TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
YUSUF YAZICI VE DİĞERLERİ BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2013/8105)
Karar Tarihi: 14/4/2016
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Engin YILDIRIM
Üyeler
:
Serdar ÖZGÜLDÜR
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
Celal Mümtaz AKINCI
Muammer TOPAL
Raportör Yrd.
:
Gökçe GÜLTEKİN
Başvurucular
:
1. Yusuf YAZICI
2. Gülseren YAZICI
3. Murtaza Mutlu YAZICI
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru; Suriye Arap Cumhuriyeti (Suriye) sınırlarıiçerisinde kalan taşınmazların, Suriye devleti tarafından bedel ödenmeksizinkamulaştırılması sonucunda uğranılan zararın 28/5/1927 tarihli ve 1062 sayılıHudutları Dahilinde Tebaamızın Emlakine Vaziyet Eden Devletlerin Türkiye'dekiTebaaları Emlakine Karşı Mukabelei Bilmisil Tedabiri İttihazıHakkında Kanun çerçevesinde giderilmesi istemiyle açılan davada verilen Mahkemekararının uygulanmaması nedeniyle mülkiyet hakkının, bu nedenle Ankara 6. İdareMahkemesinde açılan tam yargı davasının reddedilmesive yargılamanın makul sürede sonuçlanmaması nedenleriyledeadil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvurular 8/11/2013 ve 11/4/2014 tarihlerinde AnayasaMahkemesine doğrudan yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yöndenyapılan ön incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkiledecek bir eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.
3. Komisyon tarafından başvurunun kabul edilebilirlikincelemelerinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
4. Bölüm Başkanı tarafından 15/1/2015 tarihinde, başvurununkabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına kararverilmiştir.
5. Başvurucular tarafından yapılan2013/8105, 2014/5070, 2014/5072 numaralı bireysel başvuru dosyalarıaralarındaki hukuki ve fiili irtibat nedeniyle birleştirilmiş, incelemeye2013/8105 numaralı bireysel başvuru dosyası üzerinden devam edilmiştir.
6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü 16/3/2015 tarihinde AnayasaMahkemesine sunmuştur.
7. Bakanlık tarafından AnayasaMahkemesine sunulan görüş; başvurucu Yusuf Yazıcı'ya 13/4/2013 tarihinde, diğerbaşvuruculara ise 28/1/2016 tarihinde tebliğ edilmiştir. Başvurucular,Bakanlığın görüşüne karşı beyanlarınısunmuşlardır.
III. OLAY VE OLGULAR
A. Olaylar
8. Başvuru formları ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylarözetle şöyledir:
9. Suriye devleti tarafından 27/9/1958 tarihli ve 161 sayılıSuriye Toprak Reformu Kanunu'na göre Türk vatandaşlarının ve diğer yabancılarınbir kısım taşınmaz malları bedel ödenmeksizin kamulaştırılmıştır.
10. Suriye makamlarıyla yürütülen müzakerelerden sonuçalınamaması üzerine mütekabiliyet esaslarına göre Türk vatandaşlarınınzararının giderilmesi ve 1062 sayılı Kanun'un uygulanması amacıyla BakanlarKurulunun 1/10/1966 tarihli kararı ile "SuriyeUyrukluların Mallarının Tesbiti ve Bu Mallara ElKonulması Hakkında Yönetmelik" yürürlüğe girmiş, Suriye uyruklugerçek veya tüzel hukuk kişilerine ait olan taşınır ve taşınmaz mallar vebunlara müteferri hak ve menfaatlarineel konulmasına karar verilmiştir.
11. Anılan Yönetmeliğin uygulanması çerçevesinde Suriye UyrukluÖzel ve Tüzel Kişilerin Hazinece El Konulan Mallarının İdaresi HakkındaYönetmelik6/11/1967 tarihli Resmî Gazete'deyayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
12. Emlak sorunu hakkında Suriye devleti ile gerçekleştirilengörüşmeler çerçevesinde 26/2/1971 tarihli Suriye Uyrukluların Malları ÜzerineKonan Kısıtlayıcı Tedbirlerin Kısmen Kaldırılması Hakkındaki Protokoldüzenlenmiş, anılan Protokol uyarınca Türklerin Suriye'de bulunan taşınmazmallarının gelirini gösteren listelere göre ve listelerde adı bulunan bazı haksahiplerine 1971 yılında ödeme yapılmıştır.
13. Türk vatandaşlarının Suriye’deki malvarlığı değerleri ileSuriye vatandaşlarının Türkiye'deki varlıklarını belirlemek amacıyla 9/5/1972tarihinde Türkiye Suriye Emlak KomisyonuHakkında Protokol imzalanmış 22/12/1972 tarihinde ise Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti ile Suriye ArapCumhuriyeti Arasında Emlak Sorunlarının Çözülmesine Dair Sözleşme ileSözleşmeye ek Ödeme Protokolüdüzenlenmiştir.
14. Nusaybin Tapu Sicil Muhafızlığı tarafından başvurucularınkök murisleri Nizamettin Efendizade Seyyid Necip Efendi adına kayıtlı olan; Türkiye Cumhuriyetidevleti ve Suriye devleti sınırı ayrımında Suriye topraklarında kalantaşınmazları gösteren31/10/1958 tarihli "senedi hakani"kayıtları düzenlenmiştir.
15. Başvurucuların kök murisleri, Nizamettin EfendizadeSeyyid Necip Efendi adına düzenlenen senedi hakani kayıtlarına dayanarak mağduriyetlerinin giderilmesiistemiyle Türkiye-Suriye Emlak Komisyonuna başvurmuştur. Türk tarafı; müracaat sahiplerininkendilerine ait hisseler üzerindeki mülkiyethaklarının Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti ile Suriye Arap Cumhuriyeti ArasındaEmlak Sorunlarının Çözülmesine Dair Sözleşme'nin 5. maddesine göre tanınmasıyönünde görüş bildirmiştir. Buna karşın Suriye tarafı ise görüşünü, taleptebelirtilen bölgelerin kadastro gördüğünü, Hasekeilinde bu bölgenin bulunmadığı yönünde sunmuştur. Müraacathakkında uzlaşma sağlanamaması üzerine başvuru Türkiye-Suriye Karma Komisyonunaintikal etmiştir.
16. Bireysel başvuru dosyasında yer alan bilgi ve belgelerçerçevesinde; Türkiye-Suriye Emlak Komisyonunda Türk müracaatçılar adına 2411adet dosyanın oluşturulduğu, bunlardan 2108 adet dosyanın bu Komisyondagörüşüldüğü ve 1121 dosyanın olumlu bulunduğu, 276 adet dosyanın reddedildiği,başvurucuların murisleri tarafından yapılan müracaatı da içeren 711 adetdosyanın ise Türkiye-Suriye Karma Komisyonuna intikal ettirildiğianlaşılmıştır.
17. Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti ile Suriye Arap CumhuriyetiArasında Emlak Sorunlarının Çözülmesine Dair Sözleşme ile Sözleşmeye ek ÖdemeProtokolü onay belgelerinin iki ülke arasında karşılıklı olarak teatiedilememesi nedeniyle yürürlüğe girememiştir.
18. Başvurucuların miras bırakanı M.A.Y., kök murisleriNizamettin Efendizade SeyyidNecip Efendi'ye ait olduğunu iddia ettiği ve Suriye sınırları içerisinde kalantaşınmazlara Suriye devleti tarafından el konulması nedeniyle uğradığı zararın1062 sayılı Kanun çerçevesinde giderilmesi istemiyle 20/11/2000 tarihindeDışişleri Bakanlığına,15/2/2001 tarihinde Başbakanlığa, 8/1/2001 tarihindeDevlet Bakanlığına, 22/2/2001 tarihinde Maliye Bakanlığına başvurmuştur. Diğerkurumlara sunulan dilekçeler ilgisi nedeniyle Maliye Bakanlığına iletilmiştir.
19. Maliye Bakanlığının 17/5/2001 tarihli işlemiylebaşvurucuların miras bırakanının talebi; Suriye uyruklulara ait olan mallardanelde edilen gelirlerin millî bir bankada Suriye uyrukluların nam ve hesabınabloke edildiği, bu hesaplardan ödeme yapılmasının her iki ülke arasındaki emlaksorunlarında anlaşma sağlanması hâlinde mümkün olacağı gerekçesiylereddedilmiştir.
20. Başvurucuların miras bırakanı, anılan işlem nedeniyle Ankara3. İdare Mahkemesinde Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğüne, Maliye Bakanlığına,Tarım ve Köyişleri Bakanlığına ve DışişleriBakanlığına karşı iptal ve tam yargı davası açmıştır.
21. Mahkemenin 12/4/2002 tarihli ve E.2001/892, K.2002/702sayılı kararıyla idari işlemin iptaline karar verilmiştir. Mahkeme kararınınilgili kısımları şöyledir:
"....
Dosyanın incelenmesinde, Suriye'nin 1958tarihli Zirai İslahat Kanunu çerçevesinde Türkvatandaşlarının ve diğer yabancıların taşınmazlarını bedel ödemeksizinkamulaştırdığı ve vatandaşlarımızın 300 hektarı geçen arazilerine el koyduğu,mallarına el konulan vatandaşlarımıza tazminat ödenmesi için Suriye makamlarınezdinde yapılan girişimlerin olumsuz sonuç vermesi üzerine Suriye UyruklularınMallarının Tespiti ve Bu Mallara El Konulması Hakkında Yönetmelik uyarıncaSuriyelilerin Türkiye'deki taşınmaz mallarına idarece el konulduğu, bu arada,bir kısmı dava dosyasına ibraz edilmiş bulunan senedi hakanikayıt örneklerine nazaran Suriye devleti hudutları içinde kaldığı ve elkonulmak suretiyle istifade hakkının ortadan kaldırıldığı, Türkiye CumhuriyetiEmlak Komisyonu Türk Heyetinin Haseke Alt Komisyonraporunda sabit olan davacının miras bırakanından intikal eden taşınmazlarınmevcut olduğu, 1971 tarihli Suriye Uyrukluların Malları Üzerine KonulanKısıtlayıcı Tedbirlerin Kısmen Kaldırılması Hakkında Protokol'ün belirlediğişekil ve şartlarda Suriye'deki taşınmaz mallarına el konulan hak sahibivatandaşlara 1971 yılında ödeme yapıldığı, emlak sorunları konusunda her ikiülke arasında başlatılan çalışmaların devam ettiği, 9/5/1972 tarihindeAnkara'da 'Türkiye Suriye Emlak Komisyonu Hakkında Protokol' ve 22/12/1972tarihinde de 'Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti ile Suriye Arap Cumhuriyeti ArasındaEmlak Sorunlarının Çözümlenmesine Dair Sözleşme ile eki Ödeme Protokolü'nünimzalandığı, bu protokolün 1937 sayılı Kanun ile kabul edildiği, BakanlarKurulu'nun 28/2/1983 tarihli ve 83/6123 sayılı Kararıyla onaylandığı ancak onaybelgelerinin her iki ülke arasında karşılıklı olarak teati edilmemesi nedeniyleyürürlüğe giremediği, her iki ülke arasındaki emlak sorunlarının adil ve kalıcıbir çözüme kavuşturulması amacıyla yapılan çalışmaların Dışişleri Bakanlığıtarafından yürütüldüğü, bu aşamada idarelerce başvuru üzerine herhangi birişlem yapılmaması nedeniyle görülmekte olan iş bu davanın açıldığıanlaşılmıştır.
Bu durumda, murislerinden intikal edenSuriye'deki taşınmazlarına ait el konulan ve böylece tasarruf etmesi o ülketarafından engellenen davacının gelir kaybına uğradığı açık olup, yukarıda anılanmevzuat hükümleri uyarınca ilgilinin mağduriyetiningiderilmesinde müştereken kusurlu olarak davrandıkları sabit olan davalıidarelerce, 1062 sayılı Kanun'un 1. maddesi uyarınca Suriye uyrukluvatandaşların Türkiye'deki emlaklerinden elde edilen ve bankada bloke olaraktutulan gelirlerden, davacıya kanıtlayacağı nispetteki zararının ödenmesi gerekirkenbu yoldaki istemin kabul edilmemesinde hukuka ve mevzuata uyarlıkbulunmamıştır."
22. Temyiz üzerine Danıştay Onuncu Dairesinin 7/10/2002 tarihlive E.2002/4517, K.2002/3520 sayılı ilamıyla hüküm onanmıştır.
23. Karar düzeltme talebi, aynı Dairenin 19/4/2005 tarih veE.2003/2599, K.2005/1958 sayılı ilamıyla reddedilmiştir.
24. Başvurucuların miras bırakanı M.A.Y. 14/2/2004 tarihindevefat etmiştir.
25. Başvurucuların, Ankara 3. İdare Mahkemesi kararına dayanarakİdareyeyaptıkları başvuru reddedilmiştir.
26. Başvurucular, Ankara 3. İdare Mahkemesinin 12/4/2002 tarihlikararınınuygulanmaması ve üst soylarına ait SuriyeDevleti sınırlarında kalan taşınmazlar nedeniyle 5.170.963,05 TL maddi ve1.000.000 TL manevi tazminata hükmedilmesi, ayrıca 1971 yılında yapılantevziattan murislerine verilmeyen payın bugünkü değerinin yasal ve gecikmefaizleriyle birlikte ödenmesi istemiyle 29/12/2005 tarihinde MaliyeBakanlığına, Dışişleri Bakanlığına, Tarım ve KöyişleriBakanlığına ve Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğüne karşıAnkara6. İdare Mahkemesinde tam yargı davası açmışlardır.
