TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
YAŞAR HUNAZ BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2015/15098)
Karar Tarihi: 16/1/2020
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Recep KÖMÜRCÜ
Üyeler
:
Celal Mümtaz AKINCI
Muammer TOPAL
M. Emin KUZ
Recai AKYEL
Raportör
:
Mustafa ARI
Başvurucu
:
Yaşar HUNAZ
Vekili
:
Av. Mehmet ADIGÜZEL
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, atış alanı olarak kullanılan bölgede bulduğupatlayıcı maddenin patlaması sonucu hayati tehlike geçirecek şekilde yaralananbaşvurucunun zararının karşılanmaması nedeniyle yaşam hakkının, manevi zararıntazmini talebinin reddedilerek mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğiiddialarına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 31/8/2015 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan önincelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölümtarafından yapılmasına karar verilmiştir.
5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik veesas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüş bildirmemiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgiliolaylar özetle şöyledir:
8. Olay tarihinde yedi yaşında olan başvurucu, Diyarbakır'ınHani ilçesinde yaşamaktadır.
9. 18/11/1995 tarihinde başvurucu ile kardeşi V.H., ilçeninKalaba köyü istikametinde bulunan atış alanı bölgesi civarında oyun oynadıklarısırada arazide buldukları patlayıcı madde patlamış ve patlama sonucu başvurucuhayati tehlike geçirecek şekilde yaralanırken V.H. de hayatını kaybetmiştir.
A. Olayla İlgiliCezaSoruşturması Süreci
10. Olayla ilgili olarak Hani Cumhuriyet Başsavcılığı(Cumhuriyet Başsavcılığı) derhâl soruşturma başlatmıştır.
11. Kolluk görevlileri patlamadan sonra olay yerine intikaletmiş, olay yerinin krokisini çizmiş, Görgü ve Tespit Tutanağıdüzenlemişlerdir. 18/11/1995 tarihli Görgü ve Tespit Tutanağında, Hani ilçesiKalaba köyü istikametinde bulunan atış alanı civarında menşei belli olmayanpatlayıcı bir maddenin patladığı, olay yerinde yapılan araştırmada bir adetbalta, bir adet dahra, iki çuval içinde eski ve patlamış roket mermisiparçaları ile patlamadan dolayı meydana gelen kan izlerinin mevcut olduğutespit edilmiştir.
12. Patlama sırasında hayatını kaybeden başvurucunun kardeşiV.H. için 18/11/1995 tarihinde düzenlenen Ölü Muayene ve Otopsi Tutanağında V.H.ninkesin ölüm nedeninin patlayıcı madde parçalarının kafa bölgesine isabet etmesisonucu oluşan hemorojik şok ve beyin kanaması olduğu belirtilmiştir.
13. Patlama sırasında yaralanan başvurucu ise Dicle ÜniversitesiTıp Fakültesi Eğitim ve Araştırma Hastanesine kaldırılmış, yapılan tedavininardından taburcu edilmiştir. Düzenlenen 18/11/1995 tarihli adli raporlarda,başvurucunun çocuk cerrahisi ve genel cerrahi açısından hayati tehlikesininbulunduğu belirtilmiştir.
14. Cumhuriyet Başsavcılığı 29/12/1995 tarihinde, olayın tamamenbaşvurucu ve başvurucunun kardeşinin kusur ve dikkatsizliğinden kaynaklandığı,ayrıca başvurucunun kardeşinin hayatını kaybettiği gerekçeleriyle takipsizlikkararı vermiştir.
15. Başvurucu formu ve ekindeki bilgi ve belgelerdenbaşvurucunun anılan karara itiraz edip etmediği anlaşılamamıştır.
B. 5233 Sayılı Kanun'aİstinaden Yapılan Başvuruyla İlgili Süreç
16. Başvurucu 10/11/2004 tarihli dilekçeyle Diyarbakır ValiliğiTerör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zarar Tespit Komisyonuna (Komisyon)başvurmuş ve olay dolayısıyla uğradığını ileri sürdüğü zararın giderilmesinitalep etmiştir.
17. Komisyon 24/9/2009 tarihli kararıyla, başvurucunun 25 günçalışma gücü kaybı olduğu gerekçesiyle başvurucuya 978,60 TL ödenmesine kararvermiştir.
C. Tazminat Davası Süreci
18. Komisyonca hükmedilen bedeli kabul etmeyen başvurucu12/10/2009 tarihli Uyuşmazlık Tutanağını imzaladıktan sonra, önerilen tazminatmiktarının maddi ve manevi zararını karşılamadığını ileri sürerek 1/12/2009tarihinde 10.000 TL maddi, 5.000 TL manevi tazminat talebiyle Diyarbakır 2.İdare Mahkemesinde (Mahkeme) tam yargı davası açmıştır.
19. Mahkeme 8/12/2009 tarihli kararında eksiklikleri bulunandilekçenin reddine karar vermiştir.
20. Eksikliklerin giderilmesinden sonra Mahkemeye sunulan4/1/2010 tarihlidilekçede özetle başvurucu, 18/11/1995 tarihinde ağabeyininhayatını kaybetmesine, kendisinin ise hayati tehlike geçirecek şekildeyaralanmasına neden olan olayın ardından Komisyona başvurduğunu, Komisyonunzararı gidermekten çok uzak bir şekilde maddi tazminata hükmettiğini,kararıneksik inceleme ile verildiğini, idarenin olay yerinde yeterli güvenlikönlemlerini almadığını, dolayısıyla meydana gelen olayda idarenin kusurlu vesorumlu olduğunu, kaldı ki idarenin bu olayda sosyal risk ilkesince kusursuzsorumluluğunun da bulunduğunu belirterek idarenin oluşan maddi ve manevi zararıtazminle yükümlü olduğunu ileri sürmüştür.
21. Herhangi bir gerekçe belirtmeden -kusur sorumluluğuhususunda herhangi bir değerlendirme yapmadan- davanın 17/7/2004 tarihli ve5233 sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması HakkındaKanun kapsamında açılan bir dava olduğu olduğunu kabul eden Mahkeme yaptığıyargılama neticesinde 26/5/2010 tarihli kararıyla davanın reddine kararvermiştir. Kararın ilgili kısmı şöyledir:
“Davalı idarece anılan olay nedeniyledavacının yaralanmasının kaç gün iş ve güç kaybına neden olduğu, sakatlık varsaderecesinin bildirilmesinin Diyarbakır Devlet Hastanesi Baştabipliğindenistenildiği, davacı hakkında düzenlenen 15.12.2005 tarih ve 669 sayılı AdliRaporda, davacının Adli Tıp Polikliniğinde yapılan muayenesinde işgücü kaybınınbulunmadığı, anılan olay nedeniyle meydana gelen yaralanmanın 25 gün mutatiştigaline engel olduğu bildirilmiştir.
