TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
YOSİF LİNDİRİDİ VE MANOL LİNDİRİDİ BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2013/2058)
Karar Tarihi: 25/6/2015
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Alparslan ALTAN
Üyeler
:
Serdar ÖZGÜLDÜR
Celal Mümtaz AKINCI
Muammer TOPAL
M. Emin KUZ
Raportör
:
Selami ER
Başvurucular
:
Yosif LİNDİRİDİ
Manol LİNDİRİDİ
Vekili
:
Av. Berrin TEZGEN
I. BAŞVURUNUNKONUSU
1. Başvuru, 1968 yılındayapılan kadastro çalışması ile 221 sayılı Kanun gereği Hazine adına tesciledilen ortak murislerine ait taşınmaz için 2007 yılında açtıkları tazminatdavası reddedilen başvurucuların, adil yargılanma ve mülkiyet haklarının ihlaledildiği iddiaları hakkındadır.
II. BAŞVURUSÜRECİ
2. Başvuru, 5/3/2013tarihinde İstanbul 2. İdare Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Dilekçe veeklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinde Komisyona sunulmasına engel bireksikliğin bulunmadığı tespit edilmiştir.
3. İkinci Bölüm İkinciKomisyonunca, 20/12/2013 tarihinde kabul edilebilirlikincelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme gönderilmesinekarar verilmiştir.
4. Bölüm Başkanı tarafından 19/9/2014 tarihinde kabul edilebilirlik ve esasincelemesinin birlikte yapılmasına ve başvurunun bir örneğinin görüş içinAdalet Bakanlığına gönderilmesine karar verilmiştir.
5. Adalet Bakanlığının görüşyazısı, 17/11/2014 tarihinde başvurucu vekiline tebliğedilmiş, başvurucu vekili Adalet Bakanlığının cevabına karşı beyanlarını yasalsüresi içinde 1/12/2014 tarihinde ibraz etmiştir.
III. OLAY VEOLGULAR
A. Olaylar
6. Başvuru formu ve eklerindeifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir:
7. Başvurucuların ortakmurislerinin (anneleri) 1/3 hissesine sahip bulunduğu İstanbul İli Beyoğluİlçesi Şişli Mahallesi 1795 yevmiye, 250 cilt, 2 sırada kayıtlı taşınmaz, 5/1/1961 tarihli ve 221 sayılı Amme Hükmi Şahısları veyaMüesseseleri Tarafından Fiilen Amme Hizmetlerine Tahsis Edilmiş GayrimenkullerHakkında Kanun’a dayanılarak 1968 yılında yapılan kadastro işlemi ile İstanbulBüyükşehir Belediye Başkanlığı adına kaydedilmiştir.
8. Başvurucuların ortak murisi,1968 yılında, İstanbul 18. Asliye Hukuk Mahkemesinde İstanbul BüyükşehirBelediye Başkanlığı aleyhine müdahalenin men’i davasıaçmıştır.
9. İstanbul 18. Asliye HukukMahkemesi 4/6/1970 tarihli ve E.1968/427, K.1970/379sayılı kararıyla davayı kabul etmiştir.
10. Yargıtay 1. Hukuk Dairesi 25/12/1970 tarihli kararı ile ilk derece mahkemesi kararınıbozmuştur.
11. Bozma kararı sonrasındaİstanbul 18. Asliye Hukuk Mahkemesi, 29/6/1971 tarihlive E.1971/438 K.1971/538 sayılı kararıyla 221 sayılı Kanun şümulüne girentaşınmazın aynına ilişkin dava açma hakkı bulunmadığı gerekçesiyle davayıreddetmiştir.
12. Temyiz edilen kararıinceleyen Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, 15/11/1971tarihli ve E.1971/9059, K.1971/7140 sayılı kararı ile ilk derece mahkemesikararını onamıştır.
13. Başvurucuların men-i müdahaledavasına konu ettikleri taşınmazın da yer aldığı 16 adet taşınmaz bir arayagetirilerek oluşturulan 315 pafta, 2086 ada, 1 parsel olarak tapuya kaydedilentaşınmaz için Karayolları Genel Müdürlüğü tarafından 26/7/1971tarihinde kıymet takdir komisyonunca takdir edilen bedel İstanbul BüyükşehirBelediye Başkanlığına ödenerek söz konusu taşınmaz kamulaştırılmıştır.
14. Başvurucular, 5/10/2007 tarihinde İstanbul 3. Asliye Hukuk Mahkemesinde(Mahkeme) murislerine ait taşınmaza hiçbir bedel ödenmeden kamulaştırmasız elatıldığı iddiasıyla tazminat davası açmışlardır.
