TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
YUNİS AĞLAR BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2013/1239)
Karar Tarihi: 20/3/2014
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Serruh KALELİ
Üyeler
:
Burhan ÜSTÜN
Nuri NECİPOĞLU
Hicabi DURSUN
Erdal TERCAN
Raportör
:
Şebnem NEBİOĞLU ÖNER
Başvurucu
:
Yunis AĞLAR
Vekili
:
Av. Ahmet Cengiz TANGÖREN
I. BAŞVURUNUNKONUSU
1. Başvurucu taşınmazının 3/5/1985 tarih ve 3194 sayılı İmar Kanunu’nun 10. maddesiuyarınca işlem görmesi ile uzun süreden beri kamulaştırma işlemi yapılmaması veaçtığı tazminat davasının reddedilmesi nedeniyle mülkiyet hakkının ihlaledildiğini ileri sürerek, ihlalin tespitiyle yeniden yargılama yapılmasını,yeniden yargılamaya hükmedilmemesi halinde uğradığı zararın tazminine kararverilmesini talep etmiştir.
II. BAŞVURUSÜRECİ
2. Başvuru, 1/2/2013tarihinde İstanbul 4. Asliye Hukuk Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. İdariyönden yapılan ön incelemede başvurunun Komisyona sunulmasına engel bir durumunbulunmadığı tespit edilmiştir.
3. Birinci Bölümün İkinciKomisyonunca, kabul edilebilirlik incelemesi Bölüm tarafından yapılmak üzeredosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.
4. Bölüm tarafından 16/4/2013 tarihinde yapılan toplantıda, kabul edilebilirlikve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
5. Başvuru konusu olay veolgular ile başvurunun bir örneği görüş için Adalet Bakanlığına gönderilmiştir.Adalet Bakanlığının 17/6/2013 tarihli görüş yazısı27/8/2013 tarihinde başvurucu vekiline tebliğ edilmiş, başvurucu vekilitarafından 11/9/2013 tarihinde Adalet Bakanlığı görüşüne karşı beyan dilekçesiibraz edilmiştir.
III. OLAY VEOLGULAR
A. Olaylar
6. Başvuru dilekçesi ilebaşvuruya konu yargılama dosyası içeriğinden tespit edilen ilgili olaylarözetle şöyledir:
7. Başvurucuya ait olanİstanbul ili Ümraniye ilçesi Dudullu Mahallesi 17pafta 3035 parsel sayılı taşınmaz 18/8/2004 tarihlinazım imar planı ile kısmen park alanı, kısmen dere koruma alanı, kısmen konutalanına alınmıştır.
8. Taşınmaz daha sonra 16/1/2008 tarihli uygulama imar planı uyarınca kısmen parkalanı, kısmen dere koruma alanı, kısmen konut alanına alınmıştır.
9. Başvurucu tarafından 26/8/2010 tarihinde yapılan, taşınmazın konut alanı dışındakalan bölümlerinin konut alanına alınmasına ilişkin plan değişikliği müracaatı,İstanbul Büyükşehir Belediye Meclisinin 14/10/2010 tarih ve 2280 sayılı kararıile reddedilmiştir.
10. Taşınmaza ilişkinkamulaştırma işlemi yapılmaması üzerine başvurucu tarafından Ümraniye 2. AsliyeHukuk Mahkemesine açılan kamulaştırmasız el atma nedeniyle tazminat davasıMahkemenin 25/8/2011 tarih ve E.2010/767, K.2011/481sayılı kararı ile uygulama imar planının kesinleşme tarihinden itibaren, 3194sayılı Kanun’un 10. maddesinde yer alan beş yıllık sürenin geçmediğibelirtilerek reddedilmiştir.
11. Kararın temyiz edilmesiüzerine, ilk derece mahkemesi kararı Yargıtay 5. Hukuk Dairesinin 12/3/2012 tarih ve E.2011/19483, K.2012/4517 sayılı kararıile onanmıştır.
12. Karar düzeltme talebiYargıtay 5. Hukuk Dairesinin 8/11/2012 tarih veE.2012/15169, K.2012/22030 sayılı kararı ile reddedilmiştir.
B. İlgiliHukuk
13. 3194 sayılı Kanun’un “İmar programları, kamulaştırma vekısıtlılık hali” kenar başlıklı 10. maddesi şöyledir:
“Belediyeler; imarplanlarının yürürlüğe girmesinden en geç 3 ay içinde, bu planı tatbik etmeküzere 5 yıllık imar programlarını hazırlarlar. Beş yıllık imar programlarınıngörüşülmesi sırasında ilgili yatırımcı kamu kuruluşlarının temsilcilerigörüşleri esas alınmak üzere Meclis toplantısına katılır. Bu programlar,belediye meclisinde kabul edildikten sonra kesinleşir. Bu program içindebulunan kamu kuruluşlarına tahsis edilen alanlar, ilgili kamu kuruluşlarınabildirilir. Beş yıllık imar programları sınırları içinde kalan alanlardaki kamuhizmet tesislerine tahsis edilmiş olan yerleri ilgili kamu kuruluşları, buprogram süresi içinde kamulaştırırlar. Bu amaçla gerekli ödenek, kamukuruluşlarının yıllık bütçelerine konulur.
İmar programlarında,umumi hizmetlere ayrılan yerler ile özel kanunları gereğince kısıtlama konulangayrimenkuller kamulaştırılıncaya veya umumi hizmetlerle ilgili projeler gerçekleştirilinceyekadar bu yerlerle ilgili olarak diğer kanunlarla verilen haklar devam eder.”
