TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
YAVUZ TEKELİOĞLU BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2015/10606)
Karar Tarihi: 26/12/2018
R.G. Tarih ve Sayı: 23/1/2019 - 30664
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Engin YILDIRIM
Üyeler
:
Celal Mümtaz AKINCI
Muammer TOPAL
M. Emin KUZ
Rıdvan GÜLEÇ
Raportör
:
Recep KAPLAN
Başvurucu
:
Yavuz TEKELİOĞLU
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, şikâyet dilekçesinde kullanılan bazı ifadelernedeniyle aleyhe tazminata hükmedilmesinin ifade özgürlüğünü ihlal ettiğiiddiasına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 15/6/2015 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan önincelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölümtarafından yapılmasına karar verilmiştir.
5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik veesas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüş bildirmemiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgiliolaylar özetle şöyledir:
8. 1968 doğumlu olan başvurucu, olay tarihinde Karadeniz TeknikÜniversitesi Tıp Fakültesi Histoloji ve Embriyoloji Ana Bilim Dalında öğretimüyesi olarak görev yapmaktadır.
9. Başvurucu gerekli yasal ve etik koşullar yerine getirilmedenbir hastaya kök hücre uygulaması yapıldığını belirterek uygulamayı yapanKaradeniz Teknik Üniversitesi (Üniversite) Tıp Fakültesinde görevli bazıöğretim üyeleri hakkında Trabzon Cumhuriyet Başsavcılığına şikâyettebulunmuştur.
10. Anılan öğretim üyelerinden E.O. ve Ö.R.Ç. hakkında konuylailgili mevzuat çerçevesinde Üniversite yetkili kurulları tarafından verilenmen-i muhakeme kararı Danıştay 1. Dairesi tarafından 25/3/2008 tarihli kararlabozulmuş ve adı geçen kişiler hakkında lüzum-u muhakeme kararı verilmiş, insanüzerinde izinsiz deney yapma ve görevi kötüye kullanma suçlarındancezalandırılmaları istemiyle haklarında kamu davası açılmıştır.
11. Anılan Danıştay kararı üzerine Trabzon 2. Asliye CezaMahkemesinde yapılan yargılama esnasında Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesindegörevli bazı öğretim üyeleri bilirkişi olarak tayin edilmiştir. Bilirkişilertarafından düzenlenen 15/10/2010 tarihli bilirkişi kurulu raporunda sonuçolarak hastaya uygulanan tedavi yöntemi ve yapılan tedavi nedeni ile sanıklarıngörevi kötüye kullanma suçunu oluşturan fiilleri bulunmadığı gibi insanüzerinde deney suçunu ve hasta üzerinde tedavi amaçlı deneme suçunu oluşturanbir fiillerinin de bulunmadığı bildirilmiştir.
12. Bilirkişi raporundaki tespitleri esas alan Trabzon 2. AsliyeCeza Mahkemesi 3/3/2011 tarihinde, sanıkların cezalandırılmasına yeterli, hertürlü şüpheden uzak, savunmalarının aksine, soyut iddiadan başka, kesin, tam veinandırıcı delil elde edilemediği gerekçesiyle beraat kararı vermiştir.
13. Başvurucu, bilirkişilerin gerçeğe aykırı bilirkişilik yapmasuçundan cezalandırılmaları istemiyle Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınaşikâyette bulunmuştur. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca yapılan soruşturmakovuşturmaya yer olmadığına dair kararla sonuçlanmıştır. Şikâyet dilekçesişöyledir:
"Şüpheliler; ... hazırladıkları bilirkişiraporunda ... çok açık taraf olmuşlar ve kasıtla suç işlemişlerdir. Şöyle ki:
KTÜ (Trabzon) Tıp Fakültesinde KTÜ İdaresininbilgisi dışında, resmi Hastane kayıtları olmaksızın yasa dışı olarak şahsimenfaat adına Hematoloji (Kan Hastalıkları) öğretim üyesi Prof. Dr. [E.O.] ve ekibi kendi uzmanlık alanı dışındaki çok sayıdakanserli ve felçli hastalara güvenilirliği ve etkinliği henüz kesin olarakortaya konmadan deneysel etik-yasa dışı kök hücre ve tümör aşısı yaparak kamuüzerinden haksız kazanç elde etmiş ve kamuyu zarara uğratmışlardır.
Prof. Dr. [E.O.] KTÜ adına suç tarihi olan 2004 yılında sahteciliklehazırlanıp resmiyet süsü verilmiş bilgilendirilmiş hasta olur formu (EK 2) yasadışıdır. Şöyle ki; Bu belgelerde adı gecen KTÜ'de suçtarihinde herhangi bir kök hücre üretecek ve hastaya uygulayabilecek üretimesahip ruhsatlı laboratuar yoktur. Adı geçenüniversitenin kök hücre üretimiyle ilgili halen bir ruhsatlı laboratuarı yoktur.
Dr. [E.O.] suç tarihinde böyle bir laboratuaryokken KTÜ’nün hiçbir yetkili kurulundan, konseyinden izin almadan etik-yasadışı yollarla KTÜ adına hazırladığı ve hiçbir geçerliliği, resmiyeti olmayansahte hasta onam belgeleri çaresiz, dermansız hastaları kandırmış, buuygulamaları kamu kurumunda yaptığından devletin maddi ve manevi zararına nedenolduğu gibi bu hastalardan elden aldığı paralarla da haksız büyük kazançlarsağlamıştır.
Açıklamaya çalıştığım etik-yasa dışı buolayları gösteren gerçek bilgi ve belgeler şüphelilerin bilirkişilik yaptıklarıdava dosyasında olduğu halde:
1- Bilirkişilik yapanşüpheliler hastadan alındığını ve yasal olduğunu ifade ettikleri hasta onamformunda (EK. 2) KTÜ adına hazırlandığı halde, bu kurum nezdinde belgelerinresmiyetleri, akıbetleri, hangi hasta ve hangi hastalık gruplarına dair nezaman, hangi etik kurul kararı ile kaç nüsha hazırlandığı sorulmamıştır.
2- Şüpheliler mesleklerigereği; Hasta onam formlarının birçok nüsha hazırlandığını, bunların hem kurumiçinde hem hastada hem de hasta dosyasında bulunması gerekliliğini ve gerçeğinigöz ardı ederek; Şüpheliler hastalardan alınmış hasta onam belgesini KTÜnezdinde Resmiyetlerini sorgulamayarak bu hasta onam formlarını gerçekmiş gibigöstererek yanlı rapor hazırlamışlardır.