15. Başvurucuların iddialarınakarşı İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı dava konusu taşınmazın 1946,1966, 1982 ve 2009 hava fotoğraflarında anıt olarak tespit edildiği, Hürriyet-iEbediye anıtının yapımına 1909 yılında karar verildiği ve 1911 yılındayapıldığı, söz konusu taşınmazın mülkiyetinin 1956 yılından önce Belediyeyegeçtiği, daha sonra bir kısmının Karayolları Genel Müdürlüğü tarafındankamulaştırıldığı ve 221 sayılı Kanuna göre 2 yıllık dava açma süresininfazlasıyla geçtiği belirtilmiştir.
16. Davanın devamı sırasında 221sayılı Kanun’un 3. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “tazminat” kelimesi Anayasa Mahkemesinin 17/1/2008 tarihli ve E.2004/25, K.2008/42 sayılı kararıylaiptal edilmiştir.
17. Mahkemece yaptırılanbilirkişi incelemesi sonrasında başvurucular, 28/9/2009tarihli dilekçeleriyle taleplerini 12.000.000 TL’ye ıslah ettiklerini vetaşınmazın bedeli yerine tazminat istediklerini bildirmişlerdir.
18. Mahkeme 26/5/2011tarihli ve 2007/315, K.2011/218 sayılı kararıyla iki yıllık dava açma süresininfazlasıyla geçirildiği ve davanın süresinde açılmadığı gerekçesiyle davayıreddetmiştir.
19. Başvurucuların temyiztalebini inceleyen Yargıtay 5. Hukuk Dairesi 5/6/2012tarihli ve E.2012/1764, K.2012/11909 sayılı kararı ile ilk derece mahkemesikararını aynı gerekçe ile onamıştır.
20. Karar düzeltme talebi deaynı Dairenin 24/12/2012 tarihli ve E.2012/24289,K.2012/28015 sayılı kararıyla reddedilmiş ve karar aynı tarihte kesinleşmiştir.
21. Kesinleşen karar başvurucuya6/2/2013 tarihinde tebliğ edilmiştir.
22. Başvurucu, 5/3/2013 tarihinde Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvurudabulunmuştur.
B. İlgiliHukuk
23. 221 sayılı Kanun’un 1.maddesi şöyledir:
“6830 sayılı İstimlak Kanununun yürürlüğe girdiği tarihekadar, kamulaştırma işlerine dayanmaksızın, kamulaştırma kanunlarının gözönünde tuttuğu maksatlara fiilen tahsis edilmiş olangayrimenkuller ilgili amme hükmi şahsı veya müessesesi adına tahsis tarihindekamulaştırılmış sayılır.”
24. 221 sayılı Kanun’un 3.maddesi şöyledir:
“Birinci maddede yazılı gayrimenkuller tapuda kayıtlı ise,kayıt sahipleri veya mirascıları ancak fiili tahsistarihindeki rayiç üzerinden gayrimenkul bedelini istiyebilirler.Tapuda kayıtlı olmayan gayrimenkuller hakkında fiili tahsis tarihinden itibarenon sene geçmemiş ise o tarihte zilyedlikle iktisapşartları tahakkuk eden zilyedleri veya mirasçılarıbirinci fıkra hükmünden faydalanabilirler.
Herhalde gayrimenkulemüdahalenin men'i (İptal ibare: Anayasa Mah.nin 17/01/2008 tarihli ve E. 2004/25, K. 2008/42 sayılı Kararıile.) * davası dinlenmez.”
25. 221 sayılı Kanun’un 4.maddesi şöyledir:
“Gayrimenkulün bedelini dava hakkı bu kanunun yürürlüğegirdiği tarihten itibaren iki sene sonra düşer.”
26. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılıHukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 30. maddesi şöyledir:
“Hâkim, yargılamanınmakul süre içinde ve düzenli bir biçimde yürütülmesini ve gereksiz gideryapılmamasını sağlamakla yükümlüdür.”
