TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
YASEMİN MUTLU BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2013/1426)
Karar Tarihi: 25/3/2014
R.G. Tarih- Sayı: 18/6/2015-29390
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Alparslan ALTAN
Üyeler
:
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
Recep KÖMÜRCÜ
Engin YILDIRIM
Celal Mümtaz AKINCI
Raportör
:
Recep ÜNAL
Başvurucu
:
Yasemin MUTLU
I. BAŞVURUNUNKONUSU
1. Başvurucu, 17/7/1964 tarih ve 506 sayılı mülga Sosyal SigortalarKanunu’nun geçici 20. maddesine, 13/2/2011 tarih ve 6111 sayılı Kanunla eklenenbeşinci fıkra ile devam eden yargı süreçlerine müdahale edilerek adilyargılanma ile mülkiyet haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüş ve zararınıntazminini talep etmiştir.
II. BAŞVURUSÜRECİ
2. Başvuru, 19/2/2013tarihinde Anayasa Mahkemesine doğrudan yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerininidari yönden yapılan ön incelemesinde Komisyona sunulmasına engel bireksikliğin bulunmadığı tespit edilmiştir.
3. İkinci Bölüm Birinci Komisyonunca,30/5/2013 tarihinde, kabul edilebilirlik incelemesininBölüm tarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.
4. İkinci Bölümün 24/7/2013 tarihli ara kararı gereğince başvurunun, kabuledilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına ve bir örneğinin görüşiçin Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmesine karar verilmiştir.
5. Başvuru konusu olay veolgular 30/7/2013 tarihinde Bakanlığa bildirilmiştir.Adalet Bakanlığı'nın 25/9/2013 tarihli görüş yazısı22/10/2013 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiş olup, başvurucu Bakanlıkgörüşüne karşı cevap vermemiştir.
III. OLAY VEOLGULAR
A. Olaylar
6. Başvuru formu ve eklerindeifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir:
7. Başvurucu, Vakıflar BankasıTürk Anonim Ortaklığında (Banka) çalıştığı süre zarfında, 506 sayılı Kanun’ungeçici 20. maddesi uyarınca kurulmuş bulunan T. Vakıflar Bankası T.A.O. Memurve Hizmetlileri Emekli Sağlık Yardım Sandığı Vakfına (Vakıf) ödediği primlerkarşılığında emekliliğe hak kazanmış olup, hâlihazırda adı geçen sandıktanemekli aylığı almaktadır.
8. Vakıf, kanunla kurulansosyal güvenlik kurumları dışında kalan, ancak onlara denk kabul edilen birtüzel kişilik olup, sandık mensupları bakımından zorunlu sosyal güvenlik kurumuniteliğindedir.
9. Vakfın amacı, Vakıf Senedi’nin 4. maddesinde şöyle ifade edilmiştir.
“...
a) İş bu vakıf senedi hükümleri dairesinde üyelerinemeklilik, malullük, ölüm, hastalık, analık, iş kazaları ve meslek hastalıklarıhallerinde ve eş ve çocukları ile üyenin geçindirmekle yükümlü bulunduğu ana vebabasının hastalıklarında, Sosyal Sigortalar Kanunları ile temin edilenyardımlardan az olmamak üzere hak sahiplerine yardımda bulunmak;
…”
10. Vakfın gelirleri, sandıküyelerinin aylıklarından yapılan prim kesintilerinden ve diğer gelirlerdenoluşmaktadır. Banka da her ay, aynı esaslar çerçevesinde hesaplanan tutarıişveren hissesi olarak Vakfa aktarmaktadır.
11. Vakıf, üyelerine yapacağıyardımın miktarını ve dolayısıyla emekli aylıklarına ilişkin artışları, Vakıf Senedi’nde yazılı hükümler çerçevesinde tek taraflı olarakbelirlemekte olup, bunun 506 sayılı Kanunla belirlenmiş asgari standardınaltına düşmemesi gerekmektedir.
12. Sandık üyeleri, yapılanartışların 506 sayılı Kanun’un geçici 20. maddesine uygun bir şekildeyapılmadığı gerekçesiyle Vakıf aleyhine iş mahkemeleri önünde alacak davalarıaçmışlardır. Bu davalar sonucunda 506 sayılı Kanun’un geçici 20. maddesininnasıl anlaşılıp uygulanacağı konusunda bir yargısal içtihat yerleşmiştir.Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun (HGK) bu çerçeveyi çizen, 24/3/2010tarih ve E.2010/10-155, K.2010/170 sayılı kararı şöyledir:
“Görüldüğü gibi, 506 Sayılı Yasa, banka zorunlu sandıklarıiçin bir alt sınır oluşturur.
Bu husus, 506 Sayılı Yasa’nın Geçici 20. Maddesinde; ‘…’hükmünden anlaşılmaktadır.
Öte yandan çözülmesi gereken sorun, anılan maddede değinilenalt sınırın ne anlama geldiği hususudur. Yani bu alt sınırın belirlenmesindeYerel Mahkemece belirtildiği gibi fiilen ödenen yaşlılık aylığı miktarı bazındamı düşünülecek, yoksa Özel Daire bozma ilamında değinildiği üzere, yaşlılıkaylığı artış oranlarının kıyaslanması suretiyle mi hareket edilecektir?
Sosyal hukuk devleti ilkesi içerisinde Devletin görevi,zorunlu yardım sandıklarını, başı boş bırakmak değil,onların güçlenmesini sağlamak ve bu yolla ilgililerin sosyal güvenlik haklarınıgüvence altına almaktır. Bu kuruluşlar, Devletin asli görevi olan sosyalgüvenliği sağlama yükümünü, onun adına yerine getirdiğine göre, devletin busandıklar üzerinde, tesis senetlerinden ve senetlerin içeriğinden, malidurumlarına kadar geniş bir alanda denetim ve gözetim hakkının bulunması daolağandır.
Davalı Vakfın gayesi gözetildiğinde, yıllarca yüksek primödeyerek emekli olan davalı sandık mensuplarının aylıklarına daha düşükoranlarda zam yapılarak, yaşlılık aylıklarının daha düşük prim ödeyerek emekliolan 506 Sayılı Yasa’ya tabi olarak yaşlılık aylığı alanların aylıkları ileeşitlenmesi düşünülemez. Geçici 20. madde zorunlu banka sandıkları için birgüvence getirdiğine göre, bu durum mensuplarına yapılacak yaşlılık aylığıartışlarının da en az 506 Sayılı Yasa’ya tabi olanlara uygulanacak artışoranları kadar olması sonucunu doğuracaktır.
Kaldı ki, yargılama sırasında 16.6.2006 tarihinde yürürlüğegiren 5510 Sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun Geçici20. maddesinde ‘…506 Sayılı Yasa’nın Geçici 20. maddesi kapsamındakisandıkların bu maddenin yayımı tarihinden itibaren 3 yıl içinde Sosyal GüvenlikKurumu’na devredileceği ve bu kanun kapsamına alınacağı…’ hususudüzenlenmiştir. Anılan madde hükmü de gözetildiğinde, 506 Sayılı Yasamensuplarına sağlanan aylık artış oranlarına ilişkin hakların davalı sandıklaratabi olanlara uygulanmasının 506 Sayılı Yasa’nın Geçici 20. maddesinin konuluşruhuna aykırı olmayacaktır.
Neticeten, Özel Daire bozma ilamında da belirtildiği gibi,Hukuk Genel Kurulu görüşmeleri sonucunda, 506 Sayılı Yasa’nın Geçici 20.maddesinde değinilen alt sınır belirlenmesinde, davalı Vakfın bağladığıaylıklara yapılan artış oranlarının, SGK (Devredilen SSK) sigortalılarınabağlanan yaşlılık aylıklarına yapılan artış oranları ile karşılaştırılmasısuretiyle bulunması gerektiği, artış oranının, 506 sayılı Yasa uyarıncayaşlılık aylığı alanlara yapılan artış oranından daha az olması durumunda,davalı Sandık yönünden yaşlılık aylığı artış oranı konusunda ek yükümlülükdoğacağından, Vakıf Senedindeki düzenlemelere göre aylıklarında artış olankimselerin, ayrıca 506 Sayılı Yasa’nın aylık artışlarına dair hükümlerinden deyara(r)lanmaları gerekeceği kanaatine varılmıştır.”
13. 1/7/2002 tarihinden 1/1/2005tarihine kadar başvurucunun emekli aylığında artış yapılmamıştır. Başvurucu bunedenle Ankara 11. İş Mahkemesinde (İş Mahkemesi) Vakıf aleyhine 30/1/2009 tarihinde açtığı alacak davası ile “eksik ödenen yaşlılık aylıklarının tespit edilerekdavalıdan tahsiline karar verilmesini” talep etmiştir.
14. Bilirkişi tarafından İşMahkemesine sunulan 26/10/2010 tarihli raporda,başvurucu ile ilgili olarak toplam eksik ödemenin 10 yıllık zamanaşımı süresinegöre 46.373,41 TL, beş yıllık zamanaşımı süresine göre ise 43.341,34 TL olduğutespit edilmiştir.
15. 13/2/2011 tarih ve 6111 sayılı BazıAlacakların Yeniden Yapılandırılması İle Sosyal Sigortalar ve Genel SağlıkSigortası Kanunu ve Diğer Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde KararnamelerdeDeğişiklik Yapılması Hakkında Kanun’un 53. maddesiyle 506 sayılı Kanun’ungeçici 20. maddesine eklenen beşinci fıkra ile aynı maddenin sandık emeklilerineyapılacak yardımların düzenlendiği birinci fıkrasının (b) bendininuygulanmasında, yardımların sağlanması ve bağlanması yönünden alt sınırınbelirlenmesinde muadil miktar karşılaştırmasının esas alınacağı, bunun mevcutdavalara da uygulanacağı düzenlenmiştir.