3- Resmi olarak kabul edilmiş olsa dahi; Hastaonam formunda hasta ve yakınlarının imzası bulunurken; sorumlu doktorun imzasınınolmayışını kasıtlı olarak göz ardı ederek bu çok önemli etik-yasal sorunuraporlarına yazmamışlardır.
4- Şüpheliler; Suçtarihinde KTÜ'de resmi ruhsatlı kök hücre laboratuarıyokken bu türeden deneysel uygulamaya ait faaliyetleri sorgulamayarak çok açıksuç işleyerek suçu ve suçluları korumuşlardır.
5- Dava Konusu sahtebelgelerin hazırlandığı süreç yani suç tarihî 2004 dür. Bu Etik-Yasa dışıuygulamada hazırlanmış yasa dışı hasta onam belgelerinde KTÜ adınınkullanılması aldatmaya yönelik sahte belgeler olduğu dosya içeriğinde (EK 3Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi raporu) olduğu halde; Bukanıtlanmış gerçekler göz ardı edilerek suç ve suçlu korunmuştur.
6- Suç tarihindeSahtecilikle hazırlanmış onam formlarına yazıldığı üzere; ‘Tümör aşılarıtamamen deneysel amaçlarla.yapılmakta olup etkinliğibilimsel bir metotla henüz ortaya konamamıştır’ ifadesi; yine bu formlardaki'bu uygulamanın sonuçlarını içeriri yayın hakkıdoktorunuz ve KTÜ Tıp Fakültesi Hematoloji Bilim dalı ve ATİ Teknolojiyeaittir' ifadesi; yine FORM II Kanser aşısı istek belgelerindeki ‘Klinikbilimsel sonuçların KTÜ-ATİ teknoloji ile birlikte birinci isim hakkı bana aitolmak kaydıyla; ortak isim haklarının KTÜ-ATİ teknolojide olmak üzerepaylaşacağımı kabul ediyorum’ ifadeleri bu uygulamaların bilimsel bir çalışmaolduğunu kanıtlamaktadır. Buna karşın şüphelilerin bu ifadelere raporlarındayer vermemiş olmaları kasıtlıdır.
7- Şüpheliler buuygulamaların münferit tedavi uygulamaları olduğunu ifade etmektedirler. Oysadava dosya içeriğinde uygulamaları yapan Dr. [E.O.]'nin kendi beyanında buuygulamaları 26 hastaya denediği Hacettepe Bilirkişi Raporuyla (EK 4)kanıtlıdır. Şüpheliler kasıtla bu delilide görmezdengelerek suç işlemişlerdir.
Dava dosyası içeriğinde bulunan Trabzon TabipOdasının (EK 5) ve tarafsız ve en yetkili meslek birliği olan Türk TabipleriBirliğinin (EK 3) Onur kurulunun meslekten men-i gerektiren raporu da dikkatealınmamıştır.
A- Dayanak gösterilen TCK 90/4 ün yürürlüğegiriş tarihi 01.06.2005 dir. O halde daha önce yasadadeneysel uygulamalara ait bir düzenleme yoktur. Bu tarihten önce ‘bilinen tıbbimüdahale yöntemlerinin uygulamasının sonuç vermeyeceğinin anlaşılması üzerinekişi üzerinde rızaya dayalı bilimsel yöntemlere uygun tedavi amaçlı denemeye'yasalar izin vermemektedir.
B- Kaldı ki; TCK 90/4 maddesinin yürürlüğegirmesinden önce yürürlükte olan; Tıbbi Deontoloji Tüzüğü, Hasta HaklarıYönetmeliği, İlaç Araştırmaları Hakkında Yönetmelik ve Helsinki Bildirgesideneysel bu türden uygulamaya bu şeklîyle de cevaz vermemektedir.
C- KTÜ adına ve 2004 yılında hazırladıklarısahte Hasta Onam belgeleri de resmi kurum ve kurul izinleri alınmadanhazırlanmıştır.
Bu, belgeli olan hukuksuz işlemleri görmezdengelen şüpheliler; düzenledikleri yanlı rapor ile kamu zararını giderilmesihususunda çok açık görevlerini kötüye kullanmışlardır.
Şüpheliler Konuyu özünden uzaklaştırmışlar,gerçekleri yazmamışlardır; Şöyle ki: Dr. [O.]'nin dava konusu olanhastalardan aldığı ifade edilen bilgilendirilmiş Hasta onam formu yetkili etikkurul izninin olmadığını raporlarında ifade etmemişlerdir.
Dava dosyasında Prof. Dr. [E.O.] bizzat kök hücre üreterek çok sayıda hastayauyguladığını, bu deneysel uygulamayı KTÜ’ de ruhsatlı bir laboratuardahi yokken, bu işlemin kamu kurumu üzerinden yasa dışı yapıldığı; hastadanmalzeme parası adı altında çok büyük paranın alındığı ve harcamaların yapıldığıbelgeli iken, Dr. [E.O.] hakkındayüksek Danıştayca açılmış çok sayıda ceza davasıbulunurken, Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyinin ve HacettepeÜniversitesinin bilirkişi raporları Dava Dosyası içeriğinde varken şüphelileryanlı, haksız ve gerçeklerden uzak bilirkişilik yaparak suça iştiraketmişlerdir.
1-A Dava dosyası içeriğindeki belgeler; Prof.Dr. [E.O.]'ninuyguladığı aşının münferit hasta uygulamasından uzak bir ilaç çalışmasıolduğunu göstermektedir. Bu nedenle TCK 90/4 maddesi kapsamında değil TCK 90/2maddesi ve ilaç araştırmaları hakkında yönetmelik kapsamında değerlendirilmesigerektiği ve Yerel-Merkezi Etik Kurul onaylarının alınmış olması gerekmektedir.
1-B 'Ayrıca Hasta onam formundaki ifadelerincelendiğinde uygulamanın bir çalışma olduğunu, yapılacak olan yayınlarda isimsıralamasının dahi güvence alındığını kanıtlamaktadır’.
Buna karşın şüpheliler dava dosyası içeriğindevar olan bu gerçekleri göz ardı ederek suç işlemişlerdir.