IV. İNCELEME VEGEREKÇE
27. Mahkemenin 25/6/2015 tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucuların5/3/2013 tarihli ve 2013/2058 numaralı bireysel başvurusu incelenip gereğidüşünüldü:
A. Başvurucularınİddiaları
28. Başvurucular, 1968 yılındahiçbir bedel ödenmeden yapılan kadastro çalışması ile Hazine adına tesciledilen ortak murislerine ait taşınmaz için 2007 yılında açtıkları tazminatdavasının süre yönünden reddedildiğini, oysa Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin(AİHM) orman alanlarının devletleştirilmesiyle ilgili Türkiye aleyhine yapılanbaşvurularda benzer durumlarda tazminat ödenmesi yönünde kararları bulunduğunu veAnayasa Mahkemesinin 17/1/2008 tarihli ve E.2004/25, K.2008/42 sayılı kararıile 221 sayılı Kanun’un 3. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan tazminatkelimesini iptal ettiğini, açtıkları davanın bu iptal kararı dikkatealınmaksızın sonuçlandırıldığını, hakkın özünü ortadan kaldıran buuygulamaların ve beş yıl süren yargılamanın Anayasa’nın 11.,13., 14., 35., 36., 40., ve 46. maddelerinde tanımlanan haklarını ihlalettiğini ileri sürerek 15.000.000,00 TL maddi ve 500.000,00 TL manevi tazminattalebinde bulunmuşlardır.
B. Değerlendirme
29. Başvurucular, murislerininsahibi olduğu taşınmazın 1968 yılında yapılan kadastro işlemi ile ellerindençıktığını, 2007 yılında açtıkları bedel davasında Anayasa Mahkemesinin17/1/2008 tarihli iptal kararı sonrasında talep konusunu tazminataçevirdiklerini, ancak Mahkemenin davayı süre yönünden reddettiğini ve davadamakul sürenin aşıldığını belirterek Anayasa’nın 2.,5., 10., 13., 36., 40., 90. ve 125. maddelerinde tanımlanan haklarının ihlaledildiğini ileri sürmüşlerdir. Anayasa Mahkemesi, başvurucunun ihlaliddialarına ilişkin nitelendirmesi ile bağlı olmayıp, somut dava ve buna bağlıolayların özelliklerine göre olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdireder.
30. Başvurucuların şikâyetininözü, 1966 yılında yapılan kadastro işlemi ile taşınmaz mülkiyetinin ellerindenalınması ve 2007 yılında açtıkları bedel davasında Mahkemenin hatalı yorumu iledavayı tazminata çevirme taleplerini dikkate almaması ve yanlış karar vermesinedeniyle haklarının ihlal edildiği iddialarına dayandığından bu şikâyetlermülkiyet hakkı ve adil yargılanma hakkı kapsamında hakkaniyete uygun yargılanmahakkı yönünden incelenmiştir. Başvurucuların makul sürede yargılanma hakkına yönelikşikâyetleri ise ayrıca incelenmiştir.
1. KabulEdilebilirlik Yönünden
a. Mülkiyet Hakkının İhlal Edildiği İddiası
31. Başvurucular, murislerininsahibi olduğu taşınmazın 1968 yılında yapılan kadastro işlemi ile ellerindençıktığını, 2007 yılında açtıkları bedel davasında Anayasa Mahkemesinin 17/1/2008 tarihli iptal kararı sonrasında talep konusunutazminata çevirdiklerini, ancak Mahkemenin davayı süre yönünden reddettiğinibelirterek mülkiyet haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.
32. 6216 sayılı Kanun'un geçici1. maddesinin (8) numaralı fıkrası şöyledir:
"Mahkeme, 23/9/2012 tarihindensonra kesinleşen nihai işlem ve kararlar aleyhine yapılacak bireyselbaşvuruları inceler."
33. Anayasa ve 6216 sayılıKanun'un anılan hükümleri uyarınca Anayasa Mahkemesinin zaman bakımındanyetkisinin başlangıcı 23/9/2012 tarihi olup, Mahkeme,ancak bu tarihten sonra kesinleşen nihai işlem ve kararlar aleyhine yapılanbireysel başvuruları inceleyebilecektir. Bu açık düzenlemeler karşısında,anılan tarihten önce kesinleşmiş nihai işlem ve kararları da içerecek şekildeyetki kapsamının genişletilmesi mümkün değildir. Mahkemenin zaman bakımındanyetkisine ilişkin bu düzenlemelerin kamu düzenine ilişkin olmaları nedeniyle,bireysel başvurunun tüm aşamalarında resen dikkate alınmaları gerekir (Ahmet Melih Acar, B. No: 2012/329, 12/2/2013, § 15).
34. Somut başvuruya konu olaydabaşvurucuların murisi, 1968 yılında yapılan kadastro işlemi sonrasında aynı yıladına kayıtlı 1954 yılına ait tapu kaydına dayanarak müdahalenin men’i davası açmış, ancak dava söz konusu taşınmazın 221sayılı Kanun şümulüne girdiği gerekçesiyle reddedilmiş ve Yargıtay 1. HukukDairesinin 15/11/1971 tarihli onama kararı ilekesinleşmiştir. Başvurucular, murislerinin veya kendilerinin 221 sayılı Kanunun3. maddesine göre 6830 sayılı İstimlâk Kanunu’nun yürürlüğe girdiği tarihekadar, kamulaştırma işlemi yapılmadan alınan taşınmazlar için öngörülen iki yıliçinde bedel davası açtıklarına dair bir belge sunmamışlardır.