27. Mahkemenin 11/7/2007 tarihli ve E.2005/2740, K.2007/1258sayılı kararıyla davanın reddine karar verilmiştir. Mahkeme kararının ilgilikısımları şöyledir:
"....
Bakılan davada; Ankara 3. İdare Mahkemesince,davacıların murisi İ.Y.'nin mirasçıları adına açılandavada, tazminat ödenmesi isteğiyle yapılan başvurunun reddine ilişkin idariişlemin iptaline karar verilmiş olup, yukarıda anılan Anayasa ve Kanunhükümleri uyarınca, anılan yargı kararının uygulanması ve ilgililerin üstsoyunun Suriye sınırlarında kalan taşınmazları nedeniyle 1062 sayılı Kanunhükümleri uyarınca zararlarının karşılanması gerekmekte ise de, sözü edilenkararın gerekçesinde; '... Murislerinden intikal eden Suriye'dekitaşınmazlarına ait el konulan ve böylece tasarruf etmesi o ülke tarafındanengellenen davacının gelir kaybına uğradığı açık olup, yukarıda anılanmevzuat hükümleri uyarınca ilgilinin mağduriyetiningiderilmesinde müştereken kusurlu olarak davrandıkları sabit olan davalıidarelerce, 1062 sayılı Kanun'un 1. maddesi uyarınca Suriye uyrukluvatandaşlarının Türkiye'deki emlaklerinden elde edilen ve bankada bloke olaraktutulan gelirlerden, davacıya kanıtlayacağı nispetteki zararının ödenmesi..'gerektiği ifadelerine yer verilmiş olup, bu haliyle; anılan kararın uygulanmasıve ilgililerin zararının karşılanması için, zararın davacı tarafındankanıtlanması, buna ilişkin bilgi ve belgelerin ibrazı zorunlu bulunmaktadır.
Nitekim, 1062 sayılı Kanun'un 2. maddesi uyarıncayürürlüğe konulan 6/7/1927 günlü 5416 sayılı İcra Vekilleri Heyeti Kararnamesieki Talimatname'de ; Mahkeme kararı gerekçesinde yeraldığı üzere; zararauğradığını iddia eden Türktebaasının, ödemeye esas alınacak zarar miktarını belirlemek amacıyla ibrazedilmesi gereken belgeler belirlenmiş, 'Tebaanın zarar gördüğü ülkemahkemelerince verilen ilâm, aynı ülke kanunları uyarınca yetkili makamlartarafından verilen ve şüpheye yer bırakmayacak dayanakları olan her türlübelge, gayrimenkuller için; tasarruf senedi, onaylı tapu kayıtları, vergi tezkereleri'nin ibrazı gerektiği açıkça ortaya konulmuştur.
Bakılan davada; Ankara 3. İdare Mahkemesinceverilen iptal kararı üzerine,İ.Y.'nin mirasçılarıadına davayı açan M.A.Y.'nin mirasçıları tarafındananılan zararın tazmini isteğiyle başvuruda bulunulmuş, başvuru ekinde de üstsoy olan 'Nizamettin zade Seyyid Necip Efendi' adınakayıtlı bulunan taşınmazları gösteren ve Nusaybin Tapu Sicil Muhafızlığıtarafından düzenlenen 1958 tarihli tapu kayıt örnekleri sunulmuş ise de,yukarıda anılan 6/7/1927 tarihli 5416 sayılı Kararname eki Talimatnamedebelirtilen belgelerden hiçbirinin idareye sunulmadığı göz önüne alındığında;belgeyle isbatı zorunlu olan zarar miktarına ilişkinbelge ibraz edemeyen davacıların, bu aşamada zararlarının tazmin edilme olanağıbulunmamaktadır."
28. Temyiz üzerine Danıştay Onuncu Dairesinin 1/1/2010 tarihlive E.2007/8339, K.2010/7240 sayılı ilamıyla İlk Derece Mahkemesinin kararıonanmıştır.
29. Başvurucuların karar düzeltme talebi, aynı Dairenin24/4/2013 tarihli ve E.2011/8772, K.2013/3643 sayılı ilamıyla reddedilmiştir.
30. Karar, başvuruculara 11/10/2013 ve 24/3/2014 tarihlerindetebliğ edilmiştir.
31. Başvurucular 8/11/2013 ve 11/4/2014 tarihlerinde bireyselbaşvuruda bulunmuştur.
B. İlgili Hukuk
32. 1062 sayılı Kanun'un 1. maddesi şöyledir:
"İdari mukarrerat veyafevkalade veya istisnai kanunlarla Türkiye tebaasının hukuku mülkiyetini kısmenveya tamamen tahdit eden devletlerin Türkiye'deki tebaasının hukuku mülkiyetidahi icra Vekilleri Heyeti karariyle Hükümettarafından mukabelei bilmisilolmak üzere kısmen veya tamamen tahdit ve menkulat vegayrimenkulatına vaziyet olunabilir.
Vaziyed edilen emvalin varidatı ve ledelicaptasfiyelerinden mütevelit hasılatı, vesaika istinaden isbatedecekleri zarar nispetinde, zarar gören Türk tebasınatevzi olunur."
33. 1062 sayılı Kanun'un 2. maddesi şöyledir:
"Zarar gören vatadaşların istinat edecekleri vesikaların şekil ve suretve merci tanzimi İcra Vekilleri Heyetince bir talimatname ile tayin ve tesbit olunur."
34. 6/7/1927 tarihli ve 5416 sayılı İcra Vekilleri HeyetiKararnamesi eki Talimatname'nin 1. maddesi şöyledir:
"6 Temmuz 1927 tarihliKararname ile teşekkül eden komisyon, zararda olduklarını iddia eden Türktebaasının ibraz edecekleri vesaiki tetkik, zararları tespit ederek, nispetdairesinde kendilerine verilebilecek tazminat miktarını tahakkuk ettirir."
35. 6/7/1927 tarihli ve 5416 sayılı İcra Vekilleri Heyeti Kararnamesieki Talimatname'de zararı ispat için sayılan belgelerşunlardır:
"Tebaanın zarar gördüğü ülkemahkemelerince verilen ilâm, aynı ülke kanunları uyarınca yetkili makamlartarafından verilen ve şüpheye yer bırakmayacak dayanakları olan her türlü belge,gayrimenkuller için; tasarruf senedi, onaylı tapu kayıtları, vergitezkereleri"
36. Suriye Uyrukluların Mallarının Tesbitive Bu Mallara El Konulması Hakkında Yönetmelik'in 1. maddesi şöyledir:
"Suriye uyruklu bütün özel ve tüzelkişilerin, Türkiye'de bulunan taşınmaz ve taşınır-zati ve ev eşyası hariçmalları ile bütün hak ve menfaatelerine 28/5/1927 günve 1062 sayılı Kanun hükümleri gereğince Hazinece el konulmuştur."
