TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
GENEL KURUL
KARAR
YILMAZ YAKUT BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2016/7749)
Karar Tarihi: 5/11/2020
R.G. Tarih ve Sayı: 24/12/2020-31344
GENEL KURUL
KARAR
Başkan
:
Zühtü ARSLAN
Başkanvekili
:
Hasan Tahsin GÖKCAN
Başkanvekili
:
Kadir ÖZKAYA
Üyeler
:
Burhan ÜSTÜN
Engin YILDIRIM
Hicabi DURSUN
Celal Mümtaz AKINCI
Muammer TOPAL
M. Emin KUZ
Rıdvan GÜLEÇ
Recai AKYEL
Yusuf Şevki HAKYEMEZ
Yıldız SEFERİNOĞLU
Selahaddin MENTEŞ
Raportör
:
Sinan ARMAĞAN
Başvurucu
:
Yılmaz YAKUT
Vekili
:
Av. Gamze YALÇİN
I. BAŞVURUNUNKONUSU
1. Başvuru; gözaltına alınma ve gözaltında tutmasırasında darp edilme nedeniyle kötü muamele yasağının, maddi ve manevi zararıngiderilmesi amacıyla açılan tam yargı davasının hukuka aykırı olarakreddedilmesi ve makul olmayan bir sürede sonuçlandırılması nedeniyle de adilyargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir
II. BAŞVURUSÜRECİ
2. Başvuru 13/4/2016 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yöndenyapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlikincelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabuledilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için AdaletBakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüş bildirmemiştir.
7. İkinci Bölüm tarafından 10/6/2020 tarihinde yapılantoplantıda, niteliği itibarıyla Genel Kurul tarafından karara bağlanmasıgerekli görüldüğünden başvurunun Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün 28. maddesinin(3) numaralı fıkrası uyarınca Genel Kurula sevkine karar verilmiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyleilgili olaylar özetle şöyledir:
9. PKK terör örgütüne mensup kişilerin cenazelerinin28/3/2006 tarihinde Diyarbakır'da defnedilmesi sonrasında başlayan ve üç günsüren gösterilere yüzlerce kişi katılmış, bu kapsamda polis tarafından yüzlercegözaltı işlemi yapılmıştır.
10. Başvurucu 31/3/2006 tarihinde yasa dışı gösteriyekatıldığı gerekçesiyle gözaltına alınmış ve 2/4/2006 tarihinde DiyarbakırCumhuriyet Başsavcılığında (Başsavcılık) ifade vermesinden sonra serbestbırakılmıştır.
11. Başsavcılıktan Anayasa Mahkemesine gelen 1/11/2019tarihli cevap yazısında, söz konusu olay kapsamında başvurucu hakkında(kapatılan) Diyarbakır 6. Ağır Ceza Mahkemesinde kamu davası açıldığıbildirilmiştir. E.2011/52 sayılı söz konusu davada başvurucu, terör örgütünemensup kişilerin Diyarbakır'da defnedilmesi sonrasında 28-31/3/2006 tarihleriarasında çıkan gösterilere katıldığı ve diğer göstericilerle birlikte PKK terörörgütü lehine slogan attığı gerekçesiyle terör örgütü propagandası yapmasuçundan mahkûm edilmiştir. 24/3/2011 tarihli kararla başvurucu 1 yıl 3 ayhapis cezası ile cezalandırılmış ve söz konusu hükmün açıklanması geribırakılmıştır. Karara itiraz edilmediğinden karar 1/4/2011 tarihinde kesinleşmiştir.
12. Başvurucu serbest bırakıldıktan sonra DiyarbakırBarosundan üç avukatın huzurunda, gözaltına alınmasıyla başlayan sürece ilişkinolarak anlatımda bulunmuş; başvurucunun beyanı avukatların ve kendisininimzasıyla tutanak altına alınmıştır. Ayrıca başvurucunun vücudundakiyaralanmaların türü, boyutları ve yerleri avukatlar tarafından saptanmıştır.
A. Başvurucunun Şikâyetiyle İlgili Olarak YapılanSoruşturma
13. Başvurucu 14/4/2006 tarihinde Başsavcılığa başvurarakgözaltına alınmasıyla başlayıp salıverilmesine kadar devam eden süre içindekolluk görevlileri tarafından darbedildiğini iddia etmiş; Diyarbakır İl EmniyetMüdürlüğünde görev yapan Terörle Mücadele ve Çevik Kuvvet Şube Müdürlüğündekipolislerden işkence, görevi kötüye kullanma, kasten yaralama suçlarınıişledikleri gerekçesiyle şikâyetçi olmuştur.
14. Başvurucu; şikâyet dilekçesinde özetle kendisininÖzgür Gündem isimli gazetenin dağıtıcısı olması sebebiyle Diyarbakır'dakiTerörle Mücadele Biriminde görev yapan polisler tarafından bilindiğini, Bağlarilçesindeki Sento Caddesi üzerinde tek başına yürüdüğü esnada elli kadar sivilgiyimli polis memuru tarafından elindeki gazetelerin alındığını, özelhazırlanmış kalaslarla öldüresiye dövüldüğünü belirtmiştir. Başvurucu;kıpırdayamayacak hâle geldiğinde minibüse konulduğunu, burada da boynuna silahdayandığını, ölümle tehdit edildiğini, gözaltında tutulduğu spor salonunda300-400 kişiyle birlikte kaldığını, gözaltının ikinci günü getirildiği TerörleMücadele Biriminde polisin sıra dayağına herkesle birlikte maruz kaldığını,sopalarla ve tekmelerle dövüldüğünü, bu sırada sağ kulağından kan geldiğini,yine sağ dizinin alt kısmından kan gelecek şekilde yaralandığını ilerisürmüştür. Dilekçesinin devamında başvurucu; spor salonunda kendisini muayeneeden doktorun beyanı üzerine devlet hastanesi acil servisine gönderildiğini,sağlık durumu iyi olmamasına ve hastanede kalması gerektiği müşahede edilmesinerağmen polisler tarafından hastaneye yatışının engellendiğini belirtmiştir.Gözaltında kaldığı süre içinde okumasına izin verilmeden kendisine birtakımbelgelerin imzalatıldığını söyleyen başvurucu, maruz kaldığı eylemlerden dolayısorumluların cezalandırılmasını talep etmiştir.