Bu durumda, ilgili Yönetmeliğin 21. maddesinin(a) bendine göre davacının yaralanmasının 25 gün iş ve gücüne engel teşkilettiği, (7000) gösterge rakamının memur aylık katsayısı ile çarpımı sonucundabulunan miktarın onda birinin davacının yaralanmasının 25 gün iş ve gücüneengel teşkil etmesi nedeniyle 25 ile çarpımı sonucu (7000x0.05592/10=39,14-YTLx25=) 978,60-TL’nin ödenmesine karar verildiği görülmüş olup 5233sayılı Yasa ve ilgili Yönetmelik kapsamında mevzuata uygun olarak yapılan ödemeişleminde mevzuata aykırılık bulunmadığından davacının 10.000,00-TL madditazminat isteminin reddi gerekmektedir.
Davacının 5.000,00-TL manevi tazminat isteminegelince; 5233 sayılı Yasa'nın amacı terör eylemleri veya terörle mücadelekapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle maddî zarara uğrayan kişilerin, buzararlarının karşılanması olduğundan, davacının manevi tazminat istemininkarşılanmasına olanak bulunmamaktadır…”
22. Başvurucu, anılan kararı 21/7/2010 tarihinde temyizetmiştir. Temyiz talebini inceleyen Danıştay Onbeşinci Dairesi (Daire)30/10/2014 tarihli kararıyla Mahkemenin 26/5/2010 tarihli kararının onanmasınakarar vermiştir.
23. Onama kararına karşı başvurucu 27/1/2015 tarihli dilekçe ilekarar düzeltme talebinde bulunmuştur. Daire 28/5/2015 tarihli kararıyla karardüzeltme isteminin reddine karar vermiş ve karar kesinleşmiştir.
24. Nihai karar5/8/2015 tarihinde tebliğ edilmiştir.
25. Başvurucu 31/8/2015 tarihinde bireysel başvurudabulunmuştur.
IV. İLGİLİ HUKUK
26. 5233 sayılı Kanun’un "Amaç"kenar başlıklı 1. maddesi şöyledir:
“Bu Kanunun amacı, terör eylemleri veyaterörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle maddî zararauğrayan kişilerin, bu zararlarının karşılanmasına ilişkin esas ve usulleribelirlemektir.”
27. 5233 sayılı Kanun’un "Kapsam"kenar başlıklı 2. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
“Bu Kanun, 3713 sayılı Terörle MücadeleKanununun 1 inci, 3 üncü ve 4 üncü maddeleri kapsamına giren eylemler veyaterörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle zarar gören gerçekkişiler ile özel hukuk tüzel kişilerinin maddî zararlarının sulhen karşılanmasıhakkındaki esas ve usullere ilişkin hükümleri kapsar ...”
28. 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama UsulüKanunu’nun 2. maddesinin (1) numaralı fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:
“1. İdari dava türleri şunlardır:
...
b) İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişiselhakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları,
...”
29. 2577 sayılı Kanunu’nun "iptal ve tam yargı davaları" kenar başlıklı 12. maddesişöyledir:
“İlgililer haklarınıihlal eden bir idari işlem dolayısıyla Danıştaya ve idare ve vergimahkemelerine doğrudan doğruya tam yargı davası veya iptal ve tam yargıdavalarını birlikte açabilecekleri gibi ilk önce iptal davası açarak bu davanınkarara bağlanması üzerine, bu husustaki kararın veya kanun yollarınabaşvurulması halinde verilecek kararın tebliği veya bir işlemin icrasısebebiyle doğan zararlardan dolayı icra tarihinden itibaren dava süresi içindetam yargı davası açabilirler. Bu halde de ilgililerin 11 nci madde uyarıncaidareye başvurma hakları saklıdır.”
30. 2577 sayılı Kanunu’nun "Doğrudan doğruya tam yargı davası açılması" kenarbaşlıklı 13. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:
“İdari eylemlerden hakları ihlal edilmişolanların idari dava açmadan önce, bu eylemleri yazılı bildirim üzerine veyabaşka süretle öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve her halde eylemtarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili idareye başvurarak haklarının yerinegetirilmesini istemeleri gereklidir. Bu isteklerin kısmen veya tamamen reddihalinde, bu konudaki işlemin tebliğini izleyen günden itibaren veya istekhakkında altmış gün içinde cevap verilmediği takdirde bu sürenin bittiğitarihten itibaren, dava süresi içinde dava açılabilir.”
31. Anayasa Mahkemesinin 25/6/2009 tarihli ve E.2006/79,K.2009/97 sayılı kararının ilgili kısımları şöyledir:
"5233 sayılı Yasa,terör eylemleri veya terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetlernedeniyle zarar gören kişilerin maddi zararlarının özellikle yargı yoluna gitmelerinegerek kalmadan, idarece en kısa süre içinde ve sulh yoluyla karşılanmasıamacıyla hazırlanmış bir yasadır. Yasa bu yönüyle zarara uğrayan vatandaş iledevlet arasındaki uyuşmazlıkta yargı yoluna gidilmeden alternatif bir çözümyöntemi getirmiştir. Yasakoyucu bu amaca uygun olarak yargılama hukukukurallarından farklı hükümler öngörerek buna ilişkin esasları Yasa'da ayrıntılıolarak kurala bağlamıştır.
...
Terör ve terörle mücadeleden doğan ancak idaribir eylem veya işlemle nedensellik bağı bulunmayan maddi zararlarınkarşılanmasına ilişkin 5233 sayılı Yasa'daki düzenlemeler, yasakoyucunun sosyalhukuk devletinin gereği olarak sorumluluk hukukunun genel ilkelerine yasaylagetirdiği bir istisnadır. İdarenin kusurunun bulunmadığı ancak 'sosyal riskilkesi' gereği sulh yoluyla karşılanması gereken zararların nelerden ibaretolduğunun tespiti, yasakoyucunun takdir yetkisi içindedir. İtiraz konusukurallarda yer alan maddi zararların öncelikle sulh yoluyla karşılanmasınailişkin hükümlerin bulunmasını bu kapsamda değerlendirmek gerekir.