37. Anılan Yönetmelik'in 15.maddesi şöyledir:
" Bu Yönetmelikhükümleri gereğince el konulacak mal, hak ve menfaatlerin idare, tahsis,tasfiyesi ve Suriye'nin aldığı tedbirler dolayısiylezarar gören Türk vatandaşlarının tesbiti ve buzararlarının nasıl karşılanacağı ilgili Bakanlıklarca müştereken ayrıca tesbit olunur. "
38. Suriye Uyruklu Özel ve Tüzel Kişilerin Hazinece El KonulanMallarının İdaresi Hakkında Yönetmelik'in 27. maddesi şöyledir:
"Suriye'lilere ait ve elkonulan kültür topraklarından boşolanlarla, kira süreleri sona ermek suretiyle tahliye edilenler veyatahliyeleri sağlananlar iktisadi icaplar gözönündetutularak çıkarılan tamimlere göre usulüne uygunşekildeidare olunur. "
39. Anılan Yönetmelik'in 35. maddesi şöyledir:
"Suriyelilere ait elkonulan taşınır ve taşınmaz mallarla her çeşit hak ve menfaatların idaresinden mütehassılmeblağ ve Maliye Bakanlığınca malsındıklarına devrinelüzum gösterilen paralar, malsandıklarında"Suriye uyruklu özel ve tüzel kişilere ait mallar" adiyle emanetlerdefterine açılan partiye kaydolunur. "
IV. İNCELEME VE GEREKÇE
40. Mahkemenin 14/4/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucunun İddiaları
41. Başvurucular; kök murislerine ait olduğunu iddia ettiklerive Suriye devleti sınırları içerisinde kalan taşınmazların bu ülke tarafındanbedel ödenmeksizin kamulaştırılması sonucunda uğradıkları zararın, 1062 sayılıKanun çerçevesinde giderilmesi istemiyle miras bırakanlarının idareye yaptığıbaşvurunun reddedilmesi üzerine, Ankara 3. İdare Mahkemesinde açılan davadalehlerine verilen Mahkeme kararının uygulanmadığını, bu nedenle 29/12/2005tarihinde Ankara 6. İdare Mahkemesinde açtıkları tam yargı davasınınreddedildiğini, bu davada Nusaybin Tapu Sicil Muhafızlığı tarafından verilenonaylı tapu suretinin geçersiz sayıldığını, Ankara 3. İdare Mahkemesinde aynıbelgeye dayanılarak açılan davanın kabul edildiğini ve mülkiyet haklarınıntanındığını, söz konusu tapu kaydı suretinin resmî bir kurum tarafındandüzenlendiğini, uğradıkları zararın ispatı hususunda Ankara 6. İdare Mahkemesikararında belirtilen belgelerin temin edilmesi gerektiği yönünde kendilerineyüklenen sorumluluğun Suriye'de yaşanan terör olayları nedeniyle adilolmadığını, yargılamanın makul sürede sonuçlanmadığını belirterek mülkiyet veadil yargılanma haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.
B. Değerlendirme
1. Kabul EdilebilirlikYönünden
a. Mülkiyet Hakkının İhlal Edildiğine İlişkinİddia
42. Başvurucular, kök murislerine ait olduğunu iddia ettiklerive Suriye devleti sınırları içerisinde kalan taşınmazların bu ülke tarafındanbedel ödenmeksizin kamulaştırılması sonucunda uğradıkları zararın 1062 sayılıKanun çerçevesinde giderilmemesi nedeniyle mülkiyet haklarının ihlal edildiğiniileri sürmüşlerdir.
43. Bakanlık görüş yazısında; Ankara 3. İdare Mahkemesinin12/4/2002 tarihli kararında başvurucunun zararının giderilmesi gerektiğibelirtilmesine karşın mülkiyet hakkının varlığına yönelik bir tespit hükmükurulmadığı, anılan karara dayanılarak İdareye yapılan başvurunun ise mülkiyethakkının ve zararın ispatına yönelik belge sunulamaması nedeniyle reddedildiğibildirilmiştir.
44. Başvurucular bakanlık görüşüne karşı Ankara 3. İdareMahkemesinin 12/4/2002 tarihli kararıyla mülkiyet haklarının varlığının kabuledildiğini ileri sürmüşlerdir.
45. Anayasa'nın "Mülkiyethakkı" kenar başlıklı 35. maddesi şöyledir:
"Herkes,mülkiyet ve miras haklarına sahiptir.
Buhaklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir.
Mülkiyethakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz."
46. Anayasa'nın 35. maddesinde herkesin mülkiyet hakkına sahipolduğu, bu hakkın ancak kamu yararı amacıyla kanunla sınırlanabileceği,mülkiyet hakkının kullanılmasının toplum yararına aykırı olamayacağı hükmebağlanmıştır. Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası ve 30/3/2011 tarihlive 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri HakkındaKanun'un 45. maddesinin (1) numaralı fıkrası hükümlerine göre AnayasaMahkemesine yapılan bir bireysel başvurunun esasının incelenebilmesi için kamugücü tarafından ihlal edildiği iddia edilen hakkın Anayasa'da güvence altınaalınmış olmasının yanı sıra Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (Sözleşme) veTürkiye'nin taraf olduğu ek protokollerinin kapsamına da girmesi gerekir (Onurhan Solmaz, B. No: 2012/1049, 26/3/2013, §18). Bu durumda öncelikle başvurucuların, başvuruya konu davada Anayasa veSözleşmenin ortak koruma alanında yer alan mülkiyet hakkı kapsamında korunmayadeğer bir menfaatinin bulunup bulunmadığının tartışılması gerekmektedir.
47. Anayasa'nın koruma alanındaki mülkiyet hakkı, özel hukuktaveya idari yargıda kabul edilen mülkiyet hakkı kavramlarından farklı bir anlamve kapsama sahip olup bu alanda kabul edilen mülkiyet hakkı, yasal düzenlemelerile yargı içtihatlarından bağımsız olarak özerk bir yorum ile ele alınmalıdır (Hüseyin Remzi Polge,B. No: 2013/2166, 10/6/2015, § 31).
48. Anayasa'da yer alan mülkiyet hakkı; mevcut mal, mülk vevarlıkları koruyan bir güvencedir. Bir kişinin hâlihazırda sahibi olmadığı birmülkün, mülkiyetini kazanma hakkı, kişinin bu konudaki menfaati ne kadar güçlüolursa olsun Anayasa ve Sözleşme'yle korunan mülkiyetkavramı içerisinde değildir. Bu hususun istisnası olarak belli durumlarda, bir "ekonomik değer" veya icrasımümkün bir "alacağı" eldeetmeye yönelik "meşru bir beklenti",Anayasa ve Sözleşme'nin ortak koruma alanında yer alan mülkiyet hakkıgüvencesinden yararlanabilir. Meşru beklenti, makul bir şekilde ortaya konmuşicra edilebilir bir iddianın doğurduğu, ulusal mevzuatta belirli bir kanunhükmüne veya başarılı olma şansının yüksek olduğunu gösteren yerleşik veistikrarlı bir yargı içtihadına dayanan, yeterli somutluğa sahip niteliktekibir beklentidir. Meşru beklentiden söz edebilmek için bir uyuşmazlık ya daciddi bir iddianın varlığı yeterli değildir, iç hukukta yasa ya da yerleşikiçtihada dayalı yeterli temeli olan bir beklenti bulunması gerekir (Kemal Yeler ve Ali Arslan Çelebi, B. No:2012/636, 15/4/2014, § 36 ve 37).