14. 3194 sayılı Kanun’un “İmar planlarında umumi hizmetlereayrılan yerler” kenar başlıklı 13. maddesi şöyledir:
“(Birinci fıkraiptal: Ana.Mah.nin 29/12/1999 tarihli ve E.:1999/33, K.:1999/51 sayılı Kararı ile)
İmar programınaalınan alanlarda kamulaştırma yapılıncaya kadar emlak vergisi ödenmesidurdurulur. Kamulaştırmanın yapılması halinde durdurma tarihi ile kamulaştırmatarihi arasında tahakkuk edecek olan emlak vergisi, kamulaştırmayı yapan idaretarafından ödenir. Birinci fıkrada yazılı yerlerin kamulaştırma yapılmadan önceplan değişikliği ile kamulaştırmayı gerektirmeyen bir maksada ayrılması halindeise durdurma tarihinden itibaren geçen sürenin emlak vergisini mal sahibi öder.
(Üçüncü fıkra iptal: Ana.Mah.nin 29/12/1999 tarihli ve E.:1999/33,K.:1999/51 sayılı Kararı ile)
Onaylanmış imarplanlarında, birinci fıkrada yazılı yerlerdeki arsa ve arazilerin, bu Kanundaöngörülen düzenleme ortaklık payı oranı üzerindeki miktarlarının malsahiplerince ilgili idarelere bedelsiz olarak terk edilmesi halinde bu terkişlemlerinden ayrıca emlak alım ve satım vergisi alınmaz.”
IV. İNCELEME VEGEREKÇE
15. Mahkemenin 20/3/2014 tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun1/2/2013 tarih ve 2013/1239 numaralı bireysel başvurusu incelenip gereğidüşünüldü:
A. Başvurucununİddiaları
16. Başvurucu, taşınmazınınÜmraniye Belediye Başkanlığınca 18/8/2004 tarihli nazımimar planı ile kısmen park alanı, kısmen dere koruma alanı, kısmen konutalanına alındığını, taşınmazın daha sonra 16/1/2008 tarihli uygulama imar planıuyarınca kısmen park alanı, kısmen dere koruma alanı, kısmen konut alanınaalındığını, nazım imar planının üzerinden çok uzun bir süre geçmesine rağmenimar programı hazırlanarak ilgili idarelerce kamulaştırma yapılmadığını,taşınmazın imar planları kapsamındaki durumu nedeniyle taşınmazda inşaatyapamadığını, satamadığını ve bu yolla kar elde etme olanağının elindenalındığını, taşınmazın kamulaştırılmaması nedeniyle peşin ödenmesi gerekenkamulaştırma bedelini alıp, bu bedeli de farklı yatırımlara yönlendiremediğini,taşınmazının imar planındaki niteliği nedeniyle değerinin büyük ölçüdeazaldığını ve taşınmazındaki uzun süreli kısıtlama nedeniyle açtığı tazminatdavasının Mahkemece uygulama imar planı tarihi nazara alınarak ve bu tarihitibarıyla 3194 sayılı Kanun’da yer verilen beş yıllık süreninin dolmadığındanbahisle reddedildiğini belirterek, Anayasa’nın 35. maddesinde tanımlananmülkiyet hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.
B. Değerlendirme
1. KabulEdilebilirlik Yönünden
17. Başvuru dosyası kapsamından,açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesinigerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan başvurunun, kabuledilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
2. Esas İnceleme
18. Başvurucu, taşınmazının 3194sayılı Kanun’un 10. maddesi uyarınca işlem görmesi ile uzun süreden berikamulaştırma işlemi yapılmaması ve açtığı tazminat davasının reddedilmesinedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.
19. Adalet Bakanlığı görüşünde,Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesinin birincifıkrasının ilk cümlesi ve Anayasa’nın 35. maddesi çerçevesinde, başvurucununtaşınmazına fiilen el atılmamış olmasına ve taşınmazın hâlihazırda tapudabaşvurucu adına kayıtlı olmasına rağmen, taşınmazın kullanılabilirliğininazaldığının, başvurucu tarafından ileri sürülen durumun etkilerinin mülkiyethakkına yönelik kısıtlamalardan ileri geldiğinin ve gayrimenkulün değeri ileilişkili olduğunun, imar planlarının kamu yararını gözettiğinin ve başvuruyakonu kanun hükmünün uygulanmasında, Yargıtayınistikrar kazanmış içtihatları uyarınca, imar planı kapsamında umumi hizmetlereayrılan taşınmazların uygulama imar planının kesinleşmesinden itibaren beşyıllık süre içerisinde kamulaştırılmaması durumunda kamulaştırmasız el atmanedeniyle tazminat talep etme imkânının kabul edildiğinin yapılacakdeğerlendirmede dikkate alınması gerektiği ve öngörülen beş yıllık süreninhesabında hangi tarihin esas alınacağı hususunun Anayasa Mahkemesinintakdirinde olduğu bildirilmiştir.
20. Anayasa’nın “Mülkiyet hakkı” kenar başlıklı 35. maddesişöyledir:
“Herkes, mülkiyet vemiras haklarına sahiptir.
Bu haklar, ancak kamuyararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir.
Mülkiyet hakkınınkullanılması toplum yararına aykırı olamaz.”
21. Anayasa’nın 35. maddesindeyer verilen mülkiyet kavramı, kapsam itibarıyla 22/11/2011tarih ve 4721 sayılı Türk Medenî Kanununda yer alan mülkiyet kavramı ilesınırlı olmamakla birlikte, taşınmaz mülkiyetinin Anayasa’nın 35. maddesiningüvence kapsamına girdiğinde kuşku yoktur (B. No. 2013/382, 16/4/2013, § 25).
22. Mülkiyet hakkı, kişiyebaşkasının hakkına zarar vermemek ve yasaların koyduğu sınırlamalara uymakkoşuluyla, sahibi olduğu şeyi dilediği gibi kullanma, ürünlerden yararlanma vetasarruf olanağı verir (AYM, E.2002/112, K.2003/133, K.T. 10/4/2003).
23. Anayasada benimsenmiş olanmülkiyet anlayışında, hakkın iki temel yönü bulunmakta olup, bunlardan ilkimülkiyetin kişiye sağladığı haklar, diğeri ise kişiye yüklediği ödevlerdir. Bunedenle mülkiyet hakkının özü yetki ve ödevlerden oluşmaktadır. Ancak,Anayasada benimsenen mülkiyet anlayışında özel mülkiyet kural, hakkınsınırlandırılması ve malike ödevler yüklenmesi ise istisnadır.
