone sayısının düşükolmasından dolayı yükseltmek amaçlı abone kayıpları yaşadıkları için gerikazanmak amaçlı, abone kampanyasına desteği verebilmek için neleryapabilecekleri hususunu anlaşmalı olduğu reklam ajansı sahibi T.S.ye Brief olarakaktardığını, olabildiğince ekonomik olarak bir reklam hazırlamasını kendisindenistediğini, konuyu T.S.ye gazete binasında yüz yüze konuşarak 2015 yılı Eylülayı içinde söylediğini, T.S.nin yaklaşık on gün sonragazeteye aynı konsepte beş değişik senaryo ile geldiğini, bu dönemde M.K.,F.Y., A.Ç. ve kendisinin T.S.nin toplantısınagirdiklerini, alternatif olarak sunulan beş senaryoyu da beğendiklerini, 17-25Aralık sürecinden sonra Zaman gazetesi ve okuyucularının sıkıntılı dönemegirdiğini, yürütülen bir soruşturmada gazetenin Genel Yayın Yönetmeni E.D.nin gözaltına alındığını, bütün bunların okuyucularındabir umutsuzluğa, bir ümitsizliğe yol açtığını, abone sayısında ciddi kayıplaryaşandığını, abone sayısını tekrar eskisi gibi geri kazanabilmek, yükseltebilmekamaçlı umutsuzluğa kapılmaya gerek yokduygusunu verebilecek şekilde T.S. tarafından hazırlanan masa üstü sunumlarınınbeşini de kullanma kararı aldıklarını,
v. Fetullah Gülen'in yazdığıÇağ ve Nesil Serisi 9. kitabı olan Sükutun Çığlıkları isminde bir kitabınolduğundan haberdar olmadığını, tamamen tesadüf olduğunu, yine reklam filmininyayımlandığı tarih ile darbe girişiminin yaşandığı tarih arasındaki 9 ay 10günlük sürenin olmasının tamamen tesadüf olduğunu beyan etmiştir.
11. Öte yandan İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca 29/7/2016tarihinde, başvurucu hakkındaki soruşturma dosyasına ilişkin olarak 27/7/2016tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren25/7/2016 tarihli ve 668 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin (KHK) 3.maddesinin (l) numaralı fıkrasının (l) bendi uyarınca kısıtlama kararıverilmiştir.
12. Cumhuriyet Başsavcılığı 4/8/2016 tarihinde konuyla ilgilitanık beyanlarına başvurmuştur. Bu kapsamda;
i. Tanık S.D. ifadesinde "...Olay tarihinde Zaman gazetesinin genel yayın müdürlüğünü E.D. yapmaktaydı.05/10/2015 tarihinde yayınlanan 9 ay 10 gün sonra darbe imalı reklamıntarafımızca 'brif' adı verilen konusunu diğergazeteye ilişkin reklamlarda olduğu gibi E.D. ve gazetenin marka pazarlamadirektörü başvurucu belirlemiştir. Reklamın bu şekilde senaryosu belirlendiktensonra başvurucu senaryoyu bana E.D.ye onaylattığını söylemişti. Ben reklamı 05Ekim tarihinde yayınlanmasından 1-2 gün önce gördüğümde bir anlam veremedim.Çünkü herhangi bir sebep sonuç bağlantısı yoktu. Birbirinden bağlantısızfigürler yer almakta olup ulusal ölçekte yayın yapan bir gazete için anlamifade etmiyordu. Siren sesleri ve ardından gelen yeni doğmuş bebeğin gülmesifigürlerine bir anlam veremedim. Hatta başvurucuya niye bunun yayınlandığınısordum. Hatta yayınlamamızın saçma olduğunu söyledim. O da bana E.D. ilebirlikte senaryoyu belirleyip onayladıklarını, bunun bir şekildeyayınlanacağını, bana sadece görsel olarak fikrimi söylememi istedi. Benreklamın sadece fatura işleriyle ilgilendim. Reklam ise daha sonra T.M.S. nin reklam ajansı ... vasıtasıyla hazırlandı. T.S. piyasadameşhur olarak bilinen bir reklamcıdır. Kendisinin reklam yayınlanmadan önce,içeriğini gördükten sonra tepkisinin ne olduğunu bilmiyorum ..."şeklinde beyanda bulunmuştur.
ii. T.H. ifadesinde "... 2016yılı Mart ayına Zaman Gazetesine kayyum atanana kadar marka pazarlama sorumlusuolarak çalışmaktaydım. Soruşturmaya konu 05/10/2015 tarihinde yayınlanan 9 ay10 gün sonra darbe iması çağrıştıran reklam filminin senaryosu başvurucu veE.D. tarafından hazırlanmıştır. E.D. reklamın yayınladığı günün akşamındagazetedeki görevinden istifa etmiştir. Neden istifa ettiğini bilmiyorum. Gazeteiçerisinde istifa nedeni konusunda herhangi bir duyumum olmadı. Reklam fimi yayınlanmadan önce içerisindeki figürleri görünce biranlam veremedim. Bunun silahlı kuvvetler içerisindeki örgüt mensuplarına birmesaj olabileceği de aklıma gelmedi. Reklamı hazırlayan ... reklam ajansınınsahibi T.M.S. ile E.D. ve başvurucunun samimi olduklarını biliyorum ancak nekadar süredir tanıştıklarını bilmiyorum. Telefonda konuştukları zamanlardabirbirleriyle samimi olarak konuşuyorlardı. T. ningözlemlediğim kadarıyla cemaat yapılanmasıyla bir ilişkisi olduğunudüşünmüyorum ... Ancak saydığım şahıslarla ilişkisinin boyutunu bilemeyeceğim.T., 17-25 Aralık 2013 sürecinden sonra gazetenin reklam işlerini yapmayabaşlamıştır. Brif kendisine verildikten sonra T.reklamı şaşırtıcı bulduğu için reklamcılık açısından başarılı olabileceğinidüşündüğünü başvurucuya söylemişti ..." şeklinde beyandabulunmuştur.
13. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı 5/8/2016 tarihinde TürkiyeCumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeyeteşebbüs etme suçundan tutuklanması istemiyle başvurucuyu İstanbul 5. Sulh CezaHâkimliğine sevk etmiştir.
14. Başvurucunun Hâkimlikteki ifadesi şöyledir:
"... Suçlamalar hususunda kolluktasorulan sorulara ayrıntılı cevaplar verdim, kolluktaki ifadem doğrudur, benZaman Gazetesinde marka pazarlama direktörü olarak görev yaptım, yaklaşık 25yıl bu gazetede çalıştım, kayyum heyeti atanana kadar bu gazetede çalıştım,ayrıntılı savunma yaptığım için kolluktaki savunmama ekleyeceğim bir hususyoktur..."
15. İstanbul 5. Sulh Ceza Hâkimliğince 5/8/2016 tarihinde,başvurucunun Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya veya göreviniyapmasını engellemeye teşebbüs etme suçundan tutuklanmasına karar verilmiştir.
16. Hâkimliğin tutuklama kararının ilgili bölümü şöyledir:
" ... atılı suçun niteliği, mevcut delildurumu, kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut delillerin varlığı,atılı suçun yasada öngörülen cezasının üst sınırı, atılı suçun katalogsuçlardan oluşu, şüphelinin uzun bir süre FETÖ/PDY isimli silahlı terörörgütünün adeta yayın organı olarak bilinen Zaman Gazetesi isimli gazeteninmarka pazarlama direktörü olarak görev yaptığı, bu örgütün 15.07.2016 tarihindedarbe teşebbüsünde bulunduğu, şüphelinin çok uzun bir süreden beri bu örgütünfikir ve eylem birliği içerisinde hareket ettiği, bu hususun tanıkbeyanlarından da açık bir şekilde anlaşıldığı, buna göre şüphelinin atılı suçuişlediği yönünde kuvvetli suç şüphesinin bulunduğu, bu aşamada adli kontrolhükümlerinin uygulanmasının yetersiz kalacağı anlaşıldığından ...tutuklanmasına [karar verildi.]"
17. Başvurucu 12/8/2016 tarihinde tutuklama kararına itirazetmiştir. İstanbul 6. Sulh Ceza Hâkimliğince 19/8/2016 tarihinde "Dosyada tutukluluk halinin sonlandırılmasınıgerektirecek yeni bir delil bulunmadığı ve İstanbul 5. Sulh Ceza Hakimliğinin... kararının usul ve yasaya uygun olduğu" gerekçesiyleitirazın kesin olarak reddinekarar verilmiştir.
18. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 12/4/2017 tarihliiddianamesi ile başvurucunun Türkiye Büyük Millet Meclisini ortadan kaldırmayaveya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme, Türkiye CumhuriyetiHükûmetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüsetme, Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme ve silahlı terörörgütüne üye olma suçlarını işlediğinden bahisle cezalandırılması istemiyleaynı yer Ağır Ceza Mahkemesinde kamu davası açılmıştır. İddianamede başvurucudışında on altı şüpheli hakkında da benzer suçlardan cezalandırma talebindebulunulmuştur.
19. İddianamede ilk olarak FETÖ/PDY'ninyapısına, kamuoyunca bilinen isimleriyle "17-25Aralık", "MİT tırları","Selam-Tevhid-KudüsOrdusu", "Tahşiye","Kozmik oda" ve "Balyoz" gibi soruşturmalarda veya busoruşturmalar sonucunda açılan davalarda anılan örgütün yargı ve emniyetiçindeki unsurlarını kendi amaçları doğrultusunda nasıl kullandığına veHükûmeti devirmeye yönelik eylemlerine değinilmiştir. Devamında ise FETÖ/PDYile bağlantılarının bulunduğu ve darbe girişimine iştirak ettiklerideğerlendirilen Zaman, Today's Zaman, Taraf,Samanyolu TV, Can Ezincan TV gibi örgütün medyayapılanmasına dâhil olduğu belirtilen unsurlara yer verilmiştir.
