TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
YENİBAŞARAN ULUSLARARASI NAKLİYAT VE TİCARET A.Ş. BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2013/3300)
Karar Tarihi: 18/9/2014
R.G. Tarih-Sayı: 4/12/2014-29195
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Alparslan ALTAN
Üyeler
:
Recep KÖMÜRCÜ
Engin YILDIRIM
Celal Mümtaz AKINCI
Muammer TOPAL
Raportör
:
Elif KARAKAŞ
Başvurucu
:
Yenibaşaran Uluslararası Nakliyat ve Ticaret Anonim Şirketi
Temsilcisi
:
Serdar BİLGİÇ
Vekili
:
Av. Fatoş KILIÇ BIÇAKÇIOĞLU
I. BAŞVURUNUNKONUSU
1. Başvurucu, İstanbul ili,Kadıköy ilçesi sınırları içinde bulunan taşınmazının 26/3/1999 tarihli ve1/5000 ölçekli Kayışdağı Nazım İmar Planında çocukbahçesi olarak belirlenmesinin ardından 3/5/1985 tarih ve 3194 sayılı İmar Kanunu’nun10. maddesinde öngörülen beş yıllık süreyeuyulmaksızın uygun imar programlarının yaklaşık on üç yıldır hazırlanmadığınıve kamu hizmetine tahsis edilmiş alanların kamulaştırılmadan bekletildiğini,buna dayanarak açtığı davanın da reddedildiğini belirterek Anayasa’nın 13.maddesinde yer alan ölçülülük ilkesinin ve 35. maddesinde düzenlenen mülkiyethakkının ihlal edildiğini ileri sürmüş ve ihlalin tespitiyle uğradığı zararıntazminine karar verilmesini talep etmiştir.
II. BAŞVURUSÜRECİ
2. Başvuru, 6/5/2013 tarihinde İstanbul 18. Asliye Hukuk Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. İdari yöndenyapılan ön incelemede başvurunun Komisyona sunulmasına engel bir durumunbulunmadığı tespit edilmiştir.
3. İkinci Bölüm BirinciKomisyonunca, 29/11/2013 tarihinde kabul edilebilirlik incelemesi Bölümtarafından yapılmak üzere dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.
4. Bölüm tarafından 9/1/2014tarihinde, kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına kararverilmiştir.
5. Başvuru konusu olay veolgular ile başvurunun bir örneği görüş için Adalet Bakanlığına gönderilmiştir.Adalet Bakanlığının 14/3/2014 tarihli görüş yazısı 26/3/2014 tarihindebaşvurucu vekiline tebliğ edilmiş, başvurucu vekili tarafından 8/4/2014tarihinde Adalet Bakanlığı görüşüne karşı beyan dilekçesi ibraz edilmiştir.
III. OLAY VEOLGULAR
A. Olaylar
6. Başvuru formu ve eklerindeifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir:
7. Başvurucu şirketin, malikiolduğu arsa üzerindeki imar durumunu öğrenmek üzere Kadıköy Belediyesi Plan veProje Müdürlüğü Durum Bürosuna yaptığı başvuruya 22/9/2008 tarihli yazı ileverilen cevapta, söz konusu taşınmazın 26/3/1999 tarihli ve 1/5000 ölçekli Kayışdağı Nazım İmar Planında çocuk bahçesi alanındakaldığından imar durumu düzenlenemediği bildirilmiştir.
8. Başvurucunun anılan cevapüzerine söz konusu imar planının kendi parseli yönünden iptali istemiyle açtığıdava, İstanbul 1. İdare Mahkemesinin 11/6/2009 tarih ve E.2008/1972, K.2009/982sayılı kararıyla süre aşımı yönünden reddedilmiştir. Karar gerekçesinin ilgilikısımları şöyledir:
“Dava konusu olayda, yukarıda yer alan yasaldüzenlemeler uyarınca genel düzenleyici işlem niteliğinde bulunan dava konusu1/5000 ölçekli imar planına karşı açılan bu davanın, anılan planların son ilantarihini izleyen günden itibaren yukarıda belirtilen süreler içinde açılmasıgerekirken bu süreler geçirildikten sonra davacı tarafından ilçe belediyesine,parsellerinin imar durumunun sorulması üzerine verilen ve 1/5000 ölçekliplandaki fonksiyonu belirtilen cevabi yazı ilgi tutularak 1/5000 ölçekli planıniptali istemiyle açıldığı anlaşıldığından 1/5000 ölçekli planla ilgili tasarrufyetkisi bulunmayan ilçe belediyesi işleminin nazım imar planının uygulamasıniteliğinde bir işlem olarak kabulü mümkün görülmemiştir.
