TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
YILDIRAY ÖZBEY VE DİĞERLERİ BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2014/18932)
Karar Tarihi: 8/9/2015
R.G. Tarih- Sayı: 27/10/2015-29515
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Alparslan ALTAN
Üyeler
:
Serdar ÖZGÜLDÜR
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
Recep KÖMÜRCÜ
Celal Mümtaz AKINCI
Raportör
:
Okan TAŞDELEN
Başvurucular
:
1. Yıldıray ÖZBEY
2. İsmail ÖZBEY
3. Lokman ÖZBEY
Vekili
:
Av. Ahmet GÜL
I. BAŞVURUNUNKONUSU
1. Başvuru, mahkûmiyet kararıverilirken mahkemece yeterince araştırma yapılmaması, tanıkların dinlenmemesi,benzer konudaki mahkeme kararlarının dikkate alınmaması, derece mahkemelerininkararlarının yeterince gerekçelendirilmemesi, temyiz aşamasında suç tarihlerideğiştirilerek bu hususta savunma yapma imkânının tanınmaması, yargılamanınuzun sürmesi ve idarece düzenlenen raporda suçlayıcı ibarelerin bulunmasınedenleriyle gerekçeli karar, tanık dinletme, savunma, makul sürede yargılanmave genel olarak adil yargılanma hakları ile masumiyet karinesinin ihlaledildiği iddiaları hakkındadır.
II. BAŞVURUSÜRECİ
2. Başvuru 3/12/2014 tarihindeyapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesineticesinde başvuruda, Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir eksikliğinbulunmadığı tespit edilmiştir.
3. İkinci Bölüm İkinciKomisyonunca 5/2/2015 tarihinde, kabul edilebilirlik incelemesinin Bölümtarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.
4. Bölüm Başkanı tarafından25/2/2015 tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesininbirlikte yapılmasına ve başvuru belgelerinin bir örneğinin görüş için AdaletBakanlığına (Bakanlık) gönderilmesine karar verilmiştir.
5. Bakanlığın27/4/2015 tarihli yazısı, 6/5/2015 tarihinde başvuruculara tebliğ edilmiştir.Başvurucular karşı beyanlarını 15/5/2015 tarihinde Anayasa Mahkemesinesunmuşlardır.
III. OLAY VEOLGULAR
A. Olaylar
6. Başvuru dilekçesi veeklerinde ifade edildiği şekliyle ve UYAP aracılığıyla erişilen belgelerçerçevesinde olaylar özetle şöyledir:
1. Başvuruya Konu Yargılama
7. Başvurucular kardeş olupmahkûmiyetlerinin konusunu oluşturan “Rota … Limited Şirketi” (Şirket) isimlişirkette belli dönemlerde işçi olarak çalışmışlardır.
8. 3/9/2004 tarihinde kendisiniC.A. olarak tanıtan bir kişi, anılan Şirkette çalışan başvurucular ve diğer üçkişinin, komisyon karşılığı sahte fatura verdikleri yönünde ihbardabulunmuştur.
9. Şişli CumhuriyetBaşsavcılığınca soruşturma başlatılmış, anılan Şirkete ait iş yerinde 6/1/2005tarihinde arama gerçekleştirilmiştir. Aramada 14 ayrı firmaya ait fatura ve 6ayrı firmanın kaşesi bulunmuştur.
10. 6/1/2005 tarihinde gözaltınaalınan başvurucu Yıldıray Özbey; savcılık ifadesinde iş yerinin H.Ç. isimlikişiye ait olduğunu, kendisinin işçi olduğunu ve bu kişi adına iş takibiyaptığını, imza yetkisinin veya ortaklığının bulunmadığını, aramada bulunanfatura ve belgeleri daha önce görmediğini, sahte fatura satmadığını ve H.Ç.nin böyle bir iş yapıp yapmadığını bilmediğinisöylemiştir.
11. Aynı gün tanık olarakifadesi alınan F.G., başvurucu Yıldıray Özbey’in iş yerinde nakliyecilikyaptığını, fatura ve kaşelerin devamlı kilitli tutulan bir odada bulunduğunu,kendisinin bunları daha önce görmediğini ve başvurucunun sahte fatura satıpsatmadığını bilmediğini belirtmiştir.
12. Başvurucu İsmail Özbey,yakalanmasının ardından 18/12/2005 tarihinde verdiği ifadesinde, Rota … Ltd.Şti.de işçi olarak çalıştığını, liman sahasında konteyner çekimi ve evraktakibiyle ilgilendiğini, fatura işlemleriyle ilgisi bulunmadığını, iş yerindeele geçen C. Nakliyat Ltd. Şti.ye ait faturaları soy ismini bilmediği Y. adlıkişinin bıraktığını, M. Reklam Ltd. Şti.ye ait kaşeye ilişkin bilgisininbulunmadığını belirtmiştir.
13. İstanbul Vergi DairesiBaşkanlığı tarafından, sahte faturaların neden olduğu vergi kaybına ilişkin22/5/2008 tarihli ve 2008-465/20 sayılı “Vergi Tekniği Raporu” hazırlanmıştır.Raporda, aramalarda ele geçen belgelere ve verilen ifadelere atıfla,başvurucular İsmail ve Lokman Özbey'in sigortalı işçi olarak çalıştıklarınısöylemelerine rağmen bu hususu ispat edici belge sunamadıkları, Şirketinmuhasebecisinin ifadesinde Şirketin işlerini, başvurucular Lokman ve YıldırayÖzbey'in takip ettiğini belirttiği, başvurucu İsmail Özbey'in bir işçininbilebileceğinden fazlasını bildiği, Şirket adına bastırılan faturaları üç defateslim aldığı, arabasında başka mükelleflere ait belge ve kaşelerin bulunduğuifade edilmiştir.
14. Vergi Tekniği Raporu'ndaayrıca, başvurucular ile H.Ç. isimli kişinin sadece Rota … Ltd. Şti.ye aitfaturaları değil, başka şirketlere ait faturaları da belli bir komisyonkarşılığı sattıkları kanaatine ulaşıldığı ifade edilmiştir. Rapora görebaşvurucular anılan Şirketin işçisi değil, gayriresmîsahibidirler ve birden çok şirketi sahte fatura ticaretinde kullanmaktadırlar.Raporda, başvurucuların sahte fatura işini adi ortaklık şeklinde yaptıkları veŞirketin komisyon karşılığı sahte fatura ticareti yapmak maksadıyla faaliyetgösterdiği sonucuna ulaşılmıştır. Bu nedenle, başvurucuların da dâhil olduğuadi ortaklığa ilişkin KDV yönünden ilgili vergi dairesince, mükellefiyet tesisettirilmesi teklif edilmiştir.
15. İstanbul Vergi DairesiBaşkanlığı ek olarak 22/5/2008 tarihli ve 2008-465/25 sayılı “Vergi SuçuRaporu” hazırlamıştır. Vergi Tekniği Raporu temelinde düzenlenen bu raporda,başvurucuların da dâhil oldukları adi ortaklığın, sahte fatura düzenleyerekvergi kaybına sebebiyet vermesi eylemi bakımından suçun maddi ve maneviunsurlarının oluştuğu, başvurucular ile H.Ç.nin 04/01/1961tarihli ve 213 sayılı Vergi UsulKanunu'nun 359. maddesi uyarınca hapis cezasıyla cezalandırılması gerektiğisonucuna varılmıştır. Dava açılmak üzere konunun ilgili Cumhuriyetbaşsavcılığına bildirilmesi kararlaştırılmıştır.