Şüpheliler uzmanlık alanları gereği çok iyibilirler ki tck 90/2 de yer alan insan üzerinderızaya da yalı bilimsel deneyin ceza sorumluluğu getirmemesi için deneyleilgili olarak yetkili kurul veya makamlardan gerekli iznin alınmış olmasıkoşuluna aykırıdır. Bu koşulun yerine getirilmediği Dava dosyasında kanıtlıiken bunun görmezden gelinmesi çok açık suç ihlalidir.
Davaya konu alan hasta onam formunun resmiyetiolmadığı halde; bilgilendirilmiş onam formunda kurum onayı alınmış veçalışmaların denetim altında yürütüldüğü izlenimi vermek için KTÜ Tıp FakültesiHematoloji ifadelerinin kullanılması bir yanıltma ve dolandırıcılıktır.
TCK nın 90/4 maddesininyürürlüğe girmesinden önce yürürlükte olan Tıbbi Deontoloji Tüzüğü, HastaHakları Yönetmeliği, Helsinki Bildirgesi Dr. [O.]'nın kök hücre aşısıuygulamasına bu şeklîyle cevaz vermemektedir. Ayrıca Hasta HaklarıYönetmeliğinin 27. maddesi yönetmeliğin 6. maddesinde yer alan hükümler iledüzenlenerek tıbbi araştırmalarda kişinin rızası yanında bakanlık iznini şartkoşmaktadır.
Dava konu olayda Bilirkişilik yapanŞüpheliler; Suç tarihinde kök hücre uygulamalarına dair hasta onanı belgesidüzenlenmiş olduğunu tespit ettikleri halde; suç tarihinde KTÜ'de kök hücreüretiminin olmadığı, bu türden bir uygulama için gerekli yasal ve etik altyapının suç tarihinde bulunmadığını ktü'de kök hücreüretiminin olmadığı, bu türden bir uygulama için gerekli yasal ve etik altyapının suç tarihinde bulunmadığınıgörmeyerek. KTÜRektörlüğü nezdinde sorgulamayarak çok açık taraf olmuşlar ve suça iştiraketmişlerdir.
Dr. [E.O.]'nin KTÜ de (kamukurumunda) kurumun adına kendi kafasına göre hasta onam formu düzenleyemeyeceğigerçeğini göz ardı etmişlerdir.
Şüpheliler bu gerçekleri bilmesine rağmenhukuku oyalamak ve yanıltmak için yalan beyanda bulunarak suç işlemişlerdir.Şüpheliler dava dosyası içeriğindeki daha önceki kararları görmezden gelerekyanlı davranmışlar ve menfaatleri için taraf olmuşlardır.
Anılan Hasta Onam Formları (evrakta sahtecilikve nitelikli dolandırıcılık vs.) önemli bir delili olup bu formun 'kişiselbilgi' gibi gösterilmesi ile delillerin karartılması ve yargıdan gizlenmesiamacı da güdülmüştür. Oysa anılan formların bir nüshası hastaya verilmeli(hastada bu yapılmamıştır), bir nüshası da hastane resmi dosyasına konulmalı(Diğer hekimlerin de bilgi ve kontrolüne açık şekilde).
Şüpheliler onam metninde birçok tıbbi vehukuki eksiklikler (en başta hastanın bu tedaviden zarar görmesi veya bu tedaviakabinde ölmesi durumunda ne şekilde tazmin edileceği, sigorta koşulları vs.)olmasının ötesinde anılan formların başlık kısmında ve metin içerisindeKaradeniz Teknik Üniversitesi ibaresinin yer aldığını kasıtlı olarak görmezdengelmiş, bu tüzel kişiliklere durumu sorma gereği bile duymamışlardır.
Bu tüzel kişiliklerin böyle bir formvesilesiyle hastaların sorumluluğunu üstlenmesi gerekir ki ekli belgeden deanlaşılacağı üzere böyle bir üstlenme söz konusu olmadığı gibi Dr. [E.O.]'nin sahte belgedüzenlediğinin apaçık kanıtıdır.
NETİCE ve TALEP:
Arzına çalışıldığı üzere kamu kurumu üzerindenresmi kurul ve kuruma ait belgeye dayandırılmaksızın yasa dışı deneysel kökhücre ve tümör aşısı uygulayan Dr. [E.O.] hakkında yürümekte olan ceza davası içindüzenledikleri yanlı bilirkişi raporunda hasta ve Kamu haklarını görmezdengelinerek görevlerini kötüye kullanmışlardır.
Dava dosya içeriğinde mevcut olan veşüphelilerin inceledikleri KTÜ adına hazırlanmış olan hasta onam belgelerininresmiyetlerini kasıtla sorgulamamışlardır. Adı geçen kurum adına hazırlanmış bubelgenin Kamu kurumunda uygulamalarına ait hukuki geçerliliği ve resmiyetlerişüphelilerce kasıtla sorgulanmamıştır.
Yasa dışı yollarla hazırlanmış olan kök hücreistek belgeleri kişisel veri olamaz. Çünkü Bu sahtebelgelerde Prof. Dr. [E.O.]'nın imzası dahi olmadığı halde şüpheliler hem sahte hem deimzası olmayan davacı lehine kasıtla bilirkişilik yapmışlar, bu sahtebelgelerde adı gecen kurumlara bu belgelerin resmiyetini sormayarak yürümekteolan yargıyı etkilemeye çalışmışlardır.
Şüpheliler; kök hücre tedavisi uygulamasınıntaşıması gereken yasal koşulları ve bu koşulların sağlandığını gösteren sekilşartlarının yerine getirilmediği dava dosyası içeriğinde ekli belgelerlekanıtlı olduğu halde ve bunların bilmemesinin şüphelilerce mümkün olamayacağıgerçeği göz önündc tutulduğunda; etik-yasa dışıdeneysel uygulamalar yapan Dr. [E.O.]'nın yargıdan kasıtla kaçırılmasına sebebiyet verdiklerindenşüpheliler hakkında kamu davası açılmasını ve hak ettikleri en ağır cezayaçarptırılmalarını saygılarımla arz ve talep ederim"
14. Anılan bilirkişilerden İ.Y. (davacı) başvurucunun gerçeğeaykırı bilirkişilik yapma suçlaması ile suç duyurusunda bulunduğunu, daha sonraAnkara Tabip Odasına aynı suçlama ile şikâyette bulunduğunu, kendisi ile ilgiliasılsız suçlama ve isnatlarının bilimsel kariyerini de etkileyecek şekildedevam etmekte olduğunu ve bu isnatların kişilik haklarına ağır saldırı niteliğitaşıdığını belirterek başvurucuya karşı manevi tazminat davası açmıştır.