15. Başvurucunun şikâyetiyle ilgili yürütülensoruşturmada -isimleri ve kimlikleri belirlenemeyen şüpheli emniyet görevlilerihakkında- 7/6/2007 tarihinde kovuşturmaya yer olmadığı kararı verilmiştir.Verilen kararda 28-31/3/ 2007 tarihleri arasında meydana gelen olaylar ileilgili yapılan soruşturmalardan bahsedilmiş; ayrıca başvurucunun beyanları ilehakkında alınan sağlık raporları üzerinden bir değerlendirme yapılarak meydanagelen yaralanmaların kolluğun zor kullanma yetkisini kullanırken oluştuğu,bunun ötesinde delil bulunmadığı ve başvurucunun gözaltında tutulduğu sıradasağlık muayenelerinin yapıldığı sonucuna ulaşılmıştır. Kararın içeriği şuşekildedir:
"24. 03.2006 tarihinde Güvenlikgüçleri ile yasadışı terör örgütü mensupları arasında Bingöl ili Solhan ilçesikırsalında çıkan silahlı çatışma sonucunda 14 teröristin ölü olarak elegeçirilmesinin ardından, bu teröristlerden bir kısmının cenazeleri ilimizBağlar - Medine bulvarı üzerinde bulunan Şerif Efendi camiine getirilmiş olupburada 1500-2000 kişilik bir gurup bir araya gelmiş ve terör örgütünün sözdeelebaşısının poster ve pankartları açılmış ve cenaze törenine katılan kişilertarafından yasadışı terör örgütüne destek olur mahiyette bazı sloganlaratılmıştır. Aynı tarihte yaklaşık 1000 kişilik bir gurup cenazelerdefnedildikten sonra 10 Nisan Polis Amirliğine ve panzerlere yönelik saldırıdabulunmuşlar ve toplumsal olay bu şekilde başlamış 29-30 ve 31 Mart günlerindede eylemler devam etmiştir. Bu dört günlük eylem sürecinde Emniyet Müdürlüğüekiplerine ve halkın yoğun bulunduğu yerlerdeki iş yerlerine yönelik taşlısopalı saldırılar olmuş bir çok resmi kurum ve özel şahsın iş yeri tahripedilmiş ayrıca olaylara müdahale etmek isteyen güvenlik kuvvetlerine karşı çoksayıda şüpheli tarafından taşlı, sopalı, silahlı yada silahsız olarak mukavemetedilmiştir. Olaylar sırasında kanunsuz gösteri düzenlemek üzere toplanarakcadde ve karayollarını ulaşıma kapatılmış, güvenlik güçlerinin usulüne uygunikazlarına rağmen dağılmayan topluluk engel olmak isteyen güvenlik güçlerinetaş, sopa vs. ile saldırmış olup bu olaylar sırasında, göstericilerin busaldırısı sonucu bir çok polis memuru ve vatandaş muhtelif derecelerdeyaralanmıştır.
TEM Şube Müdürlüğünce bu toplumsalolaylar nedeniyle 28-31 Mart 2006 tarihleri arasında toplam 357 kişi gözaltınaalınmış ve CMK 250 ile yetkili Cumhuriyet Başsavcılığınca yapılan işlemlersonucunda 284 şahıs tutuklanmış 73 şahıs ise serbest bırakılmıştır. Yine buolaylar nedeniyle yaşları 18 den küçük olan 191 kişi gözaltına alınmış 91 şahıstutuklanarak 100 şahıs serbest bırakılmıştır. tüm tutuklu ve serbest bırakılanşahısların toplamı isi 548 bu şahıslardan 173 serbest bırakılarak 375 şahıstutuklanarak cezaevine teslim edilmiştir.
Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü GüvenlikŞube Müdürlüğü tarafından 2911 sayılı Kanununa muhalefetten dolayı evrak tanzimedilip Savcılığımızca soruşturma kapsamında 28-29-30-31 Mart tarihli olaylarlailgili olarak gözaltına alınan tüm şahıslarla ilgili belgeler soruşturmanumaraları tespit edilmiş bu soruşturma numaralarından hazırlanan muktezalardosyaya celp edilmiştir. Bu muktezalardan bir kısmı özel yetkili Ağır CezaMahkemelerine (4. Ağır Ceza 5. Ağır Ceza 6Ağır Ceza Mahkemelerine) yazılmışolup 18 yaşından küçük çocuklar için ise Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesinehitaben yazılmış olup dosyamızın müştekisi olan Yılmaz Yakut hakkında da aynışekilde (yukarıda izah edilen eylemlere iştirak iddiası ile) Özel yetkili AğırCeza Mahkemesinde kamu davası açıldığı anlaşılmıştır.
