TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
YUSUF DİLEKÇİ BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2014/12026)
Karar Tarihi: 21/9/2017
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Engin YILDIRIM
Üyeler
:
Celal Mümtaz AKINCI
Muammer TOPAL
M. Emin KUZ
Recai AKYEL
Raportör
:
Özgür DUMAN
Başvurucu
:
Yusuf DİLEKÇİ
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, arsa payı karşılığı inşaat yapım sözleşmesiçerçevesinde inşa edilen bağımsız bölümün tapusunun iptali ve tescil talebininreddedilmesi nedeniyle mülkiyet hakkının; yargılamanın uzun sürmesi nedeniylede makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 18/7/2014 tarihindeyapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan önincelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölümtarafından yapılmasına karar verilmiştir.
5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik veesas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için AdaletBakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir.
7. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.
III. OLAY VE OLGULAR
8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgiliolaylar özetle şöyledir:
9. Ankara ili Çankaya ilçesine bağlı Çukurca Mahallesindebulunan 26206 ada 17 parsel sayılı 712 m2'lik arsa sahibi adına vekili K.G. ile başvurucu arasındaAnkara 18. Noterliğinde 20/8/2002 tarihinde arsa payıkarşılığı inşaat yapım sözleşmesi düzenlenmiştir. Sözleşmeye göre başvurucuyüklenici sıfatıyla arsa üzerinde altı daireli bir bina yapımını üstlenmiştir.Arsa sahibi bunun karşılığında arsanın yarısını yükleniciye satacağını taahhütetmiştir. Nihayet yapılacak dairelerden 2, 4 ve 6 numaralı bağımsız bölümlerinyükleniciye, diğer üç bağımsız bölümün ise arsa sahibine bırakılmasıkararlaştırılmıştır. Sözleşmede ayrıca yapılacak binanın özelliklerigösterilmiş ve inşaatın 31/12/2004 tarihinde anahtarteslimi olarak tamamlanması öngörülmüştür.
10. Başvurucu, bina önemli ölçüde tamamlandığı hâlde arsa sahibitarafından sözleşmeye aykırı olarak arsa paylarının devredilmediği iddiasıyla 7/4/2006 tarihinde Ankara 2. Asliye Hukuk Mahkemesinde(Mahkeme) alacak ve cezai şartın tahsili davası açmıştır. Dava dilekçesinde,binanın rayiç bedelinin ve 5.000 TL tutarında cezai tazminatın davalıdantahsili talep edilmiştir.
11. Davalı arsa sahibinin vefat etmesi üzerine mirasçılarıdavaya dâhil edilmiştir. Ayrıca arsa sahibinin mirasçıları K.G. ve N.D.tarafından25/7/2007 tarihinde kira alacağı talebiyle başvurucu aleyhine açılandava da görülmekte olan söz konusu dava ile birleştirilmiştir. Mahkeme,uyuşmazlık konusu taşınmazın başında 9/3/2007tarihinde keşif yapmıştır. Yapılan keşif sonucu düzenlenen uzman bilirkişikurulu raporunda, yüklenicinin inşaatı %95 oranında tamamladığı, inşaatın keşifgünü itibarıyla iskânının alınmadığı, elektrik, su ve doğal gaz bağlantılarınınyapılmamış olduğu belirtilmiştir. Raporda ayrıca kusurlu tarafın davalı arsasahibi olduğu, arsa sahibinin belediyeye başvuru yapmadığı belirtilmiştir.Bilirkişi kurulu, arsa sahibinin taahhüt ettiği arsa paylarını başvurucuyahenüz devretmediğine dikkat çekmiştir.
12. Başvurucu 27/11/2006 tarihinde davadilekçesini ıslah ederek sözleşme gereği kendisine düşen bağımsız bölümlerintapularının iptali ile adına tescil edilmesini talep etmiş, ıslah harcını da8/5/2009 tarihinde yatırmıştır.
13. Mahkeme, 13/5/2009 tarihinde asıldavanın kısmen kabulü ile inşaat için yapılan harcama tutarı olan 510.000TL'nin ve cezai şart olarak 5.000 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecekticari faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilenalınarak başvurucuya verilmesine karar vermiştir. Mahkeme, inşaatın devamı içinyapılan harcamaların ve sözleşme yapma fırsatını kaçırmaktan doğan zararıntazmini taleplerini ise reddetmiştir. Mahkeme birleştirilen davanın da reddinekarar vermiştir.
14. Temyiz edilen hüküm Yargıtay 15. Hukuk Dairesinin (Daire) 20/1/2011 tarihli ilamıyla bozulmuştur. Bozma ilamında, arsapayı karşılığı inşaat sözleşmesinin mahkeme kararıyla veya taraflarıniradelerinin birleşmesiyle feshedilebileceği, somut olayda ise böyle birdurumun söz konusu olmadığı belirtilmiştir. Daireye göre taraflar arasındakisözleşme bu yollarla feshedilmemiş olduğundan yürürlüktedir. Daire,yüklenicinin kendisine düşen bağımsız bölümlere hak kazanabilmesi için ediminiyerine getirmesi gerektiğini açıklamıştır. İlamda, bilirkişi raporuna görebinanın henüz tamamlanmadığı ve iskân da alınmadığı belirtilmiştir. Daireninbozma ilamında, taraflar arasındaki sözleşmeye göre iskân ruhsatı alınmasıyükümlülüğünün başvurucu yüklenici tarafından üstlenildiğine ve arsasahiplerinin iki bağımsız bölümün devrini kabul ettiklerine dikkat çekilmiştir.Daire bu gerekçelerle başvurucunun ıslah dilekçesi gözardıedilerek ve sözleşmenin hâlen yürürlükte olduğu dikkate alınmadan tazminatakarar verilmesinin hukuka aykırı olduğu sonucuna varmıştır. Daireye göre, ilkderece mahkemesi, yükleniciye ait iki bağımsız bölümün ve eğer hak etmişse,yani iskân ruhsatının alınıp alınmadığına bağlı olarak diğer bağımsız bölümüntapusunun iptali ile başvurucu adına tesciline karar vermelidir. Üçüncübağımsız bölüm yönünden iskân ruhsatı alınmadığı takdirde ise bu kısım yönündendavanın reddedilmesi gerektiği kabul edilmiştir.