20. Başvurucuyla ilgili suçlamalara esas alınan iddianamedekiolgular şöyle özetlenebilir:
i. Başvurucunun FETÖ/PDY terör örgütünün yayın organı olan Zamangazetesinin marka pazarlama direktörü olarak görev yaptığı ileri sürülmüştür.
ii. İkametgâhında yapılan aramada FetullahGülen tarafından yazılmış örgütsel doküman niteliğindeki kitapların bulunduğuileri sürülmüştür.
iii. Başvurucunun FETÖ/PDY'nin finanskuruluşu olduğu belirtilen Bank Asyada hesaphareketlerinin örgüte destek mahiyetinde olduğu ileri sürülmüştür. Bu kapsamdabaşvurucunun eşi F.Ş.nin Bank Asyadahesabının olduğu, bu hesabında 31/12/2013 ila 24/12/2014 tarihlerinde hesabında45.527,63 TL'lik artış olduğu ve her iki çocuğunun aynı dönemde söz konusuBankada hesap açtırdıkları belirtilmiştir.
iv. Telefon kayıtlarına dayanılarak başvurucunun FETÖ/PDY'nin üst düzey yöneticilerinden oldukları iddia edilenve haklarında bu yapılanmayla bağlantılı suçlardan kamu davası açılan bazıkişilerle (H.K., A.A., A.K., S.K., H.E., ve A.K.) iletişim hâlinde olduğu ilerisürülmüştür.
21. İddianamede başvurucuya yöneltilen eylemlere ilişkin olarakyapılan hukuki değerlendirmenin ilgili bölümü şöyledir:
" örgütsel amaçlar doğrultusundaöncesinden bildikleri darbe girişimine, maddi cebir kullanmak suretiyle iştirakeden faillerin eyleminegirişime sözde neden teşkileden siyasal ve toplumsal kaos ortamının bulunduğuna ve bu ortamınyaratılmasına yönelik örgütsel amaçla gerçekleştirilen kalkışma suçlarınınhareket unsurunun alt unsuru olan 'cebir' teriminin öncülü ve ayrıdüşünülemeyecek bir parçası olan söylem ve propagandalarda bulunmak, medya etkigücünü kullanarak toplumun darbe girişimine karşı koymamasını telkin etmek veyahücre tipi örgütlenme modeline göre teşkilatlanan Silahlı Kuvvetleriçerisindeki hücrelerin bir kısmının katıldığı darbe girişimine ilişkin talimatiletmek suretiyle iştirak ettikleri, asli fail oldukları ... darbe girişimitarihinden önce haklarında 'silahlı terör örgütü yöneticisi olma' suçundanaçılan iddianame ve iddianamelerdeki eylem tarihlerinden sonra faaliyetlerinedevam ettikleri, ayrıca ... her birinin kendi bölümünde anlatılan başka soruturmalara konu eylemlerinin çeşitliliği ve yoğunluğunazara alınıp iş bu iddianamemize konu eylemleriyle birliktedeğerlendirildiğinde eylemlerin kalkışma suçlarıyla amaçlanan zarar tehlikesiniyaratmaya elverişli olduğu, tüm şüphelilerin eylemlerinin ise terör örgütününfaaliyeti kapsamında aynı amaca yönelik olduğu için deliller ile eylemlerininhukuki vasıflandırılmasının birlikte değerlendirilebilmesini teminen aynı iddianameye konu edildiği anlaşılmakla;
...
... Üzerlerine atılı kalkışma suçlarıniteliğindeki Türkiye Büyük Millet Meclisini ortadan kaldırmaya veya göreviniyapmasını engellemeye teşebbüs etme, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadankaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme, anayasal düzeniortadan kaldırmaya teşebbüs etme, silahlı terör örgütünün üyesi olmalarınedeniyle silahlı terör örgütüne üye olma suçlarını işlediklerinin kabulüyle... cezalandırılmalarına ..." .
22. İstanbul 26. Ağır Ceza Mahkemesi 3/5/2017 tarihinde iddianamenin kabulüne kararvermiş ve E.2017/127 sayılı dosya üzerinden kovuşturma aşaması başlamıştır.
23. İstanbul 26. Ağır Ceza Mahkemesi 19/9/2017 tarihinde başvurucunun tutukluluğunundevamına karar vermiştir.
24. Başvurucu 22/9/2017 tarihinde tutukluluk hâlinin devamınailişkin bu karara itiraz etmiştir. İstanbul 27. Ağır Ceza Mahkemesince9/10/2017 tarihinde itirazın reddine karar verilmiştir.
25. Başvurucu, anılan kararı 9/10/2016 tarihinde öğrendiğinibildirmiştir.
26. Başvurucu 20/10/2017 tarihinde bireysel başvurudabulunmuştur.
27. Cumhuriyet Savcısı 11/12/2017 tarihli duruşmada esashakkındaki mütalaasını sunmuştur. Savcılık mütalaasında; iddianamede olduğuüzere (bkz. §§ 20, 21) FETÖ/PDY hakkında genel bazı açıklamalara yer verilmiş,başvurucunun da aralarında bulunduğu her bir sanık hakkında ayrı ayrıdeğerlendirme yapılmıştır. Başvurucuyla ilgili değerlendirmeler genel olarakiddianamede belirtilen olgularla aynı mahiyette olup bunlara ek olarak Zaman TV isimli Youtube kanalında "Zaman gazetesi reklam filmi- Sükutun Çığlığı-Ekim2015" ismiyle 5/10/2015 tarihinde bir dakika süreli olarakyayımlanan kayda değinilmiştir.
28. Mütalaada; Zaman gazetesinin 2015 yılı güz dönemine ait kısareklam filminin açıklama kısmında "Zamangazetesinin güz dönemi yeni abone kampanyası başladı. Ulusal kanalların yanısıra internet sitelerinde bu andan itibaren yayınlanmaya başlayan yeni reklamfilminde tek bir kelime bile kullanılmıyor." açıklamasınınyazılı olduğu, 20 saniyelik reklam filminin olağanüstü ve tehdit durumlarındauyarı amaçlı çalınan siren sesleri eşliğinde boş görünümlü binaların, insansızsokakların olduğu, terk edilmiş izlenimi veren bir yerleşim yerinin havadançekilmiş görüntüleriyle başladığı, ardından gülen, yeni doğmuş bir bebeğinekrana geldiği, akabinde Türk Silahlı Kuvvetlerinin (TSK) kullanmış olduğuzırhlı araçlara ait top sesi eşliğinde Zaman gazetesinin logosunun göründüğü,bu kısa reklam filminin sonunda duyulan top sesinin başlangıçta gösterilenyerleşim yerinin bombalandığı algısını oluşturduğu ifade edilmiştir.
29. İstanbul 26. Ağır Ceza Mahkemesinin 16/2/2018 tarihlikararıyla başvurucunun cebir ve şiddet kullanarak, Türkiye CumhuriyetiAnayasası'nın öngördüğü düzeni ortadan kaldırmaya veya bu düzen yerine başkabir düzen getirmeye veya bu düzenin fiilen uygulanmasını önlemeye teşebbüs etme suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapiscezasıyla cezalandırılmasına ve tutukluluk hâlinin devamına karar verilmiştir.İddianamede ve mütalaada belirtilen delillere atıfla verilen kararın ilgi kısmışöyledir:
"... terör örgütüyle organik bağlarıaçıklanan medya unsurları sanıkların ... söz konusu reklam filminin hazırlanıpyayınlanması eylemine ve anlatılan şekilde darbe girişimini önceden bilerek,maddi cebir kullanmak suretiyle iştirak eden faillerin eylemine girişime sözdeneden teşkil eden siyasal ve toplumsal kaos ortamının bulunduğuna ve bu ortamınyaratılmasına yönelik örgütsel amaçla gerçekleştirilen kalkışma suçlarınınhareket unsurunun alt unsuru olan 'cebir' teriminin öncülü ve ayrıdüşünülemeyecek bir parçası olan söylem ve propagandalarda bulunmak, hücre tipiörgütlenme modeline göre teşkilatlanan Silahlı Kuvvetler içerisindeki FETÖhücrelerinin bir kısmının katıldığı darbe girişimine ilişkin talimat iletmeksuretiyle iştirak ettikleri ve bu nedenlerle üzerine atılı anayasal düzeni ortadan kaldırmayateşebbüs etme suçunun asli faili olduğu ... somut olayda sanığın eyleminin birbütün olarak TCK'nın 309/1. maddesinde düzenlenen suçu oluşturacağıanlaşılmakla .... cezalandırılmasına ... karar verilmiştir."
30. Dava, bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıylaistinaf aşamasında derdesttir ve başvurucunun hükmen tutukluluk durumu devametmektedir.
IV. İLGİLİ HUKUK
31. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun "Tazminat istemi" kenar başlıklı141. maddesinin (1) numaralı fıkrasının ilgili bölümü şöyledir:
"Suç soruşturması veya kovuşturmasısırasında;
...
d) Kanuna uygun olarak tutuklandığı hâldemakul sürede yargılama mercii huzuruna çıkarılmayan ve bu süre içinde hakkındahüküm verilmeyen,
...
Kişiler, maddî ve manevî her türlüzararlarını, Devletten isteyebilirler."
32. 5271 sayılı Kanun'un "Tazminatisteminin koşulları" kenar başlıklı 142. maddesinin (1)numaralı fıkrası şöyledir:
" Karar veya hükümlerin kesinleştiğininilgilisine tebliğinden itibaren üç ay ve her hâlde karar veya hükümlerinkesinleşme tarihini izleyen bir yıl içinde tazminat istemindebulunulabilir."
33. 5271 sayılı Kanun'un "Tutuklamanedenleri" kenar başlıklı 100. maddesinin ilgili bölümüşöyledir:
"(1) Kuvvetli suç şüphesinin varlığınıgösteren somut delillerin ve bir tutuklama nedeninin bulunması halinde, şüpheliveya sanık hakkında tutuklama kararı verilebilir. İşin önemi, verilmesibeklenen ceza veya güvenlik tedbiri ile ölçülü olmaması halinde, tutuklamakararı verilemez.