5233 sayılı Yasa, idarenin eylem ve işlemininsonucu olmayan ve herhangi bir idari işlem veya eylemle doğrudan nedensellikbağı da bulunmayan, ancak terör ve terörle mücadele sırasında meydana gelenzararların da tazmini yolunu açan, bu anlamda idarenin kusursuz sorumlulukalanını genişleten bir yasadır. Bu Yasa idarenin kusursuz sorumluluk alanınıgenişletmekle birlikte, aynı zamanda terör ve terörle mücadele sırasındameydana gelen zararlardan sadece 'maddi' olan kısmının sulh yoluyla tazminineilişkin esas ve usulleri belirlemektedir. Yasa'da bu zararlardan 'manevi' olankısmın idareden talep edilemeyeceğine ilişkin bir hükme yer verilmediği gibi,12. maddede 'sulh yoluyla çözülemeyen uyuşmazlıklarda ilgililerin yargı yolunabaşvurma hakları saklıdır' denilerek Anayasa'nın 125. maddesinin birincifıkrasına paralel bir düzenlemeye yer verilmiştir. Bu nedenle itiraz konusuibare, idarenin sorumluluk alanını daraltan veya idari işlem veya eylemlerekarşı yargı yolunu kapatan bir hüküm içermemektedir."
32. Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 18/2/2016 tarihli veE.2015/2933, K.2016/326 sayılı kararının ilgili kısımları şöyledir:
" ...
İdarenin hukuki sorumluluğu, kamusalfaaliyetler sonucunda, idare ile bireyler arasında bireyler zararına bozulanekonomik dengenin yeniden kurulmasını, idari etkinliklerden dolayı bireylerinuğradığı maddi zararlar yanında manevi zararların da idarece tazmin edilmesinisağlayan bir hukuksal kurumdur. Bu kurum, kamusal faaliyetler nedeniylebireylerin malvarlığında ortaya çıkan eksilmelerin ya da çoğalma olanağındanyoksunluğun giderilebilmesini, yine bu surette oluşan manevi zararlarınkarşılanabilmesi için aranılan koşulları, uygulanması gereken kural ve ilkeleriiçine almaktadır.
İdare, Anayasamızın 125. maddesinde debelirtildiği üzere, kural olarak yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağıkurulabilen zararları tazminle yükümlü olup; idari eylem ve/veya işlemlerdendoğan zararlar idare hukuku kuralları çerçevesinde, hizmet kusuru veya kusursuzsorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir. Bunun yanında, idareninfaaliyet alanıyla ilgili, önlemekle yükümlü olduğu halde önleyemediği birtakımzararları da nedensellik bağı aramadan tazmin etmesi gerekmektedir.
İdarenin kusura dayalı ya da kusursuzsorumluluğu yanında, Anayasanın öngördüğü sosyal hukuk devleti anlayışına uygunolarak ve bu temel üzerinden, kollektif sorumluluk anlayışı çerçevesindebilimsel ve yargısal içtihatlar ile geliştirilen sosyal risk ilkesi, Anayasanınyukarıda öngördüğü amaçların gerçekleştirilmesine yöneliktir.
Esasen bilimsel ve yargısal içtihatlara dayalıolarak geliştirilmiş olsa da, Anayasanın 6. maddesinde öngörüldüğü üzere, hiçbir organ kaynağını Anayasadan almayan bir Devlet yetkisini kullanamayacağınagöre, sosyal risk ilkesi de tazminat hukukunun temel prensiplerine kaynakoluşturan Anayasa hükümlerine dayanılarak kabul edilmiştir. Daha açık birşekilde vurgulamak gerekirse, terör olaylarından zarar gören bireylerin maddive manevi zararlarının idari yargı mercilerinin toplumsal risk ilkesi uyarıncatazminine ilişkin kararları, konuyu düzenleyen genel bir yasa olmadığından,doğrudan Anayasanın öngördüğü ilkelere dayanmış; bu ilkeler Danıştay tarafındanyorumlanarak ilkeye uygulanabilirlik kazandırılmıştır.
Sosyal risk ilkesi ile toplumun içindebulunduğu koşullardan kaynaklanan, idarenin faaliyet alanında meydana gelmeklebirlikte, yürütülen kamu hizmetinin doğrudan sonucu olmayan, toplumsalnitelikli riskin gerçekleşmesi sonucu oluşan, salt toplumun bireyi olunmasınedeniyle uğranılan özel ve olağandışı zararların da topluma pay edilerekgiderilmesi amaçlanmıştır. Genel bir ifade ile 'terör olayları' olaraknitelenen eylemlerin, Devlete yönelik olduğu, Anayasal düzeni yıkmayıamaçladığı, bu tür olaylarda zarar gören kişi ve kuruluşlara karşı kişiselhusumetten kaynaklanmadığı bilinmekte ve gözlenmektedir. Sözü edilen olaylarnedeniyle zarara uğrayan kişiler, kendi kusur ve eylemleri sonucu değil,toplumun bir bireyi olmaları nedeniyle zarar görmektedirler. Belirtilen şekildeortaya çıkan zararların ise, özel ve olağandışı nitelikleri dikkate alınıp,terör olaylarını önlemekle yükümlü olduğu halde önleyemeyen idarece, yukarıdaaçıklanan sosyal risk ilkesine göre, topluma pay edilmesi suretiyle tazminihakkaniyet gereği olup, sosyal devlet ilkesine de uygun düşecektir.
...
Anılan Kanunun gerekçesinde, 'Devletinanayasal düzenini yıkmayı amaçlayan terör eylemlerine hedef olan kişiler kendikusur ve fiilleri sonucu değil, toplumun bir bireyi olarak zarargörmektedirler. ...Ortaya çıkan bu zararın paylaştırılması, toplumun diğerkesimleri ile zarara uğramış kişiler arasında fedakârlığın denkleştirilmesi,hakkaniyet ve sosyal hukuk devleti ilkelerinin bir gereğidir. ...İdareninönlemekle yükümlü olduğu halde önleyemediği bu zararların, nedensellik bağı vekusur koşulu aranmadan karşılanmasını kabul eden objektif sorumluluk anlayışınadayalı sosyal risk adı verilen bu ilke, bilimsel ve yargısal içtihatlarla dakabul edilmiştir. ... Bu çerçevede ... terör eylemleri veya terörle mücadelekapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle zarar gören kişilerin maddizararlarının, idarece en kısa süre içinde ve sulh yoluyla karşılanması ...amacıyla bu Tasarı hazırlanmıştır.' denilmektedir.