35. Başvurucular, murislerineait olduğunu iddia ettikleri taşınmazın bedeliyle ilgili olarak yapılankadastro işleminden 41 yıl sonra 5/10/2007 tarihindebedel davası açmışlar ve Anayasa Mahkemesinin 17/1/2008 tarihli ve E.2004/25,K.2008/42 sayılı kararı ile 221 sayılı Kanun’un 3. maddesinin ikinci fıkrasındayer alan “tazminat” kelimesiniiptal etmesinden sonra 28/9/2009 tarihli dilekçeleriyle bedel yerine tazminattalep ettiklerini Mahkemeye bildirmişlerdir. Başvurucularıniddialarına karşı İdare dava konusu taşınmazın 1946, 1966, 1982 ve 2009 havafotoğraflarında anıt olarak tespit edildiği, Hürriyet-i Ebediye anıtınınyapımına 1909 yılında karar verildiği ve 1911 yılında yapıldığı, söz konusutaşınmazın mülkiyetinin 1956 yılından önce Belediyeye geçtiği, daha sonra bir kısmınınKarayolları tarafından kamulaştırıldığı ve 221 sayılı Kanuna göre iki yıllıkdava açma süresinin fazlasıyla geçtiği itirazlarında bulunmuştur.
36. Yapılan yargılama sonucundaMahkeme, 26/5/2011 tarihli kararıyla 221 sayılıKanun’un 3. maddesinde yer alan iki yıllık dava açma süresinin fazlasıylaaşıldığı gerekçesiyle davayı reddetmiş ve temyiz talebini inceleyen Yargıtay 5.Hukuk Dairesinin 5/6/2012 tarihli onama ve 24/12/2012 tarihli karar düzeltmetalebini ret kararı ile karar kesinleşmiştir
37. Başvurucuların murislerininaçtığı taşınmazın aynına ilişkin dava 1971 yılında kesinleşmiş olup, taşınmazınmülkiyeti, bahsedilen tarihte Anayasa Mahkemesinin bireysel başvurularıincelemeye başladığı 23/9/2012 tarihinden 41 yıl öncekesin olarak başvurucuların murisinin elinden çıkmıştır. Mahkeme kararıkesinleştikten sonra taşınmazın mülkiyeti artık başvurucuların murisinin hakalanından çıkmıştır. Taşınmazın bedel talebi için 221 sayılı Kanun’un 4.maddesi ile getirilen süre ise bahsedilen Kanun’un Resmî Gazete’deyayımlandığı 12/01/1961 tarihinden iki yıl sonra12/1/1963 tarihinde son bulmuştur.
38. Anayasa ve AİHS'in ortak koruma alanında yer alan mülkiyet hakkı,mevcut mal, mülk ve varlıkları koruyan bir güvencedir (Bkz.,Kemal Yeler ve Ali Arslan Çelebi,§§ 36-37), Başvurucular, 2007 yılında açtıkları bedel davasında taşınmazınhukuki olarak malikleri olmayıp, 1971 yılında murislerinin kaybettiğitaşınmazın mülkiyetini yeniden kazanmayı veya buna bağlı olarak tazminat almayıtalep etmektedirler. Başvurucuların mülkiyet hakkına konu ettikleri taşınmazlahukuki ilişkileri Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuruları incelemeyebaşladığı 23/9/2012 tarihinden 41 yıl öncekesildiğinden ve bu taşınmaza bağlı bedel talebi hakları da 12/1/1963 tarihindeson bulduğundan mülkiyet hakkına yönelik şikayet, Mahkemenin zaman bakımındanyetkisinin dışında kalmaktadır.
39. Nitekim benzer nitelikte 221sayılı Kanun çerçevesinde el konulan gayrimenkullerle ilgili bir başvuruyuinceleyen AİHM, “… yaniTürkiye Cumhuriyeti için 1 Nolu Ek Protokol’ün 1.maddesinin yürürlüğe girdiği 28 Ocak 1987 tarihinden önce, Hazine’yedevredilmesini dikkate alan AİHM, 1961 tarih ve 221 sayılı Kanun’a dayalı birmülkiyet mahrumiyetinin koşullarını incelemek için zaman bakımından yetkisizolduğu kanaatine varmaktadır.” demek suretiyle benzer bir olaydakabul edilemezlik kararı vermiştir (Ekdal ve diğerleri/Türkiye, 6990/04, 25/1/2011, § 48).