24. Mülkiyet hakkınınsınırlamaları ve güvenceleri açısından Anayasa’nın 35. maddesinin 13. maddeylebirlikte değerlendirilmesinden doğan genel rejim yanında, Anayasa’nın başkamaddelerinde de mülkiyete ilişkin ek güvence ve sınırlama hükümlerine yerverilmekle birlikte, bunlardan en önemlisi şüphesiz mülkiyeti bir hak olarak tanımlayan35. maddedir. Maddenin birinci fıkrasında genel olarak hak tanınmakta; ikincive üçüncü fıkralarda ise sınırlama ve güvence ölçütleri gösterilmektedir.Belirtilen hüküm uyarınca mülkiyet hakkı ancak kamu yararı amacıylasınırlanabilecek ve bu sınırlama kanunla yapılabilecektir. Bu sınırlama vegüvence ölçütlerinin Anayasa’nın 13. maddesi ışığında yorumlanması gerekir.Zira belirtilen Anayasa hükmü, hakve özgürlükleri sınırlama ve güvence rejimi bakımından temel öneme sahip olup,Anayasada yer alan bütün hak ve özgürlüklerin yasa koyucu tarafından hangiölçütler göz önünde bulundurularak sınırlandırılabileceğini ortaya koymaktadır.
25. Anayasa’nın “Temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması”kenar başlıklı 13. maddesi şöyledir:
“Temel hak vehürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerindebelirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Busınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâikCumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”
26. Anayasanın bütünselliğiilkesi çerçevesinde, Anayasa kurallarının bir arada ve hukukun genel kurallarıgöz önünde tutularak uygulanması zorunlu olduğundan, belirtilen düzenlemede yeralan başta yasa ile sınırlama kaydı olmak üzere tüm güvence ölçütlerinin,Anayasa’nın 35. maddesinde yer verilen hakkın kapsamının belirlenmesinde degözetilmesi gerektiği açıktır. Bu kapsamda mülkiyet hakkı, özünedokunulmaksızın, kamu yararı amacıyla ve kanunla sınırlanabilir. Ayrıca yapılansınırlamalar Anayasa’nın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeniningereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz (AYM, E.1999/33, K.1999/51,K.T. 29/12/1999).
27. Anayasa’nın gerek 35.gerekse 13. maddesine göre, mülkiyet hakkına getirilecek sınırlamaların kanunladüzenlenmesi gerekmektedir. Kanun dışında herhangi bir hukuk normu ilegetirilen sınırlama, sınırlamada kamu yararı olsa dahi, Anayasa’nın 35. ve 13.maddelerine aykırılık teşkil edecektir. Zira belirtilen hükümlerin ifade tarzı,mülkiyet hakkına getirilecek sınırlamaların mutlaka şekli anlamda kanun ileyapılması zorunluluğuna işaret etmektedir. Hak ya da özgürlüğe bir müdahale sözolduğunda öncelikle tespiti gereken husus, müdahaleye yetki veren bir kanun hükmünün,yani müdahalenin hukuki bir temelinin mevcut olup olmadığıdır. Hak veözgürlüklerin yasayla sınırlanması ölçütü Anayasal temel hak ve özgürlüklerinsınırlandırılmasında vazgeçilmez bir unsur olup, bu koşulun sağlanmamasıdurumunda diğer güvence ölçütlerinin değerlendirilmesinin bir anlamı yoktur (B.No. 2013/1287, 19/12/2013, § 36).
28. Anayasa’nın 35. maddesiuyarınca, mülkiyet hakkı kamu yararı amacıyla sınırlandırılabilmektedir.Mülkiyet hakkının kamu yararı amacıyla sınırlandırılabilmesi Anayasa’nın 2.maddesinde belirtilen sosyal hukuk devleti ilkesiyle de yakından ilgili olup,Anayasa Mahkemesi kararlarında da kamu yararı kavramı, sosyal hukuk devletinintanımlanmasında göz önünde bulundurulması gereken unsurlardan biri olaraknitelendirilmektedir. Bu bağlamda sosyal hukuk devleti ilkesinin hayatageçirilebilmesi için zaman zaman farklı ekonomik ve sosyal politikalaruygulanması gerekebilmekte, bu politikaların uygulanabilmesi için de kamuyararı amacıyla mülkiyet hakkına sınırlamalar getirilmesi ihtiyacı doğmaktadır(AYM, E. 2000/77, K. 2000/49, K.T. 21/11/2000). Toplumyararı, ortak çıkar, genel yarar gibi birbirinin yerine kullanılan kavramlarlaifade edilen ve bireysel çıkardan farklı, onun üstünde ortak bir yarar olankamu yararı, Anayasa’nın 35. maddesinin mülkiyet hakkı açısından öngördüğü özelsınırlandırma sebebi olup, genel yarar ve toplumsal yarar gibi ifadeleri dekapsayacak şekilde geniş yorumlanmaktadır (AYM, E. 1999/46, K. 2000/25, K.T. 20/09/2000). Kamu yararı kavramı, mülkiyet hakkının kamuyararının gerektirdiği durumlarda sınırlandırılması imkânı vermekle, birsınırlandırma amacı olmasının yanı sıra, mülkiyet hakkının kamu yararı amacıdışında sınırlanamayacağını öngörerek ve bu anlamda bir sınırlama sınırıoluşturarak mülkiyet hakkını etkin bir şekilde korumaktadır.