..."
33. Danıştay Onbeşinci Dairesinin 18/12/2018 tarihli veE.2016/5245, K.2018/8344 sayılı kararının ilgili kısımları şöyledir:
"...
Terör eylemleri veya terörle mücadelekapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle maddi zarara uğrayan kişilerin, buzararlarının karşılanmasına ilişkin esas ve usulleri belirlemek amacıylaçıkarılan ve 27.07.2004 gün ve 25535 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarakyürürlüğe giren 5233 sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan ZararlarınKarşılanması Hakkında Kanun’un 'Amaç' başlıklı 1. maddesinde, bu Kanununamacının, terör eylemleri veya terörle mücadele kapsamında yürütülenfaaliyetler nedeniyle maddî zarara uğrayan kişilerin, bu zararlarınınkarşılanmasına ilişkin esas ve usulleri belirlemek olduğu, 'Kapsam' başlıklı 2.maddesinde, bu Kanunun, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun 1'inci, 3'üncüve 4'üncü maddeleri kapsamına giren eylemler veya terörle mücadele kapsamındayürütülen faaliyetler nedeniyle zarar gören gerçek kişiler ile özel hukuk tüzelkişilerinin maddî zararlarının sulhen karşılanması hakkındaki esas ve usullereilişkin hükümleri kapsadığı, terör dışındaki ekonomik ve sosyal sebeplerleuğranılan zararlar ile güvenlik kaygıları dışında kendi istekleriylebulundukları yerleri terk edenlerin bu sebeple uğradıkları zararlar vekişilerin kendi kasıtları sonucunda oluşan zararların bu Kanunun kapsamıdışında sayılan durumlardanolduğu,'Karşılanacak Zararlar' başlıklı 7.maddesinde ise, bu Kanun hükümlerine göre sulh yoluyla karşılanabilecekzararların, hayvanlara, ağaçlara, ürünlere ve diğer taşınır ve taşınmazlaraverilen her türlü zararlar, yaralanma, sakatlanma ve ölüm hâllerinde uğranılanzararlar ile tedavi ve cenaze giderleri, terörle mücadele kapsamında yürütülenfaaliyetler nedeniyle kişilerin mal varlıklarına ulaşamamalarından kaynaklananmaddî zararlar olduğuhükümlerine yer verilmiştir.
Öte yandan, anılan Kanunun gerekçesinde,'Kural olarak idarenin hukukî sorumluluğu kusur esasına dayanmaktadır. Sözüedilen kuralın istisnası olarak, idarenin önlemekle yükümlü olduğu haldeönleyemediği birtakım zararların, nedensellik bağı ve kusur koşulu aranmadan karşılanmasıgerekmektedir. ....Ortaya çıkan zararın paylaştırılması, toplumun diğerkesimleri ile zarara ugramış kişiler arasında fedakarlığın denkleştirilmesi,hakkaniyet ve sosyal hukuk devleti ilkelerinin bir gereğidir. Kişilere verilenzararlar, ister terör örgütlerinin eylemlerinden, ister terörle mücadelesırasında Devletçe alınan tedbirlerden kaynaklanmış olsun; bu zararlarınbelirtilen ilkeler uyarınca karşılanması, Devlete olan güveni pekiştirecek;vatandaş-Devlet kaynaşmasını artıracak, terörle mücadeleye ve toplumsal barışaönemli katkıda bulunacaktır. Terörle mücadelede Türk Silâhlı Kuvvetlerinin vegüvenlik güçlerinin kazandığı olağanüstü başarının sosyal ve ekonomiktedbirlerle desteklenmesi zorunluluğu toplumumuzun bütün kesimlerince kabuledilmektedir.' denilerek Kanunun getiriliş amacı açıklanmıştır.
3713 sayılı Terörle Mücadele Kanun’un 'TerörünTanımı' başlıklı 1. maddesinde; 'Terör; cebir ve şiddet kullanarak; baskı,korkutma, yıldırma, sindirme veya tehdit yöntemlerinden biriyle, Anayasa'dabelirtilen Cumhuriyetinniteliklerini, siyasi, hukuki, sosyal, laik, ekonomikdüzeni değiştirmek, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmak,Türk Devletinin ve Cumhuriyetin varlığını tehlikeye düşürmek, Devletotoritesini zaafa uğratmak veya yıkmak veya ele geçirmek, temel hak vehürriyetleri yok etmek, Devletin iç ve dış güvenliğini, kamu düzenini veyagenel sağlığı bozmak amacıyla bir örgüte mensup kişi veya kişiler tarafındangirişilecek her türlü suç teşkil eden eylemlerdir.' şeklinde tanımlanmış,Kanunun 3. maddesinde, Türk Ceza Kanun’unda yer alan terör suçları sayılmış, 4.maddesinde ise terör amacı ile işlenen suçlar belirtilmiştir.
Terör eylemlerinin devlete yönelik olduğu,devletin anayasal düzenini yıkmayı amaçladığı yukarıda anılan 3713 sayılıKanunda belirtilmiş olup bu tür olayların zarar gören kişi ve kurumlara karşıkişisel husumetten ileri gelmediğinin dikkate alınması gerekmektedir. Teröreylemleri nedeniyle zarara uğrayan, bu eylemlere herhangi bir şekildekatılmamış olan kişiler kendi kusur ve eylemleri sonucu değil, toplum içindeortaya çıkan bu olaylardan toplumun bir parçası olması sıfatıyla zarargörmektedir. 5233 sayılı Kanunun terör eylemleri sonucu zarar görenlerinzararların karşılanmasına yönelik olduğu, nakdi tazminat ödenmesi için birmaddi zararın oluşması, zararın 3713 sayılı Kanunun 1. 3. ve 4. maddelerikapsamında yer alan eylemlerden veya terörle mücadele kapsamında yürütülenfaaliyetler nedeniyle uğranılması gerektiği belirtilmiştir.
Yukarıda yer verilen Kanun hükümlerine göre,terör veya terörle mücadelede kapsamında yürütülen faaliyetlerdenkaynaklanmayan zararların 5233 sayılı Kanun uyarınca karşılanması hukukenolanaklı değildir.