15. Bozma ilamına uyan Mahkeme, 19/6/2012tarihli duruşmada iskân iznini alabilmesi için başvurucu tarafa sonraki celseyekadar olmak üzere kesin süre vermiştir. Mahkeme sonraki celse günü, 1/11/2012 tarihinde, davanın kısmen kabulü ile taşınmazdainşa edilmiş bulunan binanın 4 ve 6 numaralı bağımsız bölümlerinin tapukayıtlarının iptaline ve başvurucu veya talep ettiği kişi adına tapuyatesciline karar vermiştir. Mahkeme, 2 numaralı bağımsız bölümün tescilitalebini ise iskân ruhsatı alınmadığından reddetmiştir. Mahkeme, daha öncekesinleşen birleştirilen dava yönünden ise bir karar verilmesine yer olmadığısonucuna varmıştır.
16. Başvurucu tarafından temyiz edilen karar, Yargıtay 23. HukukDairesinin 20/6/2013 tarihli ilamıyla onanmıştır.Başvurucunun karar düzeltme talebi ise aynı Dairenin 30/4/2014tarihli ilamıyla reddedilmiştir.
17. Başvurucu 18/7/2014 tarihindebireysel başvuruda bulunmuştur.
IV. İLGİLİ HUKUK
A. Ulusal Hukuk
18. Uyuşmazlık tarihi itibarıyla yürürlükte olan 22/4/1926 tarihli ve 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 106.maddesi şöyledir:
“Karşılıklı taahhütleri havi olan bir akitteiki taraftan biri mütemerrit olduğu takdirde, diğeriborcun ifa edilmesi için münasip bir mehil tayin veya münasip bir mehilintayinini hakimden isteyebilir.
Bu mehil zarfında borçifa edilmemiş bulunduğu surette alacaklı her zaman onun ifasını talep ve teahhür sebebi ile zarar ve ziyan davası ikame eylemekhakkını haizdir; birde aktin icrasından ve teahhürü sebebiyle zarar ve ziyan talebinden vazgeçtiğiniderhal beyan ederek borcun ifa edilmemesinden mütevellit zarar ve ziyanı talepveya akdi fesh edebilir.”
19. 818 sayılı Kanun’un 107. maddesi şöyledir:
"Aşağıdaki hallerde bir mehil tayininelüzum yoktur.
1 - Borçlunun hal ve vaziyetinden bu tedbirintesirsiz olacağı anlaşılırsa
2 - Borçlunun temerrüdü neticesi olarak borcunifası alacaklı için faidesiz kalmış ise.
3 - Akdin hükümlerine göre borç tayin ve tesbit edilen bir zamanda veya muayyen bir mehil içinde ifaedilmek lazım geliyorsa."
20. 818 sayılı Kanun’un 355. maddesi şöyledir:
“İstisna, bir akittirkionunla bir taraf (müteahhit), diğer tarafın (işsahibi) vermeği taahhüt eylediği semen mukabilinde bir şey imalini iltizameder.”
21. 818 sayılı Kanun'un 358. maddesinin birinci fıkrasışöyledir:
"Mütaahhit, işezamanında başlamaz veya mukavele şartlarına muhalif olarak işi tehir eder yahutiş sahibinin kusuru olmaksızın vakı olan teehhürbütün tahminlere nazaran mütaahhidin işi muayyenzamanda bitirmesine imkan vermiyecekderecede olursa iş sahibi teslim için tayin edilen zamanı beklemeğe mecburolmaksızın akdi feshedebilir."
22. 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılıTürk Borçlar Kanunu’nun 647. maddesi şöyledir:
“22/4/1926 tarihli ve818 sayılı Borçlar Kanunu yürürlükten kaldırılmıştır."
23. 6098 sayılı Kanun'un 648. maddesi şöyledir:
"Bu Kanun 1 Temmuz 2012 tarihindeyürürlüğe girer."
24. 12/1/2011 tarihli ve 6101 sayılıTürk Borçlar Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun'un 1. maddesişöyledir:
"Türk Borçlar Kanununun yürürlüğe girdiğitarihten önceki fiil ve işlemlere, bunların hukuken bağlayıcı olupolmadıklarına ve sonuçlarına, bu fiil ve işlemler hangi kanun yürürlükte ikengerçekleşmişse, kural olarak o kanun hükümleri uygulanır. Ancak, Türk BorçlarKanununun yürürlüğe girmesinden sonra bu fiil ve işlemlere ilişkin olarakgerçekleşecek temerrüt, sona erme ve tasfiye, Türk Borçlar Kanunu hükümlerinetabidir."
25. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 24/2/2016tarihli ve E.2014/23-724, K.2016/168 sayılı kararının ilgili kısımlarışöyledir:
"Arsa Payı Karşılığı İnşaat YapımSözleşmeleri ise, arsa sahibi veya sahipleri ile yüklenici arasında yapılan veeser sözleşmelerinin bir türü olan sözleşme tipidir.
Bir tanım yapmak gerekirse; arsa payıkarşılığı inşaat yapım sözleşmeleri; yüklenicinin finansı kendisi tarafındansağlanarak arsa malikinin arsası üzerine bina yapım işini üstlendiği, arsamalikinin ise, bedel olarak binadaki bir kısım bağımsız bölüm mülkiyetiniyükleniciye geçirmeyi vaat ettiği sözleşmelerdir. Bu sözleşmelerin konusu, arsasahibinin maliki olduğu arsa üzerine yapılacak bina inşaatıdır. İnşaat; maddinitelikte eseri ifade eder.
İnşaat yapım sözleşmelerinde yüklenicinin anaborçları; bir inşaat (eser) meydana getirme ve bu eseri iş sahibine teslim etmeborçlarıdır. Bu iki ana borçtan doğan ve bu borçların akdeuygun surette ifasını sağlayan diğer birtakım yan borçlar da iş görme edimininiyi surette ifası, eserin akde uygun olarak hazırlanması ile ilgili olarak işisadakat ve özenle yapma borcu, araç ve gereçlerle malzemeye ilişkin borçlar,genel ihbar yükümlülüğü, işe zamanında başlamak ve devam etmek borcu ile teslimborcuna bağlı olan, ondan çıkan önemli bir borç olan ayıba karşı takeffül borcudur...
Yüklenicinin belirtilen borçlarına karşılık butür sözleşmelerde, iş sahibi de arsa üzerinde meydana getirilen esere karşılık,“arsa payı devri” suretiyle bir bedel ödemeyiasliedim olarak borçlanmaktadır. Bu sözleşmelerde iş sahibinin ödeyeceği ücret(bedel), arsa sahibi tarafından ayın olarak ödenmektedir. Butür sözleşmelerin genellikle yıllara yayılması nedeniyle, sözleşmedeki amacaulaşılması, ifa süresindeki tek bu ücret ediminin yerine getirilmesi ile mümkünbulunmaz. Bu nedenle iş sahibi tarafından bazı yan borçların da yerinegetirilmesi gerekir. Bunlar; Üzerinde hukuki ve fiili bir engel bulunmadanarsanın inşaata elverişli ve ayıpsız olarak teslimi, arsanın imar durumunun veinşaat ruhsatının alınması, plan ve projelerin yetkili merci olan belediyede onaylattırılması,yüklenicinin hak ettiği bağımsız bölüm tapularının finans temini için satışı,kat irtifakı kurulması, iskan ruhsatı alımı gibi iş veişlemler için gerektiğinde yükleniciye vekaletname verilmesi, sözleşmedebelirlenen arsa payının devri gibi yükümlülüklerdir.
Her iki tarafa borç yükleyen sözleşmetürlerinde kural olarak, taraflardan birinin önceden ifada bulunma yükümlülüğümevcut değilse, kendi edimini ifa etmeyen borçlu, karşı taraftan edimini ifaetmesini talep edemeyecektir... Bu husus BK'nun 81.maddesinde "Mütekabil taahhütleri muhtevi olan bir akdin ifasını talepeden kimse, akdin şartlarına ve mahiyetine nazaran bir ecelden istifade hakkınıhaiz olmadıkça kendi borcunu ifa etmiş veya ifasını teklif eylemiş olmaklazımdır" amir hükmü ile düzenlenmiş, aynı husus TBK'nun97. maddesinde de hükme bağlanmıştır.
Arsa Payı Karşılığı İnşaat Yapım Sözleşmeleride, her iki tarafa borç yükleyen sözleşme türlerinden olduğundan, ifa sırasıyani ilk önce taraflardan hangisinin edimini ifayla yükümlü olacağı sorusu önemtaşımaktadır. Bu neviden sözleşmelerde öncelikle bina yapma yükümlülüğü altınagiren yüklenici taraf, sözleşmeye uygun olarak edimini yerine getirmeli, dahasonra da arsa malikinden edimini yerine getirmesini talep etmelidir. Bir başkadeyişle ise, öncelikle sözleşmeye uygun eser yapılmalı, daha sonra arsamalikinin edimini yerine getirmesi talep edilmelidir.
Arsa maliki, arsa payı devri edimini değişikşekillerde ifa edebilir. Bu edimi ya kararlaştırılan arsa paylarının devrinininşaat bitirilince yükleniciye devredilmesi, ya dasözleşmedeinşaatın geldiği aşamaya göre kademeli tapu devri şeklinde yerine getirebilir.Bu ikinci halde yani kademeli tapu devrinde, yüklenici her aşamada devrikararlaştırılan tapuları arsa sahibinden istemeye hak kazanır.
Tam burada konuyu aydınlatması bakımındanborçlunun temerrüdünden de söz edilmesi faydalı olacaktır.
Geniş anlamda borçlu temerrüdü (borçlunundirenimi) borçlunun sözleşmeye aykırı davranması=borcunu ifa etmemesi demektir.Bu halde ifa olanağı bulunduğu ifa için kararlaştırılan zaman geldiği veuyarıldığı halde borçlu borcunu ifa etmemektedir.
