TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
YÜKSEL YİĞİT BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2013/3050)
Karar Tarihi: 10/3/2016
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Burhan ÜSTÜN
Üyeler
:
Hicabi DURSUN
Erdal TERCAN
Kadir ÖZKAYA
Rıdvan GÜLEÇ
Raportör
:
Cüneyt DURMAZ
Başvurucu
:
Yüksel YİĞİT
Vekili
:
Av. Halis YILDIRIM
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, bir park içerisinde Belediye tarafından inşaatısürdürülen su deposuna düşen ve akabinde vefat eden başvurucunun babasının ölümolayının etkili soruşturulmaması nedeniyle adil yargılanma hakkı ile etkilibaşvuru hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru, 22/4/2013 tarihinde Anayasa Mahkemesine doğrudanyapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesineticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel bir eksikliğinin bulunmadığıtespit edilmiştir.
3. Birinci Bölüm Birinci Komisyonunca 23/6/2015 tarihinde,başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına kararverilmiştir.
4. Bölüm Başkanı tarafından 16/11/2015 tarihinde, başvurununkabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına kararverilmiştir.
5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık tarafından 7/12/2015 tarihinde AnayasaMahkemesine sunulan görüş 16/12/2015 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir.Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanlarını 31/12/2015 tarihinde ibrazetmiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
A. Olaylar
6. Başvuru formu ve ekleri, soruşturma ve yargılama dosyasıiçeriği ile Bakanlık görüşünde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetleşöyledir:
7. Başvurucunun babası Besim Yiğit (B.Y.), 6/5/2009 tarihindeİstanbul Bahçelievler'de bulunan Kocasinan Semt Parkı ve Kadir Has Parkı yeşilalanının sulama ihtiyacını karşılamak amacıyla Bahçelievler Belediyesi Park veBahçeler Müdürlüğü tarafından inşa edilmekte olan eden su deposuna düşmüştür.
8. Olay yerinde bulunan kişilerce düştüğü yerden çıkarılan B.Y.,yaralı olarak Kadıköy Ruh Sağlığı ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve AraştırmaHastanesine (Hastane) götürülmüştür.
9. Hastanenin 6/5/2009 tarihli adli vaka raporunda özetle üçdört metre derinlikteki çukura düşen hastanın uykuya meyilli olduğu, gözlerininher yöne doğal olduğu, hayati tehlikesinin mevcut olduğu belirtilmiştir. B.Y.,tedavi görmekte iken 19/5/2009 tarihinde vefat etmiştir.
10. Olay hakkında 2009/51465 Soruşturma sayılı dosya ileBakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı (Cumhuriyet Başsavcılığı) tarafındansoruşturma başlatılmıştır. Soruşturma kapsamında Cumhuriyet savcısı, olayıngerçekleştiği gün Bahçelievler Kaymakamlığı İlçe Emniyet Müdürlüğünde görevlipolis memurlarına kazıyı yapan görevlilerin ifadelerinin alınması, olay yerindegerekli incelemenin yapılması ve kuyuya düşen B.Y.ninifadesinin alınması talimatlarını vermiştir.
11. Olayın yaşandığı gün, Bahçelievler Kaymakamlığı İlçe EmniyetMüdürlüğü polisleri tarafından görgü tanıklarının ifadeleri alınmıştır. SemtParkı'nın işletmeciliğini yapan F.A. ve E.A. ifadelerinde özetle kazı alanıçevresine Belediye tarafından güvenlik bariyerleri konulduğunu, B.Y.nin güvenlik şeridinden içeriye girdiğini, kendisine"Çalışma alanına girme." dediklerini ancak “Tamam.” demesine rağmengirdiğini ve demir güvenlik bariyerinin üzerine tırmanarak kafasını uzatıpkuyuya baktığı esnada aşağıya düştüğünü belirtmişlerdir. Kalıp ustası M.Ş.ifadesinde özetle kuyudan uzakta bulunduğu sırada bir bağırma sesi duyduğunu,kuyunun bulunduğu yere gittiğinde B.Y.nin kuyuyabakmak isterken bariyerin üzerinden aşağı düştüğünü gördüğünü, hemen B.Y.nin düştüğü yerdeki kalıpları sökerek B.Y.yi dışarı çıkardığınıbelirtmiştir. Bahçelievler Belediyesi Park ve Bahçeler Müdürü A.A. ifadesindeözetle kepçeyle kazı yapılan yere görevliler tarafından her zaman güvenlikbariyerlerinin konulduğunu ve vatandaşlara konuyla ilgili ikazlarınyapıldığını, şahsın kendi hatasından dolayı bariyerleri aşıp düştüğünüdüşündüğünü beyan etmiştir.
12. İlçe Emniyet Müdürlüğü tarafından olayın yaşandığı günmüşteki sıfatıyla başvurucunun da ifadesi alınmıştır. Başvurucu ifadesindeözetle babasının Kocasinan Parkı'na gezmek amaçlı gittiğini, park içerisindekibarikatların bulunduğu yere gittiğinde barikatlardan tuttuğunu, barikat olandemirler birbirine bağlı olmadığından babasının Belediyenin kazdığı kuyuyadüştüğünü, barikatlarla ilgili ihmalin söz konusu olduğunu düşündüğünü belirtmiştir.Anılan tarihte yoğun bakımda olan B.Y.nin ifadesialınamamıştır. İfadesininalınamadığına dair üç ayrıgün için tutanak tanzim edilmiştir.
13. Görevli polis memurları tarafından olay yerinin fotoğraflarıçekilmiş, olay yeri krokisi çizilmiş ve olay yeri inceleme raporuhazırlanmıştır. Polis Memuru H.D. ile R.Ç. tarafından imzalanan olay yeriinceleme raporunda okunabildiği kadarıyla şu ifadelere yer verilmiştir:
“…Olay yerine intikaledildiğinde olay yerinin güvenlik … altında olduğu, … kod noluekibin olay yerinde olduğu görüldü. Olay yerinin park ve çay bahçesi olduğu çaybahçesinin alt kısmında Bahçelievler Belediyesi'ne ait su deposu inşaatı olduğuçalışmaların sürdüğü görüldü. İnşaat çevresinde 25 adet yerden yüksekliği 120santim olan demir bariyerlerle (kenetlenmiş) çevrili olduğu ve demirbariyerlerin gerisinde eski ve yeni şeritlerle çevrili olduğu görüldü. Bariyeriçindeki inşaatta çalışmaların … görüldü. Çeşme sokağa yakın yerde yola yakınbariyerler üzerinde “SU DEPOSU İNŞ. ALANI GİRMEK TEHLİKELİ VE YASAKTIR” ibarelipankart olduğu görüldü İnşaat alanının derinliğinin 3.90m olduğu ölçüldü. Bariyerler üzerinde Bahçelievler Belediyesi Zabıtaibarelerinin olduğu görüldü. Demir bariyerlerle tahta kalıp arasının 2.50 (m)(tutanakta cm olarak yazılı olsa da krokide 2.50 m. olduğuifade edilmiş) olduğu … görüldü. (…)”
14. B.Y.nin düşmesinden önceki birtarihte Park Görevlisi M.S., Park İşletmecisi Ö.A. ve Bölge Şefi H.A.tarafından imzalı 27/4/2009 tarihli tutanakta “Belediyemizpark ve bahçeler müdürlüğü tarafından Kocasinan semt parkı ve Kadirhas parkı otomatik su sistemi için yaptırılan yer altıbetonarme su deposu inşaat çalışması için inşaat alanında demir bariyerlerleher türlü güvenlik önlemi alınmış olup tarafımızdan resimlenip tutanak ekineiliştirilmiştir.” ifadelerine yer verilmiştir.