..."
34. Danıştay Onbeşinci Dairesinin 18/10/2012 tarihli veE.2012/189, K.2012/7048 sayılı kararının ilgili kısımları şöyledir:
"...
İdare, kural olarak yürüttüğü kamu hizmetiylenedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlü olup; idari eylemve/veya işlemlerden doğan zararlar idare hukuku kuralları çerçevesinde, hizmetkusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir.
Bununla birlikte; bilimsel ve yargısaliçtihatlarla geliştirilen sosyal risk ilkesi ile toplumun içinde bulunduğu koşullardankaynaklanan, idarenin faaliyet alanında meydana gelmekle birlikte, yürütülenkamu hizmetinin doğrudan sonucu olmayan, toplumsal nitelikli riskingerçekleşmesi sonucu oluşan, salt toplumun bireyi olunması nedeniyle uğranılanözel ve olağan dışı zararların da topluma pay edilerek giderilmesiamaçlanmıştır.
Belirtilen niteliğine göre, sosyal riskilkesinin uygulanabilmesi için olayın tüm toplumla ilgilendirilmesi ve zararıntoplumsal nitelikli bir riskin gerçekleşmesi sonucu meydana gelmesi yanında,olay ve zararın yürütülen kamu hizmetinin doğrudan sonucu olmaması, başka birdeyişle zarar ile idari eylem arasında bir nedensellik bağının da kurulamamasıgerekmektedir.
27.07.2004 tarih ve 25535 sayılı ResmiGazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 5233 sayılı Terör ve Terörle MücadeledenDoğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun, terör eylemleri veya terörlemücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle maddî zarara uğrayankişilerin, bu zararlarının karşılanmasına ilişkin esas ve usulleri belirlemekamacıyla kabul edilmiş olup; bu amaç, anılan Kanunun genel gerekçesinde'Devletin anayasal düzenini yıkmayı amaçlayan terör eylemlerine hedef olankişiler kendi kusur ve fiilleri sonucu değil, toplumun bir bireyi olarak zarargörmektedirler. ... Ortaya çıkan bu zararın paylaştırılması, toplumun diğerkesimleri ile zarara uğramış kişiler arasında fedakârlığın denkleştirilmesi,hakkaniyet ve sosyal hukuk devleti ilkelerinin bir gereğidir. ... İdareninönlemekle yükümlü olduğu halde önleyemediği bu zararların, nedensellik bağı vekusur koşulu aranmadan karşılanmasını kabul eden objektif sorumluluk anlayışınadayalı sosyal risk adı verilen bu ilke, bilimsel ve yargısal içtihatlarla dakabul edilmiştir. ...
...
Görüldüğü üzere; 5233 sayılı Kanun, yargısalve bilimsel içtihatlarla kabul edilen 'sosyal risk' ilkesinin yasalaşmışhalidir. Bu nedenle, adı geçen Kanunun uygulama alanı yalnızca 'sosyal riskilkesi' uyarınca tazmini mümkün olan uyuşmazlıklarla sınırlı bulunmaktadır.Başka bir ifadeyle; zarar ile idari eylem arasında nedensellik bağınınkurulabildiği hallerde sosyal risk ilkesinin uygulanmasına olanakbulunmadığından; idare hukuku kuralları çerçevesinde öncelikle hizmet kusurununbulunup bulunmadığının araştırılması, hizmet kusuru yoksa kusursuz sorumlulukilkesine göre zararın tazmin edilip edilemeyeceğinin belirlenmesi; dolayısıylaidari eylemlerden doğan zararın, hizmet kusuru veya kusursuz sorumlulukilkeleri uyarınca tazmini gereken davalarda, 2577 sayılı Kanunun 13. maddesininuygulanması gerekmektedir.
..."
V. İNCELEME VE GEREKÇE
35. Anayasa Mahkemesinin 16/1/2020 tarihinde yapmış olduğutoplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Yaşam Hakkının İhlalEdildiğine İlişkin İddia Yönünden
1. Başvurucunun İddiaları
36. Başvurucu; idarenin olay yerinde yeterli güvenlikönlemlerini almaması nedeniyle oluşan zarardan kusurlu olarak sorumlu olması,sosyal risk ilkesi gereğince de kusursuz olarak sorumlu olması nedenleriylemaddi ve manevi zararın tazmin edilmesi gerektiğini, Komisyonca önerilen madditazminat miktarının düşük olduğunu belirterek yaşam hakkının ihlal edildiğiniileri sürmüştür.
2. Değerlendirme
37. Anayasa’nın “Kişinindokunulmazlığı, maddî ve manevî varlığı” kenar başlıklı 17.maddesinin birinci fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:
"Herkes, yaşama...hakkına sahiptir."
38. Anayasa’nın "Devletintemel amaç ve görevleri" kenar başlıklı 5. maddesinin ilgilikısmı şöyledir:
“Devletin temel amaç ve görevleri,…Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur vemutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devletive adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik vesosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi içingerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır.”
39. Devlet, bireyin maddi ve manevi varlığını her türlütehlikeden, tehditten ve şiddetten korumakla yükümlüdür (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, B. No:2012/752, 17/9/2013, § 51; AYM, E.2005/151, K.2008/37, 3/1/2008;E.2010/58,K.2011/8, 6/1/2011).
40. Devletin sorumluluğunu gerektirebilecek şartlar altında cankaybının gerçekleştiği durumlarda Anayasa’nın 17. maddesi devlete, elindeki tümimkânları kullanarak yaşam hakkını korumak için oluşturulan yasal ve idariçerçevenin gereği gibi uygulanmasını ve bu hakka yönelik ihlallerin durdurulupcezalandırılmasını sağlayacak etkili idari ve yargısal tedbirleri alma göreviyüklemektedir. Bu yükümlülük -kamusal olsun veya olmasın- yaşam hakkınıntehlikeye girebileceği her türlü faaliyet bakımından geçerlidir (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, § 52).