16. Şişli CumhuriyetBaşsavcılığı 13/10/2008 tarihinde, başvurucular ile Şirketin müdürü olan H.Ç.hakkında 213 sayılı Kanun'a muhalefet (sahte belge düzenleme) suçundan davaaçmıştır. İddianamede suç tarihleri “1/4/2004, 1/4/2005, 1/4/2006, 1/4/2007,1/4/2008” olarak gösterilmiştir.
17. Şişli 7. Asliye CezaMahkemesince yapılan 10/4/2009 tarihli ilk duruşmada, başvuruculara çıkartılantebligatların bilatebliğ iade edildiği belirtilmiş veadreslerinde bulunamayan başvurucuların ifadelerinin alınabilmesi içinhaklarında yakalama emri çıkartılması kararlaştırılmıştır.
18. Başvurucular, 22/7/2009tarihli duruşmada da hazır bulunmamışlardır. Haklarındaki yakalama emri infazedilen başvurucular Yıldıray ve İsmail Özbey, 24/7/2009 tarihinde açılan araduruşmada ifade vermişlerdir. Başvurucu Yıldıray Özbey 2003 yılının birinci veikinci ayında, diğer başvurucu ise 2004 yılının Ocak ve Ağustos ayları arasındaişçi olarak çalıştıklarını ve H.Ç.nin, Şirketinsahibi olduğunu söylemişlerdir. Başvurucular, aleyhlerindeki suçlamaları kabuletmemişlerdir.
19. 24/11/2009 tarihli duruşmadasanık H.Ç. dinlenmiştir. Diğer sanık beyanlarının da okunmasından sonra H.Ç.,firmada bir miktar hissesinin olduğunu ve ayrıca Şirketin müdürlüğünü yaptığınıancak diğer sanıkların hisselerinin daha fazla olduğunu söylemiştir.
20. Başvurucu Lokman Özbey iseyakalanmasının ardından 10/3/2010 tarihinde dinlenebilmiştir. Başvurucu,Şirkette 2004 yılında 6-7 ay kadar işçi olarak çalıştığını, Şirkette ortaklıkya da müdürlük yapmadığını ve atılı suçu işlemediğini belirtmiştir.
21. Şişli 7. Asliye CezaMahkemesi, dosyaya ilişkin bilirkişi incelemesi yaptırmıştır. 26/2/2010 havaletarihli bilirkişi raporunda, 22/5/2008 tarihli Vergi Suçu Raporu'ndakibaşvurucular ile Şirket arasında adi ortaklık bulunduğu tespiti ile bahse konurapordaki diğer bulgulara yer verilmiştir. Bilirkişi raporunda, aralarında adiortaklık bulunan başvurucular ile H.Ç.nin sahtefatura düzenleyerek vergi kaybına yol açtıkları ile sahte ve yanıltıcı belgedüzenledikleri sonucuna ulaşılmıştır.
22. 3/5/2011 tarihli duruşmadabaşvurucular vekili, sahte fatura kullandıkları iddia edilen diğer firmalarhakkında işlem yapılıp yapılmadığının araştırılmasını talep etmiştir. AsliyeCeza Mahkemesi, bu konunun araştırılmasına gerek görmemiş ve başvurucularıntalebini reddetmiştir.
23. Şişli 7. Asliye CezaMahkemesi, 17/6/2011 tarihli ve E.2008/1413, K.2011/515 sayılı kararıylabaşvurucuların atılı suçtan mahkûmiyetine hükmetmiştir. Mahkeme, “Rota … firmasının yetkilisi olan sanık H. ile diğersanıkların oluşturduğu adi ortaklığın birlikte hareket ederek 2003, 2004, 2005,2006, 2007 yılı vergi dönemleri içinde gerçeğe aykırı fatura ve belgelerdüzenledikleri bu şekilde üzerlerine atılı suçu işledikleri iddia, savunma,vergi suçu inceleme [r]aporu, bilirkişiraporu, ekli belgeler ile tüm dosya kapsamından anlaşıldığı”nı belirtmiştir. Suç tarihiolarak ise iddianamede gösterilen tarihlere yer verilmiştir.
24. Başvurucular bu kararı, adiortaklığı gösteren herhangi bir somut delilin bulunmadığı, vergi tekniğiraporunun gerçeği yansıtmadığı, vergi raporundaki ön yargı ve varsayıma dayalıiddiaların delil gibi kabul edildiği, haklarında fatura düzenlenen firmalarhakkında dava açılıp açılmadığının araştırılmadığı, üzerlerine atılı suçuiştirak iradesiyle işleyip işlemediklerinin ve suçlamalarla ilgilerinin bulunupbulunmadığı hususunda eksik inceleme sonucu hüküm kurulduğu; bilirkişiincelemesinin, sahteliği iddia edilen faturalar getirildikten sonra yaptırılmasıgerektiği gibi gerekçelerle temyiz etmişlerdir. Ek olarak başvurucular, İsmailve Lokman Özbey’in sanık H.Ç.nin işçisi olduğunu veŞirket yetkilisi H.Ç.nin talimatları doğrultusundaişletmenin ticari faaliyetinin doğasına uygun eylemlerde bulunduklarını,başvurucu Yıldıray Özbey’in ise kardeşi olan başvurucuları ziyaret için Şirketegeldiğini ileri sürmüşlerdir.
25. Yargıtay 11. Ceza Dairesi9/6/2014 tarihli ve E.2012/27217, K.2014/11200 sayılı ilamında öncelikle, suçtarihlerinin karar başlığında yanlış gösterildiği, sanıklara atılı eylemlerinsahte fatura düzenlemek olması ve KDV beyannamelerinin matrahlıbelirtilmesi karşısında bu tarihlerin Mahkemesince, “31/12/2003, 31/12/2004,31/12/2005, 31/12/2006, 31/12/2007” şeklinde düzeltilebileceğini belirtmiştir.Yargıtay; kararın devamında, başvurucular hakkında 2003-2004 yılları içinverilen cezaların zaman aşımı nedeniyle düşürülmesine, 2005-2006 yılları içinverilen cezaların onanmasına ve 2007 yılı için verilen hükmün ise suç tarihindeyürürlükte bulunmayan kanun uyarınca ceza tayin edilmesi nedeniyle bozulmasınakarar vermiştir.
26. Başvurucular nihai karardan,yeniden duruşma günü bildirilmesi amacıyla 12/11/2014 tarihinde yapılançağrıyla haberdar olduklarını belirtmişlerdir.
27. Başvurucular 3/12/2014tarihinde bireysel başvuruda bulunmuşlardır.
28. Bozma sonrası yargılamayaİstanbul 30. Asliye Ceza Mahkemesinin E.2014/50 sayılı dosyası üzerinden devamedilmektedir.
29. Başvurucuların itiraz yolunabaşvurması üzerine dosyanın 5/12/2014 tarihinde Yargıtay CumhuriyetBaşsavcılığına gönderildiği ve itiraz incelemesinin henüz sonuçlanmadığıanlaşılmaktadır.