15. Davaya bakan Ankara 5. Asliye Hukuk Mahkemesi başvurucununşikâyet dilekçesindeki sözlerin şikâyet hakkının kullanılması kapsamındadeğerlendirilmesi gerektiği gerekçesiyle davayı 8/1/2013 tarihindereddetmiştir. Ret gerekçesinin ilgili kısımları şu şekildedir:
"...Hak arama özgürlüğü ile kişilikhaklarının karşı karşıya geldiği durumlarda hukuk düzeninin bu iki değeri aynızamanda koruma altına alınmasının düşünülemeyeceği, daha az üstün olan yararındaha çok üstün tutulması gereken yarar karşısındaoolayda ve o an için korumasız kalmasının uygunluğunun kabul edileceği hak aramaözgürlüğünün diğer özgürlüklerde olduğu gibi sınırsız olmadığı, kişinin saltbaşkasını zararlandırmak için bu hakkıkullanamayacağı bu hakkın hukuken korunabilmesi ve yerinde kullanıldığınınkabul edilebilmesi için şikayet edilenin cezalandırılmasını veya sorumlututulmasını gerektirecek yeterli kanıtların mevcut olmasının zorunlu olmadığı,şikayeti haklı gösterecek bazı emare ve olguların zayıf ve dolaylı da olsavarlığının yeterli olduğu, bunlara dayanarak başkalarının da aynı olaykarşısında davalı gibi davranabileceği hallerde şikayet hakkınınkullanılmasının uygun olduğunu kabul etmek gerektiği, aksi halde şikayetin hakarama özgürlüğü sınırları aşılarak kullanıldığı, kişilik değerlerine saldırıoluşturduğu sonucuna varılması gerektiği, dava konusu olayda davalının şikayetiüzerine Ankara C.Başsavcılığının ... soruşturma nolu dosyada davacı ile birlikte... ve ... hakkında gerçeğeayrıkı bilirkişilik yapmak suçundan kovuşturmaya yerolmadığı kararı verilmiş ise de, davacının bilirkişilik yaptığı Trabzon 2.Asliye Ceza Mahkemesi'nin ... sayılı dosyasında yargılanan ... ve ... hakkındaDanıştay 1. Dairesi'nin... sayılı kararı ile dava açılması ve ...'ya eyleminedeni ile Türk Tabipler Birliği tarafından 1 ay meslekten alıkoyma cezasıverilmesine karar verilmiş olması, şikayet dilekçesinin içeriği ve tüm dosyakapsamı birlikte değerlendirildiğinde; davalının şikayet dilekçesindekisözlerinin şikayet hakkının kullanılması kapsamında değerlendirilmesi gerektiğianlaşıldığından, davanın reddine karar vermek gerekmiştir..."
16. Yargıtay 4. Hukuk Dairesi 14/1/2014 tarihinde aşağıdakigerekçelerle ilk derece mahkemesinin ret kararını bozmuştur:
"Somut olayda; davacı hakkındakovuşturmaya yer olmadığı kararı verilmesi ve bilirkişi raporunun mahkeme yönündenbağlayıcı olmayıp takdiri delillerden olması ve özellikle davalının şikayetdilekçesinde davacıya yönelik olarak kullanmış olduğu '...görevi kötüyekullanma, suçu ve suçluyu koruma, kamu zararı ve nitelikli dolandırıcılık...'şeklindeki ifade, niteleme ve ithamların bir olay anlatımından öte anlamlariçermesi birlikte değerlendirildiğinde, şikayet hakkı, hak arama özgürlüğüsınırları dahilinde kullanılmamış olup davacının kişilik haklarına saldırınıngerçekleştiği kabul edilmelidir."
17. İlk derece mahkemesi bozma kararına uyarak 23/10/2014tarihinde aşağıdaki gerekçelerle davanın kısmen kabulüne karar vermiş vebaşvurucuyu 2.500 TL tazminat ödemeye mahkûm etmiştir:
"...Mahkememizce bozma ilamına uyulduğu,somut olayda bozma ilamında belirtildiği gibi bilirkişi görüşünün takdiri delilolması, davacı hakkında takipsizlik kararı verilmesi ve davalının kullandığıifade, niteleme ve ithamlara göre şikayet hakkınınkullanılması sınırlarınının aşıldığı anlaşılmaktadır.Bu halde, davalının eyleminin davacının kişilik haklarını ihlal etmesinedeniyle sözlerin içerik ve niteliği, güdülen amaç ve tarafların sosyo-ekonomik durumları ile hakkaniyete göre, davacınınmanevi zararı karşılığı tazminat takdir edilerek aşağıdaki hüküm kurulmuştur.."
18. Anılan karar Yargıtay 4. Hukuk Dairesince 13/4/2015tarihinde onanmıştır. Başvurucu, onama kararından hangi tarihte haberdarolduğuna dair bir açıklamada bulunmamıştır. Bununla birlikte Ulusal Yargı AğıBilişim Sistemi (UYAP) üzerinden yapılan incelemede onama kararınınbaşvurucunun vekiline 18/5/2015 tarihinde tebliğ edildiği tespit edilmiştir.
19. Başvurucu 15/6/2015 tarihinde bireysel başvurudabulunmuştur.
IV. İLGİLİ HUKUK
20. İlgili hukuk kaynakları için bkz. Ali Abbas Yalman, B. No: 2015/11456, 19/4/2018, §§ 15-18.
V. İNCELEME VE GEREKÇE
21. Mahkemenin 26/12/2018 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucunun İddiaları
22. Başvurucu, bilirkişi raporunu eleştirmesi ve şikâyet hakkınıkullanması nedeniyle aleyhine tazminata hükmedilmesinin adil yargılanma hakkıile ifade özgürlüğünü ihlal ettiğini iddia etmektedir.