Bu durumda,28/4/1999-28/5/1999 tarihleri arasında askıya çıkarılan 1/5000 ölçekli imarplanına süresi içinde itiraz edilmemesi ve bu planın uygulanması niteliğindebüyükşehir belediyesince tesis edilmiş bir işlemin de bulunmaması karşısında20/11/2008 tarihinde Mahkememiz kayıtlarına giren dilekçe ile açılan davadasüre aşımı bulunduğu sonucuna varılmıştır.
Öte yandan, imarplanının uygulanması anlamında taşınmazın parselasyon, ifraz, birleştirme,kamulaştırma gibi idari davaya konu teşkil edilecek nitelikte kesin veyürütülmesi zorunlu imar planı uygulama işlemine tabi tutulması üzerineilgililerin ancak böyle bir uygulama üzerine imar planına veya uygulama işleminekarşı ya da her ikisine karşı 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 7.maddesinin 4. fıkrası uyarınca dava açma haklarının bulunduğu ve ilgililerinher zaman imar planının değiştirilmesi amacıyla belediyeye başvuru hakkınınolduğu ve bu talebin cevap verilerek veya cevapsız bırakılarak reddi üzerineimar planında değişiklik yapılması yolundaki talebin reddedilmesine ilişkinişlem ile birlikte imar planına karşı yasal dava açma süresi olan 60 günlüksüre içerisinde dava açma hakkının da bulunduğu kuşkusuzdur.”
9. Başvurucu tarafından temyizedilen karar, Danıştay 6. Dairesinin 7/3/2012 tarih ve E.2009/14414, K.2012/882 sayılı kararıyla onanmış, karar düzeltme talebi de aynı Dairenin22/11/2012 tarih ve E.2012/4540, K.2012/6594 sayılı kararıyla reddedilmiştir.Bu karar başvurucuya 5/4/2013 tarihinde tebliğ edilmiştir.
B. İlgiliHukuk
10. Anayasa’nın 125. maddesininson fıkrası şöyledir:
“İdare, kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekleyükümlüdür.”
11. 3194 sayılı Kanun’un “İmar programları, kamulaştırma vekısıtlılık hali” kenar başlıklı 10. maddesi şöyledir:
“Belediyeler; imar planlarının yürürlüğe girmesinden en geç3 ay içinde, bu planı tatbik etmek üzere 5 yıllık imar programlarınıhazırlarlar. Beş yıllık imar programlarının görüşülmesi sırasında ilgiliyatırımcı kamu kuruluşlarının temsilcileri görüşleri esas alınmak üzere Meclistoplantısına katılır. Bu programlar, belediye meclisinde kabul edildikten sonrakesinleşir. Bu program içinde bulunan kamu kuruluşlarına tahsis edilen alanlar,ilgili kamu kuruluşlarına bildirilir. Beş yıllık imar programları sınırlarıiçinde kalan alanlardaki kamu hizmet tesislerine tahsis edilmiş olan yerleriilgili kamu kuruluşları, bu program süresi içinde kamulaştırırlar. Bu amaçlagerekli ödenek, kamu kuruluşlarının yıllık bütçelerine konulur.
İmar programlarında, umumi hizmetlere ayrılan yerler ileözel kanunları gereğince kısıtlama konulan gayrimenkuller kamulaştırılıncayaveya umumi hizmetlerle ilgili projeler gerçekleştirilinceye kadar bu yerlerleilgili olarak diğer kanunlarla verilen haklar devam eder.”