(2)Aşağıdaki hallerde bir tutuklama nedeni var sayılabilir:
a) Şüpheli veya sanığın kaçması, saklanmasıveya kaçacağı şüphesini uyandıran somut olgular varsa.
b) Şüpheli veya sanığın davranışları;
1. Delilleri yok etme, gizleme veyadeğiştirme,
2. Tanık, mağdur veya başkaları üzerinde baskıyapılması girişiminde bulunma,
Hususlarında kuvvetli şüphe oluşturuyorsa.
(3)Aşağıdaki suçların işlendiği hususunda kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığıhalinde, tutuklama nedeni var sayılabilir:
a) 26.9.2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk CezaKanununda yer alan;
...
11. Anayasal Düzene ve Bu Düzenin İşleyişineKarşı Suçlar (madde 309, 310, 311, 312, 313, 314, 315),
..."
34. 5271 sayılı Kanun'un "Tutuklamakararı" kenar başlıklı 101. maddesinin (1) ve (2) numaralıfıkraları şöyledir:
"(1) Soruşturma evresinde şüphelinintutuklanmasına Cumhuriyet savcısının istemi üzerine sulh ceza hâkimitarafından, kovuşturma evresinde sanığın tutuklanmasına Cumhuriyet savcısınınistemi üzerine veya re'sen mahkemece karar verilir.Bu istemlerde mutlaka gerekçe gösterilir ve adlî kontrol uygulamasının yetersizkalacağını belirten hukukî ve fiilî nedenlere yer verilir.
(2) Tutuklamaya, tutuklamanın devamına veya buhusustaki bir tahliye isteminin reddine ilişkin kararlarda;
a) Kuvvetli suç şüphesini,
b) Tutuklama nedenlerinin varlığını,
c) Tutuklama tedbirinin ölçülü olduğunu,
gösteren deliller somut olgularlagerekçelendirilerek açıkça gösterilir. Kararın içeriği şüpheli veya sanığasözlü olarak bildirilir, ayrıca bir örneği yazılmak suretiyle kendilerineverilir ve bu husus kararda belirtilir."
35. 5271 sayılı Kanun'un "Adlîkontrol" kenar başlıklı 109. maddesinin (1) ve (3) numaralıfıkraları şöyledir:
"(1) Bir suç sebebiyle yürütülensoruşturmada, 100 üncü maddede belirtilen tutuklama sebeplerinin varlığıhalinde, şüphelinin tutuklanması yerine adlî kontrol altına alınmasına kararverilebilir.
…
(3)Adlî kontrol, şüphelinin aşağıda gösterilen bir veya birden fazla yükümlülüğetabi tutulmasını içerir:
a) Yurt dışına çıkamamak.
b) Hâkim tarafından belirlenen yerlere,belirtilen süreler içinde düzenli olarak başvurmak.
c) Hâkimin belirttiği merci veya kişilerinçağrılarına ve gerektiğinde meslekî uğraşlarına ilişkin veya eğitime devamkonularındaki kontrol tedbirlerine uymak.
...
f) Şüphelinin parasal durumu göz önündebulundurularak, miktarı ve bir defada veya birden çok taksitlerle ödemesüreleri, Cumhuriyet savcısının isteği üzerine hâkimce belirlenecek bir güvencemiktarını yatırmak.
g) Silâh bulunduramamak veya taşıyamamak,gerektiğinde sahip olunan silâhları makbuz karşılığında adlî emanete teslimetmek.
...
j) Konutunu terk etmemek.
k) Belirli bir yerleşim bölgesini terketmemek.
l) Belirlenen yer veya bölgeleregitmemek."
36. 668 sayılı KHK'nın "Soruşturmave kovuşturma işlemleri" kenar başlıklı 3. maddesinin ilgilibölümü şöyledir:
"...
l) Müdafiin dosyaiçeriğini inceleme veya belgelerden örnek alma yetkisi, soruşturmanın amacını tehlikeyedüşürebilecek ise Cumhuriyet savcısının kararıyla kısıtlanabilir.
..."
37. 5237 sayılı Kanun'un "Hükûmetekarşı suç" kenar başlıklı 312. maddesinin (1) numaralı fıkrasışöyledir:
"Cebir ve şiddet kullanarak TürkiyeCumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmenveya tamamen engellemeye teşebbüs eden kimseye ağırlaştırılmış müebbet hapiscezası verilir."
38. 12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılıTerörle Mücadele Kanunu'nun "Terörtanımı" kenar başlıklı 1. maddesi şöyledir:
"Terör; cebir ve şiddet kullanarak;baskı, korkutma, yıldırma, sindirme veya tehdit yöntemlerinden biriyle,Anayasada belirtilen Cumhuriyetin niteliklerini, siyasî, hukukî, sosyal, laik,ekonomik düzeni değiştirmek, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünübozmak, Türk Devletinin ve Cumhuriyetin varlığını tehlikeye düşürmek, Devletotoritesini zaafa uğratmak veya yıkmak veya ele geçirmek, temel hak vehürriyetleri yok etmek, Devletin iç ve dış güvenliğini, kamu düzenini veyagenel sağlığı bozmak amacıyla bir örgüte mensup kişi veya kişiler tarafındangirişilecek her türlü suç teşkil eden eylemlerdir."
39. 3713 sayılı Kanun'un "Terörsuçlusu" kenar başlıklı 2. maddesi şöyledir:
"Birinci maddede belirlenen amaçlaraulaşmak için meydana getirilmiş örgütlerin mensubu olup da, bu amaçlardoğrultusunda diğerleri ile beraber veya tek başına suç işleyen veya amaçlanansuçu işlemese dahi örgütlerin mensubu olan kişi terör suçlusudur.
Terör örgütüne mensup olmasa dahi örgüt adınasuç işleyenler de terör suçlusu sayılır."
40. 3713 sayılı Kanun'un "Terörsuçları" kenar başlıklı 3. maddesi şöyledir:
"26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı TürkCeza Kanununun 302, 307, 309, 311, 312, 313, 314, 315 ve 320 nci maddeleri ile 310 uncu maddesinin birinci fıkrasındayazılı suçlar, terör suçlarıdır."
41. 3713 sayılı Kanun'un "Cezalarınartırılması" kenar başlıklı 5. maddesinin birinci fıkrasışöyledir:
"3 ve 4 üncü maddelerde yazılı suçlarıişleyenler hakkında ilgili kanunlara göre tayin edilecek hapis cezaları veyaadlî para cezaları yarı oranında artırılarak hükmolunur. Bu suretle tayinolunacak cezalarda, gerek o fiil için, gerek her nevi ceza için muayyen olancezanın yukarı sınırı aşılabilir. Ancak, müebbet hapis cezası yerine,ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına hükmolunur."
V. İNCELEME VE GEREKÇE
42. Mahkemenin 25/12/2018 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Kişi Hürriyeti veGüvenliği Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
1. Gözaltına AlmanınHukuki Olmadığı ve Gözaltı Süresinin Makul Olmadığı İddiaları
a. Başvurucunun İddiaları
43. Başvurucu, kuvvetli suç şüphesi olmadığı hâlde yakalanarak gözaltınaalınması ve hakkında herhangi bir adli işlem yapılmadan beş gün gün boyuncagözaltında tutulması nedenleriyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlaledildiğini iddia etmiştir.
b. Değerlendirme
44. Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrasının son cümlesişöyledir:
"Başvuruda bulunabilmek için olağan kanunyollarının tüketilmiş olması şarttır."
45. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa MahkemesininKuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un "Bireysel başvuru hakkı" kenar başlıklı 45.maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:
"İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem,eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarınıntamamının bireysel başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir."
46. Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği gereği AnayasaMahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek için öncelikle olağan kanunyollarının tüketilmesi zorunludur (Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt, B. No: 2012/403,26/3/2013,§§ 16, 17).
47. Anayasa Mahkemesi, kanunda öngörülen gözaltı süresininaşıldığı veya yakalama ve gözaltına alınmanın hukuka aykırı olduğu iddialarınailişkin olarak bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla asıl davasonuçlanmamış da olsa -ilgili Yargıtay içtihatlarına atıf yaparak- 5271 sayılıKanun'un 141. maddesinde öngörülen tazminat davası açma imkânının tüketilmesigereken etkili bir hukuk yolu olduğu sonucuna varmıştır (Hikmet Kopar ve diğerleri [GK], B. No:2014/14061, 8/4/2015, §§ 64-72; HidayetKaraca [GK], B. No: 2015/144, 14/7/2015, §§ 53-64; Günay Dağ ve diğerleri [GK], B. No:2013/1631, 17/12/2015, §§ 141-150; İbrahimSönmez ve Nazmiye Kaya, B. No: 2013/3193, 15/10/2015, §§ 34-47).
48. Öte yandan Anayasa Mahkemesi olağanüstü hâl ilanı sonrasındauygulanan olağan döneme göre daha uzun süreli gözaltı tedbirleri yönünden de busürelerin makul olmadığı şikâyetlerini incelemiş ve bu konuda 5271 sayılıKanun'un 141. maddesinde öngörülen tazminat davası açma imkânının tüketilmesigereken etkili bir hukuk yolu olduğu sonucuna varmıştır (Neslihan Aksakal, B. No: 2016/42456,26/12/2017, §§ 30-37; Mehmet Hasan Altan (2)[GK], B. No: 2016/23672, 11/1/2018, §§ 84-93).
49. Somut olayda başvurucu yönünden yakalama ve gözaltıtedbirlerinin hukuki olmadığına ve gözaltı süresinin uzun olduğuna ilişkiniddialarla ilgili olarak anılan kararlarda varılan sonuçlardan ayrılmayıgerektiren bir durum bulunmamaktadır.
50. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniylekabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
2. Tutuklamanın HukukiOlmadığı
a.Başvurucunun İddiaları
51. Başvurucu; tutuklama nedenlerinin bulunmadığını, tutuklamayaneden olabilecek hiçbir maddi olgunun kararda gösterilmediğini, tutuklamakararının gerekçesiz olduğunu ve tutuklama kararında adli kontrol tedbirlerininneden yetersiz kaldığının açıklanmadığını belirterek kişi hürriyeti vegüvenliği hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüş ve tahliye talebindebulunmuştur.
b. Değerlendirme
52. Anayasa'nın "Temelhak ve hürriyetlerin sınırlanması" kenar başlıklı 13. maddesişöyledir:
"Temel hak ve hürriyetler, özlerinedokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplerebağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanınsözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerineve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."