Borçlunun temerrüdüne ilişkin düzenlemeye BK’nun 101-108.maddelerinde yer verilmiştir. Bununlabirlikte, BK. m.358/1’de olduğu gibi, borç ilişkisinin özelliği gereği diğerbazı yasalarda da borçlu temerrüdüne dair hükümler yer almaktadır.
Genel olarak borçlu temerrüdünde aranan ilkşart “edimin ifa olanağı bulunması”dır. Şayet ediminifası objektif olarak imkânsızsa borçlu temerrüdünden söz edilemez.
Borçlu temerrüdünde aranan diğer bir şart da“borcun muaccel olması”dır. Borç istenebilir halegelmeden temerrütten bahsedilemez. Zira muacceliyetalacaklının borçludan borçlanılan edimi talep ve dava edebilme yetkisini ifadeeder.
BK’nun 101/1 maddesine göre, “Muaccel bir borcun borçlusu alacaklının ihtarıile mütemerrit olur.” denilmektedir.
Maddeye göre, temerrüt için muacceliyet yetmemekte, kural olarak alacaklının ihtarı daaranmaktadır. İhtar, alacaklının talep iradesini borçluya ulaştırmasıdır.
Borçlu kusurlu veya kusursuz olsun, yukarıdasayılanlar olayda varsa temerrüt gerçekleşir. Başka bir deyişle borçlununkusuru temerrüt için şart değildir.
Eser sözleşmeleri iki tarafa borç yükleyensözleşmelerdendir. Burada biri diğerinin karşılığı olan borçlar vardır. Başkabir anlatımla, taraflar birbirine karşı hem alacaklı ve hem de borçludur. Kendiborcunu ifa eden veya ifaya hazır olduğunu bildiren taraf alacaklı (BK. m.81),edimini yerine getirmeyen taraf ise borçludur.
Sözleşme hukukunda temel koşul, sözleşmenin kurulmasından sonratarafların sözleşmeden doğan yükümlülüklerini, kararlaştırılan şekilde vezamanda yerine getirmek zorunda olmalarıdır. Sözleşme kurulduktan sonra,şartlarda değişiklik ortaya çıksa bile, taraflar sözleşme gereğini aynen yerinegetirmek zorundadır. Temel kural budur ve bu kurala “ahde vefa” (söze bağlılık)ilkesi denilmektedir.
Eser sözleşmesinin iki tarafa borç yükleyensözleşme olması özelliğinden dolayı temerrüt halinde, temerrüdün sonuçlarıbakımından BK. m.106-108’deki düzenlemelere tabidir. Çünkü anılan maddelerdegenel hükümlerden ayrılarak (BK. m.102), iki tarafa borç yükleyen sözleşmelereözgü, özel hükümler getirilmiştir.
BK’nun 106-108 maddeleri birlikte değerlendirildiğinde, iki tarafa borçyükleyen sözleşmeyle temerrüde düşen borçluya karşı, alacaklıya üç ayrıseçimlik hak tanındığı görülmektedir.
Bunlar; aynen ifa ve gecikmeden dolayıtazminat isteme hakkı; aynen ifayı reddederek ademiifa sebebiyle müspet zararını talep hakkı; sözleşmeyi feshederek menfi zararınıisteme hakkı olarak sayılabilir.
....
Borç, alacaklının tayin ettiği süre sonunda daifa edilmezse, ayrıca bir ihtara gerek olmadan BK. m.106’daki seçeneklerdenbiri kullanılabilir.
Ancak BK. m. 107’de sayılan nedenler sözkonusu ise alacaklı, borçluya mehil vermeden de, BK. m. 106’daki seçeneklerdenbirini kullanabilir.
Bunlar; borçlunun hal ve davranışından süreverilmesinin etkisiz olacağının anlaşılması; temerrüt alacaklı yönünden aynenifayı faydasız hale getirmişse; sözleşmede ifa tarihinin kesin olaraksaptanması halleri olarak sayılabilir."
26. Yargıtay 14. Hukuk Dairesinin 13/5/2010tarihli ve E.2010/4902, K.2010/5603 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:
"...
Arsa payı karşılığı inşaat yapım sözleşmeleriyükleniciye kişisel hak sağlar. Yüklenici inşaat yapımı sebebi ile kazanacağıkişisel hakkını arsa sahibinden doğrudan isteyebileceği gibi bu hakkı işinmahiyetinden aksi anlaşılmadıkça veya sözleşmeyle yasaklanmadıkça BorçlarKanununun 162. maddesinden yararlanarak üçüncü kişilere devredebilir. Gerekyüklenici veya yüklenicininkazandığıkişiselhaktemlikedilmişseüçüncükişişahsi hakkın sonuçlarından yararlanabilmek için arsa sahiplerine karşıöncelikli edimi olan inşaat yapım işini yerine getirmelidir. Zira,Borçlar Kanununun 81. maddesine göre öncelikli edim yerine getirilmemişse arsasahiplerinin karşı edimi olan arsa payının devri onlardan istenemez. Kaldı kiarsa sahipleri temlik işleminden haberdar olduğu zaman Borçlar Kanununun 167.maddesinden yararlanarak yükleniciye karşı ileri sürebilecekleri def’i veitirazları temellük eden kişiye karşı da ileri sürer hale gelir..."