Aynı olaylarla ilgili gözaltına alınanşahısların gözaltına alındıklarında polis tarafından fena muameleye tabitutuldukları iddialarıyla ilgili olarak Cumhuriyet Başsavcılığımızca 2006/7626hz.sayılı dosya üzerinden, göstericilerin gözaltına alındıklarında düzenlenengeçici raporlar ile gözaltında bulundukları süre içerisinde alınan ve gözaltınaçıkarıldıklarında alınan raporlar Diyarbakır Adli Tıp Kurumu Şube Müdürlüğünegönderilmiş olay tutanağı da rapora eklenmek suretiyle olay tutanağın dabildirilen olaylar nedeniyle güvenlik kuvvetlerinin orantılı güç kullanımı ilebu yaraların oluşup oluşmayacağı ve gözaltında geçtiği süre içerisinde başkacabir fena muamele izi olup olmadığı sorulmuş alınan raporda herhangi birorantılı güç dışında yaralamanın olmadığı gözaltında da fena muameleyapıldığına dair belirti olmadığı şeklinde rapor düzenlenmiştir. Yinemüştekinin müracaatı üzerine DDH’den tedavi evrakı celbedilmiş olup, müştekininolaydan 3-4 gün sonra DDH’ye giderek tedavi oldum şeklindeki beyanlarınınaksine 01.04.2006 günü DDH’ye müracaat ettiği ve müştekinin olay sebebiylehayati tehlike geçirmeksizin BTM ile giderilebilecek şekilde yaralanmış olduğutespit edilmiştir. Yine müşteki kendisine kötü muamelede bulunan şahıslarıteşhis edemeyeceğini, şahısların ve aracın sivil bir araç olduğunu beyanetmiştir. Müştekinin 31.03.2006 tarihinde Bağlar Sento caddesinde tek başınayürüdüğü sırada kendisinin kimliği meçhul şüphelilerce yakalanılarak kötümuamelede bulunulduğunu ifade etmiş ise de hakkında düzenlenen tahkikatevrakından da anlaşılacağı üzere şüphelinin yukarıda ayrıntılı olarak izah edileneylemlere iştirak ettiği (yada en azından olay mahallinde ve göstericilerarasında olması sebebiyle iştirak şüphesinin yoğunluğu sebebiyle göz altınaalındığı ve hakkında bu iddiayla yasal işlem uygulanarak gerekli adli tahkikatınyapıldığı) sonucuna ulaşılmıştır.
Yukarıda ayrıntılı olarak izah edilentüm bu olaylar sırasında olaya müdahale eden ve fakat kimlikleri tespitedilemeyen (bir kısım sivil-resmi giyimli olarak tarif edilen) iddiaya göreemniyet kuvvetlerince kendilerine şiddet uygulandığı ve kötü muameledebulunulduğu iddiası ile yukarıda açık kimliği yazılı bulunan müştekininmüracaatı üzerin yapılan incelemede, olaya müdahale eden emniyet görevlilerinin2559 S.Kn. ilgili maddelerinde bahsi geçen (ve genel güvenliğin sağlanması,suçların önlenmesi görevini ifa sırasında yeterli oranda olan) zor kullanmayetkilerini kullandıkları sırada yaralanma olayının meydana geldiği, ancak tümbu olayların 2559 S.Kn. kapsamında yasal görevin ifası ve yasaların kendilerineverdiği zor kullanma yetkisinin sınırları dahilinde kaldığı bunun haricindekiisnatların ise soyut mahiyette olduğu gibi (müştekice resmi- sivil kıyafetteolduğu iddia edilen ve kimliği tespit edilemeyen) ilgili emniyet kuvvetlerihakkında kasten (müştekiye kötü muamele kastıyla) müdahalede bulunduklarınaveya olaylarda (müştekiye karşı) yasa gereği müdahale kastı dışında bir amaçlahareket ettiklerine yada müdahalede orantı sınırını aştıklarına dair yeterlidelilin (olayımızda) elde edilemediği, olay tarihinde çok sayıda göstericihakkında bahse konu eylemleri sebebiyle işlem yapılması ve gösterilerintahkikat anında da devam etmesi sebebiyle içerisinde müştekini de bulunduğugöstericilerin muayenelerinin CMK 250. md. ile yetkili bulunan CumhuriyetBaşsavcılığının 2006/2988 sayı ve 29.03.2006 tarihli talimatı ve talebiyle TEMŞb. Müdürlüğünde bulunan şüphelilere (toplumsal olayların bu talep tarihiitibariyle halen yoğun olarak devam etmesi karşısında güvenlik gerekçeleri vezorunluluk gerekçeleriyle DDH tarafından muayene ve tedavi için) doktorgörevlendirmesi yapılmış olup bu görevli doktorlarca göstericilerin (ve müştekinin)muayeneleri yapılmış olduğu, iddiaların bu yönü açısından da herhangi bir suçunsurunun olayımızda mevcut olmadığı kanaatine ulaşılmıştır.
Açıklanan sebeplerle...KAMU ADINAKOVUŞTURMA YAPILMASINA YER OLMADIĞINA... [karar verildi.]"
16. Başvurucunun verilen karara itirazı Siverek Ağır CezaMahkemesinin 9/10/2007 tarihli kararıyla reddedilmiş ve karar kesinleşmiştir.
B. KamuGörevlilerinin Eylemleri Sonucunda Uğranıldığı İddia Edilen ZararlarınTazminine Yönelik İdari Dava Süreci
17. Başvurucu 27/3/2007 tarihinde İçişleri Bakanlığınabaşvurarak 28/3/2006 ile 31/3/2006 tarihleri arasında gözaltında tutulduğunu,bu süre içinde kolluk güçlerinin yoğun işkencesine maruz kaldığını belirterek40.000 TL maddi ve 60.000 TL manevi tazminat talep etmiştir.
18. İçişleri Bakanlığının 30/3/2007 tarihli yazısıylaherhangi bir yargı kararı bulunmaması nedeniyle başvurucunun tazminat talebireddedilmiştir.
19. Başvurucu bunun üzerine 25/6/2007 tarihinde tam yargıdavası açmıştır. Başvurucu dava dilekçesinde özetle Diyarbakır'da örgütüyelerinin cenazelerinin defnedilmesi sonrasında birtakım olaylar çıktığınıfakat kendisinin bu olaylara karışmadığını, gazete dağıtımı yaparken polislertarafından yakalandığını, hem yakalama anında hem de gözaltında tutulduğuDiyarbakır Terörle Mücadele Şube Müdürlüğünde kolluğun yoğun işkencesine maruzkaldığını belirtmiştir. Kulağında ve dizinin alt tarafında kanamalıyaralanmalar meydana geldiğini, vücudunun çeşitli yerlerinde morluklaroluştuğunu, sara nöbeti geçirmesine rağmen hastaneye sevk edilmediğini,yaralanmalarının gözaltından çıkarıldığı gün hastane raporları ve çekilenfotoğraflarla ortaya konulduğunu, yaşadıkları nedeniyle haftalarcaçalışamadığını, ruhsal bir çöküntü içine girdiğini ileri süren başvurucu;idarenin çalışanı olan polislerin kusurundan kaynaklanan sebeplerden dolayıuğradığı maddi ve manevi zararların giderilmesini istemiştir. Başvurucu bukapsamda 20.000 TL maddi ve 70.000 TL manevi tazminat talep etmiştir.