16. 6111 sayılı Kanun, 25/2/2011 tarih ve 27857 mükerrer sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
17. Bilirkişi tarafından İşMahkemesine sunulan 6/7/2011 tarihli raporda ise, 6111sayılı kanun göz önüne alınarak başvurucu ile ilgili olarak eksik ödemeninbulunmadığına ilişkin görüş bildirilmiştir.
18. İş Mahkemesi, 21/5/2012 tarih ve E.2009/95, K.2012/384 sayılı kararı ilebaşvurucunun davasını reddetmiştir. Kararının gerekçesi şöyledir:
“…
Tüm dosya kapsamından, davacıya bağlanan aylığın Yargıtayiçtihatları ile belirlenen muadil aylık ölçütüne göre SGK sigortalısına ödenenmuadil aylıktan düşük olamayacağı, muadil aylık ve davacının aylıklarınınmahkememizce de kabul gören bilirkişi raporunda ayrıntılı olarak açıklandığı,davacıya yapılan emekli aylığı ödemelerinde noksan ödeme bulunmadığı, talebinyersiz olduğu anlaşılmış, reddine karar vermek gerekmiştir.
…”
19. Başvurucunun temyiz yolunabaşvurması üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, 27/11/2012 tarih ve E.2012/21584, K.2012/23440 sayılıkararıyla anılan İş Mahkemesi kararının “düzeltilerekonanmasına” karar vermiş ve bu şekilde başvuru yollarıtüketilmiştir. Yargıtayın düzelterek onama gerekçesişöyledir:
“…
2- Açıldığı tarihteki mevzuat hükümlerine uygun olandavanın, yasal dayanağını oluşturan düzenlemenin, yargılama sürecindeki yasadeğişikliğiyle ortadan kalkması nedeniyle reddinde, tarafların sorumluluğubulunmadığı halde; her davanın açıldığı tarihteki koşullara göre değerlendirileceğiyönündeki usul kuralından hareketle davacının, davada haksız çıkan taraf olaraknitelenip vekalet ücretiyle sorumluluğuna hükmedilmişolması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
Ne var ki, bu yanlışlığın giderilmesi, yeniden yargılamayıgerektirmediğinden, hüküm bozulmamalı, … 1086 sayılı Hukuk Usulü MuhakemeleriKanununun 438. maddesi gereğince düzeltilerek onanmalıdır.
…”
20. Onama kararı, başvurucuya 21/1/2013 tarihinde tebliğ edilmiş olup, başvurucu, süresiiçerisinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
B. İlgiliHukuk
21. 506 sayılı Kanun’un geçici20. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi şöyledir:
“…b) Bu personelin, iş kazalariylemeslek hastalıkları, hastalık, analık, malûllük, yaşlılıkve ölüm, eşlerinin analık, eş ve çocuklarının hastalık hallerinde, en az bu kanunda belirtilen yardımları sağlıyacak…,”
22. 506 sayılı Kanun’un geçici20. maddesine, 6111 sayılı Kanun’un 53. maddesiyle eklenen (beşinci) fıkraşöyledir:
“… Birinci fıkranın (b) bendinin uygulanmasında, yardımlarınsağlanması ve bağlanması yönünden alt sınırınbelirlenmesinde muadil miktar karşılaştırması esas alınır. Ancak,gelir ve aylıkların artırılmasında 506 sayılı Kanuna göre bağlanan gelir veaylıkların artırımına ilişkin hükümler devir tarihine kadar uygulanmaz. 5510sayılı Kanunun geçici 20 nci maddesinin onikinci fıkrasında yer alan sınırlama dâhilindesandıkların kuruluş senetlerinde yer alan hükümler ve sandıkların uygulamalarısaklıdır. Bu hüküm, yürürlüğe girdiğitarihten önceki artışlarda ve görülmekte olan davalar hakkında da uygulanır…”
23. Ana muhalefet partisi,Anayasa’ya aykırı olduğu gerekçesiyle anılan kanuni düzenlemenin iptali içinAnayasa Mahkemesine başvurmuş olup, Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu, 9/5/2013 tarihli toplantısında, E.2011/42 sayılı dosyakapsamında iptal başvurusunu görüşmüştür. Anayasa Mahkemesinin kararı şöyledir:
“2- Anayasa’ya AykırılıkSorunu
Dava dilekçesinde, 506 sayılı Kanun’un geçici 20. maddesindebelirtilen sandıkların, bağlı bulundukları kuruluşların personeli hakkındayasal düzenleme alanı içinde SGK’nın yüklendiğigörevleri, sağladığı hakları, o düzeyin altına düşmemek üzere yüklenmişkuruluşlar olduğu, bunların görev ve yükümlülüklerinin kanunla belirlendiği,mahkemeler tarafından vakıf sandıklarınca bağlanan aylıklara yapılan artışınoran olarak alt sınırının 506 sayılı Kanun uyarınca aylık alanlara yapılanartış oranından az olmaması gerektiği yönünde kararlar verildiği, eklenen fıkraile alt sınırın belirlenmesinde miktar karşılaştırmasının esas alınmasınınöngörüldüğü, bunun ise kazanılmış hakları ortadan kaldırdığı, yasaların geriyeyürümeyeceği ilkesine aykırı olduğu ve görülmekte olan davaları geçersizkıldığı, sandık kapsamındaki sigortalıların emekli maaş artışı konusunda açmışoldukları davalardan bir kısmının kesinleştiği bir kısmının ise hâlen devamettiği ve düzenleme ile görülmekte olan davaların ortadan kaldırıldığıbelirtilerek kuralın, Anayasa’nın 2. ve 138. maddelerine aykırı olduğu ilerisürülmüştür.
Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti, eylem veişlemleri hukuka uygun, insan haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyupgüçlendiren, her alanda adil bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren,Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukukun üstün kurallarıylakendini bağlı sayan, yargı denetimine açık olan devlettir.
Anayasa’nın 2. maddesinde yer alan hukuk devleti ilkesininvazgeçilmez unsurlarından birisi kanunların hukuk güvenliğini sağlaması, budoğrultuda geleceğe yönelik, öngörülebilir kurallar içermesi gerekliliğidir. Bunedenle, hukuk devletinde güven ve istikrarın korunabilmesi için kural olarakkanunlar, yürürlüğe girdikleri tarihten sonraki olaylara uygulanırlar.Kanunların geriye yürümezliği ilkesi uyarınca, kanunlar kamu yararı ve kamudüzeninin gereği, kazanılmış hakların korunması, mali haklarda iyileştirme gibikimi ayrıksı durumlar dışında ilke olarak yürürlük tarihlerinden sonraki olay,işlem ve eylemlere uygulanmak üzere çıkarılırlar. Yürürlüğe giren kanunlarıngeçmişe ve kesin nitelik kazanmış hukuksal durumlara etkili olmaması hukukungenel ilkelerindendir.
Kazanılmış haklara saygı ilkesi, hukukun genel ilkelerindenbirisi olup, hukuk güvenliği ilkesinin bir sonucudur. Kazanılmış bir haktan sözedilebilmesi için bu hakkın, yeni kanundan önce yürürlükte olan kurallara görebütün sonuçlarıyla fiilen elde edilmiş olması gerekir. Kazanılmış hak, kişininbulunduğu statüden doğan, kendisi yönünden kesinleşmiş ve kişisel niteliğedönüşmüş haktır. Bir statüye bağlı olarak ileriye dönük, beklenen haklar ise bunitelikte değildir. Kanunlarda yapılan değişiklikler kazanılmış haklarıetkilemediği ve hukuk güvenliğini zedelemediği sürece bu değişikliklerin hukukdevleti ilkesine aykırı oldukları ileri sürülemez.
Anayasa’nın 138. maddesinde hâkimlerin görevlerinde bağımsızoldukları, Anayasa, kanun ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine görehüküm verecekleri, hiç bir organ, makam, merci veya kişinin yargı yetkisininkullanılmasında mahkemelere ve hâkimlere emir ve talimat veremeyeceği, genelgegönderemeyeceği, tavsiye ve telkinde bulunamayacağı, görülmekte olan bir davahakkında Yasama Meclisinde yargı yetkisinin kullanılması ile ilgili sorusorulamayacağı, görüşme yapılamayacağı veya herhangi bir beyandabulunulamayacağı, yasama ve yürütme organları ile idarenin mahkeme kararlarınauymak zorunda bulundukları, bu organlar ve idarenin mahkeme kararlarını hiçbirsuretle değiştiremeyeceği ve bunların yerine getirilmesini geciktiremeyeceğihükme bağlanmıştır.
Yasama organının mahkeme kararlarını değiştirememesi ilkesiyasama organının kanun yoluyla kesinleşmiş olan kararları ortadan kaldıramamasıanlamına gelir. Mahkeme kararının kanun yoluyla değiştirilememesi ilkesi, maddihukukta herhangi bir değişiklik yapmaksızın sadece somut mahkeme kararlarınınkanun yoluyla değiştirilmesi ya da uygulanmasının engellenmesi hâlleri için sözkonusu olacaktır.
506 sayılı Kanun’un geçici 20. maddesinde, bazı kuruluşlarapersonelinin sosyal güvenliğini sağlaması amacıyla vakıf veya dernek şeklindesandık kurabilme yetkisi verilmiştir. Maddenin birinci fıkrasının (b) bendinde,bu madde uyarınca kurulan sandıkların üyelerine en az 506 sayılı Kanun’dabelirtilen yardımları sağlayacağı belirtilmiştir.
