TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
YASİN ÇILDIR BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2013/8147)
Karar Tarihi: 14/4/2016
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Engin YILDIRIM
Üyeler
:
Serdar ÖZGÜLDÜR
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
Recep KÖMÜRCÜ
Alparslan ALTAN
Raportör
:
Nahit GEZGİN
Başvurucu
:
Yasin ÇILDIR
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru,görev yapılan askerî mahalde geçirilen kaza sonucunda uygulanan tıbbi teşhis vetedavi sürecinde eksiklik, kusur ve ihmalin olması sonucu engelli kalınması veiş gücünün kaybedilmesinden dolayı ileri sürülen maddi vemanevi zararlarının karşılanması talebiyle idari yargıda açılan tazminatdavasının hukuka aykırı şekilde ve makul olmayan bir sürede reddedilmesinedeniyle maddi ve manevi varlığını koruma hakkının ve söz konusu davada aleyheyüksek miktarda vekâlet ücretine hükmedilmesi nedeniyle de adil yargılanmahakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru5/11/2013 tarihinde Anayasa Mahkemesine Bingöl 1. Asliye Hukuk Mahkemesivasıtasıyla yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan önincelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bireksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.
3. İkinci Bölüm Üçüncü Komisyonunca 30/6/2014 tarihindebaşvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına kararverilmiştir.
4. BölümBaşkanı tarafından 20/6/2015 tarihinde başvurunun kabul edilebilirlik ve esasincelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
5. Başvurubelgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık)gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü 20/8/2015 tarihinde Anayasa Mahkemesinesunmuştur.
6. Bakanlıktarafından Anayasa Mahkemesine sunulan görüş 8/9/2015 tarihinde başvurucuyatebliğ edilmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanlarını 10/9/2015tarihinde ibraz etmiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
A. Olaylar
7. Başvuruformu ve ekleri ile Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) üzerinden erişilenbaşvuruya konu dava dosyasının incelenmesinden tespit edilen ilgili olaylarözetle şöyledir:
8. Türk Silahlı Kuvvetlerinde astsubay başçavuş statüsünde görevyapan başvurucu, Biga İlçe Jandarma Komutanlığında görev yapmakta iken6/10/2008 tarihinde temizlik kontrol sorumlusu olarak banyo ve tuvaletlerikontrol ettiği sırasında ayağının kayması üzerine düşmemek için kapıdantutunması neticesinde kollarında ve parmaklarında rahatsızlık baş gösterdiğiniifade etmiştir.
9. Görev yaptığı İlçe Jandarma Komutanlığı tarafından ÇanakkaleAsker Hastanesine aynı tarihte sevk edilen başvurucuya anılan Hastanece yapılanmuayene sonucunda ağrı kesici bir ilaç reçete edilmiştir.
10. Başvurucu, ilaç reçete edilmesine rağmen şikâyetlerinindevam ettiğini beyan etmesi üzerine 17/10/2008 tarihinde aynı Hastaneye yenidensevk edilmiş; akabinde de ileri tetkik ve muayene için Gülhane Askeri TıpAkademisi (GATA) Haydarpaşa Eğitim Hastanesi Beyin ve Sinir HastalıklarıCerrahisi Ana Bilim Dalı Başkanlığına yönlendirilmiştir.
11. Başvurucu, sevk edildiği GATA Beyin ve Sinir HastalıklarıKliniğinde yatarak tedavi görmeye başlamış ve bu klinik tarafından 4/11/2008tarihinde özel bir Manyetik Rezonans Görüntüleme (MR) Merkezine yönlendirilmiş,burada yapılan tetkiklerinde başvurucunun toracic outlet sendromu (TOS) hastasıolduğu tespit edilmiştir.
12. Başvurucu, GATA Beyin ve Sinir Hastalıkları Kliniğindeayrıca bir dizi tomografi, MR ve laboratuvar incelemelerine tabi tutulmuş;sonrasında GATA Nöroloji kliniğinin 6/12/2008 yatış, 7/1/2009 çıkış tarihli ve18459 sayılı raporuyla başvurucuya brakiyal pleksus yaralanması ve nevraljik amyotrofitanıları ile yirmi gün süreyle istirahat verildiği belirtilmiştir.
13. Tedavisine aynı Hastanede devam edilen başvurucu 19/3/2009tarihinde Nöroloji Kliniğinden Göğüs Cerrahi Kliniğine naklen yatırılmış vekendisine burada 26/3/2009 tarihinde TOS tanısıyla transaksiller birinci kot rezeksiyonu ameliyatıyapılmıştır.
14. Ameliyatın ardından 3/4/2009 tarihinde iki ay süreyleistirahat verilerek taburcu edilen başvurucu, Biga Devlet Hastanesinde fiziktedavi görmeye başlamıştır.
15. GATA Haydarpaşa Eğitim Hastanesinin 24/9/2010 tarihli ve 702sayılı sağlık kurulu raporuyla başvurucu hakkında brakiyal pleksus bozuklukları (anigerilmeye bağlı sinir kökü zedelenmesi) tanısıyla''B/11 F-1 sınıfının kıta komutanlığıolmayan kadro görevlerinde görev yapar.'' kararı verilmiştir.
16. Başvurucu söz konusu rapor üzerine tedavisinde hizmet kusurubulunduğunu ileri sürerek 22/12/2010 tarihinde Millî Savunma Bakanlığınabaşvurmuş ve bu kusur nedeniyle meydana geldiğini iddia ettiği maddi ve manevizararlarının karşılanmasını talep etmiştir.
17. İdarece bu başvurusuna yasal süresi içinde cevap verilmemesiüzerine de1/3/2011 tarihinde vekili aracılığıyla Askeri Yüksek İdare Mahkemesiİkinci Dairesi (AYİM) nezdinde 2008 yılında meydana gelen düşme olayından sonrakolunda meydana gelen hasara ilişkin teşhis ve tedavi işlemlerindegerçekleştirilen ihmal ve gecikme nedeniyle engelli kaldığını ve iş gücükaybına uğradığını ileri sürerek Millî Savunma Bakanlığı aleyhine 128.000 TLmaddi ve 80.000 TL manevi olmak üzere toplam 208.000 TL tazminat talebiyle tamyargı davası açmıştır.
18. AYİM, yargılama sırasında 28/9/2011 tarihli ara kararıylabaşvurucunun son durumunun tespiti için GATA Adli Tıp Anabilim DalıBaşkanlığından rapor alınmasına karar vermiştir.
19. GATA Adli Tıp Anabilim Dalı Başkanlığınca düzenlenen17/11/2011 tarihli raporda, başvurucunun takdiren %38oranında meslekte kazanma gücünü kaybettiği vemeslektekazanma gücünü kaybetmesine yol açan TOS hastalığının2008 yılında düştüğü olay sonucu meydana gelip gelmediği konusunda kesin birayrımın yapılamayacağı sonucuna varıldığı belirtilmiştir.
20. AYİM, bu rapor üzerine 30/11/2011 tarihli ara kararıylayeniden tıbbi bilirkişi incelemesi yapılmasına karar vermiş ve resen atadığıGazi Üniversitesi Tıp Fakültesinde öğretim üyesi olarak görev yapan ikisiprofesör biri ise doçentten oluşan bilirkişi kurulu heyetinden dava dosyası, kıt'a şahsi dosyası ve başvurucunun tedavisine ilişkinbirliği ve ilgili hastanelerden getirtilen tıbbi kayıtların incelenerekbaşvurucunun sevk edildiği sağlık kurumlarında rahatsızlığı ile ilgili olarakteşhis ve tedavisinde gecikme, eksiklik veya hata yapılıp yapılmadığı; 17/10/2008tarihinde GATA Haydarpaşa Eğitim ve Araştırma Hastanesine sevk alan davacınınburada yapılan muayene ve tetkikleri sonucunda TOS hastalığının teşhisininyapılıp yapılamayacağı ve ilgili verilerin buna yeterli olup olmadığı, aynıtarihte söz konusu Hastanede TOS hastalığı ile ilgili yeterli araştırmanınyapılıp yapılmadığı; ameliyat uygulamasında gecikme, tıbbi hata veya doktorhatası bulunup bulunmadığı ve son olarak davacının hastalığının oluşumunda,ortaya çıkmasında, artmasında ve tetiklenmesinde askerlik hizmetinin veözellikle ayağının kayması sonrasında yere düşmek üzereyken son anda kapıkenarına tutunmasının sebep ve tesirinin bulunup bulunmadığı hususlarında tıbbikanaatlerini bildiren bir rapor düzenlenmesini istemiştir.
21. Sorulan hususlara ilişkin hazırlanan 20/11/2012 tarihlibilirkişi kurulu raporu şöyledir:
"16. 02.2012 tarihli ve 2011/462 esas no'lu dosyanın yapılan incelemesi sonucu, davacının 06.02.2012tarihinde düşme sonucunda sol kolundan rahatsızlandığı ve tıbben gerekliaraştırmaların yapılabilmesi için sıralı sevk zincirine uyularak GATAHaydarpaşa Eğitim ve Araştırma Hastanesine sevk edildiği anlaşılmıştır. Buradarahatsızlığı ile ilgili olarak gerekli bölümlerce, tıbben gereken tetkik vetahlilleri yapılmış olup ve hatta ayrıntılı incele için özel merkezde (S... isimli) de tetkik yaptırıldığı anlaşılmıştır. Yapılanincelemeler sonucunda kolundaki rahatsızlığın ani gerilemeye bağlı sinir köküzedelenmesi (Brachial plekuszedelenmesi) nedeniyle oluştuğu, bu sırada aynı tetkikler arasında doğuştangelen kas anomalisi sonucunda TOS (Toracic Outlet Sendromu) hastalığına yol açabilecek birrahatsızlığı olduğu tespit edilmiştir. 26/3/2012 tarihinde hastaya TOShastalığı nedeniyle ameliyat uygulanmıştır.
Sonuç olarak; davacının kolundakirahatsızlığın TOS hastalığına bağlı olmadığı, travma sonrası ani gerilmeyebağlı sinir kökü zedelenmesi ile oluştuğu anlaşılmıştır. TOS hastalığına sebepolan kas anomalisi doğuştan (Konjenital) gelen birbozukluktur. Davacının geçirmiş olduğu yaralanma, doğuştan var olan TOShastalığının ortaya çıkmasını tetiklemiştir.