15. Adli Tıp Kurumu Morg İhtisas Dairesinin 11/9/2009 tarihliotopsi raporunun sonuç kısmında “Kişininölümünün genel beden travmasına bağlı kafatası kırıkları ile birlikte, beyinkanaması, beyin doku harabiyeti ve beraberindegelişen komplikasyonlar sonucu meydana gelmiş olduğu…” kanaatibildirilmiştir.
16. Cumhuriyet Başsavcılığı, 19/11/2009 tarihli yazı ileKocasinan Parkı içindeki su deposunun kim tarafından ne zaman kazıldığının,önlemlerin alınıp alınmadığının ve 6/5/2009 tarihi itibarıyla kimlerin sorumluolduğunun tespit edilmesini ve bu tespitlere ilişkin düzenlenecek evrakıngönderilmesini Bahçelievler Belediye Başkanlığından talep etmiştir.Bahçelievler Belediye Başkanlığı Park ve Bahçeler Müdürlüğü; 15/12/2009 tarihliyazı ile tüm çalışmaların Park ve Bahçeler Müdürlüğü tarafından yürütüldüğünü,depo alanının hafriyat çalışmalarının taraflarınca yapılmış olduğunu, bütünçalışma alanının demir bariyer ve emniyet şeridi ile çevrilmiş olduğunu veuyarıcı pankartlar asılarak tüm emniyet tedbirlerinin alındığını, olayla ilgilitüm bilgi ve belgelerin karakola sunulmuş olduğunu ve güvenlik önlemleri ileilgili tüm resimlerin ekte sunulduğunu belirtmiştir. Anılan yazıda ayrıca B.Y.nin söz konusu alanda çalışan kişilerce uyarılmışolmasına rağmen bariyeri aşarak kazanın meydana geldiği alana gittiği ifadeedilmiştir.
17. Cumhuriyet Başsavcılığı, 10/8/2010 tarihli yazı ile Adli TıpKurumu Başkanlığından B.Y.in, Bahçelievler Belediyesinin su deposu için kazmışolduğu kuyuya düşüp yaralanması neticesinde gerçekleşen ölüm olayında şahsınkesin ölüm sebebinin belirlenmesi ve şahsın ölümüne sebep olan kişi veyakişilerin kusur durumlarının tespit edilmesi konularında rapor hazırlanmasınıistemiştir. Adli Tıp Kurumu 1. İhtisas Kurulu, B.Y. hakkında düzenlenmiş adlive tıbbi belgeleri incelemiş ve sonuç olarak “(…)ileri derecede kalp-damar hastalığı bulunan ve bu nedenle by-passoperasyonu geçirmiş olan kişinin ölümünün, yüksekten düşmeye bağlı kafatasıkırığı, beyin kanaması ve gelişen komplikasyonlar sonucu meydana gelmiş olduğu,olayın meydana gelmesindeki kusur durumlarının adli tıbbi bir konu olmadığı …”mütalaasında bulunmuştur.
18. Cumhuriyet Başsavcılığı, 10/12/2010 tarihli ve SoruşturmaNo: 2009/51465, K.2010/76289 sayılı karar ile kamu davası açmaya yeterli kanunive inandırıcı deliller elde edilemediği gerekçesine yer vererek kovuşturmayayer olmadığına (KYO) karar vermiştir. Başvurucunun anılan karara yaptığıitirazın, İstanbul 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 9/3/2011 tarihli ve 2011/324Değişik İş sayılı kararı ile “Olay yeriaynen duruyorsa mahallinde biri İnşaat Mühendisi, biri Hukuk Fakülteleri CezaKürsüsünden ve birinin de Makine Fakültesinden seçilecek bilirkişi marifetiyle olayyerinde inceleme yapılarak, olayda ölen ve Belediye’nin kusuru olup olmadığı,olay yeri muhafaza edilmemişse olay yerini bilen tanıklar dinlenerek, dosyaüzerinden bilirkişi yapılmasının gerektiği, eksik soruşturma ile kararverildiği (…)” gerekçesiyle kabul edilmesi üzerine soruşturmayaBakırköy Cumhuriyet Başsavcılığının 2011/28312 Soruşturma sayılı dosyasıüzerinden devam edilmiştir.
19. Cumhuriyet Başsavcılığı, İstanbul 2. Ağır Ceza Mahkemesikararı doğrultusunda olay hakkında bilirkişi raporu almış ve “Olayla ilgili bilirkişi istenmiş olup bilirkişiraporunda "ilgili kuyunun kapatıldığı, dosya muhteviyatına göre bu konudakarar verilebileceği, maktulün olayda kusurlu olduğu" belirtilmiştir. Ziraşüpheli kurumun gerekli tedbirleri aldığı ve "gerek dosyadaki mevcutfotoğraflarda gerekse olay yer inceleme raporu ve krokisinde olay gününde vesaatinde su deposu temel kazısı/çukuru hafriyat alanı etrafının 2-2,5 metregerisinden başlamak üzere çepeçevre 4 etrafının birbirine kenetlenmiş, her biriiki noktadan yere basan toplam 25 adet, 186cm genişliğindeki 1,20metreyüksekliğindeki düşey parmaklıklı zabıta bariyeri tabir edilen demirkorkuluklarla çevrili olduğu, bunlardan bir tanesi üzerinde bez afiş şeklindebir pankartın asılı olduğu, bu pankartta "su deposu inşaat alanı girmektehlikeli ve yasaktır. Park ve Bahçeler Müdürlüğü" ibaresinin büyükharflerle yazılı olduğu, yazının uzaktan seçilebildiği, ayrıca bu bariyerleringerisinde hafriyat sahasının 4 tarafında ikinci bir emniyet şeridinin çekiliolduğu görülmektedir.” gerekçesine yer vererek 9/12/2011 tarihli veSoruşturma No: 2011/28312, K.2011/41678 sayılı kararı ile kovuşturmaya yerolmadığına karar vermiştir.