12. 3194 sayılı Kanun’un “İmar planlarında umumi hizmetlereayrılan yerler” kenar başlıklı 13. maddesi şöyledir:
“(Birinci fıkra iptal: Ana.Mah.nin29/12/1999 tarihli ve E.:1999/33, K.:1999/51 sayılı Kararı ile)
İmar programına alınan alanlarda kamulaştırma yapılıncayakadar emlak vergisi ödenmesi durdurulur. Kamulaştırmanın yapılması halindedurdurma tarihi ile kamulaştırma tarihi arasında tahakkuk edecek olan emlakvergisi, kamulaştırmayı yapan idare tarafından ödenir. Birinci fıkrada yazılıyerlerin kamulaştırma yapılmadan önce plan değişikliği ile kamulaştırmayıgerektirmeyen bir maksada ayrılması halinde ise durdurma tarihinden itibarengeçen sürenin emlak vergisini mal sahibi öder.
(Üçüncü fıkra iptal: Ana.Mah.nin29/12/1999 tarihli ve E.:1999/33, K.:1999/51 sayılı Kararı ile)
Onaylanmış imar planlarında, birinci fıkrada yazılıyerlerdeki arsa ve arazilerin, bu Kanunda öngörülen düzenleme ortaklık payıoranı üzerindeki miktarlarının mal sahiplerince ilgili idarelere bedelsizolarak terk edilmesi halinde bu terk işlemlerinden ayrıca emlak alım ve satımvergisi alınmaz.”
IV. İNCELEME VEGEREKÇE
13. Mahkemenin 18/9/2014tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun 6/5/2013 tarih ve 2013/3300numaralı bireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucununİddiaları
14. Başvurucu, nazım imarplanının kabul edilme tarihinden bugüne kadar geçen on üç yıllık süredebelediyenin herhangi bir imar programı oluşturmadığını, taşınmazını imar planınedeniyle fiilen kullanamadığını ve ilgili kamu kuruluşunca kamulaştırma dayapılmadığından maddi zarara uğradığını ve başvurusu üzerine Kadıköy Belediyesincetarafına yapılan bildirimin imar planı uygulaması niteliğinde olmasına rağmenderece mahkemelerince bu husus kabul edilmeyerek davanın süre yönündenreddedildiğini belirterek Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınanmülkiyet hakkının ve Anayasa’nın 13. maddesinde yer verilen ölçülülük ilkesininihlal edildiğini ileri sürmüş ve ihlalin tespitiyle uğradığı zararın tazmininekarar verilmesini talep etmiştir.
B. Değerlendirme
15. Başvurucunun iddialarıyargılamanın adil olmadığına ve mülkiyet hakkının ihlal edildiğine yönelikolduğundan başvuru bu iki husus yönünden ayrı ayrı incelenecektir.
1. Yargılamanın Adil Olmadığı İddiası
16. Başvurucu, imar planınıniptali istemiyle açtığı davada, başvurunun reddine ilişkin işlemin imar planıuygulaması niteliğinde olduğu halde derece mahkemelerince bu hususun kabuledilmediğini ve davanın süre aşımı nedeniyle reddedildiğini ileri sürmüştür.
17. 6216 sayılı Kanun’un 48.maddesinin (2) numaralı fıkrasında açıkça dayanaktan yoksun başvurularınMahkemece kabul edilemezliğine karar verilebileceği belirtilmiştir. Anayasa’nın148. maddesinin dördüncü fıkrasında ise açıkça dayanaktan yoksun başvurularkapsamında değerlendirilen kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkinşikâyetlerin bireysel başvuruda incelenemeyeceği kurala bağlanmıştır.
