TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
YAŞAR YILMAZ BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2013/6183)
Karar Tarihi: 19/11/2014
R.G. Tarih-Sayı: 7/3/2015-29288
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Serruh KALELİ
Üyeler
:
Nuri NECİPOĞLU
Hicabi DURSUN
Erdal TERCAN
Hasan Tahsin GÖKCAN
Raportör
:
Akif YILDIRIM
Başvurucu
:
Yaşar YILMAZ
Vekili
:
Av. Ahmet YILDIZ
I. BAŞVURUNUNKONUSU
1. Başvurucu, avlanması yasak av hayvanlarınailişkin unsurları bulundurduğu gerekçesiyle aleyhine açılan tazminat davasınınkabulüne karar verildiğini ve hukuka aykırı delillerin hükme esas alındığınıbelirterek, adil yargılanma ve özel yaşama saygı hakkının ihlal edildiğiniileri sürmüş ve yeniden yargılanma talep etmiştir.
II. BAŞVURUSÜRECİ
2. Başvuru, 5/8/2013 tarihinde Anayasa Mahkemesine doğrudanyapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesineticesinde Komisyona sunulmasına engel bir eksikliğin bulunmadığı tespitedilmiştir.
3. Birinci Bölüm Birinci Komisyonunca, 22/5/2013 tarihinde, kabuledilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına, dosyanın Bölümegönderilmesine karar verilmiştir.
4. Bölüm Başkanı tarafından 19/6/2014 tarihinde, başvurunun kabuledilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına ve bir örneğinin görüşiçin Adalet Bakanlığına gönderilmesine karar verilmiştir.
5. Başvuru konusu olay ve olgular ile başvurunun bir örneği görüşiçin Adalet Bakanlığına gönderilmiştir. Adalet Bakanlığının 22/7/2014 tarihliyazısında, Anayasa Mahkemesinin önceki kararlarına ve bu kapsamda sunulangörüşlerine atfen, başvuru hakkında görüş sunulmayacağı bildirilmiştir.
III.OLAYLAR VE OLGULAR
A. Olaylar
6. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylarözetle şöyledir:
7. Başvurucu hakkında, koruma altında bulunan hayvan ve tahnit(boynuz, deri vb.) bulundurduğu iddiası üzerine evleri, müştemilatları vearazilerinde arama yapılabilmesi amacıyla Tuzla Sulh Ceza Mahkemesince22/1/2003 tarihinde arama kararı verilmiştir.
8. Başvurucuya ait olduğu iddia edilen taşınmazda yapılan aramada,bir kısmı Türkiye'de yaşamayan yaban hayvanlarına ait post vd. unsurlarbulunmuş, bu durumu tespit etmek üzere tutanak düzenlenmiş ve bu tutanak sadecejandarma görevlileri ve Milli Parklar orman mühendisince imzalanmıştır. Aramaesnasında mahal ihtiyar heyetinden veya komşulardan kimse bulunmamıştır.
9. Söz konusu tutanağa dayanılarak Çevre ve Orman Bakanlığıncakesilen idari para cezalarına karşı açılan davalar, İstanbul 4. İdareMahkemesinin 13/9/2004 tarihli kararlarında, suç tarihinden sonra çıkarılankanuna göre ceza kesildiği gerekçesiyle cezalar iptal edilmiştir.
10. Başvurucunun mera vasfındaki araziyi tel çitlerle çevirerekişgal ettiği iddiasıyla Tuzla Cumhuriyet Başsavcılığınca başlatılansoruşturmada ise 14/3/2003 tarihinde, söz konusu yerin belediye sınırlarıiçinde olduğu gerekçesiyle kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmiştir.
11. Başvurucu aleyhine Orman Bakanlığı Marmara Bölge Müdürlüğü Av - Yaban Hayatı Başmüdürlüğü adına İstanbul Muhakemat Müdürlüğünce, 1/3/2004 tarihinde, 23/1/2003tarihli tutanaktaki tespitler dolayısıyla 5/5/1937 tarih ve 3167 sayılı mülgaKara Avcılığı Kanunu'na uymayarak verdiği zarar nedeniyle tazminat davasıaçılmıştır.
12. Davaya bakan Tuzla Asliye Hukuk Mahkemesinin, 21/9/2004 tarihlikararıyla, davaya konu tazminat alacağının idari yargının görev alanında olduğugerekçesiyle dilekçenin görev yönünden reddine karar verilmiş, bu karar,Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin, 14/4/2005 tarih ve E.2005/3851, K.2005/3979sayılı ilamıyla bozulmuş, bozmaya uyarak davayı inceleyen Mahkemenin, 26/9/2007tarih ve E.2005/603, K.2007/811 sayılı kararıyla, "21/3/2003 tarihinde tutulan tutanaktaki çeşitli cins ve adettekipost, trofe, boynuzların davalıya ait olduğu vedavalı tarafından işlem yapıldığına dair dosyaya herhangi bir belge ve delilkonulamadığı gibi davalının olayda davalı sıfatının olmadığı " gerekçegösterilerek dava husumet nedeniyle reddedilmiştir.