Sonuç olarak davacının yaralanma sonrasındateşhis ve tedavisinde eksiklik, ihmal veya gecikme olmadığı, tıbben gereklitetkik, tahlil ve tedavinin zamanında ve yeterli olarak yapıldığı kanaatinevarılmıştır."
22. Başvurucu tarafından anılan rapora özellikle düşme tarihinin6/2/2012 ameliyat tarihinin ise 26/3/2012 olarak belirtildiği oysa olaytarihinin 6/10/2008 ameliyat tarihinin ise 26/3/2009 olduğu bu nedenle olaylaameliyat tarihi arasında geçen sürenin gerçekte 169 gün iken söz konusubilirkişi raporunda anılan bu sürenin 48 gün olarak tespit edildiği ayrıca sözkonusu raporda Mahkemece açıklığa kavuşturulması istenen bazı hususlara cevapverilmediği ileri sürülerek itiraz edilmiş ve tam teşekküllü bir hastaneden vemümkünse Adli Tıp Kurumundan yeni bir bilirkişi raporu alınması talebindebulunulmuştur.
23. AYİM, 23/1/2013 tarihli ve E.2011/790, K.2013/200 sayılıkararıyla davanın reddine ve 12.570 TL vekâlet ücretinin başvurucudan alınarakdavalı idareye verilmesine oyçokluğuyla karar vermiştir. Anılan karargerekçesinin ilgili bölümü şöyledir:
"... Dava dosyası, tıbbi kayıtlar vebilirkişi raporu dikkate alındığında; davacı hakkında GATA Haydarpaşa EğitimHastanesinin 24.09.2010 tarihli ve 702 sayılı sağlık kurulu raporu ile "Brechial pleksusbozuklukları" tanısıyla ''B/11 F-1 sınıfının kıta komutanlığı olmayankadro görevlerinde görev yapar'' kararı verildiği, davacının kolundakirahatsızlığın TOS hastalığına bağlı olmadığı, travma sonrası ani gerilmeyebağlı sinir kökü zedelenmesi ile oluştuğu, TOS hastalığına sebep olan kasanomalisi doğuştan (Konjenital) gelen bir bozuklukolduğu, davacının tedavi sürecinde teşhis ve tedavisinde eksiklik, ihmal veyagecikme olmadığı, tıbben gerekli tetkik, tahlil ve tedavinin zamanında veyeterli olarak yapıldığı, dava konusunun davacının gördüğü tıbbi tedavilerdehata, gecikme, kusur ve ihmal bulunup bulunmadığı hususu olduğu dikkatealındığında, idarenin sorumluluğunu gerektiren bir eylemi bulunmadığı, idareninmeydana gelen zararı tazminle zorunlu tutulamayacağı kanaatine varılarakdavanın reddine karar verilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır..."
24. Ayrıca söz konusu kararda başvurucu tarafından yeni birbilirkişi kurulu görevlendirilmesi özellikle Adli Tıp Kurumundan yeni bir raporaldırılması istenilmişse de bilirkişi raporundaki açıklamalar karşısında butalebin yerinde görülmediği ve dava dosyasındaki bilgi, belge ve mevcutbilirkişi raporunca uygulama yapıldığı belirtilmiştir.
25. Karara katılmayan bir üyenin karşıoygerekçesi şöyledir:
"Dava konusu olaydadavacı vekili, davacının Biga İlçe J. K.lığındagörev yaptığı esnada temizlik kontrolü sorumlusu olduğu hela ve banyolarınınkontrolü esnasında ayağının kayması üzerine düşmemek için kapının kolunatutunması sırasında kolundan yaralandığını, bu yaralanma neticesinde yapılantıbbi teşhis ve tedavilerde hata olması nedeniyle sakat kaldığını iddiaetmektedir. Davalı idarenin savunmasında, bu hususta herhangi bir beyandabulunulmamıştır. Mahkememizin ara kararıyla davalı idareden davacının düşmeolayı olup olmadığı sorulmuş, İlçe Jandarma Komutanı tarafından verilen cevabiyazıda özetle; 'davacının Biga İlçe Jandarma Komutanlığı emrinde görev yaptığıesnada düşme olayının tedaviye başlandıktan sonra birlik içerisinde düştüğükendi beyanından anlaşılmıştır.' şeklinde beyanda bulunulmuştur. Mahkememizceyaptırılan bilirkişi raporunda da özetle; 'davacının kolundaki rahatsızlığınTOS hastalığına bağlı olmadığı, travma sonrası ani gerilmeye bağlı sinir köküzedelenmesi ile oluştuğu, davacının yaralanması sonrasında teşhis vetedavisinde eksiklik, ihmal ve gecikme olmadığı yönünde tıbbi görüşbildirilmiştir. Tüm bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde, davacınınrahatsızlığının hizmet esnasında ayağının kayması sonrasında kapı kolunatutunması neticesinde oluştuğu, hayatın olağan akışına daha uygundur. Davacınınaynı gün içerisinde hastaneye sevk edilerek tedavisine başlanılması da buhususu doğrulamaktadır.
Bu durumda dava konusu olayda, davalı idareninhizmet kusuru bulunmamakla birlikte; oluşan zararın hizmet esnasında görevinsebep ve tesiriyle oluştuğu, oluşan zararla yapılan görev arasında uygunilliyet bağı bulunduğundan, oluşan zararın kusursuz sorumluluk ilkesi gereğincekarşılanması gerektiği kanaatinde olduğumdan aksi yönde oluşan sayın çoğunlukgörüşüne katılmadım."
26. Başvurucunun karar düzeltme talebi de AYİM'in2/10/2013 tarihli ve K.2013/1087 sayılı kararıyla oyçokluğuyla reddedilmiştir.Çoğunluğun görüşüne katılmayan bir üye düzeltilmesi talep edilen kararın karşıoy gerekçesinde belirtilen nedenlerle karar düzeltmetalebinin kabul edilmesi gerektiği yönünde görüş bildirmiştir.
27. Bu karar 23/10/2013 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmişolup başvurucu otuz günlük yasal süresi içinde 6/11/2013 tarihinde bireyselbaşvuruda bulunmuştur.
28. Anayasa Mahkemesi tarafından Millî Savunma Bakanlığına yazıyazılarak söz konusu davada karar altına alınan vekâlet ücretinin başvurucudantahsil edilmesinden feragat edilip edilmediği ve ayrıca tahsil işlemlerinebaşlanıp başlanmadığı hususlarında bilgi verilmesi istenilmiş; Bakanlıktarafından verilen cevapta, vekâlet ücretinin tahsilinden feragat edilmediğiile belirli aralıklarla ödenmesi konusunda başvurucu ile mutabakata varıldığıve bu şekilde tahsil işlemlerine başlandığı bildirilmiştir.
29. Somut olayda ayrıca başvurucunun 1/5/2013 tarihinde AYİMnezdinde görülen davada görev alan ve 20/11/2012 tarihinde mütalaalarını sunanbilirkişiler hakkında suç duyurusunda bulunduğu Ankara CumhuriyetBaşsavcılığınca suç duyurusunda bulunan bilirkişilerin Üniversite öğretimüyeleri olmaları gerekçesiyle haklarında görevsizlik kararı verilereksoruşturma evrakının Gazi Üniversitesi Rektörlüğüne gönderildiği, ÜniversiteninTıp Fakültesi Dekanlığı tarafından konuyla ilgili olarak yapılan inceleme vedeğerlendirme sonucunda verilen 29/8/2013 tarihli ve 3232-19479 sayılı kararlaadı geçenler hakkında ceza soruşturması açılmasına gerek olmadığına kararverildiği, başvurucunun bu karara itirazının ise Danıştay Birinci Dairesinin27/11/2013 tarihli ve K.2013/1557 sayılı kararıyla reddedildiği anlaşılmıştır.
B. İlgili Hukuk
30. 11/4/2013 tarihli ve 6459 sayılı Kanun’un 1. maddesi ile4/7/1972 tarihli ve1602 sayılı Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Kanunu’nun 46.maddesinin dördüncü fıkrasına eklenen cümle şöyledir:
“Ancak, tam yargıdavalarında dava dilekçesinde belirtilen miktar, süre veya diğer usul kurallarıgözetilmeksizin nihai karar verilinceye kadar, harcı ödenmek suretiyle bir defayamahsus olmak üzere artırılabilir ve miktarın artırılmasına ilişkin dilekçe otuzgün içinde cevap verilmek üzere karşı tarafa tebliğ edilir.”
31. 1602 sayılı Kanun’un 52. maddesi şöyledir:
“Daireler veya DairelerKurulu, bakmakta oldukları davalara ait her çeşit incelemeleri kendiliklerindenyapabilecekleri gibi, tayin edecekleri süre içinde, lüzum gördükleri evrakıngönderilmesini ve her türlü bilgilerin verilmesini taraflardan ve ilgili diğeryerlerden isteyebilirler. Bu husustaki kararların, ilgililerce, süresi içindeyerine getirilmesi mecburidir. Haklı sebeplerin bulunması halinde bu süre, birdefaya mahsus olmak üzere uzatılabilir.
Taraflardan biri ara kararının icaplarınıyerine getirmediği takdirde bunun verilecek karar üzerindeki etkisi, görevli daireveya kurulca önceden takdir edilir, ara kararında bu husus ayrıca belirtilir.
Ancak, istenen bilgi ve belgeler Türkiye Cumhuriyetinin güvenliğine ve yüksek menfaatlerineveya Türkiye Cumhuriyetinin güvenliği ve yüksek menfaatleri ile birlikteyabancı devletlere de ilişkin ise, Başbakan, Genelkurmay Başkanı veya ilgiliBakan gerekçesini bildirmek suretiyle, söz konusu bilgi ve belgelerivermeyebilir.
(Değişik dördüncü fıkra: 19/6/2010-6000/20 md.) Dava dosyasındaki bilgi ve belgeler taraf vevekillerine açıktır. Şu kadar ki; mahkeme tarafından getirtilen veya idarecegönderilen bilgi, belge ve dosyalardan, başka şahıs ve makamların özelbilgileri ile şeref, haysiyet ve güvenliğinin korunması veya idareninsoruşturma metotlarının gizli tutulması maksatlarıyla taraf ve vekillerineincelettirilmemesi kaydı konulanlar ile personelin özlük dosyasındaki davakonusu haricindekiler taraf ve vekillerine incelettirilemez.