B. Değerlendirme
23. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılanhukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifinikendisi takdir eder (Tahir Canan, B.No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucunun iddialarının bir bütün olarakAnayasa'nın 26. maddesi kapsamında incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.Bu incelemede -başvurucunun tazminat ödemesinin şikâyet dilekçesinde kullanılanbazı ifadelere dayandırılması nedeniyle- Anayasa'nın hak arama hürriyetinidüzenleyen ilgili maddelerinin de dikkate alınması gerekir.
24. Anayasa’nın “Düşünceyiaçıklama ve yayma hürriyeti” kenar başlıklı 26. maddesinin ilgilikısmı şöyledir:
“Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veyabaşka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir.Bu hürriyet resmi makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya davermek serbestliğini de kapsar...
Bu hürriyetlerin kullanılması,...başkalarının şöhret veya haklarının,... korunması ... amaçlarıylasınırlanabilir…”
25. Anayasa'nın "Hakarama hürriyeti" kenar başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrasışöyledir:
"Herkes, meşru vasıta ve yollardanfaydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia vesavunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir."
26. Anayasa'nın "Temelhak ve hürriyetlerin korunması" kenar başlıklı 40. maddesininbirinci fıkrası şöyledir:
"Anayasa ile tanınmış hak ve hürriyetleriihlâl edilen herkes, yetkili makama geciktirilmeden başvurma imkânınınsağlanmasını isteme hakkına sahiptir."
27. Anayasa'nın "Dilekçe,bilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma hakkı" kenar başlıklı74. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
"Vatandaşlar vekarşılıklılık esası gözetilmek kaydıyla Türkiye’de ikamet eden yabancılarkendileriyle veya kamu ile ilgili dilek ve şikâyetleri hakkında, yetkilimakamlara ve Türkiye Büyük Millet Meclisine yazı ile başvurma hakkınasahiptir."
1. Kabul Edilebilirlik Yönünden
28. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğinekarar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan ifadeözgürlüğünün ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna kararverilmesi gerekir.
2. Esas Yönünden
a. Müdahalenin Varlığı
29. Şikâyet dilekçesinde kullandığı ifadeler nedeniyle başvurucualeyhine 2.500 TL tazminata hükmedilmiştir. Söz konusu mahkeme kararı ilebaşvurucunun ifade özgürlüğüne yönelik bir müdahale yapılmıştır.
b. Müdahalenin İhlalOluşturup Oluşturmadığı
30. Yukarıda anılan müdahale, Anayasa’nın 13. maddesindebelirtilen koşullara uygun olmadığı müddetçe Anayasa’nın 26. maddesininihlalini teşkil edecektir. Anayasa’nın 13. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
“Temel hak ve hürriyetler, ... yalnızca Anayasanınilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunlasınırlanabilir. Bu sınırlamalar, ... demokratik toplum düzeninin ...gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”
31. Bu sebeple müdahalenin Anayasa’nın 13. maddesinde öngörülenve somut başvuruya uygun düşen kanunlar tarafından öngörülme, Anayasa’nınilgili maddesinde belirtilen nedenlere dayanma ve demokratik toplum düzeniningereklerine uygunluk koşullarını sağlayıp sağlamadığının belirlenmesi gerekir.
i. Kanunilik
32. 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 24.ve 25.maddelerinin kanunla sınırlamaölçütünü karşıladığı sonucuna varılmıştır.
ii. Meşru Amaç
33. Başvurucunun tazminat ödemeye mahkûm edilmesine ilişkinkararın başkalarının şöhret veya haklarınınkorunmasına yönelik önlemlerin bir parçası olduğu ve meşru bir amaçtaşıdığı sonucuna varılmıştır.
iii. Demokratik ToplumDüzeninin Gereklerine Uygunluk
(1) Genelİlkeler
(a)Demokratik Toplumda İfade Özgürlüğünün Önemi
34. Anayasa Mahkemesi ifade özgürlüğü bağlamında demokratik toplum düzeninin gerekleriifadesinden ne anlaşılması gerektiğini daha önce pek çok kez açıklamıştır. İfadeözgürlüğü kişinin haber ve bilgilere, başkalarının fikirlerine serbestçeulaşabilmesi, düşünce ve kanaatlerinden dolayı kınanamaması ve bunları tekbaşına veya başkalarıyla birlikte çeşitli yollarla serbestçe ifade edebilmesi,anlatabilmesi, savunabilmesi, başkalarına aktarabilmesi ve yayabilmesi anlamınagelir. Çoğunluğa muhalif olanlar da dâhil olmak üzere düşüncelerin her türlüaraçla açıklanması, açıklanan düşünceye paydaş sağlanması, düşünceyigerçekleştirme ve gerçekleştirme konusunda başkalarını ikna etme çabaları ve buçabaların hoş görüyle karşılanması çoğulcu demokratik düzenin gereklerindendir.Dolayısıyla toplumsal ve siyasal çoğulculuğu sağlamak, her türlü düşünceninbarışçıl bir şekilde ve serbestçe ifadesine bağlıdır. Bu itibarla düşünceyi açıklamave yayma özgürlüğü demokrasinin işleyişi için yaşamsal önemdedir (Bekir Coşkun [GK], B. No: 2014/12151,4/6/2015, §§ 33-35; Mehmet Ali Aydın [GK],B. No: 2013/9343, 4/6/2015, §§ 42, 43; TanselÇölaşan, B. No: 2014/6128, 7/7/2015, §§ 35-38).
(b)Müdahalenin Demokratik Toplum Düzeninin Gereklerine UygunOlması
35. Temel hak ve özgürlüklere yönelik bir müdahalenin demokratiktoplum düzeninin gereklerine uygunkabul edilebilmesi için zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılaması ve orantılıbir müdahale olması gerekir. Açıktır ki bu başlık altındaki değerlendirme,sınırlamanın amacı ile bu amacı gerçekleştirmek üzere başvurulan araçarasındaki ilişki üzerinde temellenen ölçülülük ilkesinden bağımsız yapılamaz.Çünkü Anayasa’nın 13. maddesinde demokratik toplumdüzeninin gereklerine aykırı olmama ve ölçülülük ilkesine aykırı olmama biçiminde iki ayrı kritereyer verilmiş olmakla birlikte bu iki kriter bir bütünün parçaları oluparalarında sıkı bir ilişki vardır (BekirCoşkun, §§ 53-55; Mehmet AliAydın, §§ 70-72; AYM, E.2018/69, K.2018/47, 31/5/2018, § 15; AYM,E.2017/130, K.2017/165, 29/11/2017, § 18).