29. Kamu yararı kavramı, devletorganlarının takdir yetkisini de beraberinde getiren bir kavram olup, objektifbir tanıma elverişli olmayan bu ölçütün her somut olay temelinde ayrıcadeğerlendirilmesi gerekir. Anayasa Mahkemesi de birçok kararında, kamuyararının gerektirdiği durumların belirlenmesinin kanun koyucunun takdirindeolduğunu vurgulamaktadır. Ancak belirtilen bu takdir yetkisi sınırsız olmayıp,kanun koyucunun kamu yararına olan düzenlemeleri belirleme ve yürürlüğe koymayetkisi Anayasa normları ile sınırlıdır. Bu nedenle yasa koyucu takdir alanınagiren konularda anayasal ilkelere uygun düzenlemeler yapmak zorundadır (AYM, E.1992/22, K. 1992/40, K.T. 17/6/1992). Bu bağlamdamakul bir temelden açıkça yoksun olan düzenlemelerin kamu yararının tespitineilişkin takdir yetkisi kapsamında değerlendirilmesi mümkün değildir (Benzeryöndeki AİHM kararı için bkz. James veDiğerleri/Birleşik Krallık, B.No. 8793/79,21/2/1986, § 46).
30. Anayasa’nın 13. maddesinegöre temel haklara yönelik sınırlamalar Anayasa’nın sözüne ve ruhuna,demokratik toplum düzeninin ve laik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülük ilkesine aykırı olamaz. Bu ilkeler diğer temel hakve özgürlüklerde olduğu gibi, mülkiyet hakkına ilişkin sınırlamalar bakımındanda geçerlidir. Anayasa’nın sözünden kasıt, Anayasa’da lafzen yer alankurallardır. Bunun yanı sıra Anayasa özü ile de birtakım kurallar koymaktaolup, Anayasa’nın koyduğu açık kuralların dayandığı hukuk ilkeleri dahi,Anayasa kuralı gibi bağlayıcıdır. Bu anlamda Anayasa’nın ruhu kavramı bir bütünolarak Anayasa’nın tamamını ifade etmekle, mülkiyet hakkına getirileceksınırlamaların da Anayasa’nın genel felsefesine ve ondan çıkan temel anlamauygun olması gerekmektedir. Bu bağlamda, getirilecek sınırlamanın Anayasa’nınbaşlangıç kısmında yer verilen hususlara ve özellikle 2. maddesinde belirtilenniteliklere uygun olması gözetilmelidir.
31. Çağdaş demokrasiler, temelhak ve özgürlüklerin en geniş ölçüde sağlanıp güvence altına alındığırejimlerdir. Temel hak ve özgürlüklerin özüne dokunup onları büyük ölçüdekısıtlayan veya tümüyle kullanılamaz hale getiren sınırlamaların demokratiktoplum düzeninin gerekleriyle bağdaştığı kabul edilemez. Demokratik hukukdevletinin amacı kişilerin hak ve özgürlüklerden en geniş biçimdeyararlanmalarını sağlamak olduğundan, yasal düzenlemelerde insanı öne çıkaranbir yaklaşımın esas alınması gerekir. Bu nedenle getirilen sınırlamalarınyalnız ölçüsü değil, koşulları, nedeni, yöntemi ve kısıtlamaya karşı öngörülenkanun yolları gibi unsurların tamamı demokratik toplum düzeni kavramı içindedeğerlendirilmelidir (AYM, E.1999/33, K.1999/51, K.T. 29/12/1999).
32. Mülkiyet hakkının ayrıcahakkın özüne dokunulmadan ve ölçülülük ilkesine riayetle sınırlandırılmasıgerekmektedir. Hakkın özü, dokunulduğunda söz konusu temel hak ve özgürlüğüanlamsız kılan asli çekirdeği ifade etmekte olup, bu yönüyle her temel hakaçısından kişiye dokunulmaz asgari bir alan güvencesi sağlamaktadır. Buçerçevede, hakkın kullanılmasını önemli ölçüde güçleştiren, hakkı kullanılamazhale getiren veya ortadan kaldıran sınırlamaların, hakkın özüne dokunduğu kabuledilmelidir. Mülkiyet hakkı bağlamında da, mülkiyet hakkını oluşturanyetkilerin tamamının veya bir ya da belirli bir kısmının ortadan kaldırılması,kullanılamaz hale getirilmesi veya kullanılmasının aşırı derecedegüçleştirilmesi sonucunu doğuran müdahalelerin, bu hakkın özünü zedeleyeceğiaçıktır (AYM, E.2002/112, K.2003/33, K.T. 10/4/2003;E.1999/33, K.1999/51, K.T. 29/12/1999). Ölçülülük ilkesinin amacı da, temel hakve özgürlüklerin gereğinden fazla sınırlandırılmasının önlenmesidir. AnayasaMahkemesi kararları uyarınca ölçülülük ilkesi, sınırlama için kullanılan aracınsınırlama amacını gerçekleştirmeye uygun olmasını ifade eden elverişlilik,sınırlayıcı önlemin sınırlama amacına ulaşmak bakımından zorunlu olmasınaişaret eden zorunluluk ve araçla amacın orantısız bir ölçü içinde bulunmamasıile sınırlamanın ölçüsüz bir yükümlülük getirmemesini deyimleyenoranlılık unsurlarını içermektedir (AYM, E.2012/100, K.2013/84, K.T. 4/7/2013).
33. Mülkiyet hakkına ilişkinAnayasa Mahkemesi kararlarında söz konusu ölçütler çoğunlukla birlikteuygulanmak suretiyle, bireyin hakkıyla kamu yararı arasında kurulması gerekenadil dengeye vurgu yapılmaktadır (AYM, E.2002/112, K.2003/33, K.T. 10/4/2003; AYM, E.1999/33, K.1999/51, K.T. 29/12/1999).Bunoktada, belirtilen ölçütlere riayetle bir sınırlandırma yapılıp yapılmadığınıntespiti için, müdahale teşkil ettiği ve mülkiyet hakkının ihlalini sonuçladığı iddia edilen önlemin temelini oluşturan kamuyararı karşısında, bireye düşen fedakârlığın ağırlığının göz önündebulundurulması ve toplumun genel yararının gerekleri ile bireyin temel hakkınınkorunması arasında adil bir dengenin kurulup kurulmadığının belirlenmesizorunludur (AYM, E.1999/33, K.1999/51, K.T. 29/12/1999; Benzer yöndeki AİHMkararı için bkz. Sporrong ve Lönnroth/İsveç,B.No.7151/75, 23/9/1982, § 69). Mülkiyet hakkının sınırlandırılması mümkünolmakla beraber, sınırlamada öngörülen meşru amaç ile,sınırlandırma arasında orantısızlık bulunmamalı, toplumun sınırlandırma ileulaşacağı genel yarar ile temel hak ve özgürlüğü sınırlandırılan bireyinkaybının dengelenmesine özen gösterilmelidir.