Kural, sandıklarca sağlanan yardımların SGK sigortalısınasağlanan yardımlardan aşağı olmaması yönündeki hükmün uygulanmasında, yardımmiktarları dışında aylık artış oranlarının da SGK sigortalısının aylık artışoranlarından aşağı olamayacağı yönünde ortaya çıkan ihtilafların giderilmesiamacıyla getirilmiştir. Düzenlemeyle, sandıkların sağladıkları yardımın altsınırının belirlenmesinde muadil miktar karşılaştırmasının esas alınacağıbelirtilmek suretiyle mevcut hükümden ne anlaşılması gerektiği ve maddeninlafzına ve amacına uygun nasıl uygulanacağı konusu açıklığa kavuşturulmuştur.
Vakıf senedi gereği üyelerine sağladıkları yardımlardakiartış oranını SGK tarafından uygulanan oranın altında tutan vakıf sandıklarınınbu uygulamasını onun mali yapısını ve aktüeryaldengesini sağlam tutmaya yönelik bağımsız bir kararı olarak görmekgerekmektedir. Dolayısıyla, sandıkların alt sınır kuralını ihlal etmediklerisürece, sağladıkları yardımlar için SGK’dan dahadüşük artış oranı belirleyebilmeleri mümkün görülmelidir. Aksi hâlde sandığınasli görevi olan üyelerinin sosyal güvenliğini sağlama fonksiyonu tehlikeyegirecektir.
Kanunların, kamu yararının sağlanması amacına yönelikolması, genel, objektif, adil kurallar içermesi ve hakkaniyet ölçütlerinigözetmesi ve kazanılmış hakları ihlal etmemesi Anayasa’nın 2. maddesindebelirtilen hukuk devleti olmanın gereğidir. Bu nedenle kanun koyucunun hukukidüzenlemelerde kendisine tanınan takdir yetkisini anayasal sınırlar içindeadalet, hakkaniyet ve kamu yararı ölçütlerini göz önünde tutarak kullanmasıgerekir.
Vakıf sandıklarının mali yapısını ve aktüeryaldengesini sağlam tutarak üyelerinin sosyal güvenliğini sağlama yönündeki asligörevini yerine getirebilmesinin tehlikeye girmemesi için mevcut kanun hükmününuygulanmasına ilişkin olarak ortaya çıkan ihtilafların giderilmesi amacıylayapıldığı hususu göz önünde bulundurulduğunda, yeni bir uygulama getirmeyen vesadece sandıkların sağladıkları yardımın alt sınırı belirlenirken muadil miktarkarşılaştırmasının esas alınacağı belirtilmek suretiyle mevcut hükümden neanlaşılması gerektiğini açıklığa kavuşturan kural, kamu yararı amacıylagetirilmiş olup, Anayasa’ya aykırı bir yönü bulunmamaktadır.
Diğer taraftan, söz konusu sandıklar tarafından bağlananaylık ve gelirlerin artırılmasında muadil miktar karşılaştırmasının esasalınmasının sağlanmasına yönelik düzenlemenin yürürlüğe girdiği tarihten öncekiartışlarda da uygulanacağı öngörülerek geriye yürütülmesi, sandık tarafındanyapılan yardımlarda alt sınırın hatalı belirlenmesi sonucu aleyhine uygulamadabulunulan sandık üyelerinin haklarının ihlal edilmemesi amacıyla kabul edildiğianlaşıldığından, hukuk güvenliği ilkesini ihlal eden bir durum dabulunmamaktadır.
Kanun koyucu tarafından bir kanun hükmünün farklıyorumlanmasından kaynaklanan ihtilafları gidermek amacıyla yapılandüzenlemelerin söz konusu ihtilaf nedeniyle açılmış ve düzenlemenin yürürlüğegirdiği tarih itibarıyla henüz sonuçlanmamış davalar hakkında da uygulanmasınısağlamak amacıyla getirilen kuralın, yargılamanın ne yönde yapılacağı veyabelirli somut bir uyuşmazlığı nasıl karara bağlayacağı hususunda bir ifadeiçermediği gibi hâkimlerin görevlerini bağımsızlık içinde yapmalarını,Anayasa’ya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanî kanaatlerine göre hükümvermelerini engelleyen ve yargı yetkisinin kullanılması bakımından mahkemelereve hâkimlere emir ve talimat verilmesine yol açan bir yönü de bulunmamaktadır.
Her kanunun muhatapları ve uygulayıcılar açısından uyulmasızorunlu emirler niteliğinde olması hukuk kurallarının normatif doğasındankaynaklanır. Bir hukuk devletinde her kamusal yetkinin hukuka uygunkullanılması gerektiği gibi mahkemelerin de önlerine gelen uyuşmazlıklarhakkında karar verirken ilgili kanunlara uyma yükümlülüğü vardır. Bu nedenlesandıklarca yapılacak yardımlardan kaynaklanan uyuşmazlıkları karara bağlarkenmahkemelerin uymaları gereken esasları belirleyen kuralın yargı bağımsızlığınıihlal edici nitelikte olduğu söylenemez.
Öte yandan, sandıkça ödenecek gelir ve aylıklar nedeniyleaçılacak davaların kazanılmış hak doğurması, davada, sigortalı lehine kararverilmesi ve bu kararın kesinleşmesiyle söz konusu olacaktır. Anılanuyuşmazlıklarla ilgili olarak dava açılmış olması, o ihtilafın sigortalı lehinesonuçlanacağı anlamına gelmeyeceği gibi bu kişiler için kazanılmış herhangi birhaktan da söz edilemez.
Açıklanan nedenlerle, dava konusu kural Anayasa’nın 2. ve138. maddelerine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
Serdar ÖZGÜLDÜR maddenin tümü yönünden; Mehmet ERTEN ileOsman Alifeyyaz PAKSÜT maddenin dördüncü cümlesiyönünden; Serruh KALELİ ile Zehra Ayla PERKTAŞ isemaddenin dördüncü cümlesinin ‘…yürürlüğe girdiği tarihten önceki artışlardave…’ bölümü yönünden bu görüşe katılmamışlardır.”
IV. İNCELEME VEGEREKÇE
24. Mahkemenin 25/3/2014 tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun19/2/2012 tarih ve 2013/1426 numaralı bireysel başvurusu incelenip gereğidüşünüldü:
A. Başvurucununİddiaları
25. Başvurucu, yüksek miktardaprim ödemesine rağmen daha düşük miktarda prim ödeyenlerle aynı miktarda emekliaylığı almak zorunda bırakıldığını, bu çerçevede 6111 sayılı Kanun’un 53.maddesi ile 506 sayılı Kanun’un geçici 20. maddesine eklenen fıkra ile Vakfaödediği primlere el konulduğunu ve belirtilen kanuni düzenlemenin devam eden davalarada uygulanmasına ilişkin hükmünün İş Mahkemesinde açtığı alacak davasınındayanağı olan ve lehine olan Yargıtay içtihatlarını uygulanamaz halegetirdiğini, sonradan çıkarılan Kanunla devam eden yargı sürecine müdahaleedildiğini, sonuç itibarıyla kendisinden tahsil edilen primlerin yarısınınemekli aylığına yansıtılmadığını belirterek Anayasa’da güvence altına alınanadil yargılanma ve mülkiyet haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüş, oluşanzararın tespiti talebinde bulunmuştur.
B. Değerlendirme
1. KabulEdilebilirlik Yönünden
a. MülkiyetHakkının İhlal Edildiği İddiası
26. Başvurucu, yüksek miktardaprim ödemesine rağmen daha düşük miktarda prim ödeyenlerle aynı miktarda emekliaylığı almak zorunda bırakıldığını, bu çerçevede 6111 sayılı Kanun’un 53.maddesi ile 506 sayılı Kanun’un geçici 20. maddesine eklenen fıkra ile Vakfaödediği primlere el konulduğunu belirterek, Anayasa’da güvence altına alınanmülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
27. Bakanlık görüş yazısında,emeklilik maaşına veya diğer sosyal güvenlik haklarına sahip olmanın Avrupaİnsan Hakları Sözleşmesi’ne (Sözleşme) Ek 1 No’luProtokol’ün (1 No’lu Protokol) 1. maddesi kapsamınagirdiği, bu kapsamdaki menfaatin kısıtlanması hakkın özünü etkilese de buhükmün bireyin belirli bir miktarda emeklilik maaşı alma hakkı ya da iç hukuktayer almayan emekli maaşı veya diğer sosyal güvenlik haklarına sahip olmayı dagaranti ettiği anlamının çıkarılmaması gerektiği, ancak sözleşmeci devletinyürürlükteki mevzuatında, önceden prim ödeme şartıyla veya şartsız olaraksosyal yardım şeklinde bir ödeme yapılmasının öngörülmüş olması halinde, bumevzuatın şartlarını yerine getiren kişiler bakımından 1. madde kapsamına girenmülkiyetle ilgili bir menfaat doğduğunun kabul edilmesi gerektiği, davayıaçtığı tarihte ve özellikle davanın devamı sırasında geçerli olan Yargıtayiçtihatları göz önünde bulundurulduğunda, başvurucunun eksik ödenen emeklimaaşlarını alabileceğine dair meşru bir beklentisi olduğunun düşünüldüğübildirilmiştir.
28. Anayasa’nın 148. maddesininüçüncü ve 6216 sayılı Kanun’un 45. maddesinin (1) numaralı fıkrası hükümlerinegöre, Anayasa Mahkemesine yapılan bir bireysel başvurunun esasınınincelenebilmesi için, kamu gücü tarafından müdahale edildiği iddia edilenhakkın Anayasa’da güvence altına alınmış olmasının yanı sıra Sözleşme veTürkiye’nin taraf olduğu ek protokollerinin kapsamına da girmesi gerekir. Bir başka ifadeyle, Anayasave Sözleşme’nin ortak koruma alanı dışında kalan bir hak ihlali iddiasınıiçeren başvurunun esasının incelenmesi mümkün değildir (B. No: 2012/1049, 26/3/2013, § 18).