20. Başvurucu, anılan karara itiraz etmiş ve itirazı inceleyenİstanbul 6. Ağır Ceza Mahkemesi, 17/2/2012 tarihli ve 2012/146 Değişik İşsayılı kararı ile “Dosyanın ve itirazdilekçesinin incelenmesinde, kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın, İstanbul2. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 09.03.2011 tarih, 2011/324 değişik iş sayılı kararıile kaldırılmasına dair verilen karar, şikayetçi ve vekiline tebliğ edilmeden,müşteki ve vekili tarafından bildirilecek tüm deliller değerlendirilmeksuretiyle karar verilmesi gerekirken eksik soruşturma ile kovuşturmaya yerolmadığına karar verilmesi[nin] usul ve yasaya aykırıolduğu” gerekçesine dayanarak kovuşturmaya yer olmadığına dairkararın kaldırılmasına karar vermiştir.
21. Anılan karar üzerine Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığının2011/28312 Soruşturma sayılı dosyası ile soruşturmaya devam edilmiştir. CumhuriyetBaşsavcılığı, 28/6/2012 tarihli yazısıyla İçişleri Bakanlığı Mahalli İdarelerGenel Müdürlüğünden Bahçelievler Belediye Başkanı O.D. hakkında görevi kötüyekullanmak suçundan 2/12/1999 tarihli ve 4483 sayılı Memurlar ve Diğer KamuGörevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanun’un 3. ve 6. maddeleri gereğinceinceleme yapılarak soruşturma izni verilip verilmeyeceğine dair kararıngönderilmesini talep etmiştir.
22. İçişleri Bakanlığı Mahalli İdareler Genel Müdürlüğü, “Olay günü Bahçelievler Emniyet Müdürlüğünde görevlipolis memurlarınca tutulan olay yeri inceleme raporunda ve çizilen krokide;inşaatın yerden yüksekliği 120 cm olan 25 adet demir bariyerle (kenetlenmiş)çevrili olduğu ve demir bariyerlerin gerisinde eski ve yeni şeritlerle çevriliolduğunun belirtildiği, 21/11/2011 tarihli bilirkişi raporunda ise; “ölümcülolaya sebebiyet veren kazanın kendi dikkatsizliğinden ve buna bağlı kusurundankaynaklandığının dosyadaki bilgi, belge ve görgü tanığı anlatımlarıyla vetutanaklarla sabit olduğu, olayın meydana gelmesinde belediye yetkililerininkusurunun bulunmadığı, belediyenin hizmetleri zımnında vücuda getirilmeyeçalıştığı park içi gömme su deposu inşaatını yaparken her türlü güvenlikönlemlerini aldığının görüldüğü, bu nedenle olayın meydana gelmesinde belediyeyetkililerinin kusurunun bulunduğuna dair herhangi bir delile rastlanmadığı”ifade edildiği (…)” gerekçesine yer vererek Bahçelievler BelediyeBaşkanı O.D. hakkındaki iddianın işleme konulmamasına karar vermiştir.
23. Başvurucunun anılan karara yaptığı itiraz, Danıştay BirinciDairesinin 15/1/2013 tarihli ve E.2013/5, K.2013/9 sayılı kararıyla “dosyanın incelenmesinden, söz konusu olay nedeniyleBakırköy 4. Asliye Hukuk Mahkemesinde görülmekte olan tazminat davasında teminedilen bilirkişi raporunda, olayın meydana gelmesinde Belediyenin % 75 oranındakusurlu olduğu sonucuna ulaşılmış ise de, Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığıncayaptırılan bilirkişi incelemesi sonucunda düzenlenen raporda, Belediyeyetkililerinin olayda kusurunun bulunmadığının belirtildiği, olay günü emekliöğretmen Besim Yiğit'in çevredekilerin uyarılarına rağmen Parkın içindebulunan, etrafı yere sabitlenmeyen demir bariyerlerle çevrili su deposuinşaatına yaklaşarak bariyerin üstünden uzanmak suretiyle inşaat çukuruna bakmakistediği sırada bariyerin devrildiği ve adı geçenin çukura düştüğü,çevredekilerin yardımıyla çukurdan çıkarılarak ambulansla Hastaneye götürülenkişinin bir süre komada kaldıktan sonra hayatını kaybettiği, çukura düşmeolayının Belediyenin güvenlik önlemi almamasından değil, adı geçenin merak saikiyle çukura bakmakta ısrarcı davranmasındankaynaklandığı hususunun görgü tanıklarının ifadelerinden anlaşıldığı”gerekçesiyle reddedilmiştir.
24. Söz konusu karar, 22/3/2013 tarihinde başvurucu vekilinetebliğ edilmiş ve 22/4/2013 tarihinde, süresi içinde bireysel başvuruyapılmıştır.
25. Bakanlık görüşünde de yer verildiği üzere başvuruya konuolayla ilgili olarak başvurucu ayrıca, ölenin yasal mirasçıları ile birlikte30/12/2009 tarihinde İstanbul 4. Asliye Hukuk Mahkemesinde BahçelievlerBelediye Başkanlığı aleyhine tazminat davası açmıştır.
26. Yerel mahkeme, E.2009/470 sayılı dosyada görülen davadaolayla ilgili olarak tanık ifadelerine başvurmuştur. Davacı tanıkları olayanını görmediklerini belirtmekle birlikte olay yeri ile ilgili bilgivermişlerdir.
27. Tanık İ.E. ifadesinde olayın meydana geldiği çukurunçevresinin tamamen kapalı ve muhafazalı olmadığını, yeterli güvenlik önlemialınmadığını beyan etmiştir.
28. T.D.Y. ise su kuyusunun, üzerinde "zabıta" yazılıiki metre genişliğindeve bir metre yüksekliğindesabit olmayan demir bariyerlerle bir tarafından çevrildiğini, bariyeri eliylekaldıran bir kişinin rahatlıkla inşaat sahasına girebileceğini belirtmiştir.
29. Davalı idarenin tanıklarından F.A. olayı şu şekildeaktarmıştır:
“Dava konusu edilen parktaki çay bahçesinibenim çocuklar işletir. Ben de o gün oradaydım. Olay günü yanında 9-10yaşlarında bir çocukla yaşlı bir bey parka geldi. Belediyenin açtığı bu çukurunhemen yanında çim vardı. Çimden önce tretuar kısmındaemniyet şeridi kısmında bant çekiliydi. Bu bey çimin üzerindeydi. Emniyetşeridini geçmişti. Amacı inşaatı izlemekti, ben öyle tahmin ediyorum. Benkendisini ikaz ettim. Orası tehlikeli diye söyledim. Hem emniyet şeridi vardı.Bana sesini çıkartmadı. Ben arkada çalışmaya gittim. Birden insanlarınkoştuğunu gördüm. İşçiler kalıbı söküyordu. Bu adam kalıpların arasındaki darçukura düşmüş. Aşağıdaki demirlere yüzüstü düşerek başını demirlere çarpmış.Kendisini oradan çıkardık ve ambulansla hastaneye götürdük. Çukurun etrafındademir bariyerler vardı. Ben olay yerine gittiğimde bu bariyerlerden bir kısmıinşaata doğru yatık durumdaydı. Oraya çoluk çocuk girmekteydi ancak biz ikazediyorduk.”