34. İmar planları onaylanarakbağlayıcılık kazandıktan sonra, idare ve bireyler açısından bir takım hukukisonuçlar doğurmaktadır. Bir başka ifadeyle imar planları, idare ve bireyleraçısından bazı yükümlülükler meydana getirmekte ve özellikle mülkiyet haklarınailişkin sınırlamalar öngörmektedir. Özel hukuk gerçek ve tüzel kişileriaçısından, imar planlarının onaylanmasından sonra, özellikle imar sınırlarıiçinde girecekleri her türlü imar ve yapı faaliyetlerinde imar plan ve imarprogramlarına uygun davranmak, her türlü yapı için ilgili idareden izin almakve izin ilkelerine uygun olarak yapı inşa etmek yükümlülüğü doğmaktadır. Somutbaşvuru açısından, 3194 sayılı Kanun’un 10. maddesinde yer alan, imarplanlarının yürürlüğe girmesinden itibaren en geç üç ay içinde, bu planı tatbiketmek üzere beş yıllık imar programlarının hazırlanacağı ve beş yıllık imarprogramları sınırları içinde kalan alanlardaki kamu hizmet tesislerine tahsisedilmiş olan yerlerin ilgili kamu kuruluşlarınca bu program süresi içindekamulaştırılacağı düzenlemesi karşısında, uygulama imar planı kapsamında kısmenpark alanı, kısmen dere koruma alanı, kısmen konut alanı olarak belirlenentaşınmazı üzerinde, başvurucunun mülkiyet hakkından kaynaklanan yetkilerinin tahdit edilmiş olduğu anlaşılmakla, belirtilen uygulamanın,başvurucunun Anayasa’nın 35. maddesi ile güvence altına alınan mülkiyet hakkınabir müdahale oluşturduğu açıktır. Bu nedenle, yukarıda yer verilen sınırlama vegüvence ölçütleri çerçevesinde, belirtilen müdahalenin haklılığınındenetlenmesi gerekmektedir.
35. Başvurucunun ihlal iddiasınakonu uygulamanın, 3194 sayılı Kanun’un 10. maddesi uyarınca yapıldığıanlaşılmaktadır.
36. Genel olarak imarplanlamasının amacı, belediye ve mücavir alanların dışında, kamu ve toplumyararını gerçekleştirecek hukuki çerçevenin oluşturulmasıdır. 3194 sayılıKanun’un 1. maddesinde de kanunun amacı, yerleşme yerleri ile bu yerlerdekiyapılaşmaların, plan, fen, sağlık ve çevre şartlarına uygun teşekkülünüsağlamak şeklinde açıklanmıştır. 3194 sayılı Kanun’un arazive arsa düzenlemesi sırasında kamu hizmetleri ve tesisleri için yeterliyerlerin ayrılması konusunda da düzenlemeler öngördüğü, bu düzenlemelerarasında yer alan 10. madde ile de düzgün yapılaşmanın yanı sıra o beldedeyaşayan halkın çalışma, dinlenme, ulaşım, sağlık, sosyal, kültürel ve güvenlikgibi her türlü ortak ihtiyaçlarına çözüm bulmayı ve planın kapsadığı alaniçerisinde yaşayanların daha sağlıklı, temiz, düzenli ve altyapısı oturmuş,ihtiyaçları karşılamaya yeterli ve gelişimi kurallara bağlanmış ortamlardayaşamalarını temin etmeyi amaçladığı anlaşılmaktadır.
37. Toplum yaşamını yakındanetkileyen fiziksel çevrenin sağlıklı bir yapıya kavuşturulması ve toprağınkoruma ve kullanma dengesinin en rasyonel biçimde belirlenmesi için hazırlananimar planları kamu yararı amacını taşıması gereken belgeler olduğundan,yargısal denetiminde bu hususlara riayet edilip edilmediği, planlanan yöredebulunan parsellerin imar planında tahsis edildikleri amaç yönünden şehircilikilkeleri, planlama esasları ve kamu yararına uygun düşüp düşmediği irdelenmekteolup, somut başvuru açısından söz konusu imar planlarının yargısal denetimihususunda herhangi bir iptal davası da açılmadığı görülmekle, esasen yapılanimar düzenlemesinin 3194 sayılı Kanun’un 10. maddesi uyarınca kamu yararıamacıyla yapıldığı hususunun başvurucunun da kabulünde olduğu anlaşılmaktadır.
38. Başvurucunun iddiaları,sahip olduğu taşınmazla ilgili imar planlarının taşınmaz üzerinde doğurduğusonuçlarla ilgilidir. Başvurucu, söz konusu imar planlarınınve beraberinde getirdiğini iddia ettiği inşaat yasaklarının ilgili mevzuathükümlerine uygun olduğuna itiraz etmemekle birlikte, imar planlarının veberaberinde getirdiği inşaat yasağının çok uzun bir süre, taşınmazına ilişkin kamulaştırmaişlemi yapılmaksızın yürürlükte kaldığını beyan ederek, bu tedbirlerin mülkiyethakkı üzerinde meydana getirdiği olumsuz sonuçlara işaret etmektedir. Bukapsamda başvurucu, taşınmazından tam anlamıyla istifade etme olanağınıyitirdiğini, taşınmazını normal piyasa fiyatlarından satma imkânınıkaybettiğini ve taşınmazının imar planındaki niteliği nedeniyle değerinin büyükölçüde azaldığını belirterek, bahse konu bu durum dikkate alındığında, mülkiyethakkına karşı orantısız bir müdahalenin yapıldığını ileri sürmektedir. Bunedenle başvurucu, mülkiyet hakkından hukuken yoksun bırakılmadığı halde, sözkonusu imar planlarının ve beraberinde getirdiği inşaat yasağının taşınmazındanyararlanma ve tasarruf etme yetkilerini ağır kısıtlamalara tabi tuttuğunu veher hangi bir tazminata da meydan vermediğini belirterek, söz konusutedbirlerin yürürlükte kaldığı süreçte, mülkiyet hakkının özünden yoksunbırakıldığını vurgulamaktadır.