53. Anayasa'nın "Temelhak ve hürriyetlerin kullanılmasının durdurulması" kenarbaşlıklı 15. maddesi şöyledir:
"Savaş, seferberlik, sıkıyönetim veyaolağanüstü hallerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlâledilmemek kaydıyla, durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerinkullanılması kısmen veya tamamen durdurulabilir veya bunlar için Anayasadaöngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabilir.
Birinci fıkrada belirlenen durumlarda da,savaş hukukuna uygun fiiller sonucu meydana gelen ölümler dışında, kişininyaşama hakkına, maddî ve manevî varlığının bütünlüğüne dokunulamaz; kimse din,vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz ve bunlardan dolayısuçlanamaz; suç ve cezalar geçmişe yürütülemez;suçluluğu mahkeme kararı ile saptanıncaya kadar kimse suçlu sayılamaz."
54. Anayasa'nın "Kişihürriyeti ve güvenliği" kenar başlıklı 19. maddesinin birincifıkrası ile üçüncü fıkrasının birinci cümlesi şöyledir:
"Herkes, kişi hürriyeti ve güvenliğinesahiptir.
...
Suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunankişiler, ancak kaçmalarını, delillerin yokedilmesiniveya değiştirilmesini önlemek maksadıyla veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlukılan ve kanunda gösterilen diğer hallerde hâkim kararıylatutuklanabilir."
55. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucular tarafından yapılanhukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifinikendisi takdir eder (Tahir Canan,B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucunun şikayetinin özü tutukluluğunhukuki olmadığına ilişkindir. Dolayısıyla başvurucunun bu bölümdekiiddialarının Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrası bağlamında kişihürriyeti ve güvenliği hakkı kapsamında incelenmesi gerekir.
i. UygulanabilirlikYönünden
56. Anayasa Mahkemesi AydınYavuz ve diğerleri (aynı kararda bkz. §§ 187-191) kararında,olağanüstü yönetim usullerinin uygulandığı dönemlerde alınan tedbirlere ilişkinbireysel başvuruları incelerken Anayasa'nın 15. maddesinde ortaya konulan temelhak ve özgürlüklere ilişkin güvence rejimini dikkate alacağını belirtmiştir.Buna göre olağanüstü bir durumun bulunması ve bunun ilan edilmesinin yanı sırabireysel başvuruya konu temel hak ve özgürlüklere müdahale teşkil eden tedbirinolağanüstü durumla bağlantılı olması hâlinde inceleme Anayasa'nın 15. maddesiuyarınca yapılacaktır.
57. 15 Temmuz 2016 tarihinde yaşanan darbe teşebbüsünden sonraCumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu 21/7/2016 tarihindeolağanüstü hâl ilan edilmesine karar vermiş, daha sonra da olağanüstü hâlbirçok kez uzatılmıştır. Olağanüstü hâl ilanı nedenlerinin başında darbe teşebbüsügelmektedir (Aydın Yavuz ve diğerleri,§§ 224, 226). Olağanüstü hâl ilanı ile darbe teşebbüsünden kaynaklanantehlikenin yanı sıra bu teşebbüsün arkasında olduğu değerlendirilen FETÖ/PDY'den kaynaklanan tehdit ve tehlikenin de bertarafedilmesinin amaçlandığı görülmektedir (AydınYavuz ve diğerleri, §§ 48, 229). Nitekim darbe teşebbüsününarkasındaki yapılanmanın FETÖ/PDY olduğuna ilişkin kamu makamlarınca vesoruşturma mercilerince yapılan değerlendirmeler olgusal temelleredayanmaktadır (Aydın Yavuz ve diğerleri,§ 216).
58. Başvurucunun tutuklandığı tarihte Türkiye'de olağanüstü hâlyönetim usulü yürürlüktedir. Tutuklama kararında, başvurucunun darbe teşebbüsükapsamında bir suç işlediği ve darbe teşebbüsünün arkasındaki yapılanma olduğubelirtilen FETÖ/PDY üyesi olduğu ileri sürülmüştür (bkz. §§ 8, 15, 162). Dolayısıyla başvurucunun tutuklanmasınadayanak olan suçlamanın olağanüstü hâl ilanını gerekli kılan olaylarla ilgiliolduğu görülmektedir.
59. Bu itibarla olağanüstü hâl ilanına sebebiyet veren olaylarkapsamında bir suçlamayla tutuklanan başvurucu hakkında uygulanan tutuklamatedbirinin hukuki olup olmadığının incelenmesi Anayasa'nın 15. maddesikapsamında yapılacaktır. Bu inceleme sırasında öncelikle başvurucununtutuklanmasının başta Anayasa'nın 13. ve 19. maddeleri olmak üzere diğermaddelerinde yer alan güvencelere aykırı olup olmadığı tespit edilecek,aykırılık saptanması hâlinde ise Anayasa'nın 15. maddesindeki ölçütlerin buaykırılığı meşru kılıp kılmadığı değerlendirilecektir (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§ 193-195,242).
ii. Kabul EdilebilirlikYönünden
(1) Genelİlkeler
60. Anayasa'nın 19. maddesinin birinci fıkrasında, herkesin kişihürriyeti ve güvenliği hakkına sahip olduğu ilke olarak ortaya konduktan sonraikinci ve üçüncü fıkralarında, şekil ve şartları kanunda gösterilmek şartıylakişilerin özgürlüğünden mahrum bırakılabileceği durumlar sınırlı olaraksayılmıştır (Murat Narman, B. No: 2012/1137, 2/7/2013, § 42).
61. Kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına yönelik bir müdahaleolarak tutuklamanın Anayasa'nın 13. maddesinde öngörülen ve tutuklamatedbirinin niteliğine uygun düşen; kanun tarafından öngörülme, Anayasa'nınilgili maddelerinde belirtilen haklı sebeplerden bir veya daha fazlasınadayanma ve ölçülülük ilkesine aykırı olmama koşullarına uygun olup olmadığınınbelirlenmesi gerekir (Halas Aslan, B. No: 2014/4994, 16/2/2017, §§ 53, 54).
62. Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasına göre tutuklamaancak suçluluğu hakkında kuvvetli belirtibulunan kişiler bakımından mümkündür. Bir başka anlatımlatutuklamanın ön koşulu, kişinin suçluluğu hakkında kuvvetli belirtininbulunmasıdır. Bunun için suçlamanın kuvvetli sayılabilecek inandırıcıdelillerle desteklenmesi gerekir (MustafaAli Balbay, B. No: 2012/1272, 4/12/2013, § 72).
63. Öte yandan Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasında,tutuklama kararının kaçma ya da delillerin yok edilmesini veya değiştirilmesiniönlemek amacıyla verilebileceği belirtilmiştir. 5271 sayılı Kanun'un 100. maddesinegöre de şüpheli veya sanığın kaçması, saklanması veya kaçacağı şüphesiniuyandıran somut olguların bulunması, şüpheli veya sanığın davranışlarınındelilleri yok etme, gizleme veya değiştirme, tanık, mağdur veya başkalarıüzerinde baskı yapılması girişiminde bulunma hususlarında kuvvetli şüpheoluşturması hâllerinde tutuklama kararı verilebilecektir. Maddede ayrıcaişlendiği konusunda kuvvetli şüphe bulunması şartıyla tutuklama nedenininvarsayılabileceği suçlara ilişkin bir listeye yer verilmiştir (Halas Aslan, §§ 58, 59).
64. Diğer taraftan Anayasa'nın 13. maddesinde temel hak veözgürlüklere yönelik sınırlamaların ölçülülükilkesine aykırı olamayacağı belirtilmiştir. Bu bağlamda dikkate alınacakhususlardan biri tutuklama tedbirinin isnat edilen suçun önemi ve uygulanacakolan yaptırımın ağırlığı karşısında ölçülü olmasıdır (Halas Aslan, § 72).
65. Her somut olayda tutuklamanın ön koşulu olan suçunişlendiğine dair kuvvetli belirtinin olup olmadığının, tutuklama nedenlerininbulunup bulunmadığının ve tutuklama tedbirinin ölçülülüğünün takdiri öncelikleanılan tedbiri uygulayan yargı mercilerine aittir. Zira bu konuda taraflarla vedelillerle doğrudan temas hâlinde olan yargı mercileri Anayasa Mahkemesinekıyasla daha iyi konumdadır (Gülser Yıldırım(2) [GK], B. No: 2016/40170, 16/11/2017, § 123). Bununla birlikteyargı mercilerinin belirtilen hususlardaki takdir aralığını aşıp aşmadığıAnayasa Mahkemesinin denetimine tabidir. Anayasa Mahkemesinin bu husustakidenetimi, somut olayın koşulları dikkate alınarak özellikle tutuklamaya ilişkinsüreç ve tutuklama kararının gerekçeleri üzerinden yapılmalıdır (Erdem Gül ve Can Dündar [GK], B. No:2015/18567, 25/2/2016, § 79; Selçuk Özdemir[GK], B. No: 2016/49158, 26/7/2017, §76; Gülser Yıldırım (2), § 124).
(2) İlkelerinOlaya Uygulanması
66. Başvurucu, İstanbul 5. Sulh Ceza Hâkimliğinin 5/8/2016tarihli kararıyla tutuklanmıştır.
67. Somut olayda öncelikle başvurucunun tutuklanmasının kanunidayanağının olup olmadığının belirlenmesi gerekir. Başvurucu, darbeteşebbüsünün ardındaki yapılanma olduğu belirtilen FETÖ/PDY'ninmedya yapılanması içinde yer aldığı iddiasıyla yürütülen bir soruşturma (bkz. §8) kapsamında Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya veya göreviniyapmasını engellemeye teşebbüs etme suçundan 5271 sayılı Kanun'un 100. maddesiuyarınca tutuklanmıştır (bkz. §§ 15, 16). Dolayısıyla başvurucu hakkındauygulanan tutuklama tedbirinin kanuni dayanağı bulunmaktadır.