49. Dolayısıyla Anayasa'nın koruma kapsamında olan meşrubeklentiye dayalı mülkiyet hakkının tespiti, mevcut hukuk sisteminde iddiaedilen mülkiyet iddiasının tanınmasına bağlı olup bu tanıma, mevzuat hükümlerive yargı kararları ile yapılmaktadır (ÜçgenNakliyat Ticaret Ltd. Şti., B. No: 2013/845, 20/11/2014, § 37).
50. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğinden şikâyet eden bir kimse,önce böyle bir hakkının var olduğunukanıtlamakzorundadır (Emel Kavas, B. No:2013/8032, 9/9/2015, § 28).
51. Öncelikle belirtilmelidir ki başvurucuların Suriye devletisınırlarında yer aldığını iddia ettikleri mülklerine, Suriye devleti tarafındangerçekleştirildiği ifade edilen müdahalede Türkiye Cumhuriyeti'nin herhangi birsorumluluğu bulunmamaktadır. Nitekim başvurunun konusu da Türkiye'nin ilgilimevzuat hükümleri çerçevesinde vatandaşlarına karşı olan tazminat sorumluluğuylailgili ve sınırlıdır.
52. Bu tespitlere ek olarak Anayasa'nın 35. maddesinin devlete;yabancı ülkeler tarafından vatandaşlarının mülkiyet hakkına yönelikgerçekleştirilen müdahaleleri tazmin etme sorumluluğu yüklemediği açıktır.Bununla birlikte devlet tarafından bu kapsamdaki vatandaşlara tazminat hakkıtanınması yönünde kanuni düzenleme yapılması hâlinde, belirlenen şartlarıtaşıyan kimseler yönünden kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren yeni birmülkiyet hakkı doğduğu kabul edilebilir (Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Broniowski/Polonya [BD], B. No: 31443/96,22/6/2004,§ 125).
53. Anayasa'nın 35. maddesi, mülkiyet hakkını kaybetmişmaliklerin bu hakkını yeniden tesis etmeye yönelik devlete sorumlulukyüklemediği gibi devletin eski maliklere iade veya tazminat hakkı tanımakmaksadıyla yürürlüğe koyduğudüzenlemelerin kapsamınıve şartlarını takdir etme hakkını sınırlayacak şekilde yorumlanamaz (Benzeryöndeki AİHM kararı için bkz. Jantner/Slovakya,B. No: 39050/97, 4/3/2003, § 34). Devletin iade veya tazminat hakkı tanıdığıdurumlarda, belirli kategorideki eski malikleri bu hak dışında tutmaktakitakdir yetkisi oldukça geniştir. Kapsam dışında tutulan eski maliklerin talephakları meşru beklenti olarak kabul edilemez (Benzer yöndeki AİHM kararı içinbkz. Gratzinger ve Gratzingerova/ÇekCumhuriyeti [BD], B. No: 39794/98, §§ 70-74). Bu çerçevede şartabağlı talep hakkının, anılan şartın yerine getirilememesiyle sonuçlanmasıhâlinde mülkiyet hakkı doğmaz. Aynı şekilde etkin bir biçimde yararlanılmasıimkânsız olan mülkiyet hakkının tanınması beklentisi de mülk olarak kabul edilemez (Benzeryöndeki AİHM kararları için bkz. LihtenştaynPrensi II. Hans-Adam/Almanya, [BD], B. No:42527/98, §§ 82, 83; Gratzinger ve Gratzingerova/ÇekCumhuriyeti, § 69).
54. Dolayısıyla başvurucuların tazminat taleplerinin, kanunidüzenleme ve içtihatlarda yeterli dayanağa sahip olması hâlinde mülkiyet hakkıkapsamında kabul edilerek anayasal güvencelerden yararlanması mümkün olabilir.Bu aşamada değerlendirilmesi gereken husus; başvurucuların 1062 sayılıKanun'dan yararlandırılma taleplerinin, Anayasa'nın 35. maddesi kapsamındakigüvence hükmüne uygulama alanı sağlayacak yeterlilikte meşru beklenti oluşturupoluşturmadığıdır.
55. Somut olayda Suriye devleti tarafından, Türk vatandaşlarınınbir kısım mallarına el konulmasının ardından mütekabiliyet esaslarına göre 1062sayılı Kanun'un uygulanmasına ve Suriye vatandaşlarının belirlenen mal, hak vealacaklarına el konulması suretiyle Türk vatandaşlarının uğradıkları zararıntazmin edilmesine yönelik düzenlemeler yapılmıştır.
56. Başvurucuların murisi, kök murisleri Nizamettin Efendizade Seyyid Necip Efendi'yeait olduğunu iddia ettiği ve Suriye sınırları içerisinde kalan taşınmazlaraSuriye devleti tarafından el konulması nedeniyle uğradığı zararın 1062 sayılıKanun çerçevesinde giderilmesi istemiyle farklı kurumlara başvurmuş,başvuruların reddi üzerine Ankara 3. İdare Mahkemesinde iptal ve tam yargıdavası açmıştır. Mahkemece verilen 12/4/2002 tarihli kararda; 1062 sayılı Kanun'un 1. maddesi uyarıncaSuriye uyruklu vatandaşların Türkiye'deki emlaklerinden elde edilen ve bankadabloke olarak tutulan gelirlerden, başvurucuların kanıtlayacağı nispettekizararının ödenmesi gerektiği belirtilerek dava konusu idari işlemin iptalinekarar verilmiş ve karar kesinleşmiştir (bkz. §§ 20-22).