39. İmar planı kapsamında kalantaşınmaz malikleri, mülkiyet haklarını ancak imar mevzuatının öngördüğü esaslardoğrultusunda kullanabilecektir. Zira imar planına konu yürürlük sahasındakalan özel mülkiyete konu taşınmaz sahipleri, imar mevzuatının gerektirdiğikısıtlama ve kullanma esaslarına uymak zorundadırlar.
40. 3194 sayılı Kanun’un 10.maddesinin ikinci fıkrasında, imar programlarında, umumi hizmetlere ayrılanyerler ile özel kanunları gereğince kısıtlama konulan gayrimenkullerkamulaştırılıncaya veya umumi hizmetlerle ilgili projeler gerçekleştirilinceyekadar bu yerlerle ilgili olarak diğer kanunlarla verilen hakların devam edeceğibelirtilmiş olup, 3194 sayılı Kanun’un umumi hizmetlere ayrılan yerlerde inşaatveya mevcut bina varsa esaslı değişiklik ve ilaveler yapılmasını yasaklayan 13.maddesinin birinci fıkrası ile ikinci fıkra hükmü Anayasa Mahkemesince iptaledilmiş olmakla beraber (AYM, E.1999/33, K.1999/51, K.T. 29/12/1999),imar planlarının buyurucu özelliği karşısında inşaat izni başvurularının ilgiliidarelerce kabul görmeme ihtimali yüksektir. Somut başvuru açısından da benzerdurum söz konusu olup, başvurucu tarafından 26/8/2010tarihinde yapılan, taşınmazın konut alanı dışında kalan bölümlerinin de konutalanına alınmasına ilişkin plan değişikliği müracaatının, İstanbul BüyükşehirBelediye Meclisinin 14/10/2010 tarih ve 2280 sayılı kararı ile reddedildiğianlaşılmaktadır. 3194 sayılı Kanun'un 13. maddesinin iptaledilen birinci ve üçüncü fıkraları nedeniyle doğan hukuksal boşluğun, kamudüzenini ve kamu yararını olumsuz yönde etkileyeceğinden bahisle, gereklidüzenlemelerin yapılması için yasama organına süre tanımak amacıyla iptalkararının Resmî Gazete'de yayımından başlayarak altıay sonra yürürlüğe girmesine karar verilmiş olup, belirtilen sürenin dolmuşolmasına rağmen yasama organınca bu konuda herhangi bir düzenlemenin yapılmamışolduğu görülmektedir. Bu bağlamda, belirtilen hükümler iptal edilmişolmakla beraber, hiçbir taşınmaz imar planında ayrıldığı amaç dışındakullanılamayacağı için, taşınmazlar hakkındaki inşaat yasağına ilişkinkısıtlamanın fiilen devam ettiği anlaşılmaktadır.
41. Taşınmaz maliklerinin,taşınmazlarının kamulaştırılması veya imar planındaki amacının değiştirilmesihususunda ilgili idareye yaptıkları başvurunun reddedilmesi durumunda, talebinaçıkça veya zımnen reddedilmesi yolundaki işlemlerin dava konusu edilmesimümkün olmakla beraber, Danıştayın istikrar kazanmışiçtihadının idarelerin kamulaştırma yapmaya zorlanamayacakları yönünde olduğuanlaşılmaktadır. Ancak Yargıtayın istikrar kazanmışiçtihadı uyarınca, mülkiyete eylemli olarak el atılıp tamamen veya kısmenkullanılmasına engel olunması ile imar uygulaması sonucu o kişinin mülkiyetindeolan taşınmaza hukuken kullanmaya engel sınırlamalar getirilmesi arasındasonucu itibari ile bir fark bulunmadığına ve her ikisinin de kişinin mülkiyethakkının sınırlandırılması anlamında aynı sonucu doğurduğuna işaret edilerek,3194 sayılı Kanun’un 10. maddesinin tatbik edildiği hallerde, kamulaştırmasızel atmadan söz edilebileceğinin kabul edildiği (Y.H.G.K.,E.2010/5-662, K.2010/651, K.T.15/12/2010), bununla birlikte, somut başvuruyakonu karara benzer şekilde, kamulaştırmasız el atma nedeniyle tazminattalebinde bulunulması durumunda, 3194 sayılı Kanun’un 10. maddesinde öngörülenbeş yıllık sürenin taşınmaz kamulaştırılmaksızın geçmesi koşulunun arandığıgörülmektedir. Bunun yanı sıra, Uyuşmazlık Mahkemesi’ne yansıyan başvurularsonucunda Mahkemece, somut başvuruya benzer şekilde imar planı ve buna dayalıimar uygulaması sonucunda uğranılan zararın tazminine yönelik bulunan davalarınidari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtelolanlar tarafından açılan tam yargı davaları kapsamında idari yargı yerinceçözümlenmesi gerektiğine işaret edildiği (Uyuşmazlık Mahkemesi, E.2012/157,K.2012/182, K.T.24/9/2012), 4/11/1983 tarih ve 2942 sayılı KamulaştırmaKanunu’nun geçici 6. maddesinde 24/5/2013 tarih ve 6487 sayılı Kanunla yapılandeğişiklik kapsamında, anılan maddenin onuncu fıkrasında, uygulama imarplanlarında umumi hizmetlere ve resmî kurumlara ayrılmak suretiyle veya ilgilikanunların uygulamasıyla tasarrufu kısıtlanan taşınmazlar hakkında, 3194 sayılıKanunda öngörülen idari başvuru ve işlemler tamamlandıktan sonra idari yargıdadava açılabileceği düzenlemesine yer verildiği ve belirtilen değişikliksonrasında Yargıtay Hukuk Genel Kurulunca, imar kısıtlamalarından kaynaklanantazminat davalarının idari yargıda açılması gerektiğine hükmedilerek (Y.H.G.K., E.2013/5-603, K.2013/1503, K.T.30/10/2013), Danıştaytarafında da, somut başvuruya benzer uyuşmazlıklar açısından, 3194 sayılıKanun’un 10. maddesine dayanan uygulama nedeniyle mülkiyet hakkının belirsizbir süre ile kısıtlandığı ve bu kısıtlamanın idarece bir karar alınarakkaldırılmadığının sabit olması durumunda, taşınmaz malın değerinin hesaplanarakilgilisine ödenmesi ve bu değerin 2942 sayılı Kanun hükümleri dikkate alınaraksaptanması gerektiği kabul edilmekle birlikte, tazmin koşullarının oluşmasınoktasında 3194 sayılı Kanun’un 10. maddesinde yer verilen beş yıllık süresınırına işaret edildiği (D. 6. D., E.2011/8152, K.2013/2702, K.T.17/4/2013)anlaşılmaktadır.