68. Kanuni dayanağı bulunduğu anlaşılan tutuklama tedbirininmeşru bir amacının olup olmadığı ve ölçülülüğü incelenmeden önce tutuklamanınön koşulu olan suçun işlendiğine dair kuvvetli belirtinin bulunupbulunmadığının değerlendirilmesi gerekir.
69. Başvurucu hakkındaki tutuklama kararında başvurucununFETÖ/PDY silahlı terör örgütünün medya yapılanması içinde yer alan medyaorganlarında görev yaptığı ve örgütün amaçları doğrultusunda faaliyet yürüttüğübelirtilmiştir (bkz. § 16).
70. Başvurucu hakkında hazırlanan iddianamede ve mütalaada;FETÖ/PDY'nin medya yapılanması içinde yer alan medyaorganlarında görev yaptığına ve örgütün amaçları doğrultusunda faaliyetyürüttüğüne, Bank Asya hesabındaki hareketliliğe ve Zaman TV isimli Youtube kanalında "Zaman gazetesi reklam filmi- Sükutun Çığlığı-Ekim 2015"ismiyle 5/10/2015 tarihinde bir dakika süreli olarak yayımlanan reklam filminedayanılmıştır (bkz. §§ 18, 20, 21,22, 30). 14 Temmuz gecesi yapılan darbegirişimine zemin hazırlamak ve bunun için kamuoyunun algısını şekillendirmekamacıyla bu reklamın yapıldığı belirtilmiştir. Reklama konu olayda belirtilendoğumun olacağı günde ise askerî bir darbe teşebbüsü gerçekleşmiştir.
71. Soruşturma mercilerince Zaman gazetesinde marka pazarlamadirektörü olarak görev yapan başvurucunun söz konusu gazetenin reklamını konualan filmin hazırlanıp yayımlamasında sorumluluğunun bulunduğu, 15 Temmuz 2016tarihinde FETÖ/PDY tarafından gerçekleştirilen darbe girişiminden 9 ay 10 günönce yayımlanan bu reklam filmiyle -içeriği dikkate alınarak-gerçekleştirileceğini önceden bildiği darbe girişiminin alt yapısınıoluşturmaya çalıştığı ve bu girişime iştirak ettiği ileri sürülmüştür. Budurumun terörle bağlantılı bir suç işlendiğine dair belirti olarak kabuledilmesinin temelsiz ve keyfî olduğu söylenemez.
72. Başvurucunun yukarıda belirtilen eylemleri nedeniyleİstanbul 26. Ağır Ceza Mahkemesinin 16/2/2018 tarihli kararıyla 5237 saylıKanun'un 309. maddesi uyarınca "cebirve şiddet kullanarak, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın öngördüğü düzeniortadan kaldırmaya veya bu düzen yerine başka bir düzen getirmeye veya budüzenin fiilen uygulanmasını önlemeye teşebbüs etme" suçundanağırlaştırılmış müebbet hapis cezasıyla cezalandırılmasına karar verilmiştir.
73. Sonuç olarak başvurucu yönünden suç şüphesini doğrulayan kuvvetlibelirtilerin bulunmadığının kabulü mümkün değildir.
74. Başvurucu hakkında uygulanan ve kuvvetli suç şüphesininbulunması şeklindeki ön koşulu yerine gelmiş olan tutuklama tedbirinin meşrubir amacının olup olmadığının değerlendirilmesi gerekir. Bu değerlendirmedetutuklama kararının verildiği andaki genel koşullar da dâhil olmak üzere somutolayın tüm özelliklerinin dikkate alınması gerekir.
75. Başvurucunun tutuklanmasına karar verilirken suça ilişkinkanunda öngörülen ceza miktarına, isnat edilen suçun katalog suçlar arasındaolmasına, delilleri etkileme imkânın bulunmasına ve adli kontrolün yetersizkalacak olmasına dayanıldığı görülmektedir.
76. Başvurucunun tutuklanmasına karar verilen Türkiye CumhuriyetiHükûmetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etmesuçu, Türk hukuk sisteminin öngördüğü ağır yaptırım olan ve "hapis"cezasını gerektirmektedir. Başvurucu ayrıca hukuk sistemimizdeki en ağırsuçlardan birini işlediğinden bahisle en ağır ceza olan "cebir ve şiddet kullanarak, Türkiye CumhuriyetiAnayasası'nın öngördüğü düzeni ortadan kaldırmaya veya bu düzen yerine başkabir düzen getirmeye veya bu düzenin fiilen uygulanmasını önlemeye teşebbüsetme" suçundan Mahkemece mahkum edilmiştir. İsnat edilen suçailişkin kanunda öngörülen cezanın ağırlığı kaçma şüphesine işaret edendurumlardan biridir (Hüseyin Burçak,B. No: 2014/474, 3/2/2016, § 61; Aydın Yavuzve diğerleri, § 275). Ayrıca anılan suçlar, 5271 sayılı Kanun'un100. maddesinin (3) numaralı fıkrasında yer alan ve kanun gereği"tutuklama nedeni varsayılabilen" suçlar arasındadır.
77. Darbe teşebbüsü sonrasındaki koşullar dolayısıyla soruşturmakonusu olaylara ilişkin delillerin sağlıklı bir şekilde toplanabilmesi ve soruşturmalarıngüvenlik içinde yürütülebilmesi için tutuklama dışındaki koruma tedbirlerininyetersiz kalması söz konusu olabilir. Bu dönemde ortaya çıkan kargaşadanyararlanmak suretiyle kaçma imkânı ve bu dönemde delillere etki edilmesiihtimali normal zamanda işlenen suçlara göre çok daha fazladır (aynı yöndekideğerlendirmeler için bkz. Aydın Yavuz vediğerleri, §§ 271, 272;SelçukÖzdemir,§§ 78, 79).
78. Dolayısıyla tutuklama kararının verildiği andaki genelkoşullar ve somut olayın yukarıda belirtilen özel koşulları ile İstanbul 5.Sulh Ceza Hâkimliği tarafından verilen kararın içeriği birliktedeğerlendirildiğinde başvurucu yönünden kaçma ve delilleri etkileme tehlikesineyönelen tutuklama nedenlerinin olgusal temellerden yoksun olduğu söylenemez.
79. Son olarak başvurucu hakkındaki tutuklama tedbirinin ölçülüolup olmadığının da belirlenmesi gerekir. Bir tutuklama tedbirinin Anayasa'nın13. ve 19. maddeleri kapsamında ölçülülüğünün belirlenmesinde somut olayın tümözellikleri dikkate alınmalıdır (Gülser Yıldırım(2), § 151).
80. Öncelikle terör suçlarının soruşturulması kamu makamlarınıciddi zorluklarla karşı karşıya bırakmaktadır. Bu nedenle kişi hürriyeti vegüvenliği hakkı, adli makamlar ve güvenlik görevlilerinin -özellikle organizeolanlar olmak üzere- suçlarla ve suçlulukla etkili bir şekilde mücadelesiniaşırı derecede güçleştirmeye neden olabilecek şekilde yorumlanmamalıdır (aynıyöndeki değerlendirmeler için bkz. Süleyman Bağrıyanık ve diğerleri, B. No: 2015/9756,16/11/2016, § 214; Devran Duran[GK], B. No: 2014/10405, 25/5/2017, § 64).
81. Somut olayın yukarıda belirtilen özellikleri dikkatealındığında İstanbul 5. Sulh Ceza Hâkimliğinin isnat edilen suçlar içinöngörülen cezanın miktarını, işin niteliğini ve önemini de gözönündetutarak başvurucu hakkında uygulanan tutuklama tedbirinin ölçülü olduğu ve adlikontrol uygulamasının yetersiz kalacağı sonucuna varmasının keyfî ve temelsizolduğu söylenemez.
82. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun tutuklamanın hukukiolmadığı iddiasına ilişkin olarak bir ihlalin bulunmadığı açık olduğundanbaşvurunun açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniylekabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
83. Buna göre başvurucunun kişi hürriyeti ve güvenliği hakkınatutuklama yoluyla yapılan müdahalenin bu hakka dair Anayasa'da (13. ve 19.maddelerde) yer alan güvencelere aykırılık oluşturmadığı görüldüğündenAnayasa'nın 15. maddesinde yer alan ölçütler yönünden ayrıca bir incelemeyapılmasına gerek bulunmamaktadır.
3. Tutukluluğun Makul Süreyi Aştığı İddiası
a. Başvurucunun İddiaları
84. Başvurucu; tutuklama ve tutukluluğun devamı kararları ile itirazve tahliye taleplerinin reddi kararlarının gerekçesiz olduğunu, tutukluluğundevamını haklı gösterecek makul bir sebep de bulunmadığını belirterek kişihürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.
b. Değerlendirme
85. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılanhukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifinikendisi takdir eder (Tahir Canan,§ 16). Buna göre somut olayda başvurucunun iddialarının özü tutukluluğun makulsüreyi aştığına ilişkin olup başvurucunun bu bölümdeki şikâyetlerininAnayasa'nın 19. maddesinin yedinci fıkası kapsamındaincelenmesi gerekir.
86. Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek içinihlale neden olduğu iddia edilen işlem veya eylem için öngörülen idari veyargısal başvuru yollarının tamamının tüketilmiş olması gerekir (Ayşe Zıraman ve CennetYeşilyurt, §§ 16, 17).
87. Anayasa Mahkemesi, tutukluluğun kanunda öngörülen azamisüreyi veya makul süreyi aştığı iddiasıyla yapılan bireysel başvurularbakımından bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla ilk derecemahkemesince mahkûmiyet hükmü verilmiş ise hüküm kesinleşmemiş olsa da 5271sayılı Kanun'un 141. maddesinde öngörülen tazminat davası açma imkânınıntüketilmesi gereken etkili bir hukuk yolu olduğu sonucuna varmıştır (Ahmet Kubilay Tezcan, B. No: 2014/3473,25/1/2018, §§ 24-27; Ekrem Atıcı, B.No: 2014/15609, 8/3/2018, §§ 27-30).