36. İfade özgürlüğü üzerindeki sınırlamanın demokratik birtoplumda zorlayıcı bir toplumsal ihtiyacın karşılanması amacına yönelik veistisnai nitelikte olması gerekir. Müdahaleyi oluşturan tedbirin zorunlu birtoplumsal ihtiyacı karşıladığının kabul edilebilmesi için amaca ulaşmayaelverişli olması, başvurulabilecek en son çare ve alınabilecek en hafif önlemolarak kendisini göstermesi gerekmektedir. Amaca ulaşmaya yardımcı olmayan veyaulaşılmak istenen amaca nazaran bariz bir biçimde ağırolan bir müdahalenin zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşıladığısöylenemeyecektir (bazı farklılıklarla birlikte bkz. Bekir Coşkun, § 51; MehmetAli Aydın, § 68; Tansel Çölaşan,§ 51).
37. Anayasa Mahkemesinin bir görevi de bireylerin fikirleriniifade özgürlüğü yoluyla ifade etme hakları ile Anayasa'nın 26. maddesininikinci fıkrasında belirtilen meşru amaçlar arasında adil bir dengenin sağlanıpsağlanamadığını denetlemektir. Meşru amaçların bir olayda varlığının hakkıortadan kaldırmadığı vurgulanmalıdır. Önemli olan bu meşru amaçla hak arasındaolayın şartları içinde bir denge kurmaktır (BekirCoşkun,§§44, 47, 48; Hakan Yiğit, B. No:2015/3378, 5/7/2017,§§ 58, 61, 66).
38. Orantılılık ise sınırlamayla ulaşılmak istenen amaç ilebaşvurulan sınırlama tedbiri arasında aşırı bir dengesizlik bulunmamasınaişaret etmektedir. Diğer bir ifadeyle orantılılık, bireyin hakkı ile kamununmenfaatleri veya müdahalenin amacı başkalarının haklarını korumak ise diğerbireylerin hak ve menfaatleri arasında adil bir dengeninkurulmasınaişaret etmektedir. Dengeleme sonucu müdahalede bulunulan hakkın sahibineterazinin diğer kefesinde bulunan kamu menfaati veya diğer bireylerin menfaatinenazaran açıkça orantısız bir külfet yüklendiğinin tespiti hâlinde orantılılıkilkesi yönünden bir sorunun varlığından söz edilebilir. Kamu gücünü kullananorganların düşüncelerin açıklanmasına ve yayılmasına müdahale ederken ifadeözgürlüğünün kullanılmasından kaynaklanan yarardan daha ağır basan korunmasıgereken bir menfaatin ve kişiye yüklenen külfeti dengeleyici mekanizmalarınvarlığını somut olgulara dayanarak göstermeleri gerekir (bazı farklılıklarlabirlikte bkz. Bekir Coşkun, § 57; Tansel Çölaşan, §§ 46, 49, 50; Hakan Yiğit, §§ 59, 68).
39. Buna göre ifade özgürlüğüne yapılan bir müdahale, zorunlubir toplumsal ihtiyacı karşılamıyorsa ya dazorunlubir toplumsal ihtiyacı karşılamakla birlikte orantılı değilse demokratik toplumdüzeninin gereklerine uygun bir müdahale olarak değerlendirilemez.
(c) BireyinŞeref ve İtibarının Korunmasında Devletin Pozitif Yükümlülüğü
40. Bireyin şeref ve itibarı, kişisel kimliğinin ve manevibütünlüğünün bir parçasını oluşturur ve Anayasa’nın 17. maddesinin birincifıkrasının korumasından faydalanır (İlhan Cihaner (2), B. No: 2013/5574, 30/6/2014, § 44) Devlet, bireyin şeref ve itibarınakeyfî olarak müdahale etmemek ve üçüncü kişilerin saldırılarını önlemekleyükümlüdür (Nilgün Halloran,B. No: 2012/1184, 16/7/2014, §41; Adnan Oktar (3), B. No:2013/1123, 2/10/2013, § 33; Bekir Coşkun,§ 45; Önder Balıkçı, B. No:2014/6009, 15/2/2017, § 44).
41. Devletin -pozitif bir yükümlülük olarak- yetki alanındabulunan tüm bireylerin maddi ve manevi varlığını koruma hakkını gerek kamusalmakamların ve diğer bireylerin gerekse kişinin kendisinin eylemlerindenkaynaklanabilecek risklere karşı koruma yükümlülüğü bulunmaktadır. Devletbireyin maddi ve manevi varlığını her türlü tehlikeden, tehditten ve şiddettenkorumakla yükümlüdür (Serpil Kerimoğlu vediğerleri, B. No: 2012/752, 17/9/2013, § 51).
42. Devletin kişilerin maddi ve manevi varlıklarına yapılanmüdahaleler bakımından söz konusu pozitif yükümlülüğü; müdahalelere karşıetkili mekanizmalar kurmak, bu kapsamda gerekli usule ilişkin güvenceleri sunanyargısal prosedürleri sağlamak ve bu suretle yargısal ve idari makamlarınbireylerin idare ve özel kişilerle olan uyuşmazlıklarında etkili ve adil birkarar vermesini temin etmek sorumluluğunu da içermektedir (Hüdayi Ercoşkun, B. No: 2013/6235,10/3/2016, § 94).
(d) HakArama Hürriyeti
43. Anayasa'nın hak arama hürriyetini düzenleyen 36. maddesininbirinci fıkrasında, kişilerin hak arama özgürlükleri güvence altına alınmıştır.Hak arama özgürlüğü, toplumsal barışı güçlendiren dayanaklardan biri olmasınınyanında bireyin adaleti bulma, hakkı olanı elde etme ve haksızlığı giderme yoludur.İnsan varlığını soyut ve somut değerleriyle koruyup geliştirmek amacıylahukuksal olanakları kapsamlı biçimde sağlama, bu konuda tüm yollardanyararlanma hakkını içeren hak arama özgürlüğü hukuk devletinin ve çağdaşdemokrasinin vazgeçilmez koşullarından biridir (AYM, E.2014/86, K.2015/109,25/11/2015, § 91; Ali Abbas Yalman,§ 28).