41. Anayasa Mahkemesi, yaşam hakkını güvence altına alanAnayasa'nın 17. maddesini Anayasa'nın 5. maddesiyle birlikte değerlendirerekdevlete üç tür yükümlülük yükleyecek şekilde yorumlamış ve bu yükümlülüklerinihlal edilip edilmediğine ilişkin değerlendirmelerinde gözönüne alacağıilkeleri belirlemiştir. Bu yükümlülüklerden ilki kasıtlı ve hukuka aykırıolarak öldürmememe yükümlülüğü (negatif yükümlülük), ikincisi her türlü tehlikeyekarşı bireylerin yaşam hakkını koruma yükümlülüğü (pozitif yükümlülüğün maddiboyutu), üçüncüsü ise doğal olmayan her ölümle ilgili etkili soruşturmayükümlülüğüdür (pozitif yükümlülüğün usule ilişkin boyutu). Bireysel başvurununyaşam hakkı kapsamında değerlendirilebilmesi için kamu makamlarının yaşamhakkının koruma alanına kasıtlı eylemleri veya ihmal suretiyle tezahür edeneylemsizlikleri ile bir müdahalesinin gerçekleştiği iddia edilmelidir. Başkabir anlatımla yaşam hakkı kapsamında yapılacak bir inceleme ancak yetkilimakamların kusura dayalı sorumluluğunun ileri sürüldüğü hâllerde söz konusudur.Bir ölümden kusursuz sorumluluk ilkeleri gereğince sorumlu olunduğunun ilerisürülmesi hâlinde ise bireysel başvurunun, açıklanan gerekçelerle yaşam hakkındanincelenebilmesi mümkün değildir (Aziz Biterve diğerleri, B. No: 2015/4603, 19/2/2019, §§ 58, 59).
42. Somut olayda başvurucu; atış alanı niteliğindeki bölgedeyeterli güvenlik önlem ve tedbirlerinin alınmaması nedeniyle meydana gelenpatlamada yaralandığını, idarenin oluşan zarardan hem kusurlu olması hem desosyal risk ilkesi gereğince kusursuz sorumlu olmasına rağmen oluşanzararlarının karşılanmadığını belirtmiştir. Dolayısıyla başvurucu yaşamı korumayükümlülüğünün ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
43. Bununla birlikte bireysel başvurunun ikincil niteliği gereğisomut olayda başvurucunun ihlal iddialarını Anayasa Mahkemesinden öncekiyargısal mercilerde usulüne uygun bir şekilde dile getirip getirmediğininbelirlenmesi gerekir.
44. Başvurucu, ihmal suretiyle yaşam hakkının korunmadığınailişkin iddiaları yönünden öncelikle 5233 sayılı Kanun hükümleri kapsamındakurulan Komisyona başvurmuş; Komisyon tarafından başvurucunun 25 gün çalışmagücü kaybı bulunduğu belirtilerek başvurucuya 978,60 TL tazminatın ödenmesinekarar verilmiştir. Bu karar üzerine takdir edilen bedeli kabul etmeyenbaşvurucu, uyuşmazlık tutanağını imzalayıp önerilen tazminat miktarının maddive manevi zararını karşılamadığını ileri sürerek İdare Mahkemesinde davaaçmıştır. Ancak başvurucunun açtığı dava genel hükümlere göre açılan bir tamyargı davası olmayıp 5233 sayılı Kanun hükümleri kapsamında kurulan TazminatKomisyonuna yapılan başvurunun reddi üzerine açılan bir davadır.
45. Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:
“...Başvuruda bulunabilmek için olağan kanunyollarının tüketilmiş olması şarttır.”
46. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa MahkemesininKuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 45. maddesinin (2) numaralıfıkrası şöyledir:
“İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem,eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarınıntamamının bireysel başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir.”
47. Öncelikle belirtmek gerekir ki anılan Anayasa ve Kanunmaddelerinde yer verilen kanun yollarının tüketilmesi koşulu, bireyselbaşvurunun temel hak ihlallerini önlemek için son ve olağanüstü bir çareolmasının doğal sonucudur (Necati Gündüz veRecep Gündüz, B. No: 2012/1027, 12/2/2013, § 20). Temel hak veözgürlüklere saygı, devletin tüm organlarının anayasal ödevi olup bu ödevinihmal edilmesi nedeniyle ortaya çıkan hak ihlallerinin düzeltilmesi idari veyargısal makamların görevidir. Bu nedenle temel hak ve özgürlüklerin ihlaledildiği iddialarının öncelikle derece mahkemeleri önünde ileri sürülmesi, bumakamlar tarafından değerlendirilmesi ve bir çözüme kavuşturulması esastır (Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt, B. No:2012/403, 26/3/2013, § 16).
48. Diğer taraftan tüketilmesi gereken başvuru yolları,başvurucunun şikâyetleri açısından makul bir başarı şansı sunabilecek ve birçözüm sağlayabilecek nitelikte olmalıdır. Ayrıca başvuru yollarını tüketmekuralı ne kesin ne şeklî olarak uygulanabilir bir kural olup bu kuralauygunluğun denetlenmesinde somut başvurunun koşullarının dikkate alınmasıesastır. Bu anlamda yalnızca hukuk sisteminde birtakım başvuru yollarınınvarlığının değil aynı zamanda bunların uygulama şartları ile başvurucununkişisel koşullarının gerçekçi bir biçimde ele alınması gerekir (S.S.A., B. No: 2013/2355, 7/11/2013, §28).
49. Bu noktada 5233 sayılı Kanun hükümleri kapsamında kurulantazminat mekanizmasının yaşam hakkının pozitif yükümlülüğü bağlamında ihlali enazından özü itibarıyla tespit edebilme potansiyeline sahip olup olmadığınınbelirlenmesi gerekir.
50. "İlgili Hukuk"kısmında (bkz. §§ 30-33) yer verilen yerleşik yargı içtihatları incelendiğinde,5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan başvurularda ve bu başvurularda verilenkararlara karşı açılan idari davalarda, doğrudan kusursuz sorumluluğa ilişkinbir değerlendirme yapılmasına rağmen idarenin yapması gerekenleri yapmadığıiddiasına dayanan kusur sorumluluğa ilişkin bir değerlendirme yapılmadığıgörülecektir. Bu itibarla Anayasa Mahkemesinin anılan tazminat yolunu devletinyaşamı koruma yükümlülüğü ile bu yükümlülük kapsamında belirlediği ilkelerçerçevesinde inceleyip ilgili idari ve adli makamların vardıkları sonuçları bubağlamda değerlendirebilmesi mümkün değildir. Zira bu tazminat yolu, kusursuzsorumluluk çerçevesinde kendine özgü ilkeler çerçevesinde inceleme yapan biryol olup idarenin sahip olduğu yetkiler kapsamında kusur sorumluluğunudeğerlendiren bir yol değildir. Dolayısıyla anılan tazminat yolununbaşvurucunun şikâyetleri açısından makul bir başarı şansı sunabilecek nitelikteolduğu söylenemez (Aziz Biter ve diğerleri,§§ 74, 75).