13. Davacı idare tarafından temyiz edilen bu karar, Yargıtay 4.Hukuk Dairesinin 6/3/2008 tarih ve E.2008/161, K.2008/2932 sayılı ilamıyla, "Dosyadaki belgelerden 23/1/2003 tarihinde jandarmacatutulan tutanakta dava konusu post, trofe veboynuzların davalı Yaşar Yılmaz'a ait köy merası üzerindeki evlerde bulunduğubelirtilmiştir. Anılan belge resmi evrak niteliğinde olup aksi geçerlidelillerle kanıtlanmış bulunmamaktadır. Şu durumda davanın husumetten reddidoğru değildir. Mahkemece işin esasına girilmek ve yapılacak incelemeye görekarar verilmek üzere usul ve yasaya aykırı kararın bozulması gerekmiştir" denilmeksuretiyle bozulmuştur.
14. Bozmaya uyan Mahkemenin, 24/5/2011 tarih ve E.2009/137,K.2011/341 sayılı kararıyla, "toplanandelillere, bilirkişi raporları ile tüm dosya kapsamına göre 23/1/2003 tarihindejandarma tarafından tutulan tutanakta post, trofe veboynuzların davalıya ait köy merası üzerindeki evlerde bulunduğunun tespitedildiği, buna göre tutanak tutulduğu, bu belgenin resmi evrak niteliğindeolduğu, aksinin geçerli delillerle kanıtlanamadığı, hazine tarafından talepedilen tazminatın merkez av komisyonu kararlarına uygun olduğu"gerekçesiyle dava kabul edilmiştir.
15. Başvurucu tarafından temyiz edilen bu karar, Yargıtay 4. HukukDairesinin 28/2/2012 tarih ve E.2012/93, K.2012/3040 sayılı ilamıylaonanmıştır.
16. Başvurucunun karar düzeltme talebi aynı Dairenin, 16/4/2013tarih ve E.2012/10148, K.2013/7103 sayılı ilamıyla reddedilmiştir.
17. Bu karar, 5/7/2013 tarihinde başvurucu vekiline tebliğedilmiştir.
18. Başvurucu 5/8/2013 tarihinde Anayasa Mahkemesine bireyselbaşvuruda bulunmuştur.
B. İlgiliHukuk
19. 4/4/1929 tarih ve 1412 sayılı mülga Ceza Muhakemeleri UsulüKanunu’nun 94. maddesi şöyledir:
“Bir suç işlemek veya buna iştirak veyahutyataklık etmek şüphesi altında bulunan kimsenin evi ile ona ait sair mahallerdearanma yapılabileceği gibi gerek üzeri ve gerek eşyası dahi aranabilir.
Bu arama şüphe altında bulunan kimseninyakalanması maksadiyle yapılabileceği gibi sübutdelillerinin meydana çıkarılması umulan hallerde dahi yapılabilir.”
20. Aynı Kanun’un 97. maddesinin ikinci fıkrası şöyledir:
“Hakim veyaCumhuriyet Müddeiumumisi hazır olmaksızın süknadaveya iş görmeğe mahsus mahaller ile kapalı yerlerde aramada bulunabilmek için omahal ihtiyar heyetinden veya komşulardan iki kişi bulundurulur.”
21. Aynı Kanun’un 98. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
“Arama muamelesine tabi yerlerin sahibi veyaeşyanın zilyedi aramada hazır bulunabilir. Kendisi bulunmazsa mümessili veyamümeyyiz hısımlarından biri yahut kendisiyle birlikte sakin olan bir kimse veyakomşusu bulundurulur.”
22. 12/1/2011 tarih ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun “İspat hakkı” kenar başlıklı 189.maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:
“Hukuka aykırı olarak elde edilmiş olandeliller, mahkeme tarafından bir vakıanın ispatında dikkate alınamaz.”
23. 6100 sayılı Kanun’un geçici 3. maddesinin (1) numaralı fıkrasışöyledir:
“Bölge adliye mahkemelerinin, 26/9/2004tarihli ve 5235 sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge AdliyeMahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanunun geçici 2 nci maddesi uyarınca Resmî Gazete'de ilan edilecek göreve başlama tarihine kadar, 1086sayılı Kanunun temyize ilişkinyürürlükteki hükümlerinin uygulanmasına devam olunur.”
24. 18/6/1927 tarih ve 1086 sayılı mülga Hukuk Usulü MuhakemeleriKanunu’nun 427. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
“Bölge adliye mahkemesi hukuk dairelerindenverilen temyizi kabil nihaî kararlarile hakem kararlarına karşı tebliğ tarihinden itibaren onbeşgün içinde temyiz yoluna başvurulabilir; bu süre, 8.1.1943 tarihli ve 4353sayılı Kanuna tâbi kamu kurumları hakkında otuz gündür.”
25. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 15/2/2012 tarih ve E.2011/2-703,K.2012/70 sayılı kararı şöyledir:
“…Bir delilin mahkemece kabul edilebilmesiiçin, gerek öğretide yer alan ağırlıklı görüş, gerekse de Hukuk Genel KuruluKararlarında ortaya konulan ölçüt; o delilin usulsüz olarak yaratılmamış olmasıve hukuka aykırı biçimde elde edilmemesidir.
Vurgulanmalıdır ki, bir delilin usulsüz olarakelde edilmesi ayrı, usulsüz olarak yaratılması ayrı bir olaydır. Usulsüz olarakelde edilen bir delil somut olayın özelliğine göre değerlendirilebilirse de; usulsüz olarak yaratılan bir delilin hiçbir şekildedelil olarak kabulü olanaklı değildir.
Somut olaya gelince;
Mahkemece, hükme esas alınan CD, davalıkadının rızası dışında kaydedildiği gibi sırf boşanma davasında delil olarakkullanılmak amacıyla bir kurgu sonucu oluşturulmuştur. O halde bu şekildeoluşturulmakla usulsüz olarak yaratılmış bu delilin hükme esas alınması mümkündeğildir.
Kaldı ki, bir an için delil olarak kabuledilse dahi ne CD içeriği, ne savcılık evrakı ve icradosyaları ne de tanık beyanları davalının kusurlu olduğunu ispata yeterlibulunmamıştır.
O halde, Hukuk Genel Kurulu’nca da benimsenenÖzel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usulve yasaya aykırıdır…”
26. Yüce Divan’ın 19.12.2012 tarih ve E.2011/1, K.2012/1 sayılıkararında konuya ilişkin şu ifadelere yer verilmiştir:
“…Çağdaş hukuk sistemlerinde, hukuka aykırıdelillerin ceza yargılamasında hükme esas alınıp alınamayacağı hususunda ikiayrı görüş bulunmaktadır. Bunlardan birincisine göre, maddi gerçeğin ortayaçıkarılmasındaki kamu yararı ile kişinin hukuka aykırı olarak delil toplanmasısırasında ihlal edilen hakkının dengelenmesi, kamu yararının ağır basmasıhâlinde hukuka aykırı olarak toplanmış olan delillerin hükme esas alınması,aksi hâlde bunların hükme esas alınmaması gerekir. İkinci görüşe göre isedelillerin hukuka aykırı olarak toplanması sırasında kişilerin temel hak vehürriyetlerinin ihlal edilip edilmediği, maddi gerçeğin araştırılmasındaki kamuyararının ağırlığı dikkate alınmaksızın elde edilen hukuka aykırı delillerhükme esas alınmamalıdır.
Anayasa’nın 38. maddesinin altıncı fıkrasında,“Kanuna aykırı olarak elde edilmiş bulgular delil olarak değerlendirilemez.”;5271 sayılı Kanun’un 217. maddesinin (2) numaralı fıkrasında, “Yüklenen suç,hukuka uygun bir şekilde elde edilmiş her türlü delille ispat edilebilir”denilmiştir. Aynı Kanun’un 206. maddesinin (2) numaralı fıkrasında, ortayakonulması istenilen bir delilin kanuna aykırı olarak elde edilmiş olmasıhâlinde reddolunacağı; 230. maddesinde (1) numaralıfıkrasında ise mahkûmiyet hükmünün gerekçesinde hükme esas alınan ve reddedilendelillerin belirtileceği, bu kapsamda dosya içerisinde bulunan ve hukuka aykırıyöntemlerle elde edilen delillerin ayrıca ve açıkça gösterileceği kuralabağlanmıştır. Söz konusu kurallar dikkate alındığında, hukukumuzda toplanmalarısırasında kişilerin temel hak ve özgürlüklerinin ihlal edilip edilmediğinebakılmaksızın hukuka aykırı delillerin ceza yargılamasında kullanılmasıyasaklanarak ikinci görüşün benimsendiği anlaşılmaktadır. Bununla birliktedoktrinde ve kimi Yargıtay Ceza Genel Kurulu kararlarında belirtildiği üzere,delillerin toplanması için yapılan işlemlerin geçerliliğini etkilemeyen şekleilişkin basit usul hatalarının bu kapsamda değerlendirilmemesi gerekir…”
IV. İNCELEME VE GEREKÇE
27. Mahkemenin 19/11/2014 tarihinde yapmış olduğu toplantıda,başvurucunun 5/8/2013 tarihli ve 2013/6183 numaralı bireysel başvurusuincelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucununİddiaları
28. Başvurucu, ilk derece Mahkemesi kararınaesas alınan 23/1/2003 tarihli tespit tutanağında belirtilen taşınmazınkendisine ait olmadığını ve kendisi tarafından kullanılmadığını, açıkça adresbelirtilmeyen arama kararının hukuka uygun olmadığını, aramanın kanunda belirtilenusule aykırı yapıldığını, arama esnasında kendisinin bulunmadığını, buna rağmeno mahal ihtiyarheyetinden veya komşulardan iki kişi bulundurulmadığını, arama tutanağı ile sonradan hazırlanan raporarasında farklılıklar bulunduğunu, tutanaktaki tespitin aksine söz konusutaşınmazın kendisine ait olmadığına ilişkin delillerinin dikkate alınmadığını,ilk bilirkişi raporu lehe iken, taraflı hazırlanan ikinci bilirkişi raporundaorman mühendisi olan bilirkişilerce hukuki değerlendirmeler yapıldığını, bilirkişilerintarafsız olmadığına yeni bilirkişi atanmasına ilişkin taleplerinin reddine dairkararın masrafları yatırılmasına karşın Mahkemece temyize gönderilmediğini,yeniden bilirkişi incelemesi yaptırılması taleplerinin kabul edilmediğinibelirterek, Anayasa'nın 20., 21., 36. ve 38. maddelerinde tanımlanan özelhayatın gizliliği, konut dokunulmazlığı, adil yargılanma hakları ile 38.maddesinde yer alan kanuna aykırı olarak elde edilmiş bulguların delil olarakkullanılamayacağı ilkesinin ihlal edildiğini ileri sürmüş ve ihlallerin tespitive ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılması ve tedbir kararıverilerek icra işlemlerinin durdurulması taleplerinde bulunmuştur.