30. Tanık E.A.nınverdiği ifade ise şöyledir:
“Olay günü bir bey yanında küçük bir çocuklaparkta geziyordu. İnşaat alanındaki bantı geçmemekiçin sürekli parka gelenleri ikaz ederiz. Bu beyi de ikaz ettik. Daha sonra bir takım sesler duydum. Çukurun oraya gittiğimde bariyerinüstünden bu beyin aşağıya çukura düştüğünü ve bariyerin yatık olduğunu gördüm.Çukurdan yaralı olarak çıkartıldı ve ambulansla hastaneye götürüldü. Bana göreaklı başında olan kimse bu bandın arkasına gitmenin tehlikeli olduğunudüşünebilir, ayrıca birbirine takılı bariyerlerde vardı. Ayrıca parkıngirişinde inşaat sahasına girmenin tehlikeli ve yasak olduğuna ilişkin tabelada vardı. Okuma yazma bilen çocuklar da bunu bilebilir.”
31. İlk Derece Mahkemesi olay yerinde keşif yapıpbilirkişilerden rapor almıştır. Bilirkişi heyetince düzenlenen rapordabaşvurucunun babasının ölümü ile sonuçlanan olayda tedbirsiz ve dikkatsizdavranan ölenin %25 oranında sorumlu olduğu ve (temel olarak yere sabitlenmeyenbariyerlerin kullanılmasına dayanılarak) yeterli güvenlik önlemlerini almayandavalı Belediyenin %75 oranında kusurlu olduğu belirtilmiştir.
32. Asliye Hukuk Mahkemesi başvurucu ve diğer mirasçılartarafından açılan tazminat davasının kısmen kabul kısmen reddine kararvermiştir.
33. Yargıtay söz konusu davada görevli mahkemenin idaremahkemesi olduğunu belirterek kararı bozmuştur. Yerel mahkeme E.2013/192 sayılıdosyada yeniden görülen davada, hizmet kusurundan doğan davalarda idari yargıyerinde tam yargı davası açılması gerektiğini belirterek davanın reddine kararvermiştir.
34. Başvurucu ve diğer mirasçılar 16/5/2014 tarihinde İdareMahkemesine tam yargı davası açmışlardır. İstanbul 8. İdare MahkemesininE.2014/1017 sayılı dosyasında görülen davada Mahkeme, Asliye Hukuk Mahkemesincealınan bilirkişi raporunu yeterli kabul ederek 8/4/2015 tarihinde davanınkısmen kabulüne karar vermiştir. İlk Derece Mahkemesi başvurucuya 5.000 TLmaddi tazminat verilmesine hükmetmiştir.
35. Başvurucu ve diğer mirasçılar tarafından 14/7/2015 tarihindetemyiz edilen davanın Danıştay incelemesi devam etmektedir.
B. İlgili Hukuk
36. 4483 sayılı Kanun’un “İzinvermeye yetkili merciler” başlıklı 3. maddesinin birinci fıkrasının(e) bendi ile son fıkrası şöyledir:
“Soruşturma izni yetkisi
…
h) Büyükşehir belediye başkanları, il ve ilçebelediye başkanları; büyükşehir , il ve ilçe belediyemeclisi üyeleri ile il genel meclisi üyeleri hakkında İçişleri Bakanı,
…”
37. 4483 sayılı Kanun’un “Öninceleme” başlıklı 5. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:
“Ön inceleme, izin vermeye yetkili mercitarafından bizzat yapılabileceği gibi, görevlendireceği bir veya birkaç denetimelemanı veya hakkında inceleme yapılanın üstü konumundaki memur ve kamugörevlilerinden biri veya birkaçı eliyle de yaptırılabilir. İncelemeyapacakların, izin vermeye yetkili merciin bulunduğu kamu kurum veyakuruluşunun içerisinden belirlenmesi esastır. İşin özelliğine göre bu merci,anılan incelemenin başka bir kamu kurum veya kuruluşunun elemanlarıylayaptırılmasını da ilgili kuruluştan isteyebilir. Bu isteğin yerine getirilmesi,ilgili kuruluşun takdirine bağlıdır.”
38. Anılan Kanun’un “Öninceleme yapanların yetkisi ve rapor” başlıklı 6. maddesi şöyledir:
“Ön inceleme ile görevlendirilen kişi veyakişiler, bakanlık müfettişleri ile kendilerini görevlendiren merciin bütünyetkilerini haiz olup, bu Kanunda hüküm bulunmayan hususlarda Ceza MuhakemeleriUsulü Kanununa göre işlem yapabilirler; hakkında inceleme yapılan memur veyadiğer kamu görevlisinin ifadesini de almak suretiyle yetkileri dahilindebulunan gerekli bilgi ve belgeleri toplayıp, görüşlerini içeren bir rapordüzenleyerek durumu izin vermeye yetkili mercie sunarlar. Ön inceleme birdençok kişi tarafından yapılmışsa, farklı görüşler raporda gerekçeleriyle ayrıayrı belirtilir.
Yetkili merci bu rapor üzerine soruşturma izniverilmesine veya verilmemesine karar verir. Bu kararlarda gerekçe gösterilmesizorunludur.”
39. 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama UsulüKanunu’nun “Doğrudan doğruya tam yargıdavası açılması” başlıklı 13. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:
“İdari eylemlerden hakları ihlal edilmişolanların idari dava açmadan önce, bu eylemleri yazılı bildirim üzerine veyabaşka süretle öğrendikleri tarihten itibaren bir yılve her halde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili idareye başvurarakhaklarının yerine getirilmesini istemeleri gereklidir. Bu isteklerin kısmenveya tamamen reddi halinde, bu konudaki işlemin tebliğini izleyen gündenitibaren veya istek hakkında altmış gün içinde cevap verilmediği takdirde busürenin bittiği tarihten itibaren, dava süresi içinde dava açılabilir.”
40. Haksız fiillerden doğan borç ilişkilerini düzenleyen11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun “Sorumluluk” başlıklı 49. maddesişöyledir:
“Kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasınazarar veren, bu zararı gidermekle yükümlüdür.
Zarar verici fiili yasaklayan bir hukuk kuralıbulunmasa bile, ahlaka aykırı bir fiille başkasına kasten zarar veren de, bu zararı gidermekle yükümlüdür.”
41. 6098 sayılı Kanun’un haksız fiillerden doğan borç ilişkilerininCeza Hukuku ile ilişkisini düzenleyen 74. maddesi ise şöyledir:
“Hâkim, zarar verenin kusurunun olup olmadığı,ayırt etme gücünün bulunup bulunmadığı hakkında karar verirken, ceza hukukununsorumlulukla ilgili hükümleriyle bağlı olmadığı gibi, ceza hâkimi tarafındanverilen beraat kararıyla da bağlı değildir. Aynı şekilde, ceza hâkimininkusurun değerlendirilmesine ve zararın belirlenmesine ilişkin kararı da, hukuk hâkimini bağlamaz.”