51. Başvurucu, kusur sorumluluğuna dayanan şikâyetleri açısındanmakul bir başarı şansı sunma imkânına sahip tam yargı davası yoluna süresiiçinde başvurmamıştır. Bu tespitler ışığında somut olayda kamu makamlarınınyaşam hakkının korunması anlamında yeterli güvenlik önlemlerini alıp almadığı,Tazminat Komisyonunca tayin edilen maddi tazminat miktarının yeterli olupolmadığı hususlarında Anayasa Mahkemesinin değerlendirme yapması mümkündeğildir.
52. Başvurucu devletin korumaya ilişkin pozitif yükümlülüğünüihlal ettiğini ileri sürerek yaşam hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüş isede başvurucunun söz konusu şikâyeti açısından gerekli başvuru yolunu tüketmedenbireysel başvuruda bulunduğu sonucuna ulaşılmıştır.
53. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının, diğer kabuledilebilirlik şartları yönünden incelenmeksizin başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemezolduğuna karar verilmesi gerekir.
B. Adil YargılanmaHakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
1. Başvurucunun İddiaları
54. Başvurucu; idarenin olay yerinde yeterli güvenlikönlemlerini almaması nedeniyle oluşan zarardan kusurlu olarak sorumlu olması,sosyal risk ilkesi gereğince de kusursuz olarak sorumlu olması nedenleriylemanevi zararın tazmin edilmesi gerektiği hâlde Mahkemenin eksik inceleme ilehukuka aykırı şekilde manevi tazminat talebini reddettiğini, yargılamanıngereksiz yere sürüncemede bırakıldığını ve adil yargılanma hakkının ihlaledildiğini ileri sürmüştür.
2. Değerlendirme
55. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılanhukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifinikendisi takdir eder (Tahir Canan,B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Manevi tazminat isteminin reddedilmesi ileortaya çıkan temel sorun başvurucunun mahkemeye etkili erişiminin engellenmesiolduğundan başvurucunun manevi tazminat istemi hakkındaki iddiasının adilyargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkı yönünden incelenmesi uygungörülmüştür (benzer yöndeki değerlendirme için bkz. Mehmet Emin Timurtaş, B. No: 2014/2008, 22/11/2017, § 46).
a. Kabul EdilebilirlikYönünden
56. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğinekarar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılanmahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilirolduğuna karar verilmesi gerekir.
b. Esas Yönünden
57. 5233 sayılı Kanun, Anayasa Mahkemesi ve Danıştay İdari DavaDaireleri Kurulunun verdiği kararlarda da belirtildiği üzere, maddi zararlarınözel bir giderim usulü olmakla birlikte manevi zararların genel hükümlere görekarşılanmasına da engel değildir.2577 sayılı Kanun'un 12. ve 13. maddelerinde,idarenin işlem veya eylemlerinden dolayı hakları ihlal edilenlere tazminattalebinde bulunabilme imkânı tanınmaktadır. Bu yol 5233 sayılı Kanun dışındaidari yargıda genel hükümlere başvurularak uğranılan zararın tazminine imkânsağlamaktadır (Abbas Emre, B. No:2014/5005, 6/1/2016, § 81).
58. Diğer taraftan Anayasa Mahkemesinin Emir Ağgül ve diğerleri (B. No:2014/16320, 21/11/2017) kararında belirtildiği üzere, bir tazminat veya tamyargı davasına konu olan alacağa ilişkin mevzuat hükümleri kapsamında yürütülenyargılamada, kişilerin taleplerini başlattıkları usulde hataya düşülerekincelemenin yapılacağı mevzuat kaynaklarının daraltılmasının belirtilen anlamdadava açılması ile ilgili bir kısıtlama olarak değerlendirilmesi ve bumüdahalenin mahkemeye erişim hakkı kapsamında incelenmesi gerekmektedir.
59. Nitekim 5233 sayılı Kanun kapsamında manevi tazminatödenmesine ilişkin benzer iddialar daha önce bireysel başvuruya konu olmuş veAnayasa Mahkemesi, terör ve terörle mücadele kapsamında gerçekleşen zararlarailişkin manevi tazminat taleplerinin karşılanması için 5233 sayılı Kanun'dahüküm bulunmamakla birlikte idare hukukunun genel hükümleri kapsamındabaşvurucuların anılan talep hakkına sahip olduklarını belirtmiştir. AnayasaMahkemesi, 5233 sayılı Kanun'un maddi zararların özel bir giderim usulünüöngörmekle birlikte manevi zararların karşılanmasına da engel olmayan bir kanunolduğunu, 2577 sayılı Kanun’un 12. ve 13.maddelerinde idarenin işlem veyaeylemlerinden dolayı hakları ihlal edilenlere tazminat talebinde bulunabilmeimkânı tanındığını belirterek idareye yaptıkları başvuru ve açtıkları davayıtazminat hukukunun genel hükümlerine göre inceletme imkânından mahrum kalanbaşvurucuların mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir (Özden Sayar ve Deren Dilara Sayar, B. No:2013/4022, 13/4/2016, §§ 51-76).
60. Somut olayda manevi tazminat istemiyle açılan dava, özetle5233 sayılı Kanun'un amacının terör eylemleri veya terörle mücadele kapsamındayürütülen faaliyetler nedeniyle maddi zarara uğrayan kişilerin zararlarınınkarşılanması olduğundan manevi tazminat isteminin karşılanmasına olanakbulunmadığı gerekçesiyle reddedilmiştir.
61. Oysa tazminat hukukunun genel prensiplerine göre, açılanmanevi tazminat istemli davada 5233 sayılı Kanun’un 12. maddesinin sonfıkrasındaki ve 2577 sayılı Kanun’un 2. ve 13. maddelerindeki (bkz. §§ 28, 29)açık düzenlemeler ile Danıştay (bkz. § 17) ve Anayasa Mahkemesi (bkz. §§ 30,33)içtihatları dikkate alındığında başvurucunun manevi tazminat talebi hakkındaidare hukukunun genel hükümleri kapsamında inceleme yapılarak bir kararverilmesi yoluyla başvurucunun mahkemeye erişimine imkân sağlanmalıdır (Niyazi Birol, B. No: 2016/782, 7/11/2019,§ 26).