2. Bağlantılı Yargılamalar
30. Başvurucular, anılan olaylarnedeniyle ilgili Vergi Dairesince vergi cezalı tarhiyatların kesilmesi üzerine2004-2007 dönemleri için 4 ayrı dava açmışlardır.
31. İstanbul 11. Vergi Mahkemesi30/12/2011 tarihli ve E.2011/1182, K.2011/3358 (2004 vergilendirme dönemi); E.2011/1183,K.2011/3361 (2007 vergilendirme dönemi); E.2011/1184, K.2011/3359 (2005vergilendirme dönemi); E.2011/1185, K.2011/3360 (2006 vergilendirme dönemi)sayılı kararları ile başvurucuların Rota Ltd. Şti. aracılığıyla sahte belgedüzenleme organizasyonuna dâhil olduklarının somut olarak tespit edilemediğineve dava konusu cezalı tarhiyatların hukuka aykırı olduğuna hükmetmiştir.
32. Vergi Mahkemesi, kararındaşu değerlendirmede bulunmuştur: “Olayda,Rota ... Ltd.Şti., İsmail Özbey, Lokman Özbey,Yıldıray Özbey adi ortaklığı hakkında düzenlenen 22.05.2008 tarih veVDENR-2008/465-20 vergi tekniği raporundaki tespitler, Rota ... Ltd.Şti. tarafından düzenlenen faturaların komisyonkarşılığı düzenlendiğini ortaya koymakta ise de, vergi tekniği raporunda yeralan tespitler davacıların firma çalışanları olduklarını göstermekte olduğu,firma çalışanları olması hali de başlı başına komisyon geliri elde etmeamacının varlığını göstermeyeceği, ücret geliri elde etmek amacıyla kasıtlıveya kasıtsız olarak bu fiilin yapılabileceği, kastın varlığı halinde her birdavacı hakkında ancak iştirak fiilinden dolayı vergi ziyaı cezasınınkesilebileceği hususları dikkate alındığında, davacıların komisyon geliri eldeetmek amacıyla sahte fatura düzenleme organizasyonu içerisinde yer aldıkları yönündesomut tespitlerin bulunmadığı sonucuna varılmıştır.”
33. Danıştay Dokuzuncu Dairesi9/2/2015 tarihli ve E.2012-5061, K.2015/345; E.2012-5418, K.2015/343;E.2012-5419, K.2015/342; E.2012-5420, K.2015/344 sayılı ilamları ile ilk derecemahkemesi kararlarını onamıştır.
34. İlgili idare, onamakararlarına karşı karar düzeltme başvurusunda bulunduğundan mahkeme kararlarıhenüz kesinleşmemiştir.
B. İlgiliHukuk
35. 4/1/1961 tarihli ve 213sayılı Vergi Usulü Kanunu’nun 359. maddesinin (b) bendinin (1) numaralı altbendinin, 23/01/2008 tarihli ve 5728 sayılı Temel Ceza Kanunlarına UyumAmacıyla Çeşitli Kanunlarda ve Diğer Bazı Kanunlarda Değişiklik YapılmasınaDair Kanun’la yapılan değişiklikten önceki hâli şöyledir:
“b) Vergi Kanunları uyarınca tutulan veya düzenlenen ve saklanma veibraz mecburiyeti bulunan;
1) Defter, kayıt ve belgeleri yok edenler veya defter sahifelerine yokederek yerine başka yapraklar koyanlar veya hiç yaprak koymayanlar veyabelgelerin asıl veya suretlerini tamamen veya kısmen sahte olarak düzenleyenlerveya bu belgeleri kullananlar (sahte belge, gerçek bir muamele veya durumolmadığı halde bunlar varmış gibi düzenlenen belgedir.),
…
Hakkında on sekiz aydan üç yıla kadar ağır hapis cezası hükmolunur.”
IV. İNCELEME VEGEREKÇE
36. Mahkemenin 8/9/2015tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucuların 3/12/2014 tarihli ve2014/18932 numaralı bireysel başvuruları incelenip gereği düşünüldü:
B. Başvurucuların İddiaları
37. Başvurucular, bilirkişiraporunda Şirketle ne şekilde adi ortaklık içerisinde olduklarınıntartışılmadığını, Şirkette sigortalı çalıştıklarına ilişkin araştırmayapılmadığını ve buna dair sundukları belgenin de dikkate alınmadığını,Mahkemenin sadece vergi denetmeni raporuna ve tekrarı niteliğindeki bilirkişiraporuna dayandığını ve kendi sundukları hukuki mütalaaya ve delillere itibaretmediğini; Şirketin diğer ortağının, muhasebe işlemlerini yapan kişilerin veiş yapılan firma yetkililerinin mal alım satımından sorumlu kişinin taleplerineaykırı olarak dinlenmediğini, adına sahte fatura düzenlendiği iddia edilenfirmalar hakkında dava açılıp açılmadığının araştırılmadığını, adi ortaklıkilişkisini aydınlatmaya yönelik taleplerinin kabul edilmediğini ilerisürmüşlerdir. Başvurucular ayrıca, mahkemelerin kararlarını yeterincegerekçelendirmediğini, hangi nedenle başvurucuların adi ortaklık içindeolduklarının ortaya konulmadığını, konunun uzmanı olan vergi mahkemesince,vergi kaybı cezasının iptal edilmesine rağmen mahkûm edildiklerini, 2003 yılınadair açılmış bir dava olmamasına rağmen bu yıla ait vergileme dönemine ilişkinde suçlu bulunduklarını, Yargıtayın suç tarihlerinideğiştirmesi sonucunda savunma haklarının kısıtlandığını ve zaman aşımındandüşmesi gereken 2005 yılana ait suçlamaya ilişkin cezanın da onandığını veyargılamanın uzun sürdüğünü belirtmişlerdir. Başvurucular bu nedenlerle,Anayasa'nın 36. ve 141. maddelerinde düzenlenen silahların eşitliği,tanıklarının dinlenmelerin sağlanması, gerekçeli karar, savunma ve makul süredeyargılanma haklarını içerecek şekilde adil yargılanma haklarının ihlaledildiğini ileri sürmüşlerdir. Başvurucular son olarak mahkûmiyetlerine dayanakyapılan “Vergi Tekniği Raporu”nda kendilerine suçisnadı yapılmasının ve suçlayıcı ifadeler kullanılmasının, Anayasa'nın 38.maddesindeki masumiyet karinesine aykırı olduğunu iddia etmişlerdir.
38. Başvurucular ilerisürdükleri ihlallere dayanarak yeniden yargılama yapılması, cezanın infazının durdurulmasınakarar verilmesi ve her biri için 50.000,00 TL manevi tazminata hükmedilmesitalebinde bulunmuşlardır.