IV. İNCELEME VE GEREKÇE
42. Mahkemenin 10/3/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucunun İddiaları
43. Başvurucu; babasının ölümünde kusuru bulunan görevlilerhakkında gerekli tahkikatın yapılmadığını, usul ve yasaya aykırı hareketedilmesi suretiyle sorumluların cezalandırılmasının önüne geçildiğini, DanıştayBirinci Dairesinin gerekçesiz bir şekilde Hukuk Mahkemesi yargılaması sırasındaalınan bilirkişi raporu yerine ceza soruşturması kapsamında alınan raporu esasaldığını, yetkilerini aşarak tabii hâkim ilkesini ihlal ettiğini ve adetaBelediye Başkanı O.D. hakkında beraat kararı verdiğini belirterek adilyargılanma ve etkili başvuru hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
44. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucular tarafından yapılanhukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifinikendisi takdir eder (Tahir Canan,B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucunun, özetle olay hakkında etkilibir ceza soruşturması yürütülmediğinden bahisle ileri sürdüğü iddialarınınAnayasa'nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam hakkı kapsamındaincelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.
B. Değerlendirme
45. Başvurucunun Anayasa’nın 17. maddesinin ihlal edildiğiiddialarına yönelik olarak Bakanlık görüşünde, şikâyetlerin kabuledilebilirliği açısından yapılacak değerlendirmede Anayasa Mahkemesi ve Avrupaİnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarına göndermelerde bulunularak yaşamhakkı kapsamında devletin “etkili biryargısal sistem kurma” yönündeki pozitif yükümlülüğünün her olaydacezai işlem başlatmayı gerektirmediği, yaşam hakkına yönelik ihlal iddialarınınkasıtlı bir eylem ile gerçekleştirilmediği durumlarda mağdurlara hukuki, idarive hatta disiplinle ilgili hukuk yollarının açık olmasının yeterli olabileceği,temel hak ihlallerini öncelikle idari makamların ve derece mahkemeleriningidermekle yükümlü olmasının kanun yollarının tüketilmesi koşulunu zorunlukıldığı, somut olayda başvurucu ve diğer yasal mirasçılar tarafından İdareMahkemesinde Belediye aleyhine açılan tam yargı davasının henüz kesinleşmediği,başvuru yollarının tüketilip tüketilmediği konusunda karar verilirken buhususların da dikkate alınması gerektiği ifade edilmiştir.
46. Bakanlığın kabul edilebilirlik konusundaki anılan görüşünekarşı başvurucu; başvurunun asıl konusunun Danıştay Birinci Dairesinin kararısonrasında yürütülemeyen ceza soruşturması olduğunu, yaşam hakkına ilişkiniddialar açısından yetkili kişilerin cezai sorumluluklarının tespitizorunluluğu bulunmadığına dayanak olarak gösterilen AİHM kararlarının somutolaya uygun olmadığını,buhususun her somut olay açısından ayrıca değerlendirilmesi gerektiğini ifadeetmiştir.
1. Ceza Soruşturmasınaİlişkin İddialar
a. Kabul Edilebilirlik Yönünden
47. Yaşam hakkı kapsamında etkili bir ceza soruşturmasıyürütülmesi yükümlülüğünün ihlal edildiği iddialarının 6216 sayılı Kanun'un 48.maddesi uyarınca açıkça dayanaktan yoksun olmadığı görüldüğünden, başvurunun bukısmının kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
b. Esas Yönünden
48. Anayasa’nın “Kişinin dokunulmazlığı,maddi ve manevi varlığı” başlıklı 17. maddesi şöyledir:
“Herkes, yaşama, maddî ve manevî varlığınıkoruma ve geliştirme hakkına sahiptir.”
49. Kişinin yaşam hakkı ile maddi ve manevi varlığını korumahakkı, birbiriyle sıkı bağlantıları olan devredilmez ve vazgeçilmez haklardanolup devletin bu konuda pozitif ve negatif yükümlülükleri bulunmaktadır.Devletin negatif bir yükümlülük olarak yetki alanında bulunan hiçbir bireyinyaşamına kasıtlı ve hukuka aykırı olarak son vermeme,bunun yanı sıra pozitif bir yükümlülük olarakyine yetki alanında bulunan tüm bireylerin yaşam hakkını gerek kamusalmakamların gerek diğer bireylerin gerekse kişinin kendisinin eylemlerindenkaynaklanabilecek risklere karşı koruma yükümlülüğü bulunmaktadır (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, B. No:2012/752, 17/9/2013, §§ 50, 51).
50. Anayasa Mahkemesinin yaşam hakkı kapsamında devletin sahipolduğu pozitif yükümlülükler açısından benimsediği temel yaklaşıma göre devletinsorumluluğunu gerektirebilecek şartlar altında gerçekleşen ölüm olaylarındaAnayasa’nın 17. maddesi devlete, elindeki tüm imkânları kullanarak bu konudaortaya konulmuş yasal ve idari çerçevenin yaşamı tehlikede olan kişilerikorumak için gereği gibi uygulanmasını ve bu hakka yönelik ihlallerindurdurulup cezalandırılmasını sağlayacak etkili idari ve yargısal tedbirlerialma görevi yüklemektedir. Bu yükümlülük -kamusal olsun veya olmasın- yaşamhakkının tehlikeye girebileceği her türlü faaliyeti kapsamaktadır (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, § 52).
51. Yaşamı koruma pozitif yükümlülüğü; devlete, egemenlikalanında bulunan bireylerin tehlikeli faaliyetlere karşı yaşamını korumak içinönleyici genel güvenlik tedbirleri alma görevini de yüklemektedir (Salih Ülgen ve diğerleri, B. No:2013/6585, 18/9/2014, §§ 40, 41).Dolayısıyla somut olayın konusunu oluşturan,inşaat alanlarında gerekli güvenlik önlemlerinin alınması da yaşamı korumayükümlülüğünün kapsamına girmektedir (Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Pereira Henriques vediğerleri/Lüksemburg, B. No: 60255/00, 26/9/2003)
52. Devletin yaşam hakkı kapsamında sahip olduğu pozitifyükümlülüklerin bir de usul yönü bulunmaktadır. Bu usul yükümlülüğüçerçevesinde devlet, doğal olmayan her ölüm olayının sorumlularınınbelirlenmesini ve gerekiyorsa cezalandırılmasını sağlayabilecek etkili resmîbir soruşturma yürütmek durumundadır. Bu tarz bir soruşturmanın temel amacı,yaşam hakkını koruyan hukukun etkin bir şekilde uygulanmasını güvence altınaalmak ve kamu görevlilerinin ya da kurumlarının karıştığı olaylarda, bunlarınsorumlulukları altında meydana gelen ölümler için hesap vermelerini sağlamaktır(Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, §54).