(Ek fıkra: 19/6/2010-6000/20 md.) Taraf ve vekillerine incelettirilemeyecek niteliktekibilgi ve belgeler; bulundukları yer itibarıyla taraf ve vekillerine açık olandiğer evraktan ayrılamaz nitelikte iseler, taraf ve vekillerineincelettirilecek suretleri, ilgili bölümleri idare tarafından karartılarakayrıca gönderilir.
(Ek fıkra: 19/6/2010-6000/20 md.) Davacı taraf veya vekili, karartılan veya verilmeyenbilgi ve belgelerin savunmaya esas teşkil edecek unsurlar olduğu iddiası ilemahkemeye itiraz edebilir. Yapılan bu itiraz, mahkeme tarafından incelenerekhaklı görülen hususlarda, mahkemenin belirleyeceği çerçevede daha öncekarartılan veya verilmeyen bilgi ve belgeler karşı tarafa incelettirilebilir.
(Ek fıkra: 19/6/2010-6000/20 md.) Bu hükümlere göre elde edilen ve gizlilik derecesinesahip bilgi ve belgeler, taraf ve vekillerince mahkeme haricinde, diğer birmaksatla kullanılamaz. Aksine davranışta bulunanlar hakkında ilgili kanunhükümleri saklıdır.”
32. 26/9/2011 tarihli ve 659 sayılı Genel Bütçe KapsamındakiKamu İdareleri ve Özel Bütçeli İdarelerde Hukuk Hizmetlerinin Yürütülmesineİlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin (KHK) 14. maddesinin (1) numaralı fıkrasışöyledir:
“Tahkim usulüne tabi olanlardâhil adli ve idari davalar ile icra dairelerinde idarelerin vekili sıfatıylahukuk birimi amirleri, muhakemat müdürleri, hukukmüşavirleri ve avukatlar tarafından yapılan takip ve duruşmalar için, budavaların idareler lehine neticelenmesi halinde, bunlar tarafından temsil vetakip edilen dava ve işlerde ilgili mevzuata göre hükmedilmesi gereken tutarüzerinden idareler lehine vekâlet ücreti takdir edilir."
IV. İNCELEME VE GEREKÇE
33. Mahkemenin 14/4/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucunun İddiaları
34. Başvurucu;
i. İlçe Jandarma Komutanlığındakigörevinin ifası sırasında geçirdiği rahatsızlığa ilişkin eksiklik, hata veihmali davranışlar nedeniyle uzun süren bir tedavi sürecinin ardından engellikaldığını ve iş gücü kaybına uğradığını, rahatsızlığının geç teşhisi sonucuuzun süre kullanmak zorunda kaldığı ilaçların yan tesirleriyle aşırı kiloalması nedeniyle fiziksel görünümünün değiştiğini; engelli kalması, iş gücükaybına uğraması ve fiziksel deformasyonlara maruz kalması nedeniyle idariyargıda açtığı tazminat (tam yargı) davasının, özenli ve makul bir süredehazırlanmayan ayrıca fahiş hatalar içeren bilirkişi kurulu raporuna dayanılarakreddedildiğini, zira söz konusu bilirkişi kurulu raporunda rahatsızlıkgeçirdiği ile ameliyat olduğu tarihlerin aslından çok uzak tarihler olarakbelirtildiğini, öte yandan rahatsızlandığı tarih ile ameliyatın gerçekleştiğitarih aralığının hatalı hesaplanarak bir sonuca varıldığını, rapordaki buhatalar nedeniyle yeniden bilirkişi raporu alınması yönündeki talebinin isehaklı bir gerekçe olmaksızın reddedildiğini,
ii. İş gücü kaybına ilişkin rapordüzenleyen ve tedavisi sürecinde herhangi bir eksiklik, yanlışlık veya ihmalibir davranış bulunup bulunmadığı hususlarında görüş bildirilmesi istenilen GATAAdli Tıp Kurumu Başkanlığının, tedavisi sürecinde gösterilen ihmal vekusurların GATA Haydarpaşa Eğitim Hastanesince gerçekleştirilmesi nedeniyletarafsız ve bağımsız bir rapor düzenlemesinin mümkün olmadığını,
iii. Somut olayda hizmet kusurunun olmadığı tespit edilsebile idarenin kusursuz sorumluluğunun söz konusu olduğunu, makul süredesonuçlandırılamayan yargılama neticesinde aleyhine çok yüksek miktarda vekâletücretine hükmedildiğini ve verilen kararın temyizinin mümkün olmamasınınhakkaniyete uygun olmadığını belirterek Anayasa'nın 36., 56. ve 125.maddelerinin ihlal edildiğini ileri sürmüş, manevi tazminata ve yargılamakapsamında hükmedilen vekâlet ücretinin idare üzerinde bırakılmasına kararverilmesi talebinde bulunmuştur.
B. Değerlendirme
35. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılanhukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifinikendisi takdir eder (Tahir Canan,B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16).
36. Anayasa’nın 17. maddesinin birinci ve ikinci fıkralarışöyledir:
“Herkes,yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.
Tıbbi zorunluluklar ve kanunda yazılı hallerdışında, kimsenin vücut bütünlüğüne dokunulamaz; rızası olmadan bilimsel vetıbbi deneylere tabi tutulamaz.”
37. Anılan Anayasa hükmü ile kişinin maddi ve manevi varlığınınbütünlüğü gerek kamusal yetkilerle donatılmış kişilerin gerekse özel kişilerinmüdahalelerine karşı güvence altına alınmıştır. Bu çerçevede devletin egemenlikalanında yaşayan ve kontrolü altında bulunan kişilerin maddi ve manevivarlıklarına yönelen müdahaleleri önleme, önlenememiş olan müdahalelere yönelikolarak da gerekli soruşturma, kovuşturma, failleri tespit edip cezalandırma vegerektiğinde bundan doğan zararları etkili bir şekilde bizzat karşılama veyasorumlularına karşılatma yükümlülüğü bulunmaktadır. Kişilerin vücut bütünlüğüneyapılan bir müdahaleden doğan zararlara yönelik etkili bir tazmininsağlanamadığı ve bu çerçevede devletin, Anayasa’nın 17. maddesinden doğankoruma yükümlülüğünü yerine getirmediği durumlarda kişinin vücut bütünlüğününkorunduğundan söz edilemez (Özkan Şen,B. No: 2012/791, 7/11/2013, § 40).
38. Anayasa’nın 17. maddesinin amacı esas olarak bireylerinmaddi ve manevi varlığına karşı devlet tarafından yapılabilecek keyfîmüdahalelerin önlenmesidir. Devletin ayrıca vücut ve ruhsal bütünlüğe yönelikfiziksel ve cinsel saldırılar, tıbbi müdahaleler, şeref ve itibarı etkileyensaldırılar karşısında kişilerin maddi ve manevi varlığını etkili olarak korumave saygı gösterme şeklinde pozitif yükümlülüğü de bulunmaktadır (Adnan Oktar (3), B. No: 2013/1123,2/10/2013, § 32).
39. Söz konusu pozitif yükümlülük, sağlık alanında yürütülenfaaliyetleri de kapsamaktadır. Nitekim Anayasa’nın 56. maddesinde herkesinsağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahip olduğu, devletin “herkesin hayatını(,) bedenve ruh sağlığı içinde sürdürmesini sağlamak (…) amacıyla sağlık kuruluşlarınıtek elden planlayıp hizmet vermesini” düzenleyeceği ve bu görevinikamu ve özel kesimlerdeki sağlık ve sosyal kurumlarından yararlanarak onlarıdenetleyerek yerine getireceği kurala bağlanmıştır.
40. Kişilerin vücut ve ruhsal bütünlükleriyle ilgili konular,onlara sağlanan tıbbi tedavi seçimindeki katılımları ve bu tedavilere olanrızaları ile ilgili hususlar, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) 8.maddesinin sınırları içerisinde yer almaktadır (Benzer yöndeki AİHM kararı içinbkz. İclal Karakoca ve HüseyinKarakoca/Türkiye, B. No: 46156/11, 21/5/2013).
41. Türk Silahlı Kuvvetlerde asker olarak görev yapan başvurucunundava konusu ettiği olay sonucunda iş gücü kaybına uğramasının, vücutbütünlüğünün yanı sıra mesleki yaşamı üzerinde de önemli sonuçlar doğuracağıaçıktır. Bu çerçevede başvurucunun tıbbi ihmal sonucu fiziksel bütünlüğünezarar verilmesi oluşan zararının karşılanması amacıyla idare aleyhine açtığıtam yargı davasının reddedilmesi nedeniyle anayasal haklarının ihlal edildiğiniileri sürdüğü başvuru, Anayasa’nın 17. ve Sözleşme’nin 8. maddelerinin ortakkoruma alanı kapsamında yer almaktadır.
42. Bu itibarla başvurucunun görevini yerine getirirkengeçirdiği kaza nedeniyle rahatsızlanması sonucu hakkında uygulanan tedavisürecinde ilgililerin kusur ve ihmal göstererek vücut bütünlüğüne zararverildiğini ileri sürerek idare aleyhine açtığı davanın hukuka aykırı şekildeve makul olmayan bir sürede reddedildiği iddialarının, Anayasa'nın 17.maddesinin birinci fıkrasında güvence altına alınan kişinin maddi ve manevivarlığını koruma hakkı; söz konusu davada aleyhine yüksek miktarda vekâletücreti hükmedildiği iddiasının, Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altınaalınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkı ve davasonucunda verilen karara karşı temyiz yolunun bulunmamasına ilişkin iddiasınıniki dereceli yargılama hakkı kapsamında incelenmesi gerektiğideğerlendirilmiştir.
1. Kabul EdilebilirlikYönünden
a. İki Dereceli Yargılanma Hakkının İhlalEdildiğine ilişkin İddia
43. Başvurucu, AYİM kararlarına karşı başvurulabilecek temyizyolunun bulunmadığını belirterek adil yargılanma hakkının ihlal edildiğiniileri sürmüştür.
44. Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncü ve 30/3/2011 tarihli ve6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri HakkındaKanun’un 45. maddesinin (1) numaralı fıkrası hükümlerine göre AnayasaMahkemesine yapılan bir bireysel başvurunun esasının incelenebilmesi için kamugücü tarafından müdahale edildiği iddia edilen hakkın Anayasa’da güvence altınaalınmış olmasının yanı sıra Sözleşme ve Türkiye’nin taraf olduğu ekprotokollerinin kapsamına da girmesi gerekir. Bir başka ifadeyle Anayasa veSözleşme’nin ortak koruma alanı dışında kalan bir hak ihlali iddiasını içerenbaşvurunun esasının incelenmesi mümkün değildir (Onurhan Solmaz, B. No: 2012/1049, 26/3/2013, § 18).
45. İki dereceli yargılanma hakkı Anayasa’da güvence altınaalınmış temel hak ve özgürlüklerden olmadığı gibi Sözleşme ve buna ekTürkiye’nin taraf olduğu protokollerden herhangi birinin kapsamına dagirmemektedir (Mahir Akarsu, B.No: 2012/1096, 20/2/2014, §§ 42-45).
46. Açıklanan nedenlerle başvurunun bu kısmında yer alan ihlaliddialarının Anayasa ve Sözleşme’nin ortak koruma alanı dışında kaldığıanlaşıldığından başvurunun bu kısmının diğer kabul edilebilirlik şartlarıyönünden incelenmeksizin konu bakımındanyetkisizlik nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesigerekir.
b. Maddi ve ManeviVarlığını KorumaHakkının İhlal Edildiğine İlişkinİddia
47. Başvurucu, GATA Haydarpaşa Eğitim Hastanesinde kendisineuygulanan teşhis ve tedavi sürecindeki kusur ve ihmaller nedeniyle engellikalması ve iş gücü kaybına uğraması nedeniyle hizmet kusuru bulunan idarealeyhine açtığı tam yargı davasının hukuka aykırı şekilde ve makul olmayan birsürede reddedildiğini ileri sürerek maddi ve manevi varlığını koruma hakkının ihlaledildiğini iddia etmiştir.
48. Bakanlık görüşünde, başvuruya konu olayın AnayasaMahkemesinin zaman bakımından yetkisinin başlangıç tarihi olan 23/9/2012tarihinden önce 6/10/2008 tarihinde gerçekleştiği, diğer yandan AnayasaMahkemesi tarafından 2013/293, 2013/841 ve 2012/848 numaralı başvurularailişkin verilen kararlarda 23/9/2012 tarihinden önce meydana gelmiş olaylarailişkin esas incelemesinin yapıldığı belirtilerek başvurunun zaman bakımındankabul edilebilir olup olmadığı hususundaki değerlendirmenin Anayasa Mahkemesineait olduğu ifade edilmiştir.
49. Bakanlık görüşünde olayın gerçekleştiği tarihe dikkatçekilerek başvurunun zaman bakımından kabul edilemez olup olmadığı hususundabir değerlendirme yapılması gerektiği belirtilmiş ise de Anayasa Mahkemesi,Anayasa'nın 17. maddesi kapsamında usulyükümlülüğübakımından inceleme yaptığı önceki başvurularda, zaman bakımından yetkisininhesabında kural olarak başvuru konusu olayların soruşturulması amacıyla takipedilen başvuru yollarının kesinleşme tarihini esas alırken otuz günlük başvurusüresinin hesabında ise başvuru konusu olayların soruşturulması amacıyla takipedilen başvuru yollarının kesinleşme tarihinin başvurucular tarafındanöğrenilme tarihini esas almıştır (SadıkKoçak ve diğerleri, B. No: 2013/841, 23/1/2014; Cezmi Demir ve diğerleri, 2013/293,17/7/2014). Bu sebeple anılan olayın Anayasa Mahkemesinin zaman bakımındanyetkisi kapsamında olduğu hususunda kuşku bulunmamaktadır.
50. Bakanlık görüşünde ayrıca, başvurunun Anayasa'nın 17. maddesive Sözleşme'nin 2. maddesinde düzenlenen yaşam hakkı kapsamında ve bu konudakiAvrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) içtihatları çerçevesindedeğerlendirilmesinin uygun olacağının değerlendirildiği ifade edilmiş, AİHMiçtihatlarına göre Sözleşme'nin 2. maddesinin, devlete diğer yükümlülüklerinyanında başvuruya konu olaya benzer olayların kamu denetimine açılmasına imkânveren yani ister özel sektör, ister kamu sektöründe olsun sağlık çalışanlarınınsorumluluğu altında yaşamını yitiren veya fiziksel bütünlüğüne zarar verilenbir kişinin ölüm nedeninin ya da fizikselbütünlüğüne zarar verilme sebebinin belirlenmesini ve söz konusu sağlıkçalışanlarının gerektiğinde eylemlerinin sorumluluğunu üstlenmelerini zorunlukılan etkili ve bağımsız bir yargı sistemi kurulması yükümlülüğü de yüklediğibelirtilmiştir.
51. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı sunduğu cevaplarındabaşvuru formu ve eklerinde ileri sürdüğü beyanlarını yenilemiştir.
52. Anayasa’nın 17. maddesinde düzenlenen yaşam hakkı ile maddive manevi varlığı koruma hakkı kapsamında devletin yerine getirmek zorundaolduğu pozitif yükümlülüklerin usule ilişkin boyutu, yaşanan ölüm veyabireylerin maddi ve manevi varlığının zarar görmesine sebep olan olayların tümyönlerinin ortaya konulmasına ve sorumlu kişilerin belirlenmesine imkân tanıyanbağımsız bir soruşturma yürütülmesini gerektirmektedir (Sadık Koçak ve diğerleri, § 94).
53. Usul yükümlülüğünün bir olayda gerektirdiği soruşturmatürünün yaşam hakkının esasına ilişkin yükümlülüklerin cezai bir yaptırımgerektirip gerektirmediğine bağlı olarak tespiti gerekmektedir (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, B. No:2012/752, 17/9/2013, § 55).
54. Buna göre yaşam hakkının veya fiziksel bütünlüğün ihlalinekasten sebebiyet verilmemiş ise "etkili bir yargısal sistem kurma"yönündeki pozitif yükümlülük her olayda mutlaka ceza davası açılmasınıgerektirmez. Mağdurlara hukuki, idari hatta disiplinle ilgili hukuk yollarınınaçık olması yeterli olabilir (SerpilKerimoğlu ve diğerleri, § 59). Bu ilke, kural olarak tıbbi ihmalsonucu meydana geldiği ileri sürülen ölüm olayları ile maddi ve manevi varlığaverilen zarar hâlleri için de geçerlidir (NailArtuç, B. No: 2013/2839, 3/4/2014 § 37).
55. Bununla birlikte ölüm veya fiziksel bütünlüğe yönelikolayları aydınlatmak üzerine yürütülen ceza soruşturmaları ile mağdurlarınkendi inisiyatifleri ile hukuk veya idare mahkemesinde açtıkları davayollarının sadece hukuken mevcut bulunması yeterli olmayıp bu yolun uygulamadafiilen de etkili olması ve başvurulan makamın, ihlal iddiasının özünü ele almayetkisine sahip bulunması gereklidir. Ancak bir hak ihlali iddiasınıönleyebilmesi, devam etmekteyse sonlandırabilmesi veya sona ermiş bir hakihlalini karara bağlayabilmesi ve bunun için uygun bir giderim sunabilmesihâlinde başvuru yolunun etkililiğinden söz etmek mümkün olabilir (Tahir Canan, § 26; Filiz Aka, B. No: 2013/8365, 10/6/2015, §39).
56. Yürütülecek soruşturmalarda makul bir hızda gerçekleştirilmeve özen gösterilme zorunluluğu da zımnen mevcuttur. Elbette ki bazı özeldurumlarda soruşturmanın veya kovuşturmanın ilerlemesine engel olan unsurlar yada güçlükler bulunabilir. Ancak bir soruşturmada ve devamında yapılankovuşturmada yetkililerin hızlı hareket etmeleri, yaşanan olayların dahasağlıklı bir şekilde aydınlatılabilmesi, kişilerin hukukun üstünlüğüne olanbağlılığını sürdürmesi ve hukuka aykırı eylemlere hoşgörü gösterildiği ya dakayıtsız kalındığı görünümü verilmesinin engellenmesi açısından kritik biröneme sahiptir (Deniz Yazıcı, B.No: 2013/6359, 10/12/2014, § 96; Filiz Aka, § 29).
57. Yaşam hakkı ile maddi ve manevi varlığı koruma hakkıkapsamında yürütülecek olan ceza soruşturmalarının yanı sıra hukuki sorumluluğuortaya koymak adına adli ve idari yargıda açılacak tazminat davalarının damakul derecede ivedilik ve özen şartını yerine getirmesi gerekmektedir. Derecemahkemelerinin bu tür olaylara ilişkin yürüttükleri yargılamalarda Anayasa’nın17. maddesinin gerektirdiği seviyede derinlik ve özenle bir inceleme yapıpyapmadıklarının ya da ne ölçüde yaptıklarının da Anayasa Mahkemesi tarafındandeğerlendirilmesi gerekmektedir. Zira derece mahkemeleri tarafından bu konudagösterilecek hassasiyet yürürlükteki yargı sisteminin daha sonra ortayaçıkabilecek benzerihlallerinin önlenmesinde sahipolduğu önemli rolün zarar görmesine engel olacaktır (Cemil Danışman, B. No: 2013/6319, 16/7/2014, § 110; Filiz Aka, § 33).
58. Tıbbi ihmallerden kaynaklandığı ileri sürülen ihlaliddiaları açısından ayrıca belirtmek gerekir ki sağlık kurumlarında işlenenkusurlu eylemlerin bilinmesi ilgili kurumlara ve sağlık personeline, potansiyelkusurlarını giderme ve benzer hataların meydana gelmesini önleme imkânı vermesibakımından büyük önem arz etmektedir. Dolayısıyla bu tür olaylara ilişkinsoruşturma veya davaların hızlı bir şekilde incelenmesi sağlık hizmetlerindenfaydalanan tüm bireylerin güvenliği için son derece önemlidir (Benzer yöndekiAİHM kararı için bkz. Süleyman Ege/Türkiye,B. No: 45721/09, 25/6/2013, § 53).