18. Anılan kurallar uyarınca,ilke olarak derece mahkemeleri önünde dava konusu yapılmış maddi olay veolguların kanıtlanması, delillerin değerlendirilmesi, hukuk kurallarınınyorumlanması ve uygulanması ile derece mahkemelerince uyuşmazlıkla ilgilivarılan sonucun esas yönünden adil olup olmaması bireysel başvuru incelemesinekonu olamaz. Bunun tek istisnası, derece mahkemelerinin tespit ve sonuçlarınınadaleti ve sağduyuyu hiçe sayan tarzda bariz takdir hatası veya açık keyfilikiçermesi ve bu durumun kendiliğinden bireysel başvuru kapsamındaki hak veözgürlükleri ihlal etmiş olmasıdır. Bu çerçevede, kanun yolu şikâyetiniteliğindeki başvurular, bariz takdir hatası veya açık keyfilik bulunmadıkçaAnayasa Mahkemesince incelenemez (B. No: 2012/1027, 12/2/2013, § 26).
19. Başvuru konusu olayda,başvurucu maliki olduğu arsaüzerindeki imar durumunu öğrenmek üzere Kadıköy Belediyesi Plan ve ProjeMüdürlüğü Durum Bürosuna başvurmuş, 22/9/2008 tarihli yazı ile verilen cevaptasöz konusu taşınmazın imar planında çocuk bahçesi alanında kaldığından imardurumu düzenlenemediği bildirilmiştir. Başvurucunun bu işlem üzerine söz konusuimar planının kendi parseli yönünden iptali istemiyle açtığı dava, yukarıda(§13) belirtilen gerekçe ile süre aşımından reddedilmiştir. İdare Mahkemesince,ilgili belediyeye yapılan başvuru üzerine verilen cevabi yazının, tasarrufyetkisi bulunmayan ilçe belediyesi tarafından tesis edilmesi nedeniyle davaaçma süresine esas alınabilecek imar planının uygulaması niteliğinde bir işlemolarak kabul edilmediğinin belirtildiği görülmektedir.
20. Mahkemenin gerekçesi vebaşvurucunun iddiaları incelendiğinde, iddiaların özünün derece mahkemesitarafından delillerin değerlendirilmesinde ve hukuk kurallarınınyorumlanmasında isabet olmadığına ve esas itibarıyla yargılamanın sonucunailişkin olduğu anlaşılmaktadır.
21. Başvurucu, kendi delillerinive iddialarını sunma olanağı bulamadığına, uyuşmazlığın çözüme kavuşturulmasıylailgili iddialarının derece mahkemesi tarafından dinlenmediğine veya kararıngerekçesiz olduğuna ilişkin bir bilgi ya da kanıt sunmadığı gibi Mahkemeninkararında açıkça keyfilik oluşturan herhangi bir durum da tespit edilememiştir.
22. Açıklanan nedenlerle,başvurucu tarafından ileri sürülen iddiaların kanun yolu şikâyeti niteliğindeolduğu ve derece mahkemesi kararlarının bariz takdir hatası da içermediğianlaşıldığından, başvurunun bu kısmının diğer kabul edilebilirlik koşullarıyönünden incelenmeksizin "açıkçadayanaktan yoksun olması" nedeniyle kabul edilemez olduğunakarar verilmesi gerekir.
2. Mülkiyet Hakkının İhlal Edildiği İddiası
23. Başvurucu, maliki olduğutaşınmazın imar planında çocuk bahçesi alanında kalması nedeniyle taşınmazıüzerinde tasarrufta bulunma imkânının belirsiz bir süre ile kısıtlandığını,3194 sayılı Kanun’un 10. maddesine rağmen uzun yıllardır kamulaştırma işlemiyapılmaması nedeniyle hem kamu yararının sağlanamadığını,hem de taşınmazının değer kaybettiğini ve maddi zarara uğradığını belirterekmülkiyet hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.
24. Adalet Bakanlığı görüşünde,taşınmazı imar planlarında kamuya tahsis edilen ve kendilerine herhangi birtazminat ödenmeyen ilgililerin idari yargı yerlerinde tazminat davası açmaimkânlarının bulunduğu, esas yönünden ise taşınmazı imar planında kamuya tahsisedilip uzunca bir süre kamulaştırılmayan ve bu nedenle meydana gelen değerkayıpları tazminat yoluyla karşılanmayan taşınmaz sahiplerinin Avrupa İnsan HaklarıMahkemesine (AİHM) yaptıkları başvurularda mülkiyet hakkının ihlal edildiğinekarar verildiği, yapılacak değerlendirmede bu hususların dikkate alınmasıgerektiği bildirilmiştir.