B. Uluslararası Hukuk
27. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Avrupa İnsan HaklarıSözleşmesi'ne (Sözleşme) ek 1 No.lu Protokol'ün 1. maddesi ile güvence altınaalınan mülkiyet hakkının da bazı pozitif yükümlülükler içerdiğini kabuletmektedir. AİHM'e göre mülkiyet hakkının gerçektenetkili bir biçimde korunabilmesi, devletin müdahale etmeme görevi yanında ayrıcabazı pozitif tedbirler almasını da gerektirmektedir (Öneryıldız/Türkiye [BD], B. No: 48939/99, 30/11/2004, § 134; Broniowski/Polonya [BD], B. No: 31443/96, 22/6/2004,§ 143).
28. AİHM içtihatlarında, mülkiyet hakkının kapsamı konusunda,mevzuat hükümlerinden ve derece mahkemelerinin bunlara ilişkin yorumundanbağımsız olarak “özerk bir yorum” esas alınmaktadır (Depalle/Fransa [BD], B. No: 34044/02, 29/3/2010,§ 62; Anheuser-Busch Inc./Portekiz[BD], B. No: 73049/01, 11/1/2007, § 63; Öneryıldız/Türkiye [BD], § 124; Broniowski/Polonya [BD], § 129).
29. AİHM, Sözleşme'ye ek 1 No.luProtokol'ün 1. maddesinin mülkiyeti elde etme hakkını koruma altına almadığınıkabul etmektedir (Slivenko ve diğerleri/Letonya [BD] (k.k.), B. No: 48321/99, 23/1/2002,§ 121; Fener Rum Erkek Lisesi Vakfı/Türkiye,B. No: 34478/97, 9/1/2007, § 52).
30. AİHM, mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasının ancakmüdahalenin Sözleşme'ye ek 1 No.lu Protokol'ün 1.maddesinin anlamı kapsamında bir "mülk" ile ilişkili olması durumundaileri sürülebileceğini belirtmektedir. Buna göre alacak haklarını da içerenmevcut mülk veya mal varlığı yanında mülkiyet hakkının elde edilebileceğiyönündeki en azından bir "meşru beklenti" de mülkiyet hakkıkapsamında değerlendirilebilir (Kopecký/Slovakya[BD], No: 44912/98, 28/9/2004,§ 35; Lihtenştayn Prensi Hans-AdamII/Almanya [BD], B. No: 42527/98, 12/7/2001, § 83. Meşru beklentikavramının ilk defa geliştirildiği kararlar için bkz. Pine Valley DevelopmentsLtd ve diğerleri/İrlanda, B. No: 12742/87,29/11/1991, § 51; Stretch/Birleşik Krallık, B. No: 44277/98,24/6/2003, § 35; Pressos Companía Naviera S.A. ve diğerleri/Belçika, B. No:17849/91, 20/11/1995, § 31).
31. Bununla birlikte AİHM içtihatlarına göre temelsiz bir hakkazanma beklentisi veya sadece ulusal hukukta mülkiyet hakkı kapsamındasavunulabilir bir iddianın varlığı meşru beklentinin kabulü için yeterlideğildir (Kopecký/Slovakya, § 35; Gratzinger ve Gratzingerova/ÇekCumhuriyeti, (k.k.) [BD],B. No: 39794/98, 10/7/2002, § 69). İç hukukun ne şekilde yorumlanacağına veuygulanacağına dair bir uyuşmazlık olduğunda ve bu bağlamda başvurucutarafından ileri sürülen iddiaların ulusal mahkemelerce kesin olarakreddedildiği durumlarda meşru birbeklentinin bulunduğu sonucuna varılamaz (Kopecký/Slovakya, §§ 50, 52; Jantner/Slovakya, B. No: 39050/97, 4/3/2003,§§ 29-33).
32. AİHM içtihatlarında sıklıkla -her ne kadar anlaşılabilirolsa da- basit beklenti ile daha somut nitelikte olması ve hukuki birdüzenlemeye ya da iç hukukta yerleşik ve istikrarlı bir yargı kararınadayanması gereken meşru beklenti arasındaki fark vurgulanmaktadır (Kopecký/Slovakya, § 52; Bozcaada Kimisis Teodoku Rum Ortodoks Kilisesi Vakfi/Türkiye(k.k.), B. No: 22522/03, 9/12/2008).
V. İNCELEME VE GEREKÇE
33. Mahkemenin 21/9/2017 tarihindeyapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:
.
A. Mülkiyet Hakkınınİhlal Edildiğine İlişkin İddia
1. Başvurucunun İddialarıve Bakanlık Görüşü
34. Başvurucu arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi çerçevesindeaçtığı dava neticesinde yalnızca iki bağımsız bölümün adına tesciline kararverildiğini, halbuki sözleşmeye göre üç bağımsızbölümün de tescil edilmesi gerektiğini belirtmiştir. Başvurucuya göre, ilkderece mahkemesi önce lehine karar vermiş ise de temyiz aşamasında siyasigerekçelerle ve alevi inancını benimsemesi yüzünden haksız yere bu kararverilmiştir. Başvurucu, derece mahkemelerinin kararlarının iskân ruhsatınınalınmadığına dayandırıldığını ancak iskân ruhsatının kendisinin çözebileceğibir konu olmadığını ifade etmiştir. Başvurucu ayrıca sözleşmeye göre temelatılınca bir daire, kaba inşaat bittiğinde bir daire ve inşaat tamamenbittiğinde de bir dairenin teslim edileceğinin arsa sahiplerince taahhütedildiğini belirtmiştir. Başvurucu sonuç olarak bu gerekçelerle etkin ve adilbir yargılama yapılmadığını ve mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ilerisürmüştür.