62. Açtığı manevi tazminat davasını tazminat hukukunun genelhükümlerine göre inceletme imkânından mahrum kalan başvurucunun mahkemeyeerişim hakkına müdahalede bulunulduğu açıktır.Yukarıdaki belirtilen ilkelerışığında yapılan incelemede başvurucunun manevi tazminat davasını tazminathukukunun genel hükümlerine göre inceletme imkânından mahrum bırakan müdahaleyönünden yukarıda değinilen içtihatlardan (diğerleri arasından bkz. Emir Ağgül ve diğerleri, Mehmet Emin Timurtaş başvuruları)ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmadığı ve ölçüsüz müdahalenin başvurucununmahkemeye erişim hakkını ihlal ettiği sonucuna varılmaktadır.
63. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 36. maddesinde güvencealtına alınan adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar verilmesigerekir.
c. 6216 Sayılı Kanun'un50. Maddesi Yönünden
64. 6216 sayılı Kanun'un 50. maddesinin (1) numaralı fıkrasınınilgili kısmı ve (2) numaralı fıkrası şöyledir:
“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucununhakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararıverilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılmasıgerekenlere hükmedilir…
(2) Tespit edilen ihlal bir mahkemekararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yenidenyargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılamayapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminatahükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir.Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlalkararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünsedosya üzerinden karar verir.”
65. Başvurucu 5.000 TL manevi tazminata karar verilmesini talepetmiştir.
66. Anayasa Mahkemesinin MehmetDoğan ([GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018) kararında, ihlal sonucunavarıldığında ihlalin nasıl ortadan kaldırılacağı hususunda genel ilkelerbelirlenmiştir. Anayasa Mahkemesi diğer bir kararında ise bu ilkelerle birlikteihlal kararının yerine getirilmemesinin sonuçlarına da değinmiş ve bu durumunihlalin devamı anlamına geleceği gibi ilgili hakkın ikinci kez ihlaledilmesiyle sonuçlanacağına işaret etmiştir (AligülAlkaya ve diğerleri (2), B. No: 2016/12506, 7/11/2019).
67. Bireysel başvuru kapsamında bir temel hakkın ihlaledildiğine karar verildiği takdirde ihlalin ve sonuçlarının ortadankaldırıldığından söz edilebilmesi için temel kural mümkün olduğunca eski hâlegetirmenin yani ihlalden önceki duruma dönülmesinin sağlanmasıdır. Bunun içinise öncelikle ihlalin kaynağı belirlenerek devam eden ihlalin durdurulması,ihlale neden olan karar veya işlemin ve bunların yol açtığı sonuçların ortadankaldırılması, varsa ihlalin sebep olduğu maddi ve manevi zararlarıngiderilmesi, ayrıca bu bağlamda uygun görülen diğer tedbirlerin alınmasıgerekmektedir (Mehmet Doğan, §§55, 57).
68. İhlalin mahkeme kararından kaynaklandığı durumlarda Anayasa Mahkemesi,6216 sayılı Kanun'un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası ile Anayasa Mahkemesiİçtüzüğü’nün 79. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendi uyarınca, ihlalinve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzerekararın bir örneğinin ilgili mahkemeye gönderilmesine hükmeder. Anılan yasaldüzenleme, usul hukukundaki benzer hukuki kurumlardan farklı olarak ihlaliortadan kaldırmak amacıyla yeniden yargılama sonucunu doğuran ve bireyselbaşvuruya özgülenen bir giderim yolunu öngörmektedir. Bu nedenle AnayasaMahkemesi tarafından ihlal kararına bağlı olarak yeniden yargılama kararıverildiğinde usul hukukundaki yargılamanın yenilenmesi kurumundan farklı olarakilgili mahkemenin yeniden yargılama sebebinin varlığını kabul hususundaherhangi bir takdir yetkisi bulunmamaktadır. Dolayısıyla böyle bir kararkendisine ulaşan mahkemenin yasal yükümlülüğü, ilgilinin talebini beklemeksizinAnayasa Mahkemesinin ihlal kararı nedeniyle yeniden yargılama kararı vererekdevam eden ihlalin sonuçlarını gidermek üzere gereken işlemleri yerinegetirmektir. (Mehmet Doğan, §§58-59; Aligül Alkaya ve diğerleri (2),§§ 57-59, 66, 67).
69. İncelenen başvuruda başvurucunun açtığı manevi tazminatdavasını tazminat hukukunun genel hükümlerine göre inceletme imkânından mahrumbırakılması nedeniyle Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adilyargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği sonucunaulaşılmıştır. Dolayısıyla ihlalin mahkeme kararından kaynaklandığı anlaşılmaktadır.
70. Bu durumda adil yargılanma hakkının ihlalinin sonuçlarınınortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yararbulunmaktadır. Yapılacak yeniden yargılama ise bireysel başvuruya özgüdüzenleme içeren 6216 sayılı Kanun'un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrasınagöre ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasına yöneliktir. Bu kapsamdayapılması gereken iş yeniden yargılama kararı verilerek Anayasa Mahkemesiniihlal sonucuna ulaştıran nedenleri gideren, ihlal kararında belirtilen ilkelereuygun yeni bir karar verilmesinden ibarettir. Bu sebeple kararın bir örneğininyeniden yargılama yapılmak üzere ilgili mahkemeye gönderilmesine kararverilmesi gerekmektedir.
71. Öte yandan ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması içinyeniden yargılamanın yeterli bir giderim sağlayacağı anlaşıldığından tazminattalebinin reddine karar verilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.
72. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 226,90 TL harç ve 3.000TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 3.226,90 TL yargılama giderinin başvurucuyaödenmesine karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianınKABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adilyargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim karar hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
C. Kararın bir örneğinin mahkemeye erişim hakkının ihlalininsonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzereDiyarbakır 2. İdare Mahkemesine (E.2010/1, K.2010/1274 sayılı kararlailgilidir) GÖNDERİLMESİNE,
D. Başvurucunun tazminat talebinin REDDİNE,
E. 226,90 TL harç ve 3.000 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam3.226,90 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,
F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine veMaliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına,ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihinekadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
G. Kararın bir örneğinin bilgi için Danıştay Onbeşinci DairesineGÖNDERİLMESİNE,
H. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE16/1/2020 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.