29. Başvurucunun ihlal iddiasınakonu olan mülkiyet hakkı, Anayasa’nın 35. ve Sözleşme’yeEk 1 No’lu Protokol’ün (1 No’luProtokol) 1. maddesinde düzenlenmiştir.
30. Anayasa’nın “Mülkiyet hakkı” kenar başlıklı 35. maddesişöyledir:
“Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir.
Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir.
Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırıolamaz.”
31. 1 No’luProtokol’ün 1. maddesi şöyledir:
“Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk dokunulmazlığınasaygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Bir kimse, ancak kamu yararısebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun genelilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.
Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetin kamu yararınauygun olarak kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin ya da başka katkılarınveya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekli gördükleri yasalarıuygulama konusunda sahip oldukları hakka halel getirmez.”
32. Anayasa’nın 35. maddesikapsamındaki mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri süren başvurucu, böylebir hakkın varlığını kanıtlamak zorundadır. Bu nedenle, öncelikle başvurucunun,Anayasa’nın 35. maddesi uyarınca korunmayı gerektiren mülkiyete ilişkin birmenfaate sahip olup olmadığı noktasındaki hukuki durumunun değerlendirilmesigerekir (B. No. 2013/382, 16/4/2013, § 26).
33. Mülkiyet hakkı kişininşahsında mündemiç olmayıp, Anayasa’nın 35. maddesi kapsamında hukuki korumadanistifade edilebilmesi açısından, öncelikle mülkiyet hakkının var olması aranır.Anayasa’nın 35. maddesi ile 1 No’lu Protokol’ün 1.maddesi mülk edinme talebini değil, kişinin var olan mülkiyet hakkını güvencealtına almaktadır. Bu durum hakkın kazanılmış olması veya mevcut olmasışeklinde de ifade edilebilir.
34. Avrupa İnsan HaklarıMahkemesi (AİHM) içtihatlarında, nelerin mülkiyet hakkına konu olabileceğihususunda, mevzuat hükümlerinden ve derece mahkemelerinin bunlara ilişkinyorumundan bağımsız olarak “özerk bir yorum”esas alınmaktadır (bkz. Depalle/Fransa [BD], B. No: 34044/02, 29/3/2010 § 62; Anheuser-Busch Inc./Portekiz[BD], B. No: 73049/01, 11/1/2007, § 63; Öneryıldız/Türkiye [BD], B. No: 48939/99,30/11/2004, § 124; Broniowski/Polonya [BD], B. No: 31443/96, 22/6/2004,§ 129; Beyeler/İtalya [BD], B.No: 33202/96, 5/1/2000, § 100; Iatridis/Yunanistan[BD], B. No: 31107/96, 25/3/1999, §54).
35. Anayasa’nın 35. maddesi ile1 No’lu Protokol’ün 1. maddesinin koruma alanı içindeyer alan menfaatlerin kapsamına, mevcut bir mülk (“existing possessions”) girebileceği gibialacak hakları (AYM, E.2000/42, K.2001/361, K.T. 10/12/2001;AYM, E.2006/142, K.2008/148, K.T. 24/9/2008) veya kesin bir şekilde tanımlanmıştalep hakları (“claims”)da girebilir. Bu kapsamda bir alacak hakkı ya da talebin, mülkiyet hakkıkapsamında korunması için mahkeme hükmü, hakem kararı veya idari karar gibiyeterli derecede icra edilebilir kılınması halinde bir “mülk” teşkil edebilir (Benzer yöndeki AİHMkararı için bkz. Krstıć/Sırbistan, B. No: 45394/06, 10/12/2013, § 76). Ancak, hakkın tam olarak kazanılmamışolduğu bazı hallerde, özellikle ekonomik hayatın gerekleri ve hukuki güvenlikanlayışı, hakkın ileride mevcut olacağına dair hukuki umudu ifade eden birkısım meşru beklenti hallerinin de mülkiyet hakkının güvence kapsamına dâhiledilmesi gereğini ortaya koymaktadır. Ancak bu hallerde, hakkın kazanılacağıyönünde salt bir umudun ötesinde kişinin, hakkın mevcudiyeti yönünde meşru birbeklentisi olması gerekir (Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Maltzan ve Diğerleri/Almanya (k.k.)[BD], B. No: 71916/01, 71917/01, 10260/02, 2/3/2005, §74).
36. Bu şekildeki bir beklentiyevücut verebilecek ve talep halindeki bir malvarlığı yararının Anayasa’nın 35.maddesi anlamında kıymet oluşturmasını sağlayabilecek unsurlardan biri, butalebi destekleyen yerleşik içtihat gibi bir hukuksal temelin bulunmasıdır.Ancak sırf bir yargı yerine başvurularak dile getirilen talepler yeterli temelsağlamaktan uzaktır. Önemli olan, bahsedilen hukuki dayanağın Anayasa’nın 35.maddesi kapsamında sağlanan güvenceyi aktif hale getirebilecek yeterlilikteolmasıdır (Benzer yöndeki AİHM kararları için bkz. Kopecky/Slovakya, B. No: 44912/98, 28/9/2004,§ 52; Draon/Fransa [BD], B. No: 1513/03, 6/10/2005, §68; Maurice/Fransa [BD], B. No:11810/03, 6/10/2005, § 66; Özden/Türkiye,B. No: 11841/02, 3/5/2007, § 27).
37. Yukarıda yer verilentespitler uyarınca, başvurucu tarafından hakkın mevcudiyeti veya bu yönde meşrubir beklentinin bulunduğu ortaya konulmalıdır.
38. Başvurunun konusu, başvurucunundaha önce tahakkuk etmiş olan emekli aylığı veya bu aylığın miktarından öte, buaylığa daha önce yapılması gerekirken yapılmadığını iddia ettiği artışoranından kaynaklanan fark nedeniyle oluşan alacak hakkına ilişkinbeklentilerinin karşılanmamasıdır. Mülkiyet hakkını güvence altına alanAnayasa’nın 35. maddesinin, belirli bir miktar emekli aylığı almaya ilişkinolarak bireylere talep hakkı sağlamadığı açıktır. Ancak bu yöndeki bir talebin,kanuni düzenleme ve içtihatlarda yeterli dayanağa sahip olması halinde,Anayasa’nın 35. maddesi anlamında mülk oluşturduğu kabul edilebilir. Bir başkaifadeyle mülk edinme yönündeki bir beklenti, ancak hukuken belli bir dayanağasahip olduğu takdirde, belli koşullar altında mülk olarak nitelendirilebilir. Aynıdoğrultuda, hukuk sistemi bireylere sosyal güvenlik hakkı ve buna ilişkinmenfaatleri sağlamaya yönelik düzenlemeler içerdiği takdirde bu konuda birmülkiyet hakkı oluşmakta, yargısal içtihatlara paralel olarak, ilgili mevzuatınaradığı şartları yerine getiren bireyin, Anayasa’nın 35. maddesi kapsamınagiren mülkiyetle ilgili bir menfaatinin doğduğunun kabulü gerekmektedir (Benzeryöndeki AİHM kararları için bkz. Arras veDiğerleri/İtalya, B. No: 17972/07, 14/2/2012,§ 76; Klein/Avusturya, B. No. 57028/00, 3/3/2011, §§41-47). Bu noktada değerlendirilmesi gereken husus, başvurucunun aylığınayapılması gerektiğini iddia ettiği artış oranına ilişkin hukuki beklentisinin,Anayasa’nın 35. maddesi kapsamındaki güvence hükmüne uygulama alanı sağlayacakyeterlilikte olup olmadığıdır.
39. Başvurucu bahse konubeklentisini, Ankara 11. İş Mahkemesinde 30/1/2009tarihinde açtığı alacak davası ile somutlaştırmış olup, başvurucu tarafındanileri sürülen beklentinin, Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin, açıldığı tarihteki mevzuat hükümlerine uygun olandavanın kanuni dayanağını oluşturan düzenlemenin, yargılama sürecindeki kanundeğişikliğiyle ortadan kalkması nedeniyle davanın reddedildiğinivurgulayan 27/11/2012 tarih ve E.2012/21584, K.2012/23440 sayılı ilâmıçerçevesinde, talebi destekleyen yerleşik içtihat şeklinde bir hukuksaltemelinin bulunduğu açıktır (Ayrıca bkz. § 12’de nakledilen HGK kararı).
40. Başvurucunun belirtilenkanun değişikliğinden önce mevzuat ve yargısal uygulamaya uygun olarak gündemegelmiş olan güncel talebinin, başvurucu lehine bir meşru beklentiye vücutverdiği ve başvurucunun ihlal iddiasına konu söz konusu beklentisinin,Anayasa’nın 35. maddesi ile 1 No’lu Protokol’ün 1.maddesinin güvence kapsamında yer aldığı anlaşılmaktadır.
41. Açıklanan nedenlerle,Anayasa Mahkemesinin konu bakımından yetkisi kapsamında yer alan, açıkçadayanaktan yoksun olmayan ve kabul edilemezliğine karar verilmesinigerektirecek başka bir neden bulunmayan başvurunun, kabul edilebilir olduğunakarar verilmesi gerekir.
b. AdilYargılanma Hakkının İhlal Edildiği İddiası
42. Başvurucu, 506 sayılıKanun’un geçici 20. maddesine eklenen beşinci fıkra ile devam eden yargısüreçlerine müdahale edilerek adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ilerisürmüştür.