B. Değerlendirme
29. Başvurucu Anayasa’nın 20.,21., 36. ve 38. maddelerinin ihlal edildiğini ileri sürmüş ise de,başvuru formu ve ekleri incelendiğinde, başvurucunun arama yapılan yerinkendisine ait olmadığını ısrarla dile getirdiği, bu nedenle iddialarınınözünün, yargılamanın adil olmadığı ve hukuka aykırı delillere dayanılarak hükümtesis edildiği hususu ile ilgilidir. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucutarafından yapılan hukuki tavsifi ile bağlı değildir. Bu sebeple başvurucununbütün iddiaları aşağıda Anayasa’nın 36. ve onunla ilgili 38. maddelerindegüvence altına alınan adil yargılanma hakkı çerçevesinde değerlendirilmiştir.
1. KabulEdilebilirlik Yönünden
a.Mahkemeye Erişim Hakkının İhlali İddiası
30. Başvurucu, mahkemece atanan bilirkişilertarafsız olmadığı için yeni bilirkişi atanmasına ilişkin taleplerinin reddinedair kararın, masrafların yatırılmasına karşın Mahkemece temyizegönderilmediğini, bu nedenle hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
31. Mahkemece, başvurucunun yeni bilirkişi atanması istemininreddine dair kararın temyize gönderilmemesi mahkemeye erişim hakkı kapsamındadeğerlendirilecektir.
32. Mahkemeye erişim hakkı, bir uyuşmazlığı mahkeme önünetaşıyabilmek ve uyuşmazlığın etkili bir şekilde karara bağlanmasınıisteyebilmek anlamına gelmektedir. Kişinin mahkemeye başvurmasını engelleyenveya mahkeme kararını anlamsız hale getiren, bir başka ifadeyle mahkemekararını önemli ölçüde etkisizleştiren sınırlamalar mahkemeye erişim hakkınıihlal edebilir (B. No: 2012/791, 7/11/2013, § 52).
33. Mahkemeye erişim hakkı, kural olarak mutlak bir hak olmayıp,sınırlandırılabilen bir haktır. Bununla birlikte getirileceksınırlandırmaların, hakkın özünü zedeleyecek şekilde kısıtlamaması, meşru biramaç izlemesi, açık ve ölçülü olması ve başvurucu üzerinde ağır bir yükoluşturmaması gerekir (B. No: 2013/1613, 2/10/2013, § 38).
34. Hukuk yargılamasında kural olarak nihaî kararlar ile hakemkararlarına karşı temyiz kanun yoluna gidilebilir (§ 24). Anayasa’da, “mahkemelerin kuruluşunun, görev ve yetkilerinin,işleyişinin ve yargılama usullerinin” kanunla düzenlenmesiöngörülmüştür. Buna göre, usul kanunlarının Anayasa’ya uygun olmak koşuluyladüzenlenmesi kanun koyucunun takdirine bırakılmıştır. Anayasa’da mahkeme arakararlarının temyiz edilebilmesi hakkını içeren bir kurala yer verilmemiştir.Ara kararlar, kural olarak esas hükümle birlikte temyiz edilebilir.
35. Somut olayda, başvurucu ara kararla verilen “bilirkişi atanması talebinin reddi”kararını temyiz etmiştir. Mahkemece, yargılama bir hükümle sonlanmadan evvelduruşmalar safahatında dile getirilen bu istem örtülü olarak reddedilerek,talep, esas hükümle birlikte sonradan temyize gönderilmiştir. Başvurucununsavunmaları ve iddiaları, esas hükümle birlikte yapılan temyiz kanun yolundaincelenmiştir. Mahkemece verilen “bilirkişiatanması talebinin reddine” ilişkin karar ara kararı olup, arakararı ancak esas hükümle birlikte temyiz edilebilir. Her ne kadar bahsi geçenara kararda temyiz yolunun açık olduğu belirtilmiş ise de,mahkemenin bu yöndeki kararı izhari nitelikteolduğundan, davalıya esas hükümden ayrı olarak buna ilişkin ara kararı temyizhakkı vermez. Bu nedenlerle, Mahkemenin duruşmalar safahatında verdiği arakararın, nihai kararın verilmesi beklenilmeden temyiz incelemesi içinYargıtay’a gönderilmemesi mahkemeye erişim hakkının ihlali niteliğinde kabuledilemez.