25. Başvurucu cevapdilekçesinde, ilgili idareye yapılan başvurunun reddi üzerine açtıkları iptaldavasının aleyhine sonuçlandığını ve bu suretle idari ve yargısal yollarıntüketilmiş olduğunu ve ileri sürdüğü ihlal iddialarının AİHM kararlarıdoğrultusunda kabul edilmesi gerektiğini belirtmiştir.
26. Anayasa’nın 148. maddesininüçüncü fıkrası şöyledir:
“… Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun yollarınıntüketilmiş olması şarttır.”
27. 6216 sayılı Kanun’un, “Bireysel başvuru hakkı” kenar başlıklı 45.maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:
“İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmaliçin kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının tamamının bireyselbaşvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir”
28. Temel hak ve özgürlükleresaygı, devletin tüm organlarının uyması gereken bir ilke olup bu ilkeye uygundavranılmadığı takdirde, ortaya çıkan ihlale karşı öncelikle yetkili idarimercilere ve derece mahkemelerine başvurulmalıdır. Anayasa Mahkemesine bireyselbaşvuru, ikincil nitelikte bir kanun yoludur. Temel hak ve özgürlüklerin ihlaledildiği iddialarının öncelikle genel yargı mercilerinde, olağan kanun yollarıile çözüme kavuşturulması esastır. Bireysel başvuru yoluna, iddia edilen hakihlallerinin bu olağan denetim mekanizması içinde giderilememesi durumundabaşvurulabilir (B. No: 2012/946, § 17, 18, 26/3/2013).
29. Ancak belirtilen hükümlerdeyer verilen olağan başvuru yolları ibaresinin, başvurucunun şikâyetleriaçısından makul bir başarı şansı sunabilecek ve bir çözüm sağlayabileceknitelikte, kullanılabilir ve etkili başvuru yolları olarak anlaşılmasıgerekmektedir. Ayrıca, başvuru yollarını tüketme kuralı ne kesin ne şeklîolarak uygulanabilir bir kural olup, bu kurala riayetin denetlenmesindemünferit başvurunun koşullarının dikkate alınması esastır. Bu anlamda, yalnızcahukuk sisteminde bir takım başvuru yollarının varlığının değil, aynı zamandabunların uygulama şartları ile başvurucunun kişisel koşullarının gerçekçi birbiçimde ele alınması gerekmektedir. Bu nedenle başvurucunun, kendisindenbaşvuru yollarının tüketilmesi noktasında beklenebilecek her şeyi yerinegetirip getirmediğinin başvurunun özellikleri dikkate alınarak incelenmesigerekir (B. No. 2013/2284, 15/4/2014, § 42).
30. Başvuru konusu olayda,başvurucunun maliki olduğu İstanbul ili, Kadıköy ilçesi sınırları içindebulunan taşınmazın 26/3/1999 tarihli ve 1/5000 ölçekli KayışdağıNazım İmar Planında çocuk bahçesi olarak belirlendiği, taşınmazınkamulaştırılmasının bireysel başvurunun yapıldığı tarih itibarıylagerçekleştirilmediği ve başvurucu tarafından 26/3/1999 tarihli imar planınınkendi parseli yönünden iptali istemiyle açılan davanın süre aşımı nedeniylereddedildiği anlaşılmaktadır.
31. Toplum yaşamını yakındanetkileyen fiziksel çevrenin sağlıklı bir yapıya kavuşturulması ve toprağınkoruma ve kullanma dengesinin en rasyonel biçimde belirlenmesi için hazırlananimar planları kamu yararı amacını taşıması gereken belgeler olduğundan,yargısal denetiminde bu hususlara riayet edilip edilmediği, planlanan yöredebulunan parsellerin imar planında tahsis edildikleri amaç yönünden şehircilikilkeleri, planlama esasları ve kamu yararına uygun düşüp düşmediğiirdelenmektedir (B. No. 2013/1239, 20/3/2014, § 37).