59. Hukuka veya sözleşmeye aykırı bir fiil nedeniyle başkasınaverilmiş olan zararın tazmin edilmesi yükümlülüğünü ifade eden hukukisorumluluk, ceza hukuku alanında suç diye adlandırılan insan davranışına göredaha geniş bir hukuka aykırı davranış grubunu kapsamaktadır. Bir eylemin suçteşkil edebilmesi için ilgili kanunda açıkça tanımlanması gerekirken haksızfiil için böyle bir sınırlamaya yer verilmemektedir. Ayrıca ceza hukukualanında taksire dayalı sorumluluğun istisnai nitelik taşımasına rağmen kastenveya taksirle başkalarına verilen zararın hukuki sorumluluk kapsamında giderimimkânının daha fazla olduğu ceza hukuku alanında objektif sorumluluğa yerverilmezken hukuki sorumluluk alanında objektif sorumluluk esasının da etkinşekilde uygulandığı ve hukuki sorumluluk alanında aynı maddi vakıalarçerçevesinde daha düşük bir ispat standardı kullanılarak kişisel sorumluluğunsöz konusu olabildiği anlaşılmaktadır. Bunun yanı sıra hukuk sistemimizde cezamuhakemesinde şahsi hak iddiasında bulunma imkânı ortadan kaldırılırken hukukisorumluluk alanındaki tazmin yükümlülüğünün asıl gayesinin zarar göreninzararının telafi edilmesi olduğu dikkate alındığında özellikle somut başvuruyakonu ihlal iddiasına benzer uyuşmazlıklar açısından hukuki tazmin yolunun dahayüksek başarı şansı sunabilecek, kullanılabilir ve etkili bir başvuru yoluolduğu anlaşılmaktadır (Işıl Yaykır, B. No: 2013/2284, 15/4/2014, § 44).
60. Bu nedenle somut olayın kendine özgü koşulları dikkatealındığında başvuruya konu idari davanın başvurucunun maddi ve manevi varlığınıkoruma hakkının ihmal suretiyle ihlal edildiği iddialarına ilişkin hak ihlalinikarara bağlayabilme ve bunun için uygun bir giderim sunabilme bakımındanyeterli bir telafi sağlayabildiğinde kuşku bulunmamaktadır. Zira davayabakmakla yetkili AYİM'in, ihlal iddiasının özünü elealıp inceleyebilme yetkisine sahip olduğu ve verebileceği bir tazminatkararının ihlal için uygun bir giderim imkânı sağlayabileceği görülmektedir.
61. Bu itibarla başvuruya konu olay devletin, kişinin maddi vemanevi varlığıkoruma hakkına ilişkin pozitifyükümlülüğü kapsamındaki "etkiliyargısal sistem kurma" ya ilişkin usul yükümlülüğüne bağlıolarak incelenmiştir.
62. Başvuruya konu somut dava belirtilen ilkeler bağlamındaincelendiğinde, öncelikle davada görüşleri karara esas alınan ve bu suretteyargılama sürecine dâhil olan Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi öğretimüyelerinden oluşan bilirkişilerin bağımsız ya da tarafsız olmadığını gösterenherhangi bir bulguya rastlanmadığı, toplamda yaklaşık 2 yıl 7 ay süren kanun yoluincelemesi de dâhil yargılamanın -başvurucunun iddiasının aksine- tümaşamalarında yeterli ivedilik gösterilip makul bir sürede sonlandırıldığı, biravukat tarafından temsil edilen başvurucunun, bilirkişi raporlarına vekararlara karşı itiraz ve karar düzeltme haklarını kullanabildiği ve bu surettemeşru çıkarlarının korunması için söz konusu davaya gerekli olduğu ölçüdeetkili katılımının sağlandığı, bu bağlamda başvurucunun vekili aracılığıylatemsil edilebildiği, dosyayı inceleme hakkına herhangi bir kısıtlamagetirilmediği, dava dosyasını inceleyip ayrıca bilgi ve belge sunabildiği,toplanan delillerden haberdar edildiği görülmüştür.
63. Bununla birlikte başvurucu, davanın hatalar içermesinedeniyle hükme esas alınmaması ve başka bir kuruldan yeniden mütalaa alınmasıgerektiği yönündeki itirazlarına rağmen eksik ve yetersiz bilirkişi raporudayanak yapılarak karara bağlandığını ileri sürmüştür.
64. Öncelikle belirtmek gerekir ki olayların oluşumuna ilişkindelillerin değerlendirilmesi idari ve yargısal makamların ödevidir (Murat Atılgan, B. No: 2013/9047, 7/5/2015,§ 44). Ayrıca Anayasa Mahkemesinin görevi, herhangi bir davada bilirkişi raporuveya uzman mütalaasının gerekli olup olmadığına karar vermek değildir.Bilirkişi raporu ve benzeri delillerin kabul edilebilirliği vedeğerlendirilmesi hususları derece mahkemelerinin yetkisi dâhilindedir. Bunakarşın Anayasa Mahkemesi, başvurucu tarafından yargılama kapsamında alınanbilirkişi raporunun bir hükme ulaşılırken dikkate alınması talebinin reddi kararınında tarafların haklarını koruma amacına yönelik yeterli güvenceleri içeren birusul çerçevesinde verilip verilmediğini incelemesi gerekmektedir (Ahmet Gökhan Rahtuvan,B. No: 2014/4991, 20/6/2014, §§ 59, 60).
65. Ayrıca Anayasa Mahkemesinin kural olarak bilirkişilerinvardığı sonuçları, mevcut tıbbi bilgilerden hareketle birtakım tahminlere yervererek sahip olduğu bilimsel bakış açılarının doğru olup olmadığı yönündenirdeleme görevi de bulunmamaktadır (Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Yardımcı/Türkiye, B. No: 25266/05,5/1/2010, § 59).
66. Ancak kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkıkapsamında yerine getirmek zorunda olduğu usul yükümlülüklerinin somut olaydayerine getirilip getirilmediğinin nesnel bir şekilde değerlendirilmesi ilgilianayasal kurallar bağlamında derece mahkemelerinin kendilerine tanınmış takdiryetkileri çerçevesinde hareket edip etmediklerinin denetlenmesi gerekir. Bubağlamda müdahaleyi haklı göstermek için öne sürülen gerekçelerin ilgili veyeterli olup olmadığı incelenmelidir (MuratAtılgan, § 44).
67. Derece mahkemelerince takdirlerinin gerekçeleri, taraflarınkanun yoluna başvuru imkânını etkili şekilde kullanabilmesini sağlayacaksurette ayrıntılı olarak ortaya konulmalı, ulaşılan sonuçlar yeterliaçıklıktaki bilimsel görüş ve raporlar gibi yeterli, nesnel verileredayandırılmalıdır (Murat Atılgan,§ 45).
68. Somut davada başvurucunun tıbbi teşhis ve tedavi sürecindekusur ve ihmal gösterildiği iddiasının araştırılması ve durumun açıklığakavuşturulması için alınan ve davayı ret kararının gerekçesine dayanak yapılanbilirkişi raporunda, olayın gerçekleştiği tarih ile başvurucuya uygulananameliyatın gerçekleştirildiği tarih ve bu iki olayın tarih aralığıyla ilgiliolarak AYİM tarafından da kabul edilen maddi olay ve olguların gerçekleştiğitarihlerle örtüşmeyecek nitelikte tespitlere yer verildiği (bkz. §§ 21, 23)görülmekle birlikte, budurumun davanın sonucunudoğrudan tesir edecek nitelikte olmadığı, AYİM'indava dosyasındaki bilgi, belge ve bilirkişi raporu uyarınca incelemeyapıldığına ilişkin gerekçesinin somut olayla ilgili ve yeterli olduğu sonucunavarılmıştır.
69. Açıklanan nedenlerle maddi ve manevi varlığı koruma hakkınınihlal edildiği iddiasını içeren başvurunun bu kısmının, açık ve görünür birihlal tespit edilemediğinden diğer kabul edilebilirlik şartları yönündenincelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksunluknedeniylekabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
Engin YILDIRIM ve Alparslan ALTAN bu görüşe katılmamışlardır.
c. Mahkemeye Erişim Hakkınınİhlal Edildiğine İlişkin İddia
70. Başvurucu, idare aleyhine açtığı tam yargı davasındaaleyhine yüksek miktarda vekâlet ücretine hükmedilmesi nedeniyle mahkemeyeerişim hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
71. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğinekarar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılanmahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilirolduğuna karar verilmesi gerekir.
2. Esas Yönünden
72. Başvurucu, davanın reddedilmesi sonucunda idareye 12.570 TLvekâlet ücreti ödemeye mahkûm edilmesi nedeniyle Anayasa’nın 36. maddesindedüzenlenen adil yargılama hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
73. Anayasa’nın “Hak aramahürriyeti” başlıklı 36. maddesi şöyledir:
“Herkes, meşrû vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargımercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma (Değişik ibare:3.10.2001-4709/14 md.) ile adil yargılanma hakkınasahiptir.
Hiçbir mahkeme, görev ve yetkisi içindekidavaya bakmaktan kaçınamaz.”
74. Mahkemeye erişim hakkı bir uyuşmazlığı mahkeme önünetaşıyabilmek ve uyuşmazlığın etkili bir şekilde karara bağlanmasınıisteyebilmek anlamına gelmektedir. Kişinin mahkemeye başvurmasını engelleyenveya mahkeme kararını anlamsız hâle getiren, bir başka ifadeyle mahkemekararını önemli ölçüde etkisizleştiren sınırlamalar mahkemeye erişim hakkınıihlal edebilir (Özkan Şen, § 52).