20. Davacının tam yargı davası Diyarbakır 2. İdareMahkemesinin (Mahkeme) 10/12/2009 tarihli kararıyla reddedilmiştir. Mahkemekararında; başvurucunun şikâyetine ilişkin olarak Başsavcılıkça yürütülensoruşturma ve dosyadaki diğer bilgi ve belgeler itibarıyla yaralanmanıngüvenlik güçlerinin işkence veya kötü muamelesinden değil yakalama sırasındakolluğun orantılı güç kullanımından kaynaklandığı, dolayısıyla idarenin tazminsorumluluğunu gerektiren bir durumun bulunmadığı belirtilmiştir. Kararın ilgilikısmı şu şekildedir:
"...Davacı tarafından dava konusuolay nedeniyle sorumlular hakkında Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı'na suçduyurusunda bulunulması üzerine açılan soruşturma sonucu ... gerekçesiyle kamuadına kovuşturma yapılmasına gerek olmadığı kararı verildiği ve bu karar karşıyapılan itirazın Siverek Ağır Ceza Mahkemesi'nce 09.10.2007 tarih ve Değişik İşNo:2007/852, Değişik İş Karar No:2007/826 sayılı kararla reddedildiğigörülmektedir.
Ayrıca olaylarda yaralanan polismemurlarından ikisi tarafından imzalanan ifade-teşhis tutanaklarında, davacınıngüvenlik güçlerine karşı taşlı, sapanlı ve moloflu saldırıda bulunan kişilerdenolduğunun teşhis edildiği anlaşılmaktadır.
Öte yandan, davacının gözaltındabulunduğu 01.04.2006 tarihinde avukatı ile görüştüğü ve fena muamaleye maruzkaldığına ilişkin herhangi bir durumun belirtilmediği görülmektedir.
Dava dosyasındaki bilgi ve belgeler ileDiyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 07.06.2007 tarih ve SoruşturmaNo:2006/9202, Karar No:2007/7453 sayılı dosyasının birlikte incelenerekdeğerlendirilmesinden; Bingöl İli'nde güvenlik güçleri ile çatışmaya giren 14PKK terör örgütü mensubunun 4'ünün cenazelerinin Diyarbakır İli'nde gömülmesisonrasında başlayan ve 28.03.2006 ve 01.04.2006 tarihleri arasında devam edenolaylar sonucunda yakalanarak gözaltına alınan davacının yaralanmasının,güvenlik güçlerince yapılan işkence ve fena muamaleden değil, güvenlikgüçlerince yakalanarak gözaltına alınması sırasında yapılan orantılı güçkullanımından kaynakladığı ve yaralanmanın basit bir tıbbi müdehale ilegiderilebilecek nitelikte olduğu sonuç ve kanaatine varıldığından davacıyatazminat ödenmesine hukuken olanak bulunmamaktadır.
Bu itibarla, idarenin tazminsorumluluğunu gerektiren bir durum saptanamadığından açılan davanın reddigerekmektedir.
Açıklanan nedenlerle, davanın reddine...[karar verildi.]"
21. Başvurucu verilen kararı temyiz etmiş; temyizdilekçesinde özetle Mahkemenin ceza hâkimi gibi karar verdiğini, kamugörevlileri tarafından işkence yapılıp yapılmadığını, yapılmış ise idareninbundaki sorumluluk payının ne olduğunu ortaya koymak yerine olaylara karıştığıkabul edilerek kolluğun eylemlerini meşrulaştırdığını, verilen kararın hukukaaykırı olduğunu ileri sürmüştür.
22. Başvurucunun temyiz talebi Danıştay Onuncu Dairesi(Daire) tarafından 28/1/2015 tarihinde reddedilmiştir. Başvurucu, dava vetemyiz dilekçelerinde belirttiği hususları tekrarlayarak karar düzeltmetalebinde bulunmuştur. Dairenin 26/1/2016 tarihli ret kararıyla verilen kararkesinleşmiştir. Karar 15/3/2016 tarihinde başvurucu vekiline tebliğ edilmiştir.
23. Başvurucu, kararın kesinleşmesi üzerine 13/4/2016tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
IV. İLGİLİHUKUK
A. Ulusal Hukuk
24. 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama UsulüKanunu’nun 13. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:
"İdari eylemlerden hakları ihlaledilmiş olanların idari dava açmadan önce, bu eylemleri yazılı bildirim üzerineveya başka süretle öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve her halde eylemtarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili idareye başvurarak haklarının yerinegetirilme-sini istemeleri gereklidir. Bu isteklerin kısmen veya tamamen reddihalinde, bu konudaki işlemin tebliğini izleyen günden itibaren veya istekhakkında altmış gün içinde cevap verilmediği takdirde bu sürenin bittiğitarihten itibaren, dava süresi içinde dava açılabilir."
25. 4/7/1934 tarihli ve 2559 sayılı Polis Vazife veSalâhiyet Kanunu'nun 16. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
"Zor ve silah kullanma
Madde 16 - Polis, görevini yaparkendirenişle karşılaşması halinde, bu direnişi kırmak amacıyla ve kıracak ölçüdezor kullanmaya yetkilidir.
Zor kullanma yetkisi kapsamında,direnmenin mahiyetine ve derecesine göre ve direnenleri etkisiz hale getirecekşekilde kademeli olarak artan nispette bedenî kuvvet, maddî güç ve kanunîşartları gerçekleştiğinde silah kullanılabilir.
İkinci fıkrada yer alan;
a) Bedenî kuvvet; polisin direnenkişilere karşı veya eşya üzerinde doğrudan doğruya kullandığı bedenî gücü,
b) Maddî güç; polisin direnen kişilerekarşı veya eşya üzerinde bedenî kuvvetin dışında kullandığı kelepçe, cop,basınçlı su, göz yaşartıcı gazlar veya tozlar, fizikî engeller, polis köpeklerive atları ile sair hizmet araçlarını,
ifade eder.