32. Başvuru konusu olayda,başvurucu tarafından taşınmazını çocuk bahçesi alanında belirleyen imarplanının iptali istemiyle dava açılmışsa da, başvurucunun İdare Mahkemesinesunduğu dava dilekçesinde taşınmazının kamu yararına tahsis edilmesi için onyılı aşan süreye rağmen idarece herhangi bir işlem yapılmadığı, idareninkamulaştırma mükellefiyetini yerine getirmemesi nedeniyle hem taşınmazınındeğer kaybetmesine neden olunduğu, hem de kamu yararının sağlanamadığıhususlarının ileri sürüldüğü, Mahkememize sunulan bireysel başvuru formunda dabenzer şikâyetlerin dile getirildiği, imar planının şehircilik ilkeleri,planlama esasları ve kamu yararı gözetilmeksizin ya da mevzuata aykırı şekildedüzenlendiği yolunda bir iddiada bulunulmadığı, dolayısıyla başvurucunun imarplanının hukuka aykırı olduğu iddiasıyla ileri sürdüğü hususların esasında imarplanına yönelik olmayıp, imar planının taşınmaz üzerinde doğurduğu sonuçlarlailgili olduğu anlaşılmaktadır. Daha açık bir ifadeyle, başvurucu esas olarakbaşvuruya konu imar planı sonucunda taşınmazı üzerinde meydana gelen tasarrufkısıtlamasının kamulaştırma yapılmaması nedeniyle uzun yıllardır sürmesi sonucuuğradığı zarardan ve bu durumun mülkiyet hakkını ihlal etmesinden şikâyetetmektedir.
33. AİHM, imar planının hukukaaykırılığından değil de, bu planların herhangi bir tazmini olmaksızın taşınmazüzerinde meydana getirdiği kısıtlamaların sonuçlarından şikâyetçi olunmasıdurumunda imar planının iptali istemiyle açılacak davanın tüketilmesi gereklibir hukuk yolu olmadığını ( AİHM, Rossitto/İtalya, B.No. 7977/03, 26/5/2009, § 19; Ayangil ve Diğerleri/Türkiye,B. No. 33294/03, 6/12/2011, § 30 ); bu tür şikâyetler bakımından sözkonusu kısıtlamalar nedeniyle oluşan zararın tazmini olanağını sağlayan mevcutve yeterli hukuk yollarının kullanılması gerektiğini değerlendirmektedir (bkz.AİHM, Gülizar Öz/Türkiye, B. No.40687/98, 1/7/2004; Rabia Tan veDiğerleri/Türkiye, B. No. 8095/02, 31/1/2008, §§ 38-41; Remzi Tekin Bozkurt/Türkiye, B. No.38045/05, 2/3/2010).
34. Başvurucu tarafından ilerisürülen mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiası, imar planında çocuk bahçesialanı olarak ayrılan taşınmazına ilişkin olarak 3194 sayılı Kanun’un 10.maddesi uyarınca ilgili idarece imar planını uygulamak üzere imar programınınhazırlanmaması, akabinde de ayrılma amacına uygun şekilde kamulaştırmaişleminin gerçekleştirilmemesi ve bu nedenle taşınmazı üzerinde mülkiyetininkullanımına yönelik olarak kısıtlama ve belirsizlik oluşmasındankaynaklanmaktadır.