A. Değerlendirme
39. AnayasaMahkemesi, olayların başvurucular tarafından yapılan hukuki tavsifi ile bağlıdeğildir. Başvuru formu ve ekleri incelendiğinde başvurucuların adil yargılanmahakkına yönelik iddialarının; yargılamanın sonucu itibarıyla adil olmadığı,savunma hakkının kısıtlanması, gerekçeli karar ile makul sürede yargılanmahakları altında ele alınmalarının uygun olacağı değerlendirilmiştir. Masumiyetkarinesine yönelik şikâyetler ise ayrıca incelenecektir.
1. KabulEdilebilirlik Yönünden
a. MasumiyetKarinesinin İhlal Edildiği İddiası
40. Başvurucular, Vergi TekniğiRaporu’nda kendilerine suç isnadı yapılmasının ve suçlayıcı ifadelerkullanılmasının, masumiyet karinesine aykırılık oluşturduğunu iddiaetmişlerdir.
41. Bakanlık tarafından bukonuya ilişkin bir görüş bildirilmemiştir.
42. Anayasa’nın 38. maddesinin (4) numaralı fıkrası şöyledir:
“Suçluluğu hükmen sabit oluncayakadar, kimse suçlu sayılamaz.”
43. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) 6.maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:
“Bir suç ile itham edilen herkes, suçluluğuyasal olarak sabit oluncaya kadar masum sayılır.”
44. Masumiyetkarinesi, kişinin suç işlediğine dair kesinleşmiş bir yargı kararı olmadansuçlu olarak kabul edilmemesini güvence altına alır. Bunun sonucu olarak,kişinin masumiyeti “asıl”olduğundan suçluluğu ispat külfeti iddia makamına ait olup kimseye suçsuzluğunuispat mükellefiyeti yüklenemez. Ayrıca hiç kimse, suçluluğu hükmen sabitoluncaya kadar yargılama makamları ve kamu otoriteleri tarafından suçlu olaraknitelendirilemez ve suçlu muamelesine tabi tutulamaz (Kürşat Eyol, B. No: 2012/665,13/6/2013, § 26).
45. Masumiyetkarinesi, sadece bir mahkemenin, yargılamasını yaptığı sanıkların suçluluğunailişkin erken görüş açıklamalarını değil, aynı zamanda devam eden soruşturmalarayönelik kamu makamlarının beyanlarını da kapsar (Aynı yöndeki Avrupa İnsan HaklarıMahkemesi (AİHM) kararı için bkz. Sildikovy/Rusya,B. No: 73455/11, 20/06/2013, § 194).
46. Bu nedenle,kişilerin mahkemelerce suçlu bulunmasının öncesinde kamu makamlarının bukişilere ve eylemlerine yönelik kullanacakları kelimeleri dikkatle seçmeleriönem taşımaktadır. Diğer yandan bir ifadenin masumiyet karinesini ihlal edipetmediği, bu ifadenin geçtiği özel koşullar çerçevesinde incelenmelidir (Aynıyöndeki AİHM kararı için bkz. Daktaras/Litvanya,B. No: 42095/98,10/10/2000, §§ 41-43).
47. Somut başvuruda,başvurucuların da aralarında bulunduğu kişilerin komisyon karşılığı sahtefatura verdiklerine ilişkin başlatılan savcılık soruşturması kapsamında, olayınİstanbul Vergi Dairesi Başkanlığınca vergisel boyutuna ilişkin denetimleryapılmış ve Vergi Tekniği Raporu hazırlanmıştır.
48. Hazırlanan raporun muhatabı,gerekli vergilendirme işlemlerini yapacak olan vergi dairesidir. Bu rapor,kamuoyunu bilgilendirme amacıyla yapılan beyanlar ya da dağıtılan bilgilendirmenotlarıyla aynı biçimde ele alınamaz. Hazırlanan rapor, kişilerin erişimineaçık değildir ve başvurucuların da bu yönde herhangi bir beyanıbulunmamaktadır.
49. Vergi Tekniği Raporu, aynızamanda herhangi bir vergi suçunun işlenip işlenmediğine ilişkin düzenlenenVergi Suçu Raporu’na dayanak olmuştur. Belirtilen ikinci raporun muhatabı iseyetkili Cumhuriyet Başsavcılığıdır.
50. Yukarıdaki tespitlerdoğrultusunda, Vergi Tekniği Raporu’nda her ne kadar başvurucuların adiortaklık hâlinde komisyon karşılığı sahte fatura verilmesi işlemini yaptıklarıyönünde tespitler bulunuyorsa da bu raporun kamuoyunun erişimine sunulmaması vegerekli vergi işlemlerinin yürütülmesine matuf olması nazara alındığındaraporda kullanılan ifadeler somut başvurunun koşullarında masumiyet karinesininihlali sonucunu doğurmayacaktır.
51. Bu itibarla başvurunun bukısmının “açıkça dayanaktan yoksun olması”nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
b. AdilYargılanma Hakkının İhlal Edildiği İddiaları
52. Bir bütün olarak elealındığında açıkça dayanaktan yoksun olmayan ve kabul edilemezliğine kararverilmesini gerektirecek başka bir neden de görülmeyen başvurucuların adilyargılanma hakkı altındaki şikâyetlerinin, kabul edilebilir olduğuna kararverilmesi gerekir.
2. EsasYönünden
a. GerekçeliKarar Hakkı Yönünden
53. Başvurucular, derecemahkemelerinin kararlarının yeterli gerekçe içermediğini ve ne şekilde adiortaklık içinde olduklarının kararlarda açıklanmadığını ileri sürmüşlerdir.
54. Adalet Bakanlığı yazısında,başvurucuların “mahkeme kararlarınınyeterince gerekçelendirilmediğine” ilişkin şikâyetlerine yönelikgörüş sunulmasına gerek görülmediği bildirilmiştir.
55. Başvurucular, Bakanlıkgörüşünün lehlerine değerlendirilmesi gerektiğini belirtmişlerdir.
56. Anayasa’nın “Hak aramahürriyeti” kenar başlıklı 36. maddesinin (1) numaralı fıkrasışöyledir:
“Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmaksuretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ileadil yargılanma hakkına sahiptir.”
57. Anayasa’nın “Duruşmalarınaçık ve kararların gerekçeli olması” kenar başlıklı 141. maddesinin(3) numaralı fıkrası şöyledir:
“Bütün mahkemelerin her türlü kararlarıgerekçeli olarak yazılır.”
58. Sözleşme’nin “Adilyargılanma hakkı” kenar başlıklı 6. maddesinin (1) numaralıfıkrasının ilgili kısımları şöyledir:
“Herkes medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgiliuyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusundakarar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkemetarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarakgörülmesini isteme hakkına sahiptir. …”
59. Anayasa Mahkemesi, Anayasa’nın 36. maddesi uyarıncainceleme yaptığı birçok kararında ilgili hükmü Sözleşme’nin 6. maddesi ve AİHMiçtihadı ışığında yorumlamak suretiyle, Sözleşmenin lafzi içeriğinde yer alanve AİHM içtihadıyla adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil edilen gerekçelikarar hakkı ve silahların eşitliği ilkesi gibi ilke ve haklara, Anayasa’nın 36.maddesi kapsamında yer vermektedir (GüherErgun ve diğerleri, B. No: 2012/13, 2/7/2013,§ 38).