36. Açıklanan nedenlerle Mahkemece verilen “bilirkişi atanması talebinin reddine” ilişkin ara kararın,yargılamanın duruşmalar safahatında temyize gönderilmemesinin açık bir ihlalniteliğinde olmadığı anlaşıldığından, başvurucunun bu yöndeki iddiaları “açıkça dayanaktan yoksun” bulunduğundanbaşvurunun bu kısmının kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
b. DiğerŞikâyetler
37. Başvurucunun, açıkça adresbelirtilmeyen arama kararının hukuka uygun olmadığı, aramanın kanundabelirtilen usule aykırı yapıldığı, aramada ihtiyar heyetinden veyakomşulardan iki kişi bulundurulmadığını, aramasonucunda elde edilen hukuka aykırı delillerin hükme esas alındığı, bunedenlerle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği yönündeki şikâyetleriaçıkça dayanaktan yoksun olmadığı gibi bu şikâyetler için diğer kabuledilemezlik nedenlerinden herhangi biri de bulunmamaktadır. Anılan nedenlerle,başvurunun bu bölümüne ilişkin olarak kabul edilebilirlik kararı verilmesigerekir.
2. Esas Yönünden
38. Başvurucu, aleyhindeki davada delil olarakkullanılan eşyaların, ihtiyar heyetindenveya komşulardan iki kişinin hazır bulundurulmadığı bir arama kararının icrası esnasında ele geçirildiğini,aramanın 1412 sayılı Kanun’un 97. maddesine aykırı olarak icra edildiğini, bunedenle ele geçen eşyaların yargılamada delil olarak kullanılmasının adilyargılanma hakkını ihlal ettiğini şikâyet etmektedir.
39. Anayasa’nın 38. maddesinin altıncı fıkrasışöyledir:
“Kanuna aykırı olarak elde edilmiş bulgular, delil olarakkabul edilemez.”
40. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrasışöyledir:
“Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyleyargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adilyargılanma hakkına sahiptir.”
41. Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncü fıkrasışöyledir:
“Herkes, Anayasada güvence altına alınmış temel hak ve özgürlüklerinden,Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamındaki herhangi birinin kamu gücütarafından, ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvurabilir.Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun yollarının tüketilmiş olması şarttır.”
42. 30/3/2011 tarih ve 6216 sayılı AnayasaMahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un “Bireysel başvuru hakkı” kenar başlıklı 45.maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:
“Herkes, Anayasada güvence altına alınmış temel hak veözgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve buna ek Türkiye’nin tarafolduğu protokoller kapsamındaki herhangi birinin kamu gücü tarafından, ihlaledildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvurabilir.”
43. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) 6. maddesinde, davada kullanılan delillerin ispat güçleri ileilgili bir düzenleme bulunmamakla birlikte, ceza muhakemesi açısından 17/12/2004tarih ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 217. maddesinde delilleri takdir yetkisi ile ilgili olarak yüklenensuçun, hukuka uygun bir şekilde elde edilmiş her türlü delille ispatedilebileceği belirtilmiştir. Ayrıca aynı Kanun’un 230. maddesinin (1) numaralıfıkrasının (b) bendine göre mahkeme hükmünün gerekçesinde, delillerintartışılması ve değerlendirilmesi, hükme esas alınan ve reddedilen delillerinbelirtilmesi, bu kapsamda dosya içerisinde bulunan ve hukuka aykırı yöntemlerleelde edilen delillerin ayrıca ve açıkça gösterilmesi gerekmektedir.
44. 6100 sayılı Kanun’un “ispat hakkı” başlığını taşıyan 189.maddesinin (2) numaralı fıkrasında yer alan; “Hukukaaykırı olarak elde edilmiş olan deliller mahkeme tarafından bir vakıanınispatında dikkate alınamaz” hükmü ile açıkça hukuka aykırı olarakelde edilmiş delillerin ispat gücü olamayacağı kabul edilmiştir Böylece ispathakkının delillere ilişkin yönünün hukuki çerçevesi çizilmiş; bir davada ilerisürülebilecek her türlü delilin mutlaka hukuka uygun yollardan elde edilmişolması esası getirilmiştir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 15/2/2012 tarih ve E.2011/2-703,K.2012/70 sayılı kararı).