44. Hak arama özgürlüğü, kendisi bir temel hak niteliğitaşımasının ötesinde diğer temel hak ve özgürlüklerden gereken şekildeyararlanmayı ve bunların korunmasını sağlayan en etkili güvencelerden biridir(AYM, E.2015/61, K.2016/172, 2/11/2016, § 123; AliAbbas Yalman, § 29).
45. Öte yandan Anayasa'nın 36., 40. ve 74. maddeleri birliktedeğerlendirildiğinde hak arama hürriyeti sadece yargısal başvuru yollarını değilidari başvuru yollarını ve duruma göre Türkiye Büyük Millet Meclisine başvuruyuda içeren siyasi başvuru yollarını kapsamaktadır (Ali Abbas Yalman, § 30).
(e) ÇatışanHaklar Arasında Dengeleme
46. Mevcut başvuruya benzer başvurularda, başvurucununAnayasa'nın 36. ve ilgili diğer maddelerinde güvence altına alınan hak aramahürriyeti ile bağlantılı olarak Anayasa'nın 26. maddesinde güvence altınaalınan ifade özgürlüğü ile davacınınAnayasa’nın 17.maddesinin birinci fıkrasında koruma altına alınan maddi ve manevi varlığınıkoruma ve geliştirme hakkı arasında adil bir dengenin gözetilipgözetilmediğinin değerlendirilmesi gerekir. Bu, soyut bir değerlendirmedeğildir (Ali Abbas Yalman, §32).
47. Maddi ve manevi varlığı koruma ve geliştirme hakkı ile hakarama hürriyetiyle bağlantılı olarak ifade özgürlüğünün karşı karşıya geldiğidurumlarda çatışan haklar arasında dengeleme yapılabilmesi için mevcut olayauygulanabilecek olan kriterlerden bazıları şöyledir:
i. Hak arama hürriyetinin kullanılmasını haklı gösterecek-oldukça zayıf veya dolaylı da olsa- emarelerin varlığı
ii. Hak arama hürriyetinin sırf üçüncü kişilere zarar vermekamacıyla kullanılıp kullanılmadığı
iii. Hak arama hürriyetinin kamu görevlilerine karşıgörevlerinin yerine getirilmesiyle ilgili konularda kullanılıp kullanılmadığı
iv. Hak arama hürriyetinin kullanılması esnasında hedef alınankişiye yönelik isnatların taraflar arasındaki uyuşmazlık konusuyla -oldukçazayıf veya dolaylı da olsa- ilgisinin bulunup bulunmadığı ve uyuşmazlığınçözümüne katkısının olup olmadığı
v. Hak arama hürriyetinin kullanılması esnasında dile getirilenifadeler ve bunların hedef alınan kişinin yaşamına etkileri (Ali Abbas Yalman, § 33).
(f) Maddi Olgular ile Değer Yargısı Arasındaki Fark
48. Öte yandan dava konusu söylemlerin maddi vakıalarınaçıklanması veya değer yargısı olarak nitelendirilmesi önemlidir. Bu noktada maddiolgular ile değer yargısı arasında dikkatli bir ayrıma gidilmelidir. Maddiolgular ispatlanabilse de değer yargılarının doğruluğunu ispatlamanın mümkünolmadığı hatırda tutulmalıdır (Kadir Sağdıç [GK],B. No: 2013/6617, 8/4/2015, § 57; İlhan Cihaner (2), § 64). Ancak bir açıklamanıntamamen değer yargısından oluşması durumunda bile müdahalenin orantılılığıihtilaflı açıklamanın somut unsurlarla yeterince desteklenip desteklenmemesinegöre tespit edilmelidir. Çünkü somut unsurlarla desteklenmiyorsa değer yargısıölçüsüz olabilir (Cem Mermut,B. No: 2013/7861, 16/4/2015, § 48).
(g) İfadeÖzgürlüğüne Yapılan Müdahalenin Gerekçesi
49. Başvuru konusu olay bakımından yapılacak değerlendirmelerintemel ekseni, derece mahkemelerinin müdahaleye neden olan kararlarındadayandıkları gerekçelerin ifade özgürlüğünü kısıtlama bakımından demokratik toplum düzeninin gereklerine uygunolduğunu inandırıcı bir şekilde ortaya koyup koyamadığı olacaktır. İfadeözgürlüğüne gerekçesiz olarak veya Anayasa Mahkemesince ortaya konulankriterleri karşılamayan bir gerekçe ile yapılan müdahaleler Anayasa'nın 26.maddesini ihlal edecektir.
(2) İlkelerinOlaya Uygulanması
50. Başvuru konusu olayda davacı, başvurucunun şikâyeti üzerinebaşlayan bir süreçte tıbbi bir vaka ile ilgili olarak görülen bir cezadavasında mahkemece atanan bilirkişiler arasındadır. Anılan ceza davasındadavacının da aralarında bulunduğu bilirkişiler başvurucunun savlarına aykırıolan bir rapor sunmuşlardır.
51. Başvurucu kendi argümanlarına karşı olan bilirkişi raporunuhazırlayanlar hakkında ilgili Cumhuriyet Başsavcılığına şikâyette bulunmuştur.Anılan bilirkişilerden biri olan davacı da başvurucunun şikâyet dilekçesindekullandığı ifadelerin kişilik haklarını ihlal ettiği gerekçesiyle manevitazminat davası açmıştır. Tazminat davası kısmen kabul edilmiş ve başvurucualeyhine tazminata hükmedilmiştir.
52. Bilirkişiler hakkındaki şikâyet dilekçesinin sunulmasındanönce başvurucunun yaptığı bir suç duyurusu üzerine başlayan (bkz. § 10),davacının bilirkişilik yaptığı (bkz. § 12) Trabzon 2. Asliye Ceza Mahkemesinindosyasında yargılanan bazı kişiler hakkında Danıştay 1. Dairesinin lüzum-umuhakeme kararı ile dava açılmış (bkz. § 11); bu davadaki sanıklardan birineeylemi nedeni ile Türk Tabipler Birliği tarafından bir ay meslekten alıkoymacezası verilmiş (bkz. §§ 13, 15) ve davacının da aralarında bulunduğubilirkişiler başvurucunun savlarına aykırı olan bir rapor (bkz. § 11)sunmuşlardır. Bu bağlamda başvuru konusu olayla ilgili tüm bu süreçler birliktedeğerlendirildiğinde başvurucunun şikâyetinin olgusal bir temelibulunmadığından ve sırf davacıya zarar verme amacıyla yapılmış olduğundan sözetme imkânı yoktur.