60. Hakkaniyete uygunyargılamanın bir unsuru olan gerekçeli karar hakkı, Anayasa'nın 141. maddesininbirinci fıkrası uyarınca, mahkemelerin uyması gereken bir yükümlülük olarakdüzenlenmiştir. Bir muhakemede usule ilişkin koruma sağlayan adil yargılanmahakkının önemli unsurlarından biri olan gerekçeli karar hakkı, kişilerin adilbir şekilde yargılanmalarını sağlamayı ve denetlemeyi amaçlamaktadır (Sencer Başat ve diğerleri [GK], B. No:2013/7800, 18/6/2014, § 31).
61. Anayasa'daki hakların etkilibir biçimde korunması için davaya bakan mahkemelerin Anayasa'nın 36. maddesinegöre "tarafların dayanaklarını,iddialarını ve delillerini etkili bir biçimde inceleme görevi"vardır (Aynı yöndeki AİHM kararı için bkz. Dulaurans/Fransa, B. No: 34553/97, 21/3/2000, § 33). AİHMiçtihatlarına göre bir mahkemenin davaya yaklaşımının, anılan mahkemeninbaşvurucuların iddialarına yanıt vermekten ve başvurucuların temelşikâyetlerini incelemekten kaçınmasına neden olması hâlinde Sözleşme'nin 6.maddesi, davanın hakkaniyete uygun bir biçimde incelenmesi hakkı bakımındanihlal edilmiş olur (Kuznetsov/Rusya, B. No: 184/02, 11/4/2007, §§84-85).
62. Mahkemeler, “kararlarını hangi temele dayandırdıklarını yeterinceaçık olarak belirtme” yükümlülüğü altındadırlar. Bu yükümlülük,tarafların temyiz hakkını kullanabilmeleri için gerekli olmasının yanı sıra(Aynı yöndeki AİHM kararı için bkz. Hadjıanastassıou/Yunanistan, B. No: 12945/87, 16/12/1992,§ 33) tarafların, muhakeme sırasında ileri sürdükleri iddialarının kurallarauygun biçimde incelenip incelenmediğini bilmeleri ve ayrıca demokratik birtoplumda, toplumun kendi adına verilen yargı kararlarının sebepleriniöğrenmelerinin sağlanması için de gereklidir (SencerBaşat ve diğerleri, § 34).
63. Mahkemelerin bu yükümlülüğü,yargılamada ileri sürülen her türlü iddia ve savunmaya, karar gerekçesindeayrıntılı şekilde yanıt verilmesi gerektiği şeklinde anlaşılamaz. Diğer birifadeyle derece mahkemeleri, kendilerine sunulan tüm iddialara yanıt vermekzorunda değildir (Muhittin Kaya ve MuhittinKaya İnşaat Taahhüt Madencilik Gıda Turizm Pazarlama Sanayi ve Ticaret Ltd.Şti., B. No: 2013/1213, 4/12/2013, § 26; Yasemin Ekşi, B. No: 2013/5486, 4/12/2013, § 56).
64. Bir kararda tam olarak hangiunsurların bulunması gerektiği, davanın niteliğine ve koşullarına bağlıdır.Muhakeme sırasında açık ve somut bir biçimde öne sürülen iddia ve savunmalarındavanın sonucuna etkili olması, başka bir deyişle davanın sonucunudeğiştirebilecek nitelikte bulunması hâlinde davayla doğrudan ilgili olan buhususlara mahkemelerce makul bir gerekçe ile yanıt verilmesi gerekir (Sencer Başat ve diğerleri, § 35).
65. Ayrıca insan haklarınailişkin güvenceler soyut ve teorik olarak değil, uygulamada ve etkili birşekilde sağlanmalıdır. Buna göre mahkemelerin, ileri sürülen iddia vesavunmalara şeklen cevap vermiş olmaları yeterli olmayıp iddia ve savunmalaraverilen cevapların dayanaksız olmaması, mantıklı ve tutarlı olması da gerekir.Diğer bir ifadeyle mahkemelerce belirtilen gerekçeler, davanın şartları dikkatealındığında makul olmalıdır (Sencer Başat vediğerleri, § 36).
66. Makul gerekçe, davaya konuolay ve olguların mahkemece nasıl nitelendirildiğini, kurulan hükmün hanginedenlere ve hukuksal düzenlemelere dayandırıldığını ortaya koyacak, olay veolgular ile hüküm arasındaki bağlantıyı gösterecek nitelikte olmalıdır (İbrahim Ataş, B. No: 2013/1235, 13/6/2013,§ 24). Gerekçelendirme, davanın sonucuna etkili olay, olgu ve kanıtlarıaçıklamak yükümlülüğü olmakla birlikte bu şekildeki gerekçelendirmenin mutlakadetaylı olması gerekmez. Ancak gerekçelendirmenin, iddia ve savunmadan birinindiğerine üstün tutulma sebebinin ve bu kapsamda davanın taraflarınca gösterilendelillerden karara dayanak olarak alınanların mahkemelerce kabul edilme vediğerlerinin reddedilmesi hususunda, makul dayanakları olan bir bilgilendirmeyisağlayacak ölçü ve özene sahip olması beklenir (Sencer Başat ve diğerleri, §37).
67. Zira bir davada tarafların,hukuk düzenince hangi nedenle haklı veya haksız görüldüklerini anlayıpdeğerlendirebilmeleri için usulüne uygun şekilde oluşturulmuş, hükmün içerik vekapsamı ile bu hükme varılırken mahkemenin neleri dikkate aldığı ya daalmadığını gösteren, ifadeleri özenle seçilmiş ve kuşkuya yer vermeyecekaçıklıktaki bir gerekçe bölümünün ve buna uyumlu hüküm fıkralarının bulunması"gerekçeli karar hakkı"yönünden zorunludur (Sencer Başat vediğerleri, § 38).
68. Aksi bir tutumla mahkemenin,davanın sonucuna etkili olduğunu kabul ettiği bir husus hakkında “ilgili veyeterli bir yanıt” vermemesi veya yanıt verilmesini gerektiren usulveya esasa dair iddiaların cevapsız bırakılmış olması, hak ihlaline nedenolabilecektir (Sencer Başat ve diğerleri,§ 39).
69. Kanun yolu mahkemelerince verilen karar gerekçelerininayrıntılı olmaması, ilk derece mahkemesi kararlarında yer verilen gerekçelerinonama kararlarında kabul edilmiş olduğu şeklinde yorumlanmalıdır (Aynı yöndekiAİHM kararı için bkz. García Ruiz/İspanya,B. No: 30544/96, 21/1/1999, § 26). Ancak başvurucuların dile getirmesine rağmenilk derece mahkemesinin de tartışmadığı esaslı hususlara ilişkin temyiz başvurularıile başvurucuların usule ilişkin haklarının ihlal edildiğine yönelik somutşikâyetlerinin, temyiz incelemesinde tartışılmaması, gerekçeli karar hakkınınihlali olarak görülebilir (Faik Gümüş,B. No: 2012/603, 20/2/2014, § 49).