40. Açıklanan nedenlerle,başvurucuların bedel veya tazminat istemine dayanak yaptıkları taşınmazlahukuki ilişkilerinin bireysel başvuruların incelenmeye başlandığı tarih olarakbelirlenen 23/9/2012 tarihinden önce 1971 yılındakiMahkeme kararıyla kesildiği, bu kararın aynı yıl kesinleştiği ve taşınmazabağlı bedel talebi haklarının da 12/1/1963 tarihinde son bulduğuanlaşıldığından, başvuruya konu mülkiyet hakkına yönelik şikâyetin, diğer kabuledilebilirlik şartları yönünden incelenmeksizin "zaman bakımından yetkisizlik" nedeniyle kabuledilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
b. Hakkaniyete Uygun Yargılanma Hakkının İhlalEdildiği İddiası
41. Başvurucular, murislerininsahibi olduğu taşınmazın 1971 yılında mahkeme kararıyla ellerinden çıktığını,2007 yılında açtıkları bedel davasının Anayasa Mahkemesinin 17/1/2008tarihli ve E.2004/25, K.2008/42 sayılı kararı ile 221 sayılı Kanun’un 3.maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “tazminat”kelimesini iptal etmesinden sonra 28/9/2009 tarihli dilekçeleriyle bedel yerinetazminata çevrilmesini istediklerini, buna rağmen Mahkemenin 2 yıllık dava açmasüresinin fazlasıyla aşıldığı gerekçesiyle davayı reddettiğini belirterekAnayasal haklarının ihlal edildiğini iddia etmişlerdir.
42. Başvurucuların şikâyetininözü mahkemenin dava süresiyle ilgili hatalı yorum yaptığı ve yanlış karar verdiğiiddiasına dayandığından ve mülkiyet hakkıyla ilgili olarak zaman bakımındanyetkisizlik nedeniyle kabul edilemezlik kararı verildiğinden bu şikâyet adilyargılanma hakkı kapsamında hakkaniyete uygun yargılanma hakkı yönündenincelenmiştir.
43. Anayasa'nın 148. maddesinindördüncü fıkrası ile 6216 sayılı Kanun'un 49. maddesinin (6) numaralıfıkrasında, bireysel başvurulara ilişkin incelemelerde kanun yolundagözetilmesi gereken hususların incelemeye tabi tutulamayacağı, 6216 sayılıKanun'un 48. maddesinin (2) numaralı fıkrasında ise açıkça dayanaktan yoksunbaşvuruların Mahkemece kabul edilemezliğine karar verilebileceğibelirtilmiştir.
44. Bir anayasal hakkın ihlaliiddiası içermeyen, yalnızca derece mahkemelerinin kararlarının yeniden incelenmesitalep edilen başvuruların açıkça dayanaktan yoksun ve Anayasa ve Kanuntarafından Mahkemenin yetkisi kapsamı dışında bırakılan hususlara ilişkinolduğu açıktır (B. No: 2012/1056, 16/4/2013, § 34).
45. İlke olarak derecemahkemeleri önünde dava konusu yapılmış maddi olay ve olguların kanıtlanması, delillerindeğerlendirilmesi, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması ile derecemahkemelerince uyuşmazlıkla ilgili varılan sonucun esas yönünden adil olupolmaması bireysel başvuru incelemesine konu olamaz. Bunun tek istisnası, derecemahkemelerinin tespit ve sonuçlarının adaleti ve sağduyuyu hiçe sayan tarzdabariz takdir hatası veya açık keyfilik içermesi ve bu durumun kendiliğindenbireysel başvuru kapsamındaki hak ve özgürlükleri ihlal etmiş olmasıdır. Buçerçevede, kanun yolu şikâyeti niteliğindeki başvurular bariz takdir hatasıveya açıkça keyfilik bulunmadıkça Anayasa Mahkemesince incelenemez (Necati Gündüz ve Recep Gündüz, B. No:2012/1027, 12/2/2013, § 26).
46. Hukukun genel ilkelerindenbiri hukuk güvenliği prensibidir. Bu ilke, hukuk normlarının öngörülebilirolmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmelerini,devletin de hukuki düzenlemelerde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerdenkaçınmasını gerekli kılar (Zafer Öztürk,B. No: 2012/51, 25/12/2012, § 18).