45. Adil yargılanma hakkı bireylere davasonucunda verilen kararın değil, yargılama sürecinin ve usulünün adil olupolmadığını denetletme imkânı verir. Bu nedenle, bireysel başvuruda adilyargılanmaya ilişkin şikâyetlerin incelenebilmesi için başvurucunun yargılamasürecinde haklarına saygı gösterilmediğine, bu çerçevede yargılama sürecindekarşı tarafın sunduğu deliller ve görüşlerden bilgi sahibi olamadığı veya bunlaraetkili bir şekilde itiraz etme fırsatı bulamadığı, kendi delillerini veiddialarını sunamadığı ya da uyuşmazlığın çözüme kavuşturulmasıyla ilgiliiddialarının derece mahkemesi tarafından dinlenmediği veya kararın gerekçesizolduğu gibi, mahkeme kararının oluşumuna sebep olan unsurlardan değerlendirmeyealınmamış eksiklik, ihmal ya da açık keyfiliğe ilişkin bir bilgi ya da belgesunmuş olması gerekir (B. No: 2013/2767, 2/10/2013, § 22).
46. Belirli bir davaya ilişkin olarak delillerideğerlendirme ve gösterilmek istenen delilin davayla ilgili olup olmadığınakarar verme yetkisi esasen derece mahkemelerine aittir. Mevcut yargılamadasunulan delilin geçerli olup olmadığını ve delil sunma ve incelemeyöntemlerinin yasaya uygun olup olmadığını denetlemek Anayasa Mahkemesiningörevi kapsamında olmayıp, Mahkemenin görevi başvuru konusu yargılamanınbütünlüğü içinde adil olup olmadığının değerlendirilmesidir (B. No: 2013/1213,4/12/2013, § 27). Bu yönüyle Anayasa Mahkemesini görevi, belirli delilunsurlarının kanuna uygun şekilde elde edilip edilmediklerini tespit etmektenziyade, bu türden “kanuna aykırılığın”Anayasa’da korunan başka bir hakkın ihlali ile sonuçlanıp sonuçlanmadığını vebu “kanuna aykırılığın” bir bütünolarak yargılamanın adil olup olmamasına etkisini incelemektir (AİHM’in bu hususta benzer değerlendirmeleri içerir kararıiçin bkz. Ramanauskas/Litvanya [BD], B. No: 74420/01, 5/2/2008,§ 52).
47. AİHM, delilerin kabul edilebilirliği ileilgili olarak, somut davada kullanılan delillerin sanığın hazır bulunduğuduruşmada “silahların eşitliği”ve “çelişmeli yargılama” ilkelerigözetilerek tartışılıp tartışılmadığını ya da söz konusu delillerinyargılamanın bir bütün olarak adil olup olmamasına etkisini değerlendirmektedir(Tamminen/Finlandiya, B. No: 40847/98, 15/6/2004,§§ 40-41; Barberà, Messegué ve Jabardo/İspanya,B. No: 10590/83, 6/12/1988, §§ 68, 81-89). AİHM pek çok kararında, Sözleşme’nin19. maddesi bağlamında görevinin, Sözleşmeci Devletlerin Sözleşme’yeilişkin yükümlülüklerinin gözetilmesini sağlamak olduğunu, Sözleşme’ninkoruması altında bulunan hak ve özgürlükler ihlal edilmedikçe ulusal birmahkemenin olaylara ya da hukuka ilişkin yaptığı hataları inceleme görevininbulunmadığını, Sözleşme’nin 6. maddesinin adil yargılanma hakkını güvencealtına almakla beraber bu maddenin öncelikli olarak ulusal hukuk bağlamındadüzenlenmesi gereken bir konu olan delillerin kabul edilebilirliğine ilişkinbir kural ortaya koymadığını belirtmektedir (Schenk/İsviçre, B. No: 10862/84, 12/7/1988, §§ 45-46; Desde/Türkiye, B. No: 23909/03, 1/2/2011, §124).
48. Bireysel başvuruya konu davadaki olaylarınkanıtlanması, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması, yargılamasırasında delillerin kabul edilebilirliği ve değerlendirilmesi ile kişisel biruyuşmazlığa derece mahkemeleri tarafından getirilen çözümün esas yönünden adilolup olmaması, bireysel başvuru incelemesinde değerlendirmeye tabi tutulamaz.Anayasa’da yer alan hak ve özgürlükler ihlal edilmediği sürece ve açıkçakeyfilik içermedikçe derece mahkemelerinin kararlarındaki maddi ve hukukihatalar bireysel başvuru incelemesinde ele alınamaz. Bu çerçevede, derecemahkemelerinin delilleri takdirinde bariz takdir hatası veya açıkça keyfilikbulunmadıkça Anayasa Mahkemesinin bu takdire müdahalesi söz konusu olamaz (B.No: 2012/1027, 12/2/2013, § 26).