35. Bakanlık görüşünde, derece mahkemelerinin davanın kısmenreddine dair gerekçesinin başvurucunun üzerine düşen yükümlülüğü yerinegetirmediğine dayalı olduğu, zira başvurucunun bina için iskân almadığıbelirtilmiştir. Bakanlığa göre bu sebeple başvurucunun mülkiyet hakkının ihlaliiddiası açıkça dayanaktan yoksundur.
2. Değerlendirme
36. İddianın değerlendirilmesinde dayanak alınacak Anayasa’nın35. maddesi şöyledir:
“Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir.
Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunlasınırlanabilir.
Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararınaaykırı olamaz.”
37. Anayasa’nın 5. maddesi şöyledir:
“Devletin temel amaç ve görevleri, …Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur vemutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devletive adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik vesosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi içingerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır.”
38. Başvurucu ilk olarak derece mahkemelerince dini inancınedeniyle ayrımcılık yapılarak davasının kısmen reddedildiğinden yakınmaktadır.Ancak ayrımcılık iddiasının ciddiye alınabilmesi için başvurucuların kendisiile benzer durumdaki başka kişilere yapılan muamele ile kendisine yapılanmuamele arasında bir farklılığın bulunduğunu ve bu farklılığın meşru bir temeliolmaksızın sırf ırk, renk, cinsiyet, din, dil, cinsel yönelim ve benzeriayrımcı bir nedene dayandığını makul delillerle ortaya koyması gerekmektedir (Onurhan Solmaz, B. No: 2012/1049, 26/3/2013, § 33). Somut olayda ise başvurucunun bu yöndekiiddialarını temellendirecek somut bulgu ve kanıtları ortaya koyamadığıanlaşılmaktadır. Bu nedenle eşitlik ilkesi yönünden herhangi bir incelemeyapılmasına gerek görülmemiştir.
39. Öte yandan Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafındanyapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukukitavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan,B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucu, mülkiyethakkının ihlali iddiası yanında, açtığı davanın haksız yere kısmen reddedilmesinedeniyle adil yargılanma hakkının da ihlal edildiğini öne sürmektedir. Ancakbaşvurucunun temel şikâyeti, arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi çerçevesindeinşa edilen 2 numaralı bağımsız bölümün tapusunun iptali ve kendi adınatesciline ilişkin olup bu nedenle başvurucunun makul sürede yargılanma hakkıdışındaki bütün ihlal iddialarının mülkiyet hakkı bağlamında incelenmesigerektiği değerlendirilmiştir.
40. Anayasa'nın 35. maddesinde bir temel hak olarak güvencealtına alınmış olan mülkiyet hakkının gerçekten ve etkili bir şekildekorunabilmesi yalnızca devletin müdahaleden kaçınmasına bağlı değildir.Anayasa'nın 5. ve 35.maddeleri uyarınca devletin mülkiyet hakkının korunmasına ilişkin pozitifyükümlülükleri de bulunmaktadır. Bu pozitif yükümlülükler, kimi durumlarda özelkişiler arasındaki uyuşmazlıklar da dâhil olmak üzere mülkiyet hakkınınkorunması için belirli tedbirlerin alınmasını gerektirmektedir (Eyyüp Boynukara, B.No: 2013/7842, 17/2/2016, §§ 39-41).
41. Bununla birlikte ister devletin negatif yükümlülükleriisterse de pozitif yükümlülükleri kapsamında olsun mülkiyet hakkının ihlaliiddiasının incelenebilmesi için başvurucunun öncelikle mülkiyet hakkınınvarlığını kanıtlaması gerekmektedir.
42. Anayasa'nın 35. maddesinin birinci fıkrasında "Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir."denilmek suretiyle mülkiyet hakkı güvenceye bağlanmıştır. Anayasa'nın anılanmaddesiyle güvenceye bağlanan mülkiyet hakkı, ekonomik değer ifade eden veparayla değerlendirilebilen her türlü mal varlığı hakkını kapsamaktadır (AYM,E.2015/39, K.2015/62, 1/7/2015, § 20). Bu bağlamdamülk olarak değerlendirilmesi gerektiğinde kuşku bulunmayan menkul vegayrimenkul mallar ile bunların üzerinde tesis edilen sınırlı ayni haklar vefikri hakların yanı sıra, icrası kabil olan her türlü alacak da mülkiyethakkının kapsamına dahildir (Mahmut Duran ve diğerleri, B. No:2014/11441, 1/2/2017, § 60).