47. Belli bir hakkın mahkemedeileri sürülebilmesi ya da hak arama hürriyeti kapsamında bir davanınaçılabilmesi için öngörülecek süreler hukuk güvenliği ilkesi gereği olup, adilyargılanma hakkının ihlali olarak değerlendirilemez. Anılan süreler,mahkemelerin zamanın geçmesi nedeniyle güvenilirliği kalmayan, eksik ya daulaşılması zor kanıtlara dayanarak uzak geçmişte meydana gelmiş olaylarhakkında karar vermelerini istemekle oluşabilecek adaletsizliklerin önünegeçmek ve hukuk güvenliğini sağlamak gibi önemli ve meşru amaçlara hizmetederler. Süre sınırlaması getiren bu müdahaleler, devletin takdir yetkisiiçinde olup, ulaşılmak istenen meşru amaçla orantılı oldukça ve hakkın özünü zedelemedikçeAnayasa'da yer alan adil yargılanma hakkını ihlal etmiş sayılmazlar (Mardin Süryani Katolik Kilisesi Vakfı, B.No: 2013/757, 13/6/2013, § 27).
48. Başvurucuların murisi adına1956 yılına ait kaydı bulunan ve 1966 yılında yapılan kadastro tespitiylemülkiyeti tartışmalı olan taşınmaza ilişkin mülkiyet sorunu, yapılan yargılamasonucunda 1971 yılında kesin olarak çözümlenmiştir. Başvurucular, taşınmazınaynıyla ilgili dava kesinleştikten 36 yıl sonra 2007 yılında bedel davasıaçmışlar ve Anayasa Mahkemesinin 17/1/2008 tarihli vekararı ile 221 sayılı Kanun’un 3. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “tazminat” kelimesini iptal etmesindensonra 28/9/2009 tarihli dilekçeleriyle davada taleplerinin bedel yerinetazminata çevrilmesini Mahkemeden istemişlerdir. Mahkeme, 26/5/2011tarihli kararıyla iki yıllık dava açma süresinin fazlasıyla aşıldığı ve davanınsüresinde açılmadığı gerekçesiyle davayı reddetmiştir. Bu karar 24/12/2012 tarihinde derecattangeçerek kesinleşmiştir.
49. Başvurucular, murislerinin1966 yılında yapılan kadastro işlemi sonrasında men’imüdahale davası açtığını belirtmekle birlikte bedel davasını 221 sayılı Kanunun3. maddesinde öngörülen sürede açtıklarına dair bir belge sunmamışlar, somutbaşvuruya konu davayı ise bahsedilen kanuni sürenin çok üzerinde 41 yıl sonra2007 yılında açmışlardır.
50. Somut davada İlk DereceMahkemesince uyuşmazlığın çözümü için gerekli bilgi ve belgeler toplanarakinceleme yapılmış ve bilirkişi raporları alınmış, başvuruculara bahsettikleriiddia ve itirazlarını sunmak üzere imkân verilmiş ve başvurucular iddia veitirazlarını Mahkemeye sunmuştur. İlk Derece Mahkemesi ve Yargıtay bu iddia veitirazları değerlendirerek iki yıllık dava açma süresinin geçtiği gerekçesiyledavanın reddi yönünde karar vermiştir.
51. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılıHukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 33. maddesi gereği hukukun uygulanması veyorumlanması hâkimin resen gözeteceği bir husustur. Bu kapsamda hak düşürücüsürenin dava konusu uyuşmazlıkta uygulanması da hâkimin takdir yetkisi içindeolup (Mardin Süryani Katolik Kilisesi Vakfı,§ 31), kanunun açık hükmü karşısında beklenmesi gereken birsonuçtur. Derece mahkemelerinin kararlarında dava süresinin uygulanmasıkonusunda bariz takdir hatası veya açıkça keyfilik bulunmadıkça AnayasaMahkemesinin bu takdire müdahalesi söz konusu olamaz.
52. Açıklanan nedenlerle,başvurucuların hakkaniyete uygun yargılanma haklarının ihlal edildiğiiddiasının kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin olduğu, derecemahkemesi kararlarının bariz takdir hatası veya açıkça keyfilik içermediğianlaşıldığından, başvurunun diğer kabul edilebilirlik şartları yönündenincelenmeksizin "açıkça dayanaktanyoksun olması" nedeniyle kabul edilemez olduğuna kararverilmesi gerekir.
c. Makul Sürede Yargılanma Hakkının İhlal Edildiği İddiası
53. Başvurucuların makul süredeyargılanma haklarına yönelik şikâyetlerinin açıkça dayanaktan yoksun olmadığıve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir nedenin de bulunmadığıanlaşılan başvurunun bu kısmının kabul edilebilir olduğuna karar verilmesigerekir.