Zor kullanmadan önce, ilgilileredirenmeye devam etmeleri halinde doğrudan doğruya zor kullanılacağı ihtarıyapılır. Ancak, direnmenin mahiyeti ve derecesi göz önünde bulundurularak,ihtar yapılmadan da zor kullanılabilir.
Polis, zor kullanma yetkisi kapsamındadirenmeyi etkisiz kılmak amacıyla kullanacağı araç ve gereç ile kullanacağızorun derecesini kendisi takdir ve tayin eder. Ancak, toplu kuvvet olarakmüdahale edilen durumlarda, zor kullanmanın derecesi ile kullanılacak araç vegereçler müdahale eden kuvvetin amiri tarafından tayin ve tespit edilir.
…"
B. UluslararasıHukuk
1. SözleşmeHükümleri
26. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) 3.maddesi şöyledir:
"Hiç kimse işkenceye, insanlık dışıya da onur kırıcı ceza veya işlemlere tabi tutulamaz."
27. Sözleşme'nin 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasınınilgili kısmı şöyledir:
"Herkes medeni hak veyükümlülükleri ile ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilensuçlamalar konusunda karar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsızbir mahkeme tarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun veaçık olarak görülmesini istemek hakkına sahiptir…"
2. Avrupa İnsanHakları Mahkemesinin İçtihadı
28. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) de devletgörevlilerinin kastına dayanan kötü muamele yasağı ve yaşam hakkı kapsamındakişikâyetlere ilişkin başvurularda sadece tazminat verilmesinin mağdur statüsünüortadan kaldırmaya yetmeyeceğini, Sözleşmeci devletlerin sorumlularınbelirlenmesi ve cezalandırılması için etkili bir soruşturma yapmakla yükümlüolduklarını, bu kapsamda yeterli telafiyi sağlayacak etkili iç hukuk yolununceza soruşturması olduğunu vurgulamaktadır (Alkın/Türkiye, B. No: 75588/01,13/10/2009 § 33; Mehmet Erkan ve diğerleri/Türkiye (k.k.), B. No:41792/10, 28/1/2014, §§ 64, 65; Zekine Tercan ve diğerleri/Türkiye(k.k.), B. No: 64964/09, 19/9/2017, §§ 14, 15; Gafgen/Almanya [BD], B.No: 22978/05, 1/6/2010, §§ 88-90).
29. AİHM, iç hukukun yorumlanmasında öncelikli görevinulusal otoritelere ait olduğunu vurgulamaktadır. AİHM’in görevi ulusal hukukmercilerinin yorumlarının etkilerinin Sözleşme ile uyumlu olup olmadığınıtespit etmekle sınırlıdır (Waite ve Kennedy/Almanya, B. No: 26083/94,18/2/1999, § 54). AİHM kural olarak kendisinin ulusal mahkemelerin yerinegeçerek değerlendirme yapma görevinin bulunmadığını, ulusal hukukunyorumlanmasına ilişkin sorunları çözmenin öncelikli olarak ulusal otoritelerin-özellikle ulusal mahkemelerin- yetkisinde olduğunu vurgulamaktadır. AİHM busebeple ulusal mahkemelerin iç hukukun yorumuna ilişkin tartışmalarınakarışmayacağını belirtmektedir. Ancak AİHM keyfîliğin bulunduğu, diğer birifadeyle ulusal mahkemelerin iç hukuku açıkça hatalı veya keyfî ya da hakkıntesliminden kaçınacak şekilde uyguladıklarını gözlemlediği hâllerde bunusorgulayabileceğini ifade etmektedir (Anđelkovıć/Sırbistan, B.No: 1401/08, 9/4/2013, § 24).
V. İNCELEME VEGEREKÇE
30. Mahkemenin 5/11/2020 tarihinde yapmış olduğutoplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Kötü MuameleYasağının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
1. Başvurucununİddiaları
31. Başvurucu, Başsavcılığa sunduğu dilekçesindekinebenzer mahiyette şikâyetler ileri sürmüştür. Bunun dışında gözaltında bulunduğuesnada hakkında düzenlenen adli muayene raporlarının usule aykırı şekilde,toplu muayene edilmek suretiyle hazırlandığını, gözaltından çıkarıldıktan sonravücudundaki yaralanmaların Diyarbakır Barosuna bağlı üç avukat tarafındantutanak altına alındığını ve fotoğraflandığını, aynı zamanda devlethastanesinde sağlık raporu düzenlendiğini, bunlara rağmen açtığı tam yargıdavasında olaylara karıştığından söz edilerek idarenin kusurunun olmadığınınbeyan edilmesinin kabul edilemez olduğunu ifade etmiştir.
32. Başvurucu, gözaltında tutulduğu sırada kollukgörevlilerinin sarf ettiği sözlerin içeriğinden de anlaşılacağı üzerekendisinin Kürt olması ve Özgür Gündem isimli gazeteyi dağıtması sebebiyledarbedildiğini belirterek ayrımcılığa uğradığını iddia etmiştir. Başvurucu,kolluk tarafından maruz bırakıldığı eylemler nedeniyle kötü muamele yasağınınihlal edildiğini ileri sürmüştür.
2. Değerlendirme
33. Anayasa’nın 17. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
"Herkes ... maddî ve manevîvarlığını koruma ... hakkına sahiptir.
…
Kimseye işkence ve eziyet yapılamaz;kimse insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabi tutulamaz.
…''
34. Anayasa’nın 5. maddesi şöyledir:
"Devletin temel amaç ve görevleri,Türk milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini,Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur vemutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devletive adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik vesosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddi ve manevi varlığının gelişmesi içingerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır."
35. Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrası,mağdurların eylemi veya yetkililerin saiki ne olursa olsun kötü muameleyasağının ihlal edilmemesi gerektiğini vurgular. Saikin önemi ne kadar yüksekolursa olsun en zor koşullarda bile işkence, eziyet veya insan haysiyetiylebağdaşmayan muamele yapılamaz. Anayasa'nın 15. maddesinin ikinci fıkrasıgereğince savaş, seferberlik, sıkıyönetim veya olağanüstü hâllerde bile buyasağın askıya alınmasına izin verilmemiştir. Anılan maddelerdeki hakkınmutlaklık niteliğini güçlendiren felsefi temel, söz konusu kişinin eylemi vesuçun niteliği ne olursa olsun herhangi bir istisnaya, haklılaştırıcı faktöreveya menfaatlerin tartılmasına izin vermemektedir (Cezmi Demir ve diğerleri,B. No: 2013/293, 17/7/2014, § 104).
36. Anayasa’nın 17. maddesinde düzenlenen hak kapsamındaayrıca devletin -pozitif bir yükümlülük olarak- yetki alanında bulunan tümbireylerin maddi ve manevi varlığını koruma hakkını gerek kamusal makamların vediğer bireylerin gerekse kişinin kendisinin eylemlerinden kaynaklanabilecekrisklere karşı koruma yükümlülüğü bulunmaktadır. Devlet; bireyin maddi vemanevi varlığını her türlü tehlikeden, tehditten ve şiddetten korumaklayükümlüdür (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, B. No: 2012/752, 17/9/2013, §51).
37. Anılan koruma yükümlülüğü devlete, söz konusukişilerin işkence ve eziyete ya da insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir ceza veyamuameleye maruz bırakılmalarını engelleyecek tedbirler alma ödeviyüklemektedir. Anılan yükümlülük, işkence ve kötü muamele yasağının maddiboyutunun bir unsurunu, devletin kişilerin fiziksel ve ruhsal bütünlükleriniidari ve yasal mevzuat aracılığıyla koruma hususundaki pozitif yükümlülüğünüoluşturmaktadır (Cezmi Demir ve diğerleri, § 82).
38. Devletin kişinin maddi ve manevi varlığını korumahakkı kapsamındaki bu pozitif yükümlülüğünün usul boyutu da bulunmaktadır. Usulyükümlülüğü çerçevesinde devlet, doğal olmayan her türlü fiziksel ve ruhsalsaldırı olayının sorumlularının belirlenmesini ve gerekiyorsacezalandırılmasını sağlayabilecek etkili resmî bir soruşturma yürütmekdurumundadır. Bu tarz bir soruşturmanın temel amacı, söz konusu saldırılarıönleyen hukukun etkin bir şekilde uygulanmasını güvenceye almak ve kamugörevlilerinin ya da kurumlarının karıştığı olaylarda bunların sorumluluklarıaltında meydana gelen olaylar için hesap vermelerini sağlamaktır (CezmiDemir ve diğerleri, § 110).
39. Usul yükümlülüğünün bir olayda gerektirdiğisoruşturma türünün bireyin maddi ve manevi varlığını koruma hakkının esasınailişkin yükümlülüklerin cezai bir yaptırım gerektirip gerektirmediğine bağlıolarak tespiti gerekir. Bu şekilde gündeme gelen yaşam hakkı ya da kötü muameleiddialarına konu davalarda Anayasa’nın 17. maddesi gereğince devletinsorumluların tespit ve cezalandırılmalarına imkân verebilecek nitelikte cezasoruşturması yapma yükümlülüğü bulunmaktadır. Bu tür olaylarda, yürütülen idarive hukuki soruşturmalar ve davalar sonucunda sadece tazminat ödenmesi, bu hakihlalini gidermek ve mağdur sıfatını ortadan kaldırmak için yeterli değildir (SerpilKerimoğlu ve diğerleri, § 55).
40. Nitekim Anayasa Mahkemesi, kolluk görevlilerincedarbedildiğini iddia eden kişi tarafından açılan tam yargı davasınınincelendiği bir başvuruyu kötü muamele yasağı kapsamında ele almış ve yaptığı değerlendirmedetam yargı davasının tazminat imkânı sunmakla birlikte kötü muamele vakasınınaydınlatılmasına, sorumluların tespitine ve cezalandırılmasına yönelik birsonuç elde edilmesi için yetersiz ve etkisiz kalacağını, bu konudaki etkiliyolun ceza soruşturması olduğunu belirterek -başvurucunun adli makamlarıharekete geçirmek için bir başvurusunun da bulunmadığı dikkate alınarak-başvuru yollarının tüketilmediği neticesine ulaşmıştır (Zeki Güngör, B.No: 2013/8491, 31/3/2016, §§ 39-45).
41. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa MahkemesininKuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un geçici 1. maddesinin (8)numaralı fıkrası uyarınca Anayasa Mahkemesinin zaman bakımından yetkisininbaşlangıcı 23/9/2012 tarihi olup bu tarihten sonra kesinleşen nihai işlem vekararlar aleyhine yapılan bireysel başvurular incelenebilir (Zafer Öztürk, B.No: 2012/51, 25/12/2012, § 17).
42. Somut olayda başvurucu, gözaltına alınmasıylabaşlayıp salıverilmesine kadar geçen süre içinde maruz kaldığı eylemlerin kötü muameleniteliğinde olduğunu iddia etmektedir. Diğer bir ifadeyle başvurucu, kamumakamlarının kötü muamele yasağının devlete yüklediği negatif ödevi ihlalettiğini öne sürmektedir. Negatif yükümlülüğün ihlal edildiği iddiasıbakımından etkili yol ceza soruşturmasıdır (bkz. §§ 39, 40). Tam yargıdavasında mahkemenin araştırma ve yargılama yetkisi bakımından olayıngerçekleşme koşullarını, yargılamanın tüm imkân ve araçlarını ceza mahkemesigibi geniş bir yelpazede kullanarak inceleme ve sorumluları tespit etmeimkânına sahip olmadığı açıktır.