53. Usul yükümlülüğünün bir olayda gerektirdiği soruşturmatürünün, yaşam hakkının esasına ilişkin yükümlülüklerin cezai bir yaptırımgerektirip gerektirmediğine bağlı olarak tespiti gerekmektedir. Buna göre genelolarak ihmal suretiyle ortaya çıkan diğer ölümlerde olduğu gibi gerekligüvenlik tedbirlerinin alınmaması sonucu meydana geldiği ileri sürülen ölümolaylarında “etkili bir yargısal sistemkurma” yönündeki pozitif yükümlülük her olayda ceza davasıaçılmasını gerektirmez (Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Alaatin Alp ve Necla Alp/Türkiye, B. No:3757/09,9/7/2013, §§ 30, 31). Mağdurlara hukuki, idari ve hatta disiplinle ilgili hukukyollarının açık olması yeterli olabilir (SerpilKerimoğlu ve diğerleri, § 59).
54. Bununla birlikte ihmal suretiyle meydana gelen ölümolaylarında devlet görevlilerinin ya da kurumlarının bu konuda muhakemehatasını veya dikkatsizliği aşan bir ihmali olduğu yani olası sonuçlarınfarkında olmalarına rağmen söz konusu makamların kendilerine verilen yetkilerigöz ardı ederek tehlikeli bir faaliyet nedeniyle oluşan riskleri bertaraf etmekiçin gerekli ve yeterli önlemleri almadığı durumlarda bireyler kendiinisiyatifleriyle hangi hukuk yollarına başvurmuş olursa olsun, insanlarınhayatının tehlikeye girmesine neden olan kişiler aleyhine etkili bir cezasoruşturması yürütülmemesi, hiçbir suçlamada bulunulmaması ya da bu kişilerinyargılanmaması 17. maddenin ihlaline neden olabilir (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, §§ 59-62, Bilal Turan ve diğerleri, B. No:2013/1942, 4/12/2013, § 59; kamu alanlarındaki bireylerin güvenliklerininsağlanması açısından benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Banel/Litvanya, B. No: 14326/11, 18/6/2013, §§ 65-72).
55. Soruşturma kapsamında elde edilen bilgilere göre olayıngelişiminin şu şekilde olduğu anlaşılmaktadır: 5 yaşındaki torunu ile inşaatınbulunduğu parkta gezmekte olan B.Y. inşaat alanına yaklaşmıştır. Tanıkbeyanlarında da birbiri ile örtüşür şekilde belirtildiği üzere B.Y., inşaatayaklaşmama konusunda uyarılmıştır. Olay yeri inceleme raporu, görgü tanıklarıve müşteki sıfatıyla başvurucunun beyanlarından anlaşıldığı üzere inşaatalanının etrafını çevreleyen demir bariyerler ve bariyerlerin dışında dagüvenlik şeridi bulunmaktadır. Bariyerlerin üzerinde uyarı yazısıbulunmaktadır. Tanık beyanlarında bariyerlerin üzerine çıktığı da belirtilenB.Y., bir şekilde bariyerlerin arkasında bulunan kalıp ile toprak arasındakibölüme düşmüştür. Daha sonra orada bulunanlarca kalıp sökülerekB.Y.düştüğü yerden çıkarılmış ve Hastaneye kaldırılmıştır.
56. Başvurucu, bariyerlerin birbiri ile bağlı olmadığını ilerisürerken olay yeri inceleme raporunda bariyerlerin “kenetlenmiş” olduğu ifade edilmektedir(bkz.§13). Bunun dışında olayın gelişiminin başka bir yönde olabileceğine ilişkinbaşvurucunun herhangi birsomutiddiasıbulunmamaktadır.
57. Olayın gelişimine ilişkin yapılan bu tespitler karşısındaparkın ve inşaatın yönetim ve kontrolünden sorumlu olan kişilerin, su deposuiçin kazılan inşaat çukurunun, (etrafında sokak, park yolu ve çay bahçesibulunması ve insanlar tarafından belli bir yoğunlukta kullanılması dikkate alınarak)civarda dolaşan kişiler açısından tehlike oluşturabileceğini öngörerek o alanagirilmesini önlemek için belli bir seviyede tedbir aldıkları, inşaatın tehlikearz ettiğini belirten uyarılar koydukları (bkz.§ 55) anlaşılmaktadır.
58. Tanık anlatımları, kolluk görevlilerince hazırlanan olayyeri inceleme raporu ve bilirkişi raporu dikkate alındığında başvuru konusuolayda yaşanan ölümün, kasıtlı bir eylem sonucu meydana gelmediğianlaşılmaktadır. Bu durumda somut olayda öncelikli olarak inşaat alanında gerekligüvenlik önlemlerinin alınması konusunda yetkili olan kişilerin, yaşanan ölümdeyukarıdaki paragraf (bkz. § 54) kapsamında değerlendirilebilecek bir rollerininbulunup bulunmadığının ve bu hususun belirlenmesini sağlayabilecek etkili birceza soruşturmasının yürütülüp yürütülmediğinin incelenmesi gerekmektedir.
59. Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam hakkıkapsamında devletin yerine getirmek zorunda olduğu pozitif yükümlülüklerin usulboyutuna bakıldığındabu yükümlülüğün temel olarakyaşanan ölüm olayının tüm yönlerinin ortaya konulmasına ve sorumlu kişilerinbelirlenmesine imkân tanıyan bağımsız bir soruşturma yürütülmesini gerektirdiğigörülmektedir (Sadık Koçak ve diğerleri,B. No: 2013/841, 23/1/2014, § 94). Soruşturmanın etkililik ve yeterliliğinitemin adına soruşturma makamlarının resen harekete geçmesi ve ölüm olayınıaydınlatabilecek, sorumluların tespitine imkân sağlayacak bütün delillerintoplanması gerekmektedir (Serpil Kerimoğluve diğerleri, § 56).
60. Somut olaydakine benzer şekilde önleyici tedbirlerinalınmaması sonucu meydana gelen can kayıplarında devletin sorumluluğunugerektiren durumlarda, Anayasa’nın 17. maddesi gereğince oluşturulması gereken“etkili bir yargısal sistem”in kapsamında, etkinliğedair belirlenmiş asgari standartları karşılayan ve soruşturmanın bulgularıçerçevesinde adli cezaların uygulanmasını sağlayan bağımsız ve tarafsız birresmî soruşturma usulünün bulunması gerekir. Bu gibi davalarda yetkili makamlarbüyük bir gayretle ve ivedilikle çalışmalı ve ilk olarak olayın meydana gelişkoşulları ile denetim sisteminin işleyişindeki aksaklıkları, ikinci olarak dasöz konusu olaylar zincirinde herhangi bir şekilde rol oynayan devletgörevlileri ya da makamlarını tespit etmek için resen soruşturma açmalıdır (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, § 61;benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Budayeva ve diğerleri/Rusya, 15339/02, 20/3/2008,§142).
61. Yürütülecek ceza soruşturmalarının etkinliğini sağlayanhususlardan biri de teoride olduğu gibi pratikte de hesap verilebilirliğisağlamak için soruşturmanın veya sonuçlarının kamu denetimine açık olmasıdır.Buna ilaveten her olayda, ölen kişinin yakınlarının, meşru menfaatlerinikorumak için gerekli olduğu ölçüde bu sürece katılmaları sağlanmalıdır (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, § 57).