2. Esas Yönünden
54. Başvurucular, 2007 yılındamurislerine ait taşınmazla ilgili olarak açılan hukuk davasının beş yıldakesinleşmesi nedeniyle makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğini iddiaetmişlerdir.
55. Anayasa ve Avrupa İnsanHakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) ortak koruma alanı dışında kalan bir hakihlali iddiasını içeren başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesimümkün olmayıp (Onurhan Solmaz, B. No: 2012/1049, 26/3/2013, § 18), Sözleşme metni ile AİHM kararlarındanortaya çıkan ve adil yargılanma hakkının somut görünümleri olan alt ilke vehaklar, esasen Anayasa’nın 36. maddesinde yer verilen adil yargılanma hakkınında unsurlarıdır. Anayasa Mahkemesi de Anayasa’nın 36. maddesi uyarınca incelemeyaptığı birçok kararında, ilgili hükmü Sözleşme’nin 6. maddesi ve AİHM içtihadıışığında yorumlamak suretiyle, Sözleşme’nin lâfzî içeriğinde yer alan ve AİHM içtihadıylaadil yargılanma hakkının kapsamına dâhil edilen ilke ve haklara, Anayasa’nın36. maddesi kapsamında yer vermektedir. Somut başvurunun dayanağını oluşturanmakul sürede yargılanma hakkı da yukarıda belirtilen ilkeler uyarınca adilyargılanma hakkının kapsamına dâhil olup, ayrıca davaların en az giderle vemümkün olan süratle sonuçlandırılmasının yargının görevi olduğunu belirtenAnayasa’nın 141. maddesinin de, Anayasa’nın bütünselliği ilkesi gereği, makulsürede yargılanma hakkının değerlendirilmesinde göz önünde bulundurulmasıgerektiği açıktır (Güher Ergun ve Diğerleri,B. No: 2012/13, 2/7/2013, §§ 38–39).
56. Davanın karmaşıklığı,yargılamanın kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılamasürecindeki tutumu ve başvurucunun davanın hızla sonuçlandırılmasındakimenfaatinin niteliği gibi hususlar, bir davanın süresinin makul olupolmadığının tespitinde göz önünde bulundurulması gereken kriterlerdir(Güher Ergun ve Diğerleri, §§41–45).
57. Anayasa’nın 36. maddesi veSözleşme’nin 6. maddesi uyarınca, medeni hak ve yükümlülüklere ilişkinuyuşmazlıkların makul sürede karara bağlanması gerekmektedir. Başvuru konusuolayda, asliye hukuk mahkemesi nezdinde açılan bedel davasının söz konusuolduğu görülmekle, 6100 sayılı Kanun’da yer alan usul hükümlerine göreyürütülen somut yargılama faaliyetinin, medeni hak ve yükümlülükleri konu alanbir yargılama olduğunda kuşku yoktur (GüherErgun ve Diğerleri, § 49).
58. Medeni hak veyükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara ilişkin makul süre değerlendirmesinde,sürenin başlangıcı kural olarak, uyuşmazlığı karara bağlayacak yargılamasürecinin işletilmeye başlandığı, başka bir deyişle davanın ikame edildiğitarih olup (Güher Ergun ve Diğerleri,§ 50), somut başvuru açısından bu tarih 5/10/2007 tarihidir.
59. Sürenin bitiş tarihi ise,çoğu zaman icra aşamasını da kapsayacak şekilde yargılamanın sona ermetarihidir. (Güher Ergun ve Diğerleri,§ 52). Bu kapsamda, somut yargılama faaliyeti açısından sürenin bitiştarihinin, başvurucunun karar düzeltme talebi hakkında Yargıtay 5. HukukDairesinin E.2012/24289, K.2012/28015 sayılı kararı verdiği 24/12/2012tarihi olduğu anlaşılmaktadır.
60. Davanın ikame edildiği tarihile Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuruların incelenmesi hususundaki zamanbakımından yetkisinin başladığı tarihin farklı olması halinde, dikkate alınacaksüre, 23/9/2012 tarihinden sonra geçen süre değil,uyuşmazlığın başlangıç tarihinden itibaren geçen süredir (Güher Ergun ve Diğerleri, § 51).
61. Başvuruya konu yargılamasürecinin incelenmesinde, yargılamanın konusunun bir adet taşınmaza ilişkin 221sayılı Kanun’a dayalı bedel talebi olduğu, 5/10/2007tarihinde açılan davanın yargılama sürecinde ilk derece mahkemesince verilenkararın temyiz edildiği, taraflarında iki davacı ve bir davalının yer aldığıdavanın Yargıtay 5. Hukuk Dairesinin 24/12/2012 tarihli kararıyla beş yılınüzerinde bir sürede kesinleştiği anlaşılmaktadır.