88. Bireysel başvuruda bulunduktan sonra 16/2/2018 tarihinde mahkûmiyetine karar verilen (bkz. § 29)başvurucunun tutukluluğun makul süreyi aştığına ilişkin iddiası, 5271 sayılıKanun'un 141. maddesi kapsamında açılacak davada incelenebilir. Bu maddekapsamında açılacak dava sonucuna göre başvurucunun tutukluluğunun makul süreyiaştığının tespiti hâlinde görevli mahkemece başvurucu lehine tazminata dahükmedilebilecektir. Buna göre 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinde belirtilendava yolu, başvurucunun durumuna uygun telafi kabiliyetini haiz etkili birhukuk yoludur ve bu olağan başvuru yolu tüketilmeden yapılan bireyselbaşvurunun incelenmesi bireysel başvurunun ikincillikniteliği ile bağdaşmamaktadır.
89. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniylekabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
4. Sulh CezaHâkimliklerinin ve İstanbul 26. ve 27. Ağır Ceza Mahkemelerinin Bağımsız veTarafsız Hâkim İlkelerine Aykırı Olduğuna İlişkin İddia
a. Başvurucunun İddiası
90. Başvurucu, soruşturma evresinde tutukluluğa ilişkin kararveren sulh ceza hâkimliklerinin bağımsız ve tarafsız mahkeme güvencesinisağlamadığını, ayrıca kovuşturma aşamasında yargılama ile birlikte tutuklulukincelemesini yapan İstanbul 26. Ağır Ceza Mahkemesi ile itiraz talebiniinceleyen 27. Ağır Ceza Mahkemesinin 23/7/2016 tarihli Resmî Gazetedeyayımlanarak yürürlüğe giren 20/7/2016 tarihli 667 sayılı KHK'nın 3. maddesinedeniyle hâkimlik teminatından yoksun olmaları nedeniyle bağımsız ve tarafsızolmadıklarını ileri sürmüştür.
b. Değerlendirme
i. UygulanabilirlikYönünden
91. Olağanüstü hâl ilanına konu olaylar kapsamında suçlananbaşvurucunun tutuklanmasına karar verildiği tarihte olağanüstü hâl devametmektedir. Bu itibarla başvurucu hakkında tutuklama tedbirinin uygulanmasınave tutukluluğun devamına karar veren yargı mercilerinin bağımsız ve tarafsızolup olmadığının incelenmesi Anayasa'nın 15. maddesi kapsamında yapılacaktır.Bu inceleme sırasında öncelikle başvurucunun tutuklanmasına ve tutukluluğundevamına karar veren mercinin başta Anayasa'nın 19.maddesi olmak üzere diğer maddelerinde yer alan güvencelere aykırı davranıpdavranmadığı tespit edilecek, aykırılık saptanması hâlinde ise Anayasa'nın 15.maddesindeki ölçütlerin bu aykırılığı meşru kılıp kılmadığıdeğerlendirilecektir (Aydın Yavuz vediğerleri, §§ 193-195, 242).
ii. Kabul EdilebilirlikYönünden
92. Anayasa'nın 9. maddesinde, yargı yetkisinin bağımsızmahkemelerce kullanılacağı açıkça hükme bağlanmış; 138. maddesinde isemahkemelerin bağımsızlığından ne anlaşılması gerektiği açıklanmıştır. Buna göre "Hiçbir organ, makam, merci veya kişi, yargı yetkisininkullanılmasında mahkemelere ve hâkimlere emir ve talimat veremez; genelge gönderemez; tavsiye ve telkinde bulunamaz."Bağımsızlık; mahkemenin bir uyuşmazlığı çözümlerken yasamaya, yürütmeye,davanın tarafları ile çevreye ve diğer yargı organlarına karşı bağımsızolmasını, onların etkisi altında olmamasını ifade etmektedir (AYM, E.2014/164,K.2015/12, 14/1/2015).
93. Bir mahkemenin idareye ve davanın taraflarına karşı bağımsızolup olmadığının belirlenmesinde üyelerinin atanma şekli ve onların görevsüreleri, dış baskılara karşı teminatların varlığı ve mahkemenin bağımsızolduğu yönünde bir görüntü sergileyip sergilemediği önem arz etmektedir (Yaşasın Aslan, B. No: 2013/1134,16/5/2013, § 28).
94. Anayasa'nın 36. maddesinde mahkemelerin tarafsızlığındanaçıkça bahsedilmemekle birlikte Anayasa Mahkemesi içtihadı uyarınca davanıntarafsız bir mahkemede görülmesini isteme hakkı, adil yargılanma hakkının zımnibir unsurudur. Ayrıca mahkemelerin tarafsızlığı ve bağımsızlığının birbirinitamamlayan iki unsur olduğu dikkate alındığında -Anayasa'nın bütünlüğü ilkesigereği- Anayasa'nın 138., 139. ve 140. maddelerinin de tarafsız bir mahkemedeyargılanma hakkının değerlendirilmesinde gözönündebulundurulması gerektiği açıktır (Tahir Gökatalay, B. No: 2013/1780, 20/3/2014, § 60).
95. Mahkemelerin tarafsızlığı kavramı, görülecek davalarkarşısında bizzat mahkemenin kurumsal yapısı ile davaya bakmakla görevlihâkimin tutumu üzerinden açıklanmaktadır. Öncelikle mahkemelerin kuruluşu veyapılanmasıyla ilgili yasal ve idari düzenlemelerin tarafsız olmadığıizlenimini vermemesi gerekir. Esasında kurumsal tarafsızlık, mahkemelerinbağımsızlığı ile bağlantılı bir konudur. Tarafsızlık için öncelikle bağımsızlıkön koşulu gerçekleşmeli ve ek olarak kurumsal yönden de taraf görüntüsü verecekbir yapılanma oluşmamalıdır (AYM, E.2014/164, K.2015/12, 14/1/2015).
96. Mahkemelerin tarafsızlığını ifade eden ikinci unsur,hâkimlerin görülecek davaya ilişkin öznel tutumlarıyla ilgilidir. Davayabakacak olan hâkimin davanın taraflarına karşı eşit, yansız ve ön yargısızolması, hiçbir telkin ve baskı altında kalmadan hukuk kuralları çerçevesindevicdani kanaatine göre karar vermesi gerekir. Aksi yöndeki davranışlar isehukuk düzenince disiplin ve ceza hukuku alanındaki yaptırımlara tabikılınmıştır (AYM, E.2014/164, K.2015/12, 14/1/2015).
97. Genel bir kanuni düzenlemeye dayanılarak ve Hâkim veSavcılar Kurulu (HSK) tarafından yapılan atama sonucunda sulh ceza hâkimlerinin-soruşturma aşamasında tutuklama tedbirine ilişkin karar vermek de dâhil olmaküzere- kanun ile verilen görevleri yaptıkları anlaşılmaktadır. Bağımsız vetarafsız olmadıkları iddia edilen sulh ceza hâkimliklerinin Cumhuriyetsavcısının taleplerini reddederek şüpheliler lehine kararlar da verdikleribilinmektedir. Bu itibarla bazı soyut varsayımlardan hareket ederek ilgilihâkimlerin bağımsız ve tarafsız davranmadıklarını kabul etmek mümkün değildir(benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. HikmetKopar ve diğerleri, § 114; HidayetKaraca, § 78, Mehmet Baransu (2), B. No: 2015/7231, 17/5/2016, §§64-78).
98. Nitekim Anayasa Mahkemesi; sulh ceza hâkimlerinin de diğertüm hâkimler gibi HSK tarafından atandıkları ve Anayasa'nın 139. maddesindeöngörülen hâkimlik teminatına sahip bulundukları, diğer tüm mahkemelerde olduğugibi Anayasa'nın öngördüğü biçimde mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlikteminatı esaslarına uygun olarak teşkilatlandırıldıkları, bunların yapılanmasıve işleyişinde tarafsız davranamayacakları sonucuna ulaşılmasını gerektiren herhangibir unsur bulunmadığı, ayrıca somut, nesnel ve inandırıcı delillerle hâkimintarafsızlığını yitirdiğinin ortaya konması durumunda davaya bakmasınıengelleyen usul hükümlerinin de bulunduğu gerekçeleriyle sulh cezahâkimliklerini ihdas eden kanun hükmünün iptali istemini reddetmiştir (AYM,E.2014/164, K.2015/12, 14/1/2015).
99. Başvurucu ayrıca İstanbul 26. Ağır Ceza Mahkemesi ile itiraztalebini inceleyen 27. Ağır Ceza Mahkemesinin 667 sayılı KHK'nın 3. maddesinedeniyle hâkimlik teminatından yoksun olmaları nedeniyle bağımsız ve tarafsızolmadıklarını ileri sürmüştür.
100. 667 sayılı KHK'nın 3. maddesiyle yargı mensupları ile bumeslekten sayılanlara ilişkin bazı tedbirler öngörülmüştür. Buna göre terörörgütlerine veya Millî Güvenlik Kurulunca devletin millî güvenliğine karşıfaaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği,mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatıolduğu değerlendirilen hâkim ve savcılar hakkında Hâkimler ve Savcılar YüksekKurulu Genel Kurulunca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslektençıkarılmalarına karar verileceği öngörülmüştür.
101. Darbe teşebbüsü sırasında ve sonrasında ülke genelindeCumhuriyet başsavcılıkları tarafından darbe girişimiyle bağlantılı ya dadoğrudan darbe girişimiyle bağlantılı olmasa bile FETÖ/PDY'ninkamu kurumlarındaki örgütlenmesinin yanı sıra eğitim, sağlık, ticaret, siviltoplum ve medya gibi farklı alanlardaki yapılanmasına yönelik soruşturmalaryürütülmüş ve çok sayıda kişi hakkında gözaltı ve tutuklama tedbirleriuygulanmıştır (Aydın Yavuz ve diğerleri,§ 51, Mehmet Hasan Altan (2), §12). Bu kapsamda hâkim ve savcılar hakkında da benzer tedbirler uygulanmıştır (Selçuk Özdemir, § 25). Dolayısıylagetirilen bu düzenlemede tüm hâkim ve savcılar hakkında değil 15 Temmuz darbegirişiminde bulunan FETÖ/PDY ile bağlantılı hâkim ve savcılar hakkındameslekten çıkarma kararı verileceği belirtilmiştir. Bu bakımdan başvurucununtutukluluk incelemelerinde bulunan ağır ceza mahkemelerinin bağımsızlık vetarafsızlık güvencelerine aykırı bir yön bulunmamaktadır.
102. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun tutukluluğuna ilişkinkarar veren sulh ceza hâkimliklerinin ve tutukluluk hâlinin devamına veitirazlar hakkında karar veren ağır ceza mahkemelerinin bağımsız ve tarafsızolmadığı iddiasına ilişkin olarak bir ihlalin bulunmadığı açık olduğundanbaşvurunun bu kısmının açıkça dayanaktanyoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesigerekir.
103. Buna göre başvurucunun sulh ceza hâkimliğince tutuklanmasınınve tutukluluğunun ağır ceza mahkemelerince devam ettirilmesinin hakka dair-başta 19., 37., 138., 139. ve 140. maddeler olmak üzere- Anayasa'da yer alangüvencelere aykırılık oluşturmadığı görüldüğünden Anayasa'nın 15. maddesindeyer alan ölçütler yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerekbulunmamaktadır.
5. Soruşturma DosyasınaErişimin Kısıtlandığına İlişkin İddia
a. Başvurucunun İddiası
104. Başvurucu, soruşturma dosyasına ilişkin kısıtlama kararı nedeniyletutuklamaya karşı etkili bir şekilde itirazda bulunma imkânından yoksunbırakıldığını ve silahların eşitliği ilkesine uyulmadığını belirterek kişihürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
b. Değerlendirme
105. Anayasa'nın "Kişihürriyeti ve güvenliği" kenar başlıklı 19. maddesinin sekizincifıkrası şöyledir:
"Her ne sebeple olursa olsun, hürriyetikısıtlanan kişi, kısa sürede durumu hakkında karar verilmesini ve bukısıtlamanın kanuna aykırılığı halinde hemen serbest bırakılmasını sağlamakamacıyla yetkili bir yargı merciine başvurma hakkına sahiptir."
106. Başvurunun Anayasa'nın 19. maddesinin sekizinci fıkrasıbağlamında kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı kapsamında incelenmesi gerekir.
107. 6216 sayılı Kanun’un “Bireyselbaşvuru usulü” kenar başlıklı 47. maddesinin (5) numaralı fıkrasışöyledir:
“Bireysel başvurunun, başvuru yollarının tüketildiği tarihten; başvuruyolu öngörülmemişse ihlalin öğrenildiği tarihten itibaren otuz gün içindeyapılması gerekir…”
108. Bireysel başvurunun kabul edilebilirlik koşullarından olanbaşvuru süresine riayet edilmesi şartı, bireysel başvuru incelemesinin heraşamasında resen dikkate alınması gereken bir başvuru koşuludur. Bireyselbaşvurunun başvuru yollarının tüketildiği, başvuru yolu öngörülmemişse ihlalinöğrenildiği tarihten itibaren otuz gün içinde yapılması gerekmektedir (Taner Kurban, B. No: 2013/1582, 7/11/2013,§§ 19, 20).
109. Somut olayda başvurucu hakkında İstanbul CumhuriyetBaşsavcılığının 12/4/2017 tarihli iddianamesi ile Türkiye Büyük MilletMeclisini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme,Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasınıengellemeye teşebbüs etme, Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme vesilahlı terör örgütüne üye olma suçlarını işlediğinden bahisle cezalandırılmasıistemiyle aynı yer Ağır Ceza Mahkemesinde kamu davası açılmıştır. İstanbul 26.Ağır Ceza Mahkemesi 3/5/2017 tarihindeiddianamenin kabulüne karar vermiş, ve E.2017/127 sayılı dosya üzerindenkovuşturma aşaması başlamıştır. Mahkemece yapılan tensip incelemesindebaşvurucunun tutukluluğunun devamına ve ilk duruşmanın 19/6/2017 tarihindeyapılmasına karar verilmiştir.
110. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca 29/7/2016 tarihindebaşvurucu hakkındaki soruşturma dosyasına ilişkin olarak 668 sayılı KHK'nın 3.maddesi uyarınca kısıtlama kararı verilmiştir (bkz. § 11).
111. Başvuru formu ve eklerinde kısıtlama kararının daha sonrakaldırılıp kaldırılmadığı hususunda herhangi bir bilgi veya belge bulunmamaklabirlikte ve yargılama sırasında bu kısıtlamanın devam ettiği ilerisürülmediğine göre İstanbul 26. Ağır Ceza Mahkemesince iddianamenin kabuledildiği 3/5/2017 tarihi (bkz. § 22) itibarıyla kısıtlılık, 5271 sayılıKanun'un 153. maddesinin (4) numaralı fıkrası uyarınca kendiliğinden sona ermişbulunmaktadır. İddianamenin kabulü kararının ve tensip zabtınınbaşvurucuya tebliğ tarihi tam olarak dosyadan anlaşılamamakta ise de başvurucununbu kararı en son ilk duruşmanın yapıldığı 19/6/2017 tarihinde öğrendiği kabuledilmelidir (bkz. § 23). Başvurucunun bu tarih itibarıyla dosyaya erişim imkânıbulunmaktadır. Dolayısıyla başvurucunun dosyaya erişimin kısıtlanmasına yönelikbaşvurusunu 19/6/2017 tarihinden itibaren otuz gün içinde en son 20/7/2017tarihinde yapması gerekmektedir. Otuz günlük başvuru süresi geçtikten sonra20/10/2017 tarihinde yapılan bireysel başvuruda süre aşımı bulunduğuanlaşılmıştır.
112. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının süre aşımı nedeniyle kabul edilemezolduğuna karar verilmesi gerekir.
6. Tutukluluğa İtirazınEtkin Şekilde Değerlendirilmediği İddiası
a. Başvurucunun İddiaları
113. Başvurucu, gözaltı sonrası tahliye taleplerinin vetutukluluğun devamı kararlarına karşı yaptığı itirazlarının duruşma yapılmadanve kısa süre içinde karara bağlanmadan değerlendirildiğini belirterek kişihürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.
b. Değerlendirme
114. Anayasa Mahkemesine başvuru konusu olaylarla ilgilidelilleri sunmak suretiyle iddialarını kanıtlamak ve dayanılan Anayasa hükmününkendilerine göre ihlal edildiğine dair açıklamalarda bulunarak hukukiiddialarını ortaya koymak başvurucuya düşer. Başvurucunun kamu gücünün işlem,eylem ya da ihmali nedeniyle ihlal edildiğini ileri sürdüğü hak ve özgürlük iledayanılan Anayasa hükümlerini, ihlal gerekçelerini, dayanılan deliller ileihlale neden olduğu ileri sürülen işlem veya kararların neler olduğunu başvuru dilekçesindebelirtmesi şarttır. Başvuru dilekçesinde kamu gücünün ihlale neden olduğu iddiaedilen işlem, eylem ya da ihmaline dair olayların tarih sırasına göre özetiyapılmalı; bireysel başvuru kapsamındaki hak ve özgürlüklerden hangisinin hanginedenle ihlal edildiği ve buna ilişkin gerekçeler ve deliller açıklanmalıdır (Veli Özdemir, B. No: 2013/276, 9/1/2014,§§ 19, 20; Ünal Yiğit, B. No:2013/1075, 30/6/2014, §§ 18, 19).
115. Somut olayda başvurucu, gözaltı sonrasında tahliyetaleplerinin ve itirazlarının duruşmalı yapılmadığını ve bunların kısa süredesonlandırılmadığını ileri sürmektedir. Buna karşılık başvurucu,buiddialarına ilişkin olarak hiçbir tarih, hâkimlik ya da mahkeme ismibelirtmediği gibi herhangi bir belge de sunmamıştır. Dolayısıyla başvurucununanılan iddialarının herhangi bir bilgi veya belgeye dayandırılmaksızın soyutolarak dile getirildiği görülmektedir.
116. Bu itibarla başvurucu, bu bölümdeki ihlal iddiasına ilişkinolarak delillerini sunma ve bireysel başvuru kapsamındaki haklardan hangisininhangi nedenle ihlal edildiğine ilişkin açıklamalarda bulunma yönündekiyükümlülüğünü yerine getirmemiştir.
117. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun tutukluluğa itirazbağlamında etkili başvuru hakkının ihlal edildiğine dair iddiasının temellendirilmemişolduğu anlaşıldığından başvurunun bu kısmının açıkçadayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna kararverilmesi gerekir.
B. Adil YargılanmaHakkının İhlal Edildiği İddiası
1. Başvurucunun İddiaları
118. Başvurucu; gözaltına alındığı ilk andan itibaren avukatyardımından yararlandırılmaması, ceza infaz kurumunda avukatıyla görüşmesininteknik kayda alınması ve görevli infaz memurunun huzurunda yapılması nedeniylesavunma hakkı, avukatla görüşme hakkı ve adil yargılanma hakkının ihlaledildiğini ileri sürmüştür.
2. Değerlendirme
119. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılanhukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifinikendisi takdir eder (Tahir Canan,§ 16). Buna göre somut olayda başvurucunun iddialarının özü adil yargılanmahakkının ihlal edildiğine ilişkin olup başvurucunun bu bölümdeki şikâyetlerininAnayasa'nın 36. maddesi kapsamında incelenmesi gerekir.
120. Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek içinihlale neden olduğu iddia edilen işlem veya eylem için öngörülen idari veyargısal başvuru yollarının tamamının tüketilmiş olması gerekir (Ayşe Zıraman ve CennetYeşilyurt, §§ 16, 17).