53. Öte yandan başvurucu; şikâyetini bilirkişi sıfatıyla kamusalbir fonksiyonun icrasına katkı sunan davacıya karşı, davacının görevidolayısıyla yapmıştır. Bu kapsamda kamusal faaliyetin yürütülmesine katılan davacınıngörevinin ifasıyla ilgili olarak yapılan şikâyetlere belli ölçüde katlanmasıgerekir.
54. İlk derece mahkemesinin ve Yargıtay kararında yer aldığışekliyle başvurucu, şikâyet dilekçesinde davacıya yönelik olarak "...görevi kötüye kullanma, suçu ve suçluyukoruma, kamu zararı ve nitelikli dolandırıcılık..." gibi bazıisnatlarda bulunmuştur. Ancak niteliklidolandırıcılık şeklindeki isnadın başvurucuyu değil hakkında lüzum-umuhakame kararı verilen diğer kişileri hedef aldığışikâyet dilekçesinden (bkz. § 13) açıkça anlaşılmaktadır. Bundan ayrı olarak "...görevi kötüye kullanma, suçu ve suçluyukoruma, kamu zararı" gibi isnatlardan davacının belli ölçüdeincinmiş olduğu kabul edilse bile söz konusu isnatların taraflar arasındakiuyuşmazlık konusuyla ilgisiz oldukları ve ayrıca bunlara benzer kavramlarkullanılmadan başvurucunun şikâyetini yapabileceği söylenemez.
55. Başvurucu esas olarak şikâyet dilekçesinde yer verdiğibirtakım olgulardan hareketle davacının da aralarında olduğu bilirkişilerindosya içeriğine uygun olmayan bir biçimde, görevlerini hakkıyla yapmadıklarınıve rapor düzenlerken sanık lehine olacak şekilde bir tutum takındıklarını ifadeetmeye çalışmakta ve bilirkişilerin bu tutumlarını kendi bakış açısına görebazı suçlarla nitelendirmektedir. Bu çerçevede kişilerin hak arama hürriyetininkullanımı esnasında ileri sürdükleri iddiaları açıklarken iddiaların muhatabıolan kişilerle ilgili belli ölçüde olumsuz değerlendirmelerde bulunması dahoşgörüyle karşılanmalıdır (Ali Abbas Yalman,§ 38).
56. Buna karşın derece mahkemeleri, maddi ve manevi varlığınıkoruma ve geliştirme hakkı ile hak arama hürriyetiyle bağlantılı olarak ifadeözgürlüğü arasında bir denge kurma işlemi yapmış ancak davaya konu şikâyetdilekçesinde yer verilen ifadeleri, şikâyete sebebiyet veren olgularla birliktedeğerlendirmemiştir. Derece mahkemeleri olgusal bir temele sahip olmadığıtakdirde aşırı olarak değerlendirilebilecek ifadeleri, olayın bütünlüğünügözetmeksizin değerlendirme konusu yapmıştır.
57. Bu sebeple derece mahkemelerinin karar gerekçeleribaşvurucunun ifade özgürlüğüne yapılan müdahalenin demokratik bir toplumdazorlayıcı bir toplumsal ihtiyacın karşılanması amacına yönelik olduğunugöstermek bakımından ilgili ve yeterli bir gerekçelendirme sayılamaz.
58. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun Anayasa'nın 26.maddesinde güvence altına alınan ifade özgürlüğünün ihlal edildiğine kararverilmesi gerekir.
3. 6216 Sayılı Kanun'un50. Maddesi Yönünden
59. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa MahkemesininKuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. maddesinin (1) ve (2)numaralı fıkraları şöyledir:
“(1)Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya daedilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin vesonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir…
(2)Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali vesonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgilimahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayanhâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde davaaçılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme,Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadankaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”
60. Anayasa MahkemesininMehmet Doğan ([GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 57-60) kararında,Anayasa Mahkemesince bir temel hakkın ihlal edildiği sonucuna varıldığındaihlalin ve sonuçlarının nasıl ortadan kaldırılacağının belirlenmesi hususundagenel ilkelere yer verilmiştir.
61.Başvurucu, ihlalin tespiti ile 20.000 TL manevi tazminattalebinde bulunmuştur.
62. Anayasa Mahkemesi başvurucuya yönelik tazminat şeklindekimüdahale demokratik toplum düzeninin gereklerine uygunluk koşulunusağlamadığından başvurucunun ifade özgürlüğünün ihlal edildiği sonucunavarmıştır. Somut başvuruda ihlalin mahkeme kararından kaynaklandığıanlaşılmaktadır.
63. Bu durumda ifade ve basın özgürlüklerinin ihlalininsonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukukiyarar bulunmaktadır. Buna göre yapılacak yeniden yargılama ise 6216 sayılıKanun'un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrasına göre ihlalin ve sonuçlarınınortadan kaldırılmasına yöneliktir. Bu kapsamda derece mahkemelerince yapılmasıgereken iş, öncelikle ihlale yol açan mahkeme kararının ortadan kaldırılması venihayet ihlal sonucuna uygun yeni bir karar verilmesinden ibarettir. Bu sebeplekararın bir örneğinin yeniden yargılama yapılmak üzere Ankara 5. Asliye HukukMahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekir.
64. Başvurucuya ifade özgürlüğünün ihlali nedeniyle yalnızcaihlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararları karşılığında net 4.000TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.
65. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 226,90 TL harçtan oluşanyargılama giderinin başvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. İfade özgürlüğünün ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABULEDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Anayasa'nın 26. maddesinin birinci fıkrasında güvence altınaalınan ifade özgürlüğünün İHLAL EDİLDİĞİNE,
C. Kararın bir örneğinin ihlalin sonuçlarının ortadankaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Ankara 5. Asliye HukukMahkemesine (E.2014/264, K.2014/386) GÖNDERİLMESİNE,
D. Başvurucuya net 4.000 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE,tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,
E. 226,90 TL harçtan oluşan yargılama giderinin BAŞVURUCUYAÖDENMESİNE,
F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine veMaliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına,ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihinekadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE26/12/2018 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.