62. İlgili yargılama evrakınınincelenmesinden, başvuruya konu yargılama sürecinin asliye hukuk mahkemesiönünde sürdüğü görülmekle, medeni hak ve yükümlülüklere ilişkin uyuşmazlıklarıkonu alan yargılama faaliyetleri için geçerli genel usulihükümler içeren 6100 sayılı Kanun’a tabi bir yargılama faaliyetinin söz konusuolduğu ve 6100 sayılı Kanun’un 30. maddesinin, uyuşmazlıkların makul süredeçözümlenmesi gerekliliğini ortaya koyduğu anlaşılmaktadır (§ 26).
63. 6100 sayılı Kanun’unöngördüğü yargılama usullerine tabi mahkemeler nezdindeki yargılamaların makulsürede sonuçlandırılmadığı yönündeki iddialar daha önce bireysel başvuru konusuyapılmış ve Anayasa Mahkemesi tarafından, özellikle yargılamada sürati teminetmeye hizmet eden özel usul hükümlerinin nazara alınmadığı göz önündebulundurularak makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği yönünde kararverilmiş olup (Güher Ergun ve Diğerleri,§§ 54-64), başvuruya konu davaya bütün olarak bakıldığında, somut başvuruaçısından farklı bir karar verilmesini gerektirecek bir yön bulunmadığı ve sözkonusu beş yılı aşan yargılama sürecinde makul olmayan bir gecikmenin olduğusonucuna varılmıştır.
64. Açıklanan nedenlerle,başvurucuların Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul süredeyargılanma hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
3. 6216 Sayılı Kanunun 50. Maddesi Yönünden
65. Başvurucular, yargılamanınmakul sürede sonuçlandırılmaması nedeniyle 500.000,00 TL manevi tazminata vemülkiyet hakkının ihlal edilmesi nedeniyle 15.000.000,00 TL maddi tazminatahükmedilmesini talep etmiştir.
66. 6216 sayılı Kanun’un “Kararlar” kenar başlıklı 50. maddesinin(2) numaralı fıkrası şöyledir:
“Tespit edilen ihlalbir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmakiçin yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yenidenyargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehinetazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolugösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, AnayasaMahkemesi’nin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadankaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”
67. Başvurucuların tarafı olduğuuyuşmazlığa ilişkin beş yılı aşan yargılama süresi nazara alındığında,yargılama faaliyetinin uzunluğu sebebiyle, yalnızca ihlal tespitiylegiderilemeyecek olan manevi zararları karşılığında başvuruculara müştereken takdiren net 3.350,00 TL manevi tazminat ödenmesine kararverilmesi gerekir.
68. Başvurucular tarafındanmaddi tazminat talebinde bulunulmuş olmakla beraber, tespit edilen ihlal ileiddia edilen maddi zarar arasında illiyet bağı bulunmadığı anlaşıldığından vebaşvurucuların mülkiyet hakkıyla ilgili şikâyetleri zaman bakımındanyetkisizlik nedeniyle kabul edilemez bulunduğundan başvurucuların madditazminat taleplerinin reddine karar verilmesi gerekir.
69. Başvurucular tarafındanyapılan ve dosyadaki belgeler uyarınca tespit edilen 198,35 TL harç ve 1.500,00TL vekâlet ücretinden oluşan 1.698,35 TL yargılama giderinin başvurucularaödenmesine karar verilmesi gerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanannedenlerle;
A. Başvurucuların,
1. Mülkiyet haklarının ihlali iddiasının "zaman bakımından yetkisizlik",
2. Hakkaniyete uygun yargılanma haklarının ihlali iddiasının "açıkça dayanaktan yoksun olması",
nedenleriyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
3. Makul sürede yargılanma haklarının ihlali iddiasının KABULEDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Başvurucuların Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altınaalınan makul sürede yargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
C. Başvuruculara müştereken net 3.350,00 TL manevi TAZMİNATÖDENMESİNE,
D. Başvurucuların tazminata ilişkin diğer taleplerinin REDDİNE,
E. Başvurucular tarafından yapılan 198,35 TL harç ve 1.500,00 TLvekâlet ücretinden oluşan toplam 1.698,35 TL yargılama giderinin BAŞVURUCULARAÖDENMESİNE,
F. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun MaliyeBakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına; ödemedegecikme olması halinde, bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadargeçen süre için yasal faiz uygulanmasına,
25/6/2015 tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar verildi.