43. Başvurucunun kötü muameleye maruz kaldığına ilişkinşikâyetleri konusundaki ceza soruşturması, Başsavcılığın 7/6/2007 tarihlikovuşturmaya yer olmadığına dair kararıyla sonuçlanmıştır. Başvurucunun itirazıSiverek Ağır Ceza Mahkemesinin 9/10/2007 tarihli kararıyla reddedilmiştir. Budurumda ceza soruşturmasının Anayasa Mahkemesinin zaman bakımından yetkisininbaşladığı 23/9/2012 tarihinden önce kesinleştiği anlaşılmaktadır. Öte yandankötü muamele yasağının devlete yüklediği negatif yükümlülüğün ihlal edildiğiyleilgili şikâyetlerde etkili yol olan ceza soruşturmasının Anayasa Mahkemesininzaman bakımından yetkisinden önce kesinleştiği hâllerde söz konusu şikâyetintam yargı davası üzerinden incelenmesi de mümkün değildir.
44. Sonuç itibarıyla somut olayda etkili yolun cezasoruşturması olduğu ve bu yolun da 23/9/2012 tarihinden önce kesinleştiğigerçeğinden hareketle kötü muamele yasağının ihlal edildiği iddiasının AnayasaMahkemesinin zaman bakımından yetki alanı dışında kaldığı, tazminatyargılamasının bu sürenin uzamasına etki etmediği kabul edilmelidir.
45. Başvurucunun ayrımcılık yasağına ilişkin iddiasınında ele alınması gerekir. Anayasa'nın 10. maddesinde düzenlenen eşitlik ilkesive Sözleşme'nin 14. maddesinde düzenlenen ayrımcılık yasağının ihlal edildiğineyönelik iddiaların soyut olarak değerlendirilmesi mümkün olmayıp mutlakaAnayasa ve Sözleşme kapsamında yer alan diğer temel hak ve özgürlüklerlebağlantılı olarak ele alınması gerekir (Onurhan Solmaz, B. No:2012/1049, 26/3/2013, § 33). Başvurucu; Özgür Gündem isimli gazetenindağıtıcısı ve Kürt olması sebebiyle kötü muameleye maruz kaldığını ileri sürmüşise de anılan yasak bağlamında bir inceleme yapılamaması, bu iddianın dadeğerlendirilememesi sonucunu doğurmuştur.
46. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının diğerkabul edilebilirlik şartları yönünden incelenmeksizin zaman bakımındanyetkisizlik nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
B. AdilYargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddialar
1. ŞikâyetinNitelendirilmesi
47. Anayasa’nın “Hak arama hürriyeti” kenarbaşlıklı 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
"Herkes, meşru vasıta ve yollardanfaydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia vesavunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir."
48. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafındanyapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukukitavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013,§ 16). Kamu görevlileri tarafından gerçekleştirilen kötü muamele niteliğindekieylemlere ilişkin olarak hak ihlali iddiasında bulunan tarafça açılan tam yargıdavasının mağduriyetin giderilmesi adına önemli bir işleve sahip olduğu kabuledilmelidir. Bununla birlikte kötü muamele yasağının kamu görevlilerinin kastifiilleriyle ihlal edildiği şikâyeti yönünden etkili yol ceza soruşturmasıolduğundan tam yargı davası üzerine bu şikâyetin incelenmesi mümkün değildir(bkz. § 42). Ancak Danıştay içtihadıyla Anayasa'nın 125. maddesine dayanılarakçerçevesi çizilen tazminat imkânının medeni bir hak niteliğinde olduğuhususunda kuşku bulunmamaktadır. Bu nedenle Anayasa'nın 36. maddesindedüzenlenen adil yargılanma hakkının kamu görevlilerinin kötü muameledebulundukları iddiasıyla açılan tam yargı davalarında uygulanabilir olduğuaçıktır.
2. HakkaniyeteUygun Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
a. Başvurucununİddiaları
49. Başvurucu, tazminat davasının ortaya konulan delillergörmezden gelinerek olumsuz sonuçlanması sebebiyle adil yargılanma hakkınınihlal edildiğini ileri sürmüştür.
b. Değerlendirme
50. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adilyargılanma hakkı maddi adaleti değil şeklî adaleti temin etmeye yönelikgüvenceler içermektedir. Bu bakımdan adil yargılanma hakkı davanın taraflardanbiri lehine sonuçlanmasını garanti etmemektedir. Adil yargılanma hakkı temelolarak yargılama sürecinin ve usulünün hakkaniyete uygun olarak yürütülmesiniteminat altına almaktadır (M.B. [GK], B. No: 2018/37392, 23/7/2020, §80).
51. Anayasa'nın 148. maddesinin dördüncü fıkrasında, kanunyolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin şikâyetlerin bireyselbaşvuruda incelenemeyeceği belirtilmiştir. Bu kapsamda ilke olarak mahkemelerönünde dava konusu yapılmış maddi olay ve olguların kanıtlanması, delillerindeğerlendirilmesi, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması ileuyuşmazlık konusunda varılan sonucun adil olup olmaması bireysel başvuru konusuolamaz. Ancak bireysel başvuru kapsamındaki hak ve özgürlüklere müdahale teşkileden, bariz takdir hatası veya açık bir keyfîlik içeren tespit ve sonuçlar bukapsamda değildir (konuya ilişkin birçok karar arasından bkz. Ahmet Sağlam,B. No: 2013/3351, 18/9/2013).
52. Ancak temel hak ve özgürlüklere müdahalenin sözkonusu olduğu durumlarda derece mahkemelerinin takdir ve değerlendirmelerininAnayasa'daki güvencelere etkisini nihai olarak değerlendirecek merci AnayasaMahkemesidir. Bu itibarla Anayasa'da öngörülen güvenceler dikkate alınarakbireysel başvuru kapsamındaki temel hak ve özgürlüklerin ihlal edilipedilmediğine ilişkin herhangi bir inceleme kanun yolunda gözetilmesi gerekenhususun incelenmesi olarak nitelendirilemez (Şahin Alpay (2) [GK],B. No: 2018/3007, 15/3/2018, § 53).