43. Anayasa'nın 35. maddesinde düzenlenen mülkiyet hakkı; mevcutmal, mülk ve varlıkları koruyan bir güvencedir. Bir kişinin hâlihazırda sahibi olmadığıbir mülkün mülkiyetini kazanma hakkı, kişinin bu konudaki menfaati ne kadargüçlü olursa olsun Anayasa'yla korunan mülkiyet kavramı içinde değildir. Buhususun istisnası olarak belli durumlarda bir "ekonomik değer" veyaicrası mümkün bir "alacağı" elde etmeye yönelik "meşru birbeklenti" Anayasa'da yer alan mülkiyet hakkı güvencesinden yararlanabilir.Meşru beklenti, makul bir şekilde ortaya konmuş icra edilebilir bir alacağındoğurduğu, ulusal mevzuatta belirli bir kanun hükmüne veya başarılı olmaihtimalinin yüksek olduğunu gösteren yerleşik bir yargı içtihadına dayanan,yeterli somutluğa sahip nitelikteki bir beklentidir. Temelsiz bir hak kazanmabeklentisi veya sadece mülkiyet hakkı kapsamında ileri sürülebilir bir iddianınvarlığı meşru beklentinin kabulü için yeterli değildir (Kemal Yeler ve Ali Arslan Çelebi, B. No:2012/636, 15/4/2014, §§ 36, 37).
44. Somut olayda başvurucu ile uyuşmazlık konusu arsaniteliğindeki taşınmazın malikleri arasında arsa payı karşılığı inşaat yapımsözleşmesi düzenlenmiştir. Bu sözleşmeye göre arsa üzerinde altı dairedenoluşan bir bina yapılacak ve tamamlanması kaydıyla bu binadaki bağımsızbölümlerden üçü yüklenici olan başvurucuya verilecektir. Başvurucu arsamaliklerinin sözleşmeye aykırı olarak kendisine düşen bağımsız bölümleridevretmediği iddiasıyla tapu iptali ve tescil davası açmıştır. Mahkeme,bağımsız bölümlerden ikisinin devrinin arsa sahiplerince kabul edildiğinigözeterek 4 ve 6 numaralı bağımsız bölümler yönünden başvurucunun talebinikabul etmiştir. Ancak Mahkeme 2 numaralı bağımsız bölümün tescili talebiniiskân ruhsatı alınmadığı gerekçesiyle reddetmiştir. Başvurucu 2 numaralıbağımsız bölümün de sözleşme gereği kendi adına tescil edilmesi gerektiğiniileri sürmekte olup bu sebeple bireysel başvurunun konusunu bu bağımsız bölümünmülkiyeti oluşturmaktadır.
45. 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılıTürk Medenî Kanunu'nun 705. maddesine göre taşınmaz mülkiyetininkazanılabilmesi için kural olarak tapu siciline tescil şarttır. Ancak yine aynımaddeye göre miras, mahkeme kararı, cebri icra, işgal, kamulaştırma hâllerindemülkiyet tescilden önce kazanılabilmektedir. Dolayısıyla Türk hukukunda miras,mahkeme kararı, cebri icra, işgal, kamulaştırma hâlleri dışında taşınmazmülkiyeti, kural olarak tapu siciline yapılan tescilin sonucundakazanılmaktadır (Hasan Çoşkun,B. No: 2014/2765, 6/4/2017, § 37).
46. Başvurucu tarafından ihlal iddiasına konu edilen 2 numaralıbağımsız bölümün tapuda başvurucu adına tescilli olmadığı tartışma konusudeğildir. Olayda, 4721 sayılı Kanun'un 705. maddesinde yer alan mülkiyetitescilsiz kazanma hâllerinin söz konusu olmadığı da açıktır. Esas itibarıylabaşvurucu mülkiyet iddiasını; bağımsız bölümün inşa edildiği taşınmazın arsasahipleri ile arasında düzenlenen arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesinedayandırmaktadır. Gerçekten de kimi durumlarda sözleşmeye dayalı edim vealacaklar da mülkiyet hakkının konusunu teşkil edebilir. Dolayısıylabaşvurucunun arsa payı karşılığı inşaat yapım sözleşmesi çerçevesinde sözkonusu bağımsız bölümün mülkiyetini edinme hususunda meşru bir beklentisi olupolmadığı da değerlendirilmelidir. Başvurucunun mülkiyet hakkı kapsamında meşrubir beklentisi olduğu sonucuna varabilmek için ise başvurucu tarafından bu beklentinin,bir kanun hükmüne veya yerleşik yargısal içtihatlara ve uygulamalaradayandığının gösterilmesi beklenir.
47. Somut olay bakımından taraflar arasındaki sözleşmeye görebaşvurucunun, yüklenici sıfatıyla söz konusu bağımsız bölümün mülkiyetini kazanabilmesi,üzerine düşen edimi yerine getirmesi koşuluna bağlanmıştır. Buna göre derecemahkemelerinin de tespit ettiği üzere başvurucu, taşınmaz üzerinde inşa etmekleyükümlü olduğu binayı anahtar teslim olarak arsa sahiplerine teslim etmekkarşılığında üç bağımsız bölümün de mülkiyetini kazanabilecektir. Derecemahkemeleri, binanın bu şekilde teslim edildiğinden söz edilebilmesi için iskânruhsatının alınması gerektiğini, her ne kadar başvurucu iskân ruhsatını ancakarsa sahiplerinin alabileceğini iddia etmekte ise de sözleşmeye göre buyükümlülüğün başvurucuya düştüğünü tespit etmişlerdir. Nitekim başvurucu da butespitin doğru olmadığını ispatlayamamıştır.
48. Anayasa Mahkemesinin delillerin değerlendirilmesi ve hukukkurallarının yorumlanmasına yönelik şikâyetler bakımından görevi ise bireyselbaşvurunun ikincil doğası gereği sınırlıdır. Derece mahkemeleri önünde hukukunne şekilde yorumlanacağına ve uygulanacağına dair bir uyuşmazlık olduğunda vebu bağlamda başvurucu tarafından ileri sürülen iddiaların derece mahkemelerincekesin olarak reddedildiği durumlarda açıkça keyfî olmadığı veya bariz birtakdir hatası içermediği sürece “meşru bir beklentinin” bulunduğu sonucuna varılamaz.