75. Taraflardan birinin yargılamadaki başarı oranına görekazanılan veya kaybedilen değer oranında lehine veya aleyhine mahkememasraflarının hükmedilmesine yönelik düzenlemeler mahkemeye erişim hakkınamüdahale oluşturmakta ise de abartılı, zorlama veya ciddiyetten yoksuntalepleri disipline etmeye yönelik orantılı müdahaleler meşru görülebilir.Ancak bu sınırlamaların hakkın özüne zarar vermeyecek nitelikte, meşru biramaca dayalı ve kullanılan aracın sınırlama amacı ile orantılı olması, kamuyararının gerekleri ile bireyin hakları arasında kurulmaya çalışılan adildengeyi bozacak şekilde birey aleyhine katlanılması zor külfetler yüklememişolması gerekir (Özkan Şen, § 61,62).
76. Dava sonucundaki başarıya dayalı olarak taraflara avukatlıkücreti ödeme yükümlülüğü öngörülmesi de bu kapsamda mahkemeye erişim hakkınayönelik bir sınırlama oluşturur. Böyle bir sınırlamanın meşru görülebilmesiiçin kamu yararı ile birey hakkı arasında makul bir dengenin gözetilmiş olmasıgerekir. Başvuru konusu olayda dava açılmadan önce 2/11/2011 tarihindeyayımlanarak yürürlüğe giren 659 sayılı KHK ile idarenin taraf olduğudavaların, idarenin bünyesinde görev yapan kadrolu hukuk müşavirleri veavukatlar tarafından takibi öngörülmüş olup davanın reddi hâlinde idare lehineavukatlık ücretine hükmedilmesi düzenleme altına alınmıştır. Gereksizbaşvuruların önlenerek dava sayısının azaltılması ve böylece mahkemeleringereksiz yere meşgul edilmeksizin uyuşmazlıkları makul sürede bitirebilmesiamacıyla başvuruculara belli yükümlülükler öngörülebilir. Bu yükümlülüklerinkapsamını belirlemek kamu otoritelerinin takdir yetkisi içindedir. Öngörülenyükümlülükler dava açmayı imkânsız hâle getirmedikçe ya da aşırı derecezorlaştırmadıkça mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği söylenemez.Dolayısıyla davayı kaybetmesi hâlinde başvurucuya yüklenecek olan avukatlıkücreti bu çerçevede değerlendirilmelidir (SerkanAcar, B. No: 2013/1613, 2/10/2013, § 38, 39).
77. Buna karşılık bir hukuki uyuşmazlığı mahkeme önüne taşıyanbaşvurucuların reddedilen dava konusu miktar üzerinden hesaplanan avukatlıkücretini karşı tarafa ödemeye mahkûm edilmeleri ihtimali veya olgusu, belirlidava koşulları çerçevesinde mahkemeye başvurmalarını engelleme ya da mahkemeyebaşvurmalarını anlamsız kılma riski taşımaktadır. Bu kapsamda davanın özelkoşulları çerçevesinde masrafların makullüğü ve orantılılığı, mahkemeye erişimhakkının asgari sınırını teşkil etmektedir (ÖzkanŞen, § 54).
78. Tazminat alacağının miktarı, ancak bilirkişi incelemesi vebenzeri araştırmalardan sonra mahkemenin takdir yetkisi çerçevesindebelirlenebilen bir olgudur. Tazminat müessesesinin bu özelliği gereği, hakkazanılan tazminat miktarının dava açılmadan önce tam olarak bilinmesi veyaöngörülmesi mümkün değildir. Dava açılması aşamasında karşı karşıya kalınan bubelirsizliğin talep edilen miktarın sonradan düzeltilmesi (ıslah) yoluylaaşılması da değişiklik yapılamadan önceki hâliyle 1602 sayılı Kanun gereğimümkün olmadığından hak kaybına uğramak istemeyen davacıların tazminattaleplerine ilişkin miktarları yüksek tutmaktan başka seçeneklerinin olmadığıgörülmektedir.
79. Başvurucunun da bu nedenle AYİM’e1/3/2011 tarihinde açtığı davada uğrağını ileri sürdüğü zarar için 128.800 TLmaddi ve 80.000 TL manevi olmak üzere toplamda 208.000 TL tazminat talebindebulunduğu anlaşılmaktadır. AYİM, davayı reddettikten sonra başvurucununreddedilen tazminat talepleri üzerinden davalı idare lehine 12.570 TL vekâletücreti ödemesine karar vermiştir.
80. Buna göre başvurucunun dava açtığı 1/3/2011 tarihinde ıslahimkânının olmaması nedeniyle hak kaybına uğramamak amacıyla talebini yüksektuttuğu ve davanın reddedilmesi sonucunda 12.570 TL vekâlet ücreti ödemeyükümlülüğü altına girdiği anlaşılmaktadır.
81. Başvurucu aleyhine vekâlet ücreti ödenmesini öngörendüzenlemenin tek başına mahkemeye erişim hakkını ihlal ettiği söylenemez. Budüzenleme sonucu gerçekleşen müdahalenin ölçülü olup olmadığının da incelenmesigerekir.
82. Somut olayın koşulları bir bütün hâlindedeğerlendirildiğinde başvurucunun dava açtığı sırada ıslah imkânının olmamasınedeniyle hak kaybına uğramamak için talebini yüksek tuttuğu, bu nedenle deyargılama sonucunda talep edilen ancak reddedilen maddi ve manevi tazminattutarı üzerinden 12.570 TL gibi yüksek miktarda vekâlet ücretini davalı idareyegeri ödemek zorunda kaldığı görülmüştür. Böylece ıslah imkânı olmamasınedeniyle yüksek tazminat talebinde bulunularak açılan davaya ilişkin yargılamasonucunda başvurucu aleyhine hükmedilen avukatlık ücretinin, AnayasaMahkemesinin emsal kararlarında belirlediği kriterlere göre ölçülü olmadığısaptandığından mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır (Galip Kocuk, B.No: 2014/5639, 24/6/2015; Metin Taşdemir,B. No: 2014/6991, 26/2/2015).
83. Açıklanan nedenlerle başvuruya konu müdahale ölçülüolmadığından başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınanmahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
3. 6216 Sayılı Kanun'un50. Maddesi Yönünden
84. 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2) numaralıfıkraları şöyledir:
“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkınınihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesihâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlerehükmedilir. …
(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararındankaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılamayapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasındahukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veyagenel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılamayapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığıihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden kararverir.”
85. Başvurucu, başvuruya konu davada aleyhine hükmedilen vekâletücretinin davalı idare üzerinde bırakılması talebinde bulunmuştur.
86. Başvurucunun mahkemeye erişim hakkınınihlaledildiği sonucuna varılmıştır.
87. Mahkemeye erişim hakkının ihlali nedeniyle ve yalnızca ihlaltespitiyle giderilemeyecek olan maddi zararları karşılığında başvurucuya net10.000 TL tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.
88. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 198,50 TL harçtan oluşanyargılama giderinin başvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. 1. İki dereceli yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkiniddianın konu bakımından yetkisizliknedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,
2. Maddi ve manevi varlığını koruma hakkının ihlal edildiğineilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksunolması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA Engin YILDIRIM ve AlparslanALTAN'ın karşıoylarıyla veOYÇOKLUĞUYLA,
3. Mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianınKABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,
B. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adilyargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının İHLAL EDİLDİĞİNEOYBİRLİĞİYLE,
C. Mahkemeye erişim hakkının ihlali nedeniyle başvurucuya net10.000 TL maddi tazminat ÖDENMESİNE, tazminata ilişkin diğer taleplerininREDDİNE OYBİRLİĞİYLE,
D. 198,50 TL harçtan oluşan yargılama giderinin BAŞVURUCUYAÖDENMESİNE OYBİRLİĞİYLE,
E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun MaliyeBakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemedegecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadargeçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA OYBİRLİĞİYLE,
F. Kararın bir örneğinin bilgi için Askeri Yüksek İdareMahkemesi İkinci Dairesine GÖNDERİLMESİNE ,
G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
14/4/2016 tarihinde karar verildi.
KARŞIOY GEREKÇESİ
1. Başvuru, başvurucunun GATA Haydarpaşa Eğitim Hastanesindekendisine uygulanan teşhis ve tedavi sürecindeki kusur ve ihmaller nedeniyleengelli kalması ve iş gücü kaybına uğraması, hizmet kusuru bulunan idarealeyhine açtığı tam yargı davasının hukuka aykırı şekilde ve makul olmayan birsürede reddedilmesi nedeniyle maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirmehakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
2. Çoğunluk görüşüyle, somut davada başvurucunun tıbbi teşhis vetedavi sürecinde kusur ve ihmal gösterildiği iddiasının araştırılması vedurumun açıklığa kavuşturulması için alınan ve davayı ret kararının gerekçesinedayanak yapılan bilirkişi raporunda, olayın gerçekleştiği tarih ile başvurucuyauygulanan ameliyatın gerçekleştirildiği tarih ve bu iki olayın tarih aralığıylailgili olarak AYİM tarafından da kabul edilen maddi olay ve olgularıngerçekleştiği tarihlerle örtüşmeyecek nitelikte tespitlere yer verildiği (bkz.§§ 21, 23) görülmekle birlikte, bu durumun davanın sonucunu doğrudanetkileyecek nitelikte olmadığı, AYİM'in davadosyasındaki bilgi, belge ve bilirkişi raporu uyarınca inceleme yapıldığınailişkin gerekçesinin somut olayla ilgili ve yeterli olduğu gerekçesiyleAnayasa'nın 17. maddesinde güvence altına alınan maddi ve manevi varlığınkorunması hakkının usule ilişkin boyutunun ihlal edilmediği yönünde kararverilmiştir.
3. Kişinin yaşam hakkı ile maddi ve manevi varlığını korumahakkı, birbirleriyle sıkı bağlantıları olan, devredilmez ve vazgeçilmezhaklarındandır. Anayasa Mahkemesince belirtildiği gibi yaşam ve vücut bütünlüğüüzerindeki temel hak, devletlere pozitif ve negatif yükümlülük yükleyenhaklardandır (AYM, E.2007/78, K.2010/120, K.T. 30/12/2010).