70. Somut olayda başvurucuların adi ortaklık içerisinde sahtefatura verdikleri iddialarının dayanağını Vergi Tekniği Raporu oluşturmaktadır.Şişli Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunulan Vergi Suçu Raporu dabir önceki rapordaki bulgular temelinde hazırlanmıştır. Şişli 7. Asliye CezaMahkemesi, yargılama esnasında bilirkişi incelemesi yaptırmıştır. Bilirkişi,vergi raporlarındaki tespitleri özetlemekle yetinmiş ve sonuç kısmındabaşvurucuları, neden Şirket işçisi değil de adi ortak olarak kabul ettiğini açıklamaksızın“şirket müdürü H.Ç. ile Yıldıray Özbey,Lokman Özbey, İsmail Özbey Adi Ortaklığının sahte fatura düzenleyerek vergi ziyaına sebebiyet verdikleri tespit edilmiş … muhteviyatıile sahte ve yanıltıcı belge düzenledikleri anlaşılmış(tır)”değerlendirmesinde bulunmuştur.
71. Başvurucular, haklarındaki suçlamaları ısrarlareddetmişler, temyiz dilekçelerinde de adi ortaklığı gösteren herhangi birsomut delilin bulunmadığını ve raporlardaki bu yöndeki tespitlerin gerçeğiyansıtmadığını ileri sürmüşlerdir. Bu nedenle başvurucuların adi ortaklıkiçerisinde olup olmadıkları, başvuruya konu uyuşmazlığın çözümü bakımındanmakul biçimde karşılanması gereken esaslı bir unsur teşkil etmektedir. Çünkübaşvurucuların adi ortaklığa dâhil olmadıklarının tespiti hâlinde VergiMahkemesinin kararlarında belirtildiği gibi ücret geliri elde etmek amacıylakasıtlı veya kasıtsız olarak komisyon karşılığı sahte fatura verilmesieyleminde bulunduklarının araştırılması gerekecekti (bkz. § 32).
72. İlk derece mahkemesi, kararında başvurucuların diğersanık H.Ç. ile ne şekilde adi ortaklık oluşturduklarına yönelik birdeğerlendirmede bulunmamıştır. Mahkeme, başvurucuların adi ortaklık hâlindeüzerlerine atılı suçu işlediklerinin “iddia,savunma, vergi suçu inceleme [r]aporu, bilirkişi raporu, ekli belgeler ile tüm dosya kapsamından anlaşıldığı”nıbelirtmekle yetinmiştir. Yargıtay ilamında da adi ortaklık ilişkisinin sübutubakımından herhangi bir ek gerekçelendirmeye yer verilmeksizin mahkeme kararıonanmıştır.
73. Başvuruya konu ceza kovuşturmasının bütününe bakıldığındabaşvurucuların temel iddialarının, komisyon karşılığı sahte fatura verdiğibelirtilen Şirkette herhangi bir adi ortaklıklarının bulunmadığı savunmasıolduğu görülmektedir. Başvurucular bu kapsamda, Vergi Tekniği Raporu’ndakitespitin de somut delilerle değil, varsayıma dayalı olduğunu ilerisürmüşlerdir. Bu rapordaki sonuç, herhangi bir değerlendirme yapılmaksızınVergi Suçu Raporu’na ve bilirkişi raporuna da aktarılmıştır (bkz. §§ 15 ve 21).
74. Mahkeme, mahkûmiyet hükmünü“adi ortaklık ilişkisinin varlığı” kabulü üzerinden kurmakla birlikte nedenbilirkişi ve vergi raporlarındaki tespitleri başvurucuların “sadece işçi olarak çalıştıkları”savunmasına tercih ettiğine dair bir açıklama getirmemiştir. Kararda “iddia, savunma, vergi suçu inceleme raporu, bilirkişiraporu, ekli belgeler ile tüm dosya kapsamına” yapılan soyut biratfın, başvurucuların hangi nedenle haklı veya haksız görüldüklerini anlayıpdeğerlendirebilmelerine imkân tanıyacağı kabul edilemez. Böyle bir atıfla,başvurucuların ayrı ve açık bir yanıt verilmesini gerektiren, uyuşmazlığınçözümü için esaslı olan iddiaları tartışılmış ve karşılanmış olmayacaktır.
75. Bu itibarla, başvurucularınAnayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkıkapsamındaki gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
b. SavunmaHakkı Yönünden
76. Başvurucular, 2003 yılınadair açılmış bir dava olmamasına rağmen bu yıla ait vergileme dönemine ilişkinde suçlu bulunmalarından, Yargıtayın suç tarihlerinideğiştirmesi sonucunda savunma haklarının kısıtlanmasından ve zaman aşımınedeniyle düşmesi gereken 2005 yılına ait suçlamaya ilişkin cezanın daonanmasından şikâyet etmişlerdir. Başvurucular, suç tarihlerinindeğiştirilmesinin bozma yoluyla gerçekleştirilmesi gerektiğini, böylelikle sonfatura tarihlerinin düzenlenişi ya da kullanılışı yönünden farklı bir savunmaöne sürüp Yargıtay görüşünü çürütebileceklerini belirtmişlerdir.
77. Bakanlık yazısında, bu hususkanun yolu şikâyeti kapsamında değerlendirilmiş ve görüş sunulmasına gerekduyulmadığı bildirilmiştir.
78. Başvurucular bu konuda görüşbelirtmemişlerdir.
79. Sözleşme’nin “Adilyargılanma hakkı” kenar başlıklı 6. maddesinin (3) numaralıfıkrasının ilgili kısımları şöyledir:
“Bir suç ile ithamedilen herkes aşağıdaki asgari haklara sahiptir:
a) Kendisine karşı yöneltilen suçlamanın niteliği ve sebebinden en kısasürede, anladığı bir dilde ve ayrıntılı olarak haberdar edilmek;
b) Savunmasını hazırlamak için gerekli zaman ve kolaylıklara sahip olmak;”
80. AİHM “hakkaniyeteuygun yargılama” kavramından hareket ederek adil yargılamanın zımnigereklerini saptamıştır. Bu gereklerden en önemlisi Anayasa'nın 36. maddesindede açıkça ifade edilmiş olan “savunma hakkı”dır.Ceza yargılamasındaki savunma haklarının güvence altına alınması,demokratik toplumun temel ilkelerindendir (Erol Aydeğer, B. No: 2013/4784,7/3/2014, § 32). Bu sebeple AİHM'e görehakkaniyete uygun bir yargılamanın gerçekleştirilmesi için yargılamanınyürütülmesi sırasında alınan önlemlerin, savunma hakkınınyeterince ve tam olarak kullanılması ile uyumlu olması ve bu hakların teorik vesoyut değil, etkili ve pratik olacak şekilde yorumlanması gerekmektedir (Aynı yöndekiAİHM kararları için bkz. Ludi/İsviçre, B. No: 12433/86, 15/6/1992 §§ 49 ve 50; Artico/İtalya, B. No: 6694/74, 13/5/1980,§ 33).