57. Başvurucular, anılan Mahkeme kararına dayanarak zararlarınıngiderilmesi istemiyle idareye başvurmuşlar, taleplerinin reddedilmesi üzerineise Ankara 6. İdare Mahkemesinde tam yargı davası açmışlardır (bkz. § 25).Mahkemenin 11/7/2007 tarihli kararında Ankara 3. İdare Mahkemesi kararınınuygulanması ve zararın karşılanması için zararın başvurucular tarafındankanıtlanmasının, buna ilişkin bilgi ve belgelerin ibrazının zorunlu olduğubelirtilmiştir. 1062 sayılı Kanun'un 2. maddesi uyarınca yürürlüğe konulan6/7/1927 tarihli 5416 sayılı İcra Vekilleri Heyeti Kararnamesi Eki Talimatname'de zararın miktarının belirlenmesi amacıylaibraz edilmesi gereken belgelerin sayıldığı; buna göre tebaanınzarar gördüğü ülke mahkemelerince verilen ilam, aynı ülke kanunları uyarıncayetkili makamlar tarafından verilen ve şüpheye yer bırakmayacak dayanaklarıolan her türlü belge, gayrimenkuller için tasarruf senedi, onaylı tapu kayıtları,vergi tezkereleri ibraz edilmesi gerektiği, başvurucular tarafından Nizamettin Efendizade Seyyid Necip Efendiadına kayıtlı taşınmazları gösteren 1958 tarihli tapu kayıt örneklerininidareyesunulduğu; fakat, 6/7/1927 tarihli 5416 sayılı İcra Vekilleri HeyetiKararnamesi Eki Talimatname'de belirtilen belgelerdenhiçbirinin sunulmadığı, yargı kararında açıkça belirtilen yükümlülüğü yerinegetirmeyen, belge ile ispatı zorunlu olan zarar miktarına ilişkin belge ibrazedemeyen başvurucuların, zararlarının tazmin edilmesi olanağının bulunmadığıbelirtilerek davanın reddine karar verilmiştir. Temyiz üzerine Danıştay OnuncuDairesinin 1/1/2010 tarihli ilamıyla İlk Derece Mahkemesi kararı onanmıştır.Karar düzeltme istemi aynı Dairenin 24/4/2013 tarihli ilamıyla reddedilmiştir.
58. Başvurucular, uğradıkları zararın ispatı için Nusaybin TapuSicil Muhafızlığı tarafından düzenlenen senedi hakanikayıtlarının yeterli olması gerektiğini ileri sürmektedirler. Anılan belgelerise idare tarafından zararın tespitini sağlamakta yeterli görülmemiştir.
59. 1062 sayılı Kanun'la yabancı bir devlet tarafından o ülkedebulunan Türk vatandaşlarına ait mülklere el konulması hâlinde mütekabiliyetesaslarına göre o ülke vatandaşlarının Türkiye'de bulunan mallarına elkonularak zarar gören Türk vatandaşlarının ispat ettikleri nispetteki zararınınbu çerçevede karşılanmasının düzenlendiği, zarar gören vatandaşların bu zararadayanak olarak gösterecekleri belgelerin şekil şartlarını belirleme yetkisininBakanlar Kuruluna bırakıldığı görülmektedir (bkz. §§ 31, 32). Düzenlemenin,zarar görenlere sınırsız bir tazminat imkânı sunmadığı, ödemenin bazı şartlarınyerine getirilmesine bağlandığı açık olup bu durumun mülkiyet hakkına müdahaleniteliği taşıdığı kabul edilemez (Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Kopecky/Slovakya,B. No: 44912/98, 28/9/2004, § 39).
60. Anayasa Mahkemesinin, başvurucuların zararlarını ispat etmekiçin sunmakla yükümlü oldukları belgeleri ve bu belgelerin niteliği ilekapsamını belirleme yetkisi bulunmamaktadır. Bu yetkinin sahibi öncelikleyasama organıdır. Somut olayda 1062 sayılı Kanun'dan faydalanma istemindebulunanların uğradıkları zararı ispat etmeye yönelik belgeleri belirlemeyetkisi Bakanlar Kuruluna verilmiştir. Bakanlar Kurulunun 6/7/1927 tarihliKararnamesi'nin eki Talimatname'de ise bu belgelerbelirlenmiştir.
61. Somut olayda başvurucuların tazminat talepleri, uğranıldığıileri sürülen zararın ispatı için talep edilen belgelerin sunulamamasınedeniyle reddedilmiştir. Öte yandan Nusaybin Tapu Sicil Muhafızlığı tarafından1958 yılında verilen Osmanlı Dönemi tapu kayıtlarının, Suriye devletisınırlarında yer aldığı belirtilen taşınmazların 1958 yılındaki hak sahipliğinikuşkusuz bir biçimde ortaya koyması mümkün değildir. Bununla birlikteTürkiye-Suriye Emlak Komisyonuna yapılan müracaat sonrasında Suriye tarafıtalepte belirtilen bölgelerin kadastro gördüğü, Hasekeilinde bu bölgenin bulunmadığı yönünde görüş sunmuş, müraacathakkında uzlaşma sağlanamaması üzerine başvuru Türkiye-Suriye Karma Komisyonunaintikal etmiştir. Son olarak başvurucuların Suriye'de yaşanan olaylar nedeniyletalep edilen belgeleri temin edemeyecekleri yönündeki iddialarıdeğerlendirildiğinde uyuşmazlığın çok daha eski bir tarihe dayandığı, DereceMahkemesince kararın verildiği 11/7/2007 tarihinde ve sonrasındakibirkaçyılda Suriye devletinden ilgili belgelerin talep edilmesine engel bir durumunvarlığı tespit edilememiştir. Dolayısıyla başvurucular talep haklarını etkilibir biçimde ortaya koyamamışlardır.
62. Başvuru konusu olayda başvurucular, tazminat taleplerinihaklı kılabilecek nitelikte bir yasal düzenlemeye dayanmadıkları gibi 1062sayılı Kanun'dan yararlandırılma istemiyle yapılan başvurularda senedi hakani kayıtlarının zararın tespiti hususunda yeterligörüldüğüne ilişkin herhangi bir yargı kararı da sunmamışlardır; yapılanincelemede bu yönde bir yerleşik içtihat uygulamasına da rastlanmamıştır.Ayrıca, başvurucuların mülkiyet haklarının varlığını ispat ettiğini iddiaettikleri Ankara 3. İdare Mahkemesi kararı ise belirli bir mülkün veya icraedilebilir nitelikteki bir alacak hakkının varlığını tespit etmemektedir. Bunedenle başvurucuların talep hakkının, Anayasa'nın 35. maddesinde kapsamındamülk olarak kabul edilmesi mümkün olmayıp başvuru konusu olayda mülkiyethakkının varlığı ispat edilememiştir (Kopecky/Slovakya, §§53-61).
63. Açıklanan nedenlerle başvurucuların Anayasa'nın 35.maddesinin ihlal edildiği yönündeki şikâyetlerinin konu bakımından yetkisizlik nedeni ile kabul edilemezolduğuna karar verilmesi gerekir.
b. Adil Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğineİlişkin İddia
i. Ankara 3. İdare Mahkemesi Kararının İcraEdilmediğine İlişkin İddia
64. Başvurucular, uğradıkları zararın tazmin edilmesi yönündekikesinleşmiş yargı kararının icra edilmediğini belirterek adil yargılanmahaklarının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.