49. AİHM, bariz bir şekilde keyfi olmadıkça,belirli bir kanıt türünün –iç hukuk açısından hukuka aykırı olarak elde edilmişkanıtlar da dâhil olmak üzere– kabul edilebilir olup olmadığına veya aslındabaşvurucunun suçlu olup olmadığına karar vermenin kendi görevi olmadığınıkararlarında ifade etmektedir. AİHM, kanıtların elde edilme yöntemi de dâhilolmak üzere yargılamanın bir bütün olarak adil olup olmadığını ve Sözleşme’deki bir hakkın ihlali söz konusu ise tespitedilen ihlalin niteliğini inceleme konusu yapmaktadır (Jalloh/Almanya [BD], B. No: 54810/00, 11/07/2006, § 95; Desde/Türkiye, B. No: 23909/03, 1/2/2011, §125; Khodorkovskiy ve Lebedev/Rusya,B. No: 11082/06, 13772/05, 25/7/2013, § 699)
50. AİHM’e göre, iç hukukta yeterli hukuki temelibulunmadan veya hukuka aykırı vasıtalar kullanılarak elde edilmiş materyallerinyargılamada kanıt olarak kullanılması, başvurucuya gerekli usuligüvencelerin sağlanmış olması ve materyalin baskı, zorlama ve tuzak gibiyargılamayı lekeleyebilecek nitelikli ve kaynaklı olmaması halinde, genellikleSözleşme’nin 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasındaki adil yargılanmastandartlarına aykırılık oluşturmaz (Chalkley/Birleşik Krallık [k.k.],B. No: 63831/00, 26/9/2002). Delillerle ilgili olarak başvurucuya, delilleringerçekliğine itiraz etme ve kullanılmalarına karşı çıkma fırsatı verilipverilmediği ve mahkemece değerlendirmeye alınıp alınmadığı incelenmelidir.
51. Anayasa’nın 38. maddesinin altıncı fıkrasında, kanuna aykırıolarak elde edilmiş bulguların delil olarak kabul edilemeyeceği açıkça hükmebağlanmıştır. Bahsi geçen anayasal kural, temel olarak ceza yargılamasıhukukuna ilişkin olmakla birlikte, uygulanabildiği ölçüde hukuk yargılamasıbakımından da dikkate alınmalıdır. Nitekim 6100 sayılı Kanun’un. 189.maddesinin (2) numaralı fıkrasında hukuka aykırı olarak elde edilmiş olandelillerin mahkeme tarafından bir vakıanın ispatında dikkate alınmayacağıhükmüne yer verilmiştir. Madde gerekçesinde de, bir davada ileri sürülebilecekher türlü delilin mutlaka hukuka uygun yollardan elde edilmiş olması gerektiği;hukuka aykırı olarak elde edildiği anlaşılan delillerin, mahkeme tarafından birvakıanın ispatında dikkate alınamayacağı düzenlenmek suretiyle, yargılamasırasında taraflarca sunulan delillerin elde ediliş biçiminin mahkemetarafından resen göz önüne alınması ve delilin her ne suretle olursa olsunhukuka aykırı olarak elde edildiğinin tespit edilmesi halinde diğer tarafça biritiraz ileri sürülmese dahi mahkemece caiz olmadığına karar verilerek dosyakapsamında değerlendirilmemesi ilkesinin kabul edildiği ifade edilmiştir.
52. Arama ve el koyma koruma tedbirleri, 5271 sayılı Kanun'un "Koruma tedbirleri" başlıklı dördüncükısmının 116 ila 134. maddeleri arasında düzenlenmiştir. 5271 sayılı Kanun’un 116. maddesindeyakalanabileceği veya suç delillerinin elde edilebileceği hususunda hükümdebelirtilen nitelikteki şüphe mevcutsa şüphelinin veya sanığın üstünün,eşyasının, konutunun, işyerinin veya ona ait diğer yerlerin aranabileceği; 117.maddesinin (1) numaralı fıkrasında, şüphelinin veya sanığın yakalanabilmesiveya suç delillerinin elde edilebilmesi amacıyla, diğer bir kişinin de üstünün,eşyasının, konutunun, işyerinin veya ona ait diğer yerlerin aranabileceği; (2)numaralı fıkrasında ise aramanın yapılabilmesinin, aranılan kişinin veya suçundelillerinin belirtilen yerlerde bulunduğunun kabul edilebilmesine olanaksağlayan olayların varlığına bağlı olduğu ifade edilmiştir.
53. Aynı Kanun’un 119. maddesinde ise hâkimkararı üzerine veya gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde Cumhuriyetsavcısının, Cumhuriyet savcısına ulaşılamadığı hallerde ise kolluk amirininyazılı emri ile kolluk görevlilerinin arama yapabilecekleri hükme bağlanmıştır.Benzer düzenlemeler, 1412 sayılı Kanun’un 94. ve devamı maddelerindedüzenlenmiştir.
54. Somut olayda, Tuzla CumhuriyetBaşsavcılığının talebi üzerine Tuzla Sulh Ceza Mahkemesinin 22/1/2003 tarih ve2003/16 Müt. sayılı kararıile şüphelinin Akfırat Beldesinde bulunan evleri ve müştemilatı ilearazilerinin aranmasına izin verilmiştir. Mahkeme’nin, 1412 sayılı Kanun’unşüphelinin evi ile ona ait sairmahallerde arama yapılabileceğine ilişkin 94.maddesine dayandığı anlaşılmaktadır. Arama yapılması talebi, suç delillerineulaşılması ve bunlara el konulması nedenleriyle kabul edilmiştir.