4. Anayasa'nın 17. maddesinde düzenlenen yaşam hakkı kapsamında,devletin, negatif bir yükümlülük olarak, yetki alanında bulunan hiçbir bireyinyaşamına kasıtlı ve hukuka aykırı olarak son vermeme yükümlülüğü bulunmaktadır.Bunun yanı sıra devlet, pozitif bir yükümlülük olarak, yine yetki alanındabulunan tüm bireylerin yaşam hakkını gerek kamusal makamların,gerek diğer bireylerin, gerekse kişinin kendisinin eylemlerindenkaynaklanabilecek risklere karşı koruma yükümlülüğü altındadır (AYM, E.1999/68,K.1999/1, K.T. 6/1/1999). Devlet, bireyin maddi ve manevi varlığını her türlütehlikeden, tehditten ve şiddetten korumakla yükümlüdür (AYM, E.2005/151K.2008/37, K.T. 3/1/2008;E.2010/58, K.2011/8, K.T.6/1/2011).
5. Devletin sorumluluğunu gerektirebilecek şartlar altında cankaybının gerçekleştiği durumlarda Anayasa'nın 17. maddesi, Devlete, elindekitüm imkânları kullanarak, yaşam hakkını korumak için oluşturulan yasal ve idariçerçevenin gereği gibi uygulanmasını ve bu hakka yönelik ihlallerin durdurulupcezalandırılmasını sağlayacak etkili idari ve yargısal tedbirleri alma göreviyüklemektedir. Bu yükümlülük, kamusal olsun veya olmasın, yaşam hakkınıntehlikeye girebileceği her türlü faaliyet bakımından geçerlidir.
6. Ancak, özellikle insan davranışının öngörülemezliği,öncelikler ve kaynaklar değerlendirilerek yapılacak işlemin veya yürütülecekfaaliyetin tercihi göz önüne alınarak; pozitif yükümlülük, yetkililer üzerineaşırı yük oluşturacak şekilde yorumlanmamalıdır. Pozitif yükümlülüğün ortayaçıkması için yetkililerce, belirli bir kişinin hayatına yönelik gerçek ve yakınbir tehlikenin bulunduğunun bilinmesi ya da bilinmesi gerektiği durumlarınvarlığı kabul edildikten sonra, böyle bir durum dahilinde, makul ölçülerçerçevesinde ve sahip oldukları yetkiler kapsamında bu tehlikeningerçekleşmesini önleyebilecek şekilde kamu makamlarının önlem almakta başarısızolduklarının tespiti gerekmektedir (benzer yöndeki AİHM kararları için bkz. Keenan/Birleşik Krallık, 27229/95,3/4/2001, §§ 89-92, ve A. veDiğerleri/Türkiye, 27/7/2004, 30015/96, § 44-45, İlbeyiKemaloğlu ve Meriye Kemaloğlu/Türkiye, 19986/06, 10/4/2012, § 28).
7. Devletin yaşam hakkı kapsamında sahip olduğu pozitifyükümlülüklerin bir de usuli yönü bulunmaktadır. Buusul yükümlülüğü çerçevesinde devlet, doğal olmayan her ölüm olayınınsorumlularının belirlenmesini ve gerekiyorsa cezalandırılmasını sağlayabileceketkili resmi bir soruşturma yürütmek durumundadır. Bu tarz bir soruşturmanıntemel amacı, yaşam hakkını koruyan hukukun etkin bir şekilde uygulanmasınıgüvenceye almak ve kamu görevlilerinin ya da kurumlarının karıştığı olaylarda,bunların sorumlulukları altında meydana gelen ölümler için hesap vermelerinisağlamaktır (benzer yöndeki AİHM kararları için bkz. Anguelova/Bulgaristan, B. No:38361/97, § 137, Jasinskis/ Letonya, 21.12.2010, B. No: 45744/08, §72).
8. Usul yükümlülüğünün bir olayda zorunlu kıldığı soruşturmatürünün, yaşam hakkının esasına ilişkin yükümlülüklerin kanun tarafından cezaibir yaptırımla karşılanıp karşılanmadığına bağlı olarak tespiti gerekmektedir.
9. Yürütülen ceza soruşturmalarının amacı, yaşam hakkını koruyanmevzuat hükümlerinin etkili bir şekilde uygulanmasını ve sorumluların ölümolayına ilişkin hesap vermelerini sağlamaktır. Bu bir sonuç yükümlülüğü değil,uygun araçların kullanılması yükümlülüğüdür. Diğer yandan, burada yer verilendeğerlendirmeler hiçbir şekilde Anayasa'nın 17. maddesinin başvuruculara üçüncütarafları adli bir suç nedeniyle yargılatma ya da cezalandırma hakkı verdiği(benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Perez/Fransa, 47287/99, 22/7/2008, § 70), tüm yargılamalarımahkûmiyetle ya da belirli bir ceza kararıyla sonuçlandırma ödevi (benzeryöndeki AİHM kararı için bkz. Tanlı/Türkiye,26129/95, § 111) yüklediği anlamına gelmemektedir.
10. Yürütülecek ceza soruşturmaları sorumluların tespitine vecezalandırılmalarına imkân verecek şekilde etkili ve yeterli olmalıdır.Soruşturmanın etkili ve yeterli olduğundan söz edebilmek için soruşturmamakamlarının resen harekete geçerek ölümü aydınlatabilecek ve sorumlularıntespitine yarayabilecek bütün delilleri toplamaları gerekir. Soruşturmada ölümolayının nedeninin veya sorumlu kişilerin ortaya çıkarılması imkanınızayıflatan bir eksiklik, etkili soruşturma yürütme kuralıyla çelişme riski taşır(benzer yöndeki AİHM kararları için bkz. Hugh Jordan/Birleşik Krallık, 24746/94, 4/5/2001, § 109; Dink/Türkiye, 2668/07, 6102/08, 30079/08,7072/09 ve 7124/09, 14/9/2010, § 78).
11. Yürütülecek ceza soruşturmalarının etkinliğini sağlayanhususlardan biri de teoride olduğu gibi pratikte de hesap verilebilirliğisağlamak için soruşturmanın veya sonuçlarının kamu denetimine açık olmasıdır.Buna ilaveten her olayda, ölen kişinin yakınlarının meşru menfaatlerini korumakiçin bu sürece gerekli olduğu ölçüde katılmaları sağlanmalıdır (benzer yöndekiAİHM kararı için bkz. HughJordan/Birleşik Krallık, 24746/94, 4/5/2001, § 109).
12. Ancak ihmal nedeniyle meydana gelen ölüm olaylarına ilişkindavalar açısından farklı bir yaklaşımın benimsenmesi gerekir. Buna göre, yaşamhakkının veya fiziksel bütünlüğün ihlaline kasten sebebiyet verilmemiş ise,"etkili bir yargısal sistem kurma"yönündeki pozitif yükümlülük her olayda mutlaka ceza davası açılmasınıgerektirmez. Mağdurlara hukuki, idari ve hatta disiplinle ilgili hukukyollarının açık olması da yeterli olabilir (benzer yöndeki AİHM kararları içinbkz. Vo/Fransa[BD], 53924/00, 8/7/2004, § 90;Calvelli ve Ciglio/İtalya,32967/96, 17/1/2002, § 51).
13. Bununla birlikte, ihmal suretiyle meydana gelen ölümolaylarında Devlet görevlilerinin ya da kurumlarının bu konuda muhakemehatasını veya dikkatsizliği aşan bir ihmali olduğu, yani olası sonuçlarınfarkında olmalarına rağmen söz konusu makamların kendilerine verilen yetkilerigöz ardı ederek tehlikeli bir faaliyet nedeniyle oluşan riskleri bertaraf etmekiçin gerekli ve yeterli önlemleri almadığı durumlarda, bireyler kendiinisiyatifleriyle ne gibi hukuk yollarına başvurmuş olursa olsun, insanlarınhayatının tehlikeye girmesine neden olan kişiler aleyhine hiçbir suçlamada bulunulmamasıya da bu kişilerin yargılanmaması 17. maddenin ihlaline neden olabilir (benzeryöndeki AİHM kararları için bkz. Budayeva vediğerleri/Rusya, 15339/02, 20/3/2008,§ 140,Öneryıldız/Türkiye, [BD] 48939/99,30/11/2004, § 93).
14. Yaşam hakkı ile maddi ve manevi varlığı koruma hakkıkapsamında yürütülecek olan ceza soruşturmalarının yanı sıra hukuki sorumluluğuortaya koymak adına adli ve idari yargıda açılacak tazminat davalarının damakul derecede ivedilik ve özen şartını yerine getirmesi gerekmektedir. Derecemahkemelerinin bu tür olaylara ilişkin yürüttükleri yargılamalarda Anayasa’nın17. maddesinin gerektirdiği seviyede derinlik ve özenle bir inceleme yapıpyapmadıklarının ya da ne ölçüde yaptıklarının da Anayasa Mahkemesi tarafındandeğerlendirilmesi gerekmektedir. Zira derece mahkemeleri tarafından bu konudagösterilecek hassasiyet yürürlükteki yargı sisteminin daha sonra ortayaçıkabilecek benzerihlallerinin önlenmesinde sahipolduğu önemli rolün zarar görmesine engel olacaktır (Cemil Danışman, B. No:2013/6319, 16/7/2014, § 110).
15. Tıbbi ihmallerden kaynaklandığı ileri sürülen ihlaliddiaları açısından ayrıca belirtmek gerekir ki sağlık kurumlarında işlenenkusurlu eylemlerin bilinmesi ilgili kurumlara ve sağlık personeline, potansiyelkusurlarını giderme ve benzer hataların meydana gelmesini önleme imkânı vermesibakımından büyük önem arz etmektedir. Dolayısıyla bu tür olaylara ilişkinsoruşturma veya davaların hızlı bir şekilde incelenmesi sağlık hizmetlerindenfaydalanan tüm bireylerin güvenliği için son derece önemlidir (Benzer yöndekiAİHM kararı için bkz. Süleyman Ege/Türkiye, B. No: 45721/09, 25/6/2013, § 53).
16. Başvurucunun şikâyetinin özü, tedavisinde idare tarafındanhizmet kusuru gösterilmesi nedeniyle açtığı tazminat davasının etkiligörülmemesi suretiyle maddi ve manevi varlığının korunması hakkının ihlaledildiğine ilişkindir.