121. Somut olayda başvurucu hakkındaki yargılamanınsonuçlanmadığı, başvurucunun yargılaması sonunda yerel Mahkemece verilenkararın istinaf incelemesinin devam ettiği (bkz. § 30), adil yargılanma hakkıkapsamında ileri sürülen bu iddiaların yargılama sürecinde ve kanun yolundaincelenmesi imkânının bulunduğu anlaşılmaktadır.
122. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniylekabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
C. Özel Hayata SaygıHakkının İhlal Edildiği İddiası
1. Başvurucunun İddiaları
123. Başvurucu, yasal şartları bulunmayan ve hukuka aykırışekilde yapılan arama işlemleri nedeniyle özel hayata saygı hakkının ihlaledildiğini iddia etmiştir.
2. Değerlendirme
124. Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek içinihlale neden olduğu iddia edilen işlem veya eylem için öngörülen idari veyargısal başvuru yollarının tamamının tüketilmiş olması gerekir (Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt, §§ 16, 17).
125. Arama tedbirinin hukuka aykırılığını tespit edipgerektiğinde yeterli giderim sağlama potansiyeli olduğu kabul edilen 5271sayılı Kanun'un 141. maddesinde öngörülen yola başvurulduğunda derecemahkemelerinin hukuka aykırılığı tespit ederken ve yeterli giderim sağlamahususlarında karar verirken tedbirin özel hayata saygı hakkına müdahale teşkiledip etmediği de dâhil olmak üzere somut olayın tüm koşullarını dikkate almakdurumunda olduğu açıktır. Bu nedenle 5271 sayılı Kanun’un 141. maddesindeöngörülen yol, arama tedbirinin özel hayata saygı hakkına müdahale ettiğidurumlarda da etkili bir başvuru yolu niteliğindedir (Alaaddin Akkaşoğlu ve Akis Yayıncılık San. ve Tic.A.Ş., B. No: 2014/18247, 20/12/2017, § 30; el koyma tedbiri yönündenbkz. Nuray Işık, B. No: 2014/7561,28/9/2016, § 68).
126. Somut olayda başvurucunun hukuk sisteminde mevcut idari veyargısal yolları tüketmeksizin bireysel başvuruda bulunduğu anlaşılmaktadır.
127. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının diğer kabul edilebilirlikkoşulları yönünden incelenmeksizin başvuruyollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna kararverilmesi gerekir.
D. İfade ve BasınÖzgürlüklerinin İhlal edildiği İddiası
1. Başvurucunun İddiaları
128. Başvurucu, basın özgürlüğü kapsamındaki faaliyetlerinedeniyle hakkında tutuklanmasının ifade ve basın özgürlüklerini ihlal ettiğiniiddia etmiştir.
2. Değerlendirme
129. Anayasa Mahkemesi, tutuklama tedbirinin ifade ve basınözgürlükleri, dernek kurma hürriyeti, seçilme ve siyasi faaliyette bulunmahakları gibi diğer temel hak ve özgürlükler üzerindeki etkisini incelerkenöncelikle tutuklamanın hukuki olup olmadığını ve/veya tutukluluğun makul süreyiaşıp aşmadığını değerlendirmekte; daha sonra tutuklamanın hukukiliğine ya datutukluluğun süresinin makullüğüne ilişkin vardığı sonucu da dikkate alarakdiğer temel hak ve özgürlüklerin ihlal edilip edilmediğini belirlemektedir (Erdem Gül ve Can Dündar, §§ 92-100; Hidayet Karaca, §§ 111-117; Mehmet Baransu (2), §§ 157-164; Günay Dağ ve diğerleri, §§ 191-203; Mehmet Haberal, B. No: 2012/849,4/12/2013, §§ 105-116; Mustafa Ali Balbay, §§ 120-134; Kemal Aktaş ve Selma Irmak, B. No: 2014/85, 3/1/2014, §§61-75; Faysal Sarıyıldız, B. No:2014/9, 3/1/2014, §§ 61-75; İbrahim Ayhan, B. No: 2013/9895, 2/1/2014,§§ 60-74; Gülser Yıldırım, B. No: 2013/9894, 2/1/2014, §§60-74).
130. Somut olayda başvurucunun tutuklanmasının hukuki olmadığıiddiası incelendiğinde başvurucunun suç işlemiş olabileceğinden şüphelenilmesiiçin inandırıcı delillerin bulunduğu, ayrıca olayda tutuklama nedenlerininmevcut olduğu ve tutuklamanın ölçülü olduğunun söylenebileceği sonucunavarılmıştır (bkz. §§ 66-83). Bu kapsamda yapılan değerlendirmeler dikkatealındığında başvurucunun yalnızca ifade özgürlüğü kapsamında kalan eylemlerinedeniyle soruşturmaya maruz kaldığı ve tutuklandığı iddiası yönünden farklıbir sonuca varılmasını gerekli kılan bir durum bulunmamaktadır.
131. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun tutuklanmasının ifadeve basın özgürlüklerini ihlal ettiği iddialarına ilişkin olarak bir ihlalinbulunmadığı açık olduğundan başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemezolduğuna karar verilmesi gerekir.
E. Kötü Muamele Yasağınınİhlal Edildiğine İlişkin İddia
1. Başvurucunun İddiaları
132. Başvurucu; dar ve sağlıksız koşullarda dört gün boyuncagözaltında tutulduğunu, en temel insani ihtiyaçlarını giderme konusunda zorlukçıkarıldığını ve kamu görevlilerinin tehdit ve hakaretlerine maruz kaldığınıbelirterek kötü muamele yasağının ihlal edildiğini iddia etmiştir.
2. Değerlendirme
133. Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek içinihlale neden olduğu iddia edilen işlem veya eylem için öngörülen idari veyargısal başvuru yollarının tamamının tüketilmiş olması gerekir (Ayşe Zıraman ve CennetYeşilyurt, §§ 16, 17).
134. Somut olayda gözaltı sürecindeki kötü muamele iddialarınailişkin olarak başvurucu, genel olarak gözaltında iken kamu görevlileritarafından kötü muameleye maruz bırakıldığını ve insani olmayan gözaltıkoşullarında kasti bir şekilde tutulduğunu ileri sürmektedir. Bu bölümdekiiddialar bir bütün olarak değerlendirildiğinde başvurucunun yakalandığı andanitibaren kamu görevlilerinin kendisine kötü muamelede bulunduğundan şikâyetçiolduğu görülmektedir. Başvurucu, gözaltında tutma koşullarının yetersizliğindenbahsetmişse de bu kapsamda maruz kaldığını ileri sürdüğü kötü muamelenin kamugörevlilerinin kasıt ve/veya ihmalinden mi yoksa salt tutulma koşullarından mıkaynaklandığını açıkça belirtmemiştir. Dolayısıyla söz konusu iddialarınAnayasa Mahkemesince doğrudan incelenebilmesi için yeterli bilgi ve belgebulunmadığı anlaşılmıştır. Bu bağlamda somut olayın koşullarının başvurucununanılan iddialarının kamu görevlilerinin kasıt ve/veya ihmalinden kaynaklanıpkaynaklanmadığına dair adli ve/veya idari bir soruşturmayla ortaya konmasıgerekmektedir.
135. Ceza infaz kurumundaki tutulma koşullarına ilişkinşikâyetler yönünden ise başvurucunun iddialarını iletebileceği ve yapıldığınıiddia ettiği kötü muameleye derhâl son verilmesini isteyebileceği idari veyargısal merciler bulunmaktadır. Bu kapsamda başvurucu, şikâyetlerini öncelikleyetkili yargısal mercilere iletip tutulma yeri ve koşulları sebebiyle kötümuameleye maruz bırakıldığını ileri sürebilecek ve bu koşulların en kısazamanda uygun hâle getirilmesini isteyebilecekken bu yollara başvurmamıştır(benzer yöndeki bir değerlendirme için bkz. MehmetBaransu, B. No: 2015/8046, 19/11/2015, §30). Başvurucunun şikâyetleri dikkate alındığında mevcut başvuru yollarınınulaşılabilir, şikâyetleri açısından telafi imkânına sahip ve bir çözümsağlayabilecek nitelikte olmadığını söyleyebilmeyi mümkün kılan bir sebepbulunmadığından başvuru yollarının tüketilmesi kuralına istisna tanınmasınıgerektiren bir durumun da olmadığı görülmektedir (benzer yöndeki birdeğerlendirme için Didem Tütenk,B. No: 2013/7525, 10/6/2015, §§ 40, 41).
136. Dolayısıyla başvurucunun şikâyetlerini ve varsa bu konudakikanıtlarını öncelikle ve süresinde yetkili idari ve yargısal mercilereiletmeden, hak ihlali iddialarını öncelikle bu makamların değerlendirmesini veçözüme kavuşturmasını beklemeden doğrudan Anayasa Mahkemesine bireyselbaşvuruda bulunduğu anlaşılmaktadır.
137. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun kötü muamele yasağınınihlal edildiği iddiasıyla ilgili olarak idari ve/veya yargısal başvuru yollarıtüketmeden bireysel başvuruda bulunduğu anlaşıldığından başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemiş olmasınedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A) 1. Gözaltının hukuki olmaması ve gözaltı süresinin makulolmaması dolayısıyla kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğineilişkin iddianın başvuru yollarınıntüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2. Tutuklamanın hukuki olmaması dolayısıyla kişi hürriyeti vegüvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZOLDUĞUNA,
3. Tutukluluğun makul süreyi aşması dolayısıyla kişi hürriyetive güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
4. Sulh ceza hâkimliğinin ve mahkemelerin bağımsız ve tarafsızolmadığına ilişkin iddianın açıkçadayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
5. Soruşturma dosyasına erişimin kısıtlanması dolayısıyla kişihürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın süre aşımı nedeniyle KABUL EDİLEMEZOLDUĞUNA,
6. Tutukluluğa itirazın etkin şekilde değerlendirilmediğineilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksunolması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
7. Adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
8. Özel hayata ve aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiğineilişkin iddianın başvuru yollarınıntüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
9. İfade ve basın özgürlüklerinin ihlal edildiğine ilişkiniddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
10. Kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde bırakılmasına25/12/2018 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.