55. Olay tarihinde yürürlükte bulunan 1412sayılı Kanun’un 97. maddesine göre, hâkim veya Cumhuriyet savcısı hazırolmaksızın süknada veya iş görmeğe mahsus mahallerile kapalı yerlerde aramada bulunabilmek için o mahal ihtiyar heyetinden veyakomşulardan iki kişi bulundurulacaktır. İhtiyar heyetinden veya komşulardankimse hazır bulundurulmadan yapılan aramanın, o tarihte yürürlükte bulunan 1412sayılı Kanun’un 97. maddesinin ikinci fıkrasına aykırı olduğu görülmektedir.
56. Diğer taraftan, Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrasında,hak arama özgürlüğünün ancak meşru vasıtalardan yararlanmak suretiylekullanılabileceğine açıkça işaret edilmiştir. Halböyle olunca, adil yargılanma hakkı bakımından, aramanın icrasındaki “kanuna aykırılığın” bir bütün olarakyargılamanın adil olup olmamasına etkisi incelenmelidir.
57. Yargılama, “arama”ve “arama esnasında elde edilen eşyalar”üzerine bina edilmiştir. İlk derece Mahkemesinin davayıkabul gerekçesi incelendiğinde, 23/1/2003 tarihinde jandarma tarafından tutulantutanakta post, trofe ve boynuzların davalıya ait köymerası üzerindeki evlerde bulunduğunun tespit edildiği, buna göre tutanaktutulduğu, bu belgenin resmi evrak niteliğinde olduğu, aksinin geçerlidelillerle kanıtlanamadığı yönündeki tespitler olduğu anlaşılmaktadır.
58. Mahkeme kararından anlaşıldığına göre,yargılamanın esaslı ve belirleyici delili, aramada ele geçen post, trofe ve boynuzlardır. Dayanılan diğer deliller ise, aramada eldeedilen eşyaların değer ve niteliğini tespite ilişkin “bilirkişi raporları” ile kollukça tanzim edilmiş “tespit tutanağı”dır. Diğer bir anlatımla, hükmün esas ve belirleyici unsuru, gerçekleştirilenhukuka aykırı arama işlemi sonucunda elde edilen delillerdir. Bilirkişiraporları, aramada ele geçen delillerin değerlendirilmesine yönelik biraraçtır.
59. Belirli bir davaya ilişkin olarak delilleri değerlendirmeyetkisi kural olarak yargılamayı yürüten mahkemeye ait olmakla birlikte, somutolayda, koruma tedbiri niteliğindeki arama kararının icrasının hukuka aykırışekilde gerçekleştirilmesi ile elde edilen delillerin tek ve belirleyici delilolarak kullanılmasının bir bütün olarak yargılamanın hakkaniyetini zedelediğive aramanın icrasındaki “kanuna aykırılığın” yargılamanınbütünü yönünden adil yargılanma hakkını ihlal eder nitelikte olduğu kanaatinevarılmıştır. Bu sebeplerle başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesinde güvencealtına adil yargılanma hakkını ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
60. Adil yargılanma hakkı yönünden ihlal kararı verildiğinden, adilyargılanma hakkı kapsamındaki diğerşikâyetlerin incelemesine gerek görülmemiştir.
3. 6216 Sayılı Kanun’un 50. Maddesi Yönünden
61. 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (1) numaralı fıkrasında, esas inceleme sonunda ihlal kararı verilmesihâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlerehükmedileceği belirtilmiş, ancak yerindelik denetimi yapılamayacağı, idarieylem ve işlem niteliğinde karar verilemeyeceği hüküm altına alınmıştır.
62. Başvurucunun tazminat talebibulunmamaktadır.
63. İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yenidenyargılama yapmak üzere kararın bir örneğinin ilgili Mahkemeye gönderilmesigerekir.
64. Başvurucu tarafından yapılan ve dosyadaki belgeler uyarıncatespit edilen 198,35 TL harç ve 1.500,00 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam1.698,35 TL yargılama giderinin başvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanangerekçelerle;
A. Başvurucunun,
1.Mahkemeye erişim hakkına ilişkin şikâyetlerinin “açıkça dayanaktan yoksunluk” nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2. Adil yargılanma hakkıkapsamındaki şikâyetlerinden hukuka aykırı delillerin hükme esas alındığınailişkin şikâyetinin KABUL EDİLEBİLİROLDUĞUNA,
B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanmahakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
C. Başvurucu tarafından yapılan 198,35 TL harç ve 1.500,00 TLvekâlet ücretinden oluşan toplam 1.698,35 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,
D. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun MaliyeBakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına; ödemedegecikme olması halinde, bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadargeçen süre için yasal faiz uygulanmasına.
E. İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yenidenyargılama yapmak üzere kararın bir örneğinin ilgili Mahkemeye GÖNDERİLMESİNE,
19/11/2014tarihinde OY BİRLİĞİYLE kararverildi.