62. Başvuru konusu olayda yürütülen ceza soruşturmasındakiişlemler incelendiğinde ölüm olayının gerçekleştiği gün resen soruşturmanınbaşlatıldığı, olay yeri incelemesi yapılarak rapor hazırlandığı, bu kapsamdaolay yerinin fotoğraflarının çekilip krokisinin çizildiği; olayın gerçekleştiğigün görgü tanıklarının, Belediyenin ilgili birim amirinin, müşteki sıfatıylabaşvurucunun ifadelerinin alındığı, ölü muayenesi ve klasik otopsi işlemininuygulandığı, Belediyeden olaya ilişkin bilgi ve belge talebinde bulunulduğu,Adli Tıp Kurumundan ölüm sebebinin ve kusur durumunun tespitine ilişkin raporalındığı, 10/12/2010 tarihinde Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yeterli delilbulunmadığı gerekçesiyle KYO kararı verildiği; bu kararın, başvurucunun itirazısonrasında Ağır Ceza Mahkemesince olaya ilişkin bilirkişi incelemesiyapılmaması nedeniyle eksik soruşturmaya dayalı karar verildiği gerekçesiylekaldırıldığı, kaldırma kararı doğrultusunda olay hakkında bilirkişi raporualındığı, alınan rapora dayalı olarak yeniden KYO kararı verildiği, öncekikararın müştekiye tebliğ edilmediği gerekçesiyle kararın Ağır Ceza Mahkemesinceyeniden kaldırıldığı, sonrasında ilgili Belediye Başkanı hakkında İçişleriBakanlığından soruşturma izni talep edildiği, bu talebin soruşturma kapsamındaalınan bilirkişi raporuna istinaden reddedildiği, bu karara başvurucununyaptığı itirazın Danıştay 1. Dairesince temel olarak ceza soruşturmasındaalınan bilirkişi raporunun içeriği ve görgü tanıklarının beyanı esas alınarakreddedildiği anlaşılmaktadır.
63. Soruşturma süreci, yukarıda yer verilen etkili soruşturmayükümlülüğünün temel ilkeleri (bkz. §§ 59-61) açısından değerlendirildiğindesoruşturmanın, resen başlatılarak ve bir bütün olarak ölüm olayınınaydınlatılması açısından önemli olduğu değerlendirilebilecek tüm delillerintoplanmasına imkân sağladığı öncelikli olarak söylenebilecektir. Olayın nasılbir ortamda gerçekleştiği, B.Y.nin ölüm nedeninin neolduğu, ölümden sorumlu tutulabilecek kişilerin kimler olduğu tereddütsüz birşekilde ortaya konulmuş ve nihai olarak yetkili makamların somut bulgularüzerinden yaptıkları değerlendirmeler sonucunda bu kişilerin cezaisorumluluğunun bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
64. Diğer yandan soruşturma makamlarınca resen elde edilendelillerin ve soruşturmaya müdahil olan mağdurların ileri sürdüğü delillerin,soruşturma konusunda sahip oldukları takdir yetkileri kapsamında, soruşturmaSavcılığı ve soruşturma izni verme konusunda yetkilendirilmiş idari mercilertarafından değerlendirildiği, anılan makamlar tarafından verilen kararlarüzerine mağdurların ileri sürdüğü itirazların, itiraz mercilerince yine sahipoldukları takdir yetkisi kapsamında karşılandığı da kaydedilmelidir. Soruşturmasürecinde verilen iki KYO kararının, başvurucunun ileri sürdüğü itirazlarüzerine (eksik araştırma yapıldığı, alınan kararın müştekilere bildirilmediğive deliller üzerinde değerlendirmeleri alınmadığından bahisle) eksik soruşturmayapıldığı gerekçesiyle kaldırılması ve kaldırma kararları üzerine gereğininyapılması (bkz. §§ 18, 20) bu hususun somut örneğini oluşturmaktadır.Dolayısıylamağdurların soruşturma sürecine kendi menfaatlerini koruma yönünden müdahilolamadıkları da söylenemez.
65. Başvurucunun bu çerçevede soruşturma sürecine ilişkin somutolarak sadece Danıştay Dairesinin, soruşturma izni verilmemesi kararına yapılanitiraz üzerine verdiği kararda, gerekçesiz bir şekilde ceza soruşturmasıkapsamında elde edilen bilirkişi raporunu esas aldığı, bu suretle de cezamahkemesinin yerine geçerek cezai sorumluluk hakkında karar verecek makamınyerine geçtiği iddiasını ileri sürdüğü görülmektedir.
66. Temyiz veya itiraz mercilerinin kararlarının tamamengerekçeli olması zorunlu değildir. İtiraz merciinin soruşturmayı yürüten adliveya idari makamın kararıyla aynı fikirde olması ve bunu ya aynı gerekçeyikullanarak ya da basit bir atıfla kararına yansıtması yeterlidir. Burada önemliolan husus, itiraz merciinin bir şekilde itirazda dile getirilmiş ana unsurlarıincelediğini, adli veya idari merciin soruşturma iznine ilişkin kararınıinceleyerek itirazda yer alan talebi reddettiğini veya kabul ettiğinigöstermesidir (Bilal Turan ve diğerleri (2),§ 81; Ahmet Sağlam, B. No:2013/3351, 18/9/2013, § 50).
67. Bahse konu Danıştay Daire kararına (bkz. § 23) bakıldığındaDairenin cezai sorumluluğun belirlenmesi açısından idarenin verdiği kararınincelenmesinde sahip olduğu takdir yetkisi kapsamında, hukuk yargılamasısürecinde alınan bilirkişi raporu yerine görgü tanıklarının olayın gerçekleşmeşekline yönelik ifadelerini de dikkate alarak ceza soruşturmasında alınanbilirkişi raporunu esas aldığı ve bir sonuca ulaştığı anlaşılmaktadır. Bunedenle anılan Dairenin kararının başvurucunun iddiası açısından gerekçesiz olduğundansöz edilemez.
68. Gerçekleşen bir ölüm olayının oluşumuna ilişkin delillerindeğerlendirilmesi idari ve yargısal makamların ödevidir. Anayasa Mahkemesi,ancak başvuru konusu yapılmış bir olayın gelişim şeklini anlayabilmek vebaşvurucuların yakınlarının ölümünün tüm yönlerinin aydınlatılmasına yönelikolarak ileri sürdüğü hususlar açısından, soruşturma makamları ve derecemahkemeleri tarafından atılması gereken adımları nesnel bir şekildedeğerlendirmek için olayın oluşum şeklini incelemektedir (Rıfat Bakır ve diğerleri, B. No:2013/2782, 11/3/2015, § 68).
69. Bu çerçevede somut olaya bakıldığında ceza soruşturmasınınolayın gerçekleşme koşullarını ortaya koyma ve olası sorumlu kişileri belirlemeaçısından esaslı bir eksiklik olmadan yürütüldüğü, soruşturma sonucunda alınankararın somut kanıtlarla çelişecek ve açıkça hukuka aykırılık oluşturacakşekilde gerekçesiz ve keyfî verildiğinden söz edilemeyeceği dolayısıylasoruşturmanın yetersiz ve çelişkili olduğunun kabul edilmesinin mümkün olmadığısonucuna ulaşılmıştır.