43. Bakanlık tarafından,başvurunun bu kısmının kabul edilebilirliği konusunda herhangi bir görüşbildirilmemiştir.
44. Yasama organı tarafındançıkarılan bir kanunla, devam etmekte olan yargısal sürece müdahale edilerek,başvurucunun davalı Vakıf karşısında dezavantajlı duruma düşürüldüğü olgusunadayanan ihlal iddiasının, adil yargılanma hakkının bir unsuru olan silahlarıneşitliği ilkesi çerçevesinde değerlendirilmesi gerekir.
45. Anayasa Mahkemesine yapılanbir bireysel başvurunun esasının incelenebilmesi için, kamu gücü tarafındanmüdahale edildiği iddia edilen hakkın Anayasa ve Sözleşme’nin ortak korumaalanı kapsamında yer alması gerekir (§ 28).
46. Anayasa’nın 36. maddesininbirinci fıkrasında herkesin meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyleyargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adilyargılanma hakkına sahip olduğu belirtilmiştir. Anayasa’da adil yargılanmahakkının kapsamı düzenlenmediğinden bu hakkın kapsam ve içeriğinin,Sözleşme’nin “Adil yargılanma hakkı”kenar başlıklı 6. maddesi çerçevesinde belirlenmesi gerekir (B. No: 2012/1049, 26/3/2013, § 22). Sözleşme’nin “Adil yargılanma hakkı” kenar başlıklı 6. maddesinin (1)numaralı fıkrası şöyledir:
“1. Herkes medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgiliuyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusundakarar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkemetarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarak görülmesiniistemek hakkına sahiptir. …”
47. Sosyal güvenlik hukukunailişkin olan somut uyuşmazlığın, özel kişiler arasında veya özel kişiler iledevlet arasındaki hak ve yükümlülüklere ilişkin olması ve Sözleşme’nin 6.maddesinde ifade edilen “medeni hak veyükümlülükler” kavramı içerisinde yer alması itibariyle Anayasa ve Sözleşme’de düzenlenen adil yargılanma hakkının korumaalanı kapsamında yer aldığı konusunda tereddüt yoktur.
48. Açıklanan nedenlerle,Anayasa Mahkemesinin konu bakımından yetkisi kapsamında yer alan, açıkçadayanaktan yoksun olmayan ve kabul edilemezliğine karar verilmesinigerektirecek başka bir neden bulunmayan başvurunun, kabul edilebilir olduğunakarar verilmesi gerekir.
2. EsasYönünden
a. MülkiyetHakkının İhlal Edildiği İddiası
49. Başvurucu, yüksek miktardaprim ödemesine rağmen daha düşük miktarda prim ödeyenlerle aynı miktarda emekliaylığı almak zorunda bırakıldığını, bu çerçevede 6111 sayılı Kanun’un 53.maddesi ile 506 sayılı Kanun’un geçici 20. maddesine eklenen fıkra ile Vakfaödediği primlere el konulduğunu belirterek, Anayasa’da güvence altına alınanmülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür (§ 25).
50. Bakanlık görüş yazısında,6111 sayılı Kanunla yapılan değişikliğin kamu yararına uygun olup olmadığınadeğinilerek, mülkiyet hakkına yönelik müdahalelerde kamu makamlarının belirlibir takdir alanına sahip oldukları ve ekonomik veya toplumsal yararları hayatageçirmek amacıyla mülkiyet hakkına yapmış oldukları olası müdahalelerde, meşruamacın olduğunun varsayıldığı ifade edilmiştir. Ayrıca, 6111sayılı Kanun’un gerekçesine göre genel olarak sandık vakıflarının aktüeryal dengelerinin korunmasının amaçlandığı, bu nedenlesosyal güvenlik kurumlarının kaynakları ile hizmetleri arasındaki dengeninkorunmasında zorlayıcı kamu yararı bulunduğu, sandığın mevcut ve ileride eldeedeceği kaynaklar ile yükümlü olduğu hizmeti sağlayamaması durumunda birçoksandık emeklisinin mağdur olabileceği, kanun koyucunun bu şekilde ortaya çıkanzorlayıcı kamu yararını göz önüne alarak, belirtilen değişikliğe gittiğibildirilmiştir. Görüş yazısında son olarak, Vakıf emeklilerinin maaşlarındaartış yapılmasına ilişkin geçici 20. maddede yapılan değişikliğin 1 No’lu Protokol’ün 1. maddesi ile bağdaşması için başvurucuüzerine orantısız ve aşırı bir yük yüklememesi gerektiği, yasama organınıntercihine ilişkin konuların incelenmesinde, AİHM’insosyal ve ekonomik alanlarda neyin kamu yararına olduğunu takdir etmede, ulusalmakamların uluslararası yargıçlardan daha iyi konumda olduğunu, ayrıca sosyalgüvenlik yardımlarının mutlak mahiyette olmadığını ve ulusal makamların düzenliolarak kamu gereksinimlerini değerlendirmesine tabi olduğunu kabul ettiğini; bukapsamda kanun koyucunun vakıf emeklilerinin maaş zamlarında dikkate alınacakkıstası değiştirirken vakıfların aktüeryaldengelerinin korunmasını hedeflediği hususunun değişiklik gerekçesinde açıkçaifade edildiği belirtilmiştir.
51. Mülkiyet hakkınınsınırlamaları ve güvenceleri açısından Anayasa’nın 35. maddesinin 13. maddeylebirlikte değerlendirilmesinden doğan genel rejim yanında, Anayasa’nın başkamaddelerinde de mülkiyete ilişkin ek güvence ve sınırlama hükümlerine yerverilmekle birlikte, bunlardan en önemlisi şüphesiz mülkiyeti bir hak olaraktanımlayan 35. maddedir. Maddenin birinci fıkrasında genel olarak haktanınmakta; ikinci ve üçüncü fıkralarda ise sınırlama ve güvence ölçütlerigösterilmektedir. Bu sınırlama ve güvence ölçütlerinin Anayasa’nın 13. maddesiışığında yorumlanması gerekir. Bu kapsamda mülkiyet hakkı, özünedokunulmaksızın, kamu yararı amacıyla ve kanunla sınırlanabilir. Ayrıca yapılansınırlamalar Anayasa’nın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzenine veölçülülük ilkesine aykırı olamaz.
52. Kanunla sınırlama ilkesi,anayasal temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasında vazgeçilmez bir unsurolup, bu koşulun sağlanmaması durumunda diğer güvence ölçütlerinindeğerlendirilmesinin bir anlamı yoktur.
53. Toplum yararı, ortak çıkar,genel yarar gibi birbirinin yerine kullanılan kavramlarla ifade edilen vebireysel çıkardan farklı, onun üstünde ortak bir yarar olan kamu yararı amacı35. maddenin mülkiyet hakkı açısından öngördüğü özel sınırlandırma sebebi olup,genel yarar ve toplumsal yarar gibi ifadeleri de kapsayacak şekilde genişyorumlanmaktadır (AYM, E.1999/46, K.2000/25, K.T. 20/9/2000).Kamu yararı kavramı, devlet organlarının takdir yetkisini de beraberindegetiren bir unsur olup, objektif bir tanımlamaya elverişli olmayan bu ölçütünher somut olay temelinde ayrıca değerlendirilmesi asıldır.
54. Mülkiyet hakkınınAnayasa’nın sözüne ve ruhuna uygun biçimde sınırlandırılması, bu kapsamda,Anayasa’nın bütünü dikkate alınmak suretiyle bu hak için öngörülen ekgüvencelere riayet edilmesi ve kamu yararı dışında amaçlarla sınırlandırılmaması,ayrıca hakkın özüne dokunulmadan ve ölçülülük ilkesine riayet edilereksınırlandırılması gerekmektedir. Mülkiyet hakkına ilişkin Anayasa Mahkemesikararlarında söz konusu ölçütler çoğunlukla birlikte uygulanmakta ve bireyinhakkıyla kamu yararı arasında kurulması gereken adil dengeye vurguyapılmaktadır (AYM, E.1999/33, K.1999/51, K.T. 29/12/1999).Bu noktada, ihlal teşkil ettiği iddia edilen önlemin temelini oluşturan kamuyararı karşısında, bireye düşen fedakârlığın ağırlığı göz önünde bulundurulmalıdır.
55. Başvurucu, 1/7/2002 tarihinden 2004 yılının sonuna kadar emekliaylığında artış yapılmaması nedeniyle Vakıf aleyhine 30/1/2009 tarihinde alacakdavası açmıştır. Yargılama süreci devam ederken 25/2/2011tarihinde yürürlüğe giren 6111 sayılı Kanun’un 53. maddesi ile 506 sayılıKanun’un geçici 20. maddesine eklenen beşinci fıkranın dördüncü cümlesinde,yardım sandıklarından emekli olanlara yapılacak yardımlar ve dolayısıyla emekliaylıklarındaki artışlar bakımından alt sınırın muadil miktar karşılaştırmasıesas alınarak belirleneceği ve bu düzenlemenin Kanun’un yürürlüğe girmesindenönceki artışlar ve görülmekte olan davalarda da uygulanacağı kuralabağlanmıştır. Bu düzenleme nedeniyle, başvurucunun açtığı dava reddedilmiştir.
56. Meşru beklenti kategorisindeyer alan hukuksal çıkarların büyük bir kısmına temel olan hukuki güvenlik ve builkenin gerekleri olan öngörülebilirlik ve belirlilik unsurları, kişiye hakkasahip olacağı noktasında objektif olarak makul nedenler sağlayacağı için,öngörülebilirlik niteliğini taşımayan geriye yürür nitelikte hukuki işlemler,lehe olan kararlara ya da işlemlere dayanan meşru beklentilere açık birmüdahale oluşturacaktır. Bu müdahalenin haklılığı ise, ancak yukarıda yer verilensınırlama ve güvence ölçütlerine riayetle sağlanabilir.