35. Başvuru konusu olaya benzerşekilde, 3194 sayılı Kanun’un 10. maddesinin uygulaması kapsamında ortaya çıkanuyuşmazlıkların hem adli yargı yerleri, hem de idare mahkemeleri önünde davakonusu edildiği, adli yargı yerlerince uzunyıllar programa alınmayan imar planının fiilen hayata geçirilmemesi nedeniylekamulaştırma yoluna gitmeyen idarece pasif ve suskun kalmak ve işlem tesisedilmemek suretiyle taşınmaza müdahale edildiği gerekçesiylekamulaştırmasız el koyma kapsamında değerlendirme yapılarak uyuşmazlıklarınçözümü yoluna gidildiği; aynı konuda ilgililer tarafından idare mahkemelerindeaçılan davaların ise 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun idari işlemve eylemlerden doğan zararların tazminini öngören 12. ve 13. maddelerikapsamında çözümlendirildiği, adli yargıda açılandavalarda görev itirazında bulunulması üzerine olumlu görev uyuşmazlığı çıkmasısonucu Uyuşmazlık Mahkemesine yansıyan başvurular neticesinde Mahkemece, somutbaşvuruya benzer şekilde imar planı ve buna dayalı imar uygulaması sonucundauğranılan zararın tazminine yönelik bulunan davaların idari eylem veişlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtelolanlar tarafından açılan tam yargı davaları kapsamında idari yargı yerinceçözümlenmesi gerektiğine karar verildiği anlaşılmaktadır (Uyuşmazlık Mahkemesi,E.2012/157, K.2012/182, K.T.24/9/2012).
36. Uyuşmazlık Mahkemesinin sözkonusu kararının ardından, 4/11/1983 tarih ve 2942 sayılı KamulaştırmaKanunu’nun geçici 6. maddesinde 24/5/2013 tarih ve 6487 sayılı Kanunla yapılandeğişiklik kapsamında, anılan maddenin onuncu fıkrasında, uygulama imarplanlarında umumi hizmetlere ve resmî kurumlara ayrılmak suretiyle veya ilgilikanunların uygulamasıyla tasarrufu kısıtlanan taşınmazlar hakkında, 3194 sayılıKanunda öngörülen idari başvuru ve işlemler tamamlandıktan sonra idari yargıdadava açılabileceği düzenlemesine yer verilmiştir. Belirtilen değişikliksonrasında Yargıtay Hukuk Genel Kurulunca, imar kısıtlamalarından kaynaklanantazminat davalarının idari yargıda açılması gerektiğine hükmedildiği (Y.H.G.K.,E.2013/5-603, K.2013/1503, K.T.30/10/2013), Danıştay tarafından da, söz konusutasarruf kısıtlamalarının idari işlem ve eylemlerden kaynaklanması ve 2942sayılı Kanun’da yapılan değişiklik nedeniyle imar planındaki belirlemesebebiyle mülkiyet hakkına getirilen kısıtlamadan kaynaklanan tazminatdavalarının görev ve çözümünde idari yargı yerinin görevli olduğunahükmedildiği (D. 6. D., E.2013/8143, K.2014/3779, K.T.15/5/2014) anlaşılmaktadır.
37. Buna göre, başvurucunun imarplanında çocuk bahçesi alanında kalan ancak imar programına alınmayan vekamulaştırması yapılmayan taşınmazının mülkiyeti üzerinde oluşan kısıtlamalarnedeniyle oluşan zararının tazminini sağlayabileceği etkili ve yeterli başvuruyolunun 2942 sayılı Kanun’un değişik geçici 6. maddesi uyarınca idaremahkemelerinde açılacak tam yargı davası olduğu, bu yolun kullanılmasısuretiyle başvuru yollarının tüketilmiş sayılacağı, ancak başvurucu tarafındantam yargı davası açma yoluna gidilmediği anlaşılmaktadır.
38. Açıklanan nedenlerle,başvurucu tarafından mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiası ile ilgili olarakiptal davası açma yoluna gidilmekle birlikte somut başvuru açısından dahaetkili giderim yolu olan tam yargı davası açma imkânı kullanılmaksızın bireyselbaşvuruda bulunulduğu anlaşıldığından, başvurunun bu kısmının “başvuru yollarının tüketilmemesi” nedeniylekabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanangerekçelerle;
A. Başvurucunun,
1. Yargılamanın adil olmadığı yönündeki iddiasının “açıkça dayanaktan yoksun olması” nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2. Mülkiyet hakkının ihlal edildiği yönündeki iddiasının “başvuru yollarının tüketilmemesi”nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerine bırakılmasına,
18/9/2014tarihinde OY BİRLİĞİYLE kararverildi.