17. Hukuka veya sözleşmeye aykırı bir fiil nedeniyle başkasınaverilmiş olan zararın tazmin edilmesi yükümlülüğünü ifade eden hukukisorumluluk, ceza hukuku alanında suç olarak nitelendirilen insan davranışınagöre daha geniş bir hukuka aykırı davranış grubunu kapsamaktadır. Bir eyleminsuç teşkil edebilmesi için ilgili kanunda açıkça tanımlanması gerekirken,haksız fiil için böyle bir sınırlamaya yer verilmemektedir. Ayrıca ceza hukukualanında taksire dayalı sorumluluk istisnai nitelik taşımasına rağmen, kastenveya taksirle başkalarına verilen zararın hukuki sorumluluk kapsamında giderimimkânının daha fazla olduğu; ceza hukuku alanında objektif sorumluluğa yerverilmezken hukuki sorumluluk alanında objektif sorumluluk esasının da etkinşekilde uygulandığı ve hukuki sorumluluk alanında aynı maddi vakıalarçerçevesinde daha düşük bir ispat standardı kullanılarak kişisel sorumluluğunsöz konusu olabildiği görülmektedir. Bunun yanı sıra hukuk sistemimizde cezamuhakemesinde şahsi hak iddiasında bulunma imkânı ortadan kaldırıldığındanhukuki sorumluluk alanındaki tazmin yükümlülüğünün asıl gayesinin zarar göreninzararının telafi edilmesi olduğu da dikkate alındığında, özellikle somutbaşvuruya konu ihlal iddiasına benzer uyuşmazlıklar açısından hukuki tazminyolunun daha yüksek başarı şansı sunabilecek, kullanılabilir ve etkili birbaşvuru yolu olduğu anlaşılmaktadır (Işıl Yaykır, B.No: 2013/2284, 15/4/2014, § 44).
18. Bu nedenle somut olayın kendine özgü koşulları dikkatealındığında başvuruya konu idari davanın başvurucunun maddi ve manevi varlığınıkoruma hakkının ihmal suretiyle ihlal edildiği iddialarına ilişkin hak ihlalinikarara bağlayabilme ve bunun için uygun bir giderim sunabilme bakımındanyeterli bir telafi sağlayabildiğinde kuşku bulunmamaktadır. Zira davayabakmakla yetkili AYİM'in, ihlal iddiasının özünü elealıp inceleyebilme yetkisine sahip olduğu ve verebileceği bir tazminatkararının ihlal için uygun bir giderim imkânı sağlayabileceği görülmektedir.
19. Başvuruya konu somut dava belirtilen ilkeler bağlamındaincelendiğinde öncelikle davada yargılama sürecine dâhil olan bilirkişi vehâkimlerin bağımsız ya da tarafsız olmadığını gösteren herhangi bir bulguyarastlanmadığı, toplamda yaklaşık 2 yıl 7 ay süren kanun yolu incelemesi dedâhil yargılamanın -başvurucunun iddiasının aksine- tüm aşamalarında yeterliivedilik gösterilip makul bir sürede sonlandırıldığı, bir avukat tarafındantemsil edilen başvurucunun, bilirkişi raporlarına ve kararlara karşı itiraz vekarar düzeltme haklarını kullanabildiği ve bu surette meşru çıkarlarınınkorunması için söz konusu davaya gerekli olduğu ölçüde etkili katılımınınsağlandığı, bu bağlamda başvurucunun vekili aracılığıyla temsil edilebildiği,dosyayı inceleme hakkına herhangi bir kısıtlama getirilmediği, dava dosyasınıinceleyip ayrıca bilgi ve belge sunabildiği ve toplanan delillerden haberdaredildiği görülmüştür.
20. Bununla birlikte başvurucu, davanın hatalar içermesinedeniyle hükme esas alınmaması ve başka bir kuruldan yeniden mütalaa alınmasıgerektiği yönündeki itirazlarına rağmen eksik ve yetersiz bilirkişi raporudayanak yapılarak karara bağlandığını ileri sürmüştür.
21. Öte yandan AYİM’in 23/1/2013 tarihlive E.2011/790, K.2013/200 sayılı kararı ile karar düzeltme talebi üzerineverilen 2/10/2013 tarihli ve K.2013/1087 sayılı kararına katılmayarak karşı oykullanan üyelerin gerekçelerinde, “…Tüm buhususlar birlikte değerlendirildiğinde, davacının rahatsızlığının hizmetesnasında ayağının kayması sonrasında kapı koluna tutunması neticesindeoluştuğu, hayatın olağan akışına daha uygundur. Davacının aynı gün içerisindehastaneye sevk edilerek tedavisine başlanılması da bu hususu doğrulamaktadır.
Bu durumda dava konusu olayda, davalı idareninhizmet kusuru bulunmamakla birlikte; oluşan zararın hizmet esnasında görevinsebep ve tesiriyle oluştuğu, oluşan zararla yapılan görev arasında uygunilliyet bağı bulunduğundan, oluşan zararın kusursuz sorumluluk ilkesi gereğincekarşılanması gerektiği..." belirtilmiştir.
22. Öncelikle belirtmek gerekir ki olayların oluşumuna ilişkindelillerin değerlendirilmesi idari ve yargısal makamların ödevidir (MuratAtılgan, B. No: 2013/9047, 7/5/2015,§ 44). AyrıcaAnayasa Mahkemesinin görevi, herhangi bir davada bilirkişi raporu veya uzmanmütalaasının gerekli olup olmadığına karar vermek değildir. Bilirkişi raporu vebenzeri delillerin kabul edilebilirliği ve değerlendirilmesi hususları derecemahkemelerinin yetkisi dâhilindedir. Buna karşın Anayasa Mahkemesi, başvurucutarafından yargılama kapsamında alınan bilirkişi raporunun bir hükmeulaşılırken dikkate alınması talebinin reddi kararının da tarafların haklarınıkoruma amacına yönelik yeterli güvenceleri içeren bir usul çerçevesinde verilipverilmediğini incelemesi gerekmektedir (Ahmet Gökhan Rahtuvan,B. No: 2014/4991, 20/6/2014, §§ 59,60).
23. Ayrıca Anayasa Mahkemesinin bilirkişilerin vardığısonuçları, mevcut tıbbi bilgilerden hareketle birtakım tahminlere yer verereksahip olduğu bilimsel bakış açılarının
doğru olup olmadığı yönünden irdelemegörevi de bulunmamaktadır (Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz.Yardımcı/Türkiye, B. No: 25266/05, 5/1/2010, § 59).
24. Bunun için devletin, kişinin maddi ve manevi varlığınıkoruma hakkı kapsamında yerine getirmek zorunda olduğu usul yükümlülüklerininsomut olayda yerine getirilip getirilmediğinin nesnel bir şekildedeğerlendirilmesi ilgili anayasal kurallar bağlamında derece mahkemelerininkendilerine tanınmış takdir yetkileri çerçevesinde hareket edip etmediklerinindenetlenmesi gerekir. Bu bağlamda müdahaleyi haklı göstermek için öne sürülengerekçelerin ilgili ve yeterli olup olmadığı incelenmelidir (Murat Atılgan, § 44).
25. Derece mahkemelerince takdirlerinin gerekçeleri, taraflarınkanun yoluna başvuru imkânını etkili şekilde kullanabilmesini sağlayacaksurette ayrıntılı olarak ortaya konulmalı, ulaşılan sonuçlar yeterliaçıklıktaki bilimsel görüş ve raporlar gibi yeterli, nesnel verileredayandırılmalıdır (Murat Atılgan, § 45).
26. Anayasa Mahkemesi, değerlendirmelerinde bu tür sorunlarınincelenmesi durumunda başvuruya konu davaların görevi olmadığından nasılsonuçlanacağı ile ilgilenmemektedir. Anayasa Mahkemesinin inceleme görevimahkemelerin karara varırken Anayasa'nın 17. maddesi ile öngörülen derinliklive özenli inceleme yükümlülüğünü yerine getirip getirmediğini ya da ne ölçüdegetirdiğini belirlemekten ibarettir (Cemil Danışman,§110; Filiz Aka, § 29).
27. Başvuruya konu davada başvurucunun tıbbi teşhis ve tedavisürecinde kusur ve ihmal gösterildiği iddiasının araştırılması ve durumunaçıklığa kavuşturulması için alınan ve davayı ret kararının gerekçesine dayanakyapılan bilirkişi raporunda, olayın gerçekleştiği tarih ile başvurucuyauygulanan ameliyatın gerçekleştirildiği tarih ve bu iki olayın tarih aralığıylailgili olarak AYİM tarafından da kabul edilen maddi olay ve olgularıngerçekleştiği tarihlerle örtüşmeyecek ve derin farklılıklar içerecek niteliktetespitlere yer verildiği anlaşılmıştır.
28. Başvurucunun da söz konusu rapora itiraz ederek yeni birbilirkişi mütalaası alınmasını talep etmesine rağmen rapordaki tarihlereilişkin bu tespitlerin mevcut kanaati değiştirmeyeceğini ve davanın sonucunadoğrudan tesir etmeyeceğini ortaya koyabilecek herhangi bir gerekçe debelirtilmeksizin talebinin reddedildiği, ayrıca söz konusu tespitlerin yenidengözden geçirilerek gerektiğinde buna göre yeni bir rapor tanzim edilmesihususunda aynı bilirkişi kurulundan bir mütalaa alınmasının gerekipgerekmediğinin de değerlendirilmediği görülmüştür.
29. Somut başvuru açısından, davanın sonucu üzerindeki muhtemeletkilerinden bağımsız olarak ve yukarıda belirtilen ilkeler bağlamındadeğerlendirildiğinde, başvurucunun maddi ve manevi varlığının korunması içinsorumluluğun belirlenmesi yönünden önem taşıyan esaslı noktalarda ortaya çıkanhata ve eksiklikler Anayasa'nın 17. maddesinin öngördüğü derinlikli ve özenliinceleme yapma yükümlülüğünün ihlali sonucunu doğuracak niteliktedir.
30. Açıklanan nedenlerle Anayasa’nın 17. maddesinde güvencealtına alınan maddi ve manevi varlığın korunmasını isteme hakkının usuleilişkin boyutunun ihlal edildiğine karar verilmesi gerektiği düşüncesindeolduğumdan çoğunluğun aksi yöndeki kararına katılmadım.
Üye
Alparslan ALTAN