81. Sözleşme’nin 6. maddesinin üçüncü fıkrasında yer alanözel güvencelerin, (1) numaralı fıkrada yer alan “hakkaniyete uygun yargılanma hakkı” ışığındadeğerlendirilmesi gerekir (Aynı yöndeki AİHM kararı için bkz. Pélissier ve Sassi/Fransa [BD],B. No: 25444/94, 25/3/1999, §§ 51-54). Bu nedenle yalnızca (3) numaralı fıkradasayılan haklara uygun olarak yapılan bir ceza yargılamasının adil olduğu,birinci fıkrada yer alan “hakkaniyete uygun yargılanmahakkı” ilkesi ışığında değerlendirilmeksizin söylenemez (Aynıyöndeki AİHM kararı için bkz. Deweer/Belçika, B. No: 6903/75, 27/2/1980 § 56).
82. Sözleşme’nin 6. maddesinin(3) numaralı fıkrasının (a) bendinde, hakkında bir suç isnadında bulunulankişinin “Kendisine karşı yöneltilensuçlamanın niteliği ve sebebinden … ayrıntılı olarak haberdar edilmek”hakkı, kişinin savunmasını hazırlayabilmesi için getirilmiş bir güvencedir.Sözleşme’nin 6. maddesinin birinci fıkrasında güvence altına alınmış olanhakkaniyete uygun yargılanma hakkı ışığında (3) numaralı fıkranın (a) bendi,cezai konularda hakkaniyete uygun bir yargılama yapılmasının temel ön koşuluolarak şüpheli veya sanığa detaylı bilgi verilmesini öngörmektedir (Erol Aydeğer, § 35).
83. Sözleşme’nin 6. maddesininüçüncü fıkrasının (a) bendi, bilgilendirmenin şekline ilişkin herhangi biryükümlülük içermemekle birlikte bu güvence, şüpheliye veya sanığa hakkındaki “suçlamayı bildirme” konusunda özel birçaba gösterilmesi gerekliliğine işaret etmektedir. Bu nedenle (a) bendiuyarınca sanığa verilecek bilgi, kendisinin hangi fiil nedeniyle suçlandığınıve bu fiilin hukuki nitelemesinin ne olduğunu içermeli ve detaylı olmalıdır.Ceza kovuşturmasında esaslı bir yeri olan iddianamenin tebliğ edilmesiylesanığın, yazılı bir biçimde, suçlamaların maddi ve hukuki temelinden resmîolarak haberdar olduğu kabul edilmektedir. Öte yandan yargılama sırasında suçunhukuki niteliğinin değişmesi hâlinde de sanığa yöneltilen suçlamanın değişenhukuki niteliği ve nedenleri hakkında bildirim yapılması gerekmektedir (Erol Aydeğer, § 36).
84. AİHM ayrıca, Sözleşme’nin 6.maddesinin (a) bendi ile hakkında bir suç isnadında bulunulan kişinin “Savunmasını hazırlamak için gerekli zaman vekolaylıklara sahip olmak” hakkına yer verilen (b) bendininbirbiriyle bağlantılı olduğunu; suçlamanın nedeni ve niteliği hakkındabilgilendirilme hakkının, şüphelinin veya sanığın savunmasını hazırlama hakkıışığında değerlendirilmesi gerektiğini belirtmiştir (Pélissier ve Sassi/Fransa [BD], §§ 51-54).
85. Savunmanın hazırlanması içingerekli zamana sahip olma hakkı, Anayasa’nın 36. maddesinde belirtilen “meşru vasıta ve yollardan yararlanmak”kavramının kapsamındadır (AYM, E.1992/8, K.1992/39, K.T.16/6/1992). Bu hakgereğince sanığa ve müdafisine savunma için gerekli hazırlıkları yapabileceklerizamanın verilmesi gerekmektedir.
86. Somut olayda, hazırlananiddianamede “1/4/2004, 1/4/2005, 1/4/2006, 1/4/2007, 1/4/2008” tarihlerindeişlenen suçlardan dolayı başvurucuların cezalandırılması talep edilmiştir (bkz.§ 16). Mahkeme, bu suç tarihlerini esasalarak başvuruculara savunma hakkı tanımış ve mahkûmiyet hükmünü aynı tarihlerüzerinden kaleme almıştır.
87. Yargıtay 11. Ceza Dairesi,KDV beyannamelerinin matrahlı belirtilmesi nedeniylesuç tarihlerinin “31/12/2003, 31/12/2004,31/12/2005, 31/12/2006, 31/12/2007” olarak kabul edilmesigerektiğini belirtmiştir. Yargıtay, 1/3/1926 tarihli ve 765 sayılı mülga TürkCeza Kanunu’nun 102. ve 104. maddeleri uyarınca 2003 ve 2004 yılına aitsuçlamaların zaman aşımı nedeniyle düşürülmesine hükmetmiştir. Başvurucuların,2005 ve 2006 yıllarına ilişkin suçlamalardan mahkûmiyetleri ise onanmıştır.
88. Başvurucuların,zaman aşımı ve benzeri yeni savunmalar ileri sürebilecekleri dikkatealındığında Yargıtay tarafından suç tarihlerinin değiştirilerek kabul edilmesive değişik kabule göre kararın onanması, başvurucuların savunma haklarınınkısıtlanması sonucuna yol açmıştır (Oğuz Tatış ve diğerleri, B. No: 2013/4186,15/10/2014, § 81). Başvurucular, karşıiddialarını sunmak suretiyle Yargıtayın suçtarihlerine ilişkin kabulünü çürütebilme ya da hukuki durumlarını vesavunmalarını, değişen suç tarihleri doğrultusunda güncelleme imkânından mahrumkalmışlardır.
89. Somutbaşvurunun koşullarında suç tarihlerindeki değişikliğin önemsiz olduğu da ilerisürülemez. Nitekim 2005 yılına ait suç tarihinin 1/4/2005 olarak kabul edilmesihâlinde 765 sayılı mülga Kanun uyarınca zaman aşımı nedeniyle düşme kararıverilmesi söz konusu olabilecektir.
90. Başvurucuların,haklarında dava açılmayan 2003 yılına ait vergi döneminden suçlu bulunmalarıkonusunu temyiz gerekçesi yapmamaları (bkz. § 24) ve Yargıtayın da bu hususta düşme kararıvermesi nedeniyle başvurucuların şikâyetlerinin bu kısmına yönelik ayrı birinceleme yapılmamıştır.
91. Yukarıda açıklanangerekçelerle, savunma haklarının kısıtlanması nedeniyle başvurucularınAnayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkının ihlaledildiğine karar verilmesi gerekir.
c. MakulSürede Yargılanma Hakkı Yönünden
92. Başvurucular,yargılandıkları ceza davasının makul bir sürede tamamlanamamasından ve hâlendevam etmesinden şikâyet etmişlerdir.
93. Makul sürede yargılanmahakkı, adil yargılanma hakkının kapsamı içerisinde yer almaktadır ve davalarınen az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılmasının yargının göreviolduğunu belirten Anayasa'nın 141. maddesinin de Anayasa'nın bütünselliğiilkesi gereği, makul sürede yargılanma hakkının değerlendirilmesinde göz önündebulundurulmalıdır (Güher Ergun ve diğerleri, §§ 38-39).