42. Başvurucunun, taşınmazının3194 sayılı Kanun’un 10. maddesine istinaden yapılan uygulama nedeniyle değerkaybettiğini iddia ederek, uğradığı zararın tazmini talebiyle 6/12/2010 tarihinde Ümraniye 2. Asliye Hukuk MahkemesininE.2010/767 sırası üzerinde açtığı dava, Mahkemece, dava konusu parselin imardurum belgesinin kesinleşme tarihi olan 16/1/2008 tarihinden itibaren, 3194sayılı Kanun’un 10. maddesinde öngörülen beş yıllık düzenleme süresiningeçmediği belirtilerek reddedilmiş, ilk derece mahkemesi kararı kanun yoluincelemesinden geçerek kesinleşmiştir.
43. Başvurucu, iddiasına konuimar düzenlemesinin 3194 sayılı Kanun’un 10. maddesi uyarınca yapıldığınoktasında bir itirazı olmamakla ve iptal davası açmayarak söz konusu işlemdekamu yararı amacının gözetildiğini zımnen kabul etmekle birlikte, imar planınınkesinleştiği tarihin üzerinden çok uzun bir süre geçmesine rağmen taşınmazınailişkin kamulaştırma işlemi yapılmamasından ve bu hareketsizliğe bağlı olarak,idare aleyhine açtığı tazminat davasında önceki tarihli nazım imar planınındeğil uygulama imar planının kesinleşme tarihi esas alınarak talebininreddedilmesinden dolayı mülkiyet hakkının ihlal edildiğini iddia etmektedir. Nazım imar planı, şehrin anadokusunu gösteren ve genel ilkeleri belirleyen plandır. İmar planına konudüzenleme alanındaki konut, ticaret ve sanayi bölgeleri, yeşil alanlar,yerleşim dışı alanlar, ulaşım sistemleri bu plan kapsamında belirlenmektedir.Ancak nazım imar planları kesin sınır ve biçim belirlemeyip, üzerinden ölçüalınamamakta ve uygulama için kullanılamamaktadır. Nazım imar planı kentinçeşitli işlev alanlarının ve toprak parçalarının kullanım biçimlerinisaptarken, uygulama imar planı sözü geçen planların uygulanmaları için gereklitüm teknik ayrıntıları içermektedir. Belirtilen bu hususlar ışığında veözellikle imar planlarının yukarıda belirtilen nitelikleri gereği, idarealeyhine açılan tazminat davalarında sürenin tespitinde, uygulama imar planınınkesinleşme tarihinin nazara alınması noktasında yapılan değerlendirmede barizbir takdir hatası bulunmadığı anlaşılmaktadır.
44. Başvurucu imar planıkapsamında kısmen park alanı ve kısmen dere koruma alanı olarak belirlenentaşınmazının, etrafında yollar, kanalizasyonlar, ışıklandırma çalışmaları veçevre düzenlemelerinin yapıldığını ve taşınmazının bulunduğu bölgede büyük işmerkezleri, rezidanslar ve lüks daireler bulunduğunuve çevresindeki sosyal yaşam alanlarıyla birlikte son zamanlarda cazibe merkezihaline geldiğini, ancak yapılan imar düzenlemesi nedeniyle taşınmazın kullanımhakkının kısıtlanmasına bağlı olarak büyük ölçüde değer kaybına uğradığınıiddia ederek, taşınmazının öznel durumuna işaret etmektedir. Başvuruya konuyargılama dosyası içeriğinde yer alan kurum müzekkereleri ve bilirkişi raporukapsamından, başvurucuya ait taşınmazın 16/1/2008tarihli uygulama imar planı kapsamında kısmen konut alanı, kısmen park alanı vekısmen dere koruma alanı lejantında kaldığı, imar uygulama işlemi görmemiş olantaşınmazın kadastral parsel niteliğinde olduğu, taşınmazınHatboyu caddesinden cephe aldığı ve söz konusu yolunana arter listesinde bulunduğu, mücavir alan sınırları içerisinde kalantaşınmazın etrafının meskun olup yoğun yerleşim alanında kaldığıanlaşılmaktadır.
45. İmar planlarının belirliaralıklarla, düzenlemeye konu olan alanın imar ve gelişimini denetim altınaalmayı amaçlamalarından dolayı, imar planı ile getirilen esasların bir andagerçekleştirilebilmesi hukuki, mali ve teknik sebeplerden dolayı mümkündeğildir. Dolayısıyla, imar planlarının uygulanması amacıyla yapılması gerekenimar, yapı ve kamulaştırma işlemlerinin bir programa bağlanarak, imar planıuygulamasının bölümlere ayrılmasında ve bunların belirli zaman diliminde gerçekleştirilmesindezorunluluk bulunmaktadır. 3194 sayılı Kanun imar planlarının beşer yıllık imarprogramları yapılarak bir program dâhilinde ve etaplar halinde uygulanmalarınıöngörmüştür. Beş yıllık imar programlarının görüşülmesisırasında ilgili yatırımcı kamu kuruluşlarının temsilcilerinin de görüşleriesas alınmak üzere meclis toplantısına katılmaları hususunun 3194 sayılıKanun’un 10. maddesinde açıkça düzenlenmesinin nedeninin de, ilgili idarelerinkamu hizmet tesislerine tahsis edilen yerlerden bir an önce haberdar olmalarısuretiyle, belirtilen yerlerin kamulaştırılması için ilgili idarelerinbütçesine gerekli ödeneğin konulması ve programda yer alan işlerin bir an öncegerçekleştirilmesinin sağlanması olduğu açıktır.