49. Somut olayda derece mahkemelerince başvurucunun sözleşmedeyer alan kendisine düşen edim yükümlülüğünü yerine getirmediğindenuyuşmazlıkkonusu bağımsız bölümün mülkiyetini kazanamadığı kabul edilmiştir. Arsa payıkarşılığı inşaat sözleşmesine ilişkin belirli, ulaşılabilir ve öngörülebilirnitelikteki kanun hükümleri (bkz. §§ 18-24) ile yargısal içtihatlara (bkz. §§25-26) ve bu çerçevede özellikle taraflar arasındaki sözleşme hükümlerinedayalı olduğu dikkate alındığında, derece mahkemelerinin kararlarının keyfîolduğu veya bariz takdir hatası içerdiği de söylenemez. Bu durumda uyuşmazlıkkonusu bağımsız bölümün mülkiyetine ilişkin olarak başvurucu adına bir tapukaydı bulunmamaktadır. Ayrıca başvurucunun, bu bağımsız bölümün mülkiyetiniedinme hususunda, bir kanun hükmü veya yerleşik yargısal içtihatlar ileuygulamalara dayalı olarak meşru bir beklentisinin bulunduğunu dakanıtlayamadığı anlaşılmaktadır.
50. Son olarak belirtmek gerekir ki Anayasa'nın 35. maddesisoyut bir temele dayalı olarak mülkiyete erişmeyi ve mülkiyeti edinmeyi değilmülkiyet hakkını güvence altına almaktadır. Bu itibarla somut başvuru açısındanyeterli bir hukukî temele dayalı olmadığından başvurucunun Anayasa’nın 35.maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkı kapsamında bir mülkü veya enazından mülkiyeti elde etme yönünde bir meşru beklentisinin bulunmadığısonucuna varılmıştır.
51. Açıklanan gerekçeyle başvurucunun mülkiyet hakkının ihlaledildiği iddiasının, diğer kabul edilebilirlik koşulları yönündenincelenmeksizin konu bakımından yetkisizliknedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
B. Makul SüredeYargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
52. Başvurucu, makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğiniileri sürmüştür.
1. Kabul EdilebilirlikYönünden
53. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğinekarar verilmesini gerektirecek başka bir nedeninin bulunmadığı anlaşılan makulsürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilirolduğuna karar verilmesi gerekir.
2. Esas Yönünden
54. Medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara ilişkinyargılamanın süresi tespit edilirken sürenin başlangıç tarihi olarak davanınikame edildiği tarih; sürenin sona erdiği tarih olarak -çoğu zaman icraaşamasını da kapsayacak şekilde- yargılamanın sona erdiği, yargılaması devameden davalar yönünden ise Anayasa Mahkemesinin makul sürede yargılanma hakkınınihlal edildiğine ilişkin şikâyetle ilgili kararını verdiği tarih esas alınır (Güher Ergun ve diğerleri, B. No: 2012/13, 2/7/2013, §§ 50, 52).
55. Medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara ilişkinyargılama süresinin makul olup olmadığı değerlendirilirken yargılamanınkarmaşıklığı ve kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılamasürecindeki tutumu ve başvurucunun yargılamanın süratle sonuçlandırılmasındakimenfaatinin niteliği gibi hususlar dikkate alınır (Güher Ergun ve diğerleri, §§ 41-45).
56. Anılan ilkeler ve Anayasa Mahkemesinin benzer başvurulardaverdiği kararlar dikkate alındığında somut olayda yaklaşık 8 yıl 1 aylıkyargılama süresinin makul olmadığı sonucuna varmak gerekir.
57. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 36. maddesinde güvencealtına alınan makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar verilmesigerekir.
C. 6216 Sayılı Kanun'un50. Maddesi Yönünden
58. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılıAnayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 50.maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:
“Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkınınihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesi hâlindeihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlerehükmedilir …”
59. Başvurucu, 100.000 TL manevi tazminat ve 1.000.000 TL madditazminat talebinde bulunmuştur.
60. Başvuruda makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğisonucuna varılmıştır.
61. İhlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararlarıkarşılığında başvurucuya net 8.400 TL manevi tazminat ödenmesine kararverilmesi gerekir. Anayasa Mahkemesinin maddi tazminata hükmedebilmesi içinbaşvurucunun uğradığını iddia ettiği maddi zarar ile tespit edilen ihlalarasında illiyet bağı bulunmalıdır. Başvurucunun bu konuda herhangi bir belgesunmamış olması nedeniyle maddi tazminat talebinin reddine karar verilmesigerekir.
62. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 206,10 TL harçtan oluşanyargılama giderinin başvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. 1. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın konu bakımından yetkisizlik nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkiniddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul süredeyargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
C. Başvurucuya net 8.400 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE,tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,
D. 206,10 TL harçtan oluşan yargılama giderinin BAŞVURUCUYAÖDENMESİNE,
E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucuların MaliyeBakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemedegecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadargeçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
F. Kararın bir örneğinin Ankara 2. Asliye Hukuk Mahkemesine(E.2014/516, K.2014/3340) GÖNDERİLMESİNE,
G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE21/9/2017tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.