57. Sosyal güvenlik, devlettarafından üstlenilen önemli bir sorumluluk olup, bu sorumluluğun gereklerininsağlıklı bir şekilde yerine getirilebilmesi için bir takım düzenlemeleryapılması kaçınılmazdır. Dolayısıyla devletin sosyal güvenlik alanına ilişkintakdir yetkisi geniştir. AİHM de sosyal güvenliğe ilişkin düzenlemelerindeğiştirilmeye açık olduğunu, yasama organının bu konuda engellenemeyeceğini,kanunlara veya mahkeme kararlarına dayalı olarak tanınmış emeklilik haklarının,geçmişe etkili yeni kanunlarla değiştirilebileceğini, bu kapsamdaki birdüzenlemenin, açıkça keyfi olduğu tespit edilmedikçe, kanunilik şartınısağlayacağını kabul etmektedir (Bkz. Arras ve Diğerleri/İtalya, B. No: 17972/07, 14/2/2012,§ 81; Maggio ve Diğerleri/İtalya B. No: 46286/09,52851/08, 53727/08, 54486/08, 56001/08, 31/5/2011, § 60; Maurice/Fransa [BD], B. No: 11810/03,6/1/2005, § 81; Draon/Fransa [BD], B. No: 1513/03, 6/1/2005, §73; Kuznetsova/Rusya [BD], B. No: 67579/01, 7/6/2007, §50). Belirtilen tespitler, başvuruya konu müdahalenin dayanağı olan kanunidüzenleme bakımından da geçerli olup, bu kapsamda, somut olay açısındanmüdahalenin hukukiliği şartının sağlanmış olduğu sonucuna varılmaktadır.
58. Meşru beklentiye yönelikmüdahale oluşturan düzenlemenin, meşru kabul edilebilmesi bakımından, kamuyararını gerçekleştirme amacını taşıması ve müdahale sonucunda ortaya çıkanyeni durumun ve bozulan yararlar dengesinin, birey açısından tahammül edilemezbir boyuta ulaşmaması gerekir.
59. 506 sayılı Kanun’un geçici20. maddesinde değişiklik yapan 6111 sayılı Kanun’un 53. maddesiningerekçesinde, anılan geçici madde kapsamındaki sandıklar tarafından bağlananaylık ve gelirlerin artırılmasında 506 sayılı Kanun’a göre bağlanan aylıklarauygulanan artışların söz konusu sandıkların aktüeryaldengelerini bozmasından dolayı, aylık ve gelirlerde yapılacak artışlarda muadilmiktar karşılaştırmasının esas alınmasının sağlanması ve bu nedenle doğmuş vedoğacak olan uyuşmazlıkların giderilmesi amacıyla yeni bir düzenleme yapılmasıgereğinden bahsedilmek suretiyle, somut başvuruya konu düzenlemenin amacınaişaret edilmektedir.
60. Bu gerekçeye göre,düzenlemenin amacının esas itibarıyla, sözü edilen sandıkların 506 sayılıKanun’a göre bağlanan aylıklara uygulanan artışlar nedeniyle aktüeryal dengelerinin bozulmasını engellemek olduğuanlaşılmaktadır. Sosyal güvenlik hizmetlerinde aktüeryal denge, mevcut ve gelecekteki varlıklarıntoplamının yine mevcut ve gelecekteki yükümlülüklerin toplamına eşit olması vesistemdeki bireylere verilen taahhütlerin, sistem tarafından karşılanabilirolması anlamına gelmekte olup, 5510 sayılı Kanun’un geçici 20. maddesi gereğincebelirli bir süre sonra Sosyal Güvenlik Kurumuna (SGK) devredilecek olan busandıkların mali dengelerinin korunmasında, genel sosyal güvenlik sistemininmali yapısının korunması ve sosyal güvenlik planlaması çerçevesinde toplumunkorunmaya daha çok muhtaç olan fertlerinin de bu sosyal güvenlik şemsiyesialtına alınması bakımından zorlayıcı nitelikteki kamu yararı olduğu açıktır.
61. Somut başvuru açısından, 506sayılı Kanun’un geçici 20. maddesinde değinilen alt sınırın belirlenmesinde,davalı Vakfın bağladığı aylıklara yapılan artış oranlarının, SGKsigortalılarına bağlanan yaşlılık aylıklarına yapılan artış oranları ilekarşılaştırılması suretiyle tespit edilmesi gereğini, yardımların sağlanması vebağlanması yönünden alt sınırın belirlenmesinde muadil miktarkarşılaştırmasının esas alınması şeklinde değiştiren kanuni düzenlemeneticesinde başvurucunun, büsbütün emekli aylığından veya aylık miktarınınbelirli bir asgari standardın altına düşmemesine ilişkin güvenceden mahrumbırakılmış olmadığı, yalnızca kanunda öngörülen alt sınırın belirlenmesinde,SGK sigortalılarına bağlanan yaşlılık aylıklarına yapılan artış oranları ilekarşılaştırılma ölçütü yerine, muadil miktar karşılaştırması esasınıngetirildiği, bu durumun da meşru beklentisine konu olan eksik ödemelere ilişkinalacağın (§ 14) başvurucuya ödenmemesi ile sınırlı bir sonuç doğurduğu, buçerçevede, yukarıda ifade edilen zorlayıcı nitelikte kamu yararı amacınadayanan düzenlemenin, başvurucuyu ağır ve tahammül edilemez bir yük altınasokmadığı, müdahalenin amacı ile başvurucuya yüklenen külfetin orantılı olduğusonucuna varılmıştır.
62. Yukarıda açıklanannedenlerle, belirtilen sınırlama ve güvence ölçütlerine aykırı olmadığıanlaşılan, başvuruya konu müdahale sonucunda, Anayasa’nın 35. maddesindegüvence altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edilmediğine karar verilmesigerekir.
b. AdilYargılanma Hakkının İhlal Edildiği İddiası
63. Başvurucu, 6111 sayılıKanun’un 53. maddesi ile 506 sayılı Kanun’un geçici 20. maddesine eklenen fıkranındevam eden davalara da uygulanmasına ilişkin ibaresiyle İş Mahkemesinde açtığıalacak davasının dayanağı olan ve kendisini haklı kılan Yargıtay içtihatlarınınortadan kaldırıldığını, çıkarılan kanunla devam eden yargı süreçlerine müdahaleedildiğini belirterek Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrasında düzenlenenadil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür (§ 25).
64. Bakanlık görüş yazısında,AİHM içtihatlarına göre, sosyal güvenlik ve sosyal yardım haklarının 6.maddenin kapsamına girdiği, başvurucunun şikâyetinin silahların eşitliği ilkesiile ilgili olduğu, bu ilkenin Anayasa’nın 36. maddesi kapsamında olduğu, builkenin korunmadığı bir davada adil bir yargılanmadan söz edilemeyeceği,Anayasa Mahkemesinin gerek hukuk devletini düzenleyen 2. maddeyi dayanakalarak; gerekse 36. ve 38. maddeleri birlikte yorumlayarak, adil yargılanmahakkının birçok gereğini Anayasa’nın bir parçası haline getirdiği, bazıkararlarında geriye yürür biçimde kanun çıkarmanın bazı koşullarda devletin tarafıolduğu yargılamaya silahların eşitliği ilkesini ihlal eder biçimde müdahalesiolarak ele alıp değerlendirdiği bildirilmiştir.
65. Bakanlık görüş yazısındaayrıca, AİHM içtihatlarına atfen, silahların eşitliği ilkesinin, her bir tarafadavasını, kendisini karşı taraf karşısında ciddi düzeyde dezavantajlı haledüşürmeyecek şartlar altında sunmasını sağlayacak makul imkânların verilmesinigerektirdiği, bu ilkenin kural olarak ceza davalarında olduğu gibi kişiselhaklara ilişkin davalarda da uygulanmakta olduğu, kanunların geriye yürümezliğiilkesinin de silahların eşitliği ilkesi gibi hukukun genel ilkelerinden biriolduğu, devletin, tarafı olduğu ve devam etmekte olan bir yargılamada kendilehine bazı sonuçlar sağlayacak şekilde geriye yürür biçimde kanunçıkarmasının, Sözleşme’nin 6. maddesi çerçevesinde silahların eşitliğiaçısından hakkaniyete uygun yargılamaya aykırılık oluşturabileceği, 6.maddenin, bir uyuşmazlık hakkındaki yargı kararını etkilemek için yasama organıtarafından yapılan herhangi bir müdahaleyi yasakladığı, ancak AİHM’e göre bu yasağın mutlak olmadığı, yargılama henüz inter partes biryargılama aşamasına ulaşmamışsa, yasamanın zorlayıcı bir kamu yararı saiki var ise, söz konusu müdahale öngörülebilir ise,yargılama sürecine kanuni müdahalenin hakkaniyete uygun yargılama hakkınaaykırı olmayabileceği ifade edilmiştir. Görüş yazısında, devletin davaya tarafolmadığı hallerde de kanunların geriye yürütülmesi yasağının geçerli olduğu,somut başvuru açısından, başvurucunun açtığı alacak davası devam ederken 6111sayılı Kanunla davaya uygulanacak madde üzerinde değişiklik yapıldığı, budeğişikliğin Yargıtay içtihatlarını da değiştirdiği, bu şekilde kanunidüzenlemenin, davanın sonucunu etkilediği, somut olayda devlet veya kamumakamlarının davanın doğrudan tarafı olmadıkları, bununla birlikte, devletinsosyal güvenlik kurumu niteliğinde olan özel vakıf sandıkları üzerinde denetimve gözetim görevi bulunması itibariyle yapılan kanuni değişikliğin başvurucuüzerindeki etkilerinin silahların eşitliği ilkesi bakımından göz önünealınabileceği bildirilmiştir.