94. Ceza muhakemesinde yargılama süresininmakul olup olmadığı incelenirken sürenin başlangıcı, bir kişiye suç işlediğiiddiasının yetkili makamlar tarafından bildirilmesi veya isnattan ilk olaraketkilendiği arama ve gözaltı gibi birtakım tedbirlerin uygulanması anıdır.Sürenin sona erdiği tarih, suç isnadının nihai olarak karara bağlandığı,yargılaması devam eden davalar yönünden ise Anayasa Mahkemesinin makul süreşikâyetiyle ilgili kararını verdiği tarihtir (Ersin Ceyhan, B. No: 2013/695, 9/1/2014,§§ 35 ve 36).
95. Bu çerçevede davanın karmaşıklığı,yargılamanın kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılamasürecindeki tutumu ve başvurucunun davanın hızla sonuçlandırılmasındakimenfaatinin niteliği gibi hususlar, bir davanın süresinin makul olupolmadığının tespitinde göz önünde bulundurulması gereken kriterlerdir (Güher Ergun ve diğerleri, §§ 41-45).
96. Somutbaşvuru açısından yargılama süresinin başlangıcı, her ne kadar ifadeleri dahasonra alınmış olsa da başvurucuların adi ortak olduklarının kabul edildiğiŞirkete yönelik gerçekleştirilen aramanın yapıldığı 6/1/2005 tarihidir (bkz. § 9). Ceza yargılamasının, Yargıtay tarafından bozulansuçlamalar yönünden hâlen İstanbul 30. Asliye Ceza Mahkemesi önünde sürdüğü,dosyanın itiraz incelemesi için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gönderildiğianlaşılmaktadır.
97. Yargılama 10 yıl 8 aylık birsüredir devam etmektedir. Bununla birlikte Yıldıray ve İsmail Özbey içinyakalama emriyle arandıkları 3 ay 14 günlük, başvurucu Lokman Özbey için 11aylık sürenin toplam yargılama süresinin hesabına dâhil edilmemesi gerekir(bkz. §§ 17, 18 ve 20).
98. Bu itibarla, somut başvuruyakonu ceza davasının makul sürede tamamlanıp tamamlanmadığı bakımındandeğerlendirilmesi gereken süre iki dereceli bir yargılamada geçen yaklaşık 10yıl 5 ay (Yıldıray ve İsmail Özbey) ve 9 yıl 9 aylık (Lokman Özbey) zamandilimleridir.
99. 4/12/2004 tarihli ve 5271sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun öngördüğü yargılama usullerine tabimahkemeler nezdindeki yargılamaların makul sürede tamamlanmadığı yönündekiiddialar daha önce bireysel başvuru konusu yapılmış ve Anayasa Mahkemesitarafından makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği yönünde kararlarverilmiştir (B.E., B. No:2012/625, 9/1/2014, §§ 23-41; Ersin Ceyhan,§§ 24-40).
100. Başvurunun değerlendirilmesineticesinde başvuruya konu ceza davası; hukuki meselenin çözümündeki güçlük, maddiolayların karmaşıklığı, delillerin toplanmasında karşılaşılan engeller, tarafsayısı gibi ölçütler dikkate alındığında karmaşık olmaktan uzaktır.Başvurucuların tutum ve davranışlarıyla ve usule ilişkin haklarını kullanırkenözensiz davranmasıyla yargılamanın uzamasına önemli ölçüde sebep oldukları dasöylenemez. Anılan davaya bütün olarak bakıldığında somut başvuru açısındanfarklı bir karar verilmesini gerektirecek bir yön bulunmadığı ve hâlen devameden yargılama sürecinde makul olmayan bir gecikmenin olduğu sonucunavarılmıştır.
101. Açıklanan nedenlerlebaşvurucuların Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede yargılanmahaklarının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
d. BaşvurucularınDiğer Şikâyetleri
102. Gerekçeli karar hakkınauyulmaması ve savunma hakkının kısıtlanması nedeniyle başvurucuların adilyargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin yukarıda ulaşılan sonuçlar dikkatealınarak başvurucuların adil yargılanma hakkı kapsamındaki diğer şikâyetlerininayrıca incelenmesine gerek görülmemiştir.
3. 6216 Sayılı Kanun’un 50. Maddesi Yönünden
103. Başvurucular, yenidenyargılama yapılmasına ve cezanın infazının durdurulmasına karar verilmesini veher biri için 50.000,00 TL manevi tazminata hükmedilmesini talep etmişlerdir.
104. Bakanlıkgörüş yazısında, başvurucuların haklarının ihlal edildiğinin kabul edilmesihâlinde hakkaniyeteuygun bir tazminata karar verilmesinin yerindeolacağı bildirilmiştir.
105. 30/3/2011 tarihli ve 6216sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un “Kararlar” kenar başlıklı 50. maddesinin(2) numaralı fıkrası şöyledir:
“Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararındankaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılamayapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasındahukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veyagenel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılamayapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığıihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden kararverir.”
106. Mevcut başvuruda, mahkemekararlarının yeterince gerekçelendirilmediği ve başvurucuların savunmahaklarının kısıtlanması nedeniyle kesinleşen mahkûmiyet kararları bakımındanAnayasa’nın 36. maddesinin ihlal edildiği tespit edilmiş olmakla, ihlali vesonuçlarını ortadan kaldırmak için kararın ilgili Mahkemesine gönderilmesinekarar verilmesi gerekir.
107. Başvurucularıntarafı olduğu uyuşmazlığa ilişkin yargılama süresi nazara alındığında yargılamafaaliyetinin uzunluğu sebebiyle, yalnızca ihlal tespitiyle giderilemeyecek olanmanevi zararı karşılığında başvuruculara müştereken net 8.000,00 TL manevitazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.
108. Başvuruculartarafından yapılan ve dosyadaki belgeler uyarınca tespit edilen 206,10 TL harçve 1.500,00 TL vekâlet ücretinden oluşan 1.706,10 TL yargılama giderininbaşvuruculara müştereken ödenmesine karar verilmesi gerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanangerekçelerle;
A. Başvurucuların;
1. Anayasa'nın38. maddesinde güvence altına alınan masumiyet karinesinin ihlal edildiğiyönündeki iddiasının "açıkça dayanaktanyoksun olması" nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altınaalınan adil yargılanma hakkının ihlal edildiği yönündeki iddialarının KABULEDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
3. Gerekçelikarar hakkı, savunma hakları ve makul sürede yargılanma hakkı açısındanAnayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkının İHLALEDİLDİĞİNE,
B. İhlalin ve sonuçlarının ortadankaldırılması için yeniden yargılama yapmak üzere kararın bir örneğinin İstanbul30. Asliye Ceza Mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,
C. Başvurucularamüştereken net 8.000,00 TL manevi tazminatın ÖDENMESİNE, tazminata ilişkin diğertaleplerin REDDİNE,
D. Başvurucular tarafından yapılan 206,10 TL harçve 1.500,00 TL vekâlet ücretinden oluşan 1.706,10 TL yargılama giderinin BAŞVURUCULARA MÜŞTEREKENÖDENMESİNE,
E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun MaliyeBakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemedegecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadargeçen süre için yasal faiz uygulanmasına,
8/9/2015tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar verildi.