65. Bakanlık adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkinşikâyet hakkında görüş sunmamıştır.
66. Anayasa’nın “Hak aramahürriyeti” kenar başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
“Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmaksuretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ileadil yargılanma hakkına sahiptir.”
67. Anayasa’nın 138. maddesinin 4. fıkrası şöyledir:
“Yasama ve yürütme organları ile idare,mahkeme kararlarına uymak zorundadır; bu organlar ve idare, mahkeme kararlarınıhiçbir suretle değiştiremez ve bunların yerine getirilmesini geciktiremez.”
68. Anayasa’nın 125. maddesinin son fıkrası şöyledir:
“İdare, kendi eylem ve işlemlerinden doğanzararı ödemekle yükümlüdür.”
69. 6216 sayılı Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralı fıkrasışöyledir:
“Mahkeme, … açıkça dayanaktan yoksunbaşvuruların kabul edilemezliğine karar verebilir.”
70. Anayasa’nın 36. maddesinde ifade edilen hak arama özgürlüğü,diğer temel hak ve özgürlüklerden gereken şekilde yararlanılmasını ve bunlarınkorunmasını sağlayan en etkili güvencelerden biri olmakla birlikte aynı zamandatoplumsal barışı güçlendiren; bireyin adaleti bulma, hakkı olanı elde etme,haksızlığı önleme uğraşının da aracıdır. Hak arama özgürlüğü, sadece yargımercileri önünde davacı ve davalı olarak iddia ve savunmada bulunma hakkınıdeğil; yargılama sonunda hakkı olanı elde etmeyi de kapsayan bir haktır (AYM,E.2009/27, K.2010/9, 14/1/2010). Dolayısıyla Anayasa’nın, yasama ve yürütmeorganları ile idarenin mahkeme kararlarına uyma zorunluluğunu ve mahkemekararlarının değiştirilemeyeceği ile uygulanmasının geciktirilemeyeceğini ifadeeden 138. maddesinin de adil yargılanma hakkının kapsamının belirlenmesindegözetilmesi gerektiği açıktır (MustafaDemirtaş, B. No: 2013/2002, 30/12/2014, § 51).
71. Adil yargılanma hakkının unsurlarından biri olan mahkemeyeerişim hakkı, bir uyuşmazlığı mahkeme önüne götürme ve aynı zamanda mahkemeceverilen kararın uygulanmasını isteme haklarını da kapsar. Mahkeme kararlarınınuygulanması, yargılama sürecini tamamlayan ve yargılamanın sonuç doğurmasınısağlayan bir unsurdur. Karar uygulanmazsa yargılamanın da bir anlamıolmayacaktır. Bu çerçevede, kesinleşmiş ve bağlayıcı bir yargı kararının,lehine karar verilen tarafın zarar görmesine rağmen infaz edilmemesi durumunda,mahkemeye erişim hakkının bir anlam ifade etmeyeceği ve yargı kararının veyahükmünün infaz edilmesinin, Anayasa'nın 36. maddesi anlamında “dava”nın tamamlayıcı unsuru olduğu kabuledilmelidir (Mustafa Demirtaş,§ 60).
72. Bu çerçevede somut olayda verilen kesinleşmiş, icrası mümkünolan ve bağlayıcı nitelikte bir yargı kararının bulunup bulunmadığının tespitedilmesi gerekir.
73. Başvurucuların murisi, kök murisine ait olan ve Suriyedevleti sınırlarında kalan taşınmazların, Suriye tarafından bedelsiz olarakkamulaştırılması nedeniyle uğradığı zararın 1062 sayılı Kanun çerçevesindegiderilmesi istemiyle İdareye yaptığı başvurunun reddedilmesi üzerine Ankara 3.İdare Mahkemesinde iptal ve tam yargı davası açmıştır. Mahkemece verilen12/4/2002 tarihli kararla, başvurucuların murisinin 1062 sayılı Kanun'danyararlandırılma isteminin reddine ilişkin idari işlemin iptaline kararverilmiş, anılan kararda başvurucuların murisinin ispat ettiği ölçüdekizararının giderilmesi gerektiği belirtilmiştir.
74. Öncelikle belirtilmelidir ki somut olaydaki Mahkeme kararıidareye belirli bir miktardaki alacağın ödenmesi yönünde sorumlulukyüklememekte ve başvuruculara kesinleşmiş ve icra edilebilir bir alacağailişkin talep hakkı tanımamaktadır. Mahkeme kararında 1062 sayılı Kanunkapsamında yapılan başvuru sonucunda başvurucuların ispat ettikleri miktardakizararının giderilmesine hükmedilmiştir.
75. Başvurucuların Mahkeme kararının uygulanması istemiyleidareye yaptıkları başvuru; idareye yapılan ilk başvurudan farklı birgerekçeyle uğranıldığı iddia edilen zararın Bakanlar Kurulunun 6/7/1927 tarihliTalimatnamesi'nde sayılan belgelerle ispatedilememesi nedeniyle reddedilmiştir. Bu durumda idarenin Mahkeme kararınıuygulamamak yönünde bir tutum ortaya koyduğundan ve Ankara 3. İdareMahkemesince verilen kararın icra edilemediğinden söz edilemez.
76. Açıklanan nedenlerle yargı kararının icra edilmemesinedeniyle adil yargılanma hakkına yönelik açık ve görünür bir ihlalin olmadığıanlaşıldığından başvurunun bu kısmının açıkçadayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesigerekir.
ii. Yargılamanın Makul SüredeSonuçlandırılmadığına İlişkin İddia
77. Başvurucular, kök murislerine ait olduğunu iddia ettiklerive Suriye devleti sınırları içerisinde kalan taşınmazların bu ülke tarafındanbedel ödenmeksizin kamulaştırılması sonucunda uğradıkları zararın, 1062 sayılıKanun çerçevesinde giderilmesi istemiyle miras bırakanlarının idareye yaptığıbaşvurunun reddedilmesi üzerine, Ankara 3. İdare Mahkemesinde açılan davadalehlerine verilen Mahkeme kararının uygulanmadığını; 29/12/2005 tarihindeAnkara 6. İdare Mahkemesinde açtıkları tam yargı davasının makul süredesonuçlanmadığını, uzun yıllardır yargı sürecinin tamamlanamadığını belirterekadil yargılanma haklarının ihlal ediliğini ilerisürmüşlerdir.
78. Başvuru formu ile eklerinin incelenmesi sonucunda açıkçadayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesinigerektirecek başka bir nedeni de bulunmadığı anlaşılan başvurununbukısmının kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
2. Esas Yönünden
79. Başvurucular, 1062 sayılı Kanun'dan yararlandırılmaistemiyle idareye yapılan başvurunun reddedilmesi üzerine, Ankara 3. İdareMahkemesinde açtıkları davada lehlerine verilen Mahkeme kararının uygulanmadığıiddiasıyla 29/12/2005 tarihinde Ankara 6. İdare Mahkemesinde açtıkları tamyargı davasının makul sürede sonuçlanmadığını belirterek Anayasa’nın 36.maddesinde tanımlanan adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini iddiaetmişlerdir.