66. Başvurucu, 1/7/2002 tarihinden 2004 yılının sonuna kadar emekliaylığında artış yapılmaması nedeniyle Vakıf aleyhine 30/1/2009 tarihinde alacakdavası açmıştır. Başvurucu tarafından açılan dava, yargılama süreci devamederken 25/2/2011 tarihinde yürürlüğe giren 6111sayılı Kanun’un 53. maddesiyle 506 sayılı Kanun’un geçici 20. maddesine eklenenbeşinci fıkra nedeniyle İş Mahkemesi tarafından reddedilmiştir. Yargıtay 10.Hukuk Dairesinin 27/11/2012 tarihli düzelterek onamakararının (§ 19) gerekçesinde temas edilen hususlar çerçevesinde, dava açtığısırada başvurucunun iddiasının dayanağı mevcut olup, davasının başarı şansıyüksektir. Bu çerçevede, başvurucunun yerleşik Yargıtay içtihadına dayanarakbaşlattığı yargısal sürece kanunla yapılan müdahalenin, silahların eşitliğiilkesine ve dolayısıyla adil yargılanma hakkına yönelik bir ihlal oluşturupoluşturmadığı sorunu, esas incelemesinin özünü oluşturmaktadır.
67. Öncelikle, Anayasa Mahkemesinceyapılan bireysel başvuru incelemesinde norm denetimden farklı olarak, kanununAnayasa’ya uygunluğunun değil, kanuna dayalı somut uygulamanın Anayasa’yauygunluğunun denetlendiği belirtilmelidir.
68. Sözleşme’nin 6. maddesindeki“Herkes, … medeni hak ve yükümlülükleri ileilgili uyuşmazlıklar … konusunda …davasının … hakkaniyete uygun …olarak görülmesini istemek hakkına sahiptir.”ifadesi ile işaret olunan hakkaniyete uygun yargılama ilkesinin bir gereği deyargılama kapsamında taraflar arasında silahların eşitliğinin sağlanmasıdır.
69. Medeni hak ve yükümlülüklereilişkin uyuşmazlıklarda, uyuşmazlığın adil bir çözüme kavuşturulması, taraflararasındaki yargılamanın hakkaniyete uygun bir şekilde yürütülebilmesinebağlıdır. Bu kapsamda, tarafların yargılamadaki konumları ile paralel olarak,tez ve antitezlerini ileri sürerken eşit şartlar altında olmaları, birinindiğerine nazaran dezavantajlı olmaması gerekir.
70. Devletin, kendisi tarafolsun ya da olmasın, davanın taraflarından birini diğerine nazaran önemliölçüde avantajlı hale getiren kanuni düzenlemeler yapması, silahların eşitliğiilkesi ve dolayısıyla yargılamanın hakkaniyete uygun yürütülmesi kuralınaaykırılık oluşturur (Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Arras ve Diğerleri/İtalya, B. No: 17972/07, 14/2/2012,§ 43; Ducret/Fransa, B. No: 40191/02, 12/6/2007, §33). Bir başka ifadeyle yasama organının, yargılamadaki taraflardan birininlehine sonuç doğuracak şekilde kanun çıkarttığı durumlarda, davanıntaraflarının eşit konumda olduğu söylenemez. Bunun için, yargısal sürecietkilediği iddia edilen düzenlemenin taraflardan birinin davadaki başarışansını önemli ölçüde azaltması, ortaya çıkan bu sonuç ile kanuni düzenlemearasında bir illiyet bağı bulunması ve bu illiyet bağını kesen veya zayıflatanbaşka etken ortaya çıkmamış olması gerekir.
71. Özetle, yasama müdahalesiile ilgili olarak silahların eşitliği güvencesi değerlendirilirken, yapılanmüdahalenin yargılamanın taraflarından birinin konumunda, diğer tarafa nazaranorantısız ve açık bir dengesizlik veya dezavantaj oluşturup oluşturulmadığınıntespit edilmesi gerekmektedir.
72. Bu açıklamalar çerçevesindebaşvuru konusu davanın özel koşullarına bakıldığında, başvurucunun dava açmadanönceki dönemde ve davanın ilk aşamalarında, mevcut Yargıtay içtihatlarıçerçevesinde önemli ölçüde başarı şansı olan davası, 6111 sayılı Kanun’un 53.maddesiyle 506 sayılı Kanun’un geçici 20. maddesine eklenen beşinci fıkranedeniyle reddedilmiştir. Buna göre başvurucu, başlangıçta başarı şansı oldukçayüksek olan davasını, değişikliğin devam etmekte olan davalara da uygulanacağıkuralını içeren sözü edilen kanun değişikliği nedeniyle kaybetmiştir. Yasamaorganınca kabul edilen Kanun’un başvuruya konu davanın sonucunu doğrudan etkilediği,başvurucuyu davalı Vakıf karşısında önceki konumuyla mukayese edilemeyecekölçüde dezavantajlı duruma düşürdüğü anlaşılmaktadır. Daha net bir ifadeyle,6111 sayılı Kanun’un 53. maddesi, uyuşmazlığın esasına ilişkin sonucubelirlemiş, başvurucunun dava açmış olmasını ve dolayısıyla davayı devamettirmesini anlamsız hale getirmiştir. Bu durumun silahların eşitliği ilkesineve dolayısıyla adil yargılanma hakkına müdahale oluşturduğu açıktır.
73. Anayasa’nın 36. maddesinde,adil yargılanma hakkı için herhangi bir sınırlama nedeni öngörülmemiş olmaklabirlikte, bunun hiçbir şekilde sınırlandırılması mümkün olmayan mutlak bir hakolduğu söylenemez. Özel sınırlama nedeni öngörülmemiş hakların da hakkındoğasından kaynaklanan bazı sınırları bulunduğu kabul edilmektedir. Ayrıcahakkı düzenleyen maddede herhangi bir sınırlama nedenine yer verilmemiş olsada, Anayasa’nın başka maddelerinde yer alan kurallara dayanarak bu haklarınsınırlandırılması da mümkün olabilir. Adil yargılanma hakkının kapsamına ve kullanımkoşullarına ilişkin bir kısım düzenlemelerin özgürlüğün doğasından kaynaklanansınırları ortaya koyan ve hakkın norm alanını belirleyen kurallar olduğuaçıktır. Ancak bu sınırlamalar Anayasa’nın 13. maddesinde yer alan güvencelereaykırı olamaz (AYM, E.2010/83, K.2012/169, K.T. 1/11/2012).Silahların eşitliği ilkesi de adil yargılanma hakkının bir unsuru olarak mutlakbir ilke olmayıp meşru kabul edilebilecek bir takım sınırlamalara tabitutulabilir.
74. Anayasa’nın “Temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması”kenar başlıklı 13. maddesi şöyledir:
“Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızcaAnayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancakkanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna,demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülükilkesine aykırı olamaz.”
75. Belirtilen Anayasa kuralınagöre, silahların eşitliği ilkesi ve dolayısıyla adil yargılanma hakkına yönelikkanuni sınırlamanın, hakkın özüne dokunmaması, Anayasa’nın sözüne ve ruhuna,demokratik toplum düzeninin ve laik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülükilkelerine aykırı nitelikte olmaması gereklidir.
76. AİHM de yargılama sürecineyönelik yasama müdahalesi çerçevesinde silahların eşitliği ilkesinin mutlakolmadığını ve bazı şartlar altında müdahalenin meşru görülebileceğini kabuletmektedir. Bunun için müdahalenin öngörülebilir nitelikte olması, yasamaorganının böyle bir müdahalede bulunmak için zorlayıcı bir kamu yararıgerekçesinin bulunması ve kanuni düzenlemenin taraflar arasında yargılamaaşamasına geçilmeden yapılmış olması gerekir. Bu şartlardan en az biriningerçekleşmemiş olması, müdahalenin hak ihlali olarak nitelendirilmesi içinyeterlidir. (TheNational & Provincial Building Society, The Leeds Permanent BuildingSociety And The Yorkshire Building Society/BirleşikKrallık, B.No: 21319/93, 21449/93, 21675/93, 23/10/1997, § 112).
77. Benzer bir başvuruda AİHM,zorlayıcı kamu yararı gerekçesini tekrarlamıştır. Homojen nitelikte biremeklilik sisteminin tesisi için, belirli bir emekli kategorisine tanınmış birimtiyazı ortadan kaldıran kanuni düzenlemenin genel olarak kamu yararıkapsamında değerlendirilebileceğini ancak hükümet gerekçesinin, kanunun devametmekte olan davalara etki edecek şekilde geçmişe yürütülmesine ilişkinsakıncaları ortadan kaldıracak derecede yeterli olduğunun ispatlanmasıgerektiği yönünde bir içtihat ortaya koymuştur (Arras ve Diğerleri/İtalya, B. No: 17972/07, 14/2/2012,§ 49).
78. Adil yargılanma hakkının birunsuru ve hakkaniyete uygun yargılamanın bir gereği olan silahların eşitliğiilkesine ilişkin AİHM içtihatları çerçevesinde beliren yukarıdaki ilkeler vemüdahaleyi meşru kılan nedenler, Anayasa’nın 13. maddesindeki sınırlamailkeleri ile paralel olup, başvuruya konu silahların eşitliği hakkına yönelikmüdahalenin meşru olup olmadığının bu şartlar çerçevesinde incelenmesigerekmektedir.
79. 506 sayılı Kanun’un geçici20. maddesinin amacı, vakıf sandıklarına üye personele ödenen aylık ve gelirmiktarının, belirli bir alt sınırın altında kalmamasını sağlamak olmaklabirlikte, uygulamada, yardım miktarları dışında aylık artış oranlarının daSosyal Sigortalar Kurumunun aylık artış oranlarından aşağı olamayacağı yönündeihtilaflar çıktığı görülmüş, bunun da ilgili vakıfların “aktüeryal” dengelerini olumsuzolarak etkileyebileceği düşünülerek, anılan beşinci fıkra 506 sayılı Kanun’ungeçici 20. maddesine eklenmiştir.