46. Başvurucunun taşınmazınınuygulama imar planı gereği kısmen konut alanı, kısmen park alanı ve kısmenyeşil alan olarak tespit edilmiş olmasına rağmen, uygulama imar planınınkesinleştiği tarih olan 16/1/2008 tarihinden itibarendava tarihine kadar geçen yaklaşık iki yıl on bir aylık süreçtekamulaştırılmadığı anlaşılmaktadır. Bu nedenle başvurucu, hukuken taşınmazınmaliki konumunda olmakla, taşınmazı kullanma, satma, vasiyet etme, bağışlama,ipotek etme veya sair hukuki işlemlerde bulunma hakkına sahiptir. Zirataşınmazın mülkiyetinin kamuya geçmesi ancak kamulaştırma işlemi ilegerçekleşecektir. Ancak başvurucunun iddiaları esasen söz konusu taşınmazıtasarruf etme imkânının daraltılmasından kaynaklanmaktadır. Söz konusu imaruygulaması nedeniyle taşınmaza ilişkin belirtilen hukuki tasarruflarda bulunmaimkânının şeklen varlığını sürdürmesine rağmen, fiilen kullanılmasınıngüçleştiği açıktır. Bu kapsamda başvurucu, mülkiyet hakkından hukuken yoksunbırakılmadığı halde, söz konusu imar planının taşınmazından yararlanma ve tasarrufetme yetkilerini kısıtlamalara tabi tuttuğu anlaşılmaktadır.
47. Kamu makamlarının, özelliklebüyük şehirlerin gelişmeleri gibi karmaşık ve zor bir alanda kendi imarpolitikalarını uygulamak için geniş bir takdir alanı kullanmaları doğal olmaklabirlikte, belirtilen takdir yetkisinin Anayasa’nın 35. maddesinde güvencealtına alınan mülkiyet hakkını ve Anayasa’nın 13. maddesinde yer verilengüvence ölçütlerini gözetecek şekilde kullanılıp kullanılmadığının denetlenmesizorunludur. Bir sınırlamanın özellikle ölçülü olduğunun, hakkın özünedokunmadığının ve demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun olduğununkabulü için temel hakların kullanılmasını ciddi surette güçleştirip, amacınaulaşmasına engel olmaması ve etkisini ortadan kaldırıcı bir nitelik taşımamasıgerekmektedir (AYM, E.2012/100, K.2013/84, K.T. 4/7/2013).
48. Başvurucunun taşınmazının 16/1/2008 tarihli uygulama imar planı uyarınca kısmen parkalanı, kısmen dere koruma alanı, kısmen konut alanına alındığı ve başvurucutarafından 6/12/2010 tarihinde Ümraniye 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin E.2010/767sırası üzerinde açılan davanın, Mahkemece, dava konusu parselin imar durumbelgesinin kesinleşme tarihi olan 16/1/2008 tarihinden itibaren, 3194 sayılıKanun’un 10. maddesinde öngörülen beş yıllık düzenleme süresinin geçmediğibelirtilerek reddedildiği görülmekle, dava tarihi itibariyle başvurucununtaşınmazı üzerinde 3194 sayılı Kanun’un 10. maddesi kapsamında söz konusu olansınırlamanın, iki yıl on bir aylık bir süredir devam ettiği ve 3194 sayılıKanun’un 10. maddesi uyarınca taşınmazları umumi hizmet tesislerine tahsisedilen taşınmaz malikleri açısından, ilgili düzenlemede belirtilen beş yıllıksüre sınırı nazara alınmak suretiyle, derece Mahkemeleri nezdinde, belirtilenhukuki el atma işlemi nedeniyle tazminat talep etme olanağının bulunduğugörülmektedir (§ 42).
49. Taşınmazın başvuruya konuyargılama evrakı kapsamından tespit edilen nitelikleri itibariyle mücavir alansınırları içerisinde kalması ve etrafının meskun olupyoğun yerleşim alanında bulunması unsurlarının göz önünde bulundurulmasıdurumunda dahi, imar planlaması gibi karmaşık ve düzenleme yapılmasınıgerektiren alanlarda kamu makamlarının şehir planlamasına yönelikpolitikalarında sahip olmaları doğal olan takdir payı ve ilgili idarecekamulaştırma yapılmaksızın geçirilen iki yıl on bir aylık süre nazaraalındığında, söz konusu sınırlamanın ortaya çıkardığı durumun, başvurucununmülkiyet hakkının korunması ile kamusal menfaatin gerekleri arasında sağlanmasıgereken dengeyi bozmadığı ve başvurucu açısından meşru sayılamayacak olan ferdive aşırı nitelikte bir yük oluşturmadığı anlaşılmaktadır.
50. Yukarıda açıklanannedenlerle, başvurucunun ihlal iddiasına konu müdahalenin, belirtilen sınırlamave güvence ölçütlerine aykırı olmadığı anlaşılmakla, Anayasa’nın 35. maddesindegüvence altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edilmediğine karar verilmesigerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanangerekçelerle;
A. Başvurucunun Anayasa’nın 35. maddesi kapsamında mülkiyethakkının ihlal edildiği yönündeki iddiasının KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyethakkının İHLAL EDİLMEDİĞİNE,
C. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerine bırakılmasına,
20/3/2014 tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar verildi.