53. Diğer taraftan Anayasa Mahkemesi çok istisnaidurumlarda temel hak ve özgürlüklerden biri ile doğrudan ilgili olmayan birşikâyeti kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin yasak kapsamınagirmeden inceleyebilir. Açık bir keyfîlik nedeniyle yargılamanın hakkaniyetinintemelden sarsıldığı ve adil yargılama hakkı kapsamındaki usule ilişkingüvencelerin anlamsız hâle geldiği çok istisnai hâllerde, aslında yargılamanınsonucuna ilişkin olan bu durumun bizatihi kendisi usule ilişkin bir güvenceyedönüşmüş olur. Dolayısıyla Anayasa Mahkemesinin derece mahkemelerinindeğerlendirmelerinin usule ilişkin güvenceleri anlamsız hâle getiripgetirmediğini ve açık bir keyfîlik nedeniyle yargılamanın hakkaniyetinintemelden sarsılıp sarsılmadığını incelemesi yargılamanın sonucunudeğerlendirdiği anlamına gelmez. Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi derecemahkemelerinin delillerle ilgili değerlendirmelerine ancak açık bir keyfîlik veadil yargılanma hakkı kapsamındaki usule ilişkin güvenceleri anlamsız hâlegetiren bir uygulama varsa müdahale edebilecektir (Ferhat Kara [GK], B.No: 2018/15231, 4/6/2020, § 149; M.B., § 83).
54. Somut olayda Mahkeme ret ile sonuçlandırdığı kararınıBaşsavcılık soruşturmasının içeriğine, başvurucunun kolluğa fiziki saldırıdabulunduğuna ilişkin Teşhis Tutanağı'nın varlığına ve başvurucunun aşamalardaistikrarlı bir şekilde şikâyetini dile getirmemesine dayandırmış ve yukarıdabelirtilen (bkz. § 20) gerekçe ile hüküm kurmuştur. Mahkemenin başvurucunungözaltına alınma ve gözaltında tutulma sırasında kötü muameleye maruz kaldığıyönündeki iddialarını karşıladığı ve nihayetinde yaralanmanın kamugörevlilerinin orantılı güç kullanımından kaynaklandığını dile getirdiğigörülmektedir.
55. Dosya kapsamındaki delillere göre gözaltı işlemiylebaşlayan süreçte başvurucunun kamu görevlilerinin kötü muamele niteliğindekieylemleri nedeniyle yaralandığının açık olduğunu söyleyebilmek mümküngörünmediğinden İdare Mahkemesince ulaşılan sonucun adil yargılanma hakkındakigüvenceleri etkisiz hâle getiren bir keyfîlik içerdiğinden bahsedilemez.
56. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının diğerkabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktanyoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
3. Makul SüredeYargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
57. Başvurucu, yargılamanın makul süre içindetamamlanmadığını ileri sürmüştür.
58. Bireysel başvuru yapıldıktan sonra 31/7/2018 tarihlive 30495 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 25/7/2018 tarihlive 7145 sayılı Kanun'un 20. maddesiyle 9/1/2013 tarihli ve 6384 sayılı Avrupaİnsan Hakları Mahkemesine Yapılmış Bazı Başvuruların Tazminat Ödenmek SuretiyleÇözümüne Dair Kanun'a geçici madde eklenmiştir.
59. 6384 sayılı Kanun'a eklenen geçici maddeye göreyargılamaların uzun sürmesi ve yargı kararlarının geç veya eksik icra edilmesiya da icra edilmemesi şikâyetiyle Anayasa Mahkemesine yapılan ve bu maddeninyürürlüğe girdiği tarih itibarıyla Anayasa Mahkemesi önünde derdest olanbireysel başvuruların başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle verilen kabuledilemezlik kararının tebliğinden itibaren üç ay içinde yapılacak müracaatüzerine Bakanlık İnsan Hakları Tazminat Komisyonu Başkanlığı (TazminatKomisyonu) tarafından incelenmesi öngörülmüştür.
60. Ferat Yüksel (B. No: 2014/13828, 12/9/2018)kararında Anayasa Mahkemesi yargılamaların makul sürede sonuçlandırılmadığı yada yargı kararlarının geç veya eksik icra edildiği ya da hiç icra edilmediğiiddiasıyla 31/7/2018 tarihinden önce gerçekleştirilen bireysel başvurularailişkin olarak Tazminat Komisyonuna başvuru imkânının getirilmesine ilişkinyolu ulaşılabilir olma, başarı şansı sunma ve yeterli giderim sağlamakapasitesinin bulunup bulunmadığı yönlerinden inceleyerek bu yolun etkililiğinitartışmıştır.
61. Bahsi geçen kararda özetle anılan başvuru yolununkişileri mali külfet altına sokmaması ve başvuruda kolaylık sağlamasınedenleriyle ulaşılabilir olduğu, düzenleniş şekli itibarıyla ihlal iddialarınamakul bir başarı şansı sunma kapasitesinden mahrum olmadığı ve tazminatödenmesine imkân tanıması ve/veya bu mümkün olmadığında başka türlü telafiolanakları sunması nedenleriyle potansiyel olarak yeterli giderim sağlamaimkânına sahip olduğu hususunda değerlendirmelerde bulunulmuştur (FeratYüksel, §§ 27-34). Bu gerekçeler doğrultusunda Anayasa Mahkemesi, ilkbakışta ulaşılabilir olan ve ihlal iddialarıyla ilgili başarı şansı sunma veyeterli giderim sağlama kapasitesi olduğu görülen Tazminat Komisyonuna başvuruyolu tüketilmeden yapılan başvurunun incelenmesinin bireysel başvurunun ikincilniteliği ile bağdaşmayacağı sonucuna vararak başvuru yollarının tüketilmemişolması nedeniyle kabul edilemezlik kararı vermiştir (Ferat Yüksel, §§35, 36).
62. Mevcut başvuruda söz konusu karardan ayrılmayıgerektiren bir durum bulunmamaktadır.
63. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının diğerkabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin başvuru yollarınıntüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A.1. Kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkiniddianın zaman bakımından yetkisizlik nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2. Hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğineilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABULEDİLEMEZ OLDUĞUNA,
3. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğineilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle KABULEDİLEMEZ OLDUĞUNA,
B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerindeBIRAKILMASINA 5/11/2020 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.