80. Sosyal güvenlik kurumlarınıntek bir çatı altında toplanmasını amaçlayan 5510 sayılı Kanun yürürlüğegirinceye kadar devlet, sosyal güvenlik hakkı ile ilgili anayasalyükümlülüğünü, çıkardığı kanunlarla ve sosyal güvenlik kurumları eliyle, maliimkânlar nispetinde yerine getirmiştir. Devlet, bu fonksiyonunu tamamlamasıbakımından, banka ve sigorta sandıklarının da vakıf tüzel kişiliği altındasosyal güvenlik sistemi dışında sosyal güvenlik hizmeti vermesine imkân tanıyanhukuki düzenlemeler yapmış ve bu alandaki hizmetlerin sağlıklı yürütülebilmesiiçin bir takım önlemler almıştır. Bu kapsamda 506 sayılı Kanun’un geçici 20.maddesi ile bir taraftan genel sosyal güvenlik sisteminden daha gelişmiş sosyalgüvenlik imkânları sağlayan yardım vakıfları kurulmasının önü açılmış ve bukuruluşlarla ilgili bir takım düzenlemeler yapılarak hizmetlerinin belirli birstandarda kavuşturulması amaçlanmıştır. Bu doğrultuda, 506sayılı Kanun’un geçici 20. maddesi kapsamındaki sandıklar için, “en az bu Kanun’da belirlenen yardımları sağlama”yükümlülüğü öngörülmüş ve sosyal güvenlik sistemi açısından bir nevi “sigorta” olarak kabul edilebilecek olanaynı Kanun’un 36. maddesi hükmü ile bu asgari standardı sağlayamayansandıkların tasfiye edileceği ve ilgili kuruma devredileceği düzenlemesine yerverilmiştir. Buna karşılık sözü edilen sandıklara genel sosyal güvenliksisteminin sağladığı standardın üzerine çıkma görevi yüklenmediği gibi aksiyönde bir sınırlama da öngörülmemiştir.
81. Sandıkların, üyelerineödeyecekleri aylıklara ilişkin artışların oransal olarak denetime tabitutulması, bu kurumların mali istikrarlarının bozulmasına yol açabileceği gibi,öngörülmesi mümkün olmayan bir mali yükün altına girmelerine de nedenolabilecektir. Bu durum, sandığın asli görevi olan üyelerinin sosyalgüvenliğini sağlama fonksiyonunu tehlikeye sokabilecek ve kendisinden beklenenstandartları sağlayamayan sandıkların tasfiye edilerek ilgili kamu kurumunadevredilmesine neden olacaktır. Ayrıca 5510 sayılı Kanun’un geçici 20. maddesinegöre söz konusu sandıkların tamamı belirli bir süre sonra Sosyal GüvenlikKurumuna devredileceğinden, mali yapıları ve aktüeryaldengeleri bozulmuş sandıkların yükünü Sosyal Güvenlik Kurumu ve dolayısıylagenel sosyal güvenlik sistemine tâbi, çalışan ve emekliler çekmek zorundakalabilecektir.
82. Tüm bu hususlar göz önündebulundurulduğunda, 6111 sayılı Kanunla yapılan düzenlemenin “… aylıklara uygulananartışların söz konusu sandıkların aktüeryaldengelerini bozması …” şeklinde ifade edilen gerekçesinin, genelsosyal güvenlik sisteminin istikrarını koruma kaygısını yansıttığı vedolayısıyla belirtilen geriye etkili düzenlemenin tüm toplumu ilgilendirenzorlayıcı kamu yararını hedeflediği sonucuna ulaşılmıştır.
83. 506 sayılı Kanun’un geçici20. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinde sandıkların “… iş kazalariylemeslek hastalıkları, hastalık, analık, malûllük,yaşlılık ve ölüm, eşlerinin analık, eş ve çocuklarının hastalık hallerinde, enaz bu kanunda belirtilen yardımları…” sağlama yükümlülüğü öngörülmüşolup, bu hüküm, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu tarafından (§ 12) “506 Sayılı Yasa’nın Geçici 20. maddesinde değinilenalt sınır belirlenmesinde, davalı Vakfın bağladığı aylıklara yapılan artışoranlarının, SGK (Devredilen SSK) sigortalılarına bağlanan yaşlılık aylıklarınayapılan artış oranları ile karşılaştırılması suretiyle bulunması gerektiği”şeklinde yorumlanmış ve bu yöndeki içtihat yerleşik hale gelmiştir. Her nekadar bu karar, başvurucunun dava açtığı 30/1/2009tarihinden sonra verilmiş ise de, başvurucunun temyizi üzerine ilk derecemahkemesinin kararını inceleyen Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin düzelterek onamakararında (§ 19) yer verilen “… açıldığı tarihteki mevzuat hükümlerine uygun olan davanın,yasal dayanağını oluşturan düzenlemenin, yargılama sürecindeki yasadeğişikliğiyle ortadan kalkması nedeniyle …” ifadelerinden, davaaçtığı tarih itibariyle başvurucunun davasının yerleşik Yargıtay içtihadınadayandığı ve başarı şansının yüksek olduğu anlaşılmaktadır. 506 sayılı Kanun’ungeçici 20. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi farklı bir şekildeyorumlanmaya, hatta 6111 sayılı Kanun’un 53. maddesiyle eklenen beşinci fıkradaifade edilen “muadil miktar karşılaştırması”şeklinde anlaşılmaya müsait ise de, belirtilen Yargıtay kararları çerçevesinde,6111 sayılı Kanunla eklenen fıkranın başvurucu açısından öngörülebilir olduğunusöylemek mümkün değildir.
84. Somut olayda başvurucu,alacak davasını 30/1/2009 tarihinde açmıştır. Bu davakapsamında bilirkişi tarafından sunulan 26/10/2010tarihli bilirkişi raporundaki tespitlere göre, davacı (başvurucu) ve davalınındavaya ilişkin iddia ve savunmalarını, karşılıklı olarak yaptıkları, buçerçevede yargılama sürecinin taraflar arasında belli bir aşamaya ulaştığı;kanuni düzenlemenin ise bu aşamadan sonra 25/2/2011 tarihinde yürürlüğegirdiği, dolayısıyla kanuni düzenlemenin, taraflar arasında yargılama sürecibaşladıktan sonra yapıldığı anlaşılmaktadır.
85. Görüldüğü üzere, her nekadar kanun koyucunun, mevcut davaya etkili kanun çıkararak görülmekte olandavaya müdahale etmesinde zorlayıcı bir kamu yararı olduğu kanaatineulaşılmışsa da yasamanın müdahalesinin taraflar arasında yargılama başladıktansonra gerçekleştiği ve davanın esasına ilişkin sonucu belirlediği, müdahalesonucunda başvurucunun davayı kazanmasının imkânsız hale geldiği, oysa davaaçıldığı zaman yerleşik içtihat çerçevesinde başvurucunun davayı kazanmasınınkuvvetle muhtemel olduğu, bu çerçevede öngörülebilir olmayan müdahalenin meşrukabul edilemeyeceği, müdahale sonucunda davalı Vakfın, başvurucuya nazaranönemli ölçüde avantajlı hale geldiği, bu şekilde yararlar dengesinin kendisinekatlanılması zor külfetler yüklenen başvurucu aleyhine bozulduğu ve bu durumunsilahların eşitliği hakkına yönelik orantısız bir müdahale oluşturduğu açıktır.
86. Açıklanan nedenlerle,başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanmahakkının ihlal edildiği sonucuna ulaşılmıştır.
3. 6216 Sayılı Kanunun 50. Maddesi Yönünden
87. 6216 sayılı Kanun’un “Kararlar” kenar başlıklı 50. maddesinin(2) numaralı fıkrası şöyledir:
“Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa,ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzeredosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yararbulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genelmahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmaklayükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarınıortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”
88. Başvurucu, bilirkişiraporuna istinaden tespit edilecek maddi zararının tazminini talep etmiştir.
89. Başvurucu, tespit edilenihlal sonucunda başarı şansı yüksek olan davasını kaybetmiş olup, bu şartlaraltında salt ihlal tespitiyle giderilemeyecek zararlara uğradığı açıktır. Buçerçevede, tespit edilen ihlal nedeniyle dosyada mübrezbilirkişi raporu da nazara alınarak hakkaniyet temelinde belirlenen net23.200,00 TL tazminatın başvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.
90. Başvurucu tarafından yapılanve dosyadaki belgeler uyarınca tespit edilen 198,35 TL harçtan oluşan yargılamagiderinin başvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanannedenlerle;
A. Başvurucunun,
1. Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altınaalınan mülkiyet hakkının ihlal edildiği yönündeki iddiasının,
2. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altınaalınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki silahların eşitliği ilkesinin ihlaledildiği yönündeki iddiasının,
KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Başvurucunun,
1. Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altınaalınan mülkiyet hakkının İHLAL EDİLMEDİĞİNE,
2. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altınaalınan adil yargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
C. Tespit edilen ihlal nedeniyle başvurucuya net 23.200,00 TLTAZMİNAT ÖDENMESİNE,
D. Başvurucunun diğer taleplerinin REDDİNE,
E. Başvurucu tarafından yatırılan 198,35 TL harçtan oluşanyargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,
F. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucuların MaliyeBakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına; ödemedegecikme olması halinde, bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadargeçen süre için yasal faiz uygulanmasına,
25/3/2014 tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar verildi.