80. Medeni hak ve yükümlülüklere ilişkin yargılamalar ile hukuksisteminde yer alan mevzuat hükümleri gereğince “kamu hukuku” alanına dâhil olan, ancak sonucu itibarıylamedeni haklar ve yükümlülükler üzerinde belirleyici olan uyuşmazlıkları konualan davaların makul sürede sonuçlanmadığı yönündeki iddialar daha öncebireysel başvuru konusu yapılmış ve Anayasa Mahkemesince makul süredeyargılanma hakkının adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil olduğu kabuledilerek, bir davadaki yargılama süresinin makul olup olmadığının tespitindedavanın karmaşıklığı, yargılamanın kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgilimakamların yargılama sürecindeki tutumu ve başvurucunun davanın hızlasonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği gibi hususların dikkate alınacağıbelirtilmiştir (Güher Ergun ve diğerleri,B. No: 2012/13, 2/7/2013, §§ 34–59).
81. Başvuruya konu davanın, 1062 sayılı Kanun uyarınca tazminatödenmesi ve Ankara 3. İdare Mahkemesi kararının uygulanması nedeniyle uğranılanzararın giderilmesi istemini konu alan bir uyuşmazlık olduğu görülmektedir. Budurumda makul sürede yargılama yapılmadığı yönündeki şikayetin Ankara 3. İdareMahkemesinde yürütülen yargılamayı da kapsayacak şekilde incelenmesi gerektiğisonucuna ulaşılmıştır.Medenihak ve yükümlülükleri konu alan davalarda yargılama faaliyetinin makul süredeğerlendirmesi için başlangıcı, kural olarak uyuşmazlığı karara bağlayacakyargılama sürecinin işletilmeye başlandığı tarihtir (Güher Ergun ve diğerleri, § 50). Ancak idari yargıda davaaçılabilmesi için öncelikle idari makamlara başvurulmasının zorunlu olduğudurumlar ile idari davaya konu olabilecek bir işlem veya eylemin yapılmasınısağlamak amacıyla idari makamlara yapılan başvurular üzerine açılan davalarbakımından sürenin başlangıcı idareye başvuru tarihidir. Somut olayda bu tarihbaşvurucuların miras bırakanının Dışişleri Bakanlığına başvurduğu 20/11/2000tarihidir.
82. Sürenin bitiş tarihi ise çoğu zaman icra aşamasını dakapsayacak şekilde yargılamanın sona erme tarihidir (Güher Ergun ve diğerleri, § 52). Somut başvuru açısından butarih, Danıştay Onuncu Dairesi tarafından karar düzeltme isteminin reddedildiği24/4/2013 tarihidir.
83. Başvuruya konu yargılama sürecinin incelenmesindebaşvurucuların miras bırakanının 20/11/2000 tarihi itibarıyla farklı idarelerebaşvurduğu, talebinin reddi üzerine Ankara 3. İdare Mahkemesinde iptal ve tamyargı davası açtığı, Mahkemece 12/4/2002 tarihinde idari işlemlerin iptalinekarar verildiği, anılan karar üzerine başvurucuların idareye başvurdukları,taleplerinin reddi üzerine 29/12/2005 tarihinde Ankara 6. İdare Mahkemesinde tamyargı davası açtıkları, Mahkemenin 11/7/2007 tarihli kararıyla davanın reddinekarar verildiği, temyiz üzerine Danıştay Onuncu Dairesinin 1/10/2010 tarihliilamıyla İlk Derece Mahkemesi kararının onandığı, karar düzeltme isteminin aynıDairenin 24/4/2013 tarihli ilamıyla reddedildiği anlaşılmıştır.
84. Başvurunun değerlendirilmesi sonucunda, başvuruya konudavanın hukuki meselenin çözümündeki güçlük, maddi olayların karmaşıklığı,delillerin toplanmasında karşılaşılan engeller, taraf sayısı gibi kriterlerdikkate alındığında karmaşık olmaktan uzak olduğu anlaşılmıştır. Başvurucularıntutum ve davranışlarıyla ve usuli haklarınıkullanırken özensiz davranmasıyla yargılamanın uzamasına önemli ölçüde sebepolduğu da söylenemez. Dolayısıyla somut başvuru açısından farklı kararverilmesini gerektirecek bir yön bulunmadığı ve söz konusu on iki yıl beş aylık yargılama sürecinde makul olmayan birgecikmenin olduğu sonucuna varılmıştır.
85. Açıklanan nedenlerle başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesindegüvence altına alınan makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine kararverilmesi gerekir.
3. 6216 Sayılı Kanun’un 50. Maddesi Yönünden
86. 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2) numaralıfıkraları şöyledir:
“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkınınihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesihâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlerehükmedilir…
(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararındankaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılamayapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasındahukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veyagenel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılamayapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığıihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden kararverir.”
87. Başvurucular, ayrı ayrı 175.000.000 TL tazminatın ödenmesi,2000 dönüm sulu veya kuru tarım arazisi olarak zararlarının giderilmesitalebinde bulunmuşlardır.
88. Bireysel başvuru dosyasının incelenmesi sonucundabaşvurucuların adil yargılanma hakkının ihlal edildiğisonucunavarılmıştır.
89. Başvurucuların tarafı oldukları uyuşmazlığa ilişkin on ikiyıl beş aylık yargılama süresi dikkate alındığında yargılama faaliyetininuzunluğu sebebiyle yalnızca ihlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararkarşılığında her bir başvurucuya ayrı ayrı net 20.000 TL manevi tazminat ödenmesinekarar verilmesi gerekir.
90. Anayasa Mahkemesinin maddi tazminata hükmedebilmesi içinbaşvurucuların uğradıklarını iddia ettikleri maddi zarar ile tespit edilenihlal arasında illiyet bağı bulunmalıdır. Başvurucuların bu konuda herhangi birbelge sunmamış olması nedeniyle maddi tazminat talebinin reddine kararverilmesi gerekir.
91. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 198,35 TL harçtan oluşanyargılama giderinin başvuruculara ayrı ayrı ödenmesine karar verilmesi gerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. 1. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın konu bakımından yetkisizlik nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2. Yargı kararının icra edilmemesi nedeniyle adil yargılanmahakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianınaçıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
3. Makul sürede yargılanma haklarının ihlal edildiğine ilişkiniddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul süredeyargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
C. Başvuruculara net 20.000 TL manevi tazminatın AYRI AYRIÖDENMESİNE, başvurucuların tazminata ilişkin diğer taleplerinin REDDİNE,
D. 198,35 TL harçtan oluşan yargılama giderinin BAŞVURUCULARAAYRI AYRIÖDENMESİNE,
E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucuların MaliyeBakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemedegecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadargeçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
14/4/2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.