70. Yukarıda yer verildiği şekilde (bkz.§ 55) tedbirleralınmasına rağmen ölümün gerçekleşmiş olması, somut olayın koşullarında yetkilikişilerin muhakeme hatasını veya dikkatsizliğini aşan bir ihmali olduğunuortaya koymamaktadır. Bu durumda da insanların hayatının tehlikeye girmesineneden olduğu ileri sürülen kişiler aleyhine hiçbir suçlamada bulunulmamasınınya da bu kişilerin yargılanmamasının 17. maddenin ihlaline neden olduğundan sözedilemeyecektir (bkz. § 54).
71. Anayasa Mahkemesinin bu konudaki kararlarında sıklıklabelirtildiği üzere yaşam hakkı kapsamında yürütülmesi gereken cezasoruşturmalarının amacı, yaşam hakkını koruyan mevzuat hükümlerinin etkili birşekilde uygulanmasını ve vuku bulan ölüm olayında varsa sorumluları vesorumluluklarını tespit etmek üzere adalet önüne çıkarılmalarını sağlamaktır.Bu bir sonuç yükümlülüğü değil, uygun araçların kullanılması yükümlülüğüdür.Anayasa'nın 17. maddesi hükümleri başvuruculara üçüncü tarafları belirli birsuç nedeniyle yargılatma ya da cezalandırma hakkı verdiği, devlete de tümyargılamaların mahkûmiyetle ya da belirli bir ceza kararıyla sonuçlandırmayükümlülüğü verdiği anlamına gelmemektedir (SerpilKerimoğlu ve diğerleri, § 56).
72. Açıklanan nedenlerle yaşam hakkı kapsamında güvence altınaalınan etkili soruşturma yürütme yükümlülüğünün ihlal edilmediği sonucunaulaşılmıştır.
2. Yaşamı KorumaYükümlülüğüne İlişkin İddialar
73. Başvuruda ileri sürülen gerekli tedbirlerin alınmamasısuretiyle yaşamı koruma yükümlülüğünün (bkz. § 51) ihlal edildiği iddialarıaçısından yaşam hakkına ilişkin bir ihlal söz konusu ise bu ihlalin giderilmesiöncelikle idari makamların ve derece mahkemelerinin yükümlülüğü altındadır (Bilal Turan ve diğerleri (2), § 75).
74. Ceza kanunları uyarınca suç oluşturmayan eylem ve ihmallerekarşı kusura ve hatta kusursuz sorumluluğa dayalı olarak Anayasa’nın 125.maddesinin son fıkrası uyarınca idarenin, kendi eylem ve işlemlerinden doğanzararı ödemekle yükümlü olduğu kurala bağlanmış; 2577 sayılı Kanun ve 6098sayılı Kanun’un yukarıda yer verilen (bkz. §§ 39, 40) hükümleri ile -husumetinyöneltileceği kişiye bağlı olarak- hukuk ve idare mahkemeleri önünde uğranılanzararları tazmin yolları düzenlenmiştir (BilalTuran ve diğerleri (2),§ 74).
75. Anayasa Mahkemesi açısından, idari makamlar ve derecemahkemeleri tarafından başvurucular lehine bir tedbir ya da kararın alınmasısuretiyle ihlalin tespit edilmesi ve verilen karar ile bu ihlalin uygun veyeterli biçimde giderilmesi hâlinde ilgili tarafın artık mağdur olduğu ilerisürülemeyecektir. Bu iki koşul yerine getirildiği takdirde bireysel başvurumekanizmasının ikincil niteliği dolayısıyla Anayasa Mahkemesinin incelemeyapmasına gerek kalmayacaktır. Bu kapsamda Anayasa’nın 17. maddesine ilişkinşikâyetler açısından kapsamlı bir ceza soruşturmasını müteakip yapılan ve makulbir tazminata hükmedilmesi ile sonuçlanan idari dava yolu, etkili bir başvuruyoludur ve mağdur sıfatını ortadan kaldırabilecektir (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, §§ 61, 74; Sadık Koçak ve diğerleri, § 83).
76. Mağdur sıfatının ortadan kalkması, özellikle ihlal edildiğiileri sürülen hakkın niteliği ve ihlali tespit eden kararın gerekçesi ile bukararın ardından ilgili açısından uğradığı zararların devam edip etmediğinebağlıdır. Başvuruculara sunulan telafi imkânının uygun ve yeterli olup olmadığıkararı, söz konusu anayasal temel hak ve özgürlüğün ihlalinin niteliği gözönünde bulundurularak dava koşullarının tamamınındeğerlendirilmesi sonucunda verilebilecektir. Bu çerçevede bir başvurucununmağdur sıfatı, Anayasa Mahkemesi önünde şikâyet ettiği durum için aynı zamanda,idari veya yargısal bir kararla kendisine ödenmesine karar verilen tazminata dabağlı olabilecektir (Sadık Koçak ve diğerleri,§84).
77. Nitekim Anayasa Mahkemesi, daha önce bu konuda verdiğikararlarında (Sadık Koçak ve diğerleri;Rıfat Bakır ve diğerleri; Metin Dilmaç ve diğerleri, B. No:2013/1439, 14/10/2015; İlker Başer vediğerleri, B. No: 2013/1943, 9/9/2015) etkili bir cezasoruşturmasını müteakip idare mahkemelerinin ve AYİM’in,ihmal sonucu meydana gelen ölümlere ilişkin idarenin sorumlu olduğunu tespitetmeleri ve kendi takdir ettikleri ölçüler çerçevesinde tazminatahükmetmelerinin, başvurucuların yaşam hakkı açısından mağdur sıfatını ortadankaldırdığı sonucuna ulaşmıştır.
78. Somut olayda başvurucunun, İdare Mahkemesi nezdinde açmışolduğu, yaşamı koruma yükümlülüğü kapsamındaki iddiaları açısından etkiliolduğu kabul edilebilecek tam yargı davasının temyiz incelemesi aşamasındaolduğu ve henüz kesinleşmediği anlaşılmaktadır. Başvurucunun mağdur sıfatıaçısından belirleyici nitelikteki yargılamanın sonucunun beklenmesigerekmektedir.
79. Açıklanan nedenlerle başvurucunun yaşamı korumayükümlülüğünün ihlal edildiği iddialarının başvuruyollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna kararverilmesi gerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. 1. Yaşamı koruma yükümlülüğünün ihlal edildiğine ilişkiniddiaların başvuru yollarının tüketilmemesinedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2. Yaşam hakkı kapsamında etkili soruşturma yükümlülüğünün ihlaledildiğine ilişkin iddiaların KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Anayasa'nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam hakkıkapsamında etkili soruşturma yürütme yükümlülüğünün İHLAL EDİLMEDİĞİNE,
C. Yargılama